Etiket arşivi: BOP Eşbaşkanlığı

TÜRK MİLLETİ AKP’Yİ AFFETMEYECEK

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
16 Şubat 2022

TÜRK MİLLETİ AKP’Yİ AFFETMEYECEK

AKP, Siyasetteki ahlakı bitirdi!
AKP dönemini izleyen gençlerimiz, siyasetin çalmak, soymak, rüşvet almak, haksız yere zengin olmak diye zannediyorlar! AKP’den sadece bunu gördüler!

AKP, en büyük ihaneti İslam’a yaptı;
Barışa, sevgiye, kardeşliğe, güzel ahlaka, bilim ve akla çok önem veren İslam Dinine, AKP hırsızlık yaparak, devleti soyarak, hırsızları ve soyguncuları yargıdan kaçırarak, en büyük kötülüğü yaptı. Gençlerimiz artık Cuma günleri dahi camiye gitmez oldu!

AKP, Sığınmacılar belasını başımıza sardı;
AKP önderliği, BOP Eşbaşkanlığı görevini üstlenerek ve bununla gurur duyarak, çok iyi ilişkiler kurduğumuz Suriye ile aramızın açılmasına sebep oldu. Sınırlarımızı kasten açık tutarak, El-Kaide militanlarının Suriye’ye serbestçe girip çıkmasına ve sığınmacıların ordular halinde vatanımıza girmesine izin verdi. Çocuklarımıza sağlık-beslenme-eğitim olarak gitmesi gereken milyarlarca dolar, “Vatanını korumaktan kaçan” sığınmacılara verildi, verilmeye devam ediliyor!

AKP, Geleceğimizi de yedi, bitirdi;
Cumhuriyetin tüm eserlerini sattı. Ülke borcunu tam dörde katladı.
İngiliz tefecilerine ülkeyi soydurdu. Hazine garantili işlerle, ancak önümüzdeki 20-25 yılda ödeyebileceğimiz borca soktu!

Peki, Türk Milleti kendisine bu kötülükleri yapan AKP’yi affetmeyecek de, sığınmacılar belasını başımıza saran AKP artığı Davutoğlu ile başta TELEKOM olmak üzere Cumhuriyetin tüm fabrikalarını iki-üç yıllık gelirleri karşılığına satan Babacan’ı affedecek mi? Elbette ki affetmeyecek!

Aziz Türk Milleti;
DOĞRU Parti olarak bizim kişilerle işimiz olmaz. Hele Türk’e, Türklüğe düşman olanlarla hiç işimiz olmaz. Bizler bugünkü DOĞRU davranışımızla uyarı görevimizi yerine getiriyoruz. CHP’ye ve İYİ Partiye

  • “Yapmayın, böyle devam ederseniz, ülkeyi CIA uşağı FETÖ’nun kucağına tekrar atarsınız, oyuna geliyorsunuz” diyoruz!

İster anlarlar, anlamazlarsa da sonucuna katlanırlar!

Dostum, Yüksek İslam Enstitüsü Mezunu İlahiyatçı yazar ve DOĞRU Parti Genel Başkan Yardımcısı Sayın Sedat Şenermen’ın gönderdiği bir bilgiyi paylaşmak isterim;

Kur’an’da İslam’ın şartı sadece beş değildir. Kur’an’daki tüm hüküm içeren ayetlerin her biri İslam’ın şartıdır. Bunlar, Allah’ın emir ve yasaklarının tamamıdır, ki beş yüz’e yakındır. Düşmanı tanımak, ona boyun eğmemek, onunla işbirliği yapmamak farzdır, İslam’ın şartıdır. Allah, insan ve cin şeytanlarının, insanın ve insanlığın yeminli düşmanı olduğunu belirtiyor. Bireysel ya da bölgesel veya küresel şeytanlara boyun eğmemek hem İslam’ın hem imanın şartıdır.

Türk Milletine, Türk Devletine, onu Cumhuriyet değerleri üzerinden oluşturan Atatürk’e düşmanlık edenler, ülkemizin devletimizin milletimizin gizli-açık tüm düşmanlarına hizmet edenlerdir. Cumhuriyetin kurucu değerlerine bakmak gerekiyor. Bunlar Rahmani mi, şeytani mi?

Rahmani ise, ki hiç şüphesiz ki öyledir, bu değerleri yıkmaya çalışanlar kimlere hizmet etmiş oluyorlar?”

Görüldüğü üzere, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak, hem insan olarak hem de inanan biri olarak bizlerin görevidir…

Milli Andımız da bizler için vazgeçmeyeceğimiz değerimizdir, Atatürk’ün Türk Milletine armağanıdır!

Davutoğlu ve Babacan ikilisinin bu konudaki görüşü şudur;

  • “Andımız uygulaması,1930’lu yılların otoriter zihniyetinin (Atatürk Dönemini kastediyor) bir ürünüdür. Vesayetçi sistem (Cumhuriyet Dönemine diyor) ve zihniyetle yürütülen mücadele çerçevesinde, 2013 yılında pedagoji ’ye aykırı bulunarak kaldırılmıştır!”

İşte AKP larvaları! Bu iki kafa “Milli Andımızın” okunmasını pedagoji ‘ye aykırı bulur ama 4-6 yaşındaki bebelere Arapça Kur’an ezberletmeyi, onları birer Taliban Militanı gibi yetiştirmeyi pedagoji’ ye uygun bulurlar…

İşte Yeni CHP’nin vazgeçemediği ortakları…

Sağlık ve başarı dileklerimle.

İTİBAR KALDI MI?

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

7 Kasım 2021

İtibardan tasarruf edilmez” sözü, gerçekte doğru bir sözdür.

Fakat, itibarınız var ise!
AKP Genel Başkanı T.C. Devletinin itibarını o kadar düşürdü ki, itibarımız dünyada dip yaptı!

ABD Başkanı, “Demokrasi Zirvesi” isimli uluslararası bir toplantı düzenliyor,
107 ülkeyi davet ediyor ama içlerinde Türkiye yok!

Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna katılmak üzere New York’a giden Erdoğan’ı, aynı uçağın arka kapısından inip, ön kapıya koşarak giden Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu karşılıyor!

Fener Rum Patriği 23 Ekim – 3 Kasım arasında Amerika’yı ziyaret etti.
Patriği, ABD Başkanı Biden kabul etti ve görüştü.
Patrik, ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile de görüştü!

Kim bu Patrik?
Erdoğan’ın beğenmediği Lozan Antlaşmasına göre;
Patrik, T.C. Yasaları çerçevesinde idari açıdan Eyüp Kaymakamlığına, Fatih İlçesi C. Savcılığına ve İstanbul Valisine bağlıdır. Çoğu cemaatsiz olan 18 Metropolit tarafından yapılan seçimin onayını İstanbul Valisi verir.
Patriğin T.C. Devleti içindeki en yüksek dereceli muhatabı İstanbul Valisidir!

T.C. Cumhurbaşkanı’nı hiçbir Amerikalı yetkili karşılamayacak, ABD Başkanı zaman ayırmayıp görüşmeyecek ama, Türk Devletindeki en yüksek makamdaki muhatabı İstanbul Valisi olan Patrik, Başkan tarafından kabul edilecek…

T.C. Devletinin 12’nci ve 11’nci Cumhurbaşkanları hariç, hiçbir Cumhurbaşkanı böyle bir rezilliğe izin vermedi!

Yaaa Erdoğan, işte sana gösterilen itibar! İster tasarruf et, ister etme!

Azizi Türk Milleti;
Tarih bilmezliğin, kendi devletine “Çömez Devlet” demenin, ülkesinin tapusu olan antlaşmayı haksız olarak yerden yere vurmanın sonucunu birkaç cümle ile anlatmak isterim.
Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye’de birkaç bin kişilik Rum Ortodoks cemaati var. Patrik, “Ekümenik” olarak tanınmak istiyor. Yani “Ben dünyadaki tüm Ortodoksların lideriyim, beni böyle tanıyın” demektedir.

Moskova Patrikhanesinin 200 milyon kişilik bir cemaati var ve Fener Patriğinin Ekümenik olarak tanınmasına Rus Devleti şiddetle karşı!

Bizim çok bilmiş Bademler, Rus Devleti ile ilişkilerimizin bozulmasını ister gibi, Ukrayna’nın, Fener Patriğinin yetki alanına girmesini istediler!

Fatih Sultan Mehmet’ten bu yana, devlet olarak kullandığımız bu koz, Bademlerin salaklıkları yüzünden Rus Devleti ile ilişkilerimizin gerilmesine neden oldu…

Ezik Bademler, bir Cihan Devleti olan T.C. Devletinin itibarına hep darbe vurdular.
11. CB Gül ve dönemin Başbakanı Erdoğan, Türkiye’yi ziyaret eden Suudi Kralı, Anıtkabir’e ve Çankaya köşküne çıkmamasına rağmen, Arap Kralın otel odasına koşarak gitmişlerdi! (T.C. Cumhurbaşkanı, yurt içinde kimsenin ayağına gitmez, gidemez. Herkes Cumhurbaşkanı’ nın ayağına gitmek zorundadır. Türk Devlet geleneği budur!)

Gül, Türkiye’ye gelen İngiltere Kraliçesi’nin, kendisini ziyaret etmemesine rağmen kaldığı gemiye, yani Kraliçe’nin ayağına gitmişti. Üstelik İngilizler gemide Türk Bayrağı asmamıştı!

12. CB Erdoğan, Lozan Antlaşmasına ve Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olarak, her biri Türk Vatandaşı olması gereken Fener Metropolitlerinin yabancılardan seçilmesine izin vermişti.

12. CB Erdoğan, kendisine verilen “BOP Eşbaşkanlığına” kanarak, Irak ve Suriye’de milyonlarca Müslüman’ın katledilmesine, tecavüze uğramasına sebep olmadı mı?

Geçmişinizi bilmezseniz, Türk ve Müslüman düşmanlarının tuzaklarına düşersiniz. Sonunda da, değil 3 tane, 300 tane Sarayınız olsa da tarihe, ülkesine ihanet etmiş adam olarak geçersiniz. Yazık, çok yazık…

Not;
Yarın, zaman bulabilirsek şu Patrikhane gerçeğini bir daha anlatalım. Çünkü bu konu önümüzdeki yıllarda başımızı çok ağrıtacak.

Sağlık ve başarı dileklerimle, 07 Kasım 2021

 

Yerli ve milli McKinsey

Yerli ve milli McKinsey

Deniz Yıldırım
Cumhuriyet, 29 Eylül 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
– Gün geçmiyor ki “yerli ve milli” dönüşüm hamlesiyle ilgili yeni bir icraat haberi almayalım. Yeni haber New York’ta açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan.

Önce kısa hatırlatma: Albayrak 20 Eylül’deki yeni ekonomi programı sunumunda bakanlık bünyesinde bir Maliyet ve Dönüşüm Ofisi kurulacağını ilan etmişti. Bu ofiste tüm bakanlıkların temsilcileri yer alacak ve kemer sıkma programı buradan yürütülecekmiş. Ayrıca buradaki ekip “kamudaki işleyişten farklı” çalışacakmış. Özeti bu. 
Kamu adına görev yapan, “anayasal” devlet düzeni içinde işleyecek bir kurul nasıl farklı çalışır ki? “E, hani devlette çift başlılık olmayacaktı!” Bu soruyu soruyorsanız, Türkiye’nin 16 Nisan anayasa referandumuyla ve ardından 24 Haziran seçimleriyle içine sürüklendiği yeni, denetimsiz Saray Rejimi’nden de habersizsiniz demektir. Artık her şey mümkün. Bir kararnameye, tek imzaya bakar. 
İşte bu “kamudaki işleyişten fark”ı tanımlayan yeni haberi verdi Bakan Albayrak. Bu ofisin kamudaki kesintilerle ilgili çalışmalarını denetlemek için Amerikan danışmanlık şirketi McKinsey ile anlaşma yapılmış. Bu şirket, içinde tüm bakanlıkların temsilcilerinin yer alacağı Maliyet ve Dönüşüm Ofisi’nin işlerini her çeyrekte denetleyecek ve rapor sunacak. “Şu çok harcamış, buradan az kısmışsınız” diyecek yani. Çünkü ekonomi tıkırında, işler yolunda!

  • IMF yerine McKinsey verelim.

Şakası bir yana, Osmanlı’nın son döneminden hangi kurumu andırdığını çok iyi biliyorsunuz. (AS: Düyun-u Umumiye!) Tek tek McKinsey şirketinin farklı ülkelerdeki sicilinden de örnekler sunabiliriz elbette. Örneğin bu şirketin birkaç ay önce Lübnan hükümetine “ekonomiyi canlandırmak için tıbbi marihuana üretimini serbest bırak” dediğini ya da Suudi yönetimiyle çalışırken Enerji Bakanı’nın iki çocuğu dahil üst düzey 8 hanedan üyesinin çocuğunu, akrabasını işe aldığını belirtebiliriz. 
Fakat ana sorunumuz bu şirket değil. “A şirketi değil de B şirketi olsun” demiyoruz. 
Nedir sorun? Açalım :

Birincisi; Madem Amerika ile ekonomik savaştayız; öyleyse Amerikan yapımı hediye uçağı iade edin” derken baktık ki ekonominin denetimiyle ilgili yetkiler bir Amerikan şirketine devredilmiş. Eğer “Amerika ile ekonomik savaş”tayken bu karar alındıysa; yenilgi bayrağının çekildiğine işarettir. Eğer “Amerika ile ekonomik savaşta” değilsek, iç siyasette halkımıza ekonomik kötü gidişin sorumlusunun başkaları olduğu masalı satılmıştır. Hangisi doğru? Baktığınız yere göre ikisi de. 

İkinci soruna gelelim. Ulusal egemenliğe kapsamında bir yetki, uluslararası bir şirkete aktarılıyor. Oysa Türkiye’de kamunun harcamalarını, gelir ve giderlerini anayasanın 160. maddesine göre kim denetlemeli? Sayıştay.

  • Peki ne oldu Sayıştay’a? Yetkileri budandı, etkisizleştirildi. Raporları kamuoyundan ve Meclis’ten adım adım kaçırıldı. 

Sonraki adıma bakalım. 16 Nisan 2017’de bir anayasa değişikliği yapıldı. Meclis’in yürütmeyi denetleme yetkileri elinden alındı; Bakanlar Kurulu kaldırıldı; devlet Saray etrafında yeniden yapılandırıldı, ülkenin kararnamelerle tek kişi tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Değişiklikle Anayasa 87. maddede TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılan “Bakanlar Kurulu’nu ve bakanları denetlemek” ibaresi de çıkarıldı. 

İşte kamunun ekonomik açıdan denetiminin ABD’li bir şirkete verilmesi de bu rejim dönüşümünün 3. adımıdır. Önce güçler ayrılığı budandı; ardından Meclisin yetkileri Saray’a taşındı ve şimdi bu yetkiler, uluslararası güçlerle paylaşılıyor.

  • Bu bir egemenlik devri işaretidir. (AS: AY md. 6 açıkça ayaklar altında!)

Ve çok açıkça gösteriyor ki Türkiye demokrasiye, halk egemenliğine yaklaştıkça bağımsızlaşır; bunlardan uzaklaştıkça bağımlılaşır. Yeniden yaşıyoruz. 

Gelelim son soruna. “Fena mı işte, şirket gibi dışarıdan bir gözle harcamaları denetlesinler, kamuda tasarruf yapılsın” diyenler olacaktır. Birincisi, şirketin parası bizim cebimizden çıkacak. İkincisi, kamuda tasarruf dendiğinde uluslararası tekellerin aklına ilk gelen şey, kamu hizmetlerinden kesinti ve faturanın çalışan çoğunluğa kesilmesi oluyor.

Ne diyecekler? 

  • “Saray’ın ısınma, aydınlatma masraflarını, örtülü ödeneğini kısın; makam araçlarını, uçaklarını satın” mı?

Hayır. Daha çok özelleştirme yapın” diyecekler. Bir yandan özelleştirmeler, öbür yandan kamu hizmetlerinden kesintiler ve son olarak da tasarrufu desteklemek adı altında gelir artırıcı, yani yeni vergi öneren önlemler kapıda. Ne demişti Albayrak 20 Eylül toplantısında? 

“Vergiyi tabana yayacağız.”

Yani yükü artacak olan yine kıt kanaat geçinen, ücretli çalışan çoğunluk. Halkçı, kamucu ve bağımsızlıkta ısrar eden bir iktidar seçeneğinin zorunlu olduğunun yeni bir kanıtıdır yalnızca McKinsey kararı. (AS: “kararı” değil “imtiyazı” hatta “kapitülasyonu”!)
=============================================

Dostlar,

ABD ŞİRKETİNE VERİLEN YETKİ KAPİTÜLASYONDUR!

Cumhuriyet’in yeni yöneticilerinden değerli Deniz Yıldırım’ın yazılarını yararlanarak okuyoruz..
Yukarıdaki yazısı da önemli ve paylaştık bu nedenle. Üstelik yumuşak.. konunun tüm ağırlığına karşın. (Cumuriyet‘in Dil Devrimi’ne daha özenli olmasını diliyoruz ayraç içinde..)

Yazı içinde dayanamayıp 2 yerde ayraç içinde katkı koyduk. İlki aşağıda.

  • Bu bir egemenlik devri işaretidir. (AS: AY md. 6 açıkça ayaklar altında!)

Evet, AKP iktidarı, bilerek (ihanet!) ya da bilmeyerek (gaflet ve dalalet / aymazlık ve sapkınlık) içinde.

Yersiz yinelemeye gerek yok. Bu ülkenin kurumları tükendi mi ki; bu “ciddi mali denetim (!?) yetkisi bize vahşice ambargo uygulayan, Suriye ve Irak’ta taşeron örgütleri PKK-YPG’yi apaçık binlerce TIR silahla destekleyerek adı geçen 2 ülkeyi bölmek ve kukla Kürt devleti kurmak isteyen, sonra da BOP kapsamında Türkiye’yi böleceğini açıkça ilan eden ABD‘ye Türkiye karşılıklılık kapsamında zerrece tepki ver(e)meyecek midir?? Geçelim uluslararası ilişkilerde “karşılıklılık” ilkesini, tam tersinde “teslimiyetçi” davranışlar hatta sömürge – kölelik ruhu değil de nedir?!

“Yerli ve milli” (!?) AKP,  Batı emperyalizmi ile boğuşuyor öyle mi!? Hadi canım sen de!
*****
Biz 10 Ağustos’tan (2018) beri,”Kara Cuma” dan beri yazıyoruz..

  • Ekonomik bunalım gerçekte KURGULU BİR DEVALÜASYONDUR!
  • Ekonomi, AKP tarafından soygun – talan ile yandaşı besleme ve Batı’nın rantını aktarma adına adına batağa sürüklenmiştir.
  • En az %50 devalüasyona mahkum kalan iktidar mutlaka gider; ama henüz Batı ile sözleşme bitmedi ise (örn. BOP Eşbaşkanlığı!) yepyeni ve post-modern bir senaryo yazmak ve halkı hipnotize etmek gerekir! Kitlesel hipnozda din – iman – Allah – mağduriyet..  sosları olacaktır bolca.. Sadık taban yutsun yeter.. Gerisi zaten oy vermiyor AKP’ye..
    ****

Anayasa madde 6 – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

ABD şirketine yukarıdaki yetkileri vermek Anayasa’nın 6. maddesini açıkça çiğnemektir.

Bu anlayış, yine yukarıda yazı içinde not düştüğümüz üzere Düyun-u Umumiye ruhudur. AKP cenahının neredeyse taptığı kızıl sultan 2. Abdülhamit, Osmanlı Devletinin uluslararası hukukta Moratoryum olarak bilinen  İFLASINI ilan etmiş, borçları ödeyemediğini kabul ve itiraf etmiş, İngiliz – Fransız – İtalyan komiserler İstanbul’a gelerek devletin tüm maliyesine – gelirlerine el koymuşlardır. Osmanlı bütçesi bu 3 Komiserin onayı ile yürürlük almaktadır. Osmanlı tam sömürge kılınır böylelikle. Örn. Fransız Reji idaresi Osmanlı topraklarında tütün tarımının tek yetkilisidir. Gelirler vahşice toplanır, Müslüman tebaa iyice yoksullaştırılır ve Osmanlı yaklaşık 40 yıl daha finansal yoğun bakımda tutularak nasıl bölüşüleceğine Sykes-Picot gizli anlaşması ile 1915’te karar verildikten sonra son dönemece girilir.. O Sevr‘dir 10 Ağustos 1920’de! 

Mustafa Kemal ve yurtsever Anadolu halkı, Osmanlı hanedanı İngiliz işbirlikçisi hain ve alçak – sefil Vahdettin ve şürekası ile de savaşarak Anadolu’yu ve Türk milletini kurtarır.. Birkaç milyon Türk de Balkanlar, Yunanistan’dan… anayurda göç ederek yok edilmekten kurtulur.. Sevr yırtılmış, onaylayan Osmanlı Saltanatı 1. Meclis tarafından HAİN ilan edilmiş ve yerine İstiklal Savaşı ürünü Lozan Anlaşması konmuştur. Ne yazık ki Osmanlı’nın uğursuz ve devasa borcunu bu masum ve yoksul halk taa 1954’e dek taksit taksit, burnundan gelerek , çeyrek yüzyıl boyunca ödemiştir..
*****

ABD şirketine verilen bu kabul edilemez yetki apaçık suçtur, Anayasayı çiğnemektir!

  • ABD şirketine verilen bu kabul edilemez yetki imtiyazdır, KAPİTÜLASYONDUR ve Lozan Andlaşmasına’da aykırıdır! McKinsey sözleşmesi derhal feshedilmelidir!

AKP’nin suç dosyası artık klasörlerden taşmaktadır..

İşte Türkiye’de dinci – kinci – saltanatçı sağ kadrolar böylesine ağır sabıkalıdır.
Kasım 2002 – Eylül 2018 arasında 16 yıldır kesintisiz olarak, adeta Saltanat yetkisiyle Türkiye’yi yöneten Abdülhamit – Vahdettin tapınıcısı nesiller ile gene benzer çıkmaza saplandık.

Yeni bir KURTULUŞ SAVAŞI kokuyor kapkara bulutların Anadolu topraklarına bıraktığı
hazin gözyaşlarından..

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI;
NE YAPMALI?


Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP = RTE uzun süre bu konuda top gezdirdi. Karnından konuştu.
Net ve kararlı bir tutum al(a)madı.. “Sonuçları ağır olur” gibisinden içeriği belirsiz sözler kullandı. Geldik bu günlere.. 6 gün kaldı 25 Eylül’e.. Ne hazindir ki; Irak Kürtleri İsrail bayrakları üzerinde secde ederek – eğilip öperek bir kampanya yürütüyor kendilerince..

Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri.. İnsanlık tarihinin en sefil asimilasyon kurbanları ya da ağır geldi ise örnekleri.. İnsanlar geçmiş bağlarına – tarihlerine bu denli mi yabancılaştırılabilir?!
Tek bir Kürdo-Judaik beyni yıkanmamış Irak Kürdü kalmamış mıdır Barzanistan diyarında??
Göreceğiz, eğer 3. kez ertelenmez ise Irak’ı bölecek, Türkiye’yi Sevr belasıyla yüz yüze getirecek bu oylama yapılabilir ve “evetler” çoğunluk çıkarsa..

Lozan görüşmelerinde Kapitülasyonlar ve Misak-ı Milli sınırları içinde Ermeni – Kürt yurdu kurdurmamak KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ idi. Bu yüzden görüşmeler 4 Şubat 1923’te kesilmiş ve 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan  Türkiye İktisat Kongresi kararlılığının ardından yeniden başlatılmış ve bu ödünler verilmemişti.

İsrail siyonizminin vahşi asimilasyonu
 ile başkalaştırılan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri,  Filistin’i ve 1967’den beri orada süregelen zulmü, işgali unutmuş görünüyorlar.
Bu sözde halkoylamasının BOP’un bir aşaması – parçası olduğunu hiç mi düşünemiyorlar??
Hele hele Fırat – Dicle’nin doğduğu yerlerden başlayıp Şattül Arap adıyla birleşerek Basra Körfezine erişene dek tüm yatağı ve havzası boyunca “Arz-ı mevud” sapık inancının – dayatmasının hatta sanrısının (hezeyanının) gereği olarak geleceğin Yahudi yurdu ilan edildiğini, doğrudan Tevrat’ın buna alet edildiğini bilen – okuyan – duyan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri yok mudur? Oğul Barzani nerelerde, ne karşılığı devşirilmiştir ve Ortadoğu’nun acılı tarih sahnesine sürülmektedir?

arzı mevud haritası ile ilgili görsel sonucu

Bir halkı özgürleştirme adına emperyalizmin bitip tükenmeyen kanlı oyunlarına alet etmek midir oğul Barzani’ye biçilen tarihsel misyon?

Çare; Irak federal devleti içinde 1. sınıf bir demokrasi kurmak ve tüm Irak yurttaşlarının eşitliği (eşit yurttaşlık değil!) temelinde bir uygar Cumhuriyet, Irak Ulus Devleti kurmaktır. Ancak böylelikle Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri de dahil, tüm Irak halkı bağımsız, onurlu bir devlet olabilir.. Etnik köken, ırk, soy, inanç… bakılmadan.. Irak vatandaşlığı temelinde.

Unutulmasın; sınırların değişmezliği, bir sine qua non (olmazsa olmaz) BM hukuku birincil ilkesidir. Önce halkoylaması ile özerklik, sonra da ayrılma planı kuranlara anımsatalım..
*****
Northern Iraq Kurdish area ile ilgili görsel sonucuTürkiye, net kararını ve tutumunu AKP = RTE‘nin ABD ziyareti sonrasında mı verebilecektir? Ne hazindir. Önce, belki de şu konjonktürde yapılmaması gereken ABD ziyareti, ardından ona ikincil MGK – Bakanlar Kurulu ve 25 Eylül’den 1-2 gün önce afralı – tafralı ama gerçekte içi kof ve de çok geç açıklamalar mı gelecek? TBMM neden tatilde?? Toplayıp güçlü bir çıkış yapsaydınız ya! Nerede milli irade? Türkiye bu hazin görünümü hiç ama hiç hak etmiyor. RTE tek adam ve sorumlu!

Eee, BOP eşbaşkanlığı böyle belalı bir şeydir işte.. Adamı kıvrandırır, tutsak alır, köleleştirir.. 30’u aşkın kez kameralar önünde ilan ve itiraf eder misiniz;

  • Biz BOP eşbaşkanlarından biriyiz ve bu görevi yapıyoruz..”

Ne var ki bedeli salt o kişi(ler) ödemez; asıl kurban bu gibilerin ülkeleri- halkı oluyor..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 19 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Şam olmadı verelim El-Bab

Şam olmadı verelim El-Bab

Portresi

Hüsnü MAHALLİ
YURT
, 21.9.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Halep üzerinden Şam’a 24 saatte varılacaktı.
Üç ay sonra Emevî Camisi’nde namaz kılınacaktı.
Şam’dan devam edip Kahire’ye gidilecekti.
Müslüman Kardeşler Mursi, Erdoğan’ı Yavuz Selim gibi Sultan ve Halife ilan edecekti. 29 Mayıs 2013’te 3. Boğaz Köprüsü’ne Yavuz Sultan Selim adı verildi.
Bir ay sonra Mursi devrilip proje çökünce AKP çok kızdı.
Suriye’de binlerce cami, kilise, kutsal türbe, mezar  ve dini mekân yakılıp yakıldı.
AKP’nin Sünni müttefikleri tarafından. Allah yolunda cihat için. Yine olmadı.
‘Bari Halep olsun’ dediler. Herkes bu şehre yüklendi. Hiçbir Alevi ve Şii’nin yaşamadığı Halep.
Yüzlerce ruh hastası terör örgütü Halep’i ele geçirmek için saldırıya geçti.
Halep ile Türkiye sınırı arasında tüm köy, kasaba ve şehirler bu örgütler tarafından işgal edildi.
IŞİD, NUSRA, ÖSO ve benzerleri…

  • On binlerce yabancı ruh hastası, manyak ve katil Türkiye’ye geldi ve buradan Suriye’ye girerek bu örgütlere katıldı.
  • On binlerce TIR durmadan onlara silah, askeri malzeme ve günlük ihtiyaçlarının tümünü taşıdı. Donları dâhil.
    ‘Sünni’ Halep düşmedi. 30 Eylül 2015’te Rus uçakları geldi denge bozuldu. Suriye ordusu birçok yeri teröristlerden geri aldı. 24 Kasım’da Rus uçağını düşüren Türkiye savaşın doğrudan tarafı oldu. Komşularla sıfır sorundan tümü düşman komşulara geçildi. İki de yeni komşumuz oldu.
    PYD ve IŞİD.
  • Her şey karıştı ama AKP ders almadı.

Suriye’nin yakılıp yıkılması için AKP’ye mezhepsel ve emperyal gaz verenler ortadan kayboldu.
Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Ürdün ve bildik Batılı ülkeler. AKP yine anlamadı.
Ya da anladı da anlamazlıktan geldi. Şimdi de ‘Şam ve Halep olmadı bari El-Bab olsun’ diyor.
Musul da bonusu olur. Bab, Halep’in 35 km kuzey doğusunda. Şimdi değil 50 yıl önce de
bu kasaba Suriye’nin en çağdışı bağnaz ve gerici kasabasıydı. Tam AKP’ye göre.
Hiçbir yerde siyah çarşaf yokken burada kadınlar çarşaf erkekler şalvar giyerdi.

AKP hiçbir şeyden ders almıyor ve almayacak.

24 Ağustos’ta TSK’yi ÖSO ve benzeri katil grupların emrine verdi.
Öz olarak hiçbirinin IŞİD ve NUSRA’dan farkı yok.
500 yıl önce 24 Ağustos’ta Selim, Mercidabık’tan Suriye’ye girmişti.
Mercidabık Cerablus ile El-Bab arasında bir yerde. Mercidabık IŞİD elektronik gazetesinin adı.
Peki diyelim ki Türk ordusu Cerablus’tan Azez’e  kadar olan sınır bölgesinden sonra  El-Bab’ı aldı. Bu da yetmedi PYD kontrolündeki Menbiç’i ele geçirdi. Ya sonrası?
Menbiç’ten sonra Türk ordusu Fırat’ın doğusuna geçmeli oradan Rakka’ya doğru yol almalı sonra da eski Osmanlı vilayeti Musul’a girmeli! Yavuz oraya gitmemişti ama olsun.
AKP yapar mı yapar. Türk generaller artık memur.
15 Temmuz’u atlatmış bir ordu El-Bab’ı 24 saat içinde halleder! Şam’ı hallettiği gibi!
El-Bab Arapçada kapı demek. ‘O kapıdan girildiği zaman tüm bölge bizim’.
Öyle düşünüyor AKP ve onun zavallı yandaşları.
5 yıllık kan susuzluklarını gideremedi. 5 yıllık kin, nefret ve gaddarlık yetmedi.
Girdik El-Bab’tan çıktık Musul’dan. Düşman dediğiniz de kim!
Suriye, Irak ve onlara destek veren İran, Rusya, Lübnan Hizbullah.
Artı PYD ve ona destek veren ABD ve Batılı müttefikler.
Artı ‘Musul bizimdir’ diyen müttefikimiz Barzani.
İki başkentini yani Rakka ve Musul’u elinden alacağımız IŞİD. Evelallah hepsini yeneriz.
Baktık yenemiyoruz döneriz özümüze.
IŞİD, NUSRA ve onlarca ‘hakiki Müslüman’ örgütü yeniden müttefik beller yedi hatta on yedi düvele karşı savaşırız. Haçlı kâfirler ve onların devamı Ermeni, Süryani ve bilumum yerli Hıristiyanlar, Komünist artıkları, Araplar, Persler, Kürtler, Şiiler, Aleviler ve daha kimler kimler.
İçtekilerini saymıyoruz. Tam AKP’ye göre bir söylem. Ver gazı şişir hamaseti.
Türk-Osmanlı-İslam sentezi. Yalandan kimin boynu kırılmış şimdiye kadar.
Salla palavrayı gitsin. Ya gitmezse?
Türkiye gider. 
Nasıl mı? El-Bab’tan. İki tarafı cehenneme açılan kapıdan. Oralarda Huriler de yok!
=====================================

Dostlar,

AKP’nin sorumsuz , öngörüsüz, ufuksuz, akıldışı Suriye politikası ülkemizi batağa sürükledi. İşte BOP Eşbaşkanlığı böyle bir şeydir.. Adama kendi ülkesini böldürürler!
TBMM derhal sürgündeki tatilini bitirmeli ve OHAL Kararnameleri dahil, temel yakıcı sorunlar ele alınmalıdır. Suriye politikası özel oturumlarda tartışılmalı, AKP politikaları değil, ulusal bir rota çizilmelidir.

Ne yazık ki günümüzde Özal’ı Irak serüveninden alıkoyan merhum Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay kıratında komutanlar da yok!

Sevgi ve saygı ile.
22 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“Ankara hızlı davranmazsa Türkiye darmadağın edilecek!”

“Ankara hızlı davranmazsa
Türkiye darmadağın edilecek!”

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Portresi

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’deki gelişmeleri Ceyda Karan’a değerlendirdi. İşte o haber:

http://www.vaziyet.com.tr/siyaset/husnu-mahalli-ankara-hizli-davranmazsa-turkiye-darmadagin-edilecek-h5845.html, 23.8.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Haseke’de yaşanan çatışmaları ‘beklenmeyen bir gelişme’ olarak yorumlayan Mahalli, bölgenin hem IŞİD’in kalesi Rakka’nın hemen üstünde olması hem de Kürtlerin başkent ilan etmek istemesinden ötürü önemli olduğunu söyledi.

Mahalli’ye göre, ABD, Türkiye’nin İran ve Rusya ile olası yakınlaşmasına bir tepki olarak müttefiki olan Kürtlerin belirleyiciliğindeki YPG’yi harekete geçirdi. Mahalli, Suriye bağlamında bir Ankara-Tahran-Moskova ittifakı olup olmadığının yanıtını görebilmek için ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ankara ziyareti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beklenen Tahran ziyaretini beklemek gerektiğinin altını çizerek şu yorumu yaptı:

Türkiye samimiyse İran ziyareti sonrası bu çok net gözükecek. O zaman ABD’liler bölgede çuvallamış olacak. ABD bu çuvallamanın öncesinde Kürtleri harekete geçirerek bir ön adım atmış oluyor.” yorumunu yaptı.

‘SURİYE’YE BAKARKEN IRAK’I GÖZARDI EDEMEYİZ’

Suriye’de yaşanan gelişmeleri Irak’tan bağımsız okumanın doğru olmayacağını belirten Mahalli, geçen hafta Peşmerge’nin Irak ordusuna rağmen Musul’da bağımsız giriştiği operasyonlara dikkat çekti:

“Suriye’yi konuşurken bir noktayı hep gözardı ediyoruz. O nokta Irak. Geçen hafta Barzani’ye bağlı Peşmerge güçleri Musul’un doğusunda hareketi geçti ve küçük köyleri IŞİD’den aldı. Üstelik bunu Irak ordusunun uyarılarına rağmen yaptı. Zira ordu Musul’a yönelik bir operasyon hazırlığı içinde. Fakat Peşmerge, Irak ordusu ile hareket etmeden, fırsat bu fırsat, o köylerde de Kürtler yaşıyor diyerek birkaç köyü işgal edip Kürdistan’a bağlama hevesindeydi. Onların Fransız ve ABD’li danışmaları olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem ABD’lilerin varlığı, hem İran’ın oradaki etkinliği, hem de Irak’ın Suriye’nin komşusu olması ve İran’ın malzeme uçaklarının Irak’tan kalkması itibarıyla Irak faktörü çok önemli.”

‘PYD VE YPG İÇİN TARİHSEL BİR BİR HATA OLUR’

Rusya ve İran’ın PYD’nin şimdiye dek Şam ile olan dostluğunun garantörü olduğunu söyleyen Mahalli, “PYD’lilerin ABD’yi tercih etmesi tarihsel bir talihsizlik. Bugün Salih Müslim’in bazı açıklamalarını gördüm ve açıkçası hiç sempatik değildi. PYD ve YPG eğer koşullardan yararlanarak Suriye’de bir şeyler yapalım düşüncesindeyse her şeyi, büyük bir kırımı göze almış demektir. Bunu hem Türkiye, hem Suriye, hem de Irak açısından söylüyorum. Bu tarihsel bir yanlışlık olup bunun telafisi mümkün değildir. Tarihte de bunun örnekleri görülmüştür. ABD’liler bölgede hep kazık atmışlardır. Destek alırsın, konuşursun, silah alırsın, bunlar başka şeyler. Ancak ABD’liler hep söyler ya ‘Suriye’de bir B planımız var’ diye. Belki de B planları bu. Ama bu blöf olsun, gerçek olsun Kürtleri kırıma sürmek istiyorsa o başka bir şey. Bu endişeyi de taşıyorum.” tespitinde bulundu.

‘HEDEF BAŞINDAN BERİ TÜRKİYE’

Tahran-Moskova ile anlaşmanın Ankara için ‘okları üzerine çekmek’ anlamına gelip gelmeyeceğini sorusuna “Hedef zaten Türkiye” yanıtını veren Mahalli, “Suriye, Irak bunlar dandik ülkeler. Batı’nın esas büyük oyunları bağlamında da Kürtler bağlamında da hedef Türkiye” dedi ve şu tespiti yaptı:

“Suriye’de 3, Irak’ta 8 milyon Kürt varsa bu Türkiye’de 15-20 milyon. IŞİD konusunda da İslamcıların hedefinde Türkiye var. Beş yıldır Arap Baharı vesilesiyle her türlü islamcı grupla iç içe girmiş İslamcı söylemleri olan bir parti. Suudiler zaten nefret eder AKP’den. Bu tarihsel bir meseledir. Hele hele bu işi anlamazsanız, danışmanlarınızda iş yoksa, size yol gösterecek kimseniz yoksa, öngörüleriniz doğru çıkmazsa oturup ‘Yeter, bu kadar yanlış yaptık. Artık hızlı davranmamız gerekir’ demeniz gerekir.”

‘ENDİŞEM TÜRKİYE’NİN DARMADAĞIN EDİLMESİ’

AKP iktidarının çözümü hızlı davranmakta araması gerektiğinin altını çizen Mahalli,

“Eğer ABD seçimlerini bekleyeceklerse Türkiye’nin ne hale geleceğini herkes görecek. Öyle bir endişe taşıyorum ki, Türkiye darmadağın edilecek. Dört ay bekleyeceklerse eğer neler yaşanacak bu coğrafyada görecekler. Eğer Batı kafasına koymuşsa ve bu oyun böyle oynanıyorsa -ki bunu Haseke’ye bakarak söylüyorum- herkes görecek ne olacağını. Bu coğrafya böyle bir coğrafyadır. Her şey bir günde tepetaklak olur. Yarın öbür gün Haseke’den çok büyük bir kalkışma olursa ya da Suriye uçakları orada beş bin insanı öldürürse bunun kontrolünü kim sağlayacak? PKK ayaklanıp, halk ayaklanması çağrısı yaparsa bunu kim durduracak? Irak ne olacak? Yani karşı taraf kafasına koymuşsa bunu yapar. Biz bu coğrafyada bunları gördük. Irak’ta ABD işgalinden bu yana neler yaşandı. Ama kim hatırlıyor? Suriye de böyle olsun. Türkiye de.. Kimin umurunda ki? Batı’nın böyle bir hesabı yok..” uyarısı yaptı.

==================================

Dostlar,

Sayın Hüsnü Mahalli‘nin Ortadoğu’un politik sorunları hakkında uzmanlığı tartışma dışıdır. Yazdıkları hep isabetli öngörüler olmakta. Bu bakımdan, Dışişleri çevrelerince ve AKP – RTE tarafından özenle izlenmesi, danışılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

Ortadoğu belalı bir coğrafyadır..
Kan ve entrika deryasıdır..
Türkiye’nin bu gayya kuyusundan korunmasının temel aracı, Büyük ATATÜRK‘ün koyduğu altın dış ve iç politika ilkesidir :

  • YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!

Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 2005 yılnda yaşamının en büyük hatasını yapmış ve Türkiye için müthiş bir kumar oynamıştır : BOP EŞBAŞKANLIĞI!

BOP_haritasi

Başımıza gelen bunca badire, ABD – AB’nin emperyalist maşası olan onur kırıcı hatta sefil bir dış politika izlememizdendir. Türkiye, hiçbir ülkenin içişlerine asla karışmamalıdır. Hele hele kadim komşularımız Iak ve Suriye üzerinde bölücü, kanlı emperyal planlara geniş kapsamlı araç olmak çok vahim bir hatadır. 2011 ilkbaharından beri, 5+ yıldır Türkiye, Suriye’de iç savaş ve parçalanmanın ne yazık ki en aktif taraflarındandır. Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmak üzere şikayet edilmiştir! Gelinen yer ülkemizin kan – revan içinde perişanlığıdır.

Hala Suriye konusunda ikircikli ve yarım ağız konuşuyor AKP – RTE.. Hala “Esed” diyerek dünkü aile dostu – birader Esat, Amerikan ağzıyla telaffuz ediliyor. Hala “geçiş dönemi Esed ile olabilr ama sonra hayır..” denebiliyor!?.. Adama sorarlar, siz kim oluyorsunuz da Suriye’ye devlet başkanı belirlemeye kalkıyorsunuz?! Yetki ve egemenlik hakkı Suriye halkınındır. Türkiye’nin bu tutumu uluslararası hukuk ve BM Anlaşmaları bağlamında suçtur. Yarın Batılılar sütten çıkmış ak kaşık gibi sıyrılır ve Türkiye’yi “haydut devlet” bile ilan edebilirler!

Bir an önce Atatürk’ün dış politikasına dönünüz.. Koskoca bir ülkenin kişilikli – namuslu – erdemli, ilkeli, karşılıklı çıkarlara saygılı ve içişlerine karışmayan, barışçıl bir dış politikası olsun; maşa – piyon – taşeron vb. utandırıcı işlevlere asla soyunmasın!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BENİ BURAYA GÖMÜN OĞLUM ÜŞÜR

BENİ BURAYA GÖMÜN OĞLUM ÜŞÜR

portresi

 

Av. Hüseyin Özbek

 

Rahmine düşen evlatla birlikte 9 ay 10 gün tek bedende iki can taşır ana. Gün güne ulandıkça canından can, kanından kan verdiği büyür içerde. Gelecek olanın muştusudur an be an büyüyen karın. Kem azarın, kem nazarın uzanamadığı korunaklı dünyadan fani dünyaya tek adımlık yolculuk az gittik uz gittik örneği aylar sürer. Konuğuyla hane sahibinin başkasının anlamayacağı bir dille halleşmesiyle geçer zaman.  Her tekmesi, her dönüşü kalemsiz kağıtsız sevgi mektubu, ana ben buradayım çığlığıdır içeriden.  Konuk gelen eve kut gelir demiş atalar. Ocakta köz söylenecek söz bitince başköşeden doğrulan konuğu kapıya kadar uğurlar ev sahibi.  Ananın hane sahipliği dersen ömür boyudur.  İçerdeki konuğu ilk haneden uğurlayıp ikincisine, ömür boyu konaklayacağı başköşeye, sıcacık sinesine buyur eder.

Gün tamam olup dünyaya göz açtığında verildiği kucağın ten kokusunu, ter kokusunu bir daha unutamaz bebe. Ana sütünün, ana teninin, ana terinin doyumsuz kokusu yaşam boyu bir özlem iksiri gibi burnunda tüter. Ömür boyu sürecek koklaşmada ananın kısmetine düşense, içerdeyken duyumsadığı insanı hazdan mest eden evlat kokusudur.

Mustafa, Kısmet Ananın peş peşe gelen 6 kısmetinden ilki olarak dünyaya göz açtığında da aynısı oldu. Yaradan’ın kısmetini kundaklayıp verdiklerinde sinesine basıp bir iyice kokladı. Ömür boyu unutamayacağı, milyonların içinde gözü kapalı bulacağı oğul kokusunu hazla içine çekti.

At ayağı çabuk ozan dili çevik olur demiş Korkut Ata. Mustafa’yı ana sinesinde bırakıp biz haberi babadan verelim. Artvin’in el atsan bulutlara değecek Şavşat yaylasının çocuğu Adnan Turanlı da ekmeğin peşinden gurbeti mesken edenlerden oldu. Polisliği seçti. Yüce Tanrının karşısına çıkardığı Kısmet’i kısmet bilip nikahı kıydı. İki canla başlayıp, yıl yıla ulandıkça kervana katılan 6 evlatlık göç katarıyla ilden ile konup göçerken yel gibi geçti zaman. Gençlik baharım, memuriyet yazım, emeklilik sonbaharım deyip dilekçesini verdi. Sivilleri çekip üniformayı naftalinlerken teni yüzülürmüşçesine tarifsiz bir acı duydu. Çoluk çocuğa görünmeden arada bir gardırobun dibindeki beylik elbiseye dokunup okşaması bugüne dek oğul – uşaktan gizlediği tek sırrı oldu.

Toroslar kadimden beri Yörük yaylağıdır. Baharda çıktıkları yaylalardan ilk kırağı düşüp kış ayağını uzatırken Çukurova’ya inerler. Turanlıların ki de Yörük işi gibi oldu. O il senin bu bel benim konup göçmenin encamında son eğleğimiz burası deyip Adana’yı seçtiler. Bundan sonra konup göçenin, il gezenin dönüp geleceği yer burası olsun deyip yurtluk edindiler. Kalan ömür huzur içinde geçsin  dileğiyle Çukurova ilçesi Huzur Mahallesi dediler.

Toroslarda, Çukurda atının ayağının değmediği yer kalmayan Karacaoğlan; “Yiğit yiğide yad olmaz, iyilerde ham süt olmaz” der. Biz ana sinesinde bıraktığımız Mustafa’ya dönelim. Kısmet ananın helal sütüyle serpilip levent endam bir yiğit olan Mustafa da baba mesleği deyip polisliği seçti. Özel harekatçı oldu. Karakolun yüzü soğuk olur denir. Mustafa sıcak yüzünü gösterdi yolu düşenlere.

Kaderin sillesini yemişlere bir sille de bizden olsun demedi. Kiminin karnını doyurdu, kiminin ardında durdu. Diyarbakırlı Müslim gibi kimilerine de ayağından çıkarıp postalını verdi. Ele verileni el bilir, başkasına söylenmez. Söylenirse tek anaya söylenir. Kola kucağa sığmayan Mıstığını kundak bebesi gibi sevip koklarken laf çalımında ağzından aldı bir keresinde. Ver elli bir evlat bağışlayan Tanrıya el açıp şükretti Kısmet Turanlı.

Dünyada mekan ahirette iman demişler. Polis babanın emekli ikramiyesi yetmedi. Mustafa, siz güle güle oturun bana yeter deyip bankada bir tomar kağıdın altına bastı imzayı.  Yıllarca maaşından kesilecek borç yükünün altına girerken tek dileği oldu bacısından. Anam atam otursun da varsın hiç görmemiş olayım dediği evin içinden dışından fotoğrafını istedi.

Mustafa’nın baş göz olmasını tez geçelim. Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır deyip Mustafa’yı Ayşe Öğretmenle tez elden nikahlayıp yuvadan uçurdular. Birlikte yürüyecekleri uzun gurbet yolculuğuna duayla uğurladılar. Diyarbakır’dan sonra kim bilir daha kaç il, kaç karakol gezecekti babası gibi üniformayı naftalinleyip kaldırıncaya dek.

Huzurevlerindeki huzurlu yuvadaki 3 yıldır sarılıp sinesine yatamadığı anasının, elini öpemediği babasının yan yana fotoğrafları derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi aşıp Diyarbakır’ı buldu.  Başköşeden kendisine gel gel eden Kısmet Ananın, Adnan babanın arasındaymış gibi bir duyguya kapıldı bakarken. Bir dünya üstüne gelse kendisini koruyacak ana kucağının, baba gölgesinin verdiği güven duygusunun tarifsiz sarhoşluğu uzun süre devam etti.

