Devletin ve Ordunun Esad’ı yıkma hedefi yok

Devletin ve Ordunun Esad’ı yıkma hedefi yok

Doğu Perinçek

Doğu Perinçek
Aydınlık Gazetesi, 1.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

NİÇİN GEÇERSİZ

Bu sözün hayatta geçerliği yok. Tayyip Erdoğan 4 Eylül 2012 günü AKP Genişletilmiş Grup Toplantısı’nda “En kısa zamanda Şam’da Emevi Camiinde namaz kılacağız.” demişti (Gazeteler, 5 Eylül 2012).

“En kısa zaman” bir yana, dört yıl geçti. Hani Emevi Camisinde namaz kılacaklardı? Ama Vatan Partisi heyetleri Suriye yönetiminin çağrılısı olarak Şam’a gidip, Emevi Camisini de ziyaret ediyorlar. Dört yılın tecrübesi budur. O zaman da belirttiğimiz gibi, Emevi Camisine tankla girilemiyor. 44 yıl sonra da aynı saptama yapılacaktır.

NİÇİN SORUMSUZ

Recep Tayyip Erdoğan, “Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik” diyor.

Cumhurbaşkanı sıfatıyla böyle bir konuşma yapılamaz.
Devlet terbiyesi böyle bir konuşmaya izin vermez.
Çünkü Türkiye yönetimi ve TSK, Fırat Kalkanı harekâtıyla ilgili resmî açıklamalarında, “Türkiye’nin güvenliği ve Suriye’nin toprak bütünlüğü” için bu harekâtın yapıldığını” kezlerce belirttiler. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı hedef alan bir resmî açıklama yok. Olması da mümkün değil. Çünkü artık herkes saptamaktadır: Beşar Esad önderliğindeki Suriye, bu savaşı kesin zafere götürüyor ve bütün çözümler artık Beşar Esad’la birlikte hayata geçirilecektir.”

NİÇİN OLANAKSIZ

Biz de, Vatan Partisi olarak buradan şu açıklamayı yapıyoruz:

  • Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil, hiç kimsenin ve hiçbir devletin
    Beşar Esad yönetimini yıkma olanağı yok.

Bu iddia çoktan bozguna uğradı. Suriye’ye terör ihracına katılan bütün yönetimler, ders çıkarmış olmalılar. Şimdi herkes, Suriye’nin toprak bütünlüğü Beşar Esad ile birlikte nasıl sağlanacak arayışına girmiştir.

  • Hükümetin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Fırat Kalkanı Harekâtıyla
    Beşar Esad yönetimini yıkma gibi bir hedefi yoktur.

Tayyip Erdoğan, bu işi kendi olanaklarıyla başarabilir mi, böyle bir olasılık da yoktur. Kişisel hedef ile devletin hedefinin birbirine karıştırılmaması gerekir.

KİMLERİ SEVİNDİRİYOR

Tayyip Erdoğan’ın bu konuşması iddia sınırları içinde değer taşısa, üzerinde durulmayabilir. Ancak bu konuşmanın etkileri, daha şu anda Moskova’dan Pekin’e kadar yankılanmıştır. Belki gazetelere henüz yansımadı ama Tayyip Erdoğan’a duyulan uluslararası güvensizlik yeniden canlanmış bulunuyor. Peki bu güvensizliğin zararlarını niçin Türkiye ödesin? Sayın Cumhurbaşkanı, bu soru üzerinde düşünmelidir.

Türkiye’nin gerçek dostları, bu açıklamanın düzeltilmesini bekliyor, Türkiye’nin düşmanları ise ellerini oğuşturuyorlar. Türkiye, toprak bütünlüğünü güvenceye almak ve derinleşen ekonomik krizi aşmak için, Batı Asya ve Asya ile el ele vermek durumundayken, bu süreci baltalayan açıklamalar, bir tek ABD ve İsrail yöneticilerini sevindirmektedir.

SAVAŞANLAR NE DİYOR?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yükü de ağırlaştırılmış bulunuyor. Komuta kademesi, Fırat Kalkanı Harekâtının hedefine ulaşması için Rusya, İran ve Suriye yönetimleriyle işbirliği konusunda duyarlı ve ısrarlıdır. Çünkü onlar savaşıyor ve “dostları azaltan, düşmanı çoğaltan” siyasal hataların bedelini onlar ödüyorlar. Daha önemlisi, bu harekâtın başarıyla sonuçlanması, vatan bütünlüğümüz, iç barış ve komşularla barış için belirleyici önemdedir. Nitekim 26. Genelkurmay Başkanı E. Org. İlker Başbuğ, önceki gün Washington’da yayınlanan The Hill gazetesinde yayımlanan yazısında, “Beşar Esad yönetimiyle yeniden temas kurmanın” şart olduğunu belirtti. “Suriye’de kalıcı barış için başka seçenek yok” dedi. Devlet sorumluluğu bunu gerektiriyor.

NASIL DÜZELTİLİR?

Sorumsuz konuşmalar kahve sohbetlerinde yapılabilir, ancak devlet yöneticileri sorumlu davranmak zorundadırlar. Kahve sandalyesi ile yönetici koltuğunun farklı sorumluluklar hatırlattığını, herkesten önce o koltuklara oturanların bilmesi beklenir.

  • Cumhurbaşkanının Anayasada güvence altına alınan sorumsuzluğu, sorumsuz davranma yetkisi vermez. O sorumsuzluk yalnızca ceza hukuku kapsamındadır. Siyasete giren herkesin siyasal sorumluluğu vardır. 

Sorumlu devlet yöneticileri, içlerindeki öfkeleri denetlemelidirler. Bir kez konuşmadan önce üç kez düşünmelidirler. Şu anda yalnız Türkiye için değil, AKP yönetimi açısından da düzeltilmesi gereken bir durum ortaya çıkmıştır. Emin olun şu satırların yazıldığı sırada Hükümet yöneticileri, TSK komutanları ve Dışişleri yöneticileri de bu işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüyor ve konuşuyorlar. Ama bu görüşlerini söyleme cesaretine sahipler mi, bilemiyoruz, ancak umut ediyoruz. Vatan Partisi’nin farkı buradadır.

Rus uçağının düşürülmesinden sonraki sorumsuz davranışların sonuçlarını düzeltebildik, bakalım bu sorumsuzluğu nasıl düzelteceğiz?
==================================
Dostlar,

Tayyip beyin yaptığı devasa dış politika gafının yenilir yutulur yanı yoktur.
Bağışlanacak, örtülebilecek, tevil edilebilecek.. gibi değildir.
Türkiye’nin başına türlü belalar açma riski vardır,
Oysa başımız zaten önceki olağanüstü yanlış AKP – RTE politikaları yüzünden ciddi biçimde derttedir. Bütün bunlardan ders almak gerekirken, R.T. Erdoğan kör kör gözüm parmağına ağır hatalarını yineleyerek sürdürmektedir. Devlet yönetimi ve özellikle Dış politka, eski deyimiyle ciddi bir “teenni” işidir.
Erdoğan derhal bu tür tehlikeli ve sorumsuz, ayaküstü söylemleri terk etmelidir.
İrticalen konuşma yapmamalı, esasen az konuşmalı, her gün birkaç yerde konuşmayı mutlaka bırakmalıdır. Ülkenin normalleştirilmesi gerekmektedir. Başbakan siyaseten ve Anayasa bağlamında sorumlu kişidir. Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak sorumsuz, sembolik bir makamdadır. Ülkeyi ve bölgeyi daha fazla germenin ve serüvenciliğin , kutuplaştırmanın ve fanatik Şii düşmanı mezhepçiliğin kimseye yararı yoktur, ağır hasarlar ve risklerden başka.

Erdoğan konuşmalarını mutlaka danışmanlarının metinlerine dayalı yapmalıdır. Ülkemizin yönetiminde tek başına iktidar olarak 15. yıla girmiştir AKP – RTE.. Taç giyen başın akıllanmasını istemek doğal hakkımızıdır. Bekleyecek zamanımız ve uluorta ciddi – ağır gafları bağışlayacak, tolere edebilecek durumda kesinlikle değiliz..

Erdoğan’ı ülkemiz ve uluslararası kamuoyundan maksadını aşan söylemi nedeniyle (ne yazık ki gerçekte bilinaçtını açık etmiş olsa da) özür dilemeye çağırıyoruz.. Atılan taşın kuyudan nasıl çıkarılacağına ilişkin danışmanlar ve AKP ciddi ve hızlı çaba ile makul çözümler üretmek zorundadır.. Irak ve Suriye’nin seçilmiş meşru yönetimi ile doğrudan işbirliğine gitmekten başka çare yoktur. Komşu ülkelerde darbe yaparak yönetimlerini kafamıza göre değiştirmeye kalkmak akıl alır bir iş değildir ayrıca haddimiz de değildir. Uluslararası hukuka göre de suçtur ve ağır, kapsamlı BM yaptırımları vardır.

Erdoğan’a ülkemizin saygınlığını ve güvenliğini tehlikeye düşüren, uluslararası hukuka aykırı, sorumsuz ve derin çelişkili, devlet adamlığı ciddiyetiyle asla bağdaşmayan tutarsız, barış karşıtı açıklaması nedeniyle derin endişe ve kaygı içinde teessüf ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
02 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

TÜRKLER SOYKIRIM YAPMADILAR !


TÜRKLER SOYKIRIM YAPMADILAR !

portresi, Gülümseyen

 

 

Prof.Dr.rer.nat. D.Ali Ercan
ADD Bilim Kurulu Başkanı

 

 

Değerli dostlar,

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)

Ermeni sorunuyla ilgili olarak, Almanların, İspanyolların, İngilizlerin ve çağımızda ABD’nin son 200 yıl içinde Dünyanın dört bir yanında, Afrika’da, Amerika’da veya Uzak Asya’da işledikleri utanç verici katliamlardan sözetmek “Türklerin de Ermeni soykırımı yaptığı ve bu örnekleri göstererek kendine bir mazeret kılıfı aradığı” izlenimini veriyor…

“Sen de … yaptın” demek kendi suçunu yadsıma veya örtbas etmek isteyen bir insanın psikolojik davranışıdır. Dolayısıyla bu yaklaşım çok yanlıştır.

