ORMAN YANGINLARI ÜZERİNE

Dr. Ceyhun BALCI
ORMAN YANGINLARI ÜZERİNE – cumhuriyetciyorum (wordpress.com) 

Türkiye’nin onlarca ilinde çok sayıda yerde neredeyse eş zamanlı başlayan yangınların her birimizde yarattığı dehşeti sözcüklerle anlatmak zor. Bir zorluk da bu yangınlar üzerine yapılan kimi yorumlarla ilgili. İletişim olanaklarının yaygınlaşmasının yol açtığı acınası sonuçlardan birisini bu olay üzerine yazılanlar ve söylenenler üzerinden yaşıyoruz. Televizyonlarda uzman etiketiyle yer alanlardan ve sosyal medyada paylaşılanlardan bir demet!

  • Küresel ısınma sınırları aşma noktasına erişmiş. Böyle durumlarda yangınları doğal karşılamak gerekir gibi bir algı yaratılıyor.
  • Özensiz piknikçiler, arabasından dışarı izmarit atanlar da unutulmadı bu arada.
  • Tarla açmak için orman yakanlar ilkokul kitaplarımızın bilgisiydi diye düşünenler yanıldılar. Tarımı unutan ülkemizde çiftçiliği anımsayanlar birden bire harekete geçip kendilerine tarla açmaya giriştiler desek güldürmez miyiz herkesi?
  • Ülkemizin başının en büyük derdi olan betonlaşma görmezden gelinebilir mi? Orman yakmak bu betonlaşmanın ilk adımıdır ne de olsa.

Bu arada, bir önemli noktaya değinmemek olmaz. Cumhuriyet düşmanlığıTürk Hava Kurumu üzerinden eyleme dönüştüren iktidar, ihale şartnamesi üzerinden yürüttüğü aymazlığı sürdürmekte zorlanır oldu. Geçtiğimiz haftalarda yabancı şirketlere ödeme yapılmadığı için yangın uçaklarının işbaşı yapmadığı ve yangınlara uçakla söndürme yapılamadığı haberleri basına yansımıştı.

  • Bir yanda kullanılmayan THK uçakları diğer yanda parası ödenmediği için havalanmayan kiralık uçaklar.

Daha da kötüsü bu durumun basına yansımasıydı. Orman kundaklama için fırsat kollayanları harekete geçirmiş olması bile olasıdır bu haberlerin.

Sonuç olarak: bir terör eylemi olduğu kuşkusuz olan son orman yangınlarının denetim altına alınamamasında hükümetin önlemsizliği ve hazırlıksızlığı son derece açıktır.

Yazının başındaki başlıklara dönersek!

Türkiye’de hatırı sayılır bir kesim orman kundaklamaları karşısında dilini yutmuş gibidir. Dil ucuyla da olsa bu güçlü olasılığı seslendirene rastlamak neredeyse olanaksızdır. Oysa öznesiz eylem, dilbilgisi kurallarına da toplumbilim yasalarına da aykırıdır.

Onlarca ilde onlarca noktada aynı anda orman yangını çıkacak ve bunları tekil orman yangını olgusu gibi algılayacağız! Öyle mi?

Yakın ve uzak geçmişte ayrılıkçı terör örgütü PKK’nin eylemcilerinin de döpiyesli, kravatlı sözde siyasilerinin de bu konuyla ilgili epeyce açıklaması olduğu arşivlerde yapılacak kısa bir gezintiyle ortaya çıkartılabilir. Durum bu denli açık ve ortadayken dilini yutmuş gibi yapanlara ne demeli?

VİCDANSIZ ve AHLÂKSIZ, bu davranış biçimi karşısındaki sessizliği niteleyebilecek sıfatlardan ikisidir. Niteleme sayılarının okurların imgelem gücüyle daha da artırılabileceğinden  hiç kuşkum yok.

  • İktidarın Cumhuriyetle hesaplaşma uğruna ormanlarımızı tehlikeye attığı gün gibi ortada.

Buna karşılık, yaşanan yangınları terör eylemi değilmiş gibi niteleme çabaları da! Teröristlerin kod adlarını kitaplarına ad yapanların sözde siyasetinin orman yakmaya varmasına kimseler şaşırmamalı!

Türkiye beceri yoksunu bir iktidarla emperyal maşa terör örgütü ve sözde siyasetinin arasında sıkışmayacak kadar
önemli ve değerli bir ülkedir.

