GERÇEKLER KONUŞULSUN ARTIK

GERÇEKLER KONUŞULSUN ARTIK

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Müslümanları ve Türk Devletini soyan Tarikatlar, Cemaatler, onların hamisi AKP, yani iki kelime ile söylemek gerekirse “İhvancı Bademler” algı operasyonu yapmakta çok ustadır.
28 Şubat 1997 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararları, sonrası yaşanan olayları gerçeğinden saptırdılar ve Türk Milletine yalan söylediler.

Önce 28 Şubat 1997’de MGK’da alınan kararlarının en önemlilerini bir daha hatırlayalım ve Türk Milletine soralım; Sizler bu kararlara karşı mısınız?

-Anayasamızda Cumhuriyetin Temel Nitelikleri arasında yer alan ve yine Anayasanın 4’üncü maddesi ile teminat (AS: güvence) altına alınan “Laiklik İlkesi” büyük bir titizlik ve hassasiyetle (AS: duyarlıkla) korunmalıdır.
-Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak, Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği, Milli Eğitim Bakanlığına devri sağlanmalıdır. (Şimdi bu yurtlarda her türlü taciz, tecavüz yaşanıyor. Kimse müdahale edemiyor. Çocuklar, sağlıksız binalarda cayır-cayır yanıyor!)
-Genç kuşakların körpe dimağlarının öncelikle Cumhuriyet, Atatürk, Vatan ve Millet sevgisi, Türk Milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından;
a) 8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
b) Temel eğitimi almış çocukların ailelerinin isteğine bağlı olarak devam edebileceği Kur’an kurslarının, Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve denetiminde etkinlik göstermeleri.
-Varlıkları 677 sayılı yasa ile men edilmiş, Anayasanın 174’üncü maddesinde yazılı, tarikatların ve bu yasada belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli;
toplumun demokratik, siyasal ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.
-Çeşitli nedenlerle verilen, kısa ve uzun namlulu silahlara ait ruhsat işlemleri polis ve jandarma bölgeleri esas alınarak yeniden düzenlenmeli, bu konuda kısıtlamalar getirilmeli, özellikle pompalı tüfeklere olan talep dikkatle değerlendirilmelidir.
Büyük kurtarıcı Atatürk’e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki 5816 sayılı yasanın istismarına fırsat verilmemelidir…

28 Şubat’a “Darbe” diyen Bademler ve konuyu derinliğine incelemeden aynı kanaatte olduklarını söyleyen aydınlara kimi şeyler anımsatmak gerek;

28 Şubat darbe midir?

Bu nasıl bir darbedir ki, Cumhurbaşkanı – Başbakan – Bakanlar yerlerinde, TBMM açık ve görevde – Anayasa ve yasalar yürürlükte – Partiler kapatılmamış – Sıkıyönetim ve Olağanüstü hal ilan edilmemiş, Sıkıyönetim Mahkemeleri kurulmamış – Askeri Konsey yok… yönetim seçilmiş sivillerin elinde.
Basın hür ve özgür. Hiçbir yayın organına baskı, tehdit yok.
28 Şubat’ta, hepsi Yargı Kararlarına bağlanarak yalnızca 3225 kişi işten çıkarılmıştır. Ordu’dan 243’ü FETÖ’cü olmak üzere toplam 753 kişi atılmıştır.
(Şimdi, haklarında mahkeme kararı olmadan, KHK ile 150 binden çok kişi işinden çıkarılmış, açlığa mahkum edilmiştir. Esas FETÖ’cüler ise AKP’dedir.)

  • 28 Şubat, Laik Cumhuriyetin-demokrasinin-hukuk devletinin korunmasını sağlamış, karşı devrimci yobazların tekerine çomak sokmuştur.

Dönemin Başbakanı Erbakan, 28 Şubat MGK toplantısından sonra aynen şunları söylemektedir:

  • “Duyduğum büyük sevinci ifade etmek istiyorum. MGK toplantısında saatlerce Türkiye’mizin her türlü meselesini baştan sona gözden geçirdik. Bütün konularda tam bir görüşbirliği içinde olduğumuzu gördük. Hükümetiyle, Askeriyle devletin zirvesi birlik ve beraberlik içindedir.”

Erbakan, 28 Şubat’tan sonra 14 yıl yaşadı. Aktif siyaset yaptı, Genel Başkan oldu. Bir tek gün, “Bana zorla imzalattılar, istifaya zorladılar” demedi!

Laiklik ilkesi bugün ayaklar altında!

  • Kaçak Kuran kursu açmak AKP tarafından suç olmaktan çıkarıldı.
  • Milyondan fazla bebe, 10 binden çok kaçak kursta, tarikat yurtlarında “Cumhuriyet Düşmanı” olarak yetiştiriliyor.
  • Büyükleri ise silahlanıyor! Geçen yıl 2 milyon pompalı tüfek satıldı.
  • Emniyet Genel Müdürlüğü zimmetinde olan 106 bin silah kayıp!

B u   s i l a h l a r   k i m e   k a r ş ı   k u l l a n ı l a c a k ?

“Refahyol hükümeti, Asker istediği için veya Milletvekilleri satın alındığı için yıkıldı” yalanını söyleyen, ailece yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmış Çiller’e de sözümüz şudur :

Refahyol Hükümeti kurulmadan Çiller’i TBMM Grup toplantısında ve GİK toplantısında ikaz etmiş ve demiştik ki; “Türk Milleti size ‘Ben Atatürk’ün ürünüyüm’ dediğiniz için oy verdi. Siz, Erbakan’ı yani İhvan’ı Başbakan koltuğuna oturtamazsınız. Oturtursanız, bu partiyi başınıza yıkarız!”

Bir avuç Vatansever Atatürkçü Milletvekili bir araya geldik ve Refahyol’u yıktık. Tıpkı şimdi AKP’yi yıkacağımız gibi! (İhvan’ın ne olduğunu bilmeyen Çiller, bize “İlhan da kim? Ben onu tanımıyorum” dedi!)

8 yıllık kesintisiz eğitim Refahyol Hükümetinin programında vardı!

Erbakan bu programı TBMM’de okudu! Dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam (DYP) daha sonra AKP’ye geçti ve 8 yıllık kesintisiz eğitime son veren ve tüm okullarımızı İmam Hatip’e çeviren yasaların hazırlığını yapmak üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı yapıldı…

Bugün, 28 Şubat’a “Darbe” diyen, Çiller’in mallarını şehit analarına bağışlatacağına söz veren dönemin İçişleri Bakanı Akşener’e gelince;

MGK Toplantısında ağzını dahi açmamış, ertesi gün MGK kararlarını anında imzalamış ve (070674) sayılı Bakanlık Genelgesini tüm Vali ve Emniyet Müdürlerine göndererek, MGK kararlarının derhal uygulanması emrini vermişti.
***
Aziz Türk Milleti;

Siyasette hiçbir şey gizli kalmaz. Bugünün muktedirleri yarının mahkumları olabilir. Bugünün ezilenleri yarın iktidar olup “Devr-i Sabık” yaratabilir.
DOĞRU Partililer olarak, biz Cumhuriyetimizin ve Demokrasimizin gönüllü koruyucularıyız.
Fakat siz de lütfen kaderinize el koyun ve DOĞRU Partiyi, milyarlarca Dolar sahibi tarikat ve cemaat artıklarının şerrinden koruyun.

Her zaman sivil Kuvayı Milliye mücadelesi verecek DOĞRU Partilileri bulamayabilirsiniz…

  • Ne Mutlu Türküm Diyene ve Sözünden Dönmeyene…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 28 Şubat 2021

BİLİM İNSANI VE YALANCI BAKAN

BİLİM İNSANI VE YALANCI BAKAN

Rifat Serdaroğlu
Eski Sağlık Bakanı

Profesör. Dr. Ahmet Saltık, “Bilim Saygınlığı” çok yüksek olan, itibarlı bir değerimizdir.

Türkiyem’e” başlığıyla bir yazı gönderdi ve halkımızın sağlığı ile ilgili çok önemli uyarılarda bulundu. Saray ve AKP Yönetimi bu bilimsel uyarıları dinleyip, uygular mı? Hiç sanmıyorum. Keşke yanılsak!

Sayın Saltık’ın yazısı;

“14-21 Şubat haftasında 81 İl için verilen insidens hızlarının (100 bin nüfusta yeni tanı alan olgu sayısı) Türkiye nüfusu içindeki oranı ile ağırlıklandırılmış ortalaması, dün Türkiye toplamı olarak açıklanan 9+bin yeni olgudan hesaplanan insidens hızı olan yaklaşık 10/100 binin5-6 katı gibi.
Dolayısıyla 9 bin değil, 5-6 katı PCR+ yakalanıyor (tüm eksiğine karşın) ama onun da 1/5-1/6’sı açıklanıyor. Bu Fahrettin Katsayısı 1 ve halen kullanımda.
Fahrettin Katsayısı 2 de ölümleri, 1/3 gösterme işlevli ve o da halen kullanımda…

Sağlık Bakanlığı/AKP ciddi bir yanılsama içinde.

İkinci bir 11 Mart 2020 faciasına sürükleniyoruz.

O erken (AÇILIM-SAÇILIMIN) bedeli, sonbahar-kış kasırgası ve
ÖNLENEBİLECEK on binlerce masum insanın ölümü olmuştu!

Bu kez 1 Mart 2021 erken doğumu (AÇILIM-SAÇILIMI) gündemde!

İlkinden daha beter bir kasırgaya neden olabilir.

Aşı çok zayıf (%50), toplum bağışıklığı çok önemsiz düzeyde, 130 ülkede hiç aşılama yapılamadı, mutasyonlar hızlı, çeşitli ve tehlikeli, herkes çok yoruldu.

Sağduyu, sabır, BİLİMSEL AKILCILIKLA YÖNETİLEN SOSYAL DEVLET

Ve 2-4 hafta tam kapanma!

Reçete bu ne yazık ki…”

***
Kendini Türk Milletine karşı sorumlu hisseden dürüst bilim insanının feryadıdır bu mektup!

Şimdi de yazının “Yalancı Bakan” bölümüne geçelim;
T.C. Hükümetlerinde Bakan olarak görev yapmış biri olarak Sağlık Bakanı Koca’ya “Yalancı Bakan” sıfatını yakıştırmak, bana çok zor geliyor. Ama hiçbir kimse, Türk Milletine yalan söyleyemez. Hele insan sağlığı konusunda hiç söyleyemez!

Polimetre sahibi Sayın M. Günal Ölçer’in bulduğu ve belgelediği bir yalanı paylaşayım;

8-14 Şubat 2021 haftasında, Sağlık Bakanlığı vaka sayılarını açıkladı.
Bakanlığın günlük açıkladığı 8-14 Şubat arasındaki olgu sayısının 7 günlük toplamı:54.727
Bakanlığın 8-14 Şubat arası bir haftalık olgu sayısı ise; 48.475 olarak açıklandı.

Bakanlık aynı, rakamlar günlük olarak aynı, bir toplamada 54.727 diğer toplamada 48.475! Aradaki fark 6.252…
Bu sadece bir rakam değil. İnsan canına mal olabilecek olgu (Vaka) sayısı!

  • Kendilerinin koyduğu kuralları çiğneyen, basit siyasi hesaplar için insanların sağlığını tehlikeye atan bir iktidar ve Türk Milletine yalan söyleyen bir Sağlık Bakanı var!

Bu Bakan, binlerce kişini katıldığı cenaze için aynen şunları söyledi;

  • “Kalabalık olacağını öngöremedim. Ön görmeli miydim? Evet! Bu anlamda özür dilerim!”

Bu özrün ne anlama geldiğini irdeleyelim :

-CB’nın gittiği her yer kalabalık olur. En az 1500 özel koruma, Polis, İstihbaratçı, idareci.. Belediyeci! O konvoy doğal olarak “Ayaklı Virüs” konvoyu gibidir.
Öngörseydiniz, sizi dinleyecekler miydi?

-Bakanın özrü sonrası bu ilkellik kongrelerle devam etti, daha da edecek.
-İnsan Sağlığını tehdit edecek, ölümle sonuçlanabilecek kadar tehlikeli bir duruma sebep olacak siyasetçinin yapacağı şey özür dilemek ve istifa etmektir. Var mı o yürek?

Böyle bir yalan karşısında bazı TV kanallarında sunucular “Bravo Bakana, alkışlanacak bir tutum” dediler. Ne diyebilirim ki?

Dilerim bu sunucular Virüs kapmazlar da, aşı olarak Bakanın özrünü kullanmazlar.
Yağcılık ve yalakalıkta da rekor kırdık…

Sağlık ve başarı dileklerimle 25 Şubat 2021

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
=================================
Dostlar,

Eski Sağlık Bakanı, saygın insan Rifat Serdaroğlu’na, çığlığımızı duyduğu ve özen gösterdiği, üstteki makalesine konu ettiği için şükranlarımızı sunuyoruz..

Bu açık – belirgin başarısızlık ve HALKI SÜREGELEN ALDATMA sürdürülemez.

Sağlık Bakanı Koca, gerçekleri açıklayarak, onları gerekçesi yaparak kamuoyuna sunmalı ve istifa ederek salgınla savaşımın önünde “set” olmaktan çekilmelidir.

Beeeelkiiiii; AKP = RTE bir parça silkelenir ve “biz ne yapıyoruz???!!” sorusunu kendilerine sorabilirler..

Ama Bakan Koca’nın düşlerinde karabasanlar gördüğünden eminiz..

Nasıl ki eski başbakan A. Davutoğlu‘nun kurucusu olduğu Şehir Üniversitesi birkaç gün içinde adeta gasp edilerek elinden alındı; Sağlık Bakanının sahibi / patronu olduğu hastane zinciri de 1-2 gün içinde el değiştirebilir, kapatılabilir, kamulaştırılabilir… 

Sevgi ve saygı ile. 25 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

DEVLETİMİN BAŞI

DEVLETİMİN BAŞI

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

“Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder” Anayasamızın 104’üncü maddesi böyle der.

Yüzbaşı Ertuğ Güler, Yüzbaşı Burak Coşkun, Astsubay Kd. Çvş Harun Turhan Türk Ordusunun en iyi yetiştirilmiş askerleriydi. PKK tarafından esir alınmış silah arkadaşlarını ve sivil vatandaşlarımızı kurtarma operasyonu sırasında şehit düştüler!

CB, bu gencecik, henüz hayata doymamış kahramanlarımızın cenaze törenine katılmadı.
Rize’den Elazığ’a devletimin uçağıyla gidip, 106 yaşındaki bir hafızın cenaze törenine katıldı.
Daha sonra Belediye Başkanlığından aldığı Kadir Topbaş’ın cenaze törenine de katıldı.

5 ve 6 yıldır PKK’nın Türkiye’den kaçırıp esir ettiği asker-polis ve sivil görevlilerden toplam 13 canımız PKK tarafından şehit edildi.

  • CB bu 13 şehidimizin hiçbirinin cenaze törenine katılmadı.

Partisi AKP’nin İl Kongrelerine katılmayı tercih etti. Kongre de güldü, espri yaptı, siyasi rakiplerine hakaret etti!

  • CB, bu kongrede Pandemi nedeniyle ilan edilen hiçbir kurala uymadı.

Ayrıca bir şehit anası ile telefonda konuşup, salona acılı ananın sesini dinletti ve anaya şunları söyledi;
“Oğlunuz, Peygamber Efendimize komşu oldu, ne mutlu size!”
CB’nın bir oğlu “Çürük Raporu” olduğu için hiç askerlik yapmamıştı.
Bu oğlu, trafik kazasında Sevim Tanürek adlı sanatçımızın ölümüne sebep olduğu halde bir dakika bile tutuklanmamıştı!
Diğer oğlu “Bedelli” idi ve Vali korumasında 14 gün askercilik yaptı!

CB, Türk Milletinin birliğini temsil etmek için çok uğraştı.
Düşünün, birliğimizi sağlamak için FETÖ ile 11 yıl birlikte çalıştı!
Çözüm Sürecinin başarıya ulaşması için baldıran zehrini bile içti!
Ülkede birlik olsun diye Valilere “Aman PKK’lılara dokunmayın” diye emir verdi.
İngiliz Casusu, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Şeyh Said’in adının Dağkapı Meydanına verilmesi için AKP’li meclis üyelerine oy verdirdi. Ülkede onlarca PKK Şehitliği (!) açıldı.

Sadece bu kadarcık mı?
Atatürk’e küfreden, “Kurtuluş Savaşını keşke Yunan kazansaydı da, Hilafet dursaydı” diyen fesli yobazı devletimin sofrasında konuk etti. Diyanet İşleri Başkanını bu sapığın ayağına gönderdi.

Yaverlerinin yere yatırıp boğazına bastığı Paşayı Savunma Bakanı yaptı.
Becerikli Bakan, bir operasyon yaptı, 16 vatandaşımız şehit oldu, 1 kişi bile sağ kurtarılamadı!

PKK Narko-Terör Örgütü önderi Öcalan ile AKP TBMM Grup Başkan Vekilleri “Yeniden Kuruluş” Anayasası üzerinde anlaştılar!
Ülkede birlik sağlanacaksa ancak “Devletimin Başının” aynen böyle yaptığı gibi sağlanır.

Değerli Okurlar;
En çok ağrıma giden olayı sizlerle paylaşmak isterim:
Bu ülkede Suudi Kral’ın otel odasına koşarak giden CB ve Başbakan gördük.
Bu Kral öldüğünde, Türkiye’de “Milli Yas” ilan edildiğini gördük.

16 canımız şehit edildiğinde “Ulusal Yas” ilan edilmediğini de, AKP Kongresinde kahkahalarla gülen sözde Müslümanları da gördük.

Bakın M. Akif Ersoy, 1913 yılından nasıl sesleniyor?

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile,
Alem aldatmaksa maksad, aldanan yok nafile!
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir,
Müslüman nerededir bilmem amma, galiba göklerdedir.
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan,
Hey sıkılmaz, ağlamazsan bari, gülmekten utan…

Sağlık ve başarı dileklerimle 16 Şubat 2021

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

=======================================
Dostlar,

Partili CB Erdoğan’ın konumu şaibelidir.
Saygın ve çok kıdemli hukuk bilgesi Prof. Dr. Sami Selçuk, çok yerinde olarak, 2017 halkoylaması ve sonuçlarının bütünüyle “yok hükmünde” olduğunu savlar.
2,5 milyon dolayında mühürsüz zarf ve oy, 2017 halkoylaması yapılırken gün içinde akşama doğru, AKP’nin başvurusu ile YSK tarafından, seçim yasası açıkça çiğnenerek geçerli sayılmış ve bu sayede anayasa değişikliği sözde onanmıştır halk tarafından. 9 Temmuz 2018’de de  R.T. Erdoğan, adeta tahta çıkarak, ucube bir rejimin, yeryüzünde örneği görülmeyen bir siyasal rejimin tek adamı olarak, adım adım ŞAHSIM DEVLETİNİ pekiştirerek bugünlere gelmiştir.

Sayın Serdaroğlu’nun RTE’nin seçimleri ve davranışları ile ilgili olarak yukarıda yazdıkları hem düşündürücü, hem ibretlik hem de çok acı ve dehşet vericidir.

Düşündürücüdür; Erdoğan bu davranışları ile oy yitireceğini hesap mı edememektedir, yoksa bile bile mi göze almaktadır? Oy yitirmeyi bile bile göze almanın, buna önem vermemenin ardalanında neler yatmaktadır?

İbretliktir; RTE’ye taparcasına bağlı, O’nu tanrılaştıran – idolleştiren az eğitimli insanlarımız acaba hala uyanmayacak mıdır? Din devleti – hilafet ilanı – şeriat rüyaları gören / gördürülen bu %8’lik kemik taban, 16 vatan şehidinin cenazesine katılmayan Erdoğan’ı nereye ve nasıl oturtacaklardır?

Dehşet vericidir birkaç bakımdan : Partili CB Erdoğan, salgın ortamında partisinin kongrelerini, kış koşullarında kapalı mekanlarda “kalabalık” kitlelerle yapmayı sürdürmekte, salgın ortamında çok kritik olan korunma uzaklığı ortadan kalkmakta, sosyal değinimin en aza indirilmesi zorunluğu da keyfi olarak çiğnenmektedir. Üstüne üstlük, tüm salgın önleme kuralları pervasızca ayaklar altına alınarak insanların el ele tutuşması istenmektedir. Bu davranış, kovit-19 salgınının ülkemizde ve dünyada azgın boyutlarda süregeldiği bir zaman kesitinde, açıkça ve kamuoyu önünde halkın sağlığını tehlikeye düşüren bir davranıştır bilimsel olarak. Eylemin karşılığı ise Türk Ceza Yasası md. 195’te tanımlanmaktadır. Bu maddenin başlığı
Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranmadır. Partili CB olmak, Erdoğan’a yasaları çiğneme hak ve yetkisi vermez, tersine örnek olmak zorundadır. Öte yandan Anayasanın 10. maddesi de yasalar önünde herkesin eşitliğini öngörür.

Yine dehşet vericidir; Erdoğan o Rize parti (AKP) toplantısında nasıl yöre şivesiyle konuşarak gülebilmekte ve insanları güldürebilmektedir!? Ortada 16 vatan evladının cenazesi varken ve de kendisi Devletin tepesinde en sorumlu kişi olarak otururken!? Bu davranış halkın acısıyla, şehitlerin aziz anısıyla açıkça alay etmektir ve bağışlanamaz, derhal istifayı gerektirir!

Ve bu çıkarımla iç içe olan, siyaset psikolojisi bağlamında mutlaka sorulması gereken soru şudur :

  • Erdoğan duygudaş / hemdert / hemhal olma, yani EMPATİ yeteneğini yitirmiş midir?

Niçin ve nasıl?

Sınırsız – denetlenemeyen güç işte böylesine ürkünç (vahim) sonuçlara yol açmaktadır. Empati / özdeşim yitimi insan kişiliği açısından çok ağır bir yıkımdır ve bu özelliklerini yitiren insanlar toplumları yönet(e)memelidirler, yönetemezler. Her şeye karşın durum sürerse / sürdürülürse, toplumsal – politik yaşamda çok daha ağır komplikasyonlar doğar ve rejim, bu ağırlaşan bedellere katlanmak zorunda kalır.

50 yıllık Tıbbiyeli, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi okumuş bir Mülkiyeli ve Sağlık Hukuku alanında da uzmanlaşmış kıdemli bir T.C. yurttaşı olarak hem Erdoğan ve ailesi ile yakın çevresini, hem T.C. Devleti sorumlularını hem de Ulusumuzu uyarmak, olası riskleri sergilemek, bilim namusu, tıp etiği ile yurtseverlik yükümü altında boynumuzun borcu ve temel yurttaşlık hakkımızdır.

  • Erdoğan, yaşamın gerçekliğinden, ülkemizin yakıcı sorunlarından kopmuş görünmektedir!?
  • Ruh sağlığı kaygı verici görünüyor ve tıbbi destek alması gerekebilir.

Uygar ülkelerde üst yöneticiler düzenli olarak sağlık raporu almak ve kamuoyuna sunmak zorundadır yasal olarak..

Sevgi, saygı ve derin KAYGI ile. 16 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

TÜY DİKTİNİZ TÜY

TÜY DİKTİNİZ TÜY

Rifat Serdaroğlu

14. yüzyıl başlarına kadar Avrupa’da tuvalet kullanımı bilinmezdi.
İnsanlar dışkılarını lazımlıklara yapar, dolunca da pencereden aşağı atarlardı.
Sokaklar pislik, insanlar hastalık içindeydi.

Avrupalı asiller, o yıllarda sokağa üç uşak ile çıkarlardı! (Şimdiki 200 araba, 2000 koruma gibi) Biri şemsiyeci, biri tüycü, diğeri ise parfümcü idi.
Şemsiyecinin görevi, evlerden atılan dışkıların asilzadenin kafasına düşmesini engellemek idi. Kakası gelen asilzade sokakta istediği yere kakasını yapar, tüycü hemen üzerine tüy dikerdi. Amaç asilzadenin kakasının diğer insanlarınkine karışmasını önlemekti. (Bizde Ağanın b.kunun üstüne b.k olmaz, gibi)
Tüy dikildikten sonra parfümcü uşak, dışkının üstüne bolca parfüm sıkardı.
Yani hem kakanı sokağa yapacaksın, hem poponu herkes görecek, hem üstüne tüy diktireceksin, hem de üzerine parfüm sıkacaksın! Tüy dikmek budur!

  • AKP Genel Başkanının üniversite diploması ve serveti hep tartışma konusu olmuştur.

Kendi ifadesiyle, tüm serveti bir nişan yüzüğü olan birinin, dünyanın en zengin sekiz siyasetçisinden biri olması, tam da tüy dikilecek bir olaydır.
Fakat, bazıları bizim Savcılarımız gibi değil ki? Yurtdışında alınan mallar, gizli hesaplardaki milyar dolarlar, iştirakler, gökdelenler herkesin gözüne battı. Özellikle yabancı istihbarat örgütlerinin!
Sonunda konu ABD Temsilciler Meclisinin önüne geldi. Temsilciler Meclisi üyeleri kendilerine verilen bilgi ve belgeleri incelediler ve oyladılar. 435 Üyeli Meclisin 413’ü iddialar araştırılsın, dedi.
Böylelikle tarihimizde ilk kez bir Cumhurbaşkanının Türkiye dışında edindiği mallar araştırılıp sorulacak;

“Bu kadar büyük bir serveti nasıl edindiniz, diye?”

Hem adınız kirletildi, hem mahrem yerleriniz göründü, hem de etrafa pis kokular yayıldı. İşte buna kelimenin tam anlamıyla “Tüy Dikmek” denir…

CHP Genel Başkanının siyaset yapma anlayışı, öncelikle kendi partisi içinde çok tartışılır. Benim anlayamadığım olay şudur;
Kılıçdaroğlu, Davutoğlu ve Babacan’a öyle bir kucak açtı, öyle destek verdi ki, anlam veremedik. Sanki bu ikilinin AKP ile hiç ilgileri olmamış, 19 senelik yıkımda, soygunda, katliamlarda, peşkeş çekilen özelleştirmelerde, yolsuzlukların saklanmasında, tarikat ve cemaatlerin devlete sokulmasında, rejimin değiştirilmesi çalışmalarında hiç suçları yokmuş gibi, pamuklara sardı bu ikiliyi!
Bu tarz, “Efendim, bunlar AKP’den oy alacaklar! Bu yüzden destekliyoruz” basitliğiyle izah edilemez.
O zaman şunu sormak hakkı doğar; Ne zamandan beri, Anayasanın ilk altı maddesi “oy hesabı” olarak kullanılmaya başlandı! Ne zamandan beri, kendini kullandırmaktan utanmayan, gel deyince koşan, git deyince Başbakanlığı bırakan adamlar kıymete bindi? Bunlarla mı ortaklık yapılacak?
Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak deyişini hatırlamak lazım.
CHP yönetimi, AKP larvalarına gösterdiği ilgiyi, sevgiyi kendi evlatları olan milletvekillerine gösterseydi, bu kopmalar yaşanmazdı.
İşte bu davranışa kelimenin tam anlamıyla “Tüy Dikmek” denir.

Aziz Türk Milleti;
Siyaset, ülkemize hizmet etmenin yollarından sadece biridir.
Siyaset dürüst ve cesur insanların işidir. AKP’nin yaptığı ve diğer partileri de alıştırdığı gibi, yol bulma, tuzak kurma, ülkemizin kurucu değerlerini yok sayma, Türk Milletine yalan söyleme işi değildir.
Bu şekil siyaset yapanlar, basit kasaba politikacıları ve politik hırslarını, akıllarının vicdanlarının altında tutamayanlardır. Bunların ülkemize verecek zarardan başka hiçbir şeyleri yoktur.

Bizler yani DOĞRU Partililer, Laik Cumhuriyetin değerlerine ve kurucu önderimize sonuna kadar bağlı, Türk Milletine asla yalan söylemeyecek, kendilerini Türk Milletine, demokrasiye, özgürlüklere adamış vatanseverleriz. Lütfen bizi diğerleriyle bir tutmayın.
Biz sadece Türk Milletine bağlıyız, sadece ondan emir alırız. Ülkenin her yerini dolaşıyoruz. Çok yakında bizi anketlerde göreceksiniz.
Gittiğimiz her yerde öyle sağlam tohumlar atıyoruz ki, gelecekte bu tohumlar Türkiye’yi en ileri düzeye taşıyacak.

Aziz Türk Milleti;
Çare sizin elinizde, ya kendi öz tohumlarınızı seçeceksiniz ya da hibrit tohumları! DOĞRU Partililerin görevi size doğruları ve gerçekleri anlatmaktır.
Takdir sizindir. Kararınızın sonucuna da birlikte katlanırız.
İnşallah bu kez, 2002’den sonra yapılan her seçimde olduğu gibi ülkemizin üstüne tüy dikilmez…

Sağlık ve başarı dileklerimle 14 Şubat 2021

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

ÇAĞRI

ÇAĞRI

Rifat Serdaroglu

Dünyanın hiçbir yerinde, üzerinde irili ufaklı bu kadar çok devletin kurulup tarih olduğu ikinci bir coğrafya yoktur.

İnsanların ilk kez toplu yaşama geçip, şehirler kurdukları Mezopotamya
(İki nehir arasındaki bölge demektir, Dicle-Fırat) Anadolu toprağıdır.

Anadolu, ilk tarımın yapıldığı “Bereketli Hilal’in” bir parçasıdır.
Sümerler, Hitit, Frig, Lidya, Babil, Akad, Asur, Elam, Truva, Efes, Milet, Urartu, Selüsidler, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı bu topraklarda yaşamış ve Anadolu hepsini bitirmiştir.

Bu topraklarda yaşamanın çok zor olduğunu, yöneticilerin “Tarihi ve Bölge insanını” çok iyi tanımaları gerektiğini, bu iki unsur iyi kullanılmazsa, geri tepen silah gibi yönetenleri vurduğunu daha önceki yazılarımda belirtmiştim.

Osmanlı Devlet’ini yıkan emperyalist devletler, Anadolu’nun tamamını yutmak istediler fakat tarihi ve insanımızı çok iyi tanıyan Büyük Atatürk buna engel olup, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu ve bu oyunu bozdu!

Türk Devleti 98 yıldır, her türlü engele – oyuna, iç ihanetlere, dış müdahalelere, darbelere rağmen ayakta kalmayı ve dünyanın saygın devletlerinden biri olmayı başardı.
2021 yılının Ocak ayını yaşadığımız bu günlerde, 19 yıllık İhvancı AKP ve dış destekli ortakları, Türk Devletini çok tehlikeli bir konuma getirdiler.

Bugün Laik Cumhuriyet, demokrasi, sosyal hukuk devleti, özgürlüklerimiz ciddi tehdit altındadır.
Türk Ordusu ve Türk Yargısı, AKP tarafından çok ağır operasyonlara tabi tutulup, devletimiz şeriat devletine dönüştürülmek istenmektedir.
Türk Milletinden maaş alan dinamik kurumlar felç edilmiş ve sadece gelişmeleri izleyerek ölümü bekler haldedir.
Anadolu, son Türk Devletini de yutmak üzeredir!

Ne Aziz Türk Milleti, ne de Siyasi Partiler durumun ciddiyetinin farkında değildir.
Şeriat bildirileri şehirlerimizde dağıtılmakta, gazeteciler ve siyasetçiler sokak ortasında dövülmekte, toplumun belli bir kesimi silahlandırılmakta, ülke bir iç çatışmaya bilerek ve planlanarak götürülmekte, iktidardan tek ses bile çıkmamaktadır.
DOĞRU Parti olarak halkımızı uyandırmaya, direnmeye ve T.C. Devletine sahip çıkmaya gayret ediyoruz. Henüz istenen seviyeye gelinemedi!

Aziz Türk Milletine, muhalefet partilerine, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, üniversitelere, aydınlarımıza önümüzdeki günlerde DOĞRU Parti olarak önemli ve samimi bir çağrı yapacağız.
Çağrının tarihi ve zamanı kamuoyuna duyurulacaktır.

Bu çağrı yapılmadan önce şu konularda ittifak edebilmeliyiz.
-Türkiye’yi borca batırıp, dışa bağımlı kılan sistem ve bu sistemi yeniden borçlanma ile sürdürmeye çalışanlar, bugünkü ekonomik durumumuzun sorumlularıdır.

-Cehalet, görgüsüzlük, ahlaksızlık ve beceriksizlik, Türk Devletini güçsüz bırakmış ve Türkiye’nin elini, Mavi Vatan, Suriye, PYD/YPG/PKK, AB, ABD şantajlarına karşı zayıflatmıştır.

-Ne yazık ki, ülkemizi reformlarla kurtarmak eşiği çoktan geçilmiştir.
Atatürk ilke ve devrimlerinin Türk Devletine yeniden hakim olduğu, temelden bir yapılanma gerekmektedir.

İhvan ve Siyasi İslam temsilcisi AKP ve ortaklarıyla, Demokrasi ve Hukuk Birliği olarak bir hesaplaşma yaşanacaktır. Temennimiz bu hesaplaşmanın Anayasa, yasalar ve demokratik rejim içinde ve en kısa zamanda sandıkta yapılmasıdır.
Bu hesaplaşma gelecek nesillere bırakılamaz.

  • İkinci bir Kuvayı Milliye hareketi silahsız olarak mutlaka yapılacaktır.

Herkes tarafını belli etmek zorundadır!

Sağlık ve başarı dileklerimle 18 Ocak 2021
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı