Etiket arşivi: BOP Eşbaşkanlığı

İTİBAR KALDI MI?

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

7 Kasım 2021

İtibardan tasarruf edilmez” sözü, gerçekte doğru bir sözdür.

Fakat, itibarınız var ise!
AKP Genel Başkanı T.C. Devletinin itibarını o kadar düşürdü ki, itibarımız dünyada dip yaptı!

ABD Başkanı, “Demokrasi Zirvesi” isimli uluslararası bir toplantı düzenliyor,
107 ülkeyi davet ediyor ama içlerinde Türkiye yok!

Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna katılmak üzere New York’a giden Erdoğan’ı, aynı uçağın arka kapısından inip, ön kapıya koşarak giden Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu karşılıyor!

Fener Rum Patriği 23 Ekim – 3 Kasım arasında Amerika’yı ziyaret etti.
Patriği, ABD Başkanı Biden kabul etti ve görüştü.
Patrik, ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile de görüştü!

Kim bu Patrik?
Erdoğan’ın beğenmediği Lozan Antlaşmasına göre;
Patrik, T.C. Yasaları çerçevesinde idari açıdan Eyüp Kaymakamlığına, Fatih İlçesi C. Savcılığına ve İstanbul Valisine bağlıdır. Çoğu cemaatsiz olan 18 Metropolit tarafından yapılan seçimin onayını İstanbul Valisi verir.
Patriğin T.C. Devleti içindeki en yüksek dereceli muhatabı İstanbul Valisidir!

T.C. Cumhurbaşkanı’nı hiçbir Amerikalı yetkili karşılamayacak, ABD Başkanı zaman ayırmayıp görüşmeyecek ama, Türk Devletindeki en yüksek makamdaki muhatabı İstanbul Valisi olan Patrik, Başkan tarafından kabul edilecek…

T.C. Devletinin 12’nci ve 11’nci Cumhurbaşkanları hariç, hiçbir Cumhurbaşkanı böyle bir rezilliğe izin vermedi!

Yaaa Erdoğan, işte sana gösterilen itibar! İster tasarruf et, ister etme!

Azizi Türk Milleti;
Tarih bilmezliğin, kendi devletine “Çömez Devlet” demenin, ülkesinin tapusu olan antlaşmayı haksız olarak yerden yere vurmanın sonucunu birkaç cümle ile anlatmak isterim.
Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye’de birkaç bin kişilik Rum Ortodoks cemaati var. Patrik, “Ekümenik” olarak tanınmak istiyor. Yani “Ben dünyadaki tüm Ortodoksların lideriyim, beni böyle tanıyın” demektedir.

Moskova Patrikhanesinin 200 milyon kişilik bir cemaati var ve Fener Patriğinin Ekümenik olarak tanınmasına Rus Devleti şiddetle karşı!

Bizim çok bilmiş Bademler, Rus Devleti ile ilişkilerimizin bozulmasını ister gibi, Ukrayna’nın, Fener Patriğinin yetki alanına girmesini istediler!

Fatih Sultan Mehmet’ten bu yana, devlet olarak kullandığımız bu koz, Bademlerin salaklıkları yüzünden Rus Devleti ile ilişkilerimizin gerilmesine neden oldu…

Ezik Bademler, bir Cihan Devleti olan T.C. Devletinin itibarına hep darbe vurdular.
11. CB Gül ve dönemin Başbakanı Erdoğan, Türkiye’yi ziyaret eden Suudi Kralı, Anıtkabir’e ve Çankaya köşküne çıkmamasına rağmen, Arap Kralın otel odasına koşarak gitmişlerdi! (T.C. Cumhurbaşkanı, yurt içinde kimsenin ayağına gitmez, gidemez. Herkes Cumhurbaşkanı’ nın ayağına gitmek zorundadır. Türk Devlet geleneği budur!)

Gül, Türkiye’ye gelen İngiltere Kraliçesi’nin, kendisini ziyaret etmemesine rağmen kaldığı gemiye, yani Kraliçe’nin ayağına gitmişti. Üstelik İngilizler gemide Türk Bayrağı asmamıştı!

12. CB Erdoğan, Lozan Antlaşmasına ve Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olarak, her biri Türk Vatandaşı olması gereken Fener Metropolitlerinin yabancılardan seçilmesine izin vermişti.

12. CB Erdoğan, kendisine verilen “BOP Eşbaşkanlığına” kanarak, Irak ve Suriye’de milyonlarca Müslüman’ın katledilmesine, tecavüze uğramasına sebep olmadı mı?

Geçmişinizi bilmezseniz, Türk ve Müslüman düşmanlarının tuzaklarına düşersiniz. Sonunda da, değil 3 tane, 300 tane Sarayınız olsa da tarihe, ülkesine ihanet etmiş adam olarak geçersiniz. Yazık, çok yazık…

Not;
Yarın, zaman bulabilirsek şu Patrikhane gerçeğini bir daha anlatalım. Çünkü bu konu önümüzdeki yıllarda başımızı çok ağrıtacak.

Sağlık ve başarı dileklerimle, 07 Kasım 2021

 

Yerli ve milli McKinsey

Yerli ve milli McKinsey

Deniz Yıldırım
Cumhuriyet, 29 Eylül 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
– Gün geçmiyor ki “yerli ve milli” dönüşüm hamlesiyle ilgili yeni bir icraat haberi almayalım. Yeni haber New York’ta açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan.

Önce kısa hatırlatma: Albayrak 20 Eylül’deki yeni ekonomi programı sunumunda bakanlık bünyesinde bir Maliyet ve Dönüşüm Ofisi kurulacağını ilan etmişti. Bu ofiste tüm bakanlıkların temsilcileri yer alacak ve kemer sıkma programı buradan yürütülecekmiş. Ayrıca buradaki ekip “kamudaki işleyişten farklı” çalışacakmış. Özeti bu. 
Kamu adına görev yapan, “anayasal” devlet düzeni içinde işleyecek bir kurul nasıl farklı çalışır ki? “E, hani devlette çift başlılık olmayacaktı!” Bu soruyu soruyorsanız, Türkiye’nin 16 Nisan anayasa referandumuyla ve ardından 24 Haziran seçimleriyle içine sürüklendiği yeni, denetimsiz Saray Rejimi’nden de habersizsiniz demektir. Artık her şey mümkün. Bir kararnameye, tek imzaya bakar. 
İşte bu “kamudaki işleyişten fark”ı tanımlayan yeni haberi verdi Bakan Albayrak. Bu ofisin kamudaki kesintilerle ilgili çalışmalarını denetlemek için Amerikan danışmanlık şirketi McKinsey ile anlaşma yapılmış. Bu şirket, içinde tüm bakanlıkların temsilcilerinin yer alacağı Maliyet ve Dönüşüm Ofisi’nin işlerini her çeyrekte denetleyecek ve rapor sunacak. “Şu çok harcamış, buradan az kısmışsınız” diyecek yani. Çünkü ekonomi tıkırında, işler yolunda!

  • IMF yerine McKinsey verelim.

Şakası bir yana, Osmanlı’nın son döneminden hangi kurumu andırdığını çok iyi biliyorsunuz. (AS: Düyun-u Umumiye!) Tek tek McKinsey şirketinin farklı ülkelerdeki sicilinden de örnekler sunabiliriz elbette. Örneğin bu şirketin birkaç ay önce Lübnan hükümetine “ekonomiyi canlandırmak için tıbbi marihuana üretimini serbest bırak” dediğini ya da Suudi yönetimiyle çalışırken Enerji Bakanı’nın iki çocuğu dahil üst düzey 8 hanedan üyesinin çocuğunu, akrabasını işe aldığını belirtebiliriz. 
Fakat ana sorunumuz bu şirket değil. “A şirketi değil de B şirketi olsun” demiyoruz. 
Nedir sorun? Açalım :

Birincisi; Madem Amerika ile ekonomik savaştayız; öyleyse Amerikan yapımı hediye uçağı iade edin” derken baktık ki ekonominin denetimiyle ilgili yetkiler bir Amerikan şirketine devredilmiş. Eğer “Amerika ile ekonomik savaş”tayken bu karar alındıysa; yenilgi bayrağının çekildiğine işarettir. Eğer “Amerika ile ekonomik savaşta” değilsek, iç siyasette halkımıza ekonomik kötü gidişin sorumlusunun başkaları olduğu masalı satılmıştır. Hangisi doğru? Baktığınız yere göre ikisi de. 

İkinci soruna gelelim. Ulusal egemenliğe kapsamında bir yetki, uluslararası bir şirkete aktarılıyor. Oysa Türkiye’de kamunun harcamalarını, gelir ve giderlerini anayasanın 160. maddesine göre kim denetlemeli? Sayıştay.

  • Peki ne oldu Sayıştay’a? Yetkileri budandı, etkisizleştirildi. Raporları kamuoyundan ve Meclis’ten adım adım kaçırıldı. 

Sonraki adıma bakalım. 16 Nisan 2017’de bir anayasa değişikliği yapıldı. Meclis’in yürütmeyi denetleme yetkileri elinden alındı; Bakanlar Kurulu kaldırıldı; devlet Saray etrafında yeniden yapılandırıldı, ülkenin kararnamelerle tek kişi tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Değişiklikle Anayasa 87. maddede TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılan “Bakanlar Kurulu’nu ve bakanları denetlemek” ibaresi de çıkarıldı. 

İşte kamunun ekonomik açıdan denetiminin ABD’li bir şirkete verilmesi de bu rejim dönüşümünün 3. adımıdır. Önce güçler ayrılığı budandı; ardından Meclisin yetkileri Saray’a taşındı ve şimdi bu yetkiler, uluslararası güçlerle paylaşılıyor.

  • Bu bir egemenlik devri işaretidir. (AS: AY md. 6 açıkça ayaklar altında!)

Ve çok açıkça gösteriyor ki Türkiye demokrasiye, halk egemenliğine yaklaştıkça bağımsızlaşır; bunlardan uzaklaştıkça bağımlılaşır. Yeniden yaşıyoruz. 

Gelelim son soruna. “Fena mı işte, şirket gibi dışarıdan bir gözle harcamaları denetlesinler, kamuda tasarruf yapılsın” diyenler olacaktır. Birincisi, şirketin parası bizim cebimizden çıkacak. İkincisi, kamuda tasarruf dendiğinde uluslararası tekellerin aklına ilk gelen şey, kamu hizmetlerinden kesinti ve faturanın çalışan çoğunluğa kesilmesi oluyor.

Ne diyecekler? 

  • “Saray’ın ısınma, aydınlatma masraflarını, örtülü ödeneğini kısın; makam araçlarını, uçaklarını satın” mı?

Hayır. Daha çok özelleştirme yapın” diyecekler. Bir yandan özelleştirmeler, öbür yandan kamu hizmetlerinden kesintiler ve son olarak da tasarrufu desteklemek adı altında gelir artırıcı, yani yeni vergi öneren önlemler kapıda. Ne demişti Albayrak 20 Eylül toplantısında? 

“Vergiyi tabana yayacağız.”

Yani yükü artacak olan yine kıt kanaat geçinen, ücretli çalışan çoğunluk. Halkçı, kamucu ve bağımsızlıkta ısrar eden bir iktidar seçeneğinin zorunlu olduğunun yeni bir kanıtıdır yalnızca McKinsey kararı. (AS: “kararı” değil “imtiyazı” hatta “kapitülasyonu”!)
=============================================

Dostlar,

ABD ŞİRKETİNE VERİLEN YETKİ KAPİTÜLASYONDUR!

Cumhuriyet’in yeni yöneticilerinden değerli Deniz Yıldırım’ın yazılarını yararlanarak okuyoruz..
Yukarıdaki yazısı da önemli ve paylaştık bu nedenle. Üstelik yumuşak.. konunun tüm ağırlığına karşın. (Cumuriyet‘in Dil Devrimi’ne daha özenli olmasını diliyoruz ayraç içinde..)

Yazı içinde dayanamayıp 2 yerde ayraç içinde katkı koyduk. İlki aşağıda.

  • Bu bir egemenlik devri işaretidir. (AS: AY md. 6 açıkça ayaklar altında!)

Evet, AKP iktidarı, bilerek (ihanet!) ya da bilmeyerek (gaflet ve dalalet / aymazlık ve sapkınlık) içinde.

Yersiz yinelemeye gerek yok. Bu ülkenin kurumları tükendi mi ki; bu “ciddi mali denetim (!?) yetkisi bize vahşice ambargo uygulayan, Suriye ve Irak’ta taşeron örgütleri PKK-YPG’yi apaçık binlerce TIR silahla destekleyerek adı geçen 2 ülkeyi bölmek ve kukla Kürt devleti kurmak isteyen, sonra da BOP kapsamında Türkiye’yi böleceğini açıkça ilan eden ABD‘ye Türkiye karşılıklılık kapsamında zerrece tepki ver(e)meyecek midir?? Geçelim uluslararası ilişkilerde “karşılıklılık” ilkesini, tam tersinde “teslimiyetçi” davranışlar hatta sömürge – kölelik ruhu değil de nedir?!

“Yerli ve milli” (!?) AKP,  Batı emperyalizmi ile boğuşuyor öyle mi!? Hadi canım sen de!
*****
Biz 10 Ağustos’tan (2018) beri,”Kara Cuma” dan beri yazıyoruz..

  • Ekonomik bunalım gerçekte KURGULU BİR DEVALÜASYONDUR!
  • Ekonomi, AKP tarafından soygun – talan ile yandaşı besleme ve Batı’nın rantını aktarma adına adına batağa sürüklenmiştir.
  • En az %50 devalüasyona mahkum kalan iktidar mutlaka gider; ama henüz Batı ile sözleşme bitmedi ise (örn. BOP Eşbaşkanlığı!) yepyeni ve post-modern bir senaryo yazmak ve halkı hipnotize etmek gerekir! Kitlesel hipnozda din – iman – Allah – mağduriyet..  sosları olacaktır bolca.. Sadık taban yutsun yeter.. Gerisi zaten oy vermiyor AKP’ye..
    ****

Anayasa madde 6 – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

ABD şirketine yukarıdaki yetkileri vermek Anayasa’nın 6. maddesini açıkça çiğnemektir.

Bu anlayış, yine yukarıda yazı içinde not düştüğümüz üzere Düyun-u Umumiye ruhudur. AKP cenahının neredeyse taptığı kızıl sultan 2. Abdülhamit, Osmanlı Devletinin uluslararası hukukta Moratoryum olarak bilinen  İFLASINI ilan etmiş, borçları ödeyemediğini kabul ve itiraf etmiş, İngiliz – Fransız – İtalyan komiserler İstanbul’a gelerek devletin tüm maliyesine – gelirlerine el koymuşlardır. Osmanlı bütçesi bu 3 Komiserin onayı ile yürürlük almaktadır. Osmanlı tam sömürge kılınır böylelikle. Örn. Fransız Reji idaresi Osmanlı topraklarında tütün tarımının tek yetkilisidir. Gelirler vahşice toplanır, Müslüman tebaa iyice yoksullaştırılır ve Osmanlı yaklaşık 40 yıl daha finansal yoğun bakımda tutularak nasıl bölüşüleceğine Sykes-Picot gizli anlaşması ile 1915’te karar verildikten sonra son dönemece girilir.. O Sevr‘dir 10 Ağustos 1920’de! 

Mustafa Kemal ve yurtsever Anadolu halkı, Osmanlı hanedanı İngiliz işbirlikçisi hain ve alçak – sefil Vahdettin ve şürekası ile de savaşarak Anadolu’yu ve Türk milletini kurtarır.. Birkaç milyon Türk de Balkanlar, Yunanistan’dan… anayurda göç ederek yok edilmekten kurtulur.. Sevr yırtılmış, onaylayan Osmanlı Saltanatı 1. Meclis tarafından HAİN ilan edilmiş ve yerine İstiklal Savaşı ürünü Lozan Anlaşması konmuştur. Ne yazık ki Osmanlı’nın uğursuz ve devasa borcunu bu masum ve yoksul halk taa 1954’e dek taksit taksit, burnundan gelerek , çeyrek yüzyıl boyunca ödemiştir..
*****

ABD şirketine verilen bu kabul edilemez yetki apaçık suçtur, Anayasayı çiğnemektir!

  • ABD şirketine verilen bu kabul edilemez yetki imtiyazdır, KAPİTÜLASYONDUR ve Lozan Andlaşmasına’da aykırıdır! McKinsey sözleşmesi derhal feshedilmelidir!

AKP’nin suç dosyası artık klasörlerden taşmaktadır..

İşte Türkiye’de dinci – kinci – saltanatçı sağ kadrolar böylesine ağır sabıkalıdır.
Kasım 2002 – Eylül 2018 arasında 16 yıldır kesintisiz olarak, adeta Saltanat yetkisiyle Türkiye’yi yöneten Abdülhamit – Vahdettin tapınıcısı nesiller ile gene benzer çıkmaza saplandık.

Yeni bir KURTULUŞ SAVAŞI kokuyor kapkara bulutların Anadolu topraklarına bıraktığı
hazin gözyaşlarından..

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI;
NE YAPMALI?


Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP = RTE uzun süre bu konuda top gezdirdi. Karnından konuştu.
Net ve kararlı bir tutum al(a)madı.. “Sonuçları ağır olur” gibisinden içeriği belirsiz sözler kullandı. Geldik bu günlere.. 6 gün kaldı 25 Eylül’e.. Ne hazindir ki; Irak Kürtleri İsrail bayrakları üzerinde secde ederek – eğilip öperek bir kampanya yürütüyor kendilerince..

Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri.. İnsanlık tarihinin en sefil asimilasyon kurbanları ya da ağır geldi ise örnekleri.. İnsanlar geçmiş bağlarına – tarihlerine bu denli mi yabancılaştırılabilir?!
Tek bir Kürdo-Judaik beyni yıkanmamış Irak Kürdü kalmamış mıdır Barzanistan diyarında??
Göreceğiz, eğer 3. kez ertelenmez ise Irak’ı bölecek, Türkiye’yi Sevr belasıyla yüz yüze getirecek bu oylama yapılabilir ve “evetler” çoğunluk çıkarsa..

Lozan görüşmelerinde Kapitülasyonlar ve Misak-ı Milli sınırları içinde Ermeni – Kürt yurdu kurdurmamak KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ idi. Bu yüzden görüşmeler 4 Şubat 1923’te kesilmiş ve 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan  Türkiye İktisat Kongresi kararlılığının ardından yeniden başlatılmış ve bu ödünler verilmemişti.

İsrail siyonizminin vahşi asimilasyonu
 ile başkalaştırılan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri,  Filistin’i ve 1967’den beri orada süregelen zulmü, işgali unutmuş görünüyorlar.
Bu sözde halkoylamasının BOP’un bir aşaması – parçası olduğunu hiç mi düşünemiyorlar??
Hele hele Fırat – Dicle’nin doğduğu yerlerden başlayıp Şattül Arap adıyla birleşerek Basra Körfezine erişene dek tüm yatağı ve havzası boyunca “Arz-ı mevud” sapık inancının – dayatmasının hatta sanrısının (hezeyanının) gereği olarak geleceğin Yahudi yurdu ilan edildiğini, doğrudan Tevrat’ın buna alet edildiğini bilen – okuyan – duyan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri yok mudur? Oğul Barzani nerelerde, ne karşılığı devşirilmiştir ve Ortadoğu’nun acılı tarih sahnesine sürülmektedir?

arzı mevud haritası ile ilgili görsel sonucu

Bir halkı özgürleştirme adına emperyalizmin bitip tükenmeyen kanlı oyunlarına alet etmek midir oğul Barzani’ye biçilen tarihsel misyon?

Çare; Irak federal devleti içinde 1. sınıf bir demokrasi kurmak ve tüm Irak yurttaşlarının eşitliği (eşit yurttaşlık değil!) temelinde bir uygar Cumhuriyet, Irak Ulus Devleti kurmaktır. Ancak böylelikle Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri de dahil, tüm Irak halkı bağımsız, onurlu bir devlet olabilir.. Etnik köken, ırk, soy, inanç… bakılmadan.. Irak vatandaşlığı temelinde.

Unutulmasın; sınırların değişmezliği, bir sine qua non (olmazsa olmaz) BM hukuku birincil ilkesidir. Önce halkoylaması ile özerklik, sonra da ayrılma planı kuranlara anımsatalım..
*****
Northern Iraq Kurdish area ile ilgili görsel sonucuTürkiye, net kararını ve tutumunu AKP = RTE‘nin ABD ziyareti sonrasında mı verebilecektir? Ne hazindir. Önce, belki de şu konjonktürde yapılmaması gereken ABD ziyareti, ardından ona ikincil MGK – Bakanlar Kurulu ve 25 Eylül’den 1-2 gün önce afralı – tafralı ama gerçekte içi kof ve de çok geç açıklamalar mı gelecek? TBMM neden tatilde?? Toplayıp güçlü bir çıkış yapsaydınız ya! Nerede milli irade? Türkiye bu hazin görünümü hiç ama hiç hak etmiyor. RTE tek adam ve sorumlu!

Eee, BOP eşbaşkanlığı böyle belalı bir şeydir işte.. Adamı kıvrandırır, tutsak alır, köleleştirir.. 30’u aşkın kez kameralar önünde ilan ve itiraf eder misiniz;

  • Biz BOP eşbaşkanlarından biriyiz ve bu görevi yapıyoruz..”

Ne var ki bedeli salt o kişi(ler) ödemez; asıl kurban bu gibilerin ülkeleri- halkı oluyor..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 19 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Şam olmadı verelim El-Bab

Şam olmadı verelim El-Bab

Portresi

Hüsnü MAHALLİ
YURT
, 21.9.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Halep üzerinden Şam’a 24 saatte varılacaktı.
Üç ay sonra Emevî Camisi’nde namaz kılınacaktı.
Şam’dan devam edip Kahire’ye gidilecekti.
Müslüman Kardeşler Mursi, Erdoğan’ı Yavuz Selim gibi Sultan ve Halife ilan edecekti. 29 Mayıs 2013’te 3. Boğaz Köprüsü’ne Yavuz Sultan Selim adı verildi.
Bir ay sonra Mursi devrilip proje çökünce AKP çok kızdı.
Suriye’de binlerce cami, kilise, kutsal türbe, mezar  ve dini mekân yakılıp yakıldı.
AKP’nin Sünni müttefikleri tarafından. Allah yolunda cihat için. Yine olmadı.
‘Bari Halep olsun’ dediler. Herkes bu şehre yüklendi. Hiçbir Alevi ve Şii’nin yaşamadığı Halep.
Yüzlerce ruh hastası terör örgütü Halep’i ele geçirmek için saldırıya geçti.
Halep ile Türkiye sınırı arasında tüm köy, kasaba ve şehirler bu örgütler tarafından işgal edildi.
IŞİD, NUSRA, ÖSO ve benzerleri…

  • On binlerce yabancı ruh hastası, manyak ve katil Türkiye’ye geldi ve buradan Suriye’ye girerek bu örgütlere katıldı.
  • On binlerce TIR durmadan onlara silah, askeri malzeme ve günlük ihtiyaçlarının tümünü taşıdı. Donları dâhil.
    ‘Sünni’ Halep düşmedi. 30 Eylül 2015’te Rus uçakları geldi denge bozuldu. Suriye ordusu birçok yeri teröristlerden geri aldı. 24 Kasım’da Rus uçağını düşüren Türkiye savaşın doğrudan tarafı oldu. Komşularla sıfır sorundan tümü düşman komşulara geçildi. İki de yeni komşumuz oldu.
    PYD ve IŞİD.
  • Her şey karıştı ama AKP ders almadı.

Suriye’nin yakılıp yıkılması için AKP’ye mezhepsel ve emperyal gaz verenler ortadan kayboldu.
Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Ürdün ve bildik Batılı ülkeler. AKP yine anlamadı.
Ya da anladı da anlamazlıktan geldi. Şimdi de ‘Şam ve Halep olmadı bari El-Bab olsun’ diyor.
Musul da bonusu olur. Bab, Halep’in 35 km kuzey doğusunda. Şimdi değil 50 yıl önce de
bu kasaba Suriye’nin en çağdışı bağnaz ve gerici kasabasıydı. Tam AKP’ye göre.
Hiçbir yerde siyah çarşaf yokken burada kadınlar çarşaf erkekler şalvar giyerdi.

AKP hiçbir şeyden ders almıyor ve almayacak.

24 Ağustos’ta TSK’yi ÖSO ve benzeri katil grupların emrine verdi.
Öz olarak hiçbirinin IŞİD ve NUSRA’dan farkı yok.
500 yıl önce 24 Ağustos’ta Selim, Mercidabık’tan Suriye’ye girmişti.
Mercidabık Cerablus ile El-Bab arasında bir yerde. Mercidabık IŞİD elektronik gazetesinin adı.
Peki diyelim ki Türk ordusu Cerablus’tan Azez’e  kadar olan sınır bölgesinden sonra  El-Bab’ı aldı. Bu da yetmedi PYD kontrolündeki Menbiç’i ele geçirdi. Ya sonrası?
Menbiç’ten sonra Türk ordusu Fırat’ın doğusuna geçmeli oradan Rakka’ya doğru yol almalı sonra da eski Osmanlı vilayeti Musul’a girmeli! Yavuz oraya gitmemişti ama olsun.
AKP yapar mı yapar. Türk generaller artık memur.
15 Temmuz’u atlatmış bir ordu El-Bab’ı 24 saat içinde halleder! Şam’ı hallettiği gibi!
El-Bab Arapçada kapı demek. ‘O kapıdan girildiği zaman tüm bölge bizim’.
Öyle düşünüyor AKP ve onun zavallı yandaşları.
5 yıllık kan susuzluklarını gideremedi. 5 yıllık kin, nefret ve gaddarlık yetmedi.
Girdik El-Bab’tan çıktık Musul’dan. Düşman dediğiniz de kim!
Suriye, Irak ve onlara destek veren İran, Rusya, Lübnan Hizbullah.
Artı PYD ve ona destek veren ABD ve Batılı müttefikler.
Artı ‘Musul bizimdir’ diyen müttefikimiz Barzani.
İki başkentini yani Rakka ve Musul’u elinden alacağımız IŞİD. Evelallah hepsini yeneriz.
Baktık yenemiyoruz döneriz özümüze.
IŞİD, NUSRA ve onlarca ‘hakiki Müslüman’ örgütü yeniden müttefik beller yedi hatta on yedi düvele karşı savaşırız. Haçlı kâfirler ve onların devamı Ermeni, Süryani ve bilumum yerli Hıristiyanlar, Komünist artıkları, Araplar, Persler, Kürtler, Şiiler, Aleviler ve daha kimler kimler.
İçtekilerini saymıyoruz. Tam AKP’ye göre bir söylem. Ver gazı şişir hamaseti.
Türk-Osmanlı-İslam sentezi. Yalandan kimin boynu kırılmış şimdiye kadar.
Salla palavrayı gitsin. Ya gitmezse?
Türkiye gider. 
Nasıl mı? El-Bab’tan. İki tarafı cehenneme açılan kapıdan. Oralarda Huriler de yok!
=====================================

Dostlar,

AKP’nin sorumsuz , öngörüsüz, ufuksuz, akıldışı Suriye politikası ülkemizi batağa sürükledi. İşte BOP Eşbaşkanlığı böyle bir şeydir.. Adama kendi ülkesini böldürürler!
TBMM derhal sürgündeki tatilini bitirmeli ve OHAL Kararnameleri dahil, temel yakıcı sorunlar ele alınmalıdır. Suriye politikası özel oturumlarda tartışılmalı, AKP politikaları değil, ulusal bir rota çizilmelidir.

Ne yazık ki günümüzde Özal’ı Irak serüveninden alıkoyan merhum Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay kıratında komutanlar da yok!

Sevgi ve saygı ile.
22 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“Ankara hızlı davranmazsa Türkiye darmadağın edilecek!”

“Ankara hızlı davranmazsa
Türkiye darmadağın edilecek!”

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Portresi

Gazeteci Hüsnü Mahalli, Suriye’deki gelişmeleri Ceyda Karan’a değerlendirdi. İşte o haber:

http://www.vaziyet.com.tr/siyaset/husnu-mahalli-ankara-hizli-davranmazsa-turkiye-darmadagin-edilecek-h5845.html, 23.8.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Haseke’de yaşanan çatışmaları ‘beklenmeyen bir gelişme’ olarak yorumlayan Mahalli, bölgenin hem IŞİD’in kalesi Rakka’nın hemen üstünde olması hem de Kürtlerin başkent ilan etmek istemesinden ötürü önemli olduğunu söyledi.

Mahalli’ye göre, ABD, Türkiye’nin İran ve Rusya ile olası yakınlaşmasına bir tepki olarak müttefiki olan Kürtlerin belirleyiciliğindeki YPG’yi harekete geçirdi. Mahalli, Suriye bağlamında bir Ankara-Tahran-Moskova ittifakı olup olmadığının yanıtını görebilmek için ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ankara ziyareti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beklenen Tahran ziyaretini beklemek gerektiğinin altını çizerek şu yorumu yaptı:

Türkiye samimiyse İran ziyareti sonrası bu çok net gözükecek. O zaman ABD’liler bölgede çuvallamış olacak. ABD bu çuvallamanın öncesinde Kürtleri harekete geçirerek bir ön adım atmış oluyor.” yorumunu yaptı.

‘SURİYE’YE BAKARKEN IRAK’I GÖZARDI EDEMEYİZ’

Suriye’de yaşanan gelişmeleri Irak’tan bağımsız okumanın doğru olmayacağını belirten Mahalli, geçen hafta Peşmerge’nin Irak ordusuna rağmen Musul’da bağımsız giriştiği operasyonlara dikkat çekti:

“Suriye’yi konuşurken bir noktayı hep gözardı ediyoruz. O nokta Irak. Geçen hafta Barzani’ye bağlı Peşmerge güçleri Musul’un doğusunda hareketi geçti ve küçük köyleri IŞİD’den aldı. Üstelik bunu Irak ordusunun uyarılarına rağmen yaptı. Zira ordu Musul’a yönelik bir operasyon hazırlığı içinde. Fakat Peşmerge, Irak ordusu ile hareket etmeden, fırsat bu fırsat, o köylerde de Kürtler yaşıyor diyerek birkaç köyü işgal edip Kürdistan’a bağlama hevesindeydi. Onların Fransız ve ABD’li danışmaları olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem ABD’lilerin varlığı, hem İran’ın oradaki etkinliği, hem de Irak’ın Suriye’nin komşusu olması ve İran’ın malzeme uçaklarının Irak’tan kalkması itibarıyla Irak faktörü çok önemli.”

‘PYD VE YPG İÇİN TARİHSEL BİR BİR HATA OLUR’

Rusya ve İran’ın PYD’nin şimdiye dek Şam ile olan dostluğunun garantörü olduğunu söyleyen Mahalli, “PYD’lilerin ABD’yi tercih etmesi tarihsel bir talihsizlik. Bugün Salih Müslim’in bazı açıklamalarını gördüm ve açıkçası hiç sempatik değildi. PYD ve YPG eğer koşullardan yararlanarak Suriye’de bir şeyler yapalım düşüncesindeyse her şeyi, büyük bir kırımı göze almış demektir. Bunu hem Türkiye, hem Suriye, hem de Irak açısından söylüyorum. Bu tarihsel bir yanlışlık olup bunun telafisi mümkün değildir. Tarihte de bunun örnekleri görülmüştür. ABD’liler bölgede hep kazık atmışlardır. Destek alırsın, konuşursun, silah alırsın, bunlar başka şeyler. Ancak ABD’liler hep söyler ya ‘Suriye’de bir B planımız var’ diye. Belki de B planları bu. Ama bu blöf olsun, gerçek olsun Kürtleri kırıma sürmek istiyorsa o başka bir şey. Bu endişeyi de taşıyorum.” tespitinde bulundu.

‘HEDEF BAŞINDAN BERİ TÜRKİYE’

Tahran-Moskova ile anlaşmanın Ankara için ‘okları üzerine çekmek’ anlamına gelip gelmeyeceğini sorusuna “Hedef zaten Türkiye” yanıtını veren Mahalli, “Suriye, Irak bunlar dandik ülkeler. Batı’nın esas büyük oyunları bağlamında da Kürtler bağlamında da hedef Türkiye” dedi ve şu tespiti yaptı:

“Suriye’de 3, Irak’ta 8 milyon Kürt varsa bu Türkiye’de 15-20 milyon. IŞİD konusunda da İslamcıların hedefinde Türkiye var. Beş yıldır Arap Baharı vesilesiyle her türlü islamcı grupla iç içe girmiş İslamcı söylemleri olan bir parti. Suudiler zaten nefret eder AKP’den. Bu tarihsel bir meseledir. Hele hele bu işi anlamazsanız, danışmanlarınızda iş yoksa, size yol gösterecek kimseniz yoksa, öngörüleriniz doğru çıkmazsa oturup ‘Yeter, bu kadar yanlış yaptık. Artık hızlı davranmamız gerekir’ demeniz gerekir.”

‘ENDİŞEM TÜRKİYE’NİN DARMADAĞIN EDİLMESİ’

AKP iktidarının çözümü hızlı davranmakta araması gerektiğinin altını çizen Mahalli,

“Eğer ABD seçimlerini bekleyeceklerse Türkiye’nin ne hale geleceğini herkes görecek. Öyle bir endişe taşıyorum ki, Türkiye darmadağın edilecek. Dört ay bekleyeceklerse eğer neler yaşanacak bu coğrafyada görecekler. Eğer Batı kafasına koymuşsa ve bu oyun böyle oynanıyorsa -ki bunu Haseke’ye bakarak söylüyorum- herkes görecek ne olacağını. Bu coğrafya böyle bir coğrafyadır. Her şey bir günde tepetaklak olur. Yarın öbür gün Haseke’den çok büyük bir kalkışma olursa ya da Suriye uçakları orada beş bin insanı öldürürse bunun kontrolünü kim sağlayacak? PKK ayaklanıp, halk ayaklanması çağrısı yaparsa bunu kim durduracak? Irak ne olacak? Yani karşı taraf kafasına koymuşsa bunu yapar. Biz bu coğrafyada bunları gördük. Irak’ta ABD işgalinden bu yana neler yaşandı. Ama kim hatırlıyor? Suriye de böyle olsun. Türkiye de.. Kimin umurunda ki? Batı’nın böyle bir hesabı yok..” uyarısı yaptı.

==================================

Dostlar,

Sayın Hüsnü Mahalli‘nin Ortadoğu’un politik sorunları hakkında uzmanlığı tartışma dışıdır. Yazdıkları hep isabetli öngörüler olmakta. Bu bakımdan, Dışişleri çevrelerince ve AKP – RTE tarafından özenle izlenmesi, danışılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

Ortadoğu belalı bir coğrafyadır..
Kan ve entrika deryasıdır..
Türkiye’nin bu gayya kuyusundan korunmasının temel aracı, Büyük ATATÜRK‘ün koyduğu altın dış ve iç politika ilkesidir :

  • YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!

Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 2005 yılnda yaşamının en büyük hatasını yapmış ve Türkiye için müthiş bir kumar oynamıştır : BOP EŞBAŞKANLIĞI!

BOP_haritasi

Başımıza gelen bunca badire, ABD – AB’nin emperyalist maşası olan onur kırıcı hatta sefil bir dış politika izlememizdendir. Türkiye, hiçbir ülkenin içişlerine asla karışmamalıdır. Hele hele kadim komşularımız Iak ve Suriye üzerinde bölücü, kanlı emperyal planlara geniş kapsamlı araç olmak çok vahim bir hatadır. 2011 ilkbaharından beri, 5+ yıldır Türkiye, Suriye’de iç savaş ve parçalanmanın ne yazık ki en aktif taraflarındandır. Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmak üzere şikayet edilmiştir! Gelinen yer ülkemizin kan – revan içinde perişanlığıdır.

Hala Suriye konusunda ikircikli ve yarım ağız konuşuyor AKP – RTE.. Hala “Esed” diyerek dünkü aile dostu – birader Esat, Amerikan ağzıyla telaffuz ediliyor. Hala “geçiş dönemi Esed ile olabilr ama sonra hayır..” denebiliyor!?.. Adama sorarlar, siz kim oluyorsunuz da Suriye’ye devlet başkanı belirlemeye kalkıyorsunuz?! Yetki ve egemenlik hakkı Suriye halkınındır. Türkiye’nin bu tutumu uluslararası hukuk ve BM Anlaşmaları bağlamında suçtur. Yarın Batılılar sütten çıkmış ak kaşık gibi sıyrılır ve Türkiye’yi “haydut devlet” bile ilan edebilirler!

Bir an önce Atatürk’ün dış politikasına dönünüz.. Koskoca bir ülkenin kişilikli – namuslu – erdemli, ilkeli, karşılıklı çıkarlara saygılı ve içişlerine karışmayan, barışçıl bir dış politikası olsun; maşa – piyon – taşeron vb. utandırıcı işlevlere asla soyunmasın!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com