TÜRKİYE’NİN GELDİĞİ NOKTANIN GERİSİNDE YATAN NEDENLER

TÜRKİYE’NİN GELDİĞİ NOKTANIN GERİSİNDE YATAN NEDENLER

Celal Topkan
XX nci Dönem CHP Adıyaman Milletvekili

Toplum ve siyaset bilimi: Kurumlar, kuruluşlar, siyasal partiler, devletler yanlışlar yapabilirler. Başarısız olabilirler. Yapılması gereken,

Yanlışlarla yüzleşmektir. “Gözlem ve deney” yapılarak, “neden – sonuç” ilişkisi kurularak yapılan yanlışların sorgulanmaktır.
Bir daha aynı yanlışları yapılmamanın yollarını aramaktır.
Yapılanma ve işleyişte, yenilenme ve değişime gitmektir diyor.
Aksi halde yanlışlar yapılması ve başarısızlık devam eder diyor.

Tarihsel süreç içinde, yanlışı ve başarısızlığı ile yüzleşen, gözlem ve deney” yaparak “neden -sonuç” ilişkisi kurarak yanlışlarını ve başarısızlığını sorgulayan,

Yapılanma ve işleyişinde, aklın ve bilimin öngörüsünde yenilenme ve değişime giden, kurumlar, kuruluşlar, devletler, başarılı olmuşlardır.

Buna karşın, gözlem ve deney” yaparak “neden – sonuç” ilişkisi kurarak yanlışlarını sorgulamayan, yapılanma ve işleyişinde yenilenme ve değişime gitmeyen, kurumlar, kuruluşlar, siyasal partiler, devletler sürekli başarısız olmuşlardır.

Siyasal Tarih, bunun sayısız örnekleri ile doludur.
***
Atatürk’ün, kurgulayıp planladığı, 20. Yüzyılın en büyük yenilik, değişim ve dönüşüm tasarımı (projesi) olan halk egemenliğine dayanan laik – demokratik – sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün yönetiminde, 29 Ekim 1923 tarihinde, aklın ve bilimin öngörüsüyle kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk, ömrünü halkına adadı. Dil, din, ırk, renk, mezhep ve cinsiyet ayırımı yapmadan, halkını yüceltmek için her şeyi yaptı.

Atatürk’ün yönetiminde devrimleri yapıldı..

  • Devrimlerle, insanı merkez alan, insana önem ve değer veren, insanın yüceltilmesini hedefleyen, toplumsal, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel değişim ve dönüşümler yaşama geçirildi.

1938 yılına gelindiğinde Türkiye Cumhuriyeti, dünyada aklın ve bilimin öngörüsünde yönetilen, medeni, çağdaş ve uygar devletleri arasında, onurlu ve saygın yerini aldı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin aklın – bilimin öngörüsünde planlayan, kuran ve örgütleyen Atatürk, kendisinden sonra, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetecek olanlara aklı ve bilimi tinsel kalıt (manevi miras) olarak bıraktı. Türkiye Cumhuriyeti’ni, aklın ve bilimin öngörüsünde yönetmelerini istedi.

Doğulusu ile Batılısı ile dünyanın önde gelen tarihçileri, toplum bilimcileri, siyaset ve sosyal bilimcileri, üniversitelerin araştırma kuruluşları, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün liderliğini örnek gösterdiler. Atatürk’ün kurgulayıp planladığı, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin örnek alınacak ve örnek gösterilecek sistem ve model olduğunu ilan ettiler.

Nitekim, emperyalist ülkelerin işgali, baskısı ve sömürüsü altında yaşayan ülkeler, Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşında ortaya koyduğu liderliği, yaptıklarını ve başarılarını örnek aldılar. Onlar da, emperyalist işgal güçlerine karşı bağımsızlık savaşı başlattılar. Ülkelerini bağımsızlığa kavuşturdular. Ülkelerinde benzer değişim ve dönüşümler yaptılar.

