Merkez para basıyor!

Merkez para basıyor!

Ege CANSEN
SÖZCÜ 16.05.2018

Merkez Bankası dört ayda 10 milyar TL para bastı. Ocak ayından 124 milyar olan tedavüldeki para miktarı 134 milyar TL’ye ulaştı. İktisatçı Ege Cansen, “Buna karşılıksız para basma denir.”

Emeklilere iki bayram ikramiyesi ve destek paketleri ile birlikte kamunun ihtiyacı olan para için Merkez Bankası para basıyor. On yılda 100 milyar TL’ye yakın para basan Merkez Bankası tedavüldeki (dolaşımdaki) paranı miktarını hızla artırıyor. Gözlerden kaçan bu detayın sonuçları ise Türkiye ekonomisi için yıkıcı olabilir. Basit bir dille para basmak enflasyonu hızla tırmandırır.
Öte yandan dolardaki hızlı yükseliş ve seçim ekonomisinin Türkiye’de yaratacağı sıkıntıları değerlendiren SÖZCÜ yazarı iktisatçı Ege Cansen; Ocak 2009’da 38 milyar 340 milyon 278 bin 128 TL 30 krş olan tedavüldeki para miktarının geçtiğimiz ay 134 milyar 780 milyon 312 bin 630 TL 50 krş.a ulaşmasını yorumladı. Cansen,

  • Devletlerin para basmasının iki farklı yolu olduğunu ancak
    Türkiye’nin tercih ettiği yöntemin ‘ahlaksız‘ olduğunu belirtti.

ENFLASYONU TETİKLER

Vergi borçlarının yeniden yapılandırılması ve emeklileri verilecek olan bayram ikramiyesi gibi
seçim ekonomisi paketleri olduğunu aktaran Ege Cansen, “Hükümetlerin seçim havasına girdiklerinde açıklanan paketler bunu gösteriyor. Bu tür ortamlarda maliye bütçe açığı verir.” dedi. “Normal olarak ya vergi artışına gidilir ya da borçlanma yöntemi seçilerek kamu borcu artırılır” diye konuşan Cansen para üretmek için iki farklı yöntem olduğunu anlattı. Cansen şöyle devam etti:

Devletin aslında parası yoktur devleti yönetenler para yerler. Para üretimi için iki farklı yöntem vardır bir tanesi işin ahlaksız yoludur. Bu da Merkez Bankası’na para bastırmaktır. Buna bütçe avansı denir. Maliye der ki; ‘vergi topluyorum ama yetmiyor, borçlandım olmuyor’ o zaman ahlaksız olarak nitelendirdiğimiz yöntem olan para basmaya yönelir. Buna karşılıksız para basmak denir. Basılan parayı Hazine ileride vergi toplayarak ödeyeceğini söyleyerek avans alır. En son Merkez Bankası’ndan avans çekmek için bir tavan konuldu kanunla. Çekilen avansın bütçenin %15’ini geçmemesi gerekiyor.” Cansen bu adımların enflasyon yaratacağını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Enflasyonun kelime anlamı ‘şişme’dir. Burada şişen para miktarıdır. Açıklanan enflasyon rakamları da işte bu para şişmesidir.”

Kişi başına gelir 2002’de 5900 dolardı

Kişi başına gelir 2002’de 5900 dolardı

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 17 Mayıs 2018 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İktisadi konularda yazan veya televizyonlarda yorum yapan “ölçme bilmez” mümtaz kişileri ikaz ediyorum. Hem 2017’de GSMH %7.3 büyüdü hem de AKP iktidarının ilk 6 yılında kişi başına milli gelir 3 katına çıktı diye konuşmayın veya yazmayın. Birinci cümlede geçen %7.3 büyüme “sabit TL” ile yapılan hacimsel ölçmedir. İkinci cümlede geçen 3 katına çıkma “cari dolar kuru” ile yapılan bir hesaplamadır.  Ya birini ya da diğerini kullanın. Daha doğrusu büyüme oranlarını “cari dolar kuru” ile hesaplamayın. Bu yanlıştır. Bilerek böyle konuşmak ise yalancılıktır.

DOLAR ORADAYSA HESAP BURADA

Resmi rakamlara göre 2017 yılı itibarıyla, Türkiye’de kişi başına milli gelir cari dolar kuruyla, kabaca 10 600 Amerikan Doları’dır. Yurdumuzda sürekli ikamet eden ve iktisadi faaliyete, dolayısıyla milli gelir yaratılmasına katkıda bulunan mülteci sayısı da 3.5 milyon dolayındadır. Bildiğim kadarıyla kişi başına milli gelir hesabında bu mülteciler nüfusa dahil edilmiyor. Halbuki mülteci veya vatandaş herkes milli gelirden pay aldığına göre, doğru sayıyı bulmak için “kişi başına milli gelir” hesabında, paydaya 3.5 milyon mülteci eklenmeli ve nüfusumuz 84.3 milyon kabul edilmelidir.

Şimdi 2002 hesabını birlikte yapalım: Türkiye’nin toplam milli geliri 15 yılda (2002 hariç 2017 dahil) “yeni seri” denilen resmi hesaplara göre %129 artmıştır. Aynı dönemde mülteciler dahil nüfusumuz %27 çoğalmıştır. Dolayısıyla kişi başına milli gelir 1.8 katına çıkmış veya %80 artmıştır (2.29 bölü 1.27 eşittir 1.8). Muhasebe ilkelerine göre (değişim doğru algılansın diye) geçmiş yıllara ait rakamlar son yılın fiyatına getirilir. Yani 2002 yılının kişi başına milli geliri de 2017 yılının doları ile ifade edilmelidir. Türkiye’nin 2017’de 10 600 $ olan kişi başına milli geliri, 15 yıllık artış kat sayısı olan 1.8’e bölünürse, 2002’nin kişi başına milli geliri bulunur. Bu da 5 888 dolardır.

ORTA GELİR TUZAĞI

“Türk ekonomisi, orta gelire hızlı geldi ama oradan ileri gidemiyor” şeklinde konuşmak moda oldu. Bu ifade de yanlıştır. Türkiye zaten orta gelir düzeyinde bir ülkeydi, halen de aynı yerdedir. Yukarıda sunulan hesaba bir ek yapayım. 2000’li yılların başında kişi başına milli geliri 4-5 bin Dolar (2017 fiyatlarıyla 6000 $) dolayında olan ülkelere “orta gelirli” denirdi. Bugün bu rakam 10 bin Dolardır. Bizimle kıyaslanabilecek Latin Amerika veya Doğu Avrupa ülkelerinde de bizdekine benzer gelişmeler olmuştur. Mal ve para hareketlerinin serbestleştiği yıllarda orta gelişmiş ülkelere sıcak para girişi artmıştır. Bunun sonucunda o ülkelerde devalüasyon oranı, enflasyonun altında kalmıştır. Bu durum cebirsel olarak “cari kurdan” yapılan milli gelir tercümelerinde, reel milli gelir artışından yüksek büyüme rakamları çıkmasına neden olmuştur. Burada mucize falan yoktur. Ayrıca bilinsin ki, önümüzdeki yıllarda da gelişmekte olan ülkeler, milli gelirlerini hem reel hem de nominal olarak gelişmiş ülkelerden daha yüksek oranda artıracaktır. Bu bebeklerin çocuklardan, çocukların da gençlerden hızlı boy atması gibi tümüyle normal bir durumdur.

Son söz: Dolarla büyüdüğüne inanıyorsan, küçüldüğüne de inan.
===========================================

Dostlar,

Erdoğan hep kişi başına ulusal geliri 3500 Dolardan aldıklarını ve 3 katına  eriştirdiklerini söyleyip duruyor. İşin iktisat matematiği açısından çözümlemesi yukarıda. Yetkin Ekonomist Sn. Cansen çok net olarak bu artışın 15 yılda salt 1,8 kat olduğunu, yani Erdoğan’ın şişirdiğinin yarısı olduğunu ortaya koyuyor.

Bir boyut daha var dikkate alınması gereken : O da ülke borçlarının nereden nereye geldiğidir. Erdoğan’ın AKP’si Kasım 2002’de iktidar olduğunda Türkiye’nin toplam dış borcu (kamu + özel) 230 milyar $ idi. Günümüzde ise 250 milyarı özel sektörün, 450 milyarı da kamunun olmak üzere toplam 700 milyar $ ülke borcu vardır. Bu rakam, 2018 sonunda erişebileceğimiz toplam ulusal gelire çok yakın olabilir. 2017 sonunda 850 milyar $ dolayında GSYİH sağlanmıştı. Dolar’daki muazzam değerlenme, daha doğrusu TL’deki dayanılmaz erime sonucunda 2018 sonunda 2017 sonu ulusal gelir rakamını bile yakalayamayabiliriz yüksek olasılıkla. Ulusal gelir, artan gelir dağılımı adaletsizliğine karşın 15 yıllık tek başına AKP iktidarında salt 1.8 kat büyümüş, ancak Türkiye’nin toplam borcu 700/230 = 3+ kat büyümüştür.

TÜİK verileriyle 26 milyonu aşkın insan yoksulluk sınırının altındadır (Mayıs 2018).

Yine TÜİK verileriyle gençlerde işsizlik Türkiye ortalamasının 2 katıdır; % 20,8!

2018 içinde 185-190 milyar $ ödenmesi gereken kamu + özel sektör borcu, yaklaşık 55 milyar dolar da (artmazsa!?) cari açığın finanse edilmesi gerekmektedir. 240 milyar Dolardan az olmamak üzere sıcak – nakit döviz gereksinimi söz konusudur. Erdoğan geçtiğimiz hafta apar topar, uluslararası finans baronlarının üssü Londra‘ya neden gitmiştir? Küresel patronlarla ne konuşulmuş, neyin pazarlığı yapılmıştır, bilmiyoruz.. Ekonomideki ağır yangının hiç olmazsa seçime dek 1 ay hafifletilmesi / ertelenmesi AKP = Erdoğan için yaşamsal önemdedir. Üstelik uğruna katlanılmayacak ödün olmaksızın!.. Ne var ki bu ödünler ülkemiz için “beka sorunu” doğurabilecek nitelikte olabilir. “Millete beka” diye lütfedercesine saçma sloganlarla açılıp – saçılan MHP – Bahçeli ne buyururlar acaba Cumhur ittifaklarının ortak CB adayı Erdoğan’ın bu girişimleri hakkında??

  • Erdoğan, 2002 ayarlarına mı dönmekte / döndürülmektedir??Bu arada bir gündem sakızı daha yakalanmış görünüyor.. Filistin’deki kırım ve Kudüs sorunu.. Öylesine acımasız sömürülüyor ve kamuoyunda algı yönetimi yapılıyor ki tarifi olanaksız! Yenikapı’da yarım milyonluk (?!) zorlama miting, hemen her cümlede kullanılan “asla” sözcükleri.. ağır duygusal tonlar, Ramazan iklimi, bol Arapça dualar.. ABD-İsrail’e çatmalar..

    Sevgi ve saygı ile. 18 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Tek yol ihracat!

Tek yol ihracat!

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 07.12.17

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1. Dünya Harbi bitince “Dünya İktisadi Kalkınma” yarışı başladı. Bu yarışta ülkelerin birinci hedefi ihracatı artırmak oldu. Çünkü iktisadi kalkınmanın motoru ihracattır. İhracat arttıkça, ithalat da artacaktır. Ama az da olsa dış ticaret fazlası verildiği sürece ithalat artışının hiçbir sakıncası yoktur. Tam tersine faydası vardır. Hatta bu, dış ticari ilişkilerin sağlıklı bir şekilde işlediğini göstermesi bakımından arzulanan bir olgudur. Konu ihracattan açılınca hocam Fuat Çobanoğlu’nun anlattığı bir fıkra geldi. İngiltere’de “kalkınma için ihracat” seferberliğinin başladığı o günlerde, adam doğum sancıları çeken eşini hastaneye götürür. Karısını doğumhaneye alırlar ve adama bekleme odasında oturmasını söylerler. İki saat sonra bekleme odasına giren hemşire “Müjde ikiz çocuğunuz oldu, eşinizi görmek üzere odasına gidebilirsiniz” der. Adam sevinç içinde eşinin odasına gider. Eşi yanında tek bir bebekle yatmaktadır. Adam hemşireye dönerek “Bana ikiz çocuğum olduğunu söylediniz, ama karımın yanında bir bebek var” der. Hemşire “Diğer bebeği ihracat için ayırdık”diye cevap verir.

DÖVİZ FİYATLARI NİÇİN YÜKSELİYOR ?

Bu sorunun cevabı çok açıktır. Talebi, arzından çok olan malın fiyatı yükselir. Bu konuda hiç kimsenin tersini söylediği yok zaten. Ancak bu noktadan sonra döviz arzının nasıl artırılacağı konusunda yollar ayrılıyor. Benim gibi düşünen az sayıda iktisat yorumcusu “Tek yol ihracattır” diyor. Ezici çoğunluğu oluşturan karşı tez sahipleri ise “Artır faizi, gelsin döviz” diyor. Bu sonuca şu sakat mantık zinciriyle varıyorlar:
1. Hızlı kalkınmak istiyoruz.
2. Hızlı kalkınmak için çok yatırım yapmak gerekir.
3. Çok yatırım için çok tasarruf lazımdır.
4. Maalesef ulusal tasarruf oranımız düşüktür.
5. Yani tasarruf açığımız vardır.
6. Bu yüzden cari açık veriyoruz.
7. Cari açığı finanse etmek için dışarıdan döviz borcu almaya, bunun için de yüksek faiz ödemeye mecburuz.

DIŞ BORÇLA SADECE YATIRIM YAPILMAZ TÜKETİM DE YAPILIR

“Dış borcu sadece yatırım için alıyoruz” demek kadar sahtekârca bir ifade olamaz. Sanki Türkiye, hiç tüketim malı veya tüketim malı üretiminde kullanılan ham madde veya ara mal ithal etmiyor gibi konuşuluyor. Yatırım malları ithalatı, toplam ithalatın yüzde 15’i dolayındadır. Pek tabii, ithal ham maddelerin veya ara malların bir kısmı da yatırım malları üretiminde kullanılıyor. Esasen alınan dış borcun ne kadarı yatırıma tahsis ediliyor diye bir hesap yapılamaz. Çünkü “dışarıdan gelen dövizin” hangi malın ithalatında kullanıldığı belli değildir. TL’yi veren doları alır.

İHRACAT YÜZÜNDEN CARİ AÇIK ARTMAZ

İkinci büyük zırvalama, ihracat arttıkça, ithalat da artıyor; dolayısıyla ticaret açığı (neticede cari açık) kapanmıyor diye konuşmaktır. 100 dolara ihraç edilen bir malın içinde 99 dolarlık dolaylı-dolaysız ithal girdi olsa bile, cari açık yine de 1 dolar kapanır. Bu 1 doların TL karşılığı ne kadar büyük, yani döviz fiyatı ne kadar yüksek olursa, ihracat o kadar teşvik edilmiş olur. İhracat ne kadar teşvik edilirse yani döviz fiyatı ne kadar yüksek olursa “net katma değer ihracatı” o kadar artar.

Son söz: Döviz ucuzsa, ithal ürün, yerli ürünü piyasadan kovar.
==================================

Dostlar,

İyi de Sayın Cansen…

Dışsatımın (ihracatın) bileşimi neler olacak??
Temel tarım ürünlerini bile dışalıma mahkum olduk.. Geçen yıl Rusya’dan 3,5 milyon ton buğday satın aldık. Toplam iç üretimimiz 20 milyon ton / yıl dolayında donmuş gibi.. Ama nüfus hızla artmayı sürdürüyor.. İktidar da türlü türlü teşvik ediyor akıldışı politikalarla. Tarımsal ve hayvansal üretim nüfusa yetmiyor. Bu temel girdilerin dışalımını finanse edebilecek ne satabiliriz dışarıya? Bir yandan da tarım alanları ha bire yapılaşmaya kurban ediliyor. Gübre ve mazot fiyatları çok yüksek.. HI-TECH denilen yüksek teknoloji mallarının dışsatımda payı %3 dolayında. AB ile Gümrük Birliği Anlaşması 1.1.1996’dan bu yana bir “kanama/kanatma” aracı. Ulusal tasarrufları 10 bin Dolar / kişi / yıl ortalama ve son derece bozuk gelir dağılımı ile nasıl artıracağız??

İktisatçıların klişe çözümler dışında yaratıcı yeni yaklaşımlar üretmesi gerek. Bu isteğimiz onlardan tansık (mucize) yaratma beklentisi olarak tanımlanmasın..

1. Çare ilk olarak ÖZELLEŞTİRMEYİ DURDURMAKTIR..
2. İkincisi kamunun israflarını ve her türlü yolsuzluğu bitirmektir.
3. Üçüncüsü kitllelerin seferberliğini (mobilizasyonunu) sağlayabilmektir.
4. Dördüncüsü gelir dağılımını iyileştirecek politikalardır.
5. Beşincisi yaşamın tüm alanlarında en üst düzeyde tasarruflu yaşam biçimine geçmektir.
6. Altıncısı HER AİLEYE 1 ÇOCUK ilkesini yaşama geçirmektir.
7. Yedincisi yenilenebilir enerji kaynakların yönelmektir.
8. Sekizincisi sağlık sektöründe KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE KESİN ÖNCELİK vererek 80 milyar Dolara varan harcamaları kısmaktır.
9. Dokuzuncusu Eğitim sistemini laik – bilimsel -karma – sorgulayıcı – kamucu – yaratıcı kılmak ve 21. yy. ın acımasız rekabet koşullarına uygun kuşaklar yetiştirmektir.
10. Onuncusu YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ siyasetiyle güvenlik giderlerini düşürmektir.
………………….
…………………….
Daha çok uzatmayalım.. Ama bir seferberliğe kesin olarak gereksinimliyiz..
Hem de hiiiç gecikmeden…
Bu AKP ile olur mu?
Batak tablodan sorumlu kadrolardan tersini beklemek ne denli akılcı ve olanaklı ise, AKP’nin yıkımı düzeltmesini – geri çevirmesini beklemek aynı derece usssaldır (akla uygun, rasyonel..).

Bir çare bulacağız, çare bulunacak elbet. Türkiye’nin bu politikalarla daha fazla gidemez.
Devlet öncülüğünde karma ekonomi – Halkçı politikalar.. 1923-38 döneminde Mustafa Kemal Paşa’nın uyguladığı ve uluslararası yazına (literatüre) MUSTAFA KEMAL’in EKONOMİ MUCİZESİ olarak geçen politikalar yani… Dileriz AKP = RTE bu gerçeği gecikmeden fark eder