ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 28 Temmuz 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

TALİBAN

RTE, Taliban’la ilgili “Türkiye’nin onun inancıyla alakalı ters bir yanı yok” dedi.

AKP Genel Başkanı veya şahsı adına konuşmuş olmalı.

Medeniyet düşmanı, insanlıktan yoksun anlayış bize ters…

RANT

Yargının “dur” dediği Zekeriyaköy’deki 11167 konutluk lüks villa projesi durmuyor.

Yargı bir kısmıyla AKP’ye kuyruk olmuş, kalan kısmını da güç sahipleri takmıyor…

ÇAKMAK

Mareşal Çakmak adını taşıyan cami yeniden yapılınca adı da değiştirildi.

Cumhuriyet tarihini sevmezler de, Mareşalin dindarlığını da mı bilmezler?..

KORUNMA

FETÖ’den hapis istemiyle yargılanan eski YÖK (AS: ÖSYM) Başkanı Ali Demir hem göreve hem lojmanda oturmaya devam ediyor.

Montrö konusundaki açıklamaya imza atan amiraller lojmandan derhal çıkarıldı.

Önemli olan neymiş?…

VATAN

Türkiye’de 5.3 milyon Suriyeli bulunduğu raporuyla ilgili AKP Gen. Bşk. Yrd. Mustafa Şen, “Suriye’den gelenlere sordum. Diyorlar ki: İlk olarak bizden önce gelenler geldikleri yere gitseler, biz de yol yordam öğrensek, sonra biz gitsek’’ dedi.

Olur. Biz Orta Asya’ya döneriz. AKP Suriyelileri idare eder. Öptüm..

KOMUTAN

Liboş Atilla Yayla, Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’nda söylediği

“Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum” şeklindeki sözlerine atıfta bulunarak, “Emrindekilere ölmeyi emreden bir komutan en başta kendisi gitmelidir. Durum böyle değilse bir problem var demektir.” paylaşımında bulundu.

Atilla bey hangi birliğe komutanlık yaptı? Hangi savaşa katıldı?…

ALTIN

Doğu Perinçek, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan’ın terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin kapatılması davası sürecindeki tavrını eleştirdi ve “Hakkında istifa kampanyası başlatıyorum. Türk Milleti adına yargı yapamaz.” dedi.

Yargının “altın çağı” nda yapılacak iş mi?..

SARAY

RTE, “Kıbrıs Türk Devletinin en kısa zamanda geniş bir tanınırlığa sahip olması için her türlü gayreti sergileyeceğiz.” dedi.

İlk adım; saray yapılarak Cumhurbaşkanın itibarı sağlanacak…

SÖMÜRGECİ

ABD Dışişleri görevlisi Nuland, Maraş’ın açılması kararını “provokatif” ve “kabul edilemez” bulduklarını ve kararın geri alınması çağrısını Türk yetkililere de bizzat ilettiğini söyledi.

Hasss!..

İLAHİ 

RTE, “Allah, dünyayı bir ölçü ve denge üzerine yaratmıştır… Son yıllarda artan küresel ısınmayla beraber dünyadaki ilahi dengenin bozulmaya başladığına şahit oluyoruz” dedi.

RTE, Allah’tan daha büyük güç olduğunun kabul etmiş olmuyor mu? Bu nasıl inanç?..

RAHMET

Gerici Yeni Akit gazetesi, hayatını kaybeden (AS: yaşamını yitiren) tiyatro sanatçısı Turgay Yıldız‘a ‘Allah’tan rahmet diledi’ diye Ali Babacan’a sert çıktı.

İnsancıklar…

BEKLEME

Merkel, Ankara ile iyi ilişkiler istediğini söyledi ama Türkiye’nin AB üyesi olmasını beklemediğinin altını çizdi.

Olsun, bizimkiler bekler…

HÜR

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı (RTÜK) Türkiye’de ileri demokrasi bulunduğunu iddia etti, medya kuruluşlarının bağımsız ve hür olduğunu öne sürdü.

