Dr. M. Hüsnü Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

Dr. M. Hüsnü Bozkurt:

Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

29 Kasım 2020, TUM-HABERLER.COM
Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

CHP eski Konya Milletvekili Dr. Hüsnü Bozkurt‘un bir bildiri ile Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan adayı olduğunu açıklaması hem ADD şubelerinde ve hem de kamuoyunda heyecan yarattı. Biz de bu heyecanı kaynağından okurumuza yansıtmak istedik. TUM-HABERLER.COM’un sorularına içtenlikle yanıt verdiği için Dr. Hüsnü Bozkurt’a teşekkür ediyoruz.

TUM-HABERLER.COM: ADD Genel Başkanlığına aday olmaya nasıl karar verdiniz?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Ülkemizde bir faninin ulaşabileceği en yüce makamlardan, taşıyabileceği en büyük sorumluluklardan biri olarak gördüğüm Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanlığı’na aday olma kararını yaklaşık 1 yıl süren görüşmeler sonunda verdim. 1992-1996 yılları arasında yürüttüğüm SSK Konya Hastanesi Başhekimliği görevim sırasında, dönemin ADD GB merhum Suphi Gürsoytrak’ın isteği üzerine ADD Konya Şubesinin kuruluşuna katkı sunmuş, ancak kamu görevim nedeniyle yönetimde görev alamamıştım.

    Sonraki yıllarda da gerek kamu görevim, gerek siyasi çalışmalarım nedeniyle sade üye olarak hizmet verdim. İlk olarak 1 yıl önce, böyle bir talebim ve arayışım yok iken, çok saygı duyduğum bazı dostlar tarafından yapılan bu teklif, araya korona süreci girince sürüncemede kalmıştı. 3 ay önce Konya’ ya kadar gelen bazı değerli ADD üye ve yöneticilerince yinelenen bu öneri; deneyim, görüş ve emeklerine çok değer verdiğim kimi ADD büyükleri ve hatırı sayılır sayıda şube yöneticilerimiz tarafından da ısrarla desteklenince kararım kesinleşti.

Böylelikle; ÇAĞRIMIZDIR başlığı ile ADD örgütlerimiz ve kamuoyu ile paylaştığımız görüş ve düşüncelerle, belirttiğimiz hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için arkadaşlarımızla yola çıkmış olduk.

TUM-HABERLER.COM: ADD kuruluş kadrosunu ve ilan edilen amaçlarını göz önüne aldığımızda, sizce bugün görevini yerine getirebiliyor mu?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: “ÇAĞRIMIZDIR” duyurumuzda da belirttiğimiz üzere ADD; batı emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerinin Atatürk ve Kemalizm (Atatürk ideolojisi)’e 100 yıldır sürdürdükleri saldırıların daha da yoğunlaşacağını gören Prof. Dr. Muammer Aksoy ve 49 Cumhuriyet Aydını tarafından 1989 yılında kurulmuş, dünyanın en büyük Demokratik Kitle Örgütlerinden biridir.

ADD’nin kuruluş amacı ve görevi, Atatürk’ün GENÇLİĞE HİTABE’sinde belirlenmiştir:

  • “TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEK!” 

ADD’nin son 18 yılın Türkiye’sinde; hemen bütün siyasi, sendikal ve toplumsal örgütlerle birlikte ne beter bir baskı ortamında çalışmak zorunda kaldığı ortadadır. Halen yaşamakta olduğumuz koronavirüs salgınının ortamı daha zorlaştırdığı da malumdur. Ama “Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifemizin” Atatürkçü Düşünceyi ülkemizin her yerinde yükseltmek, ulusumuzu gidişatın vehameti konusunda uyarmak olduğunu unutamayız. Yapmak zorunda olduğumuzu yapmalıyız, yapacağız.

TUM-HABERLER.COM: Özellikle de son yıllarda, ABD ve Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye yönelik yaptırım ve tehditvari açıklamalara karşı, millî bağımsızlığı ana ekseni olarak belirleyen Atatürkçü düşünceyi fikirde ve eylemde temsil eden ADD’nin tepkisi ya cılız kaldı ya da kamuoyu ilgi göstermedi. Siz Başkan seçildiğinizde, Atatürkçü düşüncenin toplumsal olaylarda temsiliyetinde ADD’nin daha aktif rol alacağını bekleyebilir miyiz? ADD Genel Başkanı seçilmeniz durumunda, nasıl bir yönetim ve çalışma projeniz var? ADD Başkanı olarak, şimdiden hazırladığınız projeleriniz var mı?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Bölgemiz ve ülkemize ilişkin planlarını bildiğimiz Batı Emperyalizmi ile yerli işbirlikçileri (dahili ve harici bedhahlar) 100 yıl önce Sevr ile yapmak isteyip, Atatürk ve Kuvayı Milliye’ye yenilerek DENİZE DÖKÜLDÜKLERİNDEN başaramadıklarını, bugün BOP ile gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

    ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ın daha 2003’te Kuzey Afrika’dan Çin Seddi’ne 22 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini değiştireceklerini söyleyerek devletimizi yönetenlerin önüne koyduğu BOP haritasının ülkemizi nasıl paramparça etmeyi amaçladığı bilinmektedir. BOP süreci, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Mehmetçiğin (Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’nin) kafasına ÇUVAL geçirilmesiyle başlatıldı.

2007’den itibaren Ergenekon, Balyoz vd. kumpas davaları ile Ordumuzun Kemalist kadrolarının tasfiyesi ile sürdürüldü.

12 Eylül 2010 Referandumu ile Yargının ele geçirilmesiyle şahlandı.

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi ardından 16 Nisan 2017’de 97 yıllık rejimimiz değiştirildi ve G. Fuller’in 2006 raporunda işaret ettiği Başkanlık Sistemine (hem de Türk Tipi denilerek!) geçildi. CB’lığı Hükümet Sistemi adı verilen bu yeni (ama aslında hayli eski) SARAY DÜZENİ’nin 2 yılın sonunda DEVLET aygıtını ne hale getirdiği, ekonomiden eğitime, sağlıktan dış politikaya ülkemizi ne duruma düşürdüğü ortada.

Sn. CB bile “Yargıda, ekonomide, demokraside reform seferberliği başlatıyoruz” dediğine göre!!!

Yani Türkiye 2003’ten beri ne yaşamışsa AKP iktidarı yönetiminde yaşadı ve bu süreçte BOP da adım adım yürüdü, yürüyor. Ülkemiz emperyalistlerce 1918’de olduğu gibi bugün de SİYASETSİZLEŞTİRİLMEYE ve ardından DEVLETSİZLEŞTİRİLMEYE çalışılıyor.

– TBMM işlevsizleşmiş,
– Siyasi Partiler etkinliklerini yitirmiş,
– ideolojiler silinmiş,
– Kuvvetler Ayrılığı yok edilmiş,
– tarım – hayvancılık bitirilmiş,
– bütün sınai üretim araçları elden çıkarılmış,
– borçlar gırtlağı aşmış ve

  • koca ülke TEK ADAM iradesine teslim olmuş durumda.

Bu DİNCİ-FAŞİST baskı ortamında Atatürk’ün deyişiyle “YENİ BİR TARZ-I SİYASET” üretmek ya yeni bir yol bulmak ya da yeni bir yol açmak zorundayız. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye kadar yürüttüğü KONGRELER DÖNEMİ’nde “Milletin azim ve kararını“ harekete geçirmek için yaptığını yaparak, bölge bölge, il il milletimize gitmeli, KEMALİZM’in ve DEVRİMCİ CUMHURİYET’in tam da şimdi tek ÇIKIŞ YOLU olduğunu anlatmalıyız.

ADD hiçbir siyasi partinin yancısı, arka bahçesi ya da hiçbir siyasi veya bürokratik makamın sıçrama tahtası olmayacak kadar BÜYÜKTÜR.

