ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 24 Nisan 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 24 Nisan 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

GÖREVLİ
İçişleri Bakanı Soylu, “Ben görevi sayın Cumhurbaşkanı’ndan alırım. O da milletten alır” dedi.

  1. Millet “oy için bizi kutuplaştırın” mı dedi?
  2. Millet, “seçim çalışmanızı CHP ve Kılıçdaroğlu’na düşmanlık üzerine bina edin” mi dedi?
  3. Millet, ”şehit cenazelerine milletin bir kısmı gelmesin” mi dedi?
  4. Millet, “Partililer oy oranlarına göre gezi hürriyetine sahip olsun” mu dedi?
  5. Millet, “ Senden resmen koruma istemeyeni koruma, ne göreceği varsa görsün “ mü dedi?

YANDAŞ
Milat Gazetsi’nden Ufuk Coşkun diye biri, Kılıçdaoğlu’na saldıran yaratığın tutuklanış fotoğrafını “bu görüntü kamu vicdanını yaralamıştır” ifadesi ile paylaşmış.
Bu gazeteci bozuntusunun dört yıl önce Pervin Buldan eliyle Öcalan’a kendi yazdığı “Kürdüm, Doğruyum., Çalışkanım” kitabını gönderdiği ortaya çıktı.
Biraz omurga , biraz adamlık yahu.
İktidarın her çıkardığını yemek zorunda mısınız?…

KIZGIN
RTE, olaydan 24 saat sonra şiddeti kınadı ama Kılıçdaroğlu’na “geçmiş olsun” demedi.
Ömür boyu kızgın demir…

ÖVGÜ
AKP’li Esenyurt Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu’nun Feto’ya övgüler yağdırdığı ortaya çıktı.
Hangisi yapmadı ki…

YAĞ
Sabah muhabiri Nazif Karaman, Kılıçdaroğlu’na yumruk atan saldırgan için, “Osman Sarıgün’ün buradaki en büyük talihsizliği kameralara yakalanmış olması” dedi.
Kızgın demir yağdanlığı…

BAYRAM
Doğu Perinçek, Atatürk’ün 23 Nisan’ı çocuklara armağan etmesini çok büyük hata olarak değerlendirdi. Devrimin kutlanamadığını söyledi.

  1. Devrimi kutlamaya engel var mı?
  2. 23 Nisan olmuyorsa 29 Ekim olamaz mı?
  3. Dünyaya örnek olduğumuz bu bayramı küçümsemeye hakkınız var mı?
  4. Atatürk elbette tabu değil ama bugünün Türkiye’sinde Atatürk’ten başka hatalı bulamadınız mı?

ONUR
Dijital Dünyanın “En” leri tarafından Egemen Bağış’a “siyasi onur ödülü” verildi. Açıklaması ne olabilir;

  1. Bakara makara’dan,
  2. Çikolata kutusundaki dolarlardan,
  3. Gerekçesiz istifadan,
  4. Yargıdan yırtmaktan…

ŞİKAYET
23 Nisan programında bir çocuğun yurt dışında okuyup Alman vatandaşı olmak istediğini söylemesi üzerine Burhan Kuzu, Kılıçdaroğlu’nu günah keçisi yaptı. Türkiye’yi yabancılara şikayet ederek çocukların umutlarını yıktığını iddia etti.
17 yıl ülkeyi yönetip genç işsizliğe zirve yaptıranlar başka ne diyebilir?…

CÜPPELİ
Cüppeli Ahmet de Kılıçdaroğlu’nu suçlayarak, “Bu kadar soysuza bir SOYLU yeter” yazdı.

  1. Bu kadar soysuzun içine kendini mi S. Soylu’yu mu dahil etti?
  2. Tek soylu olarak kendini mi S. Soylu’yu kabul etti?
  3. İki durumda da biri soysuz değil mi?..

MESAJ
MSB Akar, “mesaj” vatandaşın terörü bitirin ifadesine karşılıktı dedi.

  1. Çevir imam kaz yanmasın,
  2. O konuşma yapılırken Kılıdaroğlu’na mı teröre mi tepki yağıyordu?
  3. Millet hep saf bir tek akıllı sensin, yedik…

GAZ
RTE, saldırı olayını vatandaşın “gaz sıkışması” olarak niteledi ve Kılıçdaroğlu’nu suçladı.
Tuvalete gidemiyor, gazını ortalıkta mı salıyor bunlar?…

YALAN
İçişleri bakanı saldırganın şehidin akrabası olduğunu söyledi.
Şehit babası da saldırgan da aksini söyledi.
Bakan bilgi sahibi olmadan konuşmayacağına göre sözleri nedir?…

TECAVÜZ
İstanbul’da dört yaşındaki bir çocuğa tecavüz edildi. Çocuk yoğun bakımda.
AKP-MHP genel başkanları ve Soylu İçişleri Bakanı ile AKP’de ne kadar koyun – kuzu varsa sorulsa;
Bu hayvanı da Kılıçdaroğlu mu kışkırttı?..

Dünya düz, yargı bağımsızdır…

Dünya düz, yargı bağımsızdır…

Tuncay MOLLAVEİSOĞLU
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
​Dünyamızın uzay boşluğunda asılı fotoğraflarını yayınlayan NASA‘ya fotoşopçu dedi… NASA, aslında düz olan yerkürenin fotoğraflarında oynama yapıyormuş! “Dünya yuvarlaktır” diyenlerin tamamını ise Mason ilan etti… AKP Gençlik Kolları yöneticisinin dünyanın düz olduğunu savunan açıklamaları sosyal medyayı salladı.
“Bu çağda nasıl bir cehalet?” diye düşünürken sosyal medya hesabımın altına gelen bir yorum beni daha da şaşkınlığa sürükledi. Bir takipçim, Kuran’da da dünyanın düz olduğunun yazılı olduğunu öne sürerek AKP’li yöneticiyi savundu.
Bu iki olay, memleketin içinde bulunduğu cehennemi cehaletin özetidir…
Bilimi reddeden, sorgulamayan, kulaktan dolma, üfürükçü cemaatlerden sızma bilgilerle çocukların zihinlerini ele geçiren, iradelerini ellerinden alan bir sistem bu…
Biri bilimi reddediyor; defalarca ispatlanan, insanlığın gözüne sokulan gerçeği yok sayıyor, diğeri de dünyanın düz olduğunu, yüce dinimizin Kitabına atıfta bulunarak ispata çalışıyor!
AKP Gençlik kolları yöneticisinin “dünya düzdür” açıklaması, iktidarın Türkiye’yi sürüklediği Ortaçağ karanlığından kalma… Bir anlamda bu kafaya uygun bir bilimsel tez!
Türkiye’nin tüm sosyal, ekonomik, siyasal birikimlerini süpürerek ülkemizi çağdaş dünya liginden geriye düşürmeye çabalayan bir yönetim var…
Dini safsatalar gericileşmenin bir kaldıracı olarak kullanılıyor. Sosyal medya takipçimin, belli ki hiç bilmediği Kur’an’a dayanarak “dünya düzdür” demesi gibi…
*
NASA dünyanın fotoğraflarında fotoşop yapmıyor ancak “yeni Türkiye”yi kurmaya kalkanlar hem dinimizde hem de yakın tarihimizde en acımasız fotoşopları kullanıyor…
Mesela FETÖ’ye makyajın, fotoşopun kralını yapanlar bunlardı…
Dinimizin yasak saydığı en büyük günahları, ‘türban filtresi’ ile örtmeye çalışan bunlardı…
Kumpas davalarında generalleri terörist, teröristi gizli tanık yapanlar da…
Fotoşopun, makyajın, sahteciliğin en derinini çocukların zihinlerinde yapıyorlar şimdi…
Milli Eğitim Bakanlığı’na din simsarı vakıf ve dernekleri sokanlar bunlar…
Yazarken dahi elimi titreten çocuk tacizleri;
Karanlık odalarda, sözde yurt ve eğitim kurumlarında çocuklara tecavüzler
Makyajın bin türlüsü bu vakıf ve derneklerde…
*
Ayrıca bağış adı altında para toplayıp gemicik satın alanları da var!
Sorumluları Almanya’da mahkum edilirken Türkiye’de üzeri örtülen bir yardım derneği vardı… Benim programlarımı takip edenler bilir… Camilerden, kadınların ev toplantılarından altınlar ve paralar nasıl toplanmıştı?!
Para toplayanlar yoksulluğu fotoşop yapmışlardı yolsuzluklarına…
*
Bir de tarihin makyajcıları var…!

Fesli meczubun yalanları devletin zirvesine kadar uzanıyor…
Camilerin ahıra çevrildiği iddiası yine gündemde..
Kitaplarında bu iddiaları belgeleri ile yalanlayan değerli dostum, tarihçi Sinan Meydan ile konuşuyorum;

  • “Atıl ve boş durumdaki az sayıda bazı camiler depo olarak kullanılmıştır. Asla, ahır ya da eğlence merkezi olarak kullanılmamıştır! İsmet İnönü, 2. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1939-46 yılları arasında muhtemel bir saldırıda camilerin hedef alınmayacağını düşünerek, müzelerimizdeki “tarihi” ve “dini” eserleri, zarar görmemeleri için bazı camilere koydurmuştur. Bunlar arasında Kutsal Emanetler, Hz. Muhammed’in sancağı, kılıcı, Hz. Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerim’i gibi dinsel ve tarihi değeri olan eşyalar vardır. Atıl durumdaki bazı camiler bu değerlerin deposu olarak bir dönem kullanılmıştır.” diyor.
Yakın tarihimizi fotoşopsuz, makyajsız öğrenmek için Sinan Meydan’ın kitaplarını öneriyorum.
Bu durumda İnönü’yü suçlayan zihniyetin, kutsal emanetlere gösterdiği hassasiyet için şükran duyması gerekmez mi?
*
Danıştay Başkanı Zerrin Güngör Habertürk yazarı Nagehan Alçı’ya “Bakın, yargı taraflı deniliyor. Ben Danıştay Başkanı olarak sizi temin ederim ki yargı şimdiye kadar hiç bu kadar bağımsız ve tarafsız olmamıştı…” demiş. (AS : Şaşılacak şeydir ki; VP Gn. Bşk. Doğu Perinçek de benzer sözlerle yargının son 50 yılın altın dönemini yaşadığını ileri sürebiliyor!!?)
Son söz olarak şunu söylemeliyim;
Türkiye’de yargı bağımsızlığı, dünyanın düz olduğu gerçeği kadardır
(YENİÇAĞ Gazetesi, 03.09.2017, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/dunya-duz-yargi-bagimsizdir-44092yy.htm)
==========================================
Dostlar,
Çooook  teşekkürler değerli ve yürekli araştırmacı gazeteci – yazar Tuncay MOLLAVEİSOĞLU.. AKP Gençlik Kolları Yöneticisinin safsatasını hurafesini biz de yazacaktık ki, siz harika biçimde işlediniz. İşte AKP tabanı bu durumda. AKP = RTE iftihar edebilir, zaten açıkça itiraf ediyorlar eğitim düzeyi yükseldikçe oy oranlarının düştüğünü.. Bu durumda AKP = RTE oyları düşmesin diye halkın eğitim düzeyinin iyileşmesi için çaba göstermeyecek demektir; dahası, halkı bilimsel eğitimden koparıp din adına hurafelere boğması daha da etkili bir çare olabilir AKP’nin oyları azalmasın diye.. Türkiye feda edilerek AKP = RTE iktidarını sürdürmek.. Bu mudur size düşen misyon?!?

TÜBİTAK’ın dışladığı projeler Dünya çapında dereceye giriyor ama TÜBİTAK yönetimi utanmadan görevde ve siyaset kurumu da onları orada tutuyor..PISA yarışmalarında giderek geriliyoruz; 4+4+4 kepazeliği 2012’de başlatıldıktan sonraki 2015 PISA yarışmalarında iyice dibe vurduk..
IHL mezunları son üniversite yerleştirmelerinde 240 bini aşkın mezununun ancak 40 binini üniversiteye yerleştirebildi.. Orada da tercih sıralamasına ayrıca bakmak gerek.
Diyanet ve TRT, halkın vergileri ile hurafe üreterek halkın beynini yıkamakta..
Milli Eğitim müfredatı / öğretim programlarını iyice dincileştirerek bir anlamda tüm okulları İHL’ye dönüştürdü ve CİHAT konuları programa konarak ülke inanç ayrımı ile iç savaşa sürüklenebilir!..
Kurban Bayramı gerekçesiyle akıllara seza, dünyada örneği olmayan 10 koca gün tatil ve AKP’nin sahiplendiği her yıl onarılan bölünmüş yollarda her gün 10’un altına inmeyen trafik cinayetlerine kurban edilen gariban yurttaşlar…

Tek bir yönetici de çıkıp KURBAN’ın hayvan boğazlamak anlamında olmadığını söylemedi..

İlahiyat fakülteleri sus pus!?

Dışarıdan et ve canlı hayvan ithal eden Türkiye
, hayvan varlığının (42 milyonu küçük baş, 50 milyon dolayında) yaklaşık 4 milyonunu 4 günde feda ediyor.. Kıyma makinelerine, derin dondurucuya necip Müslüman halkımız ”Kurban bayram” öncesi hücum ediyor??!!

Kim kimi kandırıyor?
Bu aklımızla Allah’ı mı kandırıyoruz; halkı ALLAH ile mi kandırıyoruz??
Ve ardından ”elhamdülüllah Müslümanız” deyip kendi gibi olmayanları dışlayıp ötekileştiriyor muyuz??
Ve dahi, neciiiiiiiiiiiiiipler necibi, kör cehalet kuyusuna ittiğimiz milyonlardan ”alnı secde görüyor’ diye ”sandıkları patlatan” (!?) oylar alıp iktidara el mi koyuyoruz pupa yelken din devletine doğru??

Bu iğrenç ortaoyununu 21. yy’ın şafağında Türkiye coğrafyasında, kadim Anadolu halkına daha ne denli dayatabileceğinizi düşünüyorsunuz behey gafiller??
Sevgi ve saygı ile. 03 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
Not : Şaşılacak şeydir ki; VP Gn. Bşk. Doğu Perinçek de benzer sözlerle yargının son 50 yılın altın dönemini yaşadığını ileri sürebiliyor!!?

Devletin ve Ordunun Esad’ı yıkma hedefi yok

Devletin ve Ordunun Esad’ı yıkma hedefi yok

Doğu Perinçek

Doğu Perinçek
Aydınlık Gazetesi, 1.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

NİÇİN GEÇERSİZ

Bu sözün hayatta geçerliği yok. Tayyip Erdoğan 4 Eylül 2012 günü AKP Genişletilmiş Grup Toplantısı’nda “En kısa zamanda Şam’da Emevi Camiinde namaz kılacağız.” demişti (Gazeteler, 5 Eylül 2012).

“En kısa zaman” bir yana, dört yıl geçti. Hani Emevi Camisinde namaz kılacaklardı? Ama Vatan Partisi heyetleri Suriye yönetiminin çağrılısı olarak Şam’a gidip, Emevi Camisini de ziyaret ediyorlar. Dört yılın tecrübesi budur. O zaman da belirttiğimiz gibi, Emevi Camisine tankla girilemiyor. 44 yıl sonra da aynı saptama yapılacaktır.

NİÇİN SORUMSUZ

Recep Tayyip Erdoğan, “Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik” diyor.

Cumhurbaşkanı sıfatıyla böyle bir konuşma yapılamaz.
Devlet terbiyesi böyle bir konuşmaya izin vermez.
Çünkü Türkiye yönetimi ve TSK, Fırat Kalkanı harekâtıyla ilgili resmî açıklamalarında, “Türkiye’nin güvenliği ve Suriye’nin toprak bütünlüğü” için bu harekâtın yapıldığını” kezlerce belirttiler. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı hedef alan bir resmî açıklama yok. Olması da mümkün değil. Çünkü artık herkes saptamaktadır: Beşar Esad önderliğindeki Suriye, bu savaşı kesin zafere götürüyor ve bütün çözümler artık Beşar Esad’la birlikte hayata geçirilecektir.”

NİÇİN OLANAKSIZ

Biz de, Vatan Partisi olarak buradan şu açıklamayı yapıyoruz:

  • Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil, hiç kimsenin ve hiçbir devletin
    Beşar Esad yönetimini yıkma olanağı yok.

Bu iddia çoktan bozguna uğradı. Suriye’ye terör ihracına katılan bütün yönetimler, ders çıkarmış olmalılar. Şimdi herkes, Suriye’nin toprak bütünlüğü Beşar Esad ile birlikte nasıl sağlanacak arayışına girmiştir.

  • Hükümetin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Fırat Kalkanı Harekâtıyla
    Beşar Esad yönetimini yıkma gibi bir hedefi yoktur.

Tayyip Erdoğan, bu işi kendi olanaklarıyla başarabilir mi, böyle bir olasılık da yoktur. Kişisel hedef ile devletin hedefinin birbirine karıştırılmaması gerekir.

KİMLERİ SEVİNDİRİYOR

Tayyip Erdoğan’ın bu konuşması iddia sınırları içinde değer taşısa, üzerinde durulmayabilir. Ancak bu konuşmanın etkileri, daha şu anda Moskova’dan Pekin’e kadar yankılanmıştır. Belki gazetelere henüz yansımadı ama Tayyip Erdoğan’a duyulan uluslararası güvensizlik yeniden canlanmış bulunuyor. Peki bu güvensizliğin zararlarını niçin Türkiye ödesin? Sayın Cumhurbaşkanı, bu soru üzerinde düşünmelidir.

Türkiye’nin gerçek dostları, bu açıklamanın düzeltilmesini bekliyor, Türkiye’nin düşmanları ise ellerini oğuşturuyorlar. Türkiye, toprak bütünlüğünü güvenceye almak ve derinleşen ekonomik krizi aşmak için, Batı Asya ve Asya ile el ele vermek durumundayken, bu süreci baltalayan açıklamalar, bir tek ABD ve İsrail yöneticilerini sevindirmektedir.

SAVAŞANLAR NE DİYOR?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yükü de ağırlaştırılmış bulunuyor. Komuta kademesi, Fırat Kalkanı Harekâtının hedefine ulaşması için Rusya, İran ve Suriye yönetimleriyle işbirliği konusunda duyarlı ve ısrarlıdır. Çünkü onlar savaşıyor ve “dostları azaltan, düşmanı çoğaltan” siyasal hataların bedelini onlar ödüyorlar. Daha önemlisi, bu harekâtın başarıyla sonuçlanması, vatan bütünlüğümüz, iç barış ve komşularla barış için belirleyici önemdedir. Nitekim 26. Genelkurmay Başkanı E. Org. İlker Başbuğ, önceki gün Washington’da yayınlanan The Hill gazetesinde yayımlanan yazısında, “Beşar Esad yönetimiyle yeniden temas kurmanın” şart olduğunu belirtti. “Suriye’de kalıcı barış için başka seçenek yok” dedi. Devlet sorumluluğu bunu gerektiriyor.

NASIL DÜZELTİLİR?

Sorumsuz konuşmalar kahve sohbetlerinde yapılabilir, ancak devlet yöneticileri sorumlu davranmak zorundadırlar. Kahve sandalyesi ile yönetici koltuğunun farklı sorumluluklar hatırlattığını, herkesten önce o koltuklara oturanların bilmesi beklenir.

  • Cumhurbaşkanının Anayasada güvence altına alınan sorumsuzluğu, sorumsuz davranma yetkisi vermez. O sorumsuzluk yalnızca ceza hukuku kapsamındadır. Siyasete giren herkesin siyasal sorumluluğu vardır. 

Sorumlu devlet yöneticileri, içlerindeki öfkeleri denetlemelidirler. Bir kez konuşmadan önce üç kez düşünmelidirler. Şu anda yalnız Türkiye için değil, AKP yönetimi açısından da düzeltilmesi gereken bir durum ortaya çıkmıştır. Emin olun şu satırların yazıldığı sırada Hükümet yöneticileri, TSK komutanları ve Dışişleri yöneticileri de bu işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüyor ve konuşuyorlar. Ama bu görüşlerini söyleme cesaretine sahipler mi, bilemiyoruz, ancak umut ediyoruz. Vatan Partisi’nin farkı buradadır.

Rus uçağının düşürülmesinden sonraki sorumsuz davranışların sonuçlarını düzeltebildik, bakalım bu sorumsuzluğu nasıl düzelteceğiz?
==================================
Dostlar,

Tayyip beyin yaptığı devasa dış politika gafının yenilir yutulur yanı yoktur.
Bağışlanacak, örtülebilecek, tevil edilebilecek.. gibi değildir.
Türkiye’nin başına türlü belalar açma riski vardır,
Oysa başımız zaten önceki olağanüstü yanlış AKP – RTE politikaları yüzünden ciddi biçimde derttedir. Bütün bunlardan ders almak gerekirken, R.T. Erdoğan kör kör gözüm parmağına ağır hatalarını yineleyerek sürdürmektedir. Devlet yönetimi ve özellikle Dış politka, eski deyimiyle ciddi bir “teenni” işidir.
Erdoğan derhal bu tür tehlikeli ve sorumsuz, ayaküstü söylemleri terk etmelidir.
İrticalen konuşma yapmamalı, esasen az konuşmalı, her gün birkaç yerde konuşmayı mutlaka bırakmalıdır. Ülkenin normalleştirilmesi gerekmektedir. Başbakan siyaseten ve Anayasa bağlamında sorumlu kişidir. Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak sorumsuz, sembolik bir makamdadır. Ülkeyi ve bölgeyi daha fazla germenin ve serüvenciliğin , kutuplaştırmanın ve fanatik Şii düşmanı mezhepçiliğin kimseye yararı yoktur, ağır hasarlar ve risklerden başka.

Erdoğan konuşmalarını mutlaka danışmanlarının metinlerine dayalı yapmalıdır. Ülkemizin yönetiminde tek başına iktidar olarak 15. yıla girmiştir AKP – RTE.. Taç giyen başın akıllanmasını istemek doğal hakkımızıdır. Bekleyecek zamanımız ve uluorta ciddi – ağır gafları bağışlayacak, tolere edebilecek durumda kesinlikle değiliz..

Erdoğan’ı ülkemiz ve uluslararası kamuoyundan maksadını aşan söylemi nedeniyle (ne yazık ki gerçekte bilinaçtını açık etmiş olsa da) özür dilemeye çağırıyoruz.. Atılan taşın kuyudan nasıl çıkarılacağına ilişkin danışmanlar ve AKP ciddi ve hızlı çaba ile makul çözümler üretmek zorundadır.. Irak ve Suriye’nin seçilmiş meşru yönetimi ile doğrudan işbirliğine gitmekten başka çare yoktur. Komşu ülkelerde darbe yaparak yönetimlerini kafamıza göre değiştirmeye kalkmak akıl alır bir iş değildir ayrıca haddimiz de değildir. Uluslararası hukuka göre de suçtur ve ağır, kapsamlı BM yaptırımları vardır.

Erdoğan’a ülkemizin saygınlığını ve güvenliğini tehlikeye düşüren, uluslararası hukuka aykırı, sorumsuz ve derin çelişkili, devlet adamlığı ciddiyetiyle asla bağdaşmayan tutarsız, barış karşıtı açıklaması nedeniyle derin endişe ve kaygı içinde teessüf ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
02 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

TÜRKLER SOYKIRIM YAPMADILAR !


TÜRKLER SOYKIRIM YAPMADILAR !

portresi, Gülümseyen

 

 

Prof.Dr.rer.nat. D.Ali Ercan
ADD Bilim Kurulu Başkanı

 

 

Değerli dostlar,

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)

Ermeni sorunuyla ilgili olarak, Almanların, İspanyolların, İngilizlerin ve çağımızda ABD’nin son 200 yıl içinde Dünyanın dört bir yanında, Afrika’da, Amerika’da veya Uzak Asya’da işledikleri utanç verici katliamlardan sözetmek “Türklerin de Ermeni soykırımı yaptığı ve bu örnekleri göstererek kendine bir mazeret kılıfı aradığı” izlenimini veriyor…

“Sen de … yaptın” demek kendi suçunu yadsıma veya örtbas etmek isteyen bir insanın psikolojik davranışıdır. Dolayısıyla bu yaklaşım çok yanlıştır.

Gerçek şu ki; 
Türkler Ermeni soykırımı yapmadılar… 

Ayrıca Osmanlı Devleti tebaasının adı da “Türk” değil, Osmanlı idi…

Soykırım

  • Bir Devlet (veya büyük bir silahlı örgüt) tarafından bir halk kesimine bir etnik kümeye karşı planlı bir biçimde yürütülen katliamdır. Doğu Anadolu’da 1915’te meydana gelen trajik olaylar ise böyle tek yanlı, organize bir olay değil; Osmanlının yüzyıllar boyunca kötü yönetimi altında ezilmiş, kin ve nefretle dolmuş ve kışkırtılmış halk topluluklarının birbirlerine karşı boşalmalarından, “karşılıklı boğazlaşmak” tan (mukatele) başka bir şey değildir…

    1923’te kurulmuş olan Çağdaş, Laik Türkiye Cumhuriyeti‘nin yurttaşları olarak bizler, Osmanlı’nın kalıntısı, devamı değiliz ve Osmanlının doğru-yanlış, iyi-kötü hiçbir kalıtını (mirasını) kabullenemeyiz. (Biraz da Atatürk sonrası basiretsiz ve beceriksiz Türk Dış Politikası sayesinde)

Dünya Kamuoyunun desteğini de alarak, Türkiye’den Tanıma – Toprak – Tazminat istemlerini yasallaştırmak için Yüz yıldır sürdürülen Diaspora çığırtkanlığına pabuç bırakmayız.

Dik duralım; çünkü bu sorun Lozan‘da son bulmuştur.

Saygılarımla.
06 Haziran 2016

====================================

Dostlar,

Sn. Prof. Ercan’ın iletisini içerik olarak biz de fazlasıyla paylaşıyoruz..

Şu dakikalarda (6 Haziran 2016; saat 22:28)
26. Genelkurmay Başkanımız Sn. E. Org. İlker Başbuğ
Ulusal Kanal’da Şule Perinçek ve Gülgün Feyman’ın konuğu..

Son derece ciddi, belgesel, ağırbaşlı bir yayın 2 saate yaklaşan zamandır sürüyor..

Lütfen izleyiniz..
Daha sonra mutlaka yinelemesi yapılacaktır..
Ulusal Kanal‘ın program arşivinden erişmek ve erişkesini (linkini) vererek herkesle, ama herkesle paylaşmak, duyurmak gerek..

Batı emperyalizminin iğrenç siyasetini, ikiyüzlülüğünü bilmeyen yok..
Bu onmaz hastalığı ve sefil etiketi günümüzün küresel emperyalistlerinin boynuna astıktan sonra şu saptamayı yapalım ki;

  • AKP iktidarının 14 yıllık basiretsiz, beceriksiz, tutarsız, ufuksuz, hamasi, bilgisiz…. berbat politikaları (!?) ve yönetimiyle (!?) Türkiye bu çıkmaza sürüklendi.
  • AİHM Büyük Dairesi’nin Perinçek – İsviçre davasında verdiği paha biçilmez uluslararası mahkeme kararının (kesinleşmiş hükümdür!) bile değerini bilmeyen / hatta inanılmaz bir vefasızlıkla görmezden gelen talihsiz bir dinci siyasal kadronun zavallılığını kullanıyor Batı.. Halkımızın bu hazin boyutu iyice bilmesi gerek.. Batı, RTE’den kurtulmak istiyor artık.. ancak faturayı ülkemiz ve halkımız ödüyor.. Planın bu 2. boyutunun ayırdında olmak ve direnmek gerek!RTE usulca kenara çekilse ya da Cumhuriyetimizle ve Batıyla dalaşmaktan vazgeçse ne iyi olur?

    AKP – RTE derhal Vatan Partisi’nin uzmanları ile, başta söz konusu davanın mimarı ve kahramanı, yetkin hukuk doktoru Sn. Doğu Perinçek ile yakın işbirliğne girmelidir. Onların engin bilgi birikimi ve deneyiminden mutlaka yararanılmalıdır.

    Web sitemizin manşetine, soruna ilişkin temel önerilerimizi koymuştuk.. Bakılmasını dileriz..

    Sevgi ve saygı ile.
    06 Haziran 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Hendeklere Gömülen Yeni Anayasa

Hendeklere gömülen Yeni Anayasa

portresi_bayrakli

 

Doğu Perinçek
Aydınlık
, 18 Şubat 2016,

 

 

Bir: Türk milletini Anayasadan çıkartmaya kalkmışlardı.
İki: Özerklik yapıp vatanı bölme sürecini fitilleyeceklerdi.
Üç: Tarikatları cemaatleri yasallaştıracaklardı.

Bu üç noktada AKP ile CHP ve HDP arasında üstü örtülü bir anlaşma vardı. MHP ise, yalnız tarikatların yasallaştırılması konusunda bu Cumhuriyet ve Vatan karşıtı anlaşma içindeydi.
Anlaşmanın örtüsü ise, “Darbe Hukukunun temizlenmesi” diye özetleniyor. Burada da Ergenekon-Balyoz sürecinden bu yana birlik halindeler.

Dördüncü olarak, Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık Sistemi ısrarı var. Orada ayrılıyorlar, ancak Yeni Anayasa girişiminin esası, Başkanlık Sistemi değil, vatanı bölmek ve Atatürk Devrimini yıkmak.

MİLLETİN PARLAMENTOYA HAPSEDİLEMEYEN GÜCÜ

“Darbe Hukukunu temizleme” adı altında Millî Devletin temellerini yıkma konusunda el ele vermişken, ne oldu da Uzlaşma Masası devrildi?

Burada Türk milletinin Parlamentoya hapsedilemeyen gücünü görüyoruz.

  • Parlamentodaki dört parti, sistem tarafından ele geçirilmiştir.

Ama görüyoruz, güçleri yetmiyor. Vatan Partisi’nin 2002’den bu yana AKP’nin Yeni Anayasa girişimini cepheden göğüsleyen kararlı mücadelesi var. Millî Anayasa Hareketi (MAH) var. Daha önce Millî Anayasa Forumu’nun Türkiye ölçeğinde örgütlediği direnç var. Türk Ordusunun ve Güvenlik güçlerinin PKK’yı temizleyen büyük mücadelesi var. Bu mücadeleler, bütün partilerin tabanını oluşturan milletin kararlı duruşunu yansıtıyor. Artık söz Türk Milletinindir. Türk Milleti, üstünlüğü ele geçirmiş bulunuyor.

ABD SİLAHIYLA “YENİ ANAYASA” DAYATMASI

Türkiye’nin temelleriyle oynamak öyle kolay bir iş değil. Türkiye, emperyalizme karşı silahla kuruldu.

Silahla kurulan Türkiye’yi yine silahla yıkabilirlerdi. ABD silahlı kuvvetleri, bu girişim sürecinde geldi komşumuz oldu. Önce Irak’ın kuzeyine sonra Suriye’nin kuzeyine yerleşti. Üzerimize silahlandırdığı PKK’yı sürdü ve kaleyi içerden yıkmak için de AKP iktidarını getirdi, tepemize oturttu. Arkasından CHP’yi avucuna aldı ve en son PKK’yı da Meclise soktu.

Aslında Yeni Anayasa, Türkiye’ye Körfez Savaşı’nın başladığı 1991 başından beri ABD silahlarıyla dayatılıyor. Her anayasa gibi, Yeni Anayasa da, namlunun ucundadır. Çünkü bu Yeni Anayasa girişimi, aslında yeni bir devlet, daha doğrusu yeni bir devletçik kurma girişimidir. Nitekim AKP, “Yeni Türkiye”den söz ediyor. “Yeni Türkiye”ye yeni bir anayasa gerekiyordu ve o Yeni Anayasa da ABD silahlarının namlusundan çıkacaktı.

TÜRK MİLLETİNİN NAMLUSU

Ancak bu süreç içinde başka bir namlu ortaya çıktı. Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Temmuz 2015 günü ABD’nin “Kara gücü” olduğu açıkça belirtilen PKK’ya karşı harekâtlara başladı. Aslında “Yeni Anayasa” girişiminin bozgunu o gün başlamıştır. Hava Kuvvetleri, dağı taşı vurmadı, PKK’yı vururken Yeni Anayasa girişimini de vurdu. Bölücü Terör Örgütü Türk Ordusu ve Polisi tarafından hendeklere gömülürken, “Yeni Anayasa” da hendeklere gömülüyordu.

Yeni Anayasa girişiminin Türk milleti ve vatanını hedef alan maddeleri, PKK’nın talepleriydi. Şimdi o talepler PKK ile birlikte toprağa gömülmektedir. Ve o talepleri hendekten çıkarabilecek güç bulunmuyor. Ancak olay bitmiş değil, Masanın devrilmesi yalnızca ilk devrenin sonucudur.

YENİ ANAYASACILARIN BÖLÜNME SÜRECİ

AKP, özellikle Tayyip Erdoğan, Yeni Anayasa sevdasından vazgeçmeyecek belli.

PKK/HDP, Bölücü Anayasanın asıl sahibidir. O da vazgeçmez.

CHP’nin Neoliberal yönetiminin en son 17 Ocak 2016 Genel Kurultay Bildirgesine bir kez daha bakınız, baştan aşağı AKP-PKK Ortaklığının Yeni Anayasasını göreceksiniz. Sorosçular da görevlerinden vazgeçmezler.

Ancak bu ortaklık, Türk Milletiyle karşı karşıyadır. O nedenle sürekli bölünmek zorundadır.

MİLLET İLE ORDUNUN BİRLİĞİ

Masayı deviren Türk Milleti ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin birliğidir. Türkiye’nin son iki yüzyılına bakalım, Millet ve Ordu yan yana geldiği zaman, Türkiye yeni bir karara yürüyor demektir. O yeni karar, Türkiye’yi bölme ve dağıtma girişimini bozguna uğratmanın ötesinde, Cumhuriyeti yeniden İstiklâl Savaşı temelleri üzerine oturtmaktır.

Türkiye’nin temelleriyle oynamaya kalkanlar, Türkiye’yi ayağa kaldırmışlardır ve şu anda işin daha başındayız. Devamı herkesi şaşırtacaktır.

============================================

Dostlar,

Türkiye’nin gündemi ile de sürekli oynandığını ve asıl sorunlarından uzak tutulmaya çalışıldığını ne yazık ki açıkça izliyoruz. Geçelim “yeni Anayasa” yı, Anayasa değişikliği bile ülkenin akut gündeminde değil.. Her şeyden önce “can ve mal güvenliği” yok ülkede! Bu temel yoksunluğun AKP’nin bir kurgusu olduğunu düşünmeye başlıyoruz.. İnsanları terör ile teslim alma..

Haziran 2015 genel seçimleri sonrası 258 vekilde kalarak tek başına iktidar olamayan AKP, dış akıl hocaları güdümünde terör silahına sarıldı ve “verin 400 vekili, kurtulun bu beladan..” diyerek immoral siyasal şantaj ile halkın özgür istencini yönlendirdi.. Sosyal psikolojinin – siyaset sosyolojisinin incelikleri bu bağlamda kullanıldı ve sonuç da alındı..

Bu aracı Bay RTE ve AKP bir kez daha kullanmak istiyor anlaşılan.. Ateşle oynuyorlar.. Bu büyük bir kumar ve bedeli yüzlerce insanın canı – kanı.. AKP – RTE bu kez “ver Başkanlığı, kurtul bu çatışmalardan, Türkiye iyi yönetilmiyor, güçlerin uyumu gerekli, rejim fiilen değişti çatışma olmaması için Türk tipi başkanlık zorunlu…” gibi söylemler çevrede dolaşıyor. Bu “sözler” Batlı danışmanlar güdümünde belirleniyor ve kitlelerin psikolojik algısını yönlendiriyor. Kabul etmek gerekir ki etkili oluyorlar. Çünkü bilimsel yöntemlerle kanıtlanmış süreçlerin ürünü. Acımasızca, çirkin siyasetin buyruğuna sokulmuş durumunda.

Sayın Perinçek’in saptaması ne denli çarpıcı ve yerindedir :

  • “..Üzerimize silahlandırdığı PKK’yı sürdü ve kaleyi içerden yıkmak için de
    AKP iktidarını getirdi, tepemize oturttu…”

Şu saptamayı yapalım : Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Atina’da yaşamış kadim siyaset felsefecisi Aristo bile “Güçlerin ayrılığı” nı savunmuştu. Tersi durumda yöneticinin Tiranlaşacağı uyarısını yapmıştı Ünlü Fransız siyaset filozofu Montesquieu ise çağdaş biçimde formüle etmişti bu kuramı ve günümüzde çağdaş demokrasilerin hepsi de özünde GÜÇLER AYRILIĞINA dayanmaktadır (separation of powers). Çağcıl demokrasi kuramının mihenk taşlarından biri, LAİKLİK – SEKÜLER düzenle birlikte Yasama – Yürütme –  Yargı Güçlerinin ayrılığıdır.

Bay RTE’nin önerdiği Türk tipi – GÜÇLERİN UYUMU, Tayyip beye PADİŞAHLIK YETKİSİ ile denktir ve siyaset bilimi yazınında (literatüründe) karşılığı olmayan bir kavramdır; uydurmadır ve değersizdir, geçersizdir; halkı kandırma amaçlı retorik (sözel) tuzaktır! Osmanlı imparatoru 2. Abdülhamit bile şakağına silah dayanarak 1. Meşrutiyet’e boyun eğdirilmiş, bu topraklarda 140 yıl önce Anayasal rejime, Meclis-i Mebusan’a kavuşulmuştur.. Magna Charta’dan 661 yıl sonra da olsa! Köprülerin altından çoooook sular akmıştır. Türkiye’yi, AKP – RTE, Batılı emperyalist yönlendiricilerinin tüm çullanmalarına karşın teslim alamayacaklardır. Ulus, kendisine kurulan sefil tuzağı algılamıştır. Oyunu bozacaktır..

Sevgi ve saygı ile.
20 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com