İddia işte…

KEYİF

Sel felaketinin ardından Rize’ye giden RTE vatandaşlara çay fırlattı.

Rizeliler çay bulamıyordu. Ölümlü felaketin ardından ne keyifle içilir o çaylar!…

ABARTI

“MasterChef” jüri üyesi Somer Sivrioğlu, Bodrum ve Alaçatı’daki fiyatların abartı olmadığını öne sürdü.

Acun’dan paraları alınca fiyatlar öyle görülür…

BURUN

İlahiyatçı İhsan Şenocak, kadın voleybol milli takımımıza seslenerek yaptıkları işin yanlışlığına değindi ve “Sen burnunu göstermekten utanan anaların evladısın” dedi.

Sen ve senin gibi örümcekleşmişler Türk kadınına dilini uzatmaktan utansa…

DESTEK

Yobaz Şenocak’a yobaz dostları Cüppeli ve Boynukalın’dan destek geldi.

Tencere kapak…

UÇUŞ

Türkiye, 36 OECD Ülkesi içinde adalete güvende 29, eğitimden memnuniyette 36.sırada.

Hollanda Bankası değerlendirmesine göre en kırılgan ekonomi sıralamasında beşinciyiz.

Altı ayda 47 bin 572 esnaf ve KOBİ battı.

OECD de, Hollanda da, tüm dünya bizi kıskanıyor. Başkanlık sisteminde uçuyoruz biz…

ÇÖP

AKP’li Samsun 19 Mayıs Belediyesi, “Çöpünü yere atma” yazan kamyonlarla çöpleri ormanlık alana döküyor.

Orman göktedir!..

UYKU

RTE, AKP’lilere hitap ettiği çekim sırasında uyudu.

Uyuyan topluma uyanık hitaba ne gerek?..

ÇÖZÜM

AKP Gen. Bşk. Yrd. Özhaseki, birçok ilde sanayiyi mültecilerin ayakta tuttuğunu söyledi.

AKP’den çözüm, kördüğüm…

DARBECİ

Tunus Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden aldı, Meclisi (AS: geçici) kapattı, darbecilikle suçlanıyor.

Bizde; başbakan kendi isteğiyle görevi bıraktı, Meclis kapatılmadan işlevsizleştirildi.

Adam “dünya lideri” diye omuzlarda taşınıyor…

SORUYORUM                                        :  

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. Sarıklı amiralin soruşturması kaç yıl sonra bitecek? Sessizce YAŞ ‘da emekli mi edilecek?
  3. Ruhsar Pekcan ve devlete mal satan diğer bakanların soruşturulması neden engelleniyor?
  4. Sedat Peker’in iddiaları neden araştırılmıyor? Kayıp silahlar toplumun güvenliği için tehdit değil midir?..

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 21 Temmuz 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

KUMPAS

  1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Hrant Dink davası gerekçeli kararında, cinayetin FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda işlendiği, uzun yıllar kamuoyunun gündemine oturacak olan kumpas soruşturma ve davalarının bu süreçten sonra adım adım yaşama geçirildiği vurgulandı.

Yargıtay, kumpastan yargılanan savcıların iddianamesini hazırladığı Balyoz ve 28 Şubat davalarında kumpas kurulanlara ceza yağdırdı.

Yargıyı anlayan beri gelsin…

ÇAPSIZ

Ankara Cumhuriyet Savcısı, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş için kullandığı ‘çapsız’ ifadesini ‘eleştiri’ kabul edip ‘kovuşturmaya gerek yok’ kararı verdi. Aynı savcı, AKP’li Mamak Belediye Başkanı Murat Köse’ye sosyal medya hesabından ‘çapsız’ diyen bir yurttaşın sözlerini ‘hakaret’ sayarak yargılanmasını istedi.

Bu savcıya ne denir?..

SÖMÜRÜ

RTE, “Din kisvesi adı altında bu milleti sömürenlere de prim vermeyeceğiz.” dedi.

