DİNLE ZALİM

14 Temmuz 2021 
Rifat Serdaroglu 
Doğru Parti Genel Başkanı

Acımasız, haksız davranmaktan, kıyıcı, can almaktan, işkence yapmaktan ve zulmetmekten zevk alanlara “Zalim” denir. Bunlarda Allah’tan korkmak, kuldan utanmak yoktur. Zalimler, başkalarının malına mülküne, namusuna, hukukuna ve özgürlüğüne saldırmaktan çekinmezler.
Bunlardan korkar, çekinir, “bana ne” derseniz, bilin ki geçen her gün derdiniz daha da artacaktır. Çünkü bunlar kendilerinden korkuldukça, onlara boyun eğildikçe daha da azgınlaşır.
Zalimlerden kurtulmanın yolu, onlarla anladıkları dilden konuşmaktır.
Zalimler hangi yoldan gelip egemen oldular ise, aynı yoldan bertaraf edilmelidirler. Zorla geldilerse, zorla. Demokratik yolla geldilerse, demokratik yolla gönderilmelidir.
Bu yüzden, demokrasi özgür ve cesur insanların rejimidir.
Kimse size “alın işte bunun adı demokrasidir” demez.
Eğer derlerse, zalimlerin Tunus-Libya-Mısır-Irak’a ve Suriye’ye getirdikleri gibi demokrasiniz olur. Ne kadar hak ediyorsanız, o kadar demokrasi alırsınız.
Zulüm karşısında susmak, sessiz kalmak zulme ortak olmak demektir.

Bugün ülkemizde, demokrasinin varlığının tek gerekçesi olarak sadece “Sandık” kalmıştır.
İktidar,
– gerek silahlı gruplar oluşturmakla,
– gerek devletin güvenlik güçlerini “sandıklara müdahale” için kullanmayı planlamakla,
gerek YSK’yı İktidarın “Seçim Kolu” gibi kullanmakla,

Türk Milletinin elinden bu hakkı da almak istemektedir.

  • Ülkede; Hukuk devleti, sandık-seçim güvencesi- basın özgürlüğü-Cumhuriyet değerleri kalmamıştır.

İnsanlarımız, yıllarca “Savcılık İddianamesi” yazılmadan cezaevlerinde tutuluyor.

  • Yargı tümüyle iktidarın silahı haline gelmiştir.

Suçlular, soyguncular, hırsızlar, gerçek FETÖ’cular serbest gezip, suç işlemeye devam ederken, suçsuz askeri öğrenciler, öğretmenler, memurlar, işçiler ya hapisteler ya da işinden-aşından oldular.

Kurmay Albay – General – Ordu Komutanı – Genelkurmay Başkanı rütbesine çıkabilecek, hapisteki vatan evlatlarına şimdiki Genelkurmay Başkanının sahip çıkması mümkün değildir. Kendi silah arkadaşlarının sahte delillerle suçlanıp hapse atılmasına engel olmayan Paşadan, cezaevinde hasta ve ölmek üzere olan silah arkadaşlarını hatırlaması beklenemez.

İş başa düşüyor..

Türk Milleti, kendi evlatlarına sahip çıkmalı ve onların ABD-Tarikat-Cemaat canavarlarının ellerinde çürütülmelerini engellemelidir.
Gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da duymayan zalimlere sesimizi duyurmalıyız.

Mehmet Emin Yurdakul, “Bırakın Ben Haykırayım” adlı şiirinde bakın ne diyor :

Bırak ben haykırayım,
Susarsam sen matem et.
Unutma ki şairleri (aydınları-kahramanları) haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş çocuk gibidir.

Haksızlık sonucu zulme uğrayıp, ızdırap içinde olan tek bir kalpten yükselecek bir feryada, dağlar bile karşı duramaz.
Hiçbir zalim ilelebet payidar olamaz.
Tek başımıza kalsak dahi, DOĞRU Parti olarak mücadeleye devam edeceğiz.
Bu kararımızı bugün Büyük Atatürk’ün manevi huzurunda saat 14.00’de bir kez daha haykıracağız…

Sağlık ve başarı dileklerimle.

SANKİ DEVLET KÂRHANESİ GİBİLER!

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Döngel Kârhanesi 2005 yapımı bir siyasi hiciv filmidir. Bir kasabadaki geneleve borcundan dolayı banka el koyar. Banka hortumlanıp batınca, işletmeye TMSF yani devlet el koyar. Orayı işletmek ve kâra geçirmek için bir devlet memuru gönderilir! Böylece devlet, “Döngel Kârhanesini” işletmeye başlar…

Ziraat Bankası-Vakıfbank-Halkbank isimli Kamu Bankaları, artık devlet bankası değildir. Bu üç banka adeta AKP’nin yandaşlarına karşılıksız para desteği veren, sadece AKP’lilerin girebildiği, devlet eli ile çalıştırılan “Döngel Kârhanesine” dönüşmüştür.

Sermayeleri ve varlıkları Türk Milletinin olan bu üç bankanın, AKP dönemindeki tüm Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Müdürlük kadroları, önümüzdeki dönemde yargılanacaklar ve kendileri için hazırlanacak “Özel Bankacılar Cezaevine” atılacaklardır. Bu kişiler, görevlerini kötüye kullanmışlar ve kamuyu bilerek ve planlayarak zarara uğratmışlardır.

Bu üç bankanın yöneticileri, yönettikleri bankaların zarar ettiğine aldırmadan, kendilerine yasa ile verilen görev alanlarının dışına çıkarak, AKP’den gelen emirler üzerine usulsüz krediler vermişler, tahsil edememişler ve sadece AKP yandaşı gazetelere yüklü miktarda ilan ve reklam desteği vermişlerdir.

Devlet Bankaları bu haramzadelerin babalarının malı ya, canları nasıl isterse, sahipleri ne derse istedikleri gibi dağıtırlar ya!
MHP yayın organı Türkgün’e 42 milyon 102 bin TL (Satışı 32 bin),
Bağımsız Sözcü Gazetesine SIFIR TL (Satışı 210 bin).

Avni Özgürel’in Analiz Gazetesi’ne 24 milyon 904 bin TL (Satışı bilinmiyor)
Cumhuriyet Gazetesine SIFIR TL (Satışı 25 bin)

Avni Özgürel’in diğer Gazetesi Yeni Birlik’e 20 milyon 604 bin TL (Satışı yok)
Bağımsız Korkusuz Gazetesi SIFIR TL (Satışı 54 bin 818)

AKP İktidarı ve üç devlet bankasının yöneticileri, kendilerini ne zannediyorlar?

Seçim kazanmak, iktidar olmak, devlet kaynaklarını kendi yandaşlarına peşkeş çekmek mi demek? Seçim kazanmak, vatandaşlar arasında ayrım yapabilme yetkisini almak mı demek?
Seçim kazanmak kendini Anayasa ve yasaların üzerinde görmek mi demek?

Sizler, AKP yöneticileri ve devlet bankalarının sorumluları                    ;

  • Ne utanmaz, arlanmaz insanlarsınız sizler?

Türk Milletinin malı olan bankaları, iktidarın mı sanıyorsunuz?
Bu gazete bizden deyip, milletin hakkını yoza, yobaza, hak etmeyene dağıtma hakkını kimden ve nereden alıyorsunuz?

DOĞRU Parti, Türk Milletine “Devr-i Sabık” yaratıp, suçlulardan hukuk önünde hesap soracağı sözünü verdi.

Sizler, devlet bankalarını emirle talan edenler, milletin hakkını üç-beş soysuza peşkeş çekenler, sizler önceliklisiniz. Sizler öncelikle ve ivedilikle yargılanacaksınız. Sizin de yargılanmanız halka açık olacak ve televizyonlardan canlı yayınlanacak. Bugün için yüzlerine nasıl baktığınızı bilmediğimiz, çocuklarınız ve yakınlarınız seyretsin diye…

DOĞRU Parti’ye oy veren herkes şunu iyi bilmelidir;
Bundan böyle, Türk Devletine kötülük yapanlar, makamları ne olursa olsun mutlaka hukuk önünde hesap vereceklerdir. Yapanın yanına kâr kalma, devri bitecektir. Bu aziz devlete ve millete ihanet etmeyi düşünenler, başlarına ne geleceğini önceden bilecektir…

  • Ne Mutlu Türküm Diyene ve Sözünden Dönmeyene!

Sağlık ve başarı dileklerimle, 30 Haziran 2021

HIRSIZDAN ÇALMAK!

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Silahlı hırsız çetesi bankaya baskın yapar. Çete Reisi bağırır; “Yere yatın ve kıpırdamayın. Çalacağımız para sizin değil. Başkasının parası için ölmeyin.”
Çete paraları toplar ve kaçar. Banka Müdürü, yardımcısının kulağına fısıldar; “Bana bak, akıllı ol. Hırsızlar arka odadaki kasayı görmedi, esas para orda. Polisler gelmeden, arka kapıdan kasayı boşalt!”
Ertesi gün Hırsız Çetesi Reisi televizyonda şu haberi duyar; “Hırsızlar bankayı 23 milyon lira soydular!”
Reis; “Ulan aldığımız para 3 milyon lira! Vay anasına, bizi de soydular…”

Ülkemiz artık ilkesiz, kuralsız, gerçeklerden ve ahlaktan kopmuş, bir yönetim ile onun gözleri doymayan memurları tarafından yönetiliyor!

Bu arada yukarıdaki gibi ilginç olaylar yaşıyoruz!
Adının baş harfleriyle uyumlu SBK (SABIKA) adlı kişi, ABD’yi dolandırıp ülkemize geldi. Kısa sürede, Cumhurbaşkanından – Bakanlara, Yargıtay üyelerinden – Savcılara, Emniyet Müdürlerinden -Valilere kadar çok sayıda kişi tarafından saygıyla karşılandı!

Adam tam “Ohh be şimdi kendimi garantiye aldım” dediği anda, yukarıdaki Banka Müdürü kılıklı “Yerli ve Milli” Saray akbabaları, öyle bir saldırdılar ki, SABIKA kurtuluşu yurt dışına kaçmakta buldu!

Eski Türkiye’de babalar akşam eve gelen oğullarına “Nasıl kazandın, oğlum” derlerdi.
AKP Türkiye’sinde ise “Ne kadar kazandın” diye sorar oldular?
Yani kazan da nasıl kazanırsan kazan! Erdoğan’ın dediği gibi; “Kazan-Kazan!”

Ne ara bu hale geldik, hiç düşündünüz mü?
2002’de 10 yaşında olan bir çocuk, bugün çoluk-çocuk sahibi biri oldu.

  • 20 yıldır gençlik, Erdoğan’dan başka Başbakan-Cumhurbaşkanı görmedi.

(Huber Apo var ama fark etmez, O da aynı)

O Erdoğan, elindeki nişan yüzüğünü göstererek Türk Milletine şöyle diyordu :

  • “Şu gördüğünüz yüzük var ya, işte tüm servetim budur.
  • Eğer bir gün çok zengin olduğumu görürseniz bilin ki haram yemişim!”

Avrupa basını kezlerce yazdı;

“Erdoğan, dünyanın en zengin 8 siyasetçisinden biridir!”

  • Avrupa basını; “Binali Yıldırım’ın 26 milyar Dolar serveti var!”

Aynı Erdoğan Türk Milletine şunu söylüyordu :

  • Eyy Türk Milleti, zengin neden zengin, fakir neden fakir bilir misiniz?
  • Ben size söyleyeyim. Fakir, çalmasını bilmediği için fakirdir!”

Devam ediyordu Erdoğan;

  • “Hırsızlık evlattan babaya değil, babadan evlada geçer!”

AKP döneminde çok sayıda Başbakan, Bakan, Milletvekili çocuklarının hırsızlıklarını, dolandırıcılıklarını, mala çökmelerini gördük. Sormak hakkımız değil mi?

  • Bu Bakan – Milletvekili veletleri, hırsızlığı babalarından mı öğrendiler?

20 senedir genç insanlar, bu rezillikleri, bu ahlaksızlıkları göre göre büyüdüler.
İnsanlar izliyorlar, daha düne dek normal bir yaşam süren AKP’li komşularının, karı-koca son model ciplere bindiklerini, yalılara taşındıklarını gördüler!

İşte o andan başlayarak çürüme toplumun büyük bir kesimini sarmaya başladı.
Bunları görerek büyüyen genç; “Demek ki siyaset yol bulmak için yapılan bir iş imiş” diye düşünmeye başladı!

Bunun bir adım ötesi toplum ilk kez “Çalıyorlar ama çalışıyorlar yahu” veya
Hiç olmazsa bunlar besmele ile çalıyorlar” noktasına geldi!
Böyle çirkin duygunun topluma yayılması, taraftar bulması çok tehlikelidir.

Azizi Türk Milleti;
Siyaset, hizmet etmek demektir. Dürüstlük, mertlik ve hesap verebilmek sanatıdır.
Bu iş, dürüst namuslu, bilgili, cesur sanatkarlar tarafından yapılmalıdır.
Kimse şunu unutmamalıdır :
Haramın, helal cüzdanı olmaz. Haram yiyen sonucuna katlanacaktır. Hem pozitif hukukta, hem de ilahi hukukta!

Bugün yaşanan hırsızlıkların, soygunların, rüşvetlerin hesabı DOĞRU Parti tarafından
Devr-i Sabık yaratılarak, hukuk önünde mutlaka sorulacaktır.

Kim Türk Hazinesinden kör kuruş yediyse, hukuk yoluyla o el kırılacaktır…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 22 Haziran 2021

MAFYA MASASINDA MEZE OLMAK!

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Binali Yıldırım ve Nükhet Hotar;
İkisi de çakma İzmirli, ikisi de AKP’li! Biri Erzincan’dan, diğeri Malatya’dan gelmişler. Hoş gelmişler ama, İzmir’e vermeye değil, İzmir’den almaya gelmişler. Milletvekili-Genel Başkan Yardımcısı-Genel Başkan-Bakan-Başbakan-TBMM Başkanı gibi çok önemli makamlarda bulundular!

Bugün ikisi de, mafya babalarının ciddi suçlamaları ile karşı karşıyalar.
Binali Bey, hesabını veremediği yurtdışı mal varlığı ve gemi filolarıyla tüm Avrupa basınının ve Hollanda Hükümetinin radarında! Sedat Peker’in iddiası ise, Binali Bey’in oğlu Erkam Yıldırım’ın, Venezuela-Kolombiya orjinli uyuşturucu trafiğini yönettiği yönünde…

Nükhet Hanım ise, yine mafya babalarından ve şu an Arjantin’de bulunan Serkan Kurtuluş tarafından suçlanıyor! İddia şu; Nükhet Hotar’ın Başkanlığında, Serkan Kurtuluş’un, İzmir Emniyet yetkililerinin, Adliye yetkililerin, AKP İL Başkan Vekili Ahmet Kurtulmuş’un (öldürüldü) olduğu grubun, İzmir ve Ege Bölgesinde “FETÖ Borsası” kurarak, insanları para karşılığı cezaevinden tahliye ettirmek!

Gördüğünüz gibi, iddialarda bulunanlar “Ağır Abiler”, suçlananlar “Çok Ağır Abi ve Ağır Abla”, suçlamalar ise çok ağır! Bu suçlamalara dokunan yanar! Ayrıca bu ikilinin, İzmir’in bazı önemli iş insanlarıyla da, tamamen duygusal ilişkileri olduğu biliniyor! Elbette ki bu iddialar araştırılacak ve gerçekler gün yüzüne çıkarılacaktır.
AKP döneminde olmazsa, genel seçimden hemen sonra yargı çalıştırılacaktır.

Yargı mensuplarına destek olmak amacıyla bazı önerilerimiz olacak;
Binali Bey’in oğlu ile ilgili iddiaların açığa çıkmasıyla ilgili olarak;
“Son BEŞ yılda, Venezuela-Kolombiya gibi uyuşturucu üreten ülkelerden gelen tüm gemileri ve sahiplerini, yüklerini, hangi limana yanaştıklarını, o limanlarda görevli emniyet ve gümrük müdürlerinin, görevli vali yardımcılarının mal varlıkları tespit edilmelidir. Çözümü kolaylaştıracaktır. İddiada bulunanlar, C. Savcıları tarafından dinlenmeli ve gerekiyorsa
“Gizli Tanık” yapılmalıdır. (Bu konuda, bilgi-belge toplama çalışmamız devam etmektedir)

Nükhet Hotar’la ilgili iddiaların doğru olup olmadığını anlamak çok daha kolay olacaktır.
Çünkü, İzmir’de ve Ege’de malına-parasına, fabrikasına-arazilerine, benzin istasyonlarına el konulan kişileri bizler biliyoruz. Hukukçu arkadaşlarımız bunlarla görüşüyor. Tek Adam dönemi bitip, yeniden Hukuk Devleti olduğumuzda bu belgeler de Türk Yargısına verilecektir…

Siyaset başlı başına zor bir iştir. Hele Türkiye’de ve dürüst olarak siyaset yapabilmek çok daha zordur. Ama, Vatanı satanlarla mücadele etmek de kişiyi ayakta tutuyor.
Bugün Sakarya Asliye Ceza Mahkemesi bizi 11 ay 20 gün hapse mahkum etti.
Gerekçe CB’na hakaret imiş! Ne demişiz?
“Siz BOP Eşbaşkanı değil misiniz? Siz bu projeyi desteklemediniz mi? Irak’ta-Suriye’de-Libya’da olan ölümlerden sorumlu değil misiniz? Binali Bey’in gemileri her yerde dolaşıyor. Ne taşıyor bunlar?”

Sonuç, 11 ay 20 gün hapis!

Eyy Türk Yargısı! Adaletinle bin yaşa iyi mi?
Devleti soyanlar dışarda, Laik Cumhuriyeti yıkanlar dışarda, mafya babalarının masasında meze olmuş Bakanlar-Genel Başkan Yardımcıları dışarda, ATATÜRK’e hakaret edenler soruşturulmuyor bile, El-Kaideye silah gönderenler, insanlarımızı öldürenler dışarda, Serdaroğlu’na hapis!
Vız gelir, tırıs gider. Tüm bu hukuksuzlukların hesabını mutlaka gram-gram soracağız.

Bademler ve onların yargıdaki tetikçileri şunu iyi bilsinler;
Bizler çığ gibiyiz, düşerken büyürüz. Hainler kartopu gibiler. Güneş DOĞRU yerden doğduğunda eriyip gidecekler…

Ne Mutlu Türküm, Atatürkçüyüm Diyene ve Sözünden Dönmeyene…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 02 Haziran 2021

ŞİMDİ YANDIN SOYLU!

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

CB Erdoğan ömrü hayatında iki satır yazı yazmamış, yeterince okumamış biridir. Gerek konuşmalarından, gerekse tavırlarından net olarak anlaşılır bu durum. Fakat CB Erdoğan ve konuşmalarını yazanlar, her araya bir dörtlük yerleştirmeye bayılırlar! Son Grup toplantısında da, bir dörtlük okudu;

Beden ölür, çürür, cana bakın siz
Kim kiminle yürür, ona bakın siz,
Bırakın dönsün dolaplar
Haktan, hakikatten yana bakın siz!

Haydi o zaman hakikate beraberce bakalım; AKP’yi 4 kişi kurdu, Erdoğan-Gül-Şener-Arınç. Erdoğan, bunlar benim kader arkadaşlarım dedi ve hepsinin yanında duracağını söyledi! Erdoğan, kurucu 3 arkadaşını “yanlarında durarak” terk etti!

Erdoğan 11 yıl, CIA elemanı FETÖ ile devleti birlikte yönetti. FETÖ’yu “Gök ne verdi de, yer kabul etmedi” diyerek ulu bir kişi imiş gibi yüceltti. Ne zaman ki paylaşımda anlaşamayınca, kavga başladı. FETÖ, Haşhaşin-Katil-Hırsız-Vatan Haini ilan edildi. Ortağı Erdoğan, devletin tepesine çıktı!

Erdoğan, “Çözüm Süreci” dediği ihanet sürecinde “Mandela” rolüne soyunup Nobel Ödülü kazanmak istedi. PKK Lideri Apo’yu Türk Devletinin muhatabı haline getirdi. Habur rezaletini yaşattı. Valilere, “PKK’lı katillere dokunmayın” emrini vererek, şehirlerimizde hendek açma, tünel kazma, kendi mahkemelerini kurma, yol keser, haraç alır, şehitlik (!) açar hale getirdi ve çok sayıda can kaybına sebep oldu! Sonunda Erdoğan, ayakları altına aldığını söylediği milliyetçiliğe sarıldı.

Reza Zarrab denen İranlı dolandırıcı, Erdoğan’ın Bakanlarını dolar-avro manyağı yaptı. Devlet Bankası suça itildi. Bankanın bağlı olduğu Babacan ve Erdoğan bu olayları nedense göremediler! Zencani’nin “Reza Zarrab eliyle

  • Türkiye’de 8,5 milyar Dolar rüşvet dağıttım”

dediği paranın 500 milyon dolarının Bakanlara gittiği, 8 milyar Doların ise nereye gittiği bulunamadı! Rüşvetçi dolandırıcı Zarrab, haram para ile satın alınmış Aile televizyonuna çıkartıldı. Vatansever, Hayırsever (!), Cari açığımızın %15’ini kapatan kahraman ilan edildi. Karun Numan bu dolandırıcıya plaket verdi. Reza, FETÖ gibi ABD’ye sığındı. ABD’nin dostları arasına yazıldı. Erdoğan ise, rüşvetçi Bakanlarını hapisten çıkarttı, çöp torbası gibi kapının önüne koydu ve BOP Eşbaşkanlığı görevine devam etti, hala da ediyor!

AKP-FETÖ-CIA organizasyonu ile, Deniz Baykal ve MHP Genel Başkan Yardımcılarının kasetleri yayınlandı. Baykal görevini bıraktı, hastalandı. MHP’liler görevlerinden istifa etti. Bu yapılan özel hayata saldırıdır diyenlere Erdoğan şöyle bağırdı; “Ne özeli yahu, genel bunlar genel…” Erdoğan yükselmeye devam etti. Daha da yükseğe çıksın diye MHP Genel Başkanı kumpasa uğrayan arkadaşlarını unutarak, Erdoğan’ı omuzlarına aldı!

Anladığımız kadarıyla, Yunan Gazetelerine düşmüş bir skandalın gerçeği de yakında açıklanacak. O zaman Türk Milleti, “Ne özeli yahu, genel bu genel” diyebilecek mi?

Anladın mı Soylu Süleyman? Çok yakında seni de kapının önüne koyup, Peker-Çakıcı-Sarallar önüne bırakacaklar! İnsanın ederi, kendine verdiği değer kadardır Süleyman! Çok kısa bir zaman önce ağır hakaret ettiğin en aşağılık cürümlerle suçladığın kişiler şimdi seni yapayalnız bırakacaklar. Ama endişelenme! DOĞRU Parti seni Türk Yargısına emanet edip, yalnızlığına “Medrese-i Yusufiye’de son verecektir!

Değerli Okurlar;

Bugün izledikleriniz, hayretler içinde dinlediğiniz olayları ve AKP gerçeklerini yıllardır Türk Kamuoyuna anlatmaya çalıştım. Bırakın inandırmayı, en yakın dostlarım bile “Yahu Serdaroğlu, sen de çok ağır yazıyorsun. Bak mahkemelerde sürünüyorsun. Yazma artık, bak bizler para kazanıyoruz, istikrar var, dur artık” diye akıl vermeye kalktılar.

  • Yıllardır AKP’nin bir organize suç örgütü gibi çalıştığını yazdım, kimse inanmadı.

Alın şimdi o istikrarı, kazanın bakalım paraları, kazanabiliyorsanız! Ağrıma giden şey bize inanmayanların, öldürdüğü kişilerin sayısını dahi bilmediğini kendi söyleyen bir suç makinasına itibar edilmesidir. Bugün, çok insanın bildikleri tekrar ediliyor. Biz DOĞRU Partiyi kurarken, boşuna “Bu partiye Çiller-Ağar-Soylu gibiler asla giremez” demedik. Şimdi başta muhalefet partileri ve halkımız, dizi seyreder gibi ne kadar çürüdüğümüzü seyrediyor.

Çare gösteren var mı? “Ben bu soysuz düzeni bitiririm. Devri sabık yaratıp, hesap sorarım” diyen var mı? Sadece DOĞRU Parti var. AKP’liler bu rezilliklerden, kasetlerden utanmaz.

  • CB Erdoğan, parti liderlerini açıkça tehdit etmekten utanmıyor, utanmaz!

Nasıl ki adi bir hırsız çalmaktan utanmazsa, AKP’liler de yolsuzluklarının ortaya çıkmasından utanmaz. Olaylar konuşulur, sonra unutulur gider. Ne gibi? 17/25 gibi. 17/25 Aralık’ta, duvar saatini 17’yi 25 geçe durduran çakma milliyetçilerin koşarak saraya gittiklerinin unutulduğu gibi. Ah Püskevitçi ah!

Sözün özü şudur :
Biz, bu suç örgütünün köküne hukuk yoluyla kibrit suyu dökeceğiz. Kimse destek vermese bile, bunu başaracağız. Biraz zaman alacak. Destek verin, katılın Kuvayı Milliyeci vatanseverlerin arasına, daha çabuk gönderelim, bu seccademize dadanmış şeytanları…

27 Mayıs 1960!
61 yıl önce rahmetli babamızı götürmüşlerdi, 6 yıl sonra kavuşmuştuk. El verin, tüm anti-demokratik uygulamaları, bölünmüşlüğü, fakirliği berberce, kadınlarınız ve gençlerimizle ortadan kaldıralım. Birlikte Atamızın huzuruna başımız dik gidelim. Takdir sizindir.

DOĞRU Partililer olarak; Sadece Allah’a kulluk etmeye, Kalu Belâ’da ikrarımız var. Üç günlük ömür için bu dünyada, kula kulluk etmemek kararımız var.

Ne Mutlu Türküm Diyene ve Sözünden Dönmeyenlere…
(Kalu Belâ =  Kıyamet gününde ruhların Allah ile buluştukları an)

Sağlık ve başarı dileklerimle, 27 Mayıs 2021