AMERİKAN AMBARGOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

AMERİKAN AMBARGOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Onur Öymen

Amerika’nın Türkiye’ye uygulamayı kararlaştırdığı ambargolarla ilgili olarak medya kuruluşlarının ve Bloomberg Televizyonunun bu sabahki (2 Ağustos) programında sorularına karşılık özetle şunları söyledim:

Amerika’nın Türkiye’ye karşı ambargo uygulama kararı çok yanlıştır. Bu karar yalnız Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilere değil, NATO’nun temelini oluşturan dayanışma ilkesine de büyük zarar verecektir.

Geçmişte de Türkiye’ye Amerikan ambargosunun örneği vardır. 1975 yılında Amerikan Kongresi Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesine tepki olarak ve baskı yapmak amacıyla ülkemize silah ambargosu uygulamıştı. O zaman Türkiye Kıbrıs konusundaki haklılığının verdiği güçle baskılara direnmiş ve ülkemizdeki üs ve tesislerden Amerikan askerlerinin yararlanması yasaklamıştı. Üç yıl süren ambargo sırasında Türkiye hiçbir taviz vermemiş, sonunda Amerika geri adım atarak ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştı. Bu defaki ambargolara karşı da haklılığımızı kanıtlayarak etkili bir tepki göstermek gerekmektedir.

Amerika’nın şikayet ettiği konularda çözüm diplomatik müzakere veya uluslararası hukuk yoludur. Türkiye’ye yönelik eleştirilere diplomasi yoluyla cevap vermek, haklılığımızı kanıtlamak gerekmektedir.

Demokrasi, adalet ve insan hakları alanında başka ülkeleri eleştirerek yön vermeye çalışan Amerika aynı alanda başka ülkelerin eleştirilerine kapalıdır. Böyle eleştirilere muhatap olmamak için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonundan çekilmiştir.

Amerika, gene aynı nedenlerle 123 ülkenin katıldığı Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Sözleşmesini onaylamamıştır. Çeşitli ülkelerle, Amerikan askeri ve sivil yetkililerini bu mahkemeye şikayet etmeyecekleri taahhüdünü almak için görüşmelerde bulunmuştur.

Amerika, Economist Intelligence Unit’in, ülkeleri demokratik standartlarına göre sıralayan listesinde “eksiksiz demokrasiler” arasında yer almamaktadır. Türkiye de maalesef eksiksiz demokrasiler arasında geçmemektedir. Türkiye’nin bu alandaki eksiklerini gidermek bizim iç sorunumuzdur ve başka ülkelerin baskısıyla çözüm aramak doğru değildir.

  • Her halde Amerika’nın ambargosunu haklı bulmak mümkün değildir.

Saygılar, sevgiler. 02.08.2018

 

Neler gördün, onu anlat!..

Dostlar,

Sevgili Mustafa Sönmez (Van Atatürk Lisesinden arkadaşımızdır) taa
Güney Afrikalardan yazmakta (İstanbulJohannesburg uçakla 15 saat!).
Dikatli bir gözlemci olarak.. Keyifle ve merakınız uyanarak okunuyor.
İlginç yerlerin web siteleri veriliyor..

Özellikle Nelson Mandela Irkçı İngiliz rejimi tarafından hapse atılan ve yaşamının
26 yılını zindanlarda geçiren ama asla boyun eğmeyen efsane devrimci önder..
Irkçı Appertheid rejimi, nüfusun %20’si olmasına karşın yerli zencilere kuşaklar boyunca kan kusturdu. Asimile etti, Hırsitiyanlaştırdı, dillerini ve adlarını değiştirdi.. Fakat yerli halk, ANC (African National Congress) çatısı altında örgütlenerek özgürlük ve kurtuluş savaşı verdi kanı ve canı ile.. Güney Afrika’nın bitmez tükenmez kömürleri ve altın madenlerinde, üzerinde güneş batmayan imparatorluk
United Kingdom / British Empire
‘ın köleleri olarak çalıştırıldılar..
Günümüz İngiliz uygarlığının (!?) kurulmasını büyük ölçüde finanse ettiler..

Afrika_Kurtulus_Mucaeleleri

Prof. Türkkaya Ataöv‘ün
“Afrika Kurtuluş Mücadeleleri ni okumanın zamanıdır..

 

 

Sevgi ve saygı ile.
05.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Neler gördün, onu anlat!..

Neler gördün, onu anlat!..

Mustafa Sönmez

mustafa.sonmez@yurtgazetesi.com.tr
04 Ekim 2013, YURT Gazetesi


CAPE TOWN

“Yediğin, içtiğin senin olsun; neler gördün, onu anlat” derlerdi, seyahatten dönenlere… Bu çılgın iletişim çağında hala yeri kaldı mı bu sözün, bilmiyorum.
Bir mobil telefonla, her şey görüntü olarak anında paylaşılıyor hemen. Ama seyahat bize sadece görüntü sunmuyor, görünenlerin arka yüzünü öğrenme, fotoğrafları sentezleyerek, toplumların öykülerini dinleme, niyetimiz varsa onlardan dersler çıkarma, deneyim devşirme, paylaşma şansını da veriyor aynı zamanda.

Bir seyahatten gezmiş, görmüş, yemiş, içmiş, eğlenmiş, alışveriş etmiş olarak dönebilirsiniz ama aynı zamanda, seyahat ettiğiniz yerin hikayesini dinlemiş, araştırmış, kendi öykünüzle, ülke sorunlarınızla bağlar kurup, ufuk açıcı sorularla yüklü olarak dönmüşseniz, daha kazançlı çıkmışsınız demektir, o serüvenden.

GÜNEY AFRİKA

On gün geçirdiğimiz Güney Afrika, hem doğasında, mutfağında, müziğinde,
geleneksel sanatlarında, her tür kültür ürününde hoşluklar görüp eğleneceğiniz;
hem de hikayesi hikayemize benzediği için, toplumsal yapısı ve tarihinden öğrenecek çok şey bulabileceğiniz bir büyük ülke.

Fikrimi sorarsanız; Türkiye’nin demokrasi, barış, eşitlik meselelerine çözüm arayışı olanların, özellikle G. Afrika’daki politik mücadele deneyimlerinden çıkarmaları gereken çok ders var. G. Afrika’nın da, Türkiye gibi çok kültürlü, çok kimlikli bir yapısı ve yıllarca bu kimlik ve kültür mücadelesini sürdürüp, sonunda 20 yıl önce gerçekleştirdiği iktidar değişimi ile aldığı bir yol; incelenmeye değer, sevabı, günahı ile bir bilançosu var.
Ülke deneyimleri üstüne yazıları okumak, onlardan dersler çıkarmak, birikimimizi artırmak elbette önemli. Ama yazılanlar, kayda alınanlar her zaman yeterli olmuyor. Çünkü kayıt altına alınmış kısım, hayatın bir bölümü ve hayat sürekli değişiyor,
kayda alınmış olanlar da güncelliğini kaybedebiliyor. Okunmuşların üstüne konulan gözlem tuğlaları, bizi daha zenginleştirebilir. Gözlem, birebir temas fırsatını bulma,
bu açıdan çok önemli.

POLİTİK TURİZM

Keşke politik turizm diye bir dal icat edilse ya da varsa da geliştirilse! Keşke, bazı turizm acentaları, mesela G. Afrika’ya politik gözlem ve araştırma-soruşturma, bilgi alışverişi yapma ağırlıklı programlar yapsa! Yirminci yılına hazırlanan ‘Siyahların İktidarı’, politik mücadelesinin tarihini yazma ve sergilemede epeyi yol alarak, altyapıyı sunuyor zaten.
Örneğin; Johannesburg yakınlarındaki Maropeng ören yerindeki daimi sergi, evrim teorisini konu alıyor ve onu görsel ögelerle olağanüstü sunuyor. AKP gericilerini hop oturtup hop kaldıracak bir evrim sunumu. Özellikle çocuklara ve gençlere hitap eden, öğretici ve eğlendirici bir UNESCO destekli proje. Keşke bizde de birileri benzerini yapsa… (maropeng.co.za’ya girin)

Freedom Park, bir başka politik proje (freedompark.co.za). Ezilen Siyahların ve
öteki halkların Beyaz ayrımcı iktidara, Apartheid’a karşı mücadelesinin 300 yıllık tarihi, belgelerle anlatılıyor. Bu uğurda hayatını kaybeden, işkence gören, hapis yatan, mücadeleye dünyanın dört bir yanından omuz veren isimler için tek tek plaketler çakılmış duvarlara…  Büyük bir kadirbilirlik, saygı sergileniyor.

Hemen yakınlarındaki, faşizmin tüm dünyada yükselişe geçtiği 1940’lı yıllarda yaptırılan ‘Voortrekker Monument’ ise, Apartheid rejiminin resmi tarihini sergiliyor (vortrekkermon.org.za). Siyahların iktidarı, bu ırkçı anıtlara hiç dokunmuyor;
bu mekanlar da izlenmeye açık. Böylece, toplumca kazanılmış derin hoşgörüyü de gözlemiş oluyorsunuz.

Johannesburg’un kuzeyinde yer alan Liliesleaf Müzesi ve eski çiftlik alanı, 1960’larda Mandela ve ANC’deki arkadaşlarının, komünist yoldaşlarının rejime karşı mücadeleyi yeraltından örgütledikleri mekan olarak, izleyiciye mükemmel bir biçimde belgeleri ve otantik objeleriyle sunuluyor; polisin operasyonları, tutuklamalar anlatılıyor (liliesleaf.co.za).

Cape Town’daki Robben Adası, başlı başına bir mücadele tarihinin sunum alanı (robben-island.org.za). Anti-sömürgeci ve anti-Apartheid görüşü ile, dost-düşman herkesin gönlünü fetheden, 1993’te Nobel Barış Ödülü’nü alan, ABD Başkanlığı Özgürlük Madalyası ve Sovyet Lenin Nişanı da dahil olmak üzere, 250’nin üzerinde ödüle layık görülen Mandela, G. Afrika’da ‘Ulusun Babası’ sayılıyor. Mandela ile arkadaşlarının mücadelesi, Robben Adası’nın yanında, Cape Town’da birçok müzede, kamusal alanda sergileniyor.

VE MAÇ…

Johannesburg’un varoşunda, tarihi büyük mücadelelerle dolu Soweto’ya yakın bir stadyumda, kupa finalini Orlando Pirate ile Kaizer Chiefs  oynadılar;  programımıza maç da dahil edlmişti.  Maçı güya izledik ama seyirciyi izlemekten, maçı izleyemedik. Formasız, renksiz, vuvuzelasız,  bir tek biz konuklar vardık sanırım. Doyasıya eğlenen, tadını çıkaran; bunu kadınlı-erkekli yapan; kavga etmeden, aynı tribünde kardeşçe oturarak, hatta bira içerek yapan bir seyirci vardı ve sanırım bu, ‘genç Afrika demokrasisi’nin yarattığı toplumdan bir kesitti… Hoşgörülü, barışçı, yoksul ama sabırlı, özgüven kazanmış bir toplum…

Bu ülke, bir değişim, dönüşüm heyecanını 20 yıl geçmiş olmasına karşın, hala yaşıyor ve karşısındakine de yaşatıyor.
Bu heyecanı görmek ve paylaşmak gerçekten önemli.

“ELİMDE KALDI YAZIK!”

Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. Alper Akçam‘dan (son olarak Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Başkanı) düşündürücü bir yazı daha.. Ulusal takımın Gaziantep’te Fransa’ya 4-1 yenilmesinin çağrışımları..

Diyalektik düşünmeye çağrı, insana değer vermeye özlem dolu..

Teşekkürler sevgili Akçam..

Sevgi ve saygı ile.
8.7.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================
“ELİMDE KALDI YAZIK!”

 portresi

Dr. Alper AKÇAM

 

Elimizde kalan “çiçeklerimle mendil” değil…

Yıllardır birlikte yatıp kalktığımız, hayatımızın en orta noktasına koyup  umutlar bağladığımız futbolda ve demokraside yaşanan düş kırıklıkları…

Demokrasiyi de, futbolu da, bir “takım oyunu” olarak göremedik bir türlü.

Karpuz sergisinde bağırır gibi “Seçmece bunlar!” diye ünleyip etrafı
sese boğmakla olmuyor iş…

Milli iradeyi dört beş yılda bir oy kullanıp “seçmece” kişilere hayatımızı emanet etmek diye tarif ettik;

Futbol oyununu, şuradan buradan seçilmiş oyuncuları yan yana getirince oynanır sandık.

Diyalektik düşünemedik! Ağaca bakarken ormanı göremedik.

Yığılı bilginin bilince dönüşmesi, seçilenlerin seçenler ve geride kalanlarla bir takım oluşturabilmesi için, paylaşmanın, dayanışmanın,
insana saygının ve sevginin önde tutulması gerektiğini bilemedik;
at gözlükleri takmıştık çünkü.

Seçmek ve seçilmeyi yeterli görüp cep doldurmaya baktık.

“Prim” havucunu uzatınca futbolcunun başarılı olacağını, millet malını hamutla götürüp bir kısmını da kömür, makarna, yoksulluk yardımı,
iftar sofrası olarak dağıtınca, herkesin arkamıza takılacağını umduk… Onurun çocuklara konan bir ad olmaktan öte, bir insanlık bilinci olduğunu, gerçekten kendini insan olarak duyumsayanların özgürlükleri ve onurları uğruna ölümü bile göze alabileceğini hiç anlayamazdık zaten.

