LİDERLER VE EŞLERİ

LİDERLER VE EŞLERİ

Rifat Serdaroğlu

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde liderler kadar, eşleri de dikkatle izlenir. Gerek liderin gerekse eşinin toplum önündeki davranışları “Özel Yaşam” olarak kabul edilmez. İzlenirler, incelenirler, değerlendirilirler ve toplum tarafından layık oldukları yere konumlandırırlar.

Liderlerin ve eşlerinin toplum önündeki davranışları, görmesini bilene çok şeyler anlatır.
Bu davranışlar hem ailenin sosyal-kültürel-görgü yapısını hem insan ilişkilerini hem yönetim tarzlarını hem ahlaki değerlerini ve görev anlayışlarını bizlere doğru olarak yansıtır!

Örneğin, Mevhibe İnönü-Berin Menderes-Nazmiye Demirel-Emel Korutürk- Semra Sezer-Berna Yılmaz için Türk Milletinin ortak kanısı; Bu lider eşlerinin kelimenin tam anlamıyla “Hanımefendi” olduklarıdır. Türk Milletinin kendilerine verdiği “Temsil Görevini” mükemmel olarak yerine getirmişler ve tarihteki mümtaz yerlerini almışlardır.

Sayın Rahşan Ecevit de değerli bir Hanımefendidir. Aktif siyasete atılması, Genel Başkanlık yapması kendisini zorunlu olarak önceki gruptan ayırmıştır.

Semra Özal’ın ve Özer Uçuran Çiller’in ise, lider eşleri olarak farklı konumları vardır.
Hal ve hareketleri, çocukları ile ilgilenme dereceleri, lider olan eşlerinin görev sahalarına yani devlet işlerine yetkisiz olarak müdahale etmeleri, akçeli konulardaki davranışları, bu ikiliyi hep kuşku ile bakılan kişiler sınıfına sokmuştur.

Yukarıda adı geçenlerden vefat edenleri rahmet ve saygı ile anıyorum.
Yaşamakta olanlara da sağlıklar diliyorum…

Değerli Okurlar;
Türk Devlet yapısında, lider eşi veya lider çocuğu diye bir kadro veya tanım yoktur!
Onlara, Türk Milletinin eşlerine veya babalarına verdiği emanet makamdan dolayı ancak saygı duyulabilir. Bu kadar. Bundan bir adım ötesi “yetki tecavüzü ve nüfuz suiistimalidir.”
Hiçbir lider eşi, lider çocuğu, bakan eşi, bürokrat eşi, Paşa eşi devlet yetkililerine emir veremez. Vermeye kalkmaları onların terbiyesizliğini, hadsizliğini o yetkisiz emre uyan devlet görevlisinin ise yalakalığını gösterir.

Geçen hafta iki olay yaşadık :
Biri, adı FETÖ’culukla anılan Turizm Bakanının eşinin, diğeri THY Yönetim Kurulu Başkanının eşinin toplumda nefret uyandıran davranışları!

Bakan eşi Pervin Ersoy, bir görüntüde beş yıldızlı bir otelde kendisine masaj yapan bir çalışana 100 avro bahşiş verirken, fotoğraf çektirip bunu sosyal medyada dağıttı!
THY Başkanının eşi Tuğçe Aycı ise, kendisini kırmızı halıda ve THY çalışanlarını sıraya dizerek karşılattı ve seyahatlerde THY parasından ultra lüks harcamalar yaptı.
Bu iki kadında “görgü eksikliği” olabilir ama ikisinin de Türk Milletini aşağılamaya hakları yoktur. Hadlerini bilmek zorundadırlar.

Özellikle AKP döneminde, rezillik derecesine varan terbiyesizlikleri çokça görür olduk. Akraba kayırmaları, ortaokul terk birinin ilmi konuda yabancılara ders vermeye kalkıp alay konusu olması, devlet kadrolarının okul arkadaşlarına peş keş çekilmesi artık günlük olaylar oldu.

Bilal Erdoğan bir İl’e gidiyor, haydiii Valisi, Garnizon Komutanı, Emniyet Müdürü, Daire Müdürleri üstelik eşleriyle karşılama heyetindeler!
Kim bu çocuk? Cumhurbaşkanının oğlu! Resmi bir sıfatı var mı? Yok.
Niye ve niçin karşılıyorsunuz a benim güzel devletimin, şapşik adamları!
Karşılayacaksanız kendi arabanızla karşılayın. Yedirecekseniz, cebinizden harcayın.
Siz nasıl devlet memurlarısınız ki, milletin parasını utanmadan harcıyorsunuz?
Sizde hiç ahlak, devlet ciddiyeti kalmadı mı?
Bunların hesabının tek-tek sorulacağını bilmiyor musunuz?
Türk Milletinden hiç mi utanmıyorsunuz?

Not;
Çoban Ateşi Harekatı programında, yetkisiz eş-çocuk davranışları, devlet memurlarının usulsüz harcamaları, vakıflara devredilen Türk Milletinin malları araştırılacak, sorumluları yargıya verilecek ve beleş dağıtılan her mal hazineye devredilecektir. Abartılı karşılamalar ise tümüyle yasaklanacaktır…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 06 Haziran 2019

ACINACAK İNSANLAR

ACINACAK İNSANLAR

Rifat Serdaroğlu

Türk toplumu, çok farklı sosyokültürel düzeyde insanlardan oluşur ve bizler bu vatanda birlikte yaşarız.
Zengini-fakiri, işçisi-köylüsü, okumuşu-okumaması, akıllısı-delisi!
Bunlar Türk Milletinin, birbirine hem çok benzeyen hem de birbirinden çok farklı doğruları, farklı inanışları, farklı dünya görüşleri, farklı alışkanlıkları olan insanlarıdır.

Tabii ki hoşgörü, farklı fikirlere saygı duymak demokrasinin ve birlikte yaşamanın ilk koşuludur.
Fakat, kimi insanları anlamakta gerçekten çok zorlanıyorum.
Eminim ki bu tiplerin kişilikleri, sevgisiz- ilgisiz- dayak yemek-aşağılanmak ile geçen çocukluk yıllarının eseridir.

Düşünebiliyor musunuz?
Bir çocuk babasından çok korkuyor ve babası eve geldiğinde korkudan ayakkabısını öperek karşılıyorsa, ufak bir yaramazlık ettiğinde babası onu evin damında asmaya kalkıyorsa, o çocuk ileride elbette ki toplumla uyum sağlayamayan, saldırgan biri olur çıkar.
Dünya tarihini incelediğinizde, diktatörlerin tamamının çocukluklarının acı ve eziyet içinde geçtiğini görürsünüz. Bunlar ellerine güç geçirdiklerinde, insanlık tarihinin en büyük işkencecileri olurlar…

T.C. Devletinin bir Diyanet İşleri Başkanı var.
Bu kişi, bizlerin vergileriyle oluşan bütçeden maaş alan, 7-8 Bakanlık bütçesi kadar bütçeyi kullanan ve Anayasamızın emirlerine göre hareket etmesi gereken biridir.
Anayasamızın emirlerine yalnızca kendisinin uyması yetmez!
Üstlendiği görev gereği, emrindeki kadroların da şartsız-şurtsuz Anayasa emirlerine uymaları gerekir.
Bir kurumdaki “Anayasa İhlallerinden” başta o kurumun yetkilisi sorumludur.

Hatırlarsanız, Fesli Deli Kadir diye biri vardı;
“Ne kendi etti rahat ne millete verdi huzur, defolup gitti cihandan dayansın ehli kubur” deyişine tam uyan bir zavallı idi. Öldü, gitti. Akıllardan hiç çıkmayacak sözü; Kurtuluş Savaşını keşke Yunan kazansaydı sözüdür.
Kezlerce de Büyük Atatürk’e hakaret etmiş idi.
Diyanet İşler Başkanı denen kişi, bu meczubu evinde ziyaret etti!
En son Gaziantep-Şahinbey İlçesi İyinacar Camisi İmamı da Fesli Deli Kadir gibi konuştu!

“Keşke Kurtuluş Savaşını Yunan kazansaydı, o zaman hilafet geri gelirdi” diyerek sap yedi, saman çıkardı!
T.C. Devletinden maaş alan bir memuru Bayram namazı vaazında, ülkemizin Kurtuluş Savaşına, Cumhuriyetimizin kurucularına, uymak zorunda olduğumuz Anayasamıza binlerce insanın gözü önünde hakaret ediyor ve o toplumdan tek ses çıkmıyor!

Bir kişi bile “Ey Hoca, O kadar meraklıysan işte Yunanistan, oraya git. Hilafete meraklıysan aha Suudi Arabistan git orada yaşa. Burası Atatürk Türkiye’si, burada böyle konuşamazsın” diyemedi!

Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Şahinbey’in adını alan ilçenin çocukları bu kadar mı duyarsız oldular? O Şahinbey ki, 8 bin kişilik toplu-ağır makineli sahibi Fransız ordusuna 25 kadar yiğitle çarpışıp şehit olan kahraman!

Değerli Okurlar;
İşte toplumlar böyle böyle bozulur, çöker gider!
İnandığı fikri söylemekten ve savunmaktan korkan zavallılar kadar tehlikelisi yoktur.
Doğrusu şu değil midir?
Madem ki, Kurtuluş Savaşını Yunan kazansaydı diyen adamla aynı düşünüyorsunuz, çıkın Türk Milletine bunu söyleyin. Hem Yunan’ı, Türk’e tercih eden adamı yücelteceksiniz hem de sıkışınca Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurucumuzdur diyeceksiniz ve huzurunda sap gibi duracaksınız!
Yazık, çok yazık!

Sayın İstanbullular;

  • 23 Haziran’daki seçim, Atatürk düşmanı acınacak insanlarla, Türkiye’yi ortak vatan kabul eden ve herkesi kucaklamaya hazır olan vatanseverlerin arasındaki seçimdir.
  • Herkes sandığa gidecek, oyunu kullanacak ve gidemeyenleri sandığa götürecek…

Benim her yazımı satır satır inceleyen Sayın Cumhuriyet Savcıları;
Bu açık beyanlar sonucu oluşan Anayasayı İhlal suçunu görebiliyor musunuz?
Yoksa bir gözünüz Anayasa’da diğeri Saray da mı? Tahmin etmiştim…

Not;
Çoban Ateşi Hareketi programında, “Diyanet İşleri ve TRT Kuruluşları” Anayasal Kurum” olmaktan çıkarılacaktır. Böylelikle bu kurumlar anayasal zırhtan arındırılacak ve Türk Milletinin kurumları haline getirileceklerdir…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 05 Haziran 2019

HAZİNE GARANTİLİ ÖLÜM TUZAĞI

HAZİNE GARANTİLİ ÖLÜM TUZAĞI

Rifat Serdaroğlu

Önümüzdeki dönemin en kabarık dosyalarından biri şüphesiz ki İstanbul’un Yeni Havalimanı dosyası olacak. İhaleden yapımına kadar yapılan yolsuzlukların, yanlışların insan ölümlerine sebep olacağı, çevre ve hayvan katliamına yol açacağını başta TMMOB’un kamuoyuna açıkladığı rapor olmak üzere tüm teknik raporları okuyup, arşivime kaldırdım.

Geçen gün çok ilginç bir olay aktardılar!
Bir emekli Korgeneral dostum İzmir’den İstanbul’a gitmek üzere uçağa biner. Yanındaki koltukta, resmi kıyafetiyle bir pilot oturmakta ve elindeki telefondan bir film seyretmektedir.
Yol boyunca hiç konuşmamışlar.
Dostum, uçak inişe geçtiğinde, pilotta bir tedirginlik sezer. Uçak oldukça fazla sallanarak iniş yapar!

Dostum sorar; Bana bu yeni havaalanı hakkında gerçekleri anlatır mısınız?
Pilot; Efendim, ben anlatamam. Anlatırsam yorumum siyasi olarak yorumlanır!
Dostum kimliğini gösterip ısrar edince pilot konuşmaya başlar;
Pilot; Dünyanın neredeyse tüm havalimanlarına uçtum. Böyle bir havalimanı görmedim. Tüm havaalanlarındaki pistler düzdür. Buradaki pistlerde iniş ve çıkışlar var. Şu an uçağı kullanan meslektaşım frenle gidiyor.
Sıcak havalarda bu pistte frenle gidersek, tekerlekler ısınır ve pist başında en az yarım saat beklemek zorunda kalırız. Yoksa kalkamayız.
Pistin çıkış kısımlarında ise fazla benzin kullanmak zorundayız.
Problem çok ama size ikisini anlatayım;
-Uçaklar park ettiğinde kanatlar neredeyse birbirine değecek kadar yakın.
Bu felakete sebep olur. İki uçak arasındaki mesafenin bu kadar dar tutulduğu bir havalimanı dünyada yok.
-Uçağın sağlıklı olarak park etmesi için elektronik bir alet vardır. O çalışmıyor. Çünkü bu aleti yapma işini, ilk defa imal eden yandaş birine vermişler.
Şimdi göreceğiniz gibi hala elde çubuklar olan yer görevlileri uçakları yanaştırmaya çalışıyorlar. Bu durum kazaya neden olabilir, kanatlar birbirine veya bir yere çarpabilir.
****
Değerli Okurlar;
Adamın dostuma dedikleri bir-bir çıkmaya başladı. Önce en ufak bir fırtınada uçaklar Çorlu havaalanına yönlendirildi.
Sonra da bir uçağın kanadı çarptı, şans eseri bir patlama olmadı.
Önümüzde, sert fırtınalı karlı kış günleri, sıcak yaz günleri var.
THY ve DHMİ Genel Müdürlerine vatandaş olarak hiç güvenim yok!
Bu sebepten, bir daha İstanbul Yeni Havalimanından uçmamaya karar verdim.
İstanbul’da işim olduğunda Sabiha Gökçen Havalimanını kullanıyorum…
***
Güzel ülkemiz ne hale geldi?
Cumhurbaşkanı, aynı zamanda AKP Genel Başkanı. Tarafsız değil.
Bakanlar yalnızca birer sekreter. Hiçbir yaptırım güçleri yok.

  • TSK Komuta Heyeti, yaklaşan tehlikenin farkında değil.

Polis, olabildiğince politize edilmiş.
Basının %95’i satılmış.
Üniversiteler, Sendikalar ve STK’lar dilsiz olmuşlar.

En garantili yolculuk olan havayolu ile seyahatin bu durumda sağlıklı işlemesi nasıl mümkün olabilir ki?

Not; Bugün Uşak-Kütahya-Eskişehir-Ankara seyahatine çıkıyorum.
Yazılarda aksama olursa şimdiden özür dilerim…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 23 Mayıs 2019

HIRSIZ BİLE BUNU YAPMAZ

HIRSIZ BİLE BUNU YAPMAZ

Rıfat Serdaroğlu

Rifat Serdaroğlu

Aşağıda aktaracağım gerçek olayları, anadan babadan mesleği “Hırsız” olan bile yapmaz, yapamaz!
Hırsız sadece çalar! Ya “Hırsız” olarak yetiştirildiğinden ya da ahlaksız olduğundan çalar. Çoğu da eğitimsiz, cahil ve kimsesizdir…

Fakat adının önünde “Profesör” yazan, üstelik T.C/ Devletinin Bakanlık koltuğunda oturan ve hırsızın bile yapmayacağı işi yapan kişilere ne ad konur, inanın bulamıyorum. Bunlara “Hırsız” demek çok hafif kalır!

Birincisi;
Adam, Bakan! Üstelik Profesör. Devletten maaş alan bakanlık personelini, kendi evinde çalıştırmaya başlıyor. Kim o çalıştırdığı vatandaşlar?
Devletimizin Memurları.
Maaşını nereden alıyor? Hepimizin vergilerinden oluşan Milli Bütçeden.
Maaşını biz veriyoruz, kişi zorla bakanın evinde hizmetçi gibi çalıştırılıyor.
Bakanın yaptığı, hem devlet kesesinden haksız yere ve kanunsuz olarak sebeplenmek, hem de kişi hak ve özgürlüklerini bilerek, makamını kullanarak istismar etmektir.
Bakan, daha önce çalıştığı ABD şirketinde aynı işi yapabilir miydi?
Yapmaya niyetlendiği anda kapının önüne konurdu.
Bu yapılan duble hırsızlıktır. Haysiyetin kırıntısını taşıyan biri, devlet görevinden derhal istifa eder, defolur gider.

İkincisi;
Adam, Bakan! Üstelik Erdoğan’ın özel tercümanı.
İstanbul Belediyesinde kadrolu olan, maaşını belediyeden alan bir şoförü kendi özel şoförü olarak 6 yil boyunca kullanmış. Hem de hiç utanmadan.
Durum ortaya çıkınca, Türk Milletinden bir özür dilemek bile yok!
İstanbulların ödediği vergiden oluşan belediye bütçesinden maaş alan garibanı, ailenin getir-götür işlerinde kullanacaksın, sonra adam diye gezeceksin.
Bunun yaptığı da duble hırsızlıktır.

Üçüncüsü;
Adam, sadece milletvekili! Şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı.
Fakat hala Başbakan olduğu günden beri, yani yaklaşık 1 yıldır Çankaya Köşkünü babasının malı gibi kullanıyor! Hakkı var mı? Yok. İyi de nasıl kullanabiliyor?
Siz, TC Vatandaşı olarak “Ben asılım, Binali vekil. Ben de Çankaya Köşkünde bir gece kalmak istiyorum” deseniz, kendinizi nerede bulurdunuz? Silivri de mi?

Peki, soru şu : Bu üç kişi, bu hırsızlığı bilmeden mi yapıyor?
Bu üç kişiye devletin makamları teslim edilir mi?
Hele hele İstanbul Belediyesi teslim edilir mi?

Ciğeri, kediye teslim eder misiniz?
Haydi İstanbul, kovala bu hırsızları…

Sağlık ve başarı dileklerimle. 16 Mayıs 2019

ÇOK BASİT… ÇALMIŞTIR!

ÇOK BASİT… ÇALMIŞTIR!

Rifat Serdaroğlu

Tek başına girdiği her seçimi yitiren AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Bey’e gazeteciler birkaç soru sormuşlar;

Bir politikacı;
“Benim tüm servetim bu yüzüktür, evim bile kiradır.” dedikten sonra, evinde
milyarlarca dolar-avro çıkarsa, bunu nasıl açıklarsınız? Binali Bey; Çok basit… Çalmıştır!

Bir politikacı;
“Kabataş’ta, başı örtülü bacıma saldırdılar. Bebesini darp ettiler, onu yerlerde sürüklediler. Bacımın üzerine işediler! Elimizde görüntüleri var. Önümüzdeki Cuma günü bu görüntüleri milletimizle paylaşacağız..” dediğinin üzerinden yüzlerce Cuma geçtiği halde, görüntüleri yayınlayamamışsa, bunu nasıl açıklarsınız? Binali Bey; Çok basit… Yalan söylemiştir!

Bir politikacı;
“31 Mart seçimlerinde oy hırsızlığı yapılmıştır. Bu konuda televizyonların elinde görüntüler var, yakında yayınlayacağız” deyip de hiçbir şey yayınlayamazsa, bunu nasıl açıklarsınız?
Binali Bey; Çok basit… Yalan söylemiştir!

Bir politikacı;
“Ömrü boyunca maaşla çalıştığı halde, son on yılda onlarca büyük nakliye gemisi, Hollanda’da yedi adet gayrimenkul, yüz milyonlarca avro servete sahip oluyorsa, bunu nasıl açıklarsınız?
Binali Bey tam yanıt verecekken, oğlu; “Babacığım, buna ben yanıt verebilir miyim?”
Binali Bey başını sallayarak onay vermiş; Oğul Binali; Çok basit… Çalmıştır!
Binali Bey, aniden şaplağı oğlunun ensesine yapıştırır; Salak, bizi söylüyorlar!
****
Değerli Okurlar;

“Görmek, işitmeye benzemez” diye bir deyişimiz vardır. Gözün gördüğünü inkâr etmek mümkün değildir. Ülkeyi yönetenlerin 17 yıl önceki fotoğraflarını masanızın bir tarafına koyun.
Öbür yana da bu günkü fotoğraflarını koyun. Sonra da iki fotoğrafa uzun uzun bakın, inceleyin ve Binali Bey’in sözlerini hatırlayın;
Çok basit… Çalmışlardır!

  • AKP’nin içinde, yapılan hırsızlıklara karşı çıkacak NAMUSLU BİR KİŞİ YOK MU?

Olsaydı, çıkardı be dostlar! Bunlarda gram ahlak yok mu? Çok basit… Çaldırmışlardır…

Kaldık mı hırsızlarla yalancıların eline?

Sağlık ve başarı dileklerimle 15 Mayıs 2019