ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 20 Mayıs 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 20 Mayıs 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Haftanın tüm iğneleri;

Yetkili ve etkili makamlarda olup bayram mesajlarında ve dualarında “Atatürk” adını anmayanlara…

ZEHİR

Eskiden RTE’nin konuşmalarını yazan AKP’li Aydın Ünal, “Eski Fetöcü, eski PKK’lı, eski azılı Erdoğan karşıtı, aklı, ahlakı kıt fırıldak bir güruh, “Erdoğan’ı savunuyoruz” maskesiyle ortalığa pislik saçıyor, AK Parti ve Erdoğan’a büyük zarar veriyorlar. Bunlar ilaç değil, zehir! Bunlarla arasına mesafe koymayan kaybetmeye mahkumdur” mesajını yayımladı.

Kaybedecek…

BİLİR-KİŞİ

Muğla’nın Milas ilçesinde 3 işçinin öldüğü maden kazasına ilişkin davada, 301 işçinin can verdiği Soma katliamı davasında 8 yıl 4 ay hapis cezası alan sanık mühendis Fuat Ünal Aydın bilirkişi olarak görevlendirildi.

Doğru seçim. Neden öldüklerini en iyi öldüren bilir…

PADİŞAH

Orhan Osmanoğlu, Twitter’da “Fitre, adak, askıda fatura… gibi konular için DM’den mesaj atabilirsiniz…” mesajı ile yardım topluyor.

Adam CHP Belediye Başkanı değil ya padişah torunu, toplar…

ÜFÜRÜK

Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya,  Kayseri’de virüs taşıyıcısı olan “üfürükçü” bir kadının, “virüs bulaşmasın “diye insanları okuyup üfleyerek mahallede salgına yol açtığını yazdı.

Hakkıdır üfürükçüye inanan halkımın salgın…

VERGİLERİMİZ

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, resmi konutunun onarımının 10 milyon dolar tutacağı öğrenince,

“Vatandaşımın vergisini kendi hayatımı güzelleştirmek için kullanmam” demiş.

Hay Allah’ın sersem kulu. Sanki 8. özel uçak alınıyor üste üç saray daha  yapılıyor…

PAMUK

Pamuğu yaraya basan hemşire 3000 TL.

Pamuğu tıkayan imam 4800 TL. alıyor.

Pamuğu üreten çiftçi icralık.

Pamuk gibi yumuşacık adalet…

RTÜK

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, Ülke TV’de Sevda Noyan’ın tehdit dolu açıklaması konusunda;

“Çok büyütülecek bir konu değil.. Darbeyi övenlerin karşısında söylenenleri biz cezalandırmak gibi bir pozisyonda değiliz.” dedi.

Kamuoyundaki yoğun baskı üzerine mehteran hareketi ile;

Sevda Noyan’ın söylemlerinin RTÜK ilkeleri bakımından asla kabul edilemeyeceğini, rapor Üst Kurul gündemine geldiğinde, gereğinin yapılacağını belirtti.

Ne ilkeli adam ama!..

AÇIK

Nisan 2020’de geçen senenin aynı ayına göre bütçe açığındaki artış oranı %136 oldu.

Geçen Nisan iyiydi.

Bu Nisan daha iyi oldu.

Gelecek Nisan daha daha iyi olacak…

ÇAMUR

AKP Eski Milletvekili Metin Külünk, Ulaştırma Bakanlığı’nın işlettiği Marmaray’daki sosyal mesafe uyumsuzluğunu İBB işletiyor diyerek eleştirdi.

Zeka şaşkıııın…

HİBE

Antalya Kaş ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı’na ilçede faaliyet gösteren Metamar Firması, 500 bin TL değerinde olan makam aracı hibe etti.

Firma, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin mermerini de temin etmişti.

Alan el ile veren el, el ele…

TGB

23 Nisan’da ADD’nin farklı saatte balkon daveti tenkit edilmişti. 19 Mayıs’ta da TGB, ADD’nin önceden ilan ettiği saatten farklı zaman çağrısı yaptı.

Sedat Abiniz bile yapmazdı…

KISKANÇLIK

Europol’ün hazırladığı ”Avrupa Birliği Uyuşturucu Pazarı” raporunda Türkiye kökenli organize suç örgütlerinin son yıllarda büyük ilerlemeler kaydettikleri ve dünyadaki elebaşılar arasına girdikleri açıklandı.

Avrupa kıskanır bizi…

ÜMMETÇİ

İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Karataş,  iftar programında ;

Türkçülüğün de “Kürtçülük” gibi bölücülük olduğunu anlattı.

Yunan gelseydi!…

KALP

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ‘Cudi’nin kalbine girdik’ dedi.

Cudi; kalbiyle, beyniyle, gövdesiyle bizim.

Bakan neyle övündü?..

BALLI

Zeytinburnu eski ilçe yöneticisi ve milletvekili aday adayı olan Ayhan Balcı’ya ait BALCIOĞLU GIDA PAZARLAMA SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ‘nin 2011-2020 yılları arasında AKP’li belediyelerden toplam 43 milyon 365 bin 978 TL tutarında tam 47 farklı ihale aldığı ortaya çıktı.

Yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar…

HAİN

Burhan Kuzu 19 Mayıs mesajında;

“Mustafa Kemal Paşa, 30 Nisan 1919’da Resmi Gazetede yayınlanan Sultan Vahdettin imzası ile Samsun 9. Ordu Müfettişliği’ne tayin edilmiştir. Mustafa Kemal, Samsun’a herhangi bir kişi olarak değil Osmanlı’nın en parlak subayı olarak çıkmıştır. Sultan Vahdettin Han’ı rahmetle anıyorum.” dedi.

Haine rahmet okuyana ben de okuyorum!…

SADAKAT

Görevden alınarak Gnkur. emrine atandığı için istifa eden Dz. Kuv. Kur.Bşk. Tüma. Cihat Yaycı, AKP’li Mehmet Metiner’e, “Ömrünün sonuna kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sadık kalacağını” söylemiş.

Tavuk derisini yolana gider…

ŞATAFAT

Kılıçdaroğlu’na 1 milyon 782 bin TL’lik makam aracı alınmış.

Haydi Saray’ı eleştirmeye…

19 Mayıs’ın SIRRI!

19 Mayıs’ın SIRRI!

İstanbul Beşiktaş’ta Yıldız Sarayı’na yakın olan Serencebey Mahallesi’ndeki bir konağın bahçesinde bir grup genç çocuklar, toplanmış spor yapıyorlardır.

Kimi güreşiyor, kimi jimnastik hareketleri yapıyor. Kimi de halter kaldırıyordur.

Birden konağın bahçesine polisler gelir, gençleri toplayıp Beşiktaş Karakolu’na götürürler.

İçlerinde askeri öğrencilerin de olduğu gençler, karakolun bir köşesinde korku ve şaşkınlıkla beklemeye başlarlar.

Bir polis memuru gelir…

‘Hakkınızda ihbar var. Konağın bahçesinde toplanıp ne yapıyordunuz?’ diye sorar.

Gençlerden Hüseyin Bereket, ‘spor yapıyorduk ‘ diye cevap verir.

Neyse ki; İş anlaşılmış, gençlerin futbol oynamadığı ortaya çıkmıştır.

Çünkü futbol oynamak yasaktır. Şeytan icadıdır futbol…

Seryaver Mehmet Paşa’nın araya girmesiyle de gençler sürgüne gönderilmekten kurtulmuşlardır.

Padişah affetmiştİr üstelik…

Ve hatta beden hareketleri yapmalarına izin bile verilmiştir.

Yıl 1902… Devir, Sultan 2. Abdülhamid devri;

Bırakın spor yapmayı iki kişi yan yana geldiği vakit kuşkuyla bakılır hafiyeler hemen saraya ihbar ederlerdi.

Sarayın desteğini alan gençler, 1903 Mart ayında Bereket Jimnastik Kulübü’nü kurarlar. Gençler kulübe araba ile gelip gittiklerinden halk, onlara ‘arabalılar takımı’ adını verir.

2. Meşrutiyet’e karşı çıkan yobazlar, İstanbul’ da ayaklanırlar.

İsyanı bastırmak için aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu hareket ordusu, Selanik’ten yola çıkar.

Genç ve sporcu subaylar gericilerin ayaklanmasını bastırdıktan sonra Bereket Jimnastik Kulübü’ndeki gençlerle tanışırlar.

Ancak…

Devrimci subaylar bir teklifte bulunurlar.

Kulübün adı Beşiktaş Jimnastik Kulubü olsun. İşte BJK’nin kuruluşu ve ismi böyle doğmuştur.

Bitmedi…

Yüzbaşı Şeref BJK’nin eskrim takımının kaptanıydı. İstanbul işgal edilmiş, Mondros Ateşkes Antlaşması gereği Dolmabahçe’nin önünde Yüzbaşı Şeref 120 askeri ile birlikte silahlarını teslim etmişti.

Yüzbaşıya silahını teslim etmek çok ağır gelmiş, bunalıma girmişti.

Bir müddet sonra…

Yüzbaşı Şeref, Beşiktaş’ta bir balıkçı kahvesinde otururken yanına bir balıkçı gelir.

‘Ağam okumam yazmak yoktur, tekneme yazı yazar mısın?’  diye sorar…

Balıkçının elindeki  boyayı alır ve sorar: Teknenin adı ne?

Balıkçı, gülen gözlerle ‘Kardelen’ der.

Yüzbaşı Şeref Harp Okulunda öğrendiği  ‘hat’ ile Kardelen yazar.

Balıkçı çok beğenir… ‘Ağam sana bir borcum var’ der.

Morali bozuk olan Yüzbaşı Şeref divan kurulu üyesi olduğu Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ne gider….

Kendisini işe yaramaz hissediyordur…

Adı gibi şerefiyle yaşamak istiyor ama çaresizdir…

Birden ayağa kalkar…

Tavan arasına sakladığı baba yadigarı tabancasını alır. Elinde kalan son mermiyi sürer, tabancayı şakağına dayar.

Tam sıkacakken Bahriye Subayı Ahmet Fetgeri odaya dalar.

‘Dur ne yapıyorsun?’ deyip, hemen silahı Yüzbaşı Şeref’in elinden kapar…

’Çaresizliğini anlıyorum ama umut Anadolu’dan doğuyor. Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun’a gittiler” der.

Birkaç dakika önce canına kıymak isteyen Yüzbaşı Şeref’in gözleri parlar.

İşittiği sözler, onu kendisine getirmiştir.

Arkadaşına sarılarak, ‘söz veriyorum tabancamdaki son mermiyi düşmana karşı kullanacağım’ der.

Kafaya koymuştur Anadolu’ya gidecektir. Ama nasıl?

Aklına balıkçı gelir. ‘Kardelen tekne ile gidebilirim’ der.

Beline tabancasını sokar, Ahmet Fetgeri’ye sarılır, vedalaşır.

Tam kulüpten çıkacakken Ahmet Fetgeri bir torba uzatır…

‘Bunu al. Ama söz ver, Anadolu’ya gidinceye kadar açmayacaksın’ der.

Yüzbaşı Şeref, Kardelen Teknesi’ne binip yüzlerce subay gibi gizlice Anadolu’ya gider ve gazi olur…

Torbanın içinde ne mi vardır?

O dönem, azınlıkların futbol takımlarının Pazar günü oynanan lig maçları vardır. Beşiktaş Jimnastik Kulübü bu maçlarda oynamak için defalarca başvurmasına karşın hep reddedilmiştir.

Sonunda, Beşiktaş Kulübü “Türk İdman Birliği” adı altında Türk takımlarının mücadele ettiği bir lig kurar.

1919’da bu ligin ilk şampiyonu olur.

Ödül ise “Ertolhd” marka bir futbol topudur.

Yüzbaşı Şeref’in torbasında işte bu futbol topu vardır…

Ahmet Fetgeri ilk kupa ödülünü Anadolu’ya göndermiştir. Aynı zamanda BJK’nin başkanlığını da yapan Fetgeri 19 Mayıs’ın ‘Gençlik ve Spor Bayramı’ olarak kutlanmasıAtatürk’e öneren ilk isim olur… Ve kabul edilir.

Yıllar sonra Ahmet Fetgeri’ye bir kadın gelir. Ve bir torba verir.

‘Nedir bu bacım?’ diye sorar

Kadın cevap verir:

İstiklal Savaşı’nda şehit düşen kocamın vasiyetiydi, size vermemi istedi.

Ahmet Fetgeri: Adın ne bacım?

Kadın yanıt verir: Kardelen

Mustafa Kemal Atatürk, doğum gününü soranlara ‘Anam, mayıs ayında’ derdi. O halde 19 Mayıs doğum günüm olsun’ demiştir.

Atam doğum günün kutlu olsun.

19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.

Ayşegül ÇAKMAK / Kartal Gözü

Kuruluşunun 80. yılında yaşayan efsane: Köy Enstitüleri

Kuruluşunun 80. yılında yaşayan efsane: Köy Enstitüleri

Ayşe Gülsün Bilgehan kimdir? - Yeni Akit Gazetesi

Gülsün Bilgehan
İnönü Vakfı Başkan Yardımcısı
18 Nisan 2020, Cumhuriyet

2020 yılında koronavirüs salgını dünyaya ilim ve bilime olan gereksinimin önemini tekrar hatırlattı. Her şeyi yeniden düşünüp geçmişten ders almanın tam zamanı.

Bundan tam bir yıl önce, Köy Enstitülerinin kuruluşunun 79. yıldönümü etkinliği, eğitimci-müfettiş Mehmet Ayhan’ın girişimi ile Pembe Köşk’te yapıldı.

“Atomu parçalamaktan zor olan halkın aydınlatılmasını ve geliştirilmesini amaçlayan bu kurumların yaşama geçirilmesinde, eğitime, sanata yönelik tutum ve davranışıyla 1. derecede yetkili ve etkili 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün bıraktığı canlı kültür ortamında, yaşadığı evde ve piyanosu başında, ona saygı ve şükranlarımızı sunmak içindir” diye açıklamıştı günün programını Ayhan. 80. yılda buluşmak üzere sözleşirken, dünyayı kasıp kavuracak bir virüsün tüm yaşamları vuracağını kimse bilmiyordu.

Halk imecesi katkısı

1939 yılının son günlerinde, Türkiye yine büyük bir doğal felaket yaşamıştı. Erzincan depreminde 16 bin can kaybı vardı. Diğer yandan dünya yeni bir büyük savaşın içine girmişti. 17 Nisan 1940 Çarşamba günü, 429 kişilik TBMM’den 287 milletvekilinin oyları ile kabul edilen 3803 sayılı Köy Enstitüleri yasası bu zor koşullarda hazırlanmıştı.

Atatürk’ün direktifleri ile köylere hizmet götürmek için 1936’da başlatılan Köy Enstitüleri hareketi, ülkenin o günkü gerçeklerinden ve gereksinmelerinden yola çıkılarak, kendi yönetici ve eğitimcilerimizce, öğretmen öğrenci katılımı ve halk imecesi katkısıyla, kalkınmayı ve demokratikleşmeyi destekleyici yerli bir eğitim düzenlemesiydi. Yasa tasarısı İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in gayretleriyle hazırlanmış, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün büyük desteği ile güç kazanmıştı. Tonguç, “O’nun konuyu benimsemesi, desteklemesi, siyasal ağırlığını koyması, tarihsel bir önem taşıyordu. Bu olmadan Köy Enstitülerini, ilköğretim atılımını gerçekleştirmek söz konusu olamazdı.” diyordu. Erdal İnönü, “babasının Köy Enstitüsü raporunu günlerce yanında taşıdığını, tekrar tekrar incelediğini” anlatacaktı.

‘Kamuoyunda bir değer’

“İyi niyetli, maksadı belli olan bir eğitim yasasına kimsenin karşı çıkmayacağını sanmıştım. Ama akşam sofrada Yücel’den duyduk ki bazı milletvekilleri yasanın uygulama planına itirazlar yöneltmişler. Bu eleştirileri değerlendirirken Yücel’in de babamın da vardıkları ortak kanı, bu itirazları yapanların aslında büyük bir vatandaş kitlesinin okumasını, aydınlanmasını istemedikleri şeklinde idi. ‘Asıl engel yine aydınlardan geliyor’ demişti babam ve ben bu söze çok şaşırmıştım. ‘Aydın olur da halkının iyiliğini istemez mi?’ diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Sonradan çıkar çatışmalarının çeşitli etkilerini gördükçe bu şaşkınlığım geçti ve eğitimcilerimizin hangi zorluklarla karşı karşıya olduğunu daha iyi anladım” diye yazacaktı yıllar sonra anılarında.

İnönü, tarihten edindiği deneyimlerle, sürecin ne kadar acil olduğunu görüyordu. İki yıl sonra Tonguç’a: “Köy Enstitülerinin sayısı neden 25’e kadar çıkarılıp orada kalacak?” diye sordu. “Enstitü sayısını 60’a çıkarmak gereklidir. Buralarda bir kısım öğrenciler tarımcı olarak yetiştirilmelidir. Para sorunu diye bir şey ileri sürme” dedi ve en çok önem verdiği konuyu belirtti: “Köy kızlarını, köy kadınını işte bu feci durumdan kurtarmak için haysiyetli insanlar olarak yetiştirmemiz lazım. Bu kızları çok tutacağız gerekirse. Cumhuriyet kızları gibi özel bir ad vererek onları kamuoyunda bir değer durumuna sokmaya çalışacağız.”

‘Bir iz, bir söz’

Cumhurbaşkanı İnönü, özellikle Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne eşi Mevhibe Hanım ve kızı Özden’le birlikte gidiyordu. “İnönü’nün konukluğu, Enstitülere büyük bir zenginlik katar, gittiği her Enstitüde bir iz, bir söz bırakırdı. Bu zengin görünümün bir yanı, devletçe bize önem verildiğini yansıtan bir güven yaratmasıydı. Bunu duyumsamak biz öğrencilerin yurt ve ulus sevgimizi kamçılar, gururlanırdık” diye anlatıyor Aksu ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunu Pakize Türkoğlu. “O yıllarda gerek İnönü’nün, gerek öteki büyük adamların eşlerinin hali tavrı da başkaydı. Bu bizim çok ilgimizi çekerdi kız öğrenciler olarak. Giyim kuşamlarında bile başkalık vardı. Devlet büyüğü eşi olduklarını yansıtan bir tavır içinde olurlar, şapkalarıyla, taranmış açık başlarıyla eşlerinin yanında saygıyla yer alırlardı.

Özellikle Mevhibe Hanım, modernlikle kendi kültürümüzün bireşimini kişiliğinde olduğu kadar, giyim kuşamıyla da yansıtan bir örnekti. Eğitmenler, öğretmenler, öğrenciler enstitülerde canla başla, şevkle çalışıyorlardı. O günleri unutmadılar: “Genç, yaşlı, kadın ve erkek profesörlerin, doçentlerin, ses telleri kıymetli şan ustalarının, piyanistlerin, tiyatrocuların, bilim kültür ve sanat insanlarının, değerli eğitimcilerin, karda kışta, Hasanoğlan kırına nasıl koştuklarını hâlâ konuşuruz arkadaşlarımızla.” Hasan Âli Yücel, Cumhuriyet tarihinin görevde en uzun süre kalan Milli Eğitim Bakanı oldu (1938-1946). İsmail Hakkı Tonguç, 11 yıl boyunca bütün Türkiye’yi gezdi.

En büyük pişmanlığının, İnönü’nün enstitülerin çoğaltılması ve tarımcı yetiştirilmesi konusundaki beklentisini karşılayamamak olduğunu söyleyecekti: “Bir süre sonra, Yücel’le birlikte, İnönü’ye işin ne yazık ki olamayacağını bildirmek zorunda kaldık. İnönü’nün yanıtını yaşamım boyunca unutmadım: İleride çok pişman olacaksınız. Savaştan sonra bu işlerin hiçbirini bize yaptırmayacaklardır. En önemli olanağı kaçırıyorsunuz!”

İlk kurban Köy Enstitüleri

Sıcak savaş bitmiş, Soğuk Savaş başlamıştı. CHP içindeki fikir ayrılıkları özellikle Toprak Reformu görüşmelerinde belirginleşmişti. Bu sıralarda Stalin liderliğindeki Sovyet Rusya’nın Boğazlar üzerinde egemenlik hakkı istemesi ve doğu sınırımızdan toprak talepleri eğitim çabalarının sürdürülebilmesi için gerekli ortamı değiştirmişti. Erdal İnönü’ye göre: “Köy okullarının yapımında köylülerin bazı yerlerde zorla çalıştırılmış olmaları, Köy Enstitülerinde verilen kültürün evrensel ve hümanist karakterinin yadırganması, solculuk hatta komünistlik suçlamaları, hepsi bir araya gelince çok partili rejimin ilk kurbanlarından biri Köy Enstitüleri oldu.”

Ders alma zamanı

İsmet İnönü de, yıllar sonra, gazeteci Mustafa Ekmekçi’ye, “Cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi ve sevgilisi” diye nitelediği Köy Enstitüleri konusunda şunları söylemişti: “Ben Köy Enstitüsü düşününe inanmışımdır. İnanmış bir insan, sonuna kadar bunu yürütür; idealizmde, felsefede bu böyledir ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. Ben gücüme göre, gücümün var olduğu yerde, gücümü gösterebilirim. Ben dâhi değilim, gücümle, deneyimimle, ülke çıkarlarını en üst düzeyde tutarak sorunlara çözüm bulurum.

Köy Enstitüsü konusu da böyle olmuştur. Benim gücüm o zaman nereden geliyordu? Partiden, parti meclis grubundan. Bu konuda, tüm organlarda gücümü yitirmiştim. Ordunun üst kademesinde de huzursuzluk başlamış, onun için bir süre, bu konuda en çok saldırıya uğrayan, Yücel’le Tonguç’u, onların da gönlünü alarak, bir süre için bu şimşekleri bu olay üzerinden uzaklaştırmak istedim. Fakat sonradan demokratik hareketler de başlatılınca, olaylar öyle gelişti ki, kendi akımında yürüdü ve bir an geldi ki artık Köy Enstitülerini eski gücüyle, eski ruhuyla sürdürmek olanakları benim elimden çıktı. Bugün, şimdi yeniden bu kurumları, daha gelişmiş, aradan geçen zaman içinde, daha bugüne uygun bir biçimde kurmak için hep birlikte çalışacağız.” Kim bilir, belki de o gün gelmiştir!

  • 2020 yılında koronavirüs salgını dünyaya ilim ve bilime olan gereksinimin önemini tekrar hatırlattı.
  • Her şeyi yeniden düşünüp geçmişten ders almanın tam zamanı.

HAVA PİLOT KORGENERAL (e) ERDOĞAN KARAKUŞ’tan UYARI

HAVA PİLOT KORGENERAL (e) ERDOĞAN KARAKUŞ’tan UYARI

erdogan karakus için resim sonucuErdoğan KARAKUŞ
Hava Pilot Korg. (E)

Bugünkü dünyada bir ülkeden bir başka ülkeye insan ulaşımı % 90 oranında hava yollarıyla yapılmaktadır. O nedenle malzeme, teçhizat, hammadde % 90 oranda denizyoluyla taşınırken, insan ulaşımı hava yoluyla olmaktadır.

  • Bu nedenle deniz, hava ilişkilerini birlikte incelemek gerekir.
  • Özellikle pilotlar uçuş yeteneğini kısa zamanda yitirir.

Onların similatör ve öbür eğitimlerinin bu dönemde de sürüdülmesi gerekir.

Şu anda birçok havayolu pilotu evde bekler konumdadır. Eğer bu konular düşünülmezse ilerde uçuşların tehlikeli bir noktaya taşınma olasılığı vardır.

Şu aralar neredeyse bütün havayolu uçuşları durmuş bulunmaktadır.

O nedenle birçok uçak İstanbul Havaalanı’nda yeterli park yeri olmaması nedeniyle ATATÜRK Havaalanında beklemektedir. Durum böyle iken ATATÜRK Havaalanındaki pistin birinin bir bölümü sökülerek salgınla ilgili hastane inşasına başlanmıştır. Başka yerler varken, uçak pisti gibi çok değerli bir yerin yitirilmesi çok üzücüdür.

Bu durum özellikle bu meydanın aynı zamanda savaş durumunda İstanbul’un korunması için kullanılması gerekli olduğunu bilen havacıları daha çok üzmüştür.

Öte yandan 13 Nisan günü Türk Hava Kurumu‘nun eski model yangın söndürme/ilaçlama uçakları (11 tane Dramodor) ve kimi taşınmazlarının  satış ihalesi yapılmıştır. Salgının çok büyük sorunlar yarattığı bu dönemde mal varlığı satışının ne denli uygun olduğunun takdirini YÜCE TÜRK MİLLETİ’ne bırakıyorum.

Öbür yandan 2020 yılında Kurum yangın söndürme faaliyetine katılamayacak gibi görünmektedir. Kurum’un satılması düşünülen uçakların dışında 9 tane Kanada’nın üretmiş olduğu yangın söndürme uçağı ( CL-215) bulunmaktadır. Geçen yıl 5 uçakla yangın söndürme faaliyeti için ihaleye katılmış ancak ihaleyi kazanamamıştır. Geçen yılki orman yangınlarının çokluğunu düşünürseniz bu durumun ne denli acı olduğunu benim söylememe gerek yok diye düşünüyorum.

Doğal olarak bütün yangınları söndüreceğini ileri sürmüyoruz. Bir nebze bile faydası olsaydı kötü mü olurdu diyoruz. Bu yıl ise Orman Genel Müdürlüğü öyle bir şartname hazırladı ki, şaşırırsınız. İhaleye katılacak uçakların 5000 litreden çok su taşıyabilmesi gerekiyor. Kurumun uçakları ise 4900 litre su taşıyor. Orman Genel Müdürü duruma bağlı olarak Kurumun uçaklarını da devreye alabiliriz dedi ancak sanırım bu sözde kaldı.

  • Biz salgınla uğraşırken yangın mevsimi de yaklaşıyor.

Herkesi olayları sağduyu ile çözmeye çağırıyorum.

Orman Bakanı geçtiğimiz dönemde Rusya’dan uçak satın alınabileceğini söylemişti. Uçakların 20-30 milyon dolar olduğu basında yayınlandı. Daha sonra İdlip olayları nedeniyle Ruslarla ipler gerildi. Şimdi bir de salgın bütün mali hesapları değiştirdi. Konunun ülkemizin son durumu da gözönüne alınarak yeniden değerlendirilmesi çok yararlı olacaktır diye düşünmekteyim.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ

ÇARŞAMBA İĞNELERİ

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

BİRLİK

RTE, CHP’li belediyelerin yardım kampanyasını durdurduktan sonra, “Bugünlerde bile birlik olamazsak ne zaman olacağız?” dedi.

Yanıt; Benden olan-olmayan ayırımı yapmadığınız zaman…

HÜKÜMET

Halk TV’de alt yazıda, FOX TV’de ise Fatih Portakal’ın dil sürçmesi ile “yerel yönetim” yerine “yerel hükümet” demesi yandaşları ayağa kaldırdı.

Hükümet değneği bazı ucuz kahramanlar savaş bile ilan etti.

Öküz altında buzağı arayan zavallılar…

SAVAŞ

RTE, “Gün İstiklal Savaşı’nda olduğu gibi dayanışma günüdür.”

Hiç muhatap alınmayan muhalefet de savaş dönemindeki (Çerkez Ethem, Koçgiri, Anzavur vb.) isyancılar oluyor herhalde…

VEBAL

RTE, AKP’li belediye başkanlarına, “Evinde tenceresi kaynamadığı için boynu bükük olan her vatandaşımızın vebali sizlerin üzerindedir.”

CHP’li belediyelerin engelleme nedeniyle yardım edemediği vatandaşların vebali de engelleyenindir…

CEMAAT

İsmailağa Cemmati yardım için para toplamaya başladı.

Devlet içinde devletin açık adresi…

BARAJ

Kırklareli ilinde DSİ’nin yaptığı barajdan CHP’li belediye yararlanmasın diye ilçe sınırları değiştirildi ve baraj AKP’li belediyeye verildi.

Militan partizanlık…

ÜZERLİK

Ulukışla AKP Belediye Başkanı Ali Uğurlu virüsü kovmak için üzerlik otu yaktı.

Ot …

TEKALİF

Her sıkıştığında Atatürk’e “Çok sıkışmadıkça da Atatürk demeden” sığınan RTE, başlattığı yardım kampanyasını O’nun “TEKALİF-İ MİLLİYE” yasasına benzetti. Yalaka medyanın ve koltuk değneklerinin de destek verirken görmezden geldikleri;

  1. Ülke savaş halinde ve çok yer işgal altında idi,
  2. Hazine yoktu, halk yoksulluktan kırılıyordu,
  3. Yolcu, araç, ve hasta garantili ballı ihale verilen iş adamları yoktu…
  4. 15 Temmuz şehitlerine, depremzedelere yardım parası toplanmamış, işsizlik fonu oluşturulmamıştı,
  5. Bağış değil borç alınmıştı, savaş bitince halktan alınanın tümü geri ödenmişti…

GÖNDEREN

İtalya ve İspanya’ya gönderilen yardım malzemelerinin kolilerine ”Türkiye Cumhurbaşkanlığından” yazıldı.

Yedi maaşını kendi kampanyasına bağışlamıştı, kalan beş maaşını da o ülkelere vermiş demek ki. Yakıştı!…

KİNDAR

Vatan Partisi, infaz yasasında uyuşturucu kaçakçılarına, kadına şidet uygulayanlara yer verilirken gazetecilerin kapsam dışı bırakılmasını “gazetecilikten dolayı tutuklanmadıkları” gerekçesiyle destekliyor.

Vatan partililer Silivri’de iken onları karalayan FETÖ’cü kalemşörlerden ne farkları kaldı?…

CEPHE

Vatan Partisi; “İnsanlar canıyla boğuşurken bir yandan da virüs öncesi siyasi cepheleşmeyi sürdürenlerin olduğunu görüyoruz.” dedi.

Cumhurbaşkanı’nın partizanca davranışlarına mı değindi acaba?

Gülmeyiniz…

MART

Virüs “Mart kapıdan baktırır” deyişini de değiştirdi.

Kapının gözetleme camından ve pencereden baktırdı…