Gerçek şu ki; 
Türkler Ermeni soykırımı yapmadılar… 

Ayrıca Osmanlı Devleti tebaasının adı da “Türk” değil, Osmanlı idi…

Soykırım

  • Bir Devlet (veya büyük bir silahlı örgüt) tarafından bir halk kesimine bir etnik kümeye karşı planlı bir biçimde yürütülen katliamdır. Doğu Anadolu’da 1915’te meydana gelen trajik olaylar ise böyle tek yanlı, organize bir olay değil; Osmanlının yüzyıllar boyunca kötü yönetimi altında ezilmiş, kin ve nefretle dolmuş ve kışkırtılmış halk topluluklarının birbirlerine karşı boşalmalarından, “karşılıklı boğazlaşmak” tan (mukatele) başka bir şey değildir…

    1923’te kurulmuş olan Çağdaş, Laik Türkiye Cumhuriyeti‘nin yurttaşları olarak bizler, Osmanlı’nın kalıntısı, devamı değiliz ve Osmanlının doğru-yanlış, iyi-kötü hiçbir kalıtını (mirasını) kabullenemeyiz. (Biraz da Atatürk sonrası basiretsiz ve beceriksiz Türk Dış Politikası sayesinde)

Dünya Kamuoyunun desteğini de alarak, Türkiye’den Tanıma – Toprak – Tazminat istemlerini yasallaştırmak için Yüz yıldır sürdürülen Diaspora çığırtkanlığına pabuç bırakmayız.

Dik duralım; çünkü bu sorun Lozan‘da son bulmuştur.

Saygılarımla.
06 Haziran 2016

====================================

Dostlar,

Sn. Prof. Ercan’ın iletisini içerik olarak biz de fazlasıyla paylaşıyoruz..

Şu dakikalarda (6 Haziran 2016; saat 22:28)
26. Genelkurmay Başkanımız Sn. E. Org. İlker Başbuğ
Ulusal Kanal’da Şule Perinçek ve Gülgün Feyman’ın konuğu..

Son derece ciddi, belgesel, ağırbaşlı bir yayın 2 saate yaklaşan zamandır sürüyor..

Lütfen izleyiniz..
Daha sonra mutlaka yinelemesi yapılacaktır..
Ulusal Kanal‘ın program arşivinden erişmek ve erişkesini (linkini) vererek herkesle, ama herkesle paylaşmak, duyurmak gerek..

Batı emperyalizminin iğrenç siyasetini, ikiyüzlülüğünü bilmeyen yok..
Bu onmaz hastalığı ve sefil etiketi günümüzün küresel emperyalistlerinin boynuna astıktan sonra şu saptamayı yapalım ki;

  • AKP iktidarının 14 yıllık basiretsiz, beceriksiz, tutarsız, ufuksuz, hamasi, bilgisiz…. berbat politikaları (!?) ve yönetimiyle (!?) Türkiye bu çıkmaza sürüklendi.
  • AİHM Büyük Dairesi’nin Perinçek – İsviçre davasında verdiği paha biçilmez uluslararası mahkeme kararının (kesinleşmiş hükümdür!) bile değerini bilmeyen / hatta inanılmaz bir vefasızlıkla görmezden gelen talihsiz bir dinci siyasal kadronun zavallılığını kullanıyor Batı.. Halkımızın bu hazin boyutu iyice bilmesi gerek.. Batı, RTE’den kurtulmak istiyor artık.. ancak faturayı ülkemiz ve halkımız ödüyor.. Planın bu 2. boyutunun ayırdında olmak ve direnmek gerek!RTE usulca kenara çekilse ya da Cumhuriyetimizle ve Batıyla dalaşmaktan vazgeçse ne iyi olur?

    AKP – RTE derhal Vatan Partisi’nin uzmanları ile, başta söz konusu davanın mimarı ve kahramanı, yetkin hukuk doktoru Sn. Doğu Perinçek ile yakın işbirliğne girmelidir. Onların engin bilgi birikimi ve deneyiminden mutlaka yararanılmalıdır.

    Web sitemizin manşetine, soruna ilişkin temel önerilerimizi koymuştuk.. Bakılmasını dileriz..

    Sevgi ve saygı ile.
    06 Haziran 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Hendeklere Gömülen Yeni Anayasa

Hendeklere gömülen Yeni Anayasa

portresi_bayrakli

 

Doğu Perinçek
Aydınlık
, 18 Şubat 2016,

 

 

Bir: Türk milletini Anayasadan çıkartmaya kalkmışlardı.
İki: Özerklik yapıp vatanı bölme sürecini fitilleyeceklerdi.
Üç: Tarikatları cemaatleri yasallaştıracaklardı.

Bu üç noktada AKP ile CHP ve HDP arasında üstü örtülü bir anlaşma vardı. MHP ise, yalnız tarikatların yasallaştırılması konusunda bu Cumhuriyet ve Vatan karşıtı anlaşma içindeydi.
Anlaşmanın örtüsü ise, “Darbe Hukukunun temizlenmesi” diye özetleniyor. Burada da Ergenekon-Balyoz sürecinden bu yana birlik halindeler.

Dördüncü olarak, Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık Sistemi ısrarı var. Orada ayrılıyorlar, ancak Yeni Anayasa girişiminin esası, Başkanlık Sistemi değil, vatanı bölmek ve Atatürk Devrimini yıkmak.

MİLLETİN PARLAMENTOYA HAPSEDİLEMEYEN GÜCÜ

“Darbe Hukukunu temizleme” adı altında Millî Devletin temellerini yıkma konusunda el ele vermişken, ne oldu da Uzlaşma Masası devrildi?

Burada Türk milletinin Parlamentoya hapsedilemeyen gücünü görüyoruz.

  • Parlamentodaki dört parti, sistem tarafından ele geçirilmiştir.

Ama görüyoruz, güçleri yetmiyor. Vatan Partisi’nin 2002’den bu yana AKP’nin Yeni Anayasa girişimini cepheden göğüsleyen kararlı mücadelesi var. Millî Anayasa Hareketi (MAH) var. Daha önce Millî Anayasa Forumu’nun Türkiye ölçeğinde örgütlediği direnç var. Türk Ordusunun ve Güvenlik güçlerinin PKK’yı temizleyen büyük mücadelesi var. Bu mücadeleler, bütün partilerin tabanını oluşturan milletin kararlı duruşunu yansıtıyor. Artık söz Türk Milletinindir. Türk Milleti, üstünlüğü ele geçirmiş bulunuyor.

ABD SİLAHIYLA “YENİ ANAYASA” DAYATMASI

Türkiye’nin temelleriyle oynamak öyle kolay bir iş değil. Türkiye, emperyalizme karşı silahla kuruldu.

Silahla kurulan Türkiye’yi yine silahla yıkabilirlerdi. ABD silahlı kuvvetleri, bu girişim sürecinde geldi komşumuz oldu. Önce Irak’ın kuzeyine sonra Suriye’nin kuzeyine yerleşti. Üzerimize silahlandırdığı PKK’yı sürdü ve kaleyi içerden yıkmak için de AKP iktidarını getirdi, tepemize oturttu. Arkasından CHP’yi avucuna aldı ve en son PKK’yı da Meclise soktu.

Aslında Yeni Anayasa, Türkiye’ye Körfez Savaşı’nın başladığı 1991 başından beri ABD silahlarıyla dayatılıyor. Her anayasa gibi, Yeni Anayasa da, namlunun ucundadır. Çünkü bu Yeni Anayasa girişimi, aslında yeni bir devlet, daha doğrusu yeni bir devletçik kurma girişimidir. Nitekim AKP, “Yeni Türkiye”den söz ediyor. “Yeni Türkiye”ye yeni bir anayasa gerekiyordu ve o Yeni Anayasa da ABD silahlarının namlusundan çıkacaktı.

TÜRK MİLLETİNİN NAMLUSU

Ancak bu süreç içinde başka bir namlu ortaya çıktı. Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Temmuz 2015 günü ABD’nin “Kara gücü” olduğu açıkça belirtilen PKK’ya karşı harekâtlara başladı. Aslında “Yeni Anayasa” girişiminin bozgunu o gün başlamıştır. Hava Kuvvetleri, dağı taşı vurmadı, PKK’yı vururken Yeni Anayasa girişimini de vurdu. Bölücü Terör Örgütü Türk Ordusu ve Polisi tarafından hendeklere gömülürken, “Yeni Anayasa” da hendeklere gömülüyordu.

Yeni Anayasa girişiminin Türk milleti ve vatanını hedef alan maddeleri, PKK’nın talepleriydi. Şimdi o talepler PKK ile birlikte toprağa gömülmektedir. Ve o talepleri hendekten çıkarabilecek güç bulunmuyor. Ancak olay bitmiş değil, Masanın devrilmesi yalnızca ilk devrenin sonucudur.

YENİ ANAYASACILARIN BÖLÜNME SÜRECİ

AKP, özellikle Tayyip Erdoğan, Yeni Anayasa sevdasından vazgeçmeyecek belli.

PKK/HDP, Bölücü Anayasanın asıl sahibidir. O da vazgeçmez.

CHP’nin Neoliberal yönetiminin en son 17 Ocak 2016 Genel Kurultay Bildirgesine bir kez daha bakınız, baştan aşağı AKP-PKK Ortaklığının Yeni Anayasasını göreceksiniz. Sorosçular da görevlerinden vazgeçmezler.

Ancak bu ortaklık, Türk Milletiyle karşı karşıyadır. O nedenle sürekli bölünmek zorundadır.

MİLLET İLE ORDUNUN BİRLİĞİ

Masayı deviren Türk Milleti ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin birliğidir. Türkiye’nin son iki yüzyılına bakalım, Millet ve Ordu yan yana geldiği zaman, Türkiye yeni bir karara yürüyor demektir. O yeni karar, Türkiye’yi bölme ve dağıtma girişimini bozguna uğratmanın ötesinde, Cumhuriyeti yeniden İstiklâl Savaşı temelleri üzerine oturtmaktır.

Türkiye’nin temelleriyle oynamaya kalkanlar, Türkiye’yi ayağa kaldırmışlardır ve şu anda işin daha başındayız. Devamı herkesi şaşırtacaktır.

============================================

Dostlar,

Türkiye’nin gündemi ile de sürekli oynandığını ve asıl sorunlarından uzak tutulmaya çalışıldığını ne yazık ki açıkça izliyoruz. Geçelim “yeni Anayasa” yı, Anayasa değişikliği bile ülkenin akut gündeminde değil.. Her şeyden önce “can ve mal güvenliği” yok ülkede! Bu temel yoksunluğun AKP’nin bir kurgusu olduğunu düşünmeye başlıyoruz.. İnsanları terör ile teslim alma..

Haziran 2015 genel seçimleri sonrası 258 vekilde kalarak tek başına iktidar olamayan AKP, dış akıl hocaları güdümünde terör silahına sarıldı ve “verin 400 vekili, kurtulun bu beladan..” diyerek immoral siyasal şantaj ile halkın özgür istencini yönlendirdi.. Sosyal psikolojinin – siyaset sosyolojisinin incelikleri bu bağlamda kullanıldı ve sonuç da alındı..

Bu aracı Bay RTE ve AKP bir kez daha kullanmak istiyor anlaşılan.. Ateşle oynuyorlar.. Bu büyük bir kumar ve bedeli yüzlerce insanın canı – kanı.. AKP – RTE bu kez “ver Başkanlığı, kurtul bu çatışmalardan, Türkiye iyi yönetilmiyor, güçlerin uyumu gerekli, rejim fiilen değişti çatışma olmaması için Türk tipi başkanlık zorunlu…” gibi söylemler çevrede dolaşıyor. Bu “sözler” Batlı danışmanlar güdümünde belirleniyor ve kitlelerin psikolojik algısını yönlendiriyor. Kabul etmek gerekir ki etkili oluyorlar. Çünkü bilimsel yöntemlerle kanıtlanmış süreçlerin ürünü. Acımasızca, çirkin siyasetin buyruğuna sokulmuş durumunda.

Sayın Perinçek’in saptaması ne denli çarpıcı ve yerindedir :

  • “..Üzerimize silahlandırdığı PKK’yı sürdü ve kaleyi içerden yıkmak için de
    AKP iktidarını getirdi, tepemize oturttu…”

Şu saptamayı yapalım : Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Atina’da yaşamış kadim siyaset felsefecisi Aristo bile “Güçlerin ayrılığı” nı savunmuştu. Tersi durumda yöneticinin Tiranlaşacağı uyarısını yapmıştı Ünlü Fransız siyaset filozofu Montesquieu ise çağdaş biçimde formüle etmişti bu kuramı ve günümüzde çağdaş demokrasilerin hepsi de özünde GÜÇLER AYRILIĞINA dayanmaktadır (separation of powers). Çağcıl demokrasi kuramının mihenk taşlarından biri, LAİKLİK – SEKÜLER düzenle birlikte Yasama – Yürütme –  Yargı Güçlerinin ayrılığıdır.

Bay RTE’nin önerdiği Türk tipi – GÜÇLERİN UYUMU, Tayyip beye PADİŞAHLIK YETKİSİ ile denktir ve siyaset bilimi yazınında (literatüründe) karşılığı olmayan bir kavramdır; uydurmadır ve değersizdir, geçersizdir; halkı kandırma amaçlı retorik (sözel) tuzaktır! Osmanlı imparatoru 2. Abdülhamit bile şakağına silah dayanarak 1. Meşrutiyet’e boyun eğdirilmiş, bu topraklarda 140 yıl önce Anayasal rejime, Meclis-i Mebusan’a kavuşulmuştur.. Magna Charta’dan 661 yıl sonra da olsa! Köprülerin altından çoooook sular akmıştır. Türkiye’yi, AKP – RTE, Batılı emperyalist yönlendiricilerinin tüm çullanmalarına karşın teslim alamayacaklardır. Ulus, kendisine kurulan sefil tuzağı algılamıştır. Oyunu bozacaktır..

Sevgi ve saygı ile.
20 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Batı Asya ve Türkiye’de tanyeri ağarırken

Batı Asya ve Türkiye’de tanyeri ağarırken

Doğu Perinçek

Doğu Perinçek
dogu.perincek@iscipartisi.org.tr
AYDINLIK, 04 Ekim 2015

Rusya, artık yalnız Suriye’de değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’dedir. Ukrayna’da karşı karşıya gelen ABD ile Rusya, Suriye’de işbirliği yapmaz. Anlaşma falan yok, Rusya, Batı Asya’da ABD’ye karşı cephe tutmuştur.

BATI ASYA’DA OLUŞAN CEPHE

Batı Asya’da, Suriye, Irak, İran ve Rusya aynı cephededir. Almanya da onlarla birliktedir. ABD’nin Volkswagen’i hedef alarak Almanya sanayisine açtığı savaş stratejik düzlemdedir. Berlin, Washington’a direniyor. Bu direnme, yalnız ekonomi alanında değil, her cephededir.
Çin Halk Cumhuriyeti, ABD’yi barışçı yoldan geçme stratejisinde hayli yol aldı. Ve artık dünyanın yedi ikliminde ABD tahakkümüne karşı mücadele edenlerin yanında konumlanıyor. Çin yöneticileri, kravatları çıkardılar ve Batılıların “Mao ceketi” dedikleri Asya ceketlerini giydiler. Çin ile Rusya arasındaki işbirliği sağlam adımlarla ilerliyor. Washington’un eski
akıl hocalarından Brzezinski’nin “Aman Çin’e karşı Rusya’yı yanımıza çekelim” öğütleri
bir işe yaramadı.
Toplam olarak baktığımız zaman, Batı Asya’da bölge ülkeleri ile Rusya, Almanya ve Çin ortak cephede buluştu. Artık Suriye, Avrasya’nın, başka deyişle Avrupa+Asya’nın ön cephesi oldu. Ön cephe kuşkusuz bölge genişliğindedir.

ABD’NİN PİYONLARINA VURAN VURANA

“Vekâlet savaşları” deniyor, biz “piyon savaşları” diyoruz. Batı Asya devletleri, ABD’nin piyonlarını artık buldukları yerde köşeye sıkıştırıyor ve pataklıyor. Herkes “IŞİD’e vuruyorum” diyerek ABD’nin piyonlarına vuruyor. Washington, “Hani IŞİD’i vuracaktınız, benim adamlarımı vuruyorsunuz” diye yakınmakla meşgul.
24 Temmuz’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’nin “Kara gücüm” dediği PKK’ya karşı başlattığı harekâta Washington hiçbir ciddî yanıt verememiştir. Bu kez Rus uçakları yine ABD’nin “bizim adamlarımız” dediği teröristleri dövüyor. ABD, ateşe sürdüğü örgütlere
sahip çıkamıyor.
YENİ ÇAĞ
Bölgede kuvvet dengeleri değişmiştir. Hatta dünya ölçeğinde kuvvet dengeleri değişmektedir. ABD, Suriye’de ve genel olarak Batı Asya’da yenilmiştir. “ABD yenilmez” diyenler de yenilmiştir. Beş yüzyıllık Atlantik Çağı, artık arkada kalıyor. Dünya Asya Çağına girmektedir.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ ÇAĞDAŞLAŞMA ÇAĞI

2000’li yılların başında CIA, “21. Yüzyılın Perspektifleri” gibi bir başlıkla rapor yayınlamıştı. Orada Türkiye’nin 21. Yüzyıldaki çıkarlarının Asya’da olduğu belirtiliyordu. Türkiye’nin işbirliği yapacağı ülkelerin, Batı Asya ülkeleri yanında Rusya ve Çin olacağı öngörülüyordu.
Bu nedenle Türkiye, ABD’nin isteğiyle Avrupa Birliği’ne aday üye yapıldı ve Atlantik kapısına bağlandı. Ancak şimdi Atlantik ittifakının kendisi parçalanmaktadır. Almanya Başbakanı Merkel’in ABD ile birlikte Rusya’nın Suriye harekâtından kaygılanan bildiriye imza atması
bu gerçeği değiştirmiyor.
Türkiye’nin önündeki seçeneklere bakıyoruz.
Tek seçenek kaldı, tek mecburiyet var Türkiye, toprak bütünlüğünü korumak ve Atatürk rotasında ilerlemek için,
Batı Asya’daki ve Avrasya’daki konumuna yerleşmek durumundadır.
  • Türkiye, Atlantik sistemi içinde borca battı, bölündü ve
    tarikat-cemaat pençesine düştü.

Şimdi Türkiye, Asya’daki konumuna yerleşerek çağdaşlaşma hedefine ilerleyecektir.
Atlantik’te yıkıma uğratılan Atatürk Devrimi, Asya’da ayağa kalkacaktır.

KÜRT KORİDORU’NDA BOZGUN VAR

ABD’nin Türkiye’yi yeniden 1990 öncesine götürme şansı bulunmuyor.

ABD’nin kendisi Türkiye için tehdit haline gelmiştir.

Washington’un PKK’yı feda ederek Türkiye ile eski günleri canlandırma şansı da geçerli değildir. PKK/PYD, zaten herkes tarafından feda edilmiştir. ABD’nin “Kürt Koridoru” girişimi, Türk Ordusunun harekâtından ve en son Rusya’nın harekâtından sonra bozguna uğramıştır. Artık hiçbir güç, Barzanistan’ı Doğu Akdeniz’e bağlayamaz. Birleşen Suriye’de Kürtlere kuşkusuz yer vardır ama Kürt bölücülüğüne izin olmayacaktır. Rusya ve Suriye, PYD’ye Suriye’nin bütünlüğü dışında bir seçenek tanımıyorlar. PKK/PYD’nin ABD-İsrail Koridoruna hizmet seçeneği de artık geçersizdir.

ABD’NİN ÇARESİ YOK

Girdiğimiz süreçte artık Türkiye’de ABD’ye dayanarak iktidar olma ve iktidarda kalma formülleri de geçerliğini yitiriyor. O nedenle Davutoğlu’nun ve Tayyip Erdoğan’ın Rusya’ya üzüntülerini beyan etmelerinin siyasette karşılığı bulunmuyor.
Türk Ordusunun 24 Temmuz’da başlayan harekâtı, yalnız iç cephede değil, dış cephede de
yeni bir dönemi açmıştır. Türkiye, ABD’nin piyonlarına vurarak Atlantik sistemine başkaldırmış bulunuyor. ABD’nin bu süreci geri döndürmek için yapabilecekleri sınırlıdır. Kuşkusuz macera da bir seçenektir. Ancak o tür girişimler ABD tarihine “delilik” olarak geçer. Nitekim Obama’nın dün gece “Kürt savaşçılarından” medet umar hale düşmesi çaresizliğin itirafıdır.
Türkiye, yalnız Bölücü Teröre karşı mücadelesiyle değil, borç batağından kurtulmak için de ABD’nin zincirlerini kırmak durumundadır. Atlantik sistemi içinde Üretim Ekonomisi kurma şansı bulunmuyor. Atatürk önderliğinde 1930’larda Planlı Karma Ekonomi uygulanarak gerçekleştirilen “Türk Mucizesi” yeniden gündemdedir. Bir seçenek olarak değil,
mecburiyet olarak Türkiye’nin biricik çıkış yolu budur.

TÜRKİYE’NİN VE DÜNYANIN YAKIN GÜNDEMİ

1.Türkiye, üretim ekonomisine geçecektir. Planlı Karma Ekonomi görüş mesafesi içindedir.
2.Türkiye, komşuları Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ile birlikte hatta bir süre sonra Lübnan ve Mısır’ın da katılmasıyla Batı Asya Birliği’ni oluşturacaktır.
3.Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’nde, Rusya, Çin, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Hindistan ve diğer Asya ülkeleriyle dünya barışı ve ekonomik kalkınma için el ele verecektir.
4.Avrupa+Asya ittifakı olan Avrasya Birliği dünya gündemine girmiştir.
5.ABD, önümüzdeki süreçte Batı Asya’da oluşan yeni durumu kabul etmek ve Batı Asya ülkeleriyle işbirliğine yönelik politika oluşturmak dışında bir seçeneğe sahip değildir.
Bunun dışındaki zorlamalar, ABD’nin ağır yenilgisiyle sonuçlanır.
6.Türkiye’de Atlantik’te bölünme ve borca batma döneminin sonuna geliyoruz.
ABD işbirlikçileri ve PKK dostları önümüzdeki dönemin kaybedenleridir.
7.Bu koşullarda Türkiye’de Vatan Partisi Programı artık gündemdedir.
Bu süreçte Millî Hükümetin kuruluşunu kimse önleyemez.==================================

Dostlar,

Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek oldukça iyimser ve uzuuun bir yazı
kaleme almış..

İnsanın “Nerdeeeee??” diyesi geliyor..

Keşke, keşke, keşke…

Sevgi ve saygı ile.
06 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Prof. Yaman Örs : Seçimler ve büyük yalanlar

Seçimler ve büyük yalanlar

Bu yalanların konuları, tarihsel sıralanmalarıyla şöyledir:

– Büyük “Ermeni Soykırımı” yalanı.
– “27 Mayıs”ın geniş bir toplum hareketi ile birlikte giden
kaçınılmaz bir askeri ihtilal olmayıp bir “askeri darbe” olduğu yalanı.
– Avrupa Birliği’ne girilmeyeceği gerçeğini saklayan ülkemizde
bir Avrupa Birliği Bakanlığı’nın bulunuşu.

Yaman_Ors_portresi

 

Prof. Dr. Yaman Örs
AYDINLIK
portalı, 24.6.15 

 

 

Demokrasiyi seçimlerle bir tutan, onları neredeyse özdeşleştiren düşünüş biçimi, yalnız ülkemizde değil, daha başka ülkelerde, bu arada gelişmiş olanlarda hiç de az olmayan sayıda önemli sayıda yandaş bulmuş görünüyor. Ben burada doğrudan bu konu üzerinde durmaktansa, seçim sürecinde söz konusu olan iki kesimin, “seçilenler”le “seçenler”in konumunu; daha doğrusu bu konumdaki yaklaşımlarını çok kısa biçimde ele almak; sonra da, ülkemizde yaklaşan seçime yönelik olarak seçmenlerin parti seçimi konusuna kısaca değinmek istiyorum.

SEÇİLENLER

Bence bu konudaki görünüm, birbiriyle yakından ilişkili biçimde gelişmiş olan Yeni Dünya Düzeni ve Modernlik Sonrası (Post-modern) düşünüş biçimi ile de önemli ölçüde bağlantılıdır. Bu görünümde en başta şu gelişmeleri sayabiliriz. İnsanlarda aşırı bir öznellik ve bencillik; paraya ve onunla elde edilen ne varsa onlara verilen değerin “büyük yükselişi”; çıkarcılığın, alancılığın, genel olarak ahlâkdışılığın, başka kötülüklerin büyük boyutlara ulaşması… Seçilecekler arasından seçilenler, belki bu konulardaki becerilerinden dolayı çok başarılı olmuşlar ve sonuçta, çok özledikleri koltuklara oturmuş olmaktadırlar.
Bu bağlamda, genelde eğitimin önemi ile ikinci bir “meclis” olarak “senato”nun işlevini, günümüzde ise bunların ülkemizdeki eksikliğini anımsayabiliriz.

Seçilmek isteyen adaylar arasında karşıt örnekler vermek, benim burada söylemek istediklerimi daha çok açıklığa kavuşturabilir sanıyorum.

Yer: Oslo. Norveç Parlamentosu. Sırtında taşıdığı bebeğiyle oturan genç bir kadın milletvekili. Avrupa’da bir başkent. Oldukça genç ve çağdaş bir Türk kadını. CHP üyesi. Ressam, şair, yazar, etkin siyaset yapıyor… (Ama bir “siyasetçi” değil. ) İlgi duyduğu ve ürün verdiği alanlarda Avrupa’nın belli başlı kurumlarında etkin üye. Orta eğitim sıralarından beri ana düşüncesi / amacı, siyasal etkinlik aracılığı ile ülkesine hizmet etmek.