ADD bütünleşerek, büyüyerek ülke siyasetine yön verecek, yol gösterecek bir fikir ve eylem birliğini muhakkak sağlamalıdır.

ADD günümüzün Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olmalıdır.

Ulusumuzun büyük çoğunluğunun bu çabaya omuz vereceğine yürekten inanıyoruz. Bu amaçla yola çıktık. Yolumuz açık olsun!

TUM-HABERLER.COM: Çok teşekkür ederiz.

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)
==========================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. M. Hüsnü Bozkurt’un kamuoyuna açıkladığı “ÇAĞRIMIZDIR” metnini daha önce web sitemizde yayınlamıştık. Okumak için lütfen tıklayınız :

Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT’tan çağrı – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Dr. Ahmet SALTIK

ÇARŞAMBA İĞNELERİ -18 Kasım 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ -18 Kasım 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ONURUMUZ

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Türkiye’de yalnızca “Konstantinopolis Ekümenik Patriği” ile görüşmesi programlandı ve uygulandı.

“Bu sıfatı taşıyan bir kişi ve bu adda bir yer yoktur” diyerek bu küstahı yurda sokmayacak onurlu devlet adamı aradım…

ZAMANLAMA

RTE, 10 Kasım’da Anıtkabir defterine Atatürk’ü yok sayıp “Mustafa Kemal” yazdı.

Seçime daha çok var ya…

YARGI

Adalet Bakanı Gül, ”Yargı, AKP’nin değil, ülkemizin yargısı”

Kih, kih, kih…

YARGIMIZ

Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesi, 72 yaşındaki kadını boğazını keserek öldürüp hırsızlık yapan müebbet hapis cezalısı iki katil için tahliye kararı verdi.

Bakan Gül’e soru:

Ülkemizin yargısı bu mu?…

ZOR

RTE, “Ekonomide zorluklarımız ve sıkıntılarımız elbette var”

Daha geçen hafta dünyanın en iyisi idik, büyüyorduk.

Gerçek acı ama söyletmede inatçıdır…

REFORM

Ülkenin kötü gidişini kabul etmek zorunda kalan RTE ekonomide ve hukukta reformdan söz eder oldu. Adalet Bakanı Hz. Ömer kesildi.

18 yıl içine et, temizleme gösterisinin adı reform olsun. Yerlerse…

ACI

RTE, ekonomideki kötü gidişi durdurmak için devlet ve milletçe acı reçeteye katlanabileceğimizi söyledi.

Vatandaş zaten tatlıyı görmedi ki! Tatlı yiyen yandaş-eş-dostta denensin inanalım…

KADI

15 Temmuz Hakkaniyet Ocakları Derneği, 15 Temmuz’dan sonra, yardım paralarının dağıtılması amacıyla KHK ile kurulan Türkiye Şehit Yakınları Gazileri Dayanışma Vakfı’nın mütevelli heyetinde yer alan isimlerin geçmişte FETÖ ile ilişkilerini anlatan bir açıklama yaptı. Vakfı RTE’ye şikayet etti.

Gazilere eski bir deyişi anımsatalım; “Anamı belleyen kadı, kimi kime şikayet edeyim?”

MÜDAHİL

Damat Bakan görevde iken, Bakanlık avukatı şike davasında Aziz Yıldırım ve arkadaşlarını suçlu olduğu, devleti zarara uğrattıkları gerekçesi ile müdahillik isteminde bulunmuş. Mahkeme reddetmiş.

Bir de, “ FETÖ’nün siyasi ayağı yok” demezler mi…

BİRŞEY

AKP Genel Başkan Yardımcısı, Seçim İşleri Başkanı ve Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz koronavirüs testinin pozitif çıktığını sosyal medya hesabından açıkladı.

Hiçbir şey bulaşmamış olsa bile bir şey bulaşmış…

GEZİ

Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, ”Hulusi Akar’la gezmeye bile gitmem” dediği için hapis cezası aldı.

Gitmeye zorunlu muyuz?…

ÇIĞ

VP Gen. Bşk. Doğu Perinçek Ankara İl Kurultayı’nda partisinin çığ gibi büyüdüğünü söyledi.

Ayrılan ve katılan üye sayılarını açıklasalar da çığ altında kalmaktan korunsak…

Tarihten silinmek istenen bir milletin öcü

Tarihten silinmek istenen bir milletin öcü

Atatürk’te Cumhuriyet ve devrim fikri bir gecede oluşmadı kuşkusuz. Emperyalist Batı’nın dayattığı Sevr’i reddederek, onlara Lozan’ı kabul ettirdi ve ulusal ve çağdaş bir devlet kurdu. Adına “Cumhuriyet” dedi.

Tarihten silinmek istenen bir milletin öcü

Bu tarihi dönemeci ve başardığı bu devrimi, 9 Mart 1935’te şöyle özetledi:
  • “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, ondan sonra içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler. İşte Türk genel devriminin en kısa tarifi.”
Bu sözlerinden yıllar önce, henüz 26 yaşında genç bir kurmay yüzbaşı iken 1907 yılında Selanik’te Bulgar Türkoloğu Manolof’a da ifade etmişti:
  • “Düşündüklerim demagoji ürünü değildir. Saltanat yıkılmalıdır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılmalı, kadın ve erkek arasındaki ayrımlar silinerek Batı uygarlığına aktarılmalıyız. Latin kökenli bir alfabe seçilmeli, kılık kıyafetimize kadar her şeyimizle Batılılara uymalıyız. Yeni bir sosyal düzen kurmalıyız. Emin olunuz ki, bunların hepsi bir gün olacaktır…”
ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETE İNANCI
Atatürk, Samsun’a çıkmadan çok önce bir karar almıştı:
  • “Milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!”
İşte, Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başlanan karar bu karar olmuştur. Karizması, sabır ve zekâ ile ikna gücünden beslenen Atatürk, Cumhuriyet’e olan inancını yurdun çeşitli yörelerinde halkla olan konuşmalarında hep dile getirdi.
Gerçekleştirdiği devrimi,
  • “Az zamanda çok ve büyük isler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.”
sözleriyle vurguluyordu. Cumhuriyet rejiminin temelini oluşturan laikliğe verdiği önemi de 20 Aralık 1930’da Kırklareli’nde
  • “…Cumhuriyetin temelinin laik bir dünya görüşüne dayalı olduğu hiçbir zaman unutulmamalı ve bu gerçek gözden kaçmamalıdır. Zira Türk halkı teokratik yönetimden çok ıstırap çekmiştir. Geri kalışının nedenleri arasında bunun önemli bir yeri vardır.”
sözleriyle vurguluyordu. Çok partili döneme geçişle başlayan, giderek artan ve son zamanlarda ivme kazanan ve rejimin temeli olan laiklik, başta eğitim olmak üzere diğer alanlarda da ayaklar altına alınarak çiğnendi.
CUMHURİYETİN TARİHİNİ SEÇERKEN BİLE…
Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918’de imzalanmış, Vatan istilaya uğramıştı. 30 Ekim 1918’ den, İzmir’e girdiğimiz 9 Eylül 1922’ye dek dört yıl geçti. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Beş yıla sığdırılan bu büyük devrim, Türk milletinin yaşadığı koşullara duçar olmuş hiçbir milletin tarihinde yoktur.
Mütareke koşullarına şiddetli itirazını ve o günkü ıstırabını ve çektiği azabını çok iyi bilen Fahrettin Altay’ın, Ekim 1925’te Çankaya’da Cumhuriyetin niçin 29 Ekim günü ilan edildiğini sorması üzerine, şunları söyler:
  • “Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin. Yanımdaydın. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.”
Bir an elini masanın üzerine vurarak:
  • “Deyiniz ki bu, tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür…”
Atatürk, Cumhuriyetin tarihini seçerken bile, dünyaya ve Türk ulusuna bir deha örneği daha göstermiş oluyordu.
30 Ağustos 1925 günü Kastamonu Türk Ocağı’nda bir konuşma yapar ve
  • “Ey millet, biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.” der.
Cumhuriyeti gençliğe emanet eden Atatürk, Dumlupınar’da 30 Ağustos 1924 günü
“Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.” diyordu.
Türk milleti ve Türk gençliği onun kıymetli emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bütün olumsuzluklara karşın daima koruyacak ve eserlerini sonsuza kadar yaşatacaktır.

Atatürk, Kemalizm ve Cumhuriyet

Atatürk, Kemalizm ve Cumhuriyet

CHP Konya Milletvekili Dr. M. Hüsnü BOZKURT'un 9 Eylül MesajıDr. M. Hüsnü BOZKURT
25-26. Dönem Konya Milletvekili
Cumhuriyet, 12 Ekim 2020

  1. yüzyıl başında fiili işgal, iç kargaşa ve savaşla siyasetsizleştirilip, devletsizleştirilerek yok edilmek istenen Anadolu insanı, bugün de zihinsel işgal, Oklu Terör ve Emperyal saldırılarla yine ülke ve ulus olarak bölünme tehdidi ile karşı karşıya.

Batı Emperyalizmi yüzyıllardır sömürdüğü İslam dünyası’nda (petrol coğrafyasında) kötü (!) örnek Laik bir Cumhuriyet, düzenine çomak sokacak Antiemperyalist bir devlet ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir ulus istemiyor.

Tuzak aynı tuzak; dün SEVRdi adı, bugün BOP!

1918 de Mondros Mütarekesi ile siyasetsizleştirilen, işgal edilip orduları dağıtılarak fiilen devletsizleştirilen Türkiye Halkı (ki Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bu halka Türk Milleti diyor), boynuna dolanan esaret ve zillet zincirlerini Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 3 yıl 3 ay 22 gün süren Milli Mücadele ile kırarak bağımsızlığını kazanmış, Lozan’da dünyaya kabul ettirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Kasım 1918’de İstanbul’a dönüşünden, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışına kadarki 6 ay ve Samsun, Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Ankara güzergâhındaki 1 yılı bulan akıl almaz zorluklarla dolu çalışmaları çok önemlidir.

Ulusal Bağımsızlık Savaşımızın bu hazırlık dönemi iyi bilinmeli, çok iyi anlaşılmalıdır. Bu dönem incelendiğinde; Atatürk’ün Devrimciliği, örgütçülüğü, akıl ve bilim yolundan şaşmayan kararlılığı ve dehası görülmektedir.

Mustafa Kemal, İstanbul’daki 6 ayı; yüzlerce görüşme yaparak, ülke ve dünya koşullarını, işgal kuvvetleri ile Saray ve hükümetinin niyet, olanak ve yeteneklerini anlamaya çalışarak, neleri, ne zaman, nasıl, kimlerle yapabileceğini araştırarak değerlendirmiştir.

Samsun’a 9. Ordu Müfettişi olarak çıkmış, bu görevin olanaklarını çok kısa süre kullanabilmiş, Temmuz 1919’dan itibaren – kendi deyişi ile – bir ferd-i millet olarak çalışmıştır.

Milletin azim ve kararını harekete geçirme amaçlı kongreler (örgütlenme) süreci olan bu hazırlık dönemi sonunda 23 Nisan 1920’de TBMM açılmış, ardından düzenli ordu kurulmuştur

Atatürk Samsun’da göreve başlar başlamaz bütün Komutanlık, Mutasarrıflık ve Valiliklere birliklerin terhis ve silahlarının işgalcilere teslim edilmemesini  emretmiş, böylelikle kurmayı planladığı düzenli ordunun çekirdeğinin korunmasını sağlamıştır.

Havza Genelgesi ile işgale direnileceğini duyurmuş, Amasya Tamimi ile “milletin istiklalini yine milletin azim ve kararının (Ulusal Egemenlik) kurtaracağını “yurda ve dünyaya ilan etmiştir.

Erzurum Kongresi’nde Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini bir araya getirerek Sivas’ ta toplanacak büyük kongreye katılma kararı aldırmış, Sivas’ta bütün Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini tek çatı altında toplayarak Heyet-i Temsiliye’sini oluşturmuş, böylelikle – daha başlarken -Milli Mücadele’nin meşruiyet kaynağının Millet İradesi olduğunu tarihe kaydetmiştir.

“ÜSTİNSAN”

Mustafa Kemal bir bilge’dir, Nietzsche’nin deyişiyle bir “Üstinsan”’dır.

Selanik’in orta halli ailesinin yetim çocuğunu bir kaya kütlesi gibi almış; Rüştiye, İdadi, Harbiye, Manastır, Şam, Trablus, Çanakkale, Bitlis, Muş, Halep, Diyarbakır, Adana, İstanbul taşımış, okudukları, gördükleri ve yaşadıklarından öğrendikleriyle yıllar boyunca milim milim yontmuş, 19 Mayıs 1919’da Samsun rıhtımına görünürde ‘Sarı Paşa’yı, ama aslında kendi inşa ettiği – adı henüz konmamış – Atatürk’ü çıkarmıştır.

Adeta Michelangelo’ nun Floransa Akademi Galerisi’ nde hayranlıkla seyredilen Rönesans başyapıtı Davut heykeli gibi, kendi heykelini dikmiştir o rıhtıma, heykelleri yurt ve dünya meydanlarına dikilmeden yıllar önce…

Atatürk “Benim iki büyük eserim vardır…” demiştir, doğrudur ama en büyük eseri tartışmasız kendi yaptığı kendisidir!

Savaş alanlarından hasta yatağına ömrü boyunca 4 bine yakın kitap okuyan bu üstinsan; Truva savaşının Agamemnon ve Hektor’unu, Atilla’nın Roma’yı nasıl dize getirdiğini, Hannibal’in Kartaca muharebelerini de bilir, Reform’u, 30 ve 100 yıl savaşlarını, Amerikan bağımsızlık mücadelesini, Büyük Fransız İhtilalini, Napolyon’un Waterloo yenilgisinin nedenlerini, Fatih’in İstanbul surlarını yıkacak top çizimlerini ve İstanbul’u fethettikten sonra Papa II. Pius’a yazdığı mektubu da…

Platon’ un Devlet’ini, T. More’un Ütopya’ sını da okumuştur, J.J. Russo’yu, Voltaire’i, Montesquieu’yu, Tevfik Fikret’ in Sis’ini, Ferda’sını, Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre’ sini, Reşat Nuri’nin Çalıkuşu’nu da…

HER ŞEYİN FARKINDA

İngiltere ile Fransa ve İtalya arasındaki çıkar çatışmalarını da incelemiş, kullanmıştır, Bolşevik Rusya (SSCB)’nın İngiliz emperyalizminin Kafkas Seddi planlarını engellemek için Milli Mücadele’yi desteklemek zorunda olduğunun da farkındadır…

Attığı her adım tüm olasılıklar ve ayrıntılar düşünülerek yapılmış usta işi birer satranç hamlesidir. En büyük şanssızlığımız, en büyük şansımız Atatürk’ün 20 – 25 yıl daha yaşayamamış olmasıdır belki, kim bilir?

Erzurum Kongresi 5 ilden gelen 56 delege ile toplanmıştır.

Sivas Kongresi 4 Eylül 1919’da sadece 31 delegenin katılımı ile (İstanbul heyetinin gelmesiyle 41) açılmıştır.

23 Nisan 1920’de Meclis, ulaşım zorluklarını aşıp Ankara’ya gelebilen 115 milletvekili ile çalışmaya başlamıştır.

Ve onları bir araya getirmeyi, bir arada tutmayı beceren Sarı Paşa…

Hepsi budur!

Milletten başka SEVGİLİ, vatandan başka AŞK bilmeyen bir avuç insan…

TARİHSEL GERÇEKLİK

Bugün milyonlar “MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ“ diyorsa nedeni budur.

Ve hiç unutulmamalıdır; Atatürk olmasaydı ne Kurtuluş Savaşı olurdu, ne bağımsız Türkiye Cumhuriyeti…

Tarihin gerçeği budur. Tarih; hamaset, hurafe, kafasında fesle dolaşan meczupların hezeyanları ya da profesör unvanlı çakma tarihçilerin zırvaları değildir.

Tarih Bilimdir! Bilim; nankörlük etmez, yanıltmaz, aldanmaz ve aldatmaz. Nitekim Ali Fuat (Cebesoy) Paşa yıllar sonra bir röportajında “ Biz olmasaydık da Atatürk yine birilerini bulup yapardı, ama O olmasaydı hiçbirimiz yapamazdık” diyerek bu gerçeği teslim etmiştir.

Tarih; ibret almayanı, çarpıtmaya kalkanı, yalan tarih yaratmaya çalışanı eninde (AS: önünde) sonunda ve mutlaka çarpar, rezil eder.

Milli Mücadele; güçlü ve varsıl olunduğu için değil, tarih doğru değerlendirildiği, bilgi ile hareket edildiği ve haklı olunduğu için kazanılmıştır.

İstanbul’da Padişah ve hükümeti varken, Anadolu’nun dört bir yanı düşman çizmesi altındayken Atatürk ve bu bir avuç insan dünyaya da İstanbul’a da işbirlikçi hainlere de meydan okumuş, esareti kabul etmeyeceklerini haykırmış, tamamını denize dökmüştür.

Ahmed Arif’in dediği gibi yahut “kitap ile / iş ile / tırnak ile diş ile / umut ile sevda ile düş ile“ dayanmışlar, rüsva etmemişlerdir Anadolu’ yu.

KURTULUŞ’U TAMAMLAYAN KURULUŞ

Mustafa Kemal; 9 Eylül 1922 akşamı Belkahve’den dumanlar içindeki İzmir’e bakıp İsmet Paşa’ya “Bir rüya görmüş gibiyim İsmet” derken, o kutlu rüyayı milletiyle birlikte görmeyi hak etmiş olmanın gururu içindedir elbette!

Ama hiçbir şeyin bitmediğinin, aslında yeni başladığının, işgalin (6 Ekim 1923’e kadar 13 ay daha) devam ettiğinin farkında, nasıl sonlandıracağının hesabındadır.

Daha önemlisi, asıl büyük savaşın (cehaletle savaşın), Kurtuluş’u tamamlayacak kuruluş mücadelesinin kendilerini beklediğini bilmektedir.

“Ateşi ve ihaneti” görmüşlerdir.

Boyunlarında Dürrizade fetvalı, Damat Ferit imzalı, Vahdettin onaylı idam fermanları ile kelle koltukta yaşamışlar, çalışmışlar, savaşmışlardır.

Bağımsızlıkları, ırz, namus ve onurları için canlarını feda etmeye and içtikleri halkın, yer yer aldatılarak çıkardığı 23 isyanla boğuşmuşlardır.

EN HAKLI, EN NAMUSLU MÜCADELE

Doğuda Ermeni ve Ruslar, Kuzeyde Pontuslar, Güneyde Fransız ve İtalyanlar, Batıda Yunanlar ve her yerde İngilizlerle savaştıkları yetmezmiş gibi, bir de Kuvayı İnzibatiye gibi Saray’ın İngiliz altınları ile topladığı işbirlikçi alçaklarla çarpışmak zorunda kalmışlardır.

Kurtuluş’u Kuruluş’a, Kuruluş’u Aydınlanma devrimleriyle Ulus Devlet’e ve demokrasiyi hedeflemiş hukuk devletine ulaştırmayı başarmışlar, 600 yıllık bir din – tarım imparatorluğu enkazından Çağdaş – Laik bir Cumhuriyet vücuda getirmişlerdir.

1924 3 Mart’ından başlayarak Aydınlanma devrimleriyle; ümmeti millet, kulu yurttaş, mülkü vatan eylemişler, ulusu sürü, kendini çoban sayan gafilleri defetmişler, her yaştan 15 milyon genç yaratmışlar, anayurdu demir ağlarla (o demir ağlar sadece demiryolları değil, yapılanların tümüdür) örmüşler, salgın hastalıkları yok etmişler, eğitimde çağ atlamışlar, karma ekonomi ve denk bütçe ile tek dolar borç almadan, Osmanlı’nın Düyun-u Umumiye borçlarını da ödeyerek, milletin her kuruşunu yerine harcayıp, israf ve yolsuzluğa asla izin vermeyerek 15 yılda % 115 büyüyen bir ülke, uçak üreten bir sanayi devleti yaratmışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti; tarihin en haklı, en namuslu, en ahlaklı Kuruluş Felsefesi’ne sahip devletidir. Bu özelliğiyle bütün mazlum milletlere umut olmuştur.

‘KEMALİZM PRENSİPLERİ

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 19 Mayıs 1919’dan itibaren ilmek ilmek örülmüş Tam Bağımsızlıkçı Antiemperyalist kuruluş felsefesinin adı Kemalizm’dir.

Kemalizm (Atatürkçülük) geçmişin övüncü, Kurtuluşun ve Kuruluşun ideolojisi olduğu kadar, bugün de ulusal çıkarları korumanın, bilimsel eğitime, adalete, kadın erkek eşitliğine, topyekûn kalkınmaya ve refah devletine ulaşmanın Yol Haritası olarak görülmelidir.

100 yıl sonra yine emperyal saldırı ile tehdit ediliyorsak, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet dört bir yanda kol geziyorsa bütün bunları hatırlamak ve “Atatürk gibi düşünmek”tir gereken.

Atatürk gibi düşüneceğiz. Milletimize güveneceğiz. Kendimize, ideolojimize, başaracağımıza inanacağız. Neoliberal rüzgârlarla savrulmayacağız.

  • Laiklik olmadan demokrasi olmayacağını bileceğiz.

Tek adam sultasında siyaseti çürütülmüş ülkemizde, Atatürk’ün kongreler sürecinde yaptığı gibi yeni bir Tarz-ı Siyaset kuracağız.

“Umutsuz durum yoktur, Umutsuz insan vardır, ben umudumu hiçbir zaman kaybetmedim” diyen o ses hep kulaklarımızda olacak.

İl il, ilçe ilçe; parti, inanç, etnik köken ayırt etmeksizin bütün halkımızla kucaklaşacağız, dinleyeceğiz, öğreneceğiz, anlayacağız, anlatacağız, hep birlikte yeniden Ulus olacağız, İç Cephe Birliğini mutlaka sağlayacağız.

Birbirimizle değil, hepimizi boğmak isteyen emperyalizm ve işbirlikçileriyle mücadele edeceğiz. Atatürk’ün her iki eserini de yeniden kurucu felsefe ile buluşturacağız. YAPABİLİRİZ! YAPACAĞIZ!

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT
25-26. DÖNEM KONYA MİLLETVEKİLİ

FİNCANCI, TÜRK HEKİMLERİNİ TEMSİL EDEMEZ

ŞEBNEM KORUR FİNCANCI,
TÜRK HEKİMLERİNİ TEMSİL EDEMEZ!

İzmir Tabip Odası yönetimindeki “Demokratik Katılımcı Hekimler” işe, 14 Mart Onur Plaketlerinden ATATÜRK‘ün resmini kaldırarak başlamışlardı..

Sonunda, “Öcalan’a Özgürlük Platformu” üyesi Şebnem Korur Fincancı‘yı TTB MK Başkanı yaptılar..

KABULLENMEYECEĞİZ!!!