Bu önemli noktaya dikkat!

Orman

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen
02 Ağustos 2021, Cumhuriyet

 

Şair Nâzım Hikmet“Davet” adlı şiirinde şöyle yazar:

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim…
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…

Özgürlüğün ağaç, kardeşliğin orman ile anlatıldığı bu şiirde vurgulanan, insanın insana kulluğu sona ermediği için, dünyada ve Türkiye’de çevre ve doğa sorunları da son bulmamaktadır.

Kapitalizm adı verilen, insan ve doğa düşmanı ahlaksız düzenin, para ve kâr hırsı nedeniyle, doğanın dengesi yıkılmakta; dereler, nehirler, göller, denizler, topraklar, hava ve atmosfer kirlenmekte; karbon dioksit ve metan gazı üreten atıkların, kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanımının neden olduğu küresel ısınmayla, orman yangınları da yaygınlaşmaktadır.
***
Kapitalizmin bir sonucu olarak gelişen ulaşım ve yapılaşma teknolojisiyle birlikte, insanların doğanın neredeyse tüm alanlarını kuşatması da bu süreci tetiklemektedir. Özellikle son yüzyılda yapılan yollar, yapılaşmalar, binalar ve kurulan yerleşim birimleri, binlerce yıl ulaşılmaz olan doğanın birçok bölgesini, insan tarafından ulaşılabilir hale getirmiştir.

İnsan, potansiyellik özelliğine sahip bir varlık olduğu için ve bu nedenle iyiye de kötüye de evrilebildiği için, insanın ulaştığı her yerde, canlılara, hayvanlara, doğaya bir zararın verilmesi olasılığı yüksektir. Bu nedenle doğanın her alanının insana ulaşılabilir kılınması, başlı başına bir ekolojik sorundur.

Bu ekolojik sorunun temel nedenlerinden bir tanesi, insan tarafından kurulan kapitalist düzendir.

  • Kapitalizm sorunu çözülmeden ekoloji sorunu çözülemez.

Çünkü insanı ahlaksızlaştıran, erdemsizleştiren, her şeyi para, kâr ve sermaye sınıfının zenginleşmesi ölçütüyle değerlendiren, böylece insanı, canlıları ve doğayı koruma altına alan değerleri yok eden kapitalizmdir. 19. yüzyıldaki sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan kapitalizm, günümüzde halen geçerli olan düzendir. Feodalizm ve kölelik gibi 19. yüzyıldan önce var olan sömürü düzenlerinde, insan zarar görmüş olsa da doğa ve doğadaki canlılar bu kadar zarar görmemişti.
***
Özel sektörün ve kapitalizmin temsilcisi konumundaki devletlerin, doğa felaketlerini önlemeye yönelik yatırım yapmamaları, bu yatırımları kâr getirmeyen yatırımlar olarak görmeleri, bu alana yapılan yatırımları, sermaye sınıfının kasasını doldurmayan ölü yatırımlar olarak görmeleri nedeniyle, ekolojik facialar önlenememektedir. Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde ortaya çıkan orman yangınları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Olası yangınlara karşı ormanların korunması için gerekli yatırımlar zamanında yapılsaydı, Tarım ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve ilgili diğer bakanlıklar ve kurumlar, koordineli (AS: eşgüdümlü) bir biçimde gerekli önlemleri alsalardı, bu yangınlar çıksa bile yayılmaları ve ortaya çıkan zararlar büyük ölçüde önlenebilirdi.

Türkiye’nin, söz konusu yangınların söndürülmesinde etkili bir rol oynayan yangın söndürme uçaklarına yeterli bir sayıda sahip olmaması bile hükümetlerin önceliklerinin neler olduğunu ortaya koymaktadır.

Kapitalist paradigma içinde, bu soruna kalıcı ve küresel bir çözüm bulunamasa da Türkiye’de bu soruna geçici ve yerel bir çözüm de bulunabilirdi. Örneğin “Cumhurbaşkanlığı”nın ve “Diyanet İşleri Başkanlığı”nın yıllık bütçesinden %10 oranında bir kısıntı yapılsaydı ve devletin ihalelerini tekeli altına alan beş şirket kâr oranlarından %10 oranında feragat etselerdi, günlerdir yaşanan orman yangınları, yayılmadan, 24 saat içinde kontrol (AS: denetim) altına alınırdı.

Ama öncelikle ağacı sevmek gerekir. Ağacı sevmeyenlerin, ormanı sevmesini beklemek, boş bir çabadır.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 28 Temmuz 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

TALİBAN

RTE, Taliban’la ilgili “Türkiye’nin onun inancıyla alakalı ters bir yanı yok” dedi.

AKP Genel Başkanı veya şahsı adına konuşmuş olmalı.

Medeniyet düşmanı, insanlıktan yoksun anlayış bize ters…

RANT

Yargının “dur” dediği Zekeriyaköy’deki 11167 konutluk lüks villa projesi durmuyor.

Yargı bir kısmıyla AKP’ye kuyruk olmuş, kalan kısmını da güç sahipleri takmıyor…

ÇAKMAK

Mareşal Çakmak adını taşıyan cami yeniden yapılınca adı da değiştirildi.

Cumhuriyet tarihini sevmezler de, Mareşalin dindarlığını da mı bilmezler?..

KORUNMA

FETÖ’den hapis istemiyle yargılanan eski YÖK (AS: ÖSYM) Başkanı Ali Demir hem göreve hem lojmanda oturmaya devam ediyor.

Montrö konusundaki açıklamaya imza atan amiraller lojmandan derhal çıkarıldı.

Önemli olan neymiş?…

VATAN

Türkiye’de 5.3 milyon Suriyeli bulunduğu raporuyla ilgili AKP Gen. Bşk. Yrd. Mustafa Şen, “Suriye’den gelenlere sordum. Diyorlar ki: İlk olarak bizden önce gelenler geldikleri yere gitseler, biz de yol yordam öğrensek, sonra biz gitsek’’ dedi.

Olur. Biz Orta Asya’ya döneriz. AKP Suriyelileri idare eder. Öptüm..

KOMUTAN

Liboş Atilla Yayla, Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’nda söylediği

“Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum” şeklindeki sözlerine atıfta bulunarak, “Emrindekilere ölmeyi emreden bir komutan en başta kendisi gitmelidir. Durum böyle değilse bir problem var demektir.” paylaşımında bulundu.

Atilla bey hangi birliğe komutanlık yaptı? Hangi savaşa katıldı?…

ALTIN

Doğu Perinçek, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan’ın terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin kapatılması davası sürecindeki tavrını eleştirdi ve “Hakkında istifa kampanyası başlatıyorum. Türk Milleti adına yargı yapamaz.” dedi.

Yargının “altın çağı” nda yapılacak iş mi?..

SARAY

RTE, “Kıbrıs Türk Devletinin en kısa zamanda geniş bir tanınırlığa sahip olması için her türlü gayreti sergileyeceğiz.” dedi.

İlk adım; saray yapılarak Cumhurbaşkanın itibarı sağlanacak…

SÖMÜRGECİ

ABD Dışişleri görevlisi Nuland, Maraş’ın açılması kararını “provokatif” ve “kabul edilemez” bulduklarını ve kararın geri alınması çağrısını Türk yetkililere de bizzat ilettiğini söyledi.

Hasss!..

İLAHİ 

RTE, “Allah, dünyayı bir ölçü ve denge üzerine yaratmıştır… Son yıllarda artan küresel ısınmayla beraber dünyadaki ilahi dengenin bozulmaya başladığına şahit oluyoruz” dedi.

RTE, Allah’tan daha büyük güç olduğunun kabul etmiş olmuyor mu? Bu nasıl inanç?..

RAHMET

Gerici Yeni Akit gazetesi, hayatını kaybeden (AS: yaşamını yitiren) tiyatro sanatçısı Turgay Yıldız‘a ‘Allah’tan rahmet diledi’ diye Ali Babacan’a sert çıktı.

İnsancıklar…

BEKLEME

Merkel, Ankara ile iyi ilişkiler istediğini söyledi ama Türkiye’nin AB üyesi olmasını beklemediğinin altını çizdi.

Olsun, bizimkiler bekler…

HÜR

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı (RTÜK) Türkiye’de ileri demokrasi bulunduğunu iddia etti, medya kuruluşlarının bağımsız ve hür olduğunu öne sürdü.

İddia işte…

KEYİF

Sel felaketinin ardından Rize’ye giden RTE vatandaşlara çay fırlattı.

Rizeliler çay bulamıyordu. Ölümlü felaketin ardından ne keyifle içilir o çaylar!…

ABARTI

“MasterChef” jüri üyesi Somer Sivrioğlu, Bodrum ve Alaçatı’daki fiyatların abartı olmadığını öne sürdü.

Acun’dan paraları alınca fiyatlar öyle görülür…

BURUN

İlahiyatçı İhsan Şenocak, kadın voleybol milli takımımıza seslenerek yaptıkları işin yanlışlığına değindi ve “Sen burnunu göstermekten utanan anaların evladısın” dedi.

Sen ve senin gibi örümcekleşmişler Türk kadınına dilini uzatmaktan utansa…

DESTEK

Yobaz Şenocak’a yobaz dostları Cüppeli ve Boynukalın’dan destek geldi.

Tencere kapak…

UÇUŞ

Türkiye, 36 OECD Ülkesi içinde adalete güvende 29, eğitimden memnuniyette 36.sırada.

Hollanda Bankası değerlendirmesine göre en kırılgan ekonomi sıralamasında beşinciyiz.

Altı ayda 47 bin 572 esnaf ve KOBİ battı.

OECD de, Hollanda da, tüm dünya bizi kıskanıyor. Başkanlık sisteminde uçuyoruz biz…

ÇÖP

AKP’li Samsun 19 Mayıs Belediyesi, “Çöpünü yere atma” yazan kamyonlarla çöpleri ormanlık alana döküyor.

Orman göktedir!..

UYKU

RTE, AKP’lilere hitap ettiği çekim sırasında uyudu.

Uyuyan topluma uyanık hitaba ne gerek?..

ÇÖZÜM

AKP Gen. Bşk. Yrd. Özhaseki, birçok ilde sanayiyi mültecilerin ayakta tuttuğunu söyledi.

AKP’den çözüm, kördüğüm…

DARBECİ

Tunus Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden aldı, Meclisi (AS: geçici) kapattı, darbecilikle suçlanıyor.

Bizde; başbakan kendi isteğiyle görevi bıraktı, Meclis kapatılmadan işlevsizleştirildi.

Adam “dünya lideri” diye omuzlarda taşınıyor…

SORUYORUM                                        :  

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. Sarıklı amiralin soruşturması kaç yıl sonra bitecek? Sessizce YAŞ ‘da emekli mi edilecek?
  3. Ruhsar Pekcan ve devlete mal satan diğer bakanların soruşturulması neden engelleniyor?
  4. Sedat Peker’in iddiaları neden araştırılmıyor? Kayıp silahlar toplumun güvenliği için tehdit değil midir?..

2100 DÜNYA SICAKLIK HARİTASI

2100 DÜNYA SICAKLIK HARİTASI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
(Nükleer Fizik, Çekirdek Fiziği Uzmanı)

Değerli arkadaşlar,

58 üye ülkenin (ABD üye değil; Türkiye’nin sürekli temsilciliği var) oluşturduğu Birleşmiş Milletler Çevre Programı‘nın (UNEP) “Gezegenin Geleceği” kapsamında hazırladığı Küresel Sıcaklık Artış Haritasını görüyorsunuz.

“Tüm Dünya ülkelerinin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik yaşam koşullarını, Çevre lehine özverili değişiklikler yapmadan sürdürmesi durumunda” ortalama sıcaklık artışının süper bilgisayarlarla (benzetim – simülasyon) hesaplanmış sonucu dehşet vericidir…

Buna göre Türkiye’de sıcaklıklar, hemen tüm çevre olduğu gibi, 2000 yılında “mevsim normali” sayılan düzeyin yaklaşık 5 derece üzerinde olacaktır !! Yani yaz ortasında 2 ay süreyle tüm Türkiye’de sıcaklık 40 derecenin üzerinde seyredecek demektir. Şu anda 15 C derece olan Dünya ortalaması, 20 C dereceye dek yükselecektir…

İnsanların serinlemek için kullanacağı devasa miktardaki Fosil Enerji –iki ucu b.lu değnek örneği!– küresel sıcaklığın daha da yükselmesini tetikleyecektir… Velhasıl gidiş çok tehlikeli

Küresel ısınmanın tetiklediği, “neden veya sonuç” olduğu daha birçok felaket var …

Su baskınları, yükselen deniz suları yüzünden yitirilen topraklar, birçok canlı türün ölümü, kuraklık, mikrobik patlama, yeni viral hastalıklar,

Açlık!

Ülkeler, hatta kentlerarası su savaşları, terör, zoraki göçler, ekonomisi zayıf ülkelerin yıkılışı,

  • Bölgesel karmaşa ve olası bir nükleer savaş!?

…. sonucunda Dünya nüfusunun, 2060’tan sonra 40-50 yıl içinde, 10 milyardan yüzyılın sonunda 2-3 milyara düşebileceğini düşünüyorum.

  • İnsanlık belki 75 bin yıl önceki Toba felaketinden çok daha büyük bir kıyım yaşayacak demektir.

Gelecekte Dünyamız, Venüs’te olduğu gibi, geri dönüşü olmayan ve tüm yaşamı sonlandırabilecek bir “Isı Sarmalı“na mı girecek, yoksa?

Küresel durum bu denli ürkünç (vahim), ama insanlık umursamaz yaşamını sürdürüyor; daha çok ürüyor, daha çok üretiyor, daha çok tüketiyor, daha çok israf ediyor, daha çok kirletiyor, daha çok tahrip ediyor…

Ve Doğanın tokadını daha çok hak ediyor…æ (20.02.2019)

Fotoğraf açıklaması yok.

TMMOB – ÇMO : SAĞLIKLI VE DENGELİ BİR ÇEVREDE YAŞAMAK ANAYASAL BİR HAKTIR

Çevre Mühendisleri Odası ile ilgili görsel sonucu

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

SAĞLIKLI VE DENGELİ BİR ÇEVREDE YAŞAMAK ANAYASAL BİR HAKTIR

5 Haziran1972 yılında, BM Stockholm Konferansı`nda insanların çevre ile ilişkisi üzerinde durulmuş ve 5 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. Dünya Çevre Günü “Sadece bir Dünya var.” sloganı temeline dayanmaktadır. 1970`lerden 1980`e dek Dünya Çevre Günü Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından çevre bilincinin artırılmasına yönelik olarak değerlendirilmiştir.
Ozon tabakasının incelmesi,
– toksik kimyasallar,
– çölleşme ve
– küresel ısınma vb. konular her yıl tema olarak belirlenmiştir.
Geçmişten günümüze, dünyamızın çevre sorunları daha çok artmış ve su kirliliği, toprak kirliliği, iklim değişikliği, nesli tükenmekte olan canlı türlerinin sayılarında artış vb. birçok konu ortaya çıkmıştır. İklim değişikliği gibi büyüyen çevre sorunları doğal kaynakları da kısıtlamaktadır. Örneğin sera gazlarının artışıyla birlikte gelen iklim değişikliği problemi su kaynaklarına etki etmekte, azalan su kaynakları tarımsal üretime etki etmekte ve biyolojik çeşitliliği azaltmaktadır.

  • 2018 yılı Dünya Çevre Günü`nün teması ise “plastik kirlilik ile mücadele” olarak belirlenmiştir.

Bu tema ile dünyada kullanılan plastik ürünlerin azaltılması da hedeflenmektedir.
Ülkemizde de plastik kullanımı her alanda yaygınlaşmış, plastik atıkların yönetiminde zorluklar oluşmuştur (UN Environment).

Belediyelerde toplanan atıkların, %30`u plastiktir. Türkiye`de farklı sektörlerde toplam
8 612 000 ton plastik tüketilmektedir. 1.800.000 ton plastik ambalaj piyasa sürülmekte ve bunun yalnızca 384.000 tonu toplanmaktadır. Plastik atıklarımızın toplanması, geri kazanılması sürecinin sağlıklı olmadığı sayılarla da ortaya çıkmaktadır. Bu plastikler topraklarımızda, derelerimizde, denizlerimizde birikmekte ve sağlığımızı tehdit etmekte, ekosisteme zarar vermektedir. Ambalaj plastiklerin kaynağında ayrı toplanması sağlanamamış, depozito yaklaşımı güçlendirilerek zorunlu hale getirilmemiştir.

2011 yılında 55 bin ton düzeyinde olan plastik atık ithalatı, 2017 yılında gelmiş geçmiş en yüksek miktar olan 205 bin tona ulaşmıştır. 2018’in ilk 2 ayında, geçen yılın neredeyse 1/3`ü kadar plastik ithalatı (dışalımı) yapılmıştır. Son 5 yılda salt atık plastik özelinde dış ticaret açığı toplamımız 128 milyon €`ya ulaşmıştır. İthal edilen karışık plastik atıkların %30-35`i ise geri dönüştürülebilecek nitelikte değildir..

Öte yandan, plastik kullanımını yaşamımızdan çıkarmamız gerekmektedir. Paketlenmiş su tüketimi, plastik pipet kullanımı, plastik çatal, bıçak, tabak gibi malzemelerin kullanımını azaltmak için her bir bireyin çaba harcaması gerekmektedir. Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği ile 2019’da süpermarketlerde plastik poşet (torba) kullanımı ücretli hale getirilecektir. Bu düzenleme kesinlikle ertelenmemelidir.

Atık sektörünün kamusal bir gereksinimi karşıladığı gerçeğinden hareketle; kar amacı güden değil kamusal bir anlayışın yaşama geçirilmesi gerektiği göz önüne alınarak sektörün ve çevresel hizmetlerin Devlet tarafından desteklenmesi sağlanmalıdır.

Ülkemizin özellikle Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgelerindeki dere ve göllerin tamamı kirlenmiştir. Bu dere ve göller, mevzuatımızda belirtilen 1. sınıf temiz yüzey suyu özelliğini yitirmiştir. Yapılan arıtma tesisleri yeterince denetlenmemekte, işletmesi sağlıklı yapılmamaktadır.

  • Büyük Menderes, Kızılırmak, Sakarya, Susurluk, Küçük Menderes, Gediz, Bakırçayı, Ergene nehirleri açık kanalizasyon haline dönüşmüştür.
  • Ankara`nın içinden geçen Ankara Çayı tehlikeli ve evsel atık taşıyan bir hale dönüşmüştür.

Bunun temel nedeni atıksu arıtma tesislerinin işletmelerde olmaması, var olanlarının çalıştırılmaması, yanlış işletilmesi ve denetimlerin yetersizliğidir.

Kent nüfusunun artışını özendiren, kentler arası rekabete dayalı kamu yatırımlarından vazgeçilerek; kente göç ile kentler arası göçün önüne geçen temel politikalar benimsenmeli. Kentsel ve kırsal yaşamda kamusal anlayış egemen olmalıdır.

Ülkemizde, entegre çevre yönetimi yaklaşımı uygulanmalıdır. Yatırım yapan ile denetleyen, izin veren aynı kurum olmamalıdır. Örneğin DSİ hem HES yatırımı yapmakta hem de HES`lere izin vermektedir. Öte yandan, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın su yönetimi ve çevre yönetimi konusunda ortak çalışma alanları ve ortak görevleri bulunmaktadır. Bu çelişkili durum yerine tek başına, bilimsel ve teknik altyapısı güçlü, çevre mühendisi istihdam eden, çevre yönetiminin bütün temellerini ve ilkelerini barındıran bir Çevre Bakanlığı Kurulmalıdır.

Sularımızın kirlenmesi engellemek için ülkemizde ekosistem odaklı atıksu yönetimine odaklanılmalı, her alıcı ortamın (dere, göl, deniz) kendi özgün koşulları değerlendirilerek, havza bazlı su yönetimi ve  alıcı ortam esaslı deşarj standardına geçilmelidir.

İklim değişikliğine karşı kentlerimizin ve kırın hazırlıklı olması için uyum etkiliklerine başlanmalıdır. Uyum çalışmaları için kentlerde taşkınları önleyecek, sel felaketlerini önleyecek çalışmalar yapılmalıdır. 8 Eylül 2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2006/27 sayılı Başbakanlık Genelgesinde aşağıda belirtilen hususların yaşama geçirilmediği görülmektedir. 12 yıldır yaşama geçirilmeyen bu düzenleme acilen uygulanmalıdır.

•       Madde 2: Çeşitli kullanım alanları oluşturmak maksadıyla derelerin üzeri, zaruri hallere münhasır olmak üzere DSİ Genel Müdürlüğünün izni alındıktan sonra gerçekleştirilecek işlemler hariç, kesinlikle kapatılmayacaktır. Bunun dışında dere yataklarında gerçekleştirilecek her türlü yapılar, ilgili kurum ve kuruluşlarca onaylı bir projeye dayandırılacaktır.

•       Madde 4: Kamu kurum ve kuruluşlarınca, köprü altındaki su akış kesitinin daralmasına neden olan ve su akışını engelleyen yapılar yapılmayacaktır. Özel ve tüzel kişilerce yapılmak ve yaptırılmak istenen bu tür yapılara da kesinlikle izin ve ruhsat verilmeyecektir. İlgili kurumlarca yapılan denetimler sonucunda su akış kesitinin daralmasına neden olduğu belirlenen yapılar, imar mevzuatına göre mülki amirlerin sorumluluğunda yetkili belediye veya özel idare tarafından derhal kaldırılacaktır.

•       Madde 13: 4373 sayılı «Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu» içinde gerek görülen tedbirler alınacak ve yasaklanan faaliyetlerin önlenmesi takip edilecektir.

10.05.1926’da yayınlanan Sular Hakkında Kanun ile ülkemizdeki su kaynaklarımız korunamaz, sürdürülebilir şekilde yönetilemez. Bu nedenle geçmişte başlayan taslak Su Kanunu, kamu yararı gözetir bir biçimde güncellenerek acilen yasalaştırılmalıdır.

Yeni Su Kanunu`nda iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve uyumu sağlamak adına, “taşkın yönetim planlarında; önleme, koruma ve hazırlıklı olma ilkeleri gereğince, taşkın öncesi, esnası ve sonrasında alınması gereken yapısal ve yapısal olmayan tedbirlerin belirlenmesi, yerleşim yerlerinin imar planlarının hazırlanmasında taşkın tehlike haritalarını da içeren taşkın yönetim planları dikkate alınması; bu planlar ile belirlenen taşkın koruma alanlarının 3194 sayılı İmar Kanununda yer alan yeşil alan kullanımlarına ayrılması, taşkın koruma alanlarında, zorunlu sanat yapıları dışında hiçbir yapılaşmaya izin verilmemesi; bu alanlar ancak insanlar tarafından hızla ve kolaylıkla boşaltılabilen park, yeşil alan ve benzeri amaçlarla kullanılması, dere yataklarına doğal akışı veya akış yatağını olumsuz etkileyecek yapıların yapılmaması” koşulları getirilmelidir.

Koruma – kullanma anlayışının temel alınmadığı her yaklaşım ve proje çevrenin ve doğal yaşamın sürdürülebilirliğini olumsuz olarak etkileyecektir. Bu gerçekten hareketle; koruma-kullanma yaklaşımını temel alan, saydam, halkın katılımını sağlayan kanalların açık tutulduğu bir anlayışın kamu yönetiminde esas alınması tartışmasız olarak yaşama geçirilmelidir.

Doğal kaynak ve doğal yaşam alanlarının korunmasına, tarım ve orman alanlarının, mera, yaylak ve kışlakların  amaç dışı kullanımının önüne geçilmesi, için gereken özen gösterilmeli ve doğanın tüm bileşenleri ile yaşamın önceliklendirildiği bir anlayışın benimsenmesi sağlanmalıdır.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası olarak, Genel Kurulumuzda alınan karar doğrultusunda, Dünya Çevre Günü, Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası olarak ele alınmakta, ekolojik yıkımın etkileri ve bu yıkıma karşı çözüm önerileri topluma aktarılmaktadır. Kuşkusuz, ülkemizde çevre yönetimi alanında güzel gelişmeler de yaşanmakta, düzenli depolama sahalarının, atıksu arıtma tesislerinin sayısı artmakta, altyapı güçlendirilmekte, ağaçlandırma faaliyetleri de yapılmaktadır. Ancak, bu gelişmelerin yanında, çevre kirliliği halen artmakta, mevcut orman dokusu yok edilmekte, çalışmayan atıksu arıtma ve içmesuyu arıtma tesisleri de bulunmakta; derelerimiz, havamız ve toprağımız kirlenmeye devam etmektedir.

Örneğin, Cumhuriyetin ilk yıllarında 44 milyon hektarla ülke yüzölçümünün yüzde %56`sını oluşturan mera ve çayır alanları, 2014 yılı verilerine göre 14,6 milyon hektara inerek %19`a gerilemiştir. Buna karşın çeşitli yasa önerileri ve mevzuat düzenlemeleri ile bu alanların da azaltılmasına neden olacak adımların önünün açılma potansiyeli yaratılmaktadır. Bizlere düşen görev, sorunları dile getirerek çözüme katkı vermek, toplumda ve kamu yönetiminde farkındalık yaratmaktır. Bu kapsamda, sorun alanlarına yönelik mevcut duruma ilişkin görüşlerimiz ve önerilerimizin bir bölümü bu Rapor ile derlenmiştir.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
14. Dönem Yönetim Kurulu

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ – TÜRKİYE RAPORU YAYINLANMIŞTIR. Rapora ulaşmak için (31 sayfa):
TMMOB_CMO_2018_Cevre_Raporu

==========================================
Dostlar,

5 HAZİRAN 2018 DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ İÇİN…

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’na bu önemli ve değerli bilimsel raporları için teşekkür ederiz.

Rapordan bir paragraf (syf. 15) :

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)‟nün 2018 yılı Dünya Sağlık İstatistikleri Raporunda iç ortam ve dış ortam hava kirliliğine bağlı ölümlerde yüz bin kişide 7 ölüm oranı ile en az ölüme sahip ülke Kanada‟dır. Türkiye ise iç ve dış ortam hava kirliliğine bağlı ölümlerde yüz bin kişide 47 ölüm oranı ile Avrupa Bölgesinde yer alan 53 ülke arasında en çok ölümün yaşandığı ülkeler arasında 22. sırada yer almaktadır. Avrupa Bölgesindeki ilk sırayı ise yüz bin kişide 7 ile Finlandiya ve İsveç almıştır. Bu sıralamada en son sırayı yüz bin kişide 129 ölüm ile Tacikistan almıştır (World Health Organization, 2018).

İşte örgütlü toplum budur!

Ülkemizin son derece ciddi birikimleri vardır. Sayıları yarım milyonu bulan ‘Mühendis’ insangücü önemli bir varsıllıktır; bundan gereğince yararlanmamak açık ihanettir.

Siyasal iktidarlar örgütlü toplumdan korkmamalı, yararlanmayı öğrenmelidir.

AKP’nin tersine yıkıcı düşünce ve eylemleri, demokratik toplum düzeni için acı vericidir.

Meslek örgütleri, sendikalar, dernekler, vakıflar, kooperatifler.. demokratik düzeni yok edici girişimlerde bulunmadıkları sürece özgürce varolmalı ve sorumlulukla toplum için üretmelidir.

Sitemizin manşetine de kimi temalar koyduk.. Orası sürekli güncellendiği için, sitemizde kalıcı olması için aşağıya da aktaralım :

UNEP : Happy World Environment Day!
We’re sharing the latest news on the day’s celebrations across the globe. Do you have something that you would like us to feature? Please do get in touch..
(https://www.unenvironment.org/)

Governance Affairs

http://ahmetsaltik.net/2018/06/03/bakan-veysel-eroglu-gordes-barajinda-2017-yilinda-suyu-tuttum/)

  • 2018 yılı Dünya Çevre Günü`nün teması “plastik kirlilik ile mücadele”

Not düşelim                            :
En büyük kirlilik insan onurunu hiçe sayma, onu yoksullaştırma, sömürü =  yabanıl (vahşi) kapitalizm ve günümüzdeki post-modern biçimi KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizmdir! AKP’nin misyonu tam da budur!
*******
Anayasa m. 56 : Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek
Devletin ve vatandaşların ödevidir…
(‘çevre‘ sözcüğü Anayasa’da 11 kez var..)

Ekleyelim :
– Dışımızdaki her şey Çevremizdir..
– Çevre kirliliği, bir bakıma, nesnelerin olmaması gereken yerde bulunmasıdır.. Örn. saçımızın başımızda durmak yerine çorbaya düşmesi çevre kirliliğidir!
– Çevre kirlenmesinin 1 numaralı etmeni VAHŞİ KAPİTALİZMİN TUNÇ YASASI ENÇOK KÂR HIRSIDIR!
– En temel önlemlerden biri en üst düzeyde tasarruflu yaşam alışkanlığı ve azgın nüfus artışının mutlaka ve hızla frenlenmesidir!

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK; başkaca yolu yok!

atık toplayan çocuk ile ilgili görsel sonucu

Bu dosyaya da bakılmasını öneririz : Çevre ve İnsan Sağlığı / Environment and Human Health

Sevgi ve saygı ile. 05 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com