Atatürk’ten sonra, 1938-2002 arasında, Türkiye Cumhuriyeti, O’nun miras bıraktığı, bilimsel akılcılık ekseninde yönetilmedi. Türkiye Cumhuriyeti, üzerine oturduğu coğrafyasının kendisine sunduğu, tarihsel ve kültürel zenginliklere, yeraltı ve yer üstü varlığına, genç ve dinamik insan gücü potansiyeline karşın gelişemedi, kalkınamadı ve varsıllaşamadı (zenginleşemedi). Toplumsal erinç (huzur) ve barışa kavuşamadı.

Fakat, 1938-2002 arasında yapılan seçimlerde İktidara gelen, Devleti yöneten partiler ve muhalefet partileri, yanlışlarıyla yüzleşmediler. Gözlem ve deney” yaparak “neden – sonuç” ilişkisi kurarak yanlışlarını sorgulamadılar. Yapılanma ve işleyişlerinde yenilenme ve değişime gitmediler. Öte yandan toplumdan da bu yönde bir istem (talep) gelmedi.

Siyasetin bu yapılanma ve işleyişinin ülkeye ve halka bedeli çok ağır oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni din kurallarına göre yeniden yapılandıracağını söyleyerek siyaset yapan Milli Görüş öğretisi ile yetişenlerin kurdukları AKP, Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin kötü yönetilmesini ve başarısızlığını, iktidar fırsatına dönüştürdü.

3 Kasım 2002 seçimlerinde Yoksulluğa, Yolsuzluğa ve Yasaklara son sözü verdi. Bu seçimlerde AKP, tek başına iktidara geldi.

  • Türkiye Cumhuriyeti 18+ yıldır AKP tarafından yönetiliyor.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın söyledikleriyle yaptıkları aynı olmadı.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın yönetiminde:

Atatürk’ü yok etme, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruluş ilkelerinden ve felsefesinden koparma, çalışması başlatıldı. Türkiye Cumhuriyeti, büyük oranda din kurallarına göre yapılandırıldı.

Türkiye zenginleşemedi. Halkın aş ve sorunu çözülmedi. Ekonomi çöktü. Yüz binlerce çalışan işini yitirdi. Üniversite bitiren gençler iş bulamıyorlar; bu kesimde işsizlik çok yüksek ve 1/4!

Toplum ayrıştırıldı ve bölündü. Ülkede barış ve huzur, iyice bozuldu. Türkiye komşu ülkeler başta olmak üzere dünya ile kavga etmeye başladı. Türkiye’nin dünyada, dostu olan ülke neredeyse kalmadı.

Bu çarpık – çelişkili – tutarsız, anti-demokratik ve çağdışı, dinci = din sömürüsü temelli….
ilkel politika demeti artık sürdürülebilir değil.

  • 21. yy’ın şafağında Türkiye tıkanmış, AKP = RTE de kendisini bütünüyle tüketmiştir..
  • Bedel çok ağırdır ana onarım / restorasyon mutlaka ve hızla başarılacaktır.

Dr. M. Hüsnü Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

Dr. M. Hüsnü Bozkurt:

Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

29 Kasım 2020, TUM-HABERLER.COM
Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

CHP eski Konya Milletvekili Dr. Hüsnü Bozkurt‘un bir bildiri ile Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan adayı olduğunu açıklaması hem ADD şubelerinde ve hem de kamuoyunda heyecan yarattı. Biz de bu heyecanı kaynağından okurumuza yansıtmak istedik. TUM-HABERLER.COM’un sorularına içtenlikle yanıt verdiği için Dr. Hüsnü Bozkurt’a teşekkür ediyoruz.

TUM-HABERLER.COM: ADD Genel Başkanlığına aday olmaya nasıl karar verdiniz?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Ülkemizde bir faninin ulaşabileceği en yüce makamlardan, taşıyabileceği en büyük sorumluluklardan biri olarak gördüğüm Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanlığı’na aday olma kararını yaklaşık 1 yıl süren görüşmeler sonunda verdim. 1992-1996 yılları arasında yürüttüğüm SSK Konya Hastanesi Başhekimliği görevim sırasında, dönemin ADD GB merhum Suphi Gürsoytrak’ın isteği üzerine ADD Konya Şubesinin kuruluşuna katkı sunmuş, ancak kamu görevim nedeniyle yönetimde görev alamamıştım.

    Sonraki yıllarda da gerek kamu görevim, gerek siyasi çalışmalarım nedeniyle sade üye olarak hizmet verdim. İlk olarak 1 yıl önce, böyle bir talebim ve arayışım yok iken, çok saygı duyduğum bazı dostlar tarafından yapılan bu teklif, araya korona süreci girince sürüncemede kalmıştı. 3 ay önce Konya’ ya kadar gelen bazı değerli ADD üye ve yöneticilerince yinelenen bu öneri; deneyim, görüş ve emeklerine çok değer verdiğim kimi ADD büyükleri ve hatırı sayılır sayıda şube yöneticilerimiz tarafından da ısrarla desteklenince kararım kesinleşti.

Böylelikle; ÇAĞRIMIZDIR başlığı ile ADD örgütlerimiz ve kamuoyu ile paylaştığımız görüş ve düşüncelerle, belirttiğimiz hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için arkadaşlarımızla yola çıkmış olduk.

TUM-HABERLER.COM: ADD kuruluş kadrosunu ve ilan edilen amaçlarını göz önüne aldığımızda, sizce bugün görevini yerine getirebiliyor mu?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: “ÇAĞRIMIZDIR” duyurumuzda da belirttiğimiz üzere ADD; batı emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerinin Atatürk ve Kemalizm (Atatürk ideolojisi)’e 100 yıldır sürdürdükleri saldırıların daha da yoğunlaşacağını gören Prof. Dr. Muammer Aksoy ve 49 Cumhuriyet Aydını tarafından 1989 yılında kurulmuş, dünyanın en büyük Demokratik Kitle Örgütlerinden biridir.

ADD’nin kuruluş amacı ve görevi, Atatürk’ün GENÇLİĞE HİTABE’sinde belirlenmiştir:

  • “TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEK!” 

ADD’nin son 18 yılın Türkiye’sinde; hemen bütün siyasi, sendikal ve toplumsal örgütlerle birlikte ne beter bir baskı ortamında çalışmak zorunda kaldığı ortadadır. Halen yaşamakta olduğumuz koronavirüs salgınının ortamı daha zorlaştırdığı da malumdur. Ama “Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifemizin” Atatürkçü Düşünceyi ülkemizin her yerinde yükseltmek, ulusumuzu gidişatın vehameti konusunda uyarmak olduğunu unutamayız. Yapmak zorunda olduğumuzu yapmalıyız, yapacağız.

TUM-HABERLER.COM: Özellikle de son yıllarda, ABD ve Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye yönelik yaptırım ve tehditvari açıklamalara karşı, millî bağımsızlığı ana ekseni olarak belirleyen Atatürkçü düşünceyi fikirde ve eylemde temsil eden ADD’nin tepkisi ya cılız kaldı ya da kamuoyu ilgi göstermedi. Siz Başkan seçildiğinizde, Atatürkçü düşüncenin toplumsal olaylarda temsiliyetinde ADD’nin daha aktif rol alacağını bekleyebilir miyiz? ADD Genel Başkanı seçilmeniz durumunda, nasıl bir yönetim ve çalışma projeniz var? ADD Başkanı olarak, şimdiden hazırladığınız projeleriniz var mı?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Bölgemiz ve ülkemize ilişkin planlarını bildiğimiz Batı Emperyalizmi ile yerli işbirlikçileri (dahili ve harici bedhahlar) 100 yıl önce Sevr ile yapmak isteyip, Atatürk ve Kuvayı Milliye’ye yenilerek DENİZE DÖKÜLDÜKLERİNDEN başaramadıklarını, bugün BOP ile gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

    ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ın daha 2003’te Kuzey Afrika’dan Çin Seddi’ne 22 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini değiştireceklerini söyleyerek devletimizi yönetenlerin önüne koyduğu BOP haritasının ülkemizi nasıl paramparça etmeyi amaçladığı bilinmektedir. BOP süreci, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Mehmetçiğin (Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’nin) kafasına ÇUVAL geçirilmesiyle başlatıldı.

2007’den itibaren Ergenekon, Balyoz vd. kumpas davaları ile Ordumuzun Kemalist kadrolarının tasfiyesi ile sürdürüldü.

12 Eylül 2010 Referandumu ile Yargının ele geçirilmesiyle şahlandı.

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi ardından 16 Nisan 2017’de 97 yıllık rejimimiz değiştirildi ve G. Fuller’in 2006 raporunda işaret ettiği Başkanlık Sistemine (hem de Türk Tipi denilerek!) geçildi. CB’lığı Hükümet Sistemi adı verilen bu yeni (ama aslında hayli eski) SARAY DÜZENİ’nin 2 yılın sonunda DEVLET aygıtını ne hale getirdiği, ekonomiden eğitime, sağlıktan dış politikaya ülkemizi ne duruma düşürdüğü ortada.

Sn. CB bile “Yargıda, ekonomide, demokraside reform seferberliği başlatıyoruz” dediğine göre!!!

Yani Türkiye 2003’ten beri ne yaşamışsa AKP iktidarı yönetiminde yaşadı ve bu süreçte BOP da adım adım yürüdü, yürüyor. Ülkemiz emperyalistlerce 1918’de olduğu gibi bugün de SİYASETSİZLEŞTİRİLMEYE ve ardından DEVLETSİZLEŞTİRİLMEYE çalışılıyor.

– TBMM işlevsizleşmiş,
– Siyasi Partiler etkinliklerini yitirmiş,
– ideolojiler silinmiş,
– Kuvvetler Ayrılığı yok edilmiş,
– tarım – hayvancılık bitirilmiş,
– bütün sınai üretim araçları elden çıkarılmış,
– borçlar gırtlağı aşmış ve

  • koca ülke TEK ADAM iradesine teslim olmuş durumda.

Bu DİNCİ-FAŞİST baskı ortamında Atatürk’ün deyişiyle “YENİ BİR TARZ-I SİYASET” üretmek ya yeni bir yol bulmak ya da yeni bir yol açmak zorundayız. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye kadar yürüttüğü KONGRELER DÖNEMİ’nde “Milletin azim ve kararını“ harekete geçirmek için yaptığını yaparak, bölge bölge, il il milletimize gitmeli, KEMALİZM’in ve DEVRİMCİ CUMHURİYET’in tam da şimdi tek ÇIKIŞ YOLU olduğunu anlatmalıyız.

ADD hiçbir siyasi partinin yancısı, arka bahçesi ya da hiçbir siyasi veya bürokratik makamın sıçrama tahtası olmayacak kadar BÜYÜKTÜR.

ADD bütünleşerek, büyüyerek ülke siyasetine yön verecek, yol gösterecek bir fikir ve eylem birliğini muhakkak sağlamalıdır.

ADD günümüzün Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olmalıdır.

Ulusumuzun büyük çoğunluğunun bu çabaya omuz vereceğine yürekten inanıyoruz. Bu amaçla yola çıktık. Yolumuz açık olsun!

TUM-HABERLER.COM: Çok teşekkür ederiz.

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)
==========================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. M. Hüsnü Bozkurt’un kamuoyuna açıkladığı “ÇAĞRIMIZDIR” metnini daha önce web sitemizde yayınlamıştık. Okumak için lütfen tıklayınız :

Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT’tan çağrı – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Dr. Ahmet SALTIK

ÇARŞAMBA İĞNELERİ -18 Kasım 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ -18 Kasım 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ONURUMUZ

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Türkiye’de yalnızca “Konstantinopolis Ekümenik Patriği” ile görüşmesi programlandı ve uygulandı.

“Bu sıfatı taşıyan bir kişi ve bu adda bir yer yoktur” diyerek bu küstahı yurda sokmayacak onurlu devlet adamı aradım…

ZAMANLAMA

RTE, 10 Kasım’da Anıtkabir defterine Atatürk’ü yok sayıp “Mustafa Kemal” yazdı.

Seçime daha çok var ya…

YARGI

Adalet Bakanı Gül, ”Yargı, AKP’nin değil, ülkemizin yargısı”

Kih, kih, kih…

YARGIMIZ

Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesi, 72 yaşındaki kadını boğazını keserek öldürüp hırsızlık yapan müebbet hapis cezalısı iki katil için tahliye kararı verdi.

Bakan Gül’e soru:

Ülkemizin yargısı bu mu?…

ZOR

RTE, “Ekonomide zorluklarımız ve sıkıntılarımız elbette var”

Daha geçen hafta dünyanın en iyisi idik, büyüyorduk.

Gerçek acı ama söyletmede inatçıdır…

REFORM

Ülkenin kötü gidişini kabul etmek zorunda kalan RTE ekonomide ve hukukta reformdan söz eder oldu. Adalet Bakanı Hz. Ömer kesildi.

18 yıl içine et, temizleme gösterisinin adı reform olsun. Yerlerse…

ACI

RTE, ekonomideki kötü gidişi durdurmak için devlet ve milletçe acı reçeteye katlanabileceğimizi söyledi.

Vatandaş zaten tatlıyı görmedi ki! Tatlı yiyen yandaş-eş-dostta denensin inanalım…

KADI

15 Temmuz Hakkaniyet Ocakları Derneği, 15 Temmuz’dan sonra, yardım paralarının dağıtılması amacıyla KHK ile kurulan Türkiye Şehit Yakınları Gazileri Dayanışma Vakfı’nın mütevelli heyetinde yer alan isimlerin geçmişte FETÖ ile ilişkilerini anlatan bir açıklama yaptı. Vakfı RTE’ye şikayet etti.

Gazilere eski bir deyişi anımsatalım; “Anamı belleyen kadı, kimi kime şikayet edeyim?”

MÜDAHİL

Damat Bakan görevde iken, Bakanlık avukatı şike davasında Aziz Yıldırım ve arkadaşlarını suçlu olduğu, devleti zarara uğrattıkları gerekçesi ile müdahillik isteminde bulunmuş. Mahkeme reddetmiş.

Bir de, “ FETÖ’nün siyasi ayağı yok” demezler mi…

BİRŞEY

AKP Genel Başkan Yardımcısı, Seçim İşleri Başkanı ve Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz koronavirüs testinin pozitif çıktığını sosyal medya hesabından açıkladı.

Hiçbir şey bulaşmamış olsa bile bir şey bulaşmış…

GEZİ

Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, ”Hulusi Akar’la gezmeye bile gitmem” dediği için hapis cezası aldı.

Gitmeye zorunlu muyuz?…

ÇIĞ

VP Gen. Bşk. Doğu Perinçek Ankara İl Kurultayı’nda partisinin çığ gibi büyüdüğünü söyledi.

Ayrılan ve katılan üye sayılarını açıklasalar da çığ altında kalmaktan korunsak…

Tarihten silinmek istenen bir milletin öcü

Tarihten silinmek istenen bir milletin öcü

Atatürk’te Cumhuriyet ve devrim fikri bir gecede oluşmadı kuşkusuz. Emperyalist Batı’nın dayattığı Sevr’i reddederek, onlara Lozan’ı kabul ettirdi ve ulusal ve çağdaş bir devlet kurdu. Adına “Cumhuriyet” dedi.

Tarihten silinmek istenen bir milletin öcü

Bu tarihi dönemeci ve başardığı bu devrimi, 9 Mart 1935’te şöyle özetledi:
  • “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, ondan sonra içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler. İşte Türk genel devriminin en kısa tarifi.”
Bu sözlerinden yıllar önce, henüz 26 yaşında genç bir kurmay yüzbaşı iken 1907 yılında Selanik’te Bulgar Türkoloğu Manolof’a da ifade etmişti:
  • “Düşündüklerim demagoji ürünü değildir. Saltanat yıkılmalıdır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılmalı, kadın ve erkek arasındaki ayrımlar silinerek Batı uygarlığına aktarılmalıyız. Latin kökenli bir alfabe seçilmeli, kılık kıyafetimize kadar her şeyimizle Batılılara uymalıyız. Yeni bir sosyal düzen kurmalıyız. Emin olunuz ki, bunların hepsi bir gün olacaktır…”
ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETE İNANCI
Atatürk, Samsun’a çıkmadan çok önce bir karar almıştı:
  • “Milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!”
İşte, Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başlanan karar bu karar olmuştur. Karizması, sabır ve zekâ ile ikna gücünden beslenen Atatürk, Cumhuriyet’e olan inancını yurdun çeşitli yörelerinde halkla olan konuşmalarında hep dile getirdi.
Gerçekleştirdiği devrimi,
  • “Az zamanda çok ve büyük isler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.”
sözleriyle vurguluyordu. Cumhuriyet rejiminin temelini oluşturan laikliğe verdiği önemi de 20 Aralık 1930’da Kırklareli’nde
  • “…Cumhuriyetin temelinin laik bir dünya görüşüne dayalı olduğu hiçbir zaman unutulmamalı ve bu gerçek gözden kaçmamalıdır. Zira Türk halkı teokratik yönetimden çok ıstırap çekmiştir. Geri kalışının nedenleri arasında bunun önemli bir yeri vardır.”
sözleriyle vurguluyordu. Çok partili döneme geçişle başlayan, giderek artan ve son zamanlarda ivme kazanan ve rejimin temeli olan laiklik, başta eğitim olmak üzere diğer alanlarda da ayaklar altına alınarak çiğnendi.
CUMHURİYETİN TARİHİNİ SEÇERKEN BİLE…
Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918’de imzalanmış, Vatan istilaya uğramıştı. 30 Ekim 1918’ den, İzmir’e girdiğimiz 9 Eylül 1922’ye dek dört yıl geçti. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Beş yıla sığdırılan bu büyük devrim, Türk milletinin yaşadığı koşullara duçar olmuş hiçbir milletin tarihinde yoktur.
Mütareke koşullarına şiddetli itirazını ve o günkü ıstırabını ve çektiği azabını çok iyi bilen Fahrettin Altay’ın, Ekim 1925’te Çankaya’da Cumhuriyetin niçin 29 Ekim günü ilan edildiğini sorması üzerine, şunları söyler:
  • “Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin. Yanımdaydın. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.”
Bir an elini masanın üzerine vurarak:
  • “Deyiniz ki bu, tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür…”
Atatürk, Cumhuriyetin tarihini seçerken bile, dünyaya ve Türk ulusuna bir deha örneği daha göstermiş oluyordu.
30 Ağustos 1925 günü Kastamonu Türk Ocağı’nda bir konuşma yapar ve
  • “Ey millet, biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.” der.
Cumhuriyeti gençliğe emanet eden Atatürk, Dumlupınar’da 30 Ağustos 1924 günü
“Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.” diyordu.
Türk milleti ve Türk gençliği onun kıymetli emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bütün olumsuzluklara karşın daima koruyacak ve eserlerini sonsuza kadar yaşatacaktır.