Halkı, kutsal inançlarını kullanıp kandırarak yürüttük gemilerimizi…   

“FUTBOLDA GELECEK KARANLIK” diye başlık koymuş
05 Temmuz 2013 günü bir gazete. Yoksul oyunculardan oluşmuş Özbekistan ve Irak’ın ilerleyip gittiği 20 yaş altı şampiyonada,
milyon dolarlık geleceklere aday yazdığımız oyunculardan oluşmuş takımımız nal topladı. Fransa’dan dört gol birden yedi…

YEŞİL BURUN KIRMIZI SURAT diye manşet atmış aynı gün,
bir başka gazete. Yazı şöyle:

“Birçoğumuzun yerini bilmediği Coparverde (Yeşil Burun Adaları) FIFA sıralamasında 8 basamak üstümüze çıktı. ‘Eşik Atlatma’ hedefiyle göreve gelen Abdullah Avcı başa geçtiğinde 28. Sırada yer alan Türkiye 57. liğe düşerek tarih yazdı.”

Avcı’nın bir araya getirdiği “seçmece”lere baktım bir gün.
Yarısı yurtdışından, farklı farklı takımlardan toplanmış. İki pas arka arkaya yapamıyor… Kimse bir diğeriyle birlikte olmamış takımda;
oyun sürecini zamana yayarak paylaşmamış…

  • Demokrasiyi dünyanın egemenlerinin dümen suyunda gidip halka
    oy alabileceğimiz, içinde bol yalan bulunan nutuklar atarak, hayatını özgürce yaşamak isteyen, ağacına, parkına, ormanına, deresine sahip çıkanlara karşı
    bizi seçenleri kışkırtarak yürütmeyi yeğledik…

Bugün Mısır’da, Suriye’de olduğu gibi kardeşin kardeşe düşman olmasını, dökülen kanları umursamadık, her şeyi emperyalist tekellerin çıkarlarına ve siyasal geleceğimize peş keş çekmeyi hüner saydık.

Cumhuriyetimizin kurucusunun “Zeki, Çevik ve Efendi”sini sevdiği sporculardan para için ve yalnızca onun için “çevik” olanları toplayıp
zeki ve efendi olmak gerektiğini hesaba katamadık. 20 yaş altında takımın bir maçında izledim. Kendi yaptığı ters hareketle yere düşen, “alçak dağları ben yarattım” havasındaki  afilli bir oyuncumuz,
elini uzatarak yardımcı olmaya çalışan karşı takım oyuncusunu
“s..tir git!” diye kovaladı. Utancımdan yerin dibine girdim; izlediğim yerde.
O terbiyesiz beni nasıl temsil edebilirdi?

Formaların üstündeki işaretleri ve adları kapatın; yine de kolayca tanırsınız bizim futbolcuları. En çok şımarıkça hareketler yapanlar, hakemlerle didişenler, her şeye itiraz edenler bizim oyunculardır!

Faşizmin “üstün insan” metoforundaki yanılgısıdır, üstün olanı seçme,
ya da üstünlüğün verdiği ayrıcalıkla seçilme ile başarılı olunabileceğini sanma…

“Seçmece bunlar” ile olmuyor demek.

Kardeşlik,
– dayanışma,
– paylaşma,
– ortak değerler için direniş,
– onurlu olma ve
– insana saygı duyma gerek…

“ELİMDE KALDI YAZIK!”

(6.7,2013, Alper AKÇAM)

karpuz.jpg

Kıyamet Günü Anayasası?!

Dostlar,

Sayın Hayrullah Mahmud Özgür, bu gün (1.2.13) kapsamlı bir ileti yolladı.

Demokrasi, güçler ayrılığı, siyasal erdem, anayasanın işlevi
temalarına odaklanan, tarihsel göndermelerle çok öğretici bir derleme..

Dolu dolu 11 sayfa.. Bu nedenle pdf olarak size sunmak istiyoruz.

Thomas Hobbes‘dan başlayarak John Locke, Monteskiyö, Jean Jacques Rousseau, İmmanuel Kant‘a dek vurgularla..

ABD iç savaşı ve ABD anayasası, George Washington, Thomas Jefferson,
köleliğin kaldırılması..

Biz çok yararlandık.

Okumak ve arşivlemek için aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklamalısınız.

Kiyamet_Gunu_Anayasasi_1.2.13

Sevgi ve saygı ile.
1.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net