Etiket arşivi: Balyoz davası

Feyzioğlu : ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI SON DERECE YERİNDEDİR

Feyzioğlu : ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI SON DERECE YERİNDEDİR

portresi2

 

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu,  Aksaray Barosu’nca bir otelde kuruluşunun
25. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenen baloya katıldı. Feyzioğlu, baloda açıklamalarda bulundu.

Feyzioğlu burada yaptığı açıklamada;

Balyoz davasıyla ilgili bizim tavrımız yıllardır belli. Bizler davanın esasıyla ilgili
hiç konuşmadık. Sürekli adil yargılanmalardan bahsettik. Hukukun üstünlüğü dedik.
Usül hükümlerine uyulmadan, savunma hakkı hiçe sayılarak sap samandan ayrılamaz dedik. Ancak özel görevli mahkemelerde hukukun üstünlüğü değil, üstün olanın hukuku geçerliydi. Anayasa Mahkemesi’nin kararı son derece yerinde bir karardır.” dedi.

Aksaray Barosunun 25′nci yıl kutlamalarına katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Metin Feyzioğlu, Balyoz olarak bilinen davada sahte deliller öne sürüldüğünü ve savunmanın ısrarla dinlenmediğini belirterek şunları söyledi:

“Türkiye Barolar Birliği’nin yürüttüğü çalışmalar sonucunda, özel görevli mahkemeler ortadan kaldırıldı. Sanırım bu en önemli dönemeçlerden birisi oldu. Ardından da
Anayasa Mahkemesi ‘Ergenekon’ diye bilinen davalarda tutuklulukların hukuka aykırılığı noktasında ihlal kararı verdi. ‘Balyoz‘ olarak bilinen davada ise sahte delilerden tutun da en önemli savunma tanıklarının, savunmanın ısrarla dinlenmemesinden söz ederek, anayasal savunma hakkı ihlaline, yeniden yargılanmaya karar verildi.
Ancak Anayasa Mahkemesi son derece yerinde bir karar vermiştir.” dedi.

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI SON DERECE YERİNDEDİR

TÜBİTAK’ın davanın seyrini değiştiren 5 no’lu hard diskle ilgili çok önemli bir rapor verdiğini belirten Metin Feyzioğlu şunları söyledi:

“Son yapılan çalışmalarda TÜBİTAK son derece önemli bir rapor verdi.
5 no’lu hard diskin sahte olduğunu tespit etti. Çok önemli bir rapor bu.
Bu 5 no’lu hard diskin sahteliği, birilerinin özellikle mahkumiyet için çaba harcadığı,
delil ürettiği ve dosyaya yerleştirildiği görülüyor. Demek ki bir senaryo hazırlandı.
Bu senaryo sahte delillerle beslendi. Şeklen ise bir mahkumiyet verildi.

  • Anayasa Mahkemesi’nin kararı son derece yerindedir.
  • Anayasa Mahkemesi Türkiye’nin önünü açan kararlar vermektedir.

Ben verilen kararların faydalı olduğunu düşünüyorum. Herkesi bir kez daha kutluyorum.”

*****

İHSANOĞLU HAKKINDA DEĞERLENDİRME YAPMAYI DOĞRU BULMAM

CHP ve MHP çatı adayı olarak Cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinde uzlaşmaya vardığı Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında da konuşan Metin Feyzioğlu,

“Çatı aday konusunda duruşumuz çok önemlidir. Bunu tabi ki Barolar Birliği olarak değil kişisel düşüncem olarak dile getiriyorum; Sayın İhsanoğu hakkında hiçbir değerlendirme yapmayı doğru bulmam. Beyfendi bir insandır. İnsanların anne ve babalarıyla isimleriyle birtakım spekülasyonlar yapılmasını hep yanlış bulmuşumdur. İnsanların kişilikleri hedef alınarak, aileleri hedef alınarak cümle kurulması yakışıksızdır. İsim konusunda herhangi bir yorum yapmam. Türkiye Barolar Birliği Başkanı sıfatı taşıdığım sürece bu söz konusu da değildir. Yarışacak bütün adaylara başarılar dilerim. Daha önce de dile getirmiştim. Türkiye belediye başkanı seçimlerine girmiyor. Cumhurbaşkanı seçmeye gidiyoruz. Cumhurbaşkanı seçimlerinde partilerin adaylarının düşman ve hain gibi gösterilmesi büyük kırgınlıklara yol açar. Çünkü seçilen Cumhurbaşkanı 76 milyonu kucaklayacağını unutmayalım.” diye konuştu. (DHA, 21.6.14)

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’dan Haşim Kılıç’a “Adalet Nöbeti” mektubu


Dostlar,

CHP’nin çalışkan ve üretken İstanbul Milletvekili Sayın Umut Oran,
Anayasa Mahkemesi Başkanı Sn. Haşim Kılıç’a aşağıdaki gibi etkili bir mektup yazdı.
(Bu arada geçen hafta CHP’nin MYK’ndan neden alındığını anlayamadık?!..)

Kimse bu mektubu Yüksek Mahkemeye telkin – tavsiye vb. olarak yorumlamaya kalkışmasın. Bize göre bu mektup adeta, “bir an önce adalet” için haykıran bir dilekçedir ve Anayasa’nın 74. maddesinde güvenceye alınan bir haktır.

Son derece dengeli ve haklı, somut kanıtlara – hukuksal gerekçelere dayanmaktadır.

Bu tertip davalarla yaratılan istendik adaletsizlik ortamında,
zaten ülkemizde yıllarca, yeterinden çok fazla gecikmiştir.
Karanlık bir Balyoz – Ergenekon 10 Yılı‘ndan söz edebiliriz.

7+ yıldır sürdürülen kökü dışarıda bu kurgulu zulmün neden olduğu acı ve
geri döndürülemez ardışık (seri) ölümler – katiller bir yana, son derece olağan olan
rutin ADALET REJİMİNE geri dönüş bir türlü olanaklı olamamaktadır.

Bu tablonun sürdürülebilirliği artık kalmamıştır.
Süreç, seri katillik suçu üretmiştir!

  • Türkiye’de “birileri” artık bu tertip davalar nedeniyle seri katildir!

Oysa ADALET ÜLKENİN TEMELİDİR.

Adalet yoksa, ülkede barış da olamaz ve kaçınılmaz olarak doğacak karmaşa (kaos) ortamı herkesi boğar.

Sorun AİHS bağlamında AİHM’ne taşınmadan ve yıllarca daha uzatılmadan ülke içinde ADALETLE ve hızla çözülmelidir. Gecikme yeni can yitikleri, hastalıklar, özekıyımlar ve kanayan toplumsal vicdandır.. Toplumsal gerilim ve ayrışmadır ki; ülkeye ve ulusa zararları kestirilemeyecek ölçüde derindir.

Anayasa Mahkemesi tarihsel bir dava, sorumluluk ve sınavla yüz yüzedir.

BALYOZ, artık adaletsizliğe inmeli, indirilmelidir..

Sevgi ve saygı ile.
12 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’dan Haşim Kılıç’a
“Adalet Nöbeti” mektubu

portresi

 

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a mektup yazarak, mahkeme önünde başlayan Adalet Nöbeti’ne karşı duyarsız kalınmamasını istedi. Oran mektubunda Kılıç’ın 27 Nisan (AS: 2014) konuşmasına gönderme yaparak

– “Kaleyi işgal edenler” ve
– “rakiplerinden intikam alma aracı” şeklindeki sözlerini anımsattı.

– “Geçen süre Albay Özenalp gibi geri dönülemez acılara yol açmakta.
ÖYM’lerde insanların itibarları toplum önünde linçe uğratılmıştır.
” diyen Umut Oran,
AYM’ye bu davalar nedeniyle yapılan bireysel başvuruların sonuçlanmadığına işaret etti.
Oran, mektubunda “Mahkemeniz bu sorumluluğu yerine getirmemiş, bu davaların mağdurlarının başvuruları gündeme alınmamış, hak ihlallerinin devam etmesine
göz yumulmuştur… Hapishanelerde bugün yargıyı bir bıçak gibi intikam almak için kullananların mağdurları hala adalet beklemektedir. Bu çağrı cevapsız bırakılamaz, bu talepler yok sayılamaz… Bu nedenlerle, bu davaların biran önce ele alınarak görüşülmesi için gereğini sunar, Türkiye’de milyonlarca insanın vicdanını kanatan uygulamaların son bularak, adalet ve demokrasi yolunda gerekenin yapılmasını temenni ederim.
” dedi.

CHP Parti Meclisi Üyesi ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, ÖYM ve TMK’nun
10. maddesiyle görevli (AS: özel yetkili) mahkemelerdeki davalarda duruşmalarını
en başından beri izlediği davalar kapsamında bu kez Anayasa Mahkemesine başvurarak yaşanan sıkıntılara dikkat çekti.

CHP’li Oran’ın, 7 Mayıs 2014’te doğrudan Haşim Kılıç’ın Özel Kalemine elden
teslim edilen (7 Mayıs 2014) mektubu şöyle:

**********

Sayın Haşim Kılıç,
Anayasa Mahkemesi Başkanı 

Hasim_Kilic
Tarafınızca da bilindiği üzere Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. maddesiyle görevli mahkemelerce görülen davalarda büyük hak ihlalleri yaşanmış, hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olan adil yargılanma hakkı,
masumiyet karinesi ve savunma hakkının sistematik ihlalleri gözlenmiştir.

Bu davalar hemen hemen aynı usul ve yöntemlerle hayata geçirilmiş, isimsiz ihbar mektupları, internet üzerinden yapılan bildirimler veya aramalarla şahıslar zan altında bırakılmış, yapılan araştırmalarda bu ihbarlarda bulunanların kimliğini gösterebilecek hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır.

Davalarda gizli tanıkların ifadelerine yer verilmiş, hakkında çok ağır suçlardan mahkumiyet kararı olan şahısların hiçbir delile dayanmayan ifadeleri suç isnatlarının (AS: atılmasının) temelini oluşturmuştur. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin yaşadığı gibi “sehven yüklenen” delillerle de sanıklar aleyhine kanıt oluşturulduğu görülmüş,
bütün bunların tüm kanıtlarıyla ortaya çıkmasına karşın yargılanan kişilere yönelik uygulamalar sürmüş, hatta sehven yüklendiği kabul edilen deliller gerekçe gösterilerek hüküm oluşturulmuştur.

Yine bu davalarda soruşturma aşamasında elde edilen kimi bulgular çeşitli medya organlarına sızdırılmış, haklarında soruşturma yürüten kişiler kendileriyle ilgili dosyaları göremezken, bu kişiler hakkında birçok iddia kamuoyunu yönlendirmek için kullanılmış, bir hukuk devletinde mutlaka korunması gereken masumiyet karinesi ihlal edilerek,
insanların itibarları toplum önünde linçe uğratılmıştır.

Balyoz davasında ise tüm bunlara ek olarak, hiçbir imza veya geçerliliği olmayan dijital veriler delil kimliği kazanmış, bu dijital verilerin sahte olduğunu gösteren 30 kadar ulusal ve uluslararası rapora itibar edilmemiştir. Davanın temeli olan 5 numaralı hard diskin sahte olduğuna ilişkin TÜBİTAK tarafından hazırlanan 20 Ocak 2014 tarihli dijital adli analiz raporu da dikkate alınmamış, bu şekilde oluşturulan delillerle hüküm kurulmuştur.

Davada sanıkların lehine 1466 hata, çelişki gerçekliğe aykırılık saptanmıştır.
Örneğin Başsavcılığa 30 Ocak 2010’da bavulla verilen belgeler ve 19 CD ile dava açılmış, söz konusu CD’lerden 11 ve 17 No’lu olanlarla ilgili bilirkişi raporunda CD’lerin en erken 2006 ortasında oluşturulmuş olabileceği ifade edilmiş, bu CD’lerde yer alan toplam 66 dokümanın Calibri yazı fontu tipi ile yazıldığı Yıldız Teknik Üniversitesi bilirkişilerince tespit edilmiştir. Halbuki Calibri yazı tipi Microsoft tarafından 2007 yılı sonunda piyasaya sürülen Office programında kullanılmış olup, herhangi bir belgenin
bu yazı tipi ile 2006 yılında kullanılması olanaksızdır.

Özellikle Balyoz davasında uzun tutukluluk süresi de hak ihlallerine neden olmuş,
Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Grubu (UN-GWAD) vermiş olduğu
6/2013 No’lu 22 Temmuz 2013 tarihli kararında, Balyoz davası kapsamında özgürlüğünden alıkonulan 250 sanığın keyfi olarak tutuklandığına hükmetmiştir.
Yapılan bu uygulamanın Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 9 ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 9, 10 ve 11. maddelerini
ihlal ettiği karara bağlanmıştır. Bu kararın gerekleri de hâlâ yerine getirilmemiş olup,
hak ihlali sürmektedir.