Ve de Ankara. Bir devlet kurumunun genel müdürü. Daha önceki bir seçimdeki aday olma amacını şöyle özetliyor:

“Devlet hizmetinde yoruldum; artık Meclis’e girmek ve biraz dinlenmek
/ rahat etmek istiyorum…”



BÜYÜK YALANLAR

Burada, seçimlerden önce ülkemizde (ve dünya genelinde) belki çoğu siyasetçinin “olağan” diyebileceğimiz yalanlarından söz açacak değilim. Bunlar daha çok, iktidara geldiklerinde neler yapacaklarına, demek oluyor ki geleceğe yönelik “yalan söz vermeler”dir. Benim kısaca gündeme getireceklerim, ülkemiz için çok önemli olan ve siyasetçilerle birlikte gazeteci, yazar, sanatçı, bilim insanı vb. değişik konumdaki birtakım insanların, bilerek ya da düşünmeden ve araç olarak ürettikleri “gerçeği çarpıtmalar” olacaktır. Türkiye ile ilgili olarak yurt içinde ve yurt dışında gittikçe yoğun biçimde gündeme getirilen üç “büyük yalan”la ilgili olarak partilerin tutumlarının dikkate alınması, seçimler ve ülkemiz açısından kuşkusuz çok önemlidir. Hangi parti bunlar için ne yargıda bulunmakta, onları nasıl yorumlamakta, onlar için ne yapma sözü vermektedir?

Bu yalanların konuları, tarihsel sıralanmalarıyla şöyledir:

1. Büyük “Ermeni Soykırımı” yalanı.
2. “27 Mayıs”ın geniş bir toplum hareketi ile birlikte giden kaçınılmaz bir askeri ihtilal olmayıp bir “askeri darbe” olduğu yalanı.
3. Avrupa Birliği’ne girilmeyeceği gerçeğini saklayan ülkemizde bir
Avrupa Birliği Bakanlığı’nın bulunuşu.

CHP ve VATAN PARTİSİ’nin SİYASAL KONUMLARI

“Kendisiyle tanışırız. Ama ben Doğu Perinçek’i sevmem! Bu seçimlerde oyları bölmeyelim. Vatan Partisi’ne oy vermeyi sonraki seçimlere bırakabiliriz.” Bu sözleri, yaşıtım olan bir arkadaşım seçimlerden önce söylemişti. Buradaki “oyları bölmeyelim” anlatımı, ilkece ne zaman söz konusu ya da geçerli olabilir? Belli seçmen kitlesinin, benzer siyasal görüşleri olan iki siyasal oluşumdan daha çok birine oy vermesi ve karşı siyasal görüşlerin karşısında öne geçmesi istendiğinde değil mi? Vatan Partisi’ni bir uca, iktidardaki partiyi karşı uca koyalım. Burada, CHP’yi, daha doğrusu Y-CHP’yi, nereye yerleştireceksiniz? Atatürk’ten, Cumhuriyet’ten, bilimden, sanattan, çağdaşlıktan, insandan ve doğadan yana olan Vatan Partisi’nin bulunduğu uca yakın bir noktaya mı; yoksa bunun tersine, sayılanların yanında eğitim, laiklik, dış ilişkiler vb. çok önemli birtakım konularda da çağdaşlıktan uzak iktidara yakın bir yere mi?

Seçimlerde, çok oy alamadı ama Y-CHP’den uzak durup, aydınlığa yönelmiş ve toplumu birleştirici Vatan Partisi’ni desteklemenin, sol görüş ve yurtseverlik adına en doğru tutum olduğu daha şimdiden ortaya çıktı.

=======================

Dostlar,

Meslek büyüğümüz Sayın Prof. Dr. Yaman Örs‘ün yazısı, “seçim sonrasında” okunduğunda daha da çarpıcı değil mi??

Sayın Örs’ü, ADD Edirne Şubesi Başkanı iken (1996-2000) Edirne’ye bir konferansa davet ettiğimizi anımsıyoruz. Yaman hoca tıpta 2 ayrı dalda Patoloji ve Tıp Tarihi (sonradan Deontoloji – Tıp Tarihi) uzmanlıklarını aldı. Daha sonra 1991’de ODTÜ Felsefe bölümünde doktora derecesi kazandı.. Dopdolu bir Cumhuriyet aydını.. 1936 doğumlu ama Yüce Atatürk’ün en kutsal armağanı olan Cumhuriyetimizi emanet ettiği Cumhuriyet gençlerinden!

Çok sayıda kitabından özellikle Kaynak yayınlarından çıkan “EVRİM” adlı yapıtının okunmasını çok salık veririz. Bilimsel olarak tüm fosil serisiyle tümüyle kanıtlanmış olan Charles Darwin’in Evrim Kuramı‘nın karşıtı Yaradılışçı Adnan Oktar (gerçekte akıl hocaları) bu kitaptan çok rahatsız olmuş, kendince “Yaman Hocanın yanlışları” başlığı ile yanıtlamaya çabalamıştı.

Evrim

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com