Kaptırmaz…

BOĞAZİÇİ

Kayyum rektör Bulu görevden alındı.

Geldikleri gibi giderler…

YÜKSEK

7.7 milyon yolcu garantisi verilen Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nı ilk beş ayda 272 bin yolcu kullanmış. Bu durumda yıl sonunda 7 milyon kadar yolcunun parası (7 milyon X 1.5 Dolar) cebimizden çıkacak.

Yüksekten uçuşların ardı kesilmiyor…

SİYASİ

Aydın İncirliova’da AKP İlçe Başkanı resmi törende İzmir Marşı’nı “siyasi” diyerek çaldırmadı.

Kendisi siyasi, sözde milli…

BAYRAK

AKP Giresun toplantısında Türk Bayrağı koltuklara serildi. Partililer sırtını bayrağa dayayarak oturdu.

Saygısızlar…

MÜJDE

RTE, KKTC’ye müjde verecekti, verdi. Külliye ve millet bahçesi.

Dünya liderine yakışır müjde! Rumlar kıskanacak…

SORUYORUM                                                :

  1. 128 milyar Dolar nerede?
  2. Sarıklı amiralin soruşturması kaç yıl sonra bitecek? Sessizce YAŞ’ta emekli mi edilecek?
  3. Ruhsar Pekcan ve devlete mal satan öbür Bakanların soruşturulması neden engelleniyor?
  4. Sedat Peker’in iddiaları neden araştırılmıyor? Kayıp silahlar toplumun güvenliği için tehdit değil midir?

Silahlar kadar tehlikeli

Elbette ciddiye alınmalı.

Elbette, bu inisiyatifin arkasında “Barışçıl ve demokratik haklarını kullanmak isteyen, hatta en temel anlamda itirazını, protestosunu, muhalefetini yazılı ya da sözlü dile getirmek isteyenlere karşı ‘Resmi’ güvenlik güçleri ile yetinmeyip, paramiliter, gayrı resmi, merdivenaltı, yasadışı örgütlenmeleri de sevk etme amacı” bulunduğunu hesaba katmalı.

Ancak, 107,000’in üzerinde olduğu iddia edilen bu “Kayıtdışı silahlar” meselesinden daha elim ve daha vahim bir olguyu da unutmamak gerek:

  • Faşizan yönetimin, “itirazı, muhalefeti, hoşnutsuzluğu” bastırmak için kullandığı “yasal ve hatta hukuki görünümlü şiddet”in, bir ateşli silahın namlusundan çıkacak mermi kadar öldürücü olmasını kastediyorum.

Meselâ, 700’üncü haftalık buluşmalarını gerçekleştirmek isteyen Cumartesi Anneleri’nin üzerine tüm şiddetiyle giden Devlet’in, insanları yaka paça saçlarından sürükleyerek içeri atmalarını ve hâlâ yargılıyor olmalarını kastediyorum.

Meselâ Somalı, Ermenekli madencilerin en temel haklarını, emeklerinin karşılığını alamadıkları için yaptıkları eylemin, “her görüldüğü yerde” acımasız şiddetle bastırılmasını ve hatta mahkemelerde sürüm sürüm süründürülmelerinden söz ediyorum.

MeselâHES’lere (Hidro Elektrik Santralı) ve JES’lere (Jeotermal Elektrik Santralı), taş ocaklarına karşı mücadele eden köylülerin toplandıkları her yerde, ses getirdikleri her eylemde karşılarına dikilen jandarmanın şiddetini de görelim diyorum.

Meselâ, her grev girişimini, her toplu sözleşme ve hatta sendikalaşma mücadelesini resmi-gayrı resmi şiddetle bastırmak isteyen patronların Devlet’le el ele uyguladığı baskı, zulüm ve şiddeti kastediyorum.

Meselâ, kadına (ve diğer – erkekten farklı – tüm cinsel yönelimleri olanlara) karşı, taciz, tecavüz, işkence, cinayet ve her türlü ayrımcılığa karşı protesto eylemlerinde zuhur eden resmi Devlet şiddetine dikkat çekiyorum.