Dava kapsamında savunma hakkının da kısıtlandığı görülmüş, “silahların eşitliği ilkesi” çerçevesinde savunma hakkını kullanmak isteyen avukatların görevlerini yapması engellenmiş veya bu olanaktan yoksun bırakılmıştır. Bütün bu hak ihlallerinin yanı sıra, 12 Haziran 2011’de yapılan milletvekili genel seçimlerine katılarak, milli iradenin vermiş olduğu kararla milletvekili olarak seçilen Sn. Engin Alan’ın da hâlâ tutukluluğu sürmekte, kendisi yasama görevinden alıkonulmakta, milletin verdiği görevi yerine getirememektedir. Anayasamıza göre millet adına yasama yetkisini kullanan TBMM’nin bir üyesi bugün özgürlüğünden yoksundur.

Bu durum çeşitli araştırma önergeleri ile de gündeme getirilmiştir. Balyoz Davası’nda yaşanan hukuk dışı uygulamaların tespiti için 29 Kasım 2013’te TBMM’ye verdiğim araştırma önergesi TBMM’de halen görüşülmeyi beklemektedir. Geçen zaman içinde yürütme organının üyeleri bu davaların birer ‘katakulli’ ve ‘kumpas’ olduğunu ifade etmiş, yargı organı içinde yer alan kimi ögelerin Devletin organlarına karşı komplo kurduğunu da söylemiştir. Bu iddialar yanıtlanmayı bekleyen çok ciddi iddialardır.

TMK’nun 10. maddesiyle görevli (AS: özel yetkili) mahkemelerde görülen davalarda yaşananlar ve özellikle Balyoz Davası ile ilgili olarak Başkanlık görevini yürütmekte olduğunuz Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı kapsamında yapılan
birçok başvuru bulunmaktadır. Bu başvuruların önemli bir bölümü bugün hâlâ görüşülmemiş olup, burada yaşanan hak ihlalleri de sürmektedir. Albay Murat Özenalp’ın ölümünde gördüğümüz gibi geçen süre geri dönülemez zararlara da
neden olmakta, birçok insan kalıcı hastalıklarla uğraşmakta, ailelerinden ve özgürlüklerinden yoksun kalmaktadır.

Bu başvuruların ivedilikle ele alınarak karara bağlanması Anayasamıza ve hukuka karşı çok ciddi bir zorunluluktur. 27 Nisan 2014’te yapmış olduğunuz konuşmada belirttiğiniz gibi;

  • Evrensel değerlerin ağırlıklı olarak uygulandığı,
    (AS: İdarenin) tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi tutulduğu, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlet,
    hukuk devleti olarak tanımlanmıştır.” ve
  • Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasal düşüncelerine ve ideolojilerine
    lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır
    .”

Hukukun üstünlüğünü ve temel insan haklarını korumak, yargı organını rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullananların yapmış olduğu uygulamaları da
boşa çıkarmak, bir hukuk devletinin tüm organlarının asli sorumluluğudur.

Yargı intikam almak için kullanılamaz. 

Politik, ideolojik veya kurumsal bağları nedeniyle kimse ayrımcılığa uğratılamaz.
Bir görüşün veya kimi kişilerin tasfiye edilmesi için yargının bir bıçak gibi kullanılması demokratik bir hukuk devletinde normal karşılanamaz.

Bu kapsamda, mahkemeniz önünde bekleyen bireysel başvuruların bir an önce görülerek, Anayasamızda yer bulan hakların korunması tarihsel bir sorumluluk olarak önünüzde durmaktadır.

Bu zamana dek mahkemeniz bu sorumluluğu yerine getirmemiş, bu davaların mağdurlarının başvuruları gündeme alınmamış, hak ihlallerinin sürmesine
göz yumulmuştur. Ne yazık ki Türkiye hapishanelerinde bugün yargıyı bir bıçak gibi
intikam almak için kullananların mağdurları hala adalet beklemektedir.

Bu çağrı yanıtsız bırakılamaz, bu istemler yok sayılamaz.

Bu nedenlerle, bu davaların biran önce ele alınarak görüşülmesi için gereğini sunar; Türkiye’de milyonlarca insanın vicdanını kanatan uygulamaların son bularak,
adalet ve demokrasi yolunda gerekenin yapılmasını temenni ederim.

Saygılarımla,
07 Mayıs 2014, Ankara

Umut Oran
CHP İstanbul Milletvekili

VATAN NASIL?


VATAN NASIL?

portresi_kucuk

 

Naci BEŞTEPE

Yusuf AFAT, Karadeniz’in bir yayla köyünün çocuğu.

Deniz piyade subayı olmuş. İç güvenlik harekatına katılmış.
Dağlarda terörist peşinde koşmuş.

Afganistan’a gönderilmiş.

Oradaki yaşlı bir Afgan sormuş Anadolu’yu, “VATAN NASIL?” diye.

O da kendi öyküsünü anlattığı kitaba bu adı vermiş.

Bana  kitabıyla birlikte aşağıda kimi bölümlerini aktardığım bir mektup gönderdi.

YUSUF AFAT’A BALYOZ

Balyoz davasından dolayı üç dijital veride yalnızca adım yazılı diye 16 yıl cezaya çarptırılarak TSK’dan ilişiğim kesilene dek şimdilik ‘Mamak Askeri Cezaevi’nde tutsak olan Deniz Piyade Kurmay Albay Yusuf AFAT’ım.” diye başlıyor mektup.

TÜRK SUBAYI BUDUR İŞTE 

“İftirayla ‘darbeci, terörist!’ olarak yaftalandığım ‘Balyoz Davası’ hakkında, gerçekleri en az benim kadar bilmeniz nedeniyle bu konudan hiç söz etmeyeceğim. Ancak, suçsuz olmamıza karşın diri diri bir karanlığa gömüldük ve şimdi her türlü söyleme karşın üzerimize beton dökülüyor. Eğer bizlerin diri diri gömülmesi vatanın geleceğine olumlu katkı sağlayacaksa, ‘kanım da – canım da’ feda olsun aziz vatanıma…

Malum çevrelerde vicdansızca ‘Ordumuzun, din düşmanı (!) olarak ilan edildiği’ dönemlerde ‘Karadeniz Yaylalarında’ keçi çobanlığından ‘Ulu Önder Atatürk‘ün de mezun olduğu ‘Kara Harp Okulu’na yalnızca bileğimin hakkıyla girdim ve alnımın akıyla subay oldum. Yaşamım boyunca da doğduğum-büyüdüğüm yerleri,
keçi çobanlığı yaptığım günleri hiç unutmadım. Bu can bedende kaldığı sürece de unutmayacağım. Yine, eğilmeden ve bükülmeden bileğimin hakkıyla, “Kurmay Subay” oldum. 20 yıl önce 1993-95 arasında Şırnak’ta iç güvenlik harekatına
katıldım. Ne büyük bir çelişkidir ki, bugün ülkemizin bölünmez bütünlüğü adına canımızı ortaya koyan bizler iftirayla ‘terörist(?)’ ilan edilerek zindanlara koyulduk.

Ah.. bu zindanların dili olsa da yaşadığımız mezalimi bir dile getirebilse. Ama ne mümkün. Bu yüzden, iftiraya-kumpasa maruz kaldığımız bu süreçte ‘yazarlık’ gibi çok ciddi bir hususta önemli bir deneyimi de, iddiası da bulunmayan şahsım tarafından cezaevi koşullarında amatör bir heyecanla ‘tarihe not düşmek’ adına
bir kitap yazabilme çabası içine girdim.

Yaşanan çelişkiler yumağının küçük bir örneği olan bu kitapta anlatılmak istenenlerin,’Türk halkına önümüzdeki dönemde umutla bakılacak yarınlar için zifiri karanlıkta bir mum ışığı kadar aydınlatması’ benim için bir mutluluk kaynağı olacaktır…

Halkın bağrından çıkan Türk subayına reva görülen komploların boyutlarını kamuoyuna anlatması açısından küçük de olsa katkı sağlayacağını düşündüğüm
bu kitabı size takdim etmekten onur duyarım
.”

ONUR DUYDUM

Bütün yaşadıklarına karşın vatanına ve ulusuna olan duygu ve düşünceleri böyle
Yusuf Albay’ın.

Türk subayı budur işte.

Değerli silah arkadaşım, Yusuf Albayım;

Kitabınızı göndermenizden, Türk subayına yakışır anlatımınızdan ve davranışınızdan ben onur duydum.

Türk halkına, subayını daha iyi tanıması için  “VATAN NASIL?” ı okumasını öneririm.

TESUD’dan Bağışçılara Çağrı ve Duyuru..

 


Dostlar,

TESUD açıklamasının önemli paragrafı yukarıda..

Gün dayanışma günüdür..

Ordumuzun gencecik ve masum subaylarını, günahsız ailelerini ve
pür-i pak çocuklarını bu durumlara düşürenler utanmalıdır.. Utanacaklardır..

Ama bu sonraki iştir.. İvedi olan dayanışma ve gereksinimliye el atma zamanıdır.

Sevgi ve saygı ile.
13 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net  

=========================================

TESUD’dan Bağışçılara Çağrı ve Duyuru..

TESUD_logosu

 

 

 

 

 

 

Değerli Bağışçılarımız, 

Sevgili Dostlar;

Balyoz Davası kararının Yargıtay tarafından onanması üzerine, hükümlü duruma düşen genç doğumlu subay arkadaşlarımızdan bir bölümünün emeklilik hakkını alamadan ayrılma durumları ortaya çıkmıştır. Bu kapsamdaki subayların, hem maaşları kesilecek hem de lojmanlardan çıkacaklardır. Hepsinin okuyan çocukları olan bu subaylara ve ailelerine; tüm emekli subay topluluğu olarak, yanlarında ve destek olmak görev sayılmış ve Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) olarak harekete geçilmiştir.

TESUD Merkez Yönetim Kurulu, 23 Ekim 2013’te aldığı kararla, görevi TESUD
Eğitim Vakfına (TESUV) vermiştir. TESUV, 24 Ekim 2013’te bir duyuru yayımlayarak,
bu amaçla yapılan yardımları 2860 Sayılı Yardım Toplama Kanunu ve
Vakıf Senedi kapsamında kabul etmeye başlamıştır.

Aileler ile görüşmeler yapılarak, gereksinimleri belirlenmiş ve buna göre bir destek planı hazırlanmıştır. Bu plan 2013 yılı Aralık ayından başlayarak uygulanmaya başlanmıştır. Aileler ile iletişim sürdürülerek, durum ve gereksinimlerde oluşacak değişikliklere göre düzenlemeler yapılacaktır.

Destek planı uygulanırken;

–   Mevzuat çerçevesinde hareket etmeye özen gösterilecek,

– Yapılan her işlemde ve atılan her adımda; kurumsallık, güvenilirlik, hesap verilebilirlik, izah edilebilirlik, eşitlik, açıklık, özel bilgilerin mahremiyetine saygı, denetim ve genel yönetim giderlerinin en az düzeyde tutulması esas alınacaktır. Halen süren benzer davalarda verilecek kararlar, Yargıtay tarafından onaylandıktan sonra, özellikle emeklilik hakkını kazanamadan hükümlü duruma gelen subaylarımız da, aynı kapsamda yardım
ve destek planına dahil edilecektir.

Yardım ve destek için emekli subay camiasına duyuru yaptığımız 24 Ekim 2013 tarihinden beri, çok olumlu ve  anlamlı tepkiler almaya başladık. Anladık ki bizler; çeşitli davalardan haksızlığa uğramış, arzu etmiyoruz ama bundan sonra da mağdur edilecek arkadaşlarımıza sahip çıkacak iradeye ve güce sahibiz. TESUD ve TESUV olarak;
bu tarihi sorumluluk ve göreve, sonuna dek sahip çıkmaya kararlıyız.

Tek güvencemiz; sizler ve vereceğiniz maddi ve manevi destektir.
Yaptığınız ve yapmakta olduğunuz değerli katkılarınız için şükranlarımızı sunuyoruz.
İyi ki varsınız.

TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ

BANKA T.C. ZİRAAT BANKASI ING BANK FİNANSBANK İŞBANKASI
ŞUBE (ŞUBE KODU) KIZILAY-ANKARA (0685)

BAKANLIKLAR-ANKARA (207)

KIZILAY-ANKARA (946)

YENİŞEHİR-ANKARA (4218)
HESAP NO 52944998-5001 11712269-MT-1 0043209681 6031826
IBAN NO TR79  0001  0006  8552  9449  9850  01 TR79  0009  9011  7122  6900  1000 01 TR41  0011  1000  0000  0043  2096  81 TR97  0006  4000  0014  2186  0318 26

*****

Türkiye Emekli Subaylar Derneği Eğitim Vakfının T.C. Ziraat Bankası (Ankara) Kızılay Şubesindeki:
685-52944998-5001 Numaralı hesabına bağış yollarken, (HAVALE ÜCRETİ ALINMAMAKTADIR..)
a)     Havalenin BAĞIŞ olduğunu  özellikle ve öncelikle belirtiniz.
b)     Banka  işlemlerinizde T.C. NUMARANIZI GÖSTEREN bir kimlik belgesini mutlaka yanınızda bulundurunuz.

Prof. SAMİ SELÇUK UYARIYOR


portresi


Sami Selçuk uyarıyor

 

 

 

Emin Çölaşan
SÖZCÜhttp://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/emin-colasan/sami-selcuk-uyariyor-391439/

portresi_SOZCU_ile

Sevgili okuyucularım,

Türk Ordusu’nu, Mustafa Kemal’in askerlerini
tasfiye etmek
, kalanların elini kolunu bağlamak amacıyla oluşturulan Balyoz davası, adalete bir leke olarak yapıştı.

Verilen kararlar yanlıştı.

  • Düzmece dijital belgelerle oluşturulan davada
    yüzlerce pırıl pırıl subayımız ağır hapis cezalarına çarptırıldı.

Mahkeme tümüyle taraflıydı, adeta düşman ordusunun casuslarını yargılıyordu.

Adaleti ve hukuku çiğneyen kararlar sonrasında bütün umutlar Yargıtay’a bağlanmıştı. Dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından titizlikle okunacak, düzmece belgeler
ortaya çıkacak ve mahkeme tarafından verilen o ağır ve akıl almaz cezalar
herhalde bozulacaktı.

Toplumun ve bütün hukukçuların umudu bu doğrultuda idi.

Temyiz makamı olan Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu davayla ilgili 17 duruşma yaptı. Yasa uyarınca Yargıtay’daki temyiz duruşmasına sanıklar değil,
yalnızca avukatlar katılıyor.

Bu 17 gün boyunca avukatlar müvekkillerini savundu.
Düzmece deliller bir kez daha kanıtlandı.

Heyet onların konuşmasına hiç müdahale etmedi, sadece dinlemekle yetindi.
Herhangi bir avukata bir tek soru bile sorulmadı…

Karar geçtiğimiz 9 Ekim günü açıklandı:

200’ün üzerinde ağır hapiscezası!.. Ve özellikle de iktidarın ele geçirmek istediği
Deniz Kuvvetleri’ne indirilen balyoz!

* * *

Bu kararların altında ilgili Yargıtay dairesinin başkanı ile dört üyenin imzaları var.
Dört üyenin tamamı, AKP’nin yargıyı ele geçirmek için düzenlediği son operasyonda Yargıtay’a seçilmişti.

AKP’nin ön bahçesi olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Yargıtay’a kendi adamlarından tam 160 üye seçmişti.

O dört üye de onların arasında yer almıştı. Başkan da, aynı dönemde ele geçirilmiş olan yeni Yargıtay’ın üyeleri tarafından o göreve seçilmişti.

İşin Türkçesi, önce yargıya siyaset sokulmuş, sonra da siyasetin egemen olduğu yargı, o inanılmaz kararları vermişti.

* * *

Prof. Dr. Sami Selçuk ülkemizin önde gelen ceza hukukçularından biri.
Daha önce Yargıtay’ın ceza dairelerinde üyelik ve başkanlık yaptı,
Yargıtay Başkanlığı görevinde bulundu.

Liberal görüşlü bir hukukçu. Geçmişte bizim liboş takımıyla ortak davranıp
onların hukuktaki sesi olduğunda kendisine çok kızardım.
AKP dönemindeki bazı hukuk uygulamalarını savunurdu.

Sami Selçuk iki günden beri Milliyet gazetesinde Balyoz davasıyla ilgili görüşlerini
iki ayrı yazısıyla açıkladı. Bugün üçüncü yazısı çıkacak.

Bu konuda Yargıtay’ın vermiş olduğu kararı ağır bir dille eleştiriyor.

Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman gibi sanıkların dinlenmesini istediği tanıkların
kabul edilmemiş olmasını da eleştiriyor ve çok özetle şöyle diyor:

  • “Verilen karar yanlıştır. Yanlış yargılama yapılmıştır.

  • Hükümlülük kararı olasılık ve varsayımlara göre değil, kuşku duyulmayacak bir biçimde kanıtlamaya, yüzde yüz kesinliğe dayanır. Kuşkudan sanık yararlanır ilkesi, hükmün nasıl kurulacağına yönelik bir mantık ve hukuk buyruğudur. Olayımızda ilk mahkemede (Silivri’de) üye yargıçlar sık sık değişmiş,
    kanıtlarla doğrudan ilişki kurmadıkları halde sonuçlar çıkarıp hükme katılmışlardır.

  • Kesin bir bozma nedeni olduğu halde Yargıtay bunu göz ardı etmiştir.
    Bu konu Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin) önüne kesinlikle taşınmalıdır.

  • Eğer AİHM Balyoz kararlarında hukuka aykırılık belirlerse,
    yeniden yargılama yolu açılabilecektir…”

Sami Selçuk böyle diyor.

* * *

Sevgili okuyucularım,

Türkiye’de yargı yoluyla herhangi bir haksızlığa uğrayan herkesin, iç hukuk yolları tükenmişse doğrudan AİHM’e başvuru hakkı vardı. Türkiye’de adalet kalmadığı için Türk adalet mağdurları tarafından bu kuruluşta çok sayıda dava açılıyordu.

Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde aleyhine en çok dava açılan ülke idi.
AİHM kararlarıyla mağdurlara sürekli tazminat ödüyordu.

AKP hükümeti bunun da kolayını buldu ve inanılmaz bir hukuk cingözlüğü yaparak
yeni bir yasa getirdi:

“Başvurular AİHM’den önce Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak.
Mahkeme dosyayı inceleyip karar verecek.
Bu karardan sonra isteyen yine AİHM’e gidebilir!”
(AS: Anayasa md. 148)

Anayasa Mahkemesi iki veya üç üyesi dışında- kimin elinde? AKP’nin!

Peki bu yeni kural niçin getirildi?

Haksızlığa uğrayanlara zaman kaybettirmek için.

Binlerce başvurunun Anayasa Mahkemesi tarafından incelenip karara bağlanması
yıllar alacak ve böylece AİHM’e gidecek davalar hem gecikecek, hem de sayısı azalmış olacak. Üstelik iktidarın elindeki Anayasa Mahkemesi,
zaten kararlarını davacılar aleyhine verip işi bitirecek.

* * *

Adalet perisinin 2 resmi arasındaki en önemli fark;
b
irinin gözleri açık, diğerinin kapalı olması…

Ceza hukukçusu, Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk diyor ki;

  • “Balyoz kararında hukuksuzluk vardır, bu konu Anayasa Mahkemesi
    ve AİHM önüne kesinlikle taşınmalıdır…”

Peki Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç
bu konuda ne buyuruyor? Sözleri aynen şöyle:

hasim_kilic_ilk_3_maddede_rengini_belli_etti


“Sanıklara boş yere umut vermeyin. Bizim mahkumiyet ve hapis cezalarına müdahalemiz olamaz…”

Ve sonra esas bombayı patlatıyor:
“Zaten Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ndeki arkadaşlarımızı tanırım.
Orada başarıyla görev yapıyorlar. Donanımlı, bilgili ve tecrübelidirler.
Olaylara hakim, titiz ve tecrübeli bir ekiptir. Arkadaşlarımızın yanlış yapma ihtimali çok ama çok düşüktür…”

Peki ama bu sözleri söyleyen kişi bir hukukçu mu?
Değil!.. Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu!..

Kaderin cilvesi ve bazı kulislerle o mahkemeye başkan olmuş biri.
Hukukçu değil ama gerektiğinde Yüce Divan olarak ceza dağıtan bir mahkemenin başkanı!..

Dünyadaki tek örnek. Böylesi Afrika ülkelerinde bile yok!

* * *

Anlaşıldığı kadarıyla Anayasa ve yasalardan bile habersiz. Üstelik bir mahkeme başkanı olarak, hoşuna giden kararlar veren Yargıtay heyetine övgüler düzüp
“Onlar yanlış yapmaz..” diyor.

Kim bilir, belki de ceza hukukçusu, ceza davalarının deneyimli uzmanı olan Sami Selçuk Anayasa ve ceza yasalarını bilmiyor!

Burada Haşim’in çok önemli bir gafına da değinmek gerekiyor.

Bir hakim, -hukukçu olmasa bile (!)- bir süre sonra önüne gelecek olan dava dosyalarıyla ilgili görüşünü açıklayamaz.

Meslek namusu bunu gerektirir. Bunun adına eski dilde “İhsas-ı rey” denir…
Vereceği oyu önceden açıklaması…

Bir hakim, hele de bir mahkemenin başkanı böyle bir gaf yapma,
tarafını önceden belli etme hakkına sahip değildir.

  • Şimdi artık bir şeyi çok iyi anlıyoruz               :

  • Balyoz hükümlüsü Türk subayları AİHM’den önce zorunlu olarak
    Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunduklarında, AKP’nin mahkemesi
    o başvuruları sıraya sokacak, belki de “Beter olsunlar”deyip
    iki yıl raflarda bekletecek ve sonra kararını verecek.

Haşim’in oyu kesin ret! O şimdiden belli.
Öteki üyelerin çoğu da aynı doğrultuda oy kullanacak.

Belki de gerekçeli kararda;

“Gerek Silivri mahkemesi ve gerekse Yargıtay’daki değerli arkadaşlarımızın yanlış yapmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Onların yanlış yapması hayatın olağan akışına aykırıdır.” denilecek!

Adaletin batsın dünya!

(SÖZCÜ, 19.10.13)