Huzurlu evdeki huzursuzluk PKK’nın son dönem saldırılarıyla başladı. Bölücü örgütün saldırılarıyla verilen her şehitte içine bir köz düştü Kısmet Ananın. Oğul yitirmiş ana acısını duydu.  Al bayraklı her tabutla acı daha da büyüdü. İçinde Diyarbakır geçen her kelimenin ardından Mustafa Turanlı adını beklemeye başladı. İçini oyan, gece uykularına ket vuran endişesini komşularıyla da paylaştı. Mustafa’sının kara haberinden 2 gece önce rüyasında evlerinin yıkılıp yere geçtiğini görünce; “gitti oğul, gitti kuzum” diye dövünmeye başladı.

Kara haber tez ulaşır. Mustafa’nın ata yurdu Şavşat’ın Yazı Köyünde verilen salasının ardından amcalar, yeğenler durmak olmaz deyip ülkenin kuzeyinden güneyine Anka kuşu misali uçtular. Şehidin salından tutmaya yetiştiler. Dileyip gidemeyen tekmil Yavuzköylüler de al bayraklar elde Şavşat’a kadar yürüdüler.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde hendek kazıp yol kesen katillerin 6 Eylül 2015 günü attıkları pusu, Kısmet Ana’nın öpmeye koklamaya kıyamadığı ilk kısmetinin yanında bir can daha aldı. Kayseri’li Muzaffer Can Ersoy kalleş tuzağının ikinci şehidi oldu. Sur’da, Cizre’de, Silvan’daki hendeklere vurulan kazmaların saplarının Avrupa’ya, Atlantik ötesine kadar uzandığını Kısmet Ana nereden bilsin? Oğlunun canını aldıranların Türk milletinin toptan gömüleceği derin hendeği kazmadan geri durmamaya yeminli olduklarını kısmetsiz analara kim söyleyecek? Mustafa’nın kanlılarının, geçen yüzyılda Basra’da, Bağdat’ta, Musul’da, Sina’da, Şam’da bıraktığımız Mustafaların da kanlıları olduğunu kim deyiverecek? İslam Peygamberiyle müşriklerin Hendek Savaşı’ndan daha zorlusunun Mehmetlere kurulduğunu hangi babayiğit ortaya  döküverecek?

Hasılı kelam (AS: sözün özü) Mustafa’nın yazgısında sağlığında göremediği baba ocağına al bayraklı tabutla helallik almaya gelmek varmış. Turanlı ailesi salasını duyanın uzaktan yakından akın ettiği hanelerinin kapısında karşıladılar ilk göz ağrılarını. Kat be kat helal ettiler kendilerinden yana ne varsa. Kısmet ana seslendi tabuttaki oğulcuğuna : 

“Mustafam evi merak ediyordun, gelip göremedin. Yavrum şimdi gel gör. Üç senedir seni hiç göremedim. Bir kere göğsüme yataydın. Bir kerecik daha kokunu duyaydım kuzum!”

Bacısı Gül Turanlı, ayrılmak istemedi bir türlü tabutta yatandan. Kabullenmek istemedi, konduramadı ağabeyine ölümü. Son bir umutla teselli etmeye çalışan polislere yalvardı tabutun başında; “Bakın, belki nefes alıyordur, belki o değildir.”

Birlikte yaşanacak uzun yıllara ilişkin karşılıklı verilen sözlerin, kendilerinden başkasının bilemeyeceği masum sırların ortağı Ayşe Turanlı son yolculukta da yalnız bırakmadı eşini. Daha doğmamış çocukların, yaşanmamış anıların, görülmemiş, gidilmemiş yerlerin önüne kazılan hendeğin birbirinden ayırdığı çiftin Buruk mezarlığına dek süren yolculuğun bitiminde tutamadı kendini; “Mustafa’mı aldılar, sana nasıl kıydılar, senin yerin orası mı? ” sözleriyle ağıta başladı.

Evladı ilk gören de son gören de anadır. Ana karnı yana karnı diye boşuna dememişler. Türkiye’yi Kars’tan İskenderun Körfezine uzanacak kanlı hendekte boğmanın sinsi hesabını yapanların kıydıkları oğlun acısı gün be gün büyüyecek, daha derine işleyecek. Yitirdikleri evladın teninin, terinin kokusunu duyumsayacaklar her an. Gündüz hayallerinde gece düşlerinde karnında, kucağında gibi sıcaklığını hissedecekler yitip giden evlatların.

Kısmet Ana Buruk Şehitliğinde üzeri topraklanıp al bayrakla örtülen oğul mezarının başına usulca çömeldi. Mustafa’nın toprağını avuçlarına alıp bir iyice kokladı. Aşağıdaki oğuldan bir ses, bir nefes, bir koku bekledi besbelli. Mustafa’sını içine alıp gizleyen, gittikçe soğuyan kara toprağı ısıtmak istedi bir an. Küreklerindeki son toprakları sıyıran mezarcılara, çevredekilere yalvardı kısık sesiyle;

“Beni buraya gömün, oğlum üşür.”

Beni burada bıraksalar oğlumla koyun koyuna diye geçirdi içinden. Sarıp sarmalasam eski günlerdeki gibi. Ana oğul kıyamete dek koyun koyuna yatsak, Mustafa’m da hiç üşümese, mahşere dek oğul kokusuyla mest olsam diye düşündü. Olmayacağını bilse de yanına uzanıvereceği oğulcuğuyla gece gökyüzünü, gündüz yeryüzünü seyranla geçecek ikinci bir yaşam diledi Tanrı’dan. (9 Eylül 2015)

===============================

Dostlar..

Ülkemiz kan deryasına döndü / döndürüldü.. Hiçbir şey rastlantı değil..
Önce bunu saptayalım..
Sorumlular ise hala iş başında ve 7 Haziran seçim sonuçlarını beğenmeyerek ülkeyi zorla 1 Kasım yineleme (tekrar) seçimine sürüklüyorlar..

Halkı kendilerince kanlı terörle terbiye edip – korkutarak utanmadan 400 vekil istiyorlar!

Ölçüsüz siyasal hırslar ve işlenen ağır suçların korkusu sağduyuyu kökten alıp gitmiş.

Kör politikalarla, Suriye’de seçimle gelmiş Devlet Başkanı Esat’ı BOP eşbaşkanlığı misyou ile devirmeye kalkanlar hüsrana uğradı ve “Geçiş dönemi de olsa Esat’la devam edilebilir” demeye başladılar 180 derece çark ederek.. Sahibinin sesi gibi; önce ABD dışbakanı, ardından Fransa dışbakanı Fabius, sonra Merkel ve İngiltere bu tümceyi kurdular, sonra da bizimki..

4 yıldır Suriye’de vargücüyle iç savaş kışkırtan AKP politikaları bu ülkeyi ateşe verdiler.
Ama komşuda yangının Türkiye’ye bulaşmayacağını sanma aymazlığına düştüler. 2 milyonu aşkın Suriyeli gariban – çaresiz göçmen, milyarlarca dolar yersiz harcama, duran dış ticaret, hayvancılık, tarım, petrol boru hatları, bölgedeki kamu – özel yatırımlar… ve 20 Temmuz 2015 günü Suruç’ta çakılan işaret fişeği ile 32 masum can yitiği ile Türkiye’de yangının başlatılması! 2 ayı aşan yoğun – kahırlı zamanda sayıları 120’yi bulan şehit, sayısı bilinmeyen korucu yitikleri, sivil yitikler vd. dinsel bayramda bile durmayan / durdurul(a)mayan şehitler..

Bunlara ek, dünyada örneği görülmemiş 9 günlük dinsel bayram kepazeliği.. 116 ölüm,
834 yaralı.. kanyollarında (siz hala karayolları mı diyorsunuz??) verdiğimiz “kurban” lar.. (sabaha dek daha da artacaktır ne yazık ki!)

Bunca kötü yönetim Türkiye’nin başına, Yaşar Nuri hocaya göre 1071’den beri gelmedi!

Yetenekli ve insan duyarlığı ile yoğrulmuş yazar Sayın Av. Hüseyin Özbek (İstanbul Barosu Genel Yazmanı), bir edebiyatçı ustalığı ile Türkiye’nin dramını işliyor, tarihe not düşüyor :

  • BENİ BURAYA GÖMÜN OĞLUM ÜŞÜR..

Bu kanlı siyaset hesabı artık sürdürülemez..
Türkiye bu kez Batı’nın maşa örgütü PKK’yı artık halletmelidir.
Ortada “terör örgütü” falan yok..

Terörü araç olarak kullanan,
Türkiye’yi bölmek isteyen silahlı bir taşeron örgüt var karşımızda 30+ yıldır.

Adını doğru koyalım.. AKP’nin başlattığı – başlatmak zorunda kaldığı PKK ile çatışma konjonktüreldir, içtenlikli değildir ve sürdürülebilir de değildir. Yitirdiği seçimi kazanmak içindir. CHP ve MHP’den ulusalcı oyları çelmek, HDP’den de oy çalmak, becerebilirse
baraj altına itmektir. Hepsi ama hepsi 276 vekil içindir.. Olabilirse daha çoğu elbette..

1 Kasım 2015 seçiminde AKP iktidara gelirse, bu göstermelik PKK – HDP çatışması duracaktır.
Hele AKP – HDP ortaklığı olursa, 24 saat içinde yeniden “AÇILIM” süreci başlatılacaktır;
AKP-RTE’ye de Başkanlık rüşveti ile.. AKP – CHP koalisyon fikri şimdeden işlenmeye başlanmıştır. Bu takdirde de “AÇILIM” a yeniden dönüş olsa olsa AKP – HDP hükümetinin yapacağından 24 saat gecikir!

KURTULUŞ bu düzen – sistem partilerinde değil!..
Devrimci – ulusalcı bir siyasal kadronun iktidar olmasındadır..
Velev ki, CHP yeniden Kemalist köklerine dönmesin??..

*****
Kısmet ana, evladın belki mezarında üşüyordur.. ama bilesin ki milyonların yüreği de yangın yeridir. Bu ateş, önüne konan tüm engelleri kavurup atacak ve ülkemizi esenliğe taşıyacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
27 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Taner Özek : BODRUM’dan İYİ BAYRAMLAR..

Taner Özek :
BODRUM’dan İYİ BAYRAMLAR…

Bodrum'dan_iyi_bayramlar_Taner_Ozek_25.9.15

 

Dostlar,

Meslektaşımız Dr. Taner Özek‘in bayram – Bodrum – Suriyeli sığınmacı bunalımı (krizi) ve karaya vuran bebek cesetleri…. çağrışımları yukarıdaki çizimde..

İnsanlık utansın…

Suriye’yi BOP kapsamında işgal edip parçalamak için iç savaş çıkaran Batı emperyalizmi ile Türkiye’den bu alçaklığa destek veren BOP Eşbaşkanlığı anlayışını lanetliyoruz…

4 milyon Suriyeli vatanından oldu; 300 bini öldürüldü!

Şimdi ise “geçiş dömemi” de olsa “Esed” ile devam edilebileceğini söylüyor Bay RTE.

Lütfen daha önce sitemizde yayımladığımız aşağıdaki makalemize bakılmasını dileriz :

– AKP – RTE’nin YÜZ KIZARTICI SURİYE POLİTİKASI ve GELİNEN YER

http://ahmetsaltik.net/2015/08/01/akp-rtenin-yuz-kizartici-suriye-politkasi-ve-gelinen-yer/

Sevgi ve saygı ile.
26.09.2015, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TSK’dan önemli açıklama ve Çağrışımları..

TSK’dan önemli açıklama
ve çağrışımları..

GENELKURMAY Başkanlığı, son 24 saat içinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 4 ayrı noktada karayolunun PKK’lı teröristler tarafından kesildiğini, 1’i korucu 2 kişinin öldürüldüğünü, 1’i otobüs
4 aracın yakıldığını, 1 korucunun kaçırıldığını, 6 bin 400 kase yoğurdun gasp edildiğini bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
(http://www.tsk.tr/4_olaylar/4_2_onemli_yurtici_olaylar/onemliyurticiolaylar.html, 18.8.15)

ERZURUM’da 1 KORUCU ŞEHİT, 1 ŞOFÖR ÖLÜ

* Erzurum Şenkaya’da 17 Ağustos 2015’te saat 09.00’da bir grup terörist, Erzurum-Ardahan karayolunu keserek, bir yolcu otobüsünü yakmıştır. Durdurulmaya çalışılan minibüslerden birinin kaçma girişiminde bulunması üzerine ateş açılmış ve minibüs şoförü vefat etmiştir. Aynı gün saat 15.40 sıralarında keşif amacıyla bölgede bulunan unsurlara saldırı düzenlenmiş, bir Geçici Köy Korucusu şehit olmuştur.

HİZAN’DA 1 ONBAŞI YARALI

* Bitlis’in Hizan İlçe merkezinde, İlçe Jandarma Komutanlığı ve İlçe Emniyet Müdürlüğüne saat 18.30’da uzun namlulu silahlar ile saldırıda bulunulmuştur. Unsurlarımız tarafından anında karşılık verilmiştir. Saldırı sonucunda bir Jandarma Uzman Onbaşı yaralanmıştır.

Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde saat 23.15’te bir grup terörist tarafınan Tatvan Jandarma
Özel Harekât Tabur Komutanlığı Nizamiyesine yaklaşan plakası belirsiz bir araçtan
5-6 el ateş edilerek silahlı saldırıda bulunulmuştur.

KÖY KORUCUSU KAÇIRILDI

* Van’ın Çatak İlçesi’nde saat 17.30’da bir grup terörist tarafından, Övecek Mahallesinde, Siirt-Çatak karayolu trafiğe kapatılmış, durdurulan bir Geçici Köy Korucusu,
kullandığı minibüs ile kaçırılmıştır. Kaçırılan Geçici Köy Korucusu, aynı gün saat 20.00 sıralarında ailesini cep telefonundan arayarak, Bölücü Terör Örgütü mensuplarının kendisini Dalbastı Mahallesinde serbest bıraktığını ve 18 Ağustos 2015 günü eve geleceğini söylemiştir.

TUNCELİ’DE 3 ARAÇ YAKILDI

* Tunceli’nin Ovacık İlçesi’nde bölücü terör örgütü mensubu bir grup terörist tarafından, saat 15.30 sıralarında Tunceli-Ovacık karayolu kesilmiş, propaganda ve kimlik denetimi
yapılarak trafik akışı belli bir süre engellenmiş ve 3 araç yakılmıştır. Ardından karayolu saat 19.40 sıralarında trafiğe açılmıştır.

* Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nde 2’si kadın 5 terörist tarafından saat 15.00’da karayolu Hisarkapı bölgesinde, kesilmiş bir vatandaşa ait araç durdurularak, araçta bulunan 6 bin 400 kase yoğurt gasp edilmiştir.

====================================

Dostlar,

Şimdi bu eylemlere ne ad vermek gerek ?

Doğu – Güneydoğuda yaşayan çoğunluğu oluşturan Kürt nüfusa bölgesel özerklik istemi böyle mi sağlanır? Koskoca bir devlet çapul eylemleri ile ikna edilip masaya oturtulabilir mi? Bu eylemleri PKK hemen reddedebilir mi, yoksa örtük ve kendince denetimli (kontrollü) terör ile sonuç alabileceğini mi ummaktadır?

Örgüt yöneticileri, örgüt bu eylemlere yönlendiriliyorlar ise durup efendilerinin
ne amaçladığını bir kez daha düşünmelidirler.

Örgüt militanları, komutanlarınca bu eylemlere yönlendiriliyorlar ise,
onlar da bir kez daha durup, efendilerinin ne amaçladığını bir kez daha düşünmelidirler.

Bu yolun çıkmaz sokak olduğunu, kendi tabanlarında bile geçici güç gösterisi,
balon gibi sönümlenmeye mahkum anlık psikolojik üstünlük sağlama ötesi katkı vermeyeceğini görmeliler.. Halkın katında da çapul eylemi – eşkıyalıktan öte değildir..

Yok PKK ve uzantıları yapmıyor ise kim yapıyor? Türkiye’de başkaca bu bağlamda
eylem yapacak örgüt biz bilmiyoruz.. PKK ya bu çapul eylemlerini reddetmeli ya da yakalanmaları, engellenmeleri için güvenlik güçlerine destek vermelidir.
(Bu eyleminin onu meşrulaştırmayacağı olgusunu belirtmeye sanırız gerek yoktur..)

Hele işe “insan öldürme” eklenirse tablonun rengi büsbütün değişir. Çünkü can yitiğinin telafisi yoktur ve acımasız bir sarmala bürüyebilir “tarafları”. (PKK, uluslararası hukuk terimiyle “Devletle denk çarpışan taraf” anlamına gelmemek üzere!)

Dikkat buyurulursa, son 2 paragrafın sonuna ayraç içinde çekince – rezervasyon tümceleri koyduk. Konu gerek ulusal hukukta gerekse uluslararası hukukta ve özel olarak da insan hakları hukukunda nazik boyutlar taşımaktadır. Uluorta kalem sallamaktan kaçınmak ve teknik anlam taşıyan terimleri alan bilgisine dayalı olarak özen ve sorumlulukla kullanmak gerekir.

Şu son örnek de tipik :

“Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde saat 23.15’te bir grup terörist tarafınan Tatvan Jandarma
Özel Harekât Tabur Komutanlığı Nizamiyesine yaklaşan plakası belirsiz bir araçtan
5-6 el ateş edilerek silahlı saldırıda bulunulmuştur.”

Koskoca bir jandarma “özel harekat” taburunun nizamiye kapısına dek gelerek,
öncü gözcüleri aşarak?– ateş etmek ve askeri yaralamak.. hangi akla hizmettir?
Arı kovanına çomak sokmak mıdır? Bir aydınlatma fişeği ardından veya termal kameralı görüş ile karşı ateş açarak araç içindekilerin imhası birkaç dakikalık iştir (makinalı ile tarama, tanksavar, el bombası…)

TSK tahrik edilerek daha çok kan dökülmesi sağlanırsa, bu eylem Türkiye’yi nereye taşır?? Bu soru üzerinde düşünmek gerekir.. PKK, güvenlik güçlerini üzerine çekerek denetimli karmaşayı (kontrollü kaos) sürdürmek hatta tırmandırmak istemektedir. Kuşkusuz bu basit, 2 adımlık analizi yapmaktan Türkiye’nin Devlet aklı asla aciz değildir. Ancak yine de meydanı boş bırakmak ve örgütün güç propagandasına ve alan denetimine izin vermek hiç doğru olmaz.

Bu jandarma özel harekat taburu nizamiye karakolu saldırısında araç lastiklerine ateş edilerek saldırganların hareketsiz bırakılması, ardından gece görüşlü helikopter – İHA ile…. etkisizleştirilmesi, izlenerek yakalanıp adalete teslimi olanaklı iken neden böyle yapılmadığını hiç ama hiç anlayamadık!?

AKP – RTE hala frenlemekte midir TSK’yı??

Doğrusu jandarma özel harekat taburunun bu saldırıda teknik zafiyeti olacağını
hiç sanmıyoruz.Kaldı ki  telsiz haberleşmesi ile bölgede daha yetenekli askeri
güç olanaklarının (unsurlarının) devreye sokulması saniyeler içinde olanaklıdır.
Olayın üzerinden 17 saati aşkın zaman geçmiştir. Yeni bir açıklama ile bu saldırganların yakalandığını duymak istiyoruz.. (Ama TSK webinde şu dakikalarda, 18.8.2015, 17:32 yeni bilgi yok.. Genelkurmay Başkanlığı devir – teslim töreni gündemde..).

TSK ve öbür güvenlik güçleri şehit ve gazi vererek son derece önemli bir yurt savunması hizmeti vermektedirler. Acziyet görüntüsüne asla izin verilmemelidir.

Ancak Devlet, “her şeye karşın” mutlaka hukuk içinde kalmak zorundadır.

Bunu, tersinin yapıldığı gibi bir ima yüklemeden, vazgeçilmez önemi nedeniyle
döne döne vurguluyoruz.

Silah kullanma tekeli devlete, hukuk devletinin net ve kesin sınırları içinde verilmiştir. Savunma ve caydırma en başta gelen 2 ilkedir, gerekçedir. Ülkenin – insanımızın – güvenlik güçlerimizin can (ve mal) güvenliği söz konusu olduğunda;

– seçeneksiz (zorunlu),
– aşamalı (kademeli),
– ölçülü ve orantılı

olmak koşulları ile Devlet güçleri silah kullanabilir. Gerek iç hukukta gerekse
uluslararası hukukta yeterince ve açıklıkla düzenlenmiş normatif (pozitif) yasal kural vardır. Bu bağlamda sorun yoktur.

Bölücü maşa terör örgütü PKK‘ya muazzam çokuluslu dış desteğin kesilmesi
1. koşuldur. ABD – AB – İsrail – İngiltere – Almanya ne yazık ki, önde gelen “trajik” (stratejik?!) müttefikleridir Türkiye’nin! 1984’ten beri PKK’yı doğuran ve bugünlere getiren..

Ardından, yalıtılan ve dış lojistik desteği kırılan emperyalizmin taşeronu örgütün
iç kamuoyunda psikolojik olarak yalnızlaştırılması ve dışlanması gelmelidir.
Gerisi, klasik kolluk operasyonlarına indirgenir ki, sonuç almak çok uzamaz..

Tüm bunların başarılabilmesi için ise, “bölücü terörle kararlı mücadele yapacak hükümetler”, kalıcı (istikrarlı) bir siyasal irade gereklidir.

Türkiye’de zincirin en zayıf halkası budur. AKP-RTE, 2002 sonunda iktidar yapıldıklarında, bitmek üzere olan PKK ile mücadeleye devam etmek yerine “müzakereye” yönlendirildiler ve kendilerine biçilen bu misyonu akıl almaz biçimde /
ya da politik tercihleri gereği, BOP eşbaşkanlığı şemsiyesi altında üstlendiler!
Üstelik silah bırakmayan bir terör örgütü ile.. Dünyada örneği görülmedik biçimde
masaya oturdular!

*****

20 Temmuz 2015 günü mü (Suruç kıyımı!) AKP – RTE’nin kafasına saksı düştü?
Hayır!
HDP’nin (ve MHP’nin) yükselen oyları AKP’yi iktidardan edince, kaçak saray sakini
Bay RTE‘nin etekleri tutuştu. Kanlı karmaşa (kaos) planı yürürlüğe kondu ve
MHP – HDP’ye kaçan emanet oyların geri alınması hedeflendi.
Oyun bundan ibarettir.
Zoraki yinelenecek (erken seçim değil!) seçimde AKP 276’yı aşarsa,
kaldığı yerden “AÇILIM sürecine” devam edecektir.
Bu bir geçici parantezdir..
Köprüyü geçene dek ara vermedir.. (Nizamiyeye ateş açan araç neden yakalanmadı??)
Olan Mehmedimize, polisimize, korucumuza, masum ve yoksul halka olmaktadır!
Kanlı ve acı faturayı 18 bin TL bulamadığı için “paralı askerlik” (!?) yapamayan
yoksul aileler ödemektedir..

AKP – RTE, yaklaşık 5 yıldır sürdürdükleri PKK ile “müzakere” politikasını bırakmaları için yıllardır eleştirilmektedir. Cini şişeden çıkartan onlardır. Şimdi ise halkın oyları da
bu eleştiriler yönünde gerçekleşip iktidardan olunca, suret-i haktan görünmeye başladılar.
Takiyyedir!
Asla inanmamak gerekir.
Yinelenecek zoraki seçimde halkımız bu oyuna gelmemeli ve bugünkü musibetimizin – felaketimizin asıl sorumlusu AKP – RTE ikilisine hak ettiği dersi mutlaka vermelidir. Seçim sandığına gömülmelidirler ve hızla dağılarak (rant örgütü!) siyaset çöplüğüne atılmalıdırlar..

57 milyona yaklaşan Türk seçmenine düşen tarihsel misyon; Tayyip bey beğenmedi diye zorla yineleteceği Kasım 2015 seçiminde tam da budur!

RTE ve Başkanlık – Halife sultanlık takıntısı uğruna ateşe attığı güdümlü AKP’den kurtulmadıkça Türkiye’ye rahat ve huzur yoktur..

Hatta RTE’den kurtulmadıkça, AKP’nin artık yaşam şansı kalmamıştır.

AKP’nin aklı başında yöneticileri ve tabanı, artık taşınamaz duruma gelen bu safrayı,
narsistik kişilikli iflah olmaz RTE’yi– sırtlarından atmadıkça Türk siyaset sistemi içinde varlıklarını sürdürme olanağının kalmadığını, eminiz bizlerden daha yetkinlikle değerlendiriyorlardır.

Sevgi ve saygı ile.
18 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi : TSK’dan_onemli_aciklama_ve_cagrisimlari

Duydunuz mu Bese Hozat’ı?


Duydunuz mu Bese Hozat’ı?

????????????????????????????????????????????????????????????

 

Naci BEŞTEPE
AYDINLIK
, 22.6.2015

Geçen haftaki yazımda ”Becerdiniz!” demiştim.
HDP’yi Meclis’e sokan tatlı su aydınlarına.
8 Haziran’da, AKP belasına HDP’nin eklendiğini, sorunun katmerlendiğini yazmıştım.
Sağ olsun Bese HOZAT destek açıklamasında gecikmedi.
Ne dedi;

“Anayasa da değişse, Kürt kimliği de tanınsa,
Türkiye’de barışçıl demokratik temelde Kürt sorununu çözsek de bunun sonucunda PKK silah bırakmaz…

Nedeni şudur; PKK bir Kuzey Kürdistan örgütü değil, PKK ulusal kurtuluş mücadelesi veren bir partidir, bir örgüttür. Kürtler sadece Kuzey Kürdistan’da yaşamıyor…

Önderliğimiz böyle bir çağrı (silah bırakma) yapamaz.
Çünkü özgür değil. Yapsa da örgüt kabul etmez.”

DEĞİŞMEYEN AMAÇ

1984’ten bu yana söylemler ne şekil alırsa alsın değişmeyen bir gerçek vardır;

PKK’nın amacı Büyük Kürdistan’ı kurmaktır.

Zamana ve zemine göre kıvırtmalar olmuştur. Ama esas, Bese Hozat’ın dediğidir.
1999’da Öcalan yakalandığında da “Silahlarınızla Türkiye’den çekilin” talimatı vermiş, örgüt dinlememiş, kısmen çekilmişti. Şimdi koşullar PKK için çok daha elverişlidir.
Türkiye’de,

AKP iktidarı PKK’yı serbest bırakmış – palazlandırmıştır.

Suriye ve Irak’ta, ABD ve BOP eşbaşkanlığının desteğiyle söz sahibi olmuştur.
PKK hedefe yaklaştığının farkındadır. Silah bırakmaz, Türkiye’den çekilmez.
Milli iktidar ve irade olmadıkça.

SÜLEYMAN ŞAH

BOP eşbaşkanının kafasına taş düşmüş, dönmüş ABD’yi suçluyor.
Kendi katkılarını ne çabuk unutmuş.
Millet unutmaz.
Şimdi “Güvenlikli Bölge” derdine düşmüş.
Süleyman Şah Türbesi’ni geriye çekerken aklınız neredeydi?
Kürt koridoruna karşı elde bulundurulması gerekli değil miydi?
Türbeyi yerine taşıyın.
Koridoru böler, engellersiniz.
Yasal hakkınız da var. Türbe yeri Türkiye’nindir.

*****

VATAN ve NAMUS

Vatan Partisi seçimde başarısız oldu ama “Vatan-Namus” sözünde dimdik duruyor.
Dün neyse bu gün de o.
HDP’nin Meclis’e girmesinin sakıncalarını her fırsatta haykırdı; dinletemedi.
Kürt koridorunu senelerdir söyledi. Beyinler dumura uğramış, kulaklar sağır.
TSK mensubu yeni CHP’li vekil bile, HDP ile koalisyondan yana olduğunu açıkladı.
Hem de PKK yayın organına.

Gnkur. Karargahı’nda uzun yıllar çalışmış, birikimli, akıllı, seçimde başarılı ve
Silivri’de aslanlar gibi mücadele etmiş olsa ne yazar? Kendine çalışmış.
Onu taşıyan üniformaya acıdım.

GÖRÜNEN KÖY

Yandan destekli AKP-CHP iktidarı adım adım geliyor.
Koşullar ona göre hazırlandı. ABD/HDP/PKK istekleri en kolay bu yolla sağlanır.
Vatan Partisi, % 0.5 oyla yaptığını  % 0.05 de alsa yapmaya devam edecektir.
Derdimiz oy değildir; Vatan ve namustur.
Namusumuz; dürüstlüğümüz, vatanın bütünlüğü milletin birliğidir.

Bese HOZAT, duydunuz mu?
Vatan’ı da duyun…

*******

PAZARTESİ İĞNELERİ

YOBAZ

İnegöl Milli Eğitim Şb. Md. Mustafa Karaarslan,
ATATÜRK’ün cehennemden, ”Sıcak diye orucu bırakmayın, burası daha sıcak”
dediğini varsayan mesaj göndermiş.
Behey cahil, münafık, yobaz;
– Dindar olsan Allah’ın işine karışmazsın,
– Adam olsan Ata’ya dil uzatmazsın…

VALİMİZ

Vali Küçük, sorusunu beğenmediği dört gazeteci için “götürün bunları” emri verdi.
Küçük vali…