Meselâ, Üniversitelerin bilimsel ve yönetsel özerkliğine, öğrencilerin birer robot, birer “eşya” birer emir eri olarak görülmelerine, akademisyenlerin birer “sıradan devlet memuru” muamelesi görmelerine karşı eylem yapanlara yönelik acımasız muameleyi de unutmayın diyorum.

Meselâ, İstanbul Güngören Tozkoparan’daki örnekte görüldüğü üzere, insanların “Kentsel dönüşüm” adı altında, zorla evlerinden yuvalarından atılmalarını protesto etmek için seslerini çıkardıklarında en ağır şiddete maruz bırakılmalarını örnek veriyorum.

Meselâ, Adıyaman’da yabancı tütün tekellerinin istekleri doğrultusunda (AS: isteklerine karşı durarak) üç beş dönüm tarlalarını koruyabilmek adına itiraz eden çiftçilerin haklı taleplerinin boğulmak istenmesini kastediyorum.

Meselâ, halkın en temel hakkı olan haber alma ve bilgilenme hakkının sağlanması için gecesini gündüzüne katarak çalışan yazılı ve görsel medyanın fedakar emekçilerine hem alanda haber toplarken, hem de kağıt üzerinde bürokratik ve yasal sistemi kullanarak uygulanan baskıları da hesaba katmak gerek diyorum. Muhabire uygulanan fiziksel şiddet kadar, Basın İlan Kurumu’ ndan RTÜK’üne ve Basın Savcılıklarına kadar Devlet’in her türlü baskı aracının kullanılmasına da iyi bakın, diyorum.

Yani… Bütün bu saydıklarım ve benzeri baskıların da, en az “Bir gün bir yerde halka karşı ateşlenmesi muhtemel” o “kayıp silahlar” kadar öldürücü-ölümcül işlevi olduğunu
anlamak gerek.

Demokrasi ile Faşizm arasındaki o uzlaşmaz çelişkinin ve o yüzlerce yıllık tarihi mücadelenin “Faşizm” tarafındaki araç-gereçleri, sadece “ateşli, uzun ya da kısa namlulu silahlar”la sınırlı değildir.

Kendileri, bir twitter mesajına, bir satır yazı içeren pankarta, bir makaleye, bir kitaba, meydanda veya salonda atılan bir slogana bile “ölümcül silah” muamelesi yapan faşistler, Devlet’in vatandaşlar arasında adaleti ve hukuku koruma amaçlı olarak kendi envanterinde bulunan milyonlarca “Resmi- Beylik Silahı” bile yeterli görmeyerek, yandaşlarına el altından silah dağıtıyor olabilir.

Ama, bunun kadar önemli olan şey, “zihinlerdeki faşist ve demokrasi düşmanı zehrin” öldürücülüğüdür.

Onu da, çıkarılan her bir kanun ya da kararnamede, her mahkeme kararında, her idari işlemde, her yasakta görebilmek mümkündür.

Mücadelemizi, her anlamda “Faşist silahlanmaya” karşı bütüncül olarak görmek gerekir.
===========================================
Dostlar,

Sn. Zafer Arapkirli dostumuz çok deneyimli, birikimli, yürekli ve yurtsever bir gazetecidir. Meslek deneyimi 40 yılı aşkındır ve doğrultu tutarlılığını özenle korumayı bilmiştir.
Cuma günleri Cumhuriyet‘te yer alan haftalık makalelerini düzenli olarak bu sitede paylaşıyoruz. Son günlerde, yoğunlaşan ve ağırlaşan gündem nedeniyle krttv.com.tr‘de de ek makaleler yazmaya başladı. Kamuoyunu uyarmaya çabalıyor vargücü ile..

Hem ülkemizin başına çorap örmeye çabalayan – ören ve giderek meşruluk zemininden savrulan iktidar kesimlerini hem de başlarına çorap örülmeye çalışılan tüm Türkiye’yi.

