100 BİN ÖLÜMÜN SORUMLUSU KİM?

Rıfat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

DOĞRU Parti Kurucu ve GİK üyesi Op. Dr. Şahap İnmez, sağlıktaki son durumumuz için bir bilgi notu gönderdi. Sizlerle paylaşmak istedim.

Sağlık Sektörü, 9 Trilyon Dolarlık devasa getirisiyle, dünyada 1 numaraya,
Silah Sektörü, 6 Trilyon Dolar ile dünyada 2’nci sıraya,
Enerji Sektörü 3 Trilyon Dolar ile dünyada 3’ncü sıraya yerleşir!
(Yani, 6 Trilyon dolar ile öldürüyoruz, 9 Trilyon ile yaşatmaya çalışıyoruz, bu arada 3 Trilyon dolarlık enerji kullanıyoruz! Şaka-şaka)

Sağlık Sektörü, 30 yıl öncesine kadar 1 Trilyon Dolar ile 3’ncü sıradaydı.
Şimdi 9 Trilyon Dolar ile tam bir “Sağlık Emperyalizmi” oldu.

AKP’nin “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” doğal olarak kendi projesi değildir.
Çünkü AKP’de proje kafası yoktur. Yapsatçı kafası vardır.
1993 yılında Sağlık Bakanı olunca, bu projeyi TBMM’ye sunulmaya hazır
“4 Ana Kanun” şeklinde rahmetli Yıldırım Aktuna’dan devraldım.
Yaklaşık 3 ay boyunca, hem sağlıktaki paydaşlarımızla (TTB-TEB-Sendikalar gibi) bu yasaları tartıştık. Daha sonra 1 aya yakın bir süre de, Hazine-Maliye-DPT-Dünya Bankası Uzmanları ile projenin finans ayağını tartıştık.
Bana verilen raporu kısaca şöyle özetleyebilirim :

  • “Sayın Bakan, bu projeyi Bakanlar Kurulunda kabul ettirip, TBMM’de yasalaştırırsanız, partiniz çok oy alır, siz de siyasetin yıldız olursunuz.
    Fakat, sağlığı piyasalaştırıp, özelleştirerek halkımızın sağlığını “Sağlık Emperyalizminin” kucağına atarsınız. 4-5 yıl sonra da ülke bütçesi bu açığı karşılanmakta çok zorlanır!”

Benim kararım, bu projeyi Bakanlar Kuruluna sunmamak yolunda oldu.
Bugünkü durumu görünce o gün için doğru kararı verdiğimi görüyorum!
AKP ile aramızdaki en önemli fark budur. Onlar günlük siyasi çıkar uğruna ülkeyi ateşe atmaktan çekinmezler, bizler ise siyasi çıkar uğruna ülkemizi asla ateşe atmayız…

Geldiğimiz noktada, yıllık 200 Milyar TL olan sağlık harcamalarımızın 35 Milyar TL’si vatandaş tarafından ödenmektedir. O da şimdilik, her geçen gün artacak!
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun en büyük harcama kalemi sağlık harcamalarıdır.
SGK’ya 2015 yılında bütçeden aktarılan para 79 Milyar TL idi.
2020 yılında bu tutar tam 248,8 Milyar TL oldu. Tam %300!

Ülkemizde 579 Özel Hastanenin (çoğu yandaşların) en büyük müşterisi SGK’dır. Kamu hastane sayımız 860, üniversite hastanesi sayımız ise 63’tür.

AKP’nin, Türk Milletine attığı en büyük kazık 10 adet Şehir Hastanesidir.Müşteri garantili 10 Şehir Hastanesine 25 yılda 75 Milyar Dolar para ödeyeceğiz. Şu ana kadar 3,2 Milyar Dolar ödedik bile!

Bu harcamalara karşın sağlık hizmet kalitesi yerlerde sürünmektedir.
Bir örnek; Bizde yıllık bebek ölümleri oranı, Avrupa’nın tam 4 katıdır!

AKP, en son olarak Pandemi dönemini de her konuda olduğu gibi ranta çevirmiştir. Maske ve koruyucu ekipmanlarında (AS: donanımlarında) büyük rantlar elde edilmiştir. Bakanların, kendi işletmelerinden dezenfektan satın alanları görmedik mi?

AKP, Dünya Aşı Tedarik Zincirine (AS: COVAX) birkaç milyon TL yatırmadı! (Yatırsa aşı fiyatı belli olacak ve aşı üstünden para kazanamayacak idi!)

Komisyon oranında anlaştıkları Çin Sinovac aşısını getirtip, koruyuculuğu bile tartışmalı olan bu aşıları, Sağlık çalışanlarına ve +65 yaş üstüne yaptılar. Yüzlerce milyon doları ceplere indirdiler. Foyaları ortaya çıkınca ve AB ülkeleri bu aşıyı kabul etmeyince Alman Biontech aşısını getirdiler.

  • Zamanında bu aşılar alınsaydı, 3’ncü doz aşıya gerek olmayacak, 100 bin vatandaşımız ölmeyecekti.

Şimdi şunu söylemek hakkımız değil mi?

AKP, Pandemi sürecini bilinçli olarak kötü yöneterek ranta dönüştürmüş ve bu program sonucu 100 bin civarında vatandaşımız hayatlarını kaybetmiştir. (AS: 200 binin üstünde!)

100 bin ölümün tek sorumlusu AKP yönetimidir.

Aynen 8 gündür devam eden orman yangınlarının hala söndürülememesinin ve kaybettiğimiz canların, milli varlıklarımızın tek sorumlusu olduğu gibi!

AKP, ülkemizin başına gelmiş en büyük felakettir
ve dakika kaybetmeden demokratik yolla, yönetimden uzaklaştırılmalıdır…

Sağlık ve başarı dileklerimle. 04 Ağustos 2021

BİR ADIM SONRASI MAZHAR OSMAN!

Rifat Serdaroğlu

Eyy Fani Badem;
Bu güne kadar ne elde etiyseniz, hangi makama geldiyseniz “Demokratik Rejim” ve Türk Milletinin hoşgörüsü sayesinde oldu.
Fakat geldiğiniz günden beri sizi yücelten demokrasiyi, özgürlükleri yıkmak için çalışıyorsunuz. Tıpkı kendisini doğuran anasının rahmini bıçaklayan “Katil Bebek Chucky (Çaki)” gibi…

Ülkedeki gelir dağılımındaki eşitsizliği, fukaralığı, üzerine din sosu da ilave ederek, kendilerini sistem dışına itilmiş hisseden kitleleri aldatıp, ABD desteğiyle peşinize taktınız ve bu kesimi sürekli olarak hem istismar ettiniz hem de oy ambarı olarak kullandınız!

22 yaşında, “Milli Görüş” yani “Siyasal İslam” temsilcisi MSP’nin İstanbul İl Gençlik Kolu Başkanı seçildiniz. 1978’ de “Akıncılar” adıyla gençlik örgütü kurdunuz. Metin Külünk ile birlikte, gençleri eğitim için İran’a gönderdiniz.
6 Eylül 1980’de 26 yaşında iken, Konya’da düzenlediğiniz “Kudüs’ü Kurtarma Mitinginde” Hilafet Sancağı açtınız ve İstiklal Marşımız okunurken yere oturarak protesto ettiniz.

  • 31 yaşında, El-Kaide lideri-uyuşturucu Baronu Gülbettin Hikmetyar’ın dizinin dibinde oturdunuz!

Siyaset basamaklarında yükselirken çeşitli tarikat ve cemaatlere destek verdiniz.
2002 yılından itibaren FETÖ Silahlı Terör örgütünü devletimizin en hassas birimlerine soktunuz.

İslam adının, terörle birlikte anılmasını sağlayan Mısır’daki İhvan terör örgütüne destek verdiniz. Ardından Suriye’ye göndermek üzere, çok sayıda El-Kaide ve türevlerinden oluşan terör örgütlerini ülkemizde topladınız.
Bu kafa kesici sapıkları savaştırdınız, tedavilerini ücretsiz olarak Türkiye’de yaptırdınız. Bu pislikleri Libya’ya da gönderdiniz. Hala oradalar ve maaş alıyorlar!

Tüm bunları açık-açık yaptınız ve üstelik çok zengin olduğunuz iddia ediliyor!
Kıbrıs’a gittiniz ve şu sözleri sarf ettiniz;
“Türkiye’nin, Taliban inancıyla alakalı ters bir yanı yok!”

Eyy Fani Badem;
Makamınız ne olursa olsun, tüm Türk Milletinin inancını değerlendirmek gibi ne bir yetkiniz, ne de bir bilginiz var. İslam’da bir ruhban sınıfı mı yaratmaya çalışıyorsunuz? Siz kimsiniz ki, benim inancım hakkında karar verebiliyorsunuz? Yetinmediniz, Türk Milletinin inancını Taliban denen sapık katillerin inancı ile bir tutuyorsunuz? İnançlarımız arasında nasıl ters bir yan yok?

Bakın Taliban denen sapıklar Afganistan’da neler yaptı?
-Kadınların çalışması, kız çocuklarının okula gitmesi ve eğitimi yasaklandı.
-Bütün okullar medreseye döndürüldü.
-Kadınlara peçe, erkeklere takke ve sakal zorunluluğu getirildi.
-Yüzü görünen kadınlar kırbaçlandı.
-Televizyonlar kapatıldı. Fotoğraf, görsel yayın ve müzik yasaklandı.
-Tüm bilgisayarlar TV olarak kabul edilip parçalandı.
-Erkeklere en yakın camide 5 vakit namaz kılma mecburiyeti getirildi.
-İdamlar ve el kesmeler, Cuma namazından sonra halkın iştirakiyle yapıldı.
-Yapılan kötülükleri ve işkenceleri burada anlatamam. Yürek dayanamaz!

Şimdi bizim inanışımızın bu sapıkların inancı ile ne ilgisi var, söyler misiniz?

Ama, sizin inancınız ile Taliban inancı uyum içinde ise
onu da açıkça söyleyin.

Çünkü çok tehlikeli bir noktadasınız. Bundan sonra bir adım daha giderseniz, akıl sağlığınız hakkında ciddi şüpheler oluşacaktır…

Yetti artık, inanın yetti…

Sağlık ve başarı dileklerimle 22 Temmuz 2021
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ!

18 Temmuz, 2021 Rıfat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Önce HDP içindeki “ Ak Güvercin” lakaplı yeni akil insanları konuşturdular;
“Eğer Kürt sorununu çözecekse, bir defa daha AKP ile işbirliğine hazırız…”

Sonra İmralı’ya, özür ve işbirliği mesajı taşıyan heyeti gönderdiler.
Eşzamanlı olarak Kandil’deki PKK Baronlarına da, özür heyeti gitti!
En son Gergerlioğlu’nun milletvekilliği de iade edildi!
Üstüne üstlük, İsrail ile de tekrar kanka olundu!
Eksik kalan Saray Ordusu, Afganlı ve Suriyelilerle tamamlandı!
“Kürt Devletinin” kurucu babaları ABD ve İsrail de görüşmeleri destekledi!

Yakında Barzani’yi yine “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlatıp,
Diyarbakır Meydanında, kömür karası boyalı saçlı Şivan ve AKP’den aday olunca PKK kurşunu ile çolak kalan İbo ile megri-megri diye şarkı söylerken görürsek şaşırmayalım! Özgül ağırlık Bülent’i de “Ağlayan Karga” figürü olarak sahneye aldık mı, tamamdır…

Mademki yaşanan acılar ve ihanetler çabuk unutuluyor ve böyle kolayca özür dileniyor, PKK tarafından hayatları, umutları, gelecekleri ellerinden alınan insanlarımız, sadece Tek Adam rejimi uğruna unutuluyor, ben de bu güne kadar çok yüklendiğim,

  • eski kokainman, Kürtçe bilmeyen, ama anası Türk, esas adı Artin Agopyan olan tecavüzcü Apo’dan herkesin önünde özür dilemek istiyorum;

Seni, yeni arkadaşın Eşbaşkan’dan bu kadar yıl ayrı tuttuğumuz için,
Seni, 54 bin insanın canını almak zorunda bıraktığımız için,
Seni, Türk Devletinin 400 milyar Dolarını yok etmek zorunda bıraktığımız için,
Barış olsun diye Türkiye’nin bir bölümünü sana hemen vermediğimiz için,
Seni, daha önce anlayıp Kürdistan’a “Başkan” yapmadığımız için,
çok-çok özür dilerim.

Kusura bakma Apo. Biz, T.C.’nin MİT Müsteşar Yardımcısının (Bugünkü MİT Başkanı), senin Oslo’daki elemanlarına “Sizinle savaşan Ordu, şimdi içerde” dediği ve yeni arkadaşının onu korumaya aldığı an anlamalıydık, kimin gerçek hain olduğunu!

Özür dileriz Apo. Biz, T.C.’nin Genelkurmay Başkanının “Terör Örgütü Başkanı” olmak suçundan zindana tıkıldığı, senin çapulcularının “Şeref Localarında” devletin valisi tarafından ağırlandığı an anlamalıydık, senden daha koyu hainler olduğunu!

Bağışla bizi Apo! Biz, senin militanların T.C.’nin sokaklarından geçerken sinirlenmesinler diye, Türk Bayrağını kaldırın emrini veren Subayların var olduğu ve kendi silah arkadaşlarına bile ihanet eden komutanların olduğu bir ordunun bu halinden bir halt olmayacağını baştan anlamalıydık, seni boşuna uğraştırdık be Apo!
Kurmay aklının, sümüklü bir hocaya yenildiği an anlamalıydık üniformasını satan Paşaların olduğunu!

Anlayamadığım bir konu var Abduş. Sen bir “Özeleştiri” yapıp bizi aydınlat.

  • Sen Marksist-Leninist-Kürtçü-Ateist bir Narko-Terör örgütünün önderisin.

Arkadaşın Eşbaşkan ise Siyasal İslamcı, İhvancı biri!
*Nasıl oluyor da; İkiniz de Emperyalist Devletlerin işbirlikçileri olabiliyorsunuz?
*Nasıl oluyor da; İkiniz de Avrupa Birliğine taparsınız?
*Nasıl oluyor da; İkiniz de Atatürk’ten nefret edersiniz ve Dinciler-Kürtçüler olarak birlikte Atatürk’e “Deccal” dersiniz?
* Nasıl oluyor da; Şeyh Said – Seyid Rıza- İskilipli Atıf Hoca – Derviş Memed ikiniz için “Kahraman” sayılır?
*Nasıl oluyor da; İkiniz de “Türk Milleti” , “Türk Devleti” diyemezsiniz?

Bunlar benim kafamı karıştırıyor?
Madem bu kadar fikir birliği içindesiniz, adeta ruh ikizi gibisiniz, neden ayrı-ayrı partileriniz var be Apo? Bu kadar masraf, bu kadar adam, ne gerek var?
Birleşin, biriniz Başkan diğeriniz Başbakan olun, gül gibi geçinip gidin!

Abduş Heval;
PKK’ya karşı savaşan ve çok şehit veren “Köy Korucuları” var ya, artık korunacak bir şey kalmadığına göre bunların hepsini kovun. Yerlerine, “Yeni Barış Sürecini” korumak için senin militanları getirin. Bunlara dolgun maaş-sosyal güvence ve TOKİ’den ev verin, mutlu olsun çocuklar!
Artan olursa Belediye Zabıtası yapın ama bunlar da silahlı olsunlar.
Ne olur ne olmaz değil mi Abduş?
Kandil’deki komuta heyetini de, topunu birden “Maldiv Adalarına” gönderin, adamların popoları denize girsin, biraz medeniyet görsünler!

Tüm bunları gerçekleştirirken yanlışa düşmeyesiniz diye, önce bir “Pilot Bölge” belirleyin, önce orda test edin, sonra Türkiye’de uygulayın.
Örneğin, “Bayrak” konusunu çözmek için, elinize PKK bayraklarını,
Öcalan’ın posterlerini alın, gidin Kuzey Irak’a Barzani ağabeyinize bunları anlatın. “Biz, senin bayrağın olmadan, PKK bayrağı ile Erbil’de bir miting yapmak istiyoruz” deyin. Bakın size nasıl demokratikçe yaklaşacak ve kucaklayacak?
Ne bayrağın sopası, ne denize girecek, ne de oturacak poponuz kalır!..

Sağlık ve başarı dileklerimle.

DİNLE ZALİM

14 Temmuz 2021 
Rifat Serdaroglu 
Doğru Parti Genel Başkanı

Acımasız, haksız davranmaktan, kıyıcı, can almaktan, işkence yapmaktan ve zulmetmekten zevk alanlara “Zalim” denir. Bunlarda Allah’tan korkmak, kuldan utanmak yoktur. Zalimler, başkalarının malına mülküne, namusuna, hukukuna ve özgürlüğüne saldırmaktan çekinmezler.
Bunlardan korkar, çekinir, “bana ne” derseniz, bilin ki geçen her gün derdiniz daha da artacaktır. Çünkü bunlar kendilerinden korkuldukça, onlara boyun eğildikçe daha da azgınlaşır.
Zalimlerden kurtulmanın yolu, onlarla anladıkları dilden konuşmaktır.
Zalimler hangi yoldan gelip egemen oldular ise, aynı yoldan bertaraf edilmelidirler. Zorla geldilerse, zorla. Demokratik yolla geldilerse, demokratik yolla gönderilmelidir.
Bu yüzden, demokrasi özgür ve cesur insanların rejimidir.
Kimse size “alın işte bunun adı demokrasidir” demez.
Eğer derlerse, zalimlerin Tunus-Libya-Mısır-Irak’a ve Suriye’ye getirdikleri gibi demokrasiniz olur. Ne kadar hak ediyorsanız, o kadar demokrasi alırsınız.
Zulüm karşısında susmak, sessiz kalmak zulme ortak olmak demektir.

Bugün ülkemizde, demokrasinin varlığının tek gerekçesi olarak sadece “Sandık” kalmıştır.
İktidar,
– gerek silahlı gruplar oluşturmakla,
– gerek devletin güvenlik güçlerini “sandıklara müdahale” için kullanmayı planlamakla,
gerek YSK’yı İktidarın “Seçim Kolu” gibi kullanmakla,

Türk Milletinin elinden bu hakkı da almak istemektedir.

  • Ülkede; Hukuk devleti, sandık-seçim güvencesi- basın özgürlüğü-Cumhuriyet değerleri kalmamıştır.

İnsanlarımız, yıllarca “Savcılık İddianamesi” yazılmadan cezaevlerinde tutuluyor.

  • Yargı tümüyle iktidarın silahı haline gelmiştir.

Suçlular, soyguncular, hırsızlar, gerçek FETÖ’cular serbest gezip, suç işlemeye devam ederken, suçsuz askeri öğrenciler, öğretmenler, memurlar, işçiler ya hapisteler ya da işinden-aşından oldular.

Kurmay Albay – General – Ordu Komutanı – Genelkurmay Başkanı rütbesine çıkabilecek, hapisteki vatan evlatlarına şimdiki Genelkurmay Başkanının sahip çıkması mümkün değildir. Kendi silah arkadaşlarının sahte delillerle suçlanıp hapse atılmasına engel olmayan Paşadan, cezaevinde hasta ve ölmek üzere olan silah arkadaşlarını hatırlaması beklenemez.

İş başa düşüyor..

Türk Milleti, kendi evlatlarına sahip çıkmalı ve onların ABD-Tarikat-Cemaat canavarlarının ellerinde çürütülmelerini engellemelidir.
Gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da duymayan zalimlere sesimizi duyurmalıyız.

Mehmet Emin Yurdakul, “Bırakın Ben Haykırayım” adlı şiirinde bakın ne diyor :

Bırak ben haykırayım,
Susarsam sen matem et.
Unutma ki şairleri (aydınları-kahramanları) haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş çocuk gibidir.

Haksızlık sonucu zulme uğrayıp, ızdırap içinde olan tek bir kalpten yükselecek bir feryada, dağlar bile karşı duramaz.
Hiçbir zalim ilelebet payidar olamaz.
Tek başımıza kalsak dahi, DOĞRU Parti olarak mücadeleye devam edeceğiz.
Bu kararımızı bugün Büyük Atatürk’ün manevi huzurunda saat 14.00’de bir kez daha haykıracağız…

Sağlık ve başarı dileklerimle.

SANKİ DEVLET KÂRHANESİ GİBİLER!

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Döngel Kârhanesi 2005 yapımı bir siyasi hiciv filmidir. Bir kasabadaki geneleve borcundan dolayı banka el koyar. Banka hortumlanıp batınca, işletmeye TMSF yani devlet el koyar. Orayı işletmek ve kâra geçirmek için bir devlet memuru gönderilir! Böylece devlet, “Döngel Kârhanesini” işletmeye başlar…

Ziraat Bankası-Vakıfbank-Halkbank isimli Kamu Bankaları, artık devlet bankası değildir. Bu üç banka adeta AKP’nin yandaşlarına karşılıksız para desteği veren, sadece AKP’lilerin girebildiği, devlet eli ile çalıştırılan “Döngel Kârhanesine” dönüşmüştür.

Sermayeleri ve varlıkları Türk Milletinin olan bu üç bankanın, AKP dönemindeki tüm Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Müdürlük kadroları, önümüzdeki dönemde yargılanacaklar ve kendileri için hazırlanacak “Özel Bankacılar Cezaevine” atılacaklardır. Bu kişiler, görevlerini kötüye kullanmışlar ve kamuyu bilerek ve planlayarak zarara uğratmışlardır.

Bu üç bankanın yöneticileri, yönettikleri bankaların zarar ettiğine aldırmadan, kendilerine yasa ile verilen görev alanlarının dışına çıkarak, AKP’den gelen emirler üzerine usulsüz krediler vermişler, tahsil edememişler ve sadece AKP yandaşı gazetelere yüklü miktarda ilan ve reklam desteği vermişlerdir.

Devlet Bankaları bu haramzadelerin babalarının malı ya, canları nasıl isterse, sahipleri ne derse istedikleri gibi dağıtırlar ya!
MHP yayın organı Türkgün’e 42 milyon 102 bin TL (Satışı 32 bin),
Bağımsız Sözcü Gazetesine SIFIR TL (Satışı 210 bin).

Avni Özgürel’in Analiz Gazetesi’ne 24 milyon 904 bin TL (Satışı bilinmiyor)
Cumhuriyet Gazetesine SIFIR TL (Satışı 25 bin)

Avni Özgürel’in diğer Gazetesi Yeni Birlik’e 20 milyon 604 bin TL (Satışı yok)
Bağımsız Korkusuz Gazetesi SIFIR TL (Satışı 54 bin 818)

AKP İktidarı ve üç devlet bankasının yöneticileri, kendilerini ne zannediyorlar?

Seçim kazanmak, iktidar olmak, devlet kaynaklarını kendi yandaşlarına peşkeş çekmek mi demek? Seçim kazanmak, vatandaşlar arasında ayrım yapabilme yetkisini almak mı demek?
Seçim kazanmak kendini Anayasa ve yasaların üzerinde görmek mi demek?

Sizler, AKP yöneticileri ve devlet bankalarının sorumluları                    ;

  • Ne utanmaz, arlanmaz insanlarsınız sizler?

Türk Milletinin malı olan bankaları, iktidarın mı sanıyorsunuz?
Bu gazete bizden deyip, milletin hakkını yoza, yobaza, hak etmeyene dağıtma hakkını kimden ve nereden alıyorsunuz?

DOĞRU Parti, Türk Milletine “Devr-i Sabık” yaratıp, suçlulardan hukuk önünde hesap soracağı sözünü verdi.

Sizler, devlet bankalarını emirle talan edenler, milletin hakkını üç-beş soysuza peşkeş çekenler, sizler önceliklisiniz. Sizler öncelikle ve ivedilikle yargılanacaksınız. Sizin de yargılanmanız halka açık olacak ve televizyonlardan canlı yayınlanacak. Bugün için yüzlerine nasıl baktığınızı bilmediğimiz, çocuklarınız ve yakınlarınız seyretsin diye…

DOĞRU Parti’ye oy veren herkes şunu iyi bilmelidir;
Bundan böyle, Türk Devletine kötülük yapanlar, makamları ne olursa olsun mutlaka hukuk önünde hesap vereceklerdir. Yapanın yanına kâr kalma, devri bitecektir. Bu aziz devlete ve millete ihanet etmeyi düşünenler, başlarına ne geleceğini önceden bilecektir…

  • Ne Mutlu Türküm Diyene ve Sözünden Dönmeyene!

Sağlık ve başarı dileklerimle, 30 Haziran 2021