ALLAH SİZİ KAHRETSİN

ALLAH SİZİ KAHRETSİN

Rifat Serdaroglu

Badem, Bakan olmuş. İlk dış seyahatini de İsviçre’ye yapmış.
Büyükelçilikte verilen resepsiyonda, İsviçre Denizcilik Bakanını, bizim Badem Bakanla tanıştırmışlar!
Badem Bakan gülerek, “Çok komik milletsiniz yahu! Deniziniz yok ama, Denizcilik Bakanınız var”

İsviçreli Bakan hiç istifini bozmadan taşı gediğine oturtmuş;
“Tamam da, sizde de Adalet Bakanı var!”

Gerçekten AKP’li öyle Adalet Bakanları gördük ki, keşke hiç olmasaydılar.
“Sadullah Ergin-Bekir Bozdağ-Kenan İpek-Ahmet Karahan” gibi bakanlar, Türk Yüksek Yargısını FETÖ’ye teslim ettiler, hukuk devletini çökerttiler, şimdi de utanmadan-sıkılmadan yeniden siyasette yer almaya çalışıyorlar!

Şimdiki Adalet Bakanımız Abdülhamit Gül;
(Hamdolunmuş, övülmüş, tüm varlığın diliyle övülmüş, Allah’ın kulu)
Eşi; İlknur Gül, Şeref Malkoç’un kızı!
Şeref Malkoç, eski RP ve Saadet Partisinde milletvekilliği yaptı. Has Partiden patronu Numan Kurtulmuş ile AKP’ye yatay geçiş yapıp “Karun” olmaya karar verdi.
Şu an için “Kamu Başdenetçisi” olarak görev yapıyor! Yani Kamuda, herhangi bir yolsuzluk veya ihmal varsa kamu adına, Adalet Bakanının kayınpederi Şeref Malkoç denetleyecek…

Şimdi anlatacağım olay,

-tezgahlarında Müslümanlığı pazarlayıp,
– insanlarımızı din ile kandırmaya çalışan

Bademlerin rezilliğin-ahlaksızlığın dibine ulaştıklarının kanıtıdır.

Yazının bundan sonrasını, kendinizi parasızlıktan-işsizlikten evinin gıda ihtiyacı için pazara gidemeyip, intihar eden vatandaşlarımızın yerine koyarak okuyun…

İlknur Gül;
5 yıl Ankara Büyükşehir Belediyesinde çalıştı fakat bu sürenin 4 yıl 10 ayı izinli olarak geçti.
15 Aralık’ta Saray’a danışman olarak atandı.
Bu ailenin eline her ay yaklaşık 50-60 bin TL geçer.
Bir tarafta, devletten maaş alıp hiç çalışmayan, lojmanda bedavaya oturan, devletin aracını kullanan, elektrik-doğal gaz-su gibi harcamalarını devlete yükleyen bir aile!
Bir tarafta ise toplumun %60’ının yoksulluk sınırı altında hayata tutunmaya çalıştığı bir ülke!

Üstelik bu ailenin kayınpederi Türk Milleti adına “Kamu Başdenetçisidir.”
Damat ise, T.C. Devletinin Adalet Bakanıdır…

Biri, Kamuda bir adaletsizlik varsa bulup çıkaracak, diğeri ise adaleti sağlayacak!
İyi de bunlar tüm siyasi güçlerini kendi yakınları için kullanırlarsa, bu ülkede sosyal barışı, demokrasiyi nasıl koruyacağız?

Bir diğer örnek;
Refah Partisi eski Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve dünürü DYP İzmir eski Milletvekili Erkut Şenbaş!
İ. Melih Gökçek zamanında yüzlerce ihaleyi, belediye işletmesini, otoparkları ucuza kapatmışlar. Örnek vermek gerekirse, bir büfeyi belediyeden bin TL’ye kiralamışlar, aylık
30 bin TL’ye birine devretmişler! Her ay bir büfeden 29 bin TL avanta!

Üstelik bu ikili zaten zengin kişilerdir. Demek ki gözleri doymamış!

  • Dünya bu adaletsizliği, haksızlığı, yüzsüzlüğü daha fazla taşıyamaz!

Çoban Ateşi Hareketi bu kişilerden yargı önünde mutlaka hesap soracaktır.
Sormazsak, sizler bizden hesap sorun…
Şimdilik, belge-bilgi-sesli ifadeleri toplamaya devam edeceğiz.
Her şey Türk Milletinin gözü önünde olacak. O zamana kadar, bunlara karşı beddualarımızı yüksek sesle tekrarlayacağız!

Allah sizleri kahretsin…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 27 Kasım 2019

NASIL GÜVENİRİZ Kİ!?

NASIL GÜVENİRİZ Kİ!?

Rifat Serdaroğlu

Barış Pınarı Harekatını başlatan AKP önderliği, harekatın arkasındaki gerçeklerin Türk Milleti tarafından anlaşılmaması için sürekli olarak şunu pompalıyor :

“Susun, konuşmayın, eleştirmeyin askerimiz orada mücadele ediyor, yoksa sizi vatan haini sayarız!”

Bu düşünceyi şiddetle reddediyorum.
Çünkü, ordumuz sadece Türk Milletinin Ordusudur, AKP’nin değil.
Bizler askerlerimizi gözümüzden sakınırız. Onların yaptığı vatan görevini zamanında bizler de yaptık, gerekirse gelecek kuşaklar da yapacak.
Fakat sonu, çocuklarımızın canlarına mal olacak, milletimizin tümünü üzecek felaketleri ön göremeyecek kapasitedeki, geçmişleri hatalarla dolu yöneticileri uyarmak bir vatan görevidir…

Şunları lütfen bir daha, sakince düşünelim mi?
Türk Ordusunun komuta heyetini FETÖ-CIA’nın planlamasıyla çökerten, TSK’nin Genelkurmay Başkanını “Terör Örgütü Başı” diyerek zindana atan, aradan yıllar geçince, “Yanılmışız, kumpasmış” diyen siyasetçilerin yöneteceği, sınır dışı büyük bir harekata güvenebilir miyiz?

-“Mavi Vatan” dediğimiz Kıbrıs ve Akdeniz’deki haklarımızı engellemek, hareket yeteneğimizi yok etmek için yapılan CIA planına geçit veren ve Türk Deniz Kuvvetlerinin uzman Generallerini tasfiye eden bir eski askerin yöneteceği operasyona güvenebilir misiniz?

-Yaşar Güler Türk Ordusunun 30’uncu Genelkurmay Başkanıdır. 30 Başkandan ikisi Askeri Lise mezunu değildir. Necdet Özel ve Hulusu Akar! İkisi de AKP’lidir.

  • Atatürk’e hakaret eden yobazları evinde ziyaret eden,
  • üstündeki üniformanın değerini bilmeyen,
  • Askeri Liseleri, Harp Okullarını kapatan yani Türk Ordusunun kaynağını kurutan,
  • Askeri Hastaneleri kapatan
  • “Atatürk’ün Ordusuna” layık olmayan birinin yöneteceği operasyona güvenebilir misiniz?

-Tüm bunlar, Atatürk’ün Askeri olan Işık Koşaner Paşa ve silah arkadaşları görevde iken yapılabilir miydi?

-Döneminde;

  • Barzani’ye Kürt Devletinin ilk parçasını kurduran,
  • onunla sazlı-sözlü eğlence düzenleyen,
  • Kürdistan Bayrağını Ankara’da dalgalandıran,
  • PYD’li militanları ülkemizden ağır silahlarıyla geçiren,
  • PYD liderini devlet başkanı imiş gibi kırmızı halılarda karşılayan

    bir siyasi iradeye sizler güvenebilir misiniz?

-Bizim için esas olan “Suriye’nin toprak bütünlüğüdür” deyip, Suriye’de 3 fakülte açan bir siyasi iradenin iyi niyetine güvenebilir misiniz?

Eyy Türk Milleti;
Bir yandan “Bu günler birlik beraberlik içinde olmamız gereken günlerdir” deyip, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanını “Önüne kemik atılacak varlık” olarak gören, Türk Askeri yani çocuklarımız can pazarında savaşırken, Türk Milletini AKP’ye üye olmaya çağıran , eleştirinin hiçbir biçimine tahammül edemeyen “kindar ve dindar” nesil isteyen bir kafaya nasıl ve niçin güvenelim ki?

Ben, 45 yıllık siyasal yaşamımdan ve devlet deneyiminden edindiğim bilgilere dayanarak, barış zamanı güvenmediğim, oy vermediğim bir yönetime, savaş zamanı nasıl güveneyim ki?

FETÖ olayında, AKP’yi uyardım. Bu konuda iki kitap yazdım. Dinlemediler!
Ergenekon Kumpaslarının uygulandığı ilk günden yapılanın yanlış olduğunu söyledim, yüzlerce yazı yazdım. Dinlemediler. Dinlemedikleri gibi “Biz bu davanın Savcısıyız” dediler.
Referandum ile Yüksek Yargıyı FETÖ’ye teslim ediyorsunuz, dedik. Dinlemediler. Sonra bir gecede 5 bine yakın Savcı ve Yargıcı ihraç ettiler.
Maalesef bunların tümünde biz haklı çıktık. Keşke yanılan biz olsaydık!

Bunlar 18 yıldır iktidardalar. Bu süre 4 Fakülte ve 1 Meslek Yüksek Okulu bitirme süresidir. İnsan her gün bir cümle öğrense şimdiye dek on kez “Devlet Adamı” olurdu!
Akılla ilgili bir sorunları olmadığı, aniden çok ama çok zengin olmalarından ve yol bulmakta çok usta olduklarından belli değil mi? O zaman geriye tek doğru kalıyor;
Bunların niyeti ve hedefi Türk Devleti ve Türk Milletininkiyle ters!

Benim, devletim ve milletimle ters olanları şimdilik yalnızca eleştiriyorum. Eleştirmeyi sürdüreceğim, Hem de artan dozda!
Çoban Ateşi Hareketi partileşince, Türk Milleti, Cumhuriyet tarihinin en güçlü muhalefet hareketi nasıl olurmuş görecek ve bu partiyi iktidara taşıyacak…

  • Ne Mutlu Türküm Diyene ve Sözünden Dönmeyene…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 12 Ekim 2019

LİDERLER VE EŞLERİ

LİDERLER VE EŞLERİ

Rifat Serdaroğlu

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde liderler kadar, eşleri de dikkatle izlenir. Gerek liderin gerekse eşinin toplum önündeki davranışları “Özel Yaşam” olarak kabul edilmez. İzlenirler, incelenirler, değerlendirilirler ve toplum tarafından layık oldukları yere konumlandırırlar.

Liderlerin ve eşlerinin toplum önündeki davranışları, görmesini bilene çok şeyler anlatır.
Bu davranışlar hem ailenin sosyal-kültürel-görgü yapısını hem insan ilişkilerini hem yönetim tarzlarını hem ahlaki değerlerini ve görev anlayışlarını bizlere doğru olarak yansıtır!

Örneğin, Mevhibe İnönü-Berin Menderes-Nazmiye Demirel-Emel Korutürk- Semra Sezer-Berna Yılmaz için Türk Milletinin ortak kanısı; Bu lider eşlerinin kelimenin tam anlamıyla “Hanımefendi” olduklarıdır. Türk Milletinin kendilerine verdiği “Temsil Görevini” mükemmel olarak yerine getirmişler ve tarihteki mümtaz yerlerini almışlardır.

Sayın Rahşan Ecevit de değerli bir Hanımefendidir. Aktif siyasete atılması, Genel Başkanlık yapması kendisini zorunlu olarak önceki gruptan ayırmıştır.

Semra Özal’ın ve Özer Uçuran Çiller’in ise, lider eşleri olarak farklı konumları vardır.
Hal ve hareketleri, çocukları ile ilgilenme dereceleri, lider olan eşlerinin görev sahalarına yani devlet işlerine yetkisiz olarak müdahale etmeleri, akçeli konulardaki davranışları, bu ikiliyi hep kuşku ile bakılan kişiler sınıfına sokmuştur.

Yukarıda adı geçenlerden vefat edenleri rahmet ve saygı ile anıyorum.
Yaşamakta olanlara da sağlıklar diliyorum…

Değerli Okurlar;
Türk Devlet yapısında, lider eşi veya lider çocuğu diye bir kadro veya tanım yoktur!
Onlara, Türk Milletinin eşlerine veya babalarına verdiği emanet makamdan dolayı ancak saygı duyulabilir. Bu kadar. Bundan bir adım ötesi “yetki tecavüzü ve nüfuz suiistimalidir.”
Hiçbir lider eşi, lider çocuğu, bakan eşi, bürokrat eşi, Paşa eşi devlet yetkililerine emir veremez. Vermeye kalkmaları onların terbiyesizliğini, hadsizliğini o yetkisiz emre uyan devlet görevlisinin ise yalakalığını gösterir.

Geçen hafta iki olay yaşadık :
Biri, adı FETÖ’culukla anılan Turizm Bakanının eşinin, diğeri THY Yönetim Kurulu Başkanının eşinin toplumda nefret uyandıran davranışları!

Bakan eşi Pervin Ersoy, bir görüntüde beş yıldızlı bir otelde kendisine masaj yapan bir çalışana 100 avro bahşiş verirken, fotoğraf çektirip bunu sosyal medyada dağıttı!
THY Başkanının eşi Tuğçe Aycı ise, kendisini kırmızı halıda ve THY çalışanlarını sıraya dizerek karşılattı ve seyahatlerde THY parasından ultra lüks harcamalar yaptı.
Bu iki kadında “görgü eksikliği” olabilir ama ikisinin de Türk Milletini aşağılamaya hakları yoktur. Hadlerini bilmek zorundadırlar.

Özellikle AKP döneminde, rezillik derecesine varan terbiyesizlikleri çokça görür olduk. Akraba kayırmaları, ortaokul terk birinin ilmi konuda yabancılara ders vermeye kalkıp alay konusu olması, devlet kadrolarının okul arkadaşlarına peş keş çekilmesi artık günlük olaylar oldu.

Bilal Erdoğan bir İl’e gidiyor, haydiii Valisi, Garnizon Komutanı, Emniyet Müdürü, Daire Müdürleri üstelik eşleriyle karşılama heyetindeler!
Kim bu çocuk? Cumhurbaşkanının oğlu! Resmi bir sıfatı var mı? Yok.
Niye ve niçin karşılıyorsunuz a benim güzel devletimin, şapşik adamları!
Karşılayacaksanız kendi arabanızla karşılayın. Yedirecekseniz, cebinizden harcayın.
Siz nasıl devlet memurlarısınız ki, milletin parasını utanmadan harcıyorsunuz?
Sizde hiç ahlak, devlet ciddiyeti kalmadı mı?
Bunların hesabının tek-tek sorulacağını bilmiyor musunuz?
Türk Milletinden hiç mi utanmıyorsunuz?

Not;
Çoban Ateşi Harekatı programında, yetkisiz eş-çocuk davranışları, devlet memurlarının usulsüz harcamaları, vakıflara devredilen Türk Milletinin malları araştırılacak, sorumluları yargıya verilecek ve beleş dağıtılan her mal hazineye devredilecektir. Abartılı karşılamalar ise tümüyle yasaklanacaktır…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 06 Haziran 2019

ACINACAK İNSANLAR

ACINACAK İNSANLAR

Rifat Serdaroğlu

Türk toplumu, çok farklı sosyokültürel düzeyde insanlardan oluşur ve bizler bu vatanda birlikte yaşarız.
Zengini-fakiri, işçisi-köylüsü, okumuşu-okumaması, akıllısı-delisi!
Bunlar Türk Milletinin, birbirine hem çok benzeyen hem de birbirinden çok farklı doğruları, farklı inanışları, farklı dünya görüşleri, farklı alışkanlıkları olan insanlarıdır.

Tabii ki hoşgörü, farklı fikirlere saygı duymak demokrasinin ve birlikte yaşamanın ilk koşuludur.
Fakat, kimi insanları anlamakta gerçekten çok zorlanıyorum.
Eminim ki bu tiplerin kişilikleri, sevgisiz- ilgisiz- dayak yemek-aşağılanmak ile geçen çocukluk yıllarının eseridir.

Düşünebiliyor musunuz?
Bir çocuk babasından çok korkuyor ve babası eve geldiğinde korkudan ayakkabısını öperek karşılıyorsa, ufak bir yaramazlık ettiğinde babası onu evin damında asmaya kalkıyorsa, o çocuk ileride elbette ki toplumla uyum sağlayamayan, saldırgan biri olur çıkar.
Dünya tarihini incelediğinizde, diktatörlerin tamamının çocukluklarının acı ve eziyet içinde geçtiğini görürsünüz. Bunlar ellerine güç geçirdiklerinde, insanlık tarihinin en büyük işkencecileri olurlar…

T.C. Devletinin bir Diyanet İşleri Başkanı var.
Bu kişi, bizlerin vergileriyle oluşan bütçeden maaş alan, 7-8 Bakanlık bütçesi kadar bütçeyi kullanan ve Anayasamızın emirlerine göre hareket etmesi gereken biridir.
Anayasamızın emirlerine yalnızca kendisinin uyması yetmez!
Üstlendiği görev gereği, emrindeki kadroların da şartsız-şurtsuz Anayasa emirlerine uymaları gerekir.
Bir kurumdaki “Anayasa İhlallerinden” başta o kurumun yetkilisi sorumludur.

Hatırlarsanız, Fesli Deli Kadir diye biri vardı;
“Ne kendi etti rahat ne millete verdi huzur, defolup gitti cihandan dayansın ehli kubur” deyişine tam uyan bir zavallı idi. Öldü, gitti. Akıllardan hiç çıkmayacak sözü; Kurtuluş Savaşını keşke Yunan kazansaydı sözüdür.
Kezlerce de Büyük Atatürk’e hakaret etmiş idi.
Diyanet İşler Başkanı denen kişi, bu meczubu evinde ziyaret etti!
En son Gaziantep-Şahinbey İlçesi İyinacar Camisi İmamı da Fesli Deli Kadir gibi konuştu!

“Keşke Kurtuluş Savaşını Yunan kazansaydı, o zaman hilafet geri gelirdi” diyerek sap yedi, saman çıkardı!
T.C. Devletinden maaş alan bir memuru Bayram namazı vaazında, ülkemizin Kurtuluş Savaşına, Cumhuriyetimizin kurucularına, uymak zorunda olduğumuz Anayasamıza binlerce insanın gözü önünde hakaret ediyor ve o toplumdan tek ses çıkmıyor!

Bir kişi bile “Ey Hoca, O kadar meraklıysan işte Yunanistan, oraya git. Hilafete meraklıysan aha Suudi Arabistan git orada yaşa. Burası Atatürk Türkiye’si, burada böyle konuşamazsın” diyemedi!

Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Şahinbey’in adını alan ilçenin çocukları bu kadar mı duyarsız oldular? O Şahinbey ki, 8 bin kişilik toplu-ağır makineli sahibi Fransız ordusuna 25 kadar yiğitle çarpışıp şehit olan kahraman!

Değerli Okurlar;
İşte toplumlar böyle böyle bozulur, çöker gider!
İnandığı fikri söylemekten ve savunmaktan korkan zavallılar kadar tehlikelisi yoktur.
Doğrusu şu değil midir?
Madem ki, Kurtuluş Savaşını Yunan kazansaydı diyen adamla aynı düşünüyorsunuz, çıkın Türk Milletine bunu söyleyin. Hem Yunan’ı, Türk’e tercih eden adamı yücelteceksiniz hem de sıkışınca Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurucumuzdur diyeceksiniz ve huzurunda sap gibi duracaksınız!
Yazık, çok yazık!

Sayın İstanbullular;

  • 23 Haziran’daki seçim, Atatürk düşmanı acınacak insanlarla, Türkiye’yi ortak vatan kabul eden ve herkesi kucaklamaya hazır olan vatanseverlerin arasındaki seçimdir.
  • Herkes sandığa gidecek, oyunu kullanacak ve gidemeyenleri sandığa götürecek…

Benim her yazımı satır satır inceleyen Sayın Cumhuriyet Savcıları;
Bu açık beyanlar sonucu oluşan Anayasayı İhlal suçunu görebiliyor musunuz?
Yoksa bir gözünüz Anayasa’da diğeri Saray da mı? Tahmin etmiştim…

Not;
Çoban Ateşi Hareketi programında, “Diyanet İşleri ve TRT Kuruluşları” Anayasal Kurum” olmaktan çıkarılacaktır. Böylelikle bu kurumlar anayasal zırhtan arındırılacak ve Türk Milletinin kurumları haline getirileceklerdir…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 05 Haziran 2019

HAZİNE GARANTİLİ ÖLÜM TUZAĞI

HAZİNE GARANTİLİ ÖLÜM TUZAĞI

Rifat Serdaroğlu

Önümüzdeki dönemin en kabarık dosyalarından biri şüphesiz ki İstanbul’un Yeni Havalimanı dosyası olacak. İhaleden yapımına kadar yapılan yolsuzlukların, yanlışların insan ölümlerine sebep olacağı, çevre ve hayvan katliamına yol açacağını başta TMMOB’un kamuoyuna açıkladığı rapor olmak üzere tüm teknik raporları okuyup, arşivime kaldırdım.

Geçen gün çok ilginç bir olay aktardılar!
Bir emekli Korgeneral dostum İzmir’den İstanbul’a gitmek üzere uçağa biner. Yanındaki koltukta, resmi kıyafetiyle bir pilot oturmakta ve elindeki telefondan bir film seyretmektedir.
Yol boyunca hiç konuşmamışlar.
Dostum, uçak inişe geçtiğinde, pilotta bir tedirginlik sezer. Uçak oldukça fazla sallanarak iniş yapar!

Dostum sorar; Bana bu yeni havaalanı hakkında gerçekleri anlatır mısınız?
Pilot; Efendim, ben anlatamam. Anlatırsam yorumum siyasi olarak yorumlanır!
Dostum kimliğini gösterip ısrar edince pilot konuşmaya başlar;
Pilot; Dünyanın neredeyse tüm havalimanlarına uçtum. Böyle bir havalimanı görmedim. Tüm havaalanlarındaki pistler düzdür. Buradaki pistlerde iniş ve çıkışlar var. Şu an uçağı kullanan meslektaşım frenle gidiyor.
Sıcak havalarda bu pistte frenle gidersek, tekerlekler ısınır ve pist başında en az yarım saat beklemek zorunda kalırız. Yoksa kalkamayız.
Pistin çıkış kısımlarında ise fazla benzin kullanmak zorundayız.
Problem çok ama size ikisini anlatayım;
-Uçaklar park ettiğinde kanatlar neredeyse birbirine değecek kadar yakın.
Bu felakete sebep olur. İki uçak arasındaki mesafenin bu kadar dar tutulduğu bir havalimanı dünyada yok.
-Uçağın sağlıklı olarak park etmesi için elektronik bir alet vardır. O çalışmıyor. Çünkü bu aleti yapma işini, ilk defa imal eden yandaş birine vermişler.
Şimdi göreceğiniz gibi hala elde çubuklar olan yer görevlileri uçakları yanaştırmaya çalışıyorlar. Bu durum kazaya neden olabilir, kanatlar birbirine veya bir yere çarpabilir.
****
Değerli Okurlar;
Adamın dostuma dedikleri bir-bir çıkmaya başladı. Önce en ufak bir fırtınada uçaklar Çorlu havaalanına yönlendirildi.
Sonra da bir uçağın kanadı çarptı, şans eseri bir patlama olmadı.
Önümüzde, sert fırtınalı karlı kış günleri, sıcak yaz günleri var.
THY ve DHMİ Genel Müdürlerine vatandaş olarak hiç güvenim yok!
Bu sebepten, bir daha İstanbul Yeni Havalimanından uçmamaya karar verdim.
İstanbul’da işim olduğunda Sabiha Gökçen Havalimanını kullanıyorum…
***
Güzel ülkemiz ne hale geldi?
Cumhurbaşkanı, aynı zamanda AKP Genel Başkanı. Tarafsız değil.
Bakanlar yalnızca birer sekreter. Hiçbir yaptırım güçleri yok.

  • TSK Komuta Heyeti, yaklaşan tehlikenin farkında değil.

Polis, olabildiğince politize edilmiş.
Basının %95’i satılmış.
Üniversiteler, Sendikalar ve STK’lar dilsiz olmuşlar.

En garantili yolculuk olan havayolu ile seyahatin bu durumda sağlıklı işlemesi nasıl mümkün olabilir ki?

Not; Bugün Uşak-Kütahya-Eskişehir-Ankara seyahatine çıkıyorum.
Yazılarda aksama olursa şimdiden özür dilerim…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 23 Mayıs 2019