Yazdıkları ve yazının teması olağanüstü önemli hatta kritiktir :

  • 107 bin silah kimlerde ve nerededir?
  • Böylesi bir operasyonun iktidarın bilgisi dışında yapılması olanaksız olduğuna göre, AKP iktidarı bunu neden yapmıştır?
  • Varsayalım ki, olağanüstü saflıkla, AKP = RTE bilgisi dışında bu operasyon yapıldı ise bile (!?); şimdi bilgileri içindedir; DER – HAL / İVEDİLİKLE ne yapmışlardır, ne yapacaklardır?
  • Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığı, açıkça suça karışan / suç işleyen AKP iktidarı için neden hemen harekete geçmemektedir?
  • TBMM’den hızla bir yasa çıkarılarak bu silahlar ve mühimmat geri çağrılmalı, silahları teslim edenlere yasal işlem yapılmamalıdır; bir tür dolaylı aftır bu.
  • Toplanan silahların hepsinin balistik incelemesi yapılmalı ve işleyeni belirsiz (faili meçhul!?) bırakılan ya da belirli adam öldürme dosyaları ile ilişkilendirilmelidir.
  • Muhalefet hiç olmazsa bu yakıcı sorunda ORTAK davranmalı ve ülkemizin ana gündemi yapılmalıdır.
  • Uluslararası toplum / kurumlar, ülkemizde can güvenliği kalmadığından ve bir silahlı darbeye bizzat meşruluğunu yitiren iktidar tarafından hazırlanıldığını not etmeli ve
  • EN TEMEL HAK OLARAK YAŞAM HAKKININ AÇIK – YAKIN POTANSİYEL İHLALİ – İHLAL TEHDİDİ karşısında gerekli, adımları atmalı ve ülkemizde olası bir BOĞAZLAŞMA – KİTLESEL KIRIM – İÇ SAVAŞ ve faşist – dinci şeriat devleti ilan edilmesine yeltenilmesi riski ortadan kaldırılmalıdır.
    ***
    Bu yazımızın, yine bu gün sitemizde yayınladığımız, Sayın Dr. Merdan Yanardağ‘ın çok kritik İÇ SAVAŞ makalesi ile birlikte okunmasını dileriz. O makalenin altında da kapsamlı katkılarımız olmuştu.İç savaş! – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

    Sevgi ve saygı ile. 14 Temmuz 2021, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
    Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
    www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
    facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

 

 

Kayıp silahlar ve derin sessizliğimiz

Zafer ARAPKİRLİZafer ARAPKİRLİ
Zafer ARAPKİRLİ – Kayıp silahlar ve derin sessizliğimiz (krttv.com.tr)
09 Temmuz 2021

(AS: Bizim katkımız yazını altındadır..)

İngiltere, Finlandiya, Hollanda, İspanya, İtalya, Avusturya vb. bir ülkede, akşam saatlerinde internet sitelerine ve sosyal medyaya şöyle bir haber düşse:

“İktidar partisi içinde bazı unsurların İçişleri Bakanı tarafından yasadışı biçimde silahlandırıldığı, aralarında uzun namlulu Kalaşnikof tüfeklerin de bulunduğu çok sayıda kayıt dışı silahın, iktidar partisi gençlik kollarına mensup bazı şahıslarca gizlice nakline ilişkin tanık anlatımlarının bulunduğu…”

Üstelik de bunu, kaçak durumda olan ve bugüne kadarki anlatımlarında pek çok şeyin gerçek olduğu bilinen, devletle geçmişte birlikte pek çok gizli-örtülü-kirli iş çevirdiği için “geri plana” hakim olduğu şüphe götürmeyen bir mafya lideri ortaya atmış olsa?..

O ülkelerden herhangi birinde bugün tüm televizyonlar, 24 saat canlı haber yayınına geçmiş, gazetelerin birinci sayfaları bu konudaki haber ve yorumlarla “yığılı” bir şekilde yayımlanmış olurdu. Ülkeyi yönetenler, tabii ki en başta İçişleri Bakanı bu konuda bir açıklama yapmak zorunda kalırdı. Sabah ilk iş, radyo ve TV programlarında en azından bir resmi ağızdan bir açıklama duyulurdu.

Oysaki, canım memleketimde dün akşam aynı bu dediğim içerikte bir iddia ortaya atıldı ve ertesi sabaha “sanki hiçbir şey olmamış gibi” uyandık ve günlük yaşam sürüyor. İktidar medyası zaten cesaret edemediği için “müspet ya da menfi” hiçbir şey yazmamış, iktidar TV ve radyoları yine “kulağının üzerine yatmış” durumda. Muhalif tavırlı medya ise (benim bu yazdığım yazı örneğindeki gibi) “Şaşırdık mı?” içerikli birkaç yazı ve yoruma yer verip geçecek.

Çünkü… Evet… Şaşırdık mı?

Çünkü… Evet… Bu ülkenin geçmişinde de, (iktidarda kim olursa olsun) Devlet’in bu tür “rutin dışı” (bu tabir eski başbakanlardan Süleyman Demirel’e aittir. Devlet zaman zaman rutin dışına çıkabilir demiştir) uygulamaları hep olmuştur ve olmaktadır. “Müesses nizamı korumak” adına, onyıllardır bu topraklarda gücü ellerinde bulunduranlar, “kayıtsız – kuyutsuz – rutin dışı – iktidarın hizmetinde” örgütlenmeleri gerçekleştirmiş ve yönlendirmiştir. Bunu, kimi zaman Kontrgerilla” etiketi ve markası ile “dış düşmana” (60’lar, 70’ler) karşı yaptığını savunmuş, kimi zaman “Terörle mücadele” görüntüsü ile aslında kirli mafyatik faaliyetlere zemin oluşturmak amacıyla (90’lar Susurluk dönemi) yapmış, kimi zaman da bugünün pratiğinden anlaşıldığı kadarı ile “iktidarı yitirmemek amacıyla” muktedirin kendi yandaşlarını gizlice silahlandırmış olması muhtemeldir.

Duyduğumuzda, okuduğumuzda şaşırmıyor olmamız, yani “rutin dışı”nı, adeta “rutin” gibi kanıksamış ve kabulleniyor olmamız, işin en kaygı verici yönü değil midir?

15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi gecesi, devletin yasal güvenlik güçleri dururken, otobüsler, minibüsler dolusu insan çatışma alanlarına nasıl sevk edilmiştir? Normal bir hükümet, öyle bir ortamda sivil vatandaşlarına sokağa çıkma yasağı uygulayarak koruma altına alması gerekirken, neden sokaklara meydanlara doluşma çağrısı yapmıştır?

Kimse kimseyi kandırmasın. O gece sokaklara, yani çatışma alanlarına gitmeleri istenen ve bu konuda teşvik edilen, silahlandırılan (evet silahlandırılan – devlet bunu bizzat itiraf etti) insanların iktidar partisi yandaşları olduğu gerçeğini bilmiyor muyuz? Bir iki gönüllü vatanseverin dışında, herkes böyle bir durumda evlerine kapanıp Devlet’in ne yapacağını beklerken, bir grup insan iktidar tarafından (belki de önceden örgütlü ve haberli – eğitimli) sokağa çıkarılıp çatışmanın göbeğine atılmıştır.

Devleti yönetenler orada burada saatlerce saklanırken, sıradan vatandaş bizzat devletin ellerine tutuşturduğu “kayıt dışı” silahlarla ölüme yollanmış ve ölmüş, yaralanmıştır. (Sonradan onlar için toplanan “şehit ve gazilere” yardım paralarının hiç edildiği ayıbına girmeyeyim..)

Şimdi, soru şudur                             :

Türkiye Cumhuriyeti, devleti ve milleti ile bu konuyu hiç tartışmayacak, Parlamento zemininde bu işin, bu iddiaların bir soruşturması (yine) yapılmayacak mıdır?
Mafya liderinin bu kez işaret ettiği somut bir isim de vardır. İçişleri Bakanı ve iktidar partisinin bazı mensuplarını ismen zirketmekte ve gün gün, saat saat, sokak sokak, köşe bucak tarifler yapmaktadır. Bu kişiler, en başta da sayın bakan çağrılıp tek bir soru sorulmayacak mıdır?

İddialar doğruysa, bu silahlar nereden gelmiş, kimin deposunda saklanıyor ve kim hangi yetki ile hangi yasal temelde kimlere,
ne için, nerede kullanılmak maksadı ile dağıtılmıştır? Çok yakın geçmişte, bir genel seçim sonrasında iktidar yandaşı – seçmeni -sempatizanı olduğunu gizlemeyen insanların büyük kentlerimizin cadde ve sokaklarında konvoylar oluşturarak havaya ateş açarak yaptığı kutlamalarda kullanılan silahlar da bunlar mıdır?

O gün seçimi kazanan bu insanların kutlama maksadıyla tetiğine bastığı bu silahlar, yarın (demokrasi bu ya, kazanmak da var kaybetmek de) bu kez havaya değil başka yerlere sıkılacak mıdır?

  • Bunların adı “yasadışı silahlı terör eylemi” değil midir?

İki satır yazı, iki çift sözlü kelâm, iki tweet, iki dakikalık basın açıklaması yapana ağız dolusu “Teröriiiiiiiist!..” diye hücum edip zindanlarda sürüm sürüm süründürmeye yeminli güvenlik ve yargı mekanizması, bütün bu iddialar ve olgular karşısında nasıl sessiz kalabilmektedir?

İzmir’deki menfur cinayet benzeri, yarın bir gün, muhalefet partilerinden birinin il-ilçe merkezlerinden birine dalıp kan dökmesi muhtemel bir eli kanlı faşiste bile (hâlâ) yakıştırılamayan “terörist” yaftası, bundan böyle muhaliflere bu kadar cömert kullanılabilecek midir?

Canım ülkem; Kalaşnikof diyorum, su tabancası değil!

Ve derin bir sessizlik içinde yazlıklarımızda havuzlarımızın başında su tabancaları ile gülüşerek oynaşan çocuklarımızın geleceğinden söz ediyorum.
=========================================

Dostlar,

Durum “çoook ciddi” ötesi, “ürkünç” tür!
Bu sorunun üstüne gidilmeli ve aydınlatılmalı, hukuksal olarak gereği tümüyle yapılmalı, söz konusu silahlar mutlaka bire bir geri toplanmalıdır.
Gerekirse TBMM’den geçici yasa çıkarılmalı, bu silahları bulunduranların ceza yaptırımı görmeksizin, verilecek kısa sürede teslimi istenmeli ve hepsinin teker teker balistik muayeneleri yapılarak karıştıkları cinayetler aydınlatılmalıdır.

Türkiye bu çok ağır sorunu görmezden gelemez, kulağının üstüne yatamaz.
Hele yandaş medya.. bu kez olsun susma – örtme – 3 maymunu oynama olanağı yoktur.

Saygın ve yürekli – ilkeli gazeteci Sayın Zafer ARAPKİRİ, tartihsel bir sorumnuluğu yerine getirmiştir. O’nun son sözleriyle bağlayalıım biz de, paylaşmış olarak aynı zamanda :
***
Canım ülkem; Kalaşnikof diyorum, su tabancası değil!

Ve derin bir sessizlik içinde yazlıklarımızda havuzlarımızın başında su tabancaları ile gülüşerek oynaşan çocuklarımızın geleceğinden söz ediyorum.
***

  • AKP iktidarı Türkiye’yi hangi karanlıklara sürüklemektedir?

    Sevgi ve saygı ile. 10 Temmuz 2021, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
    Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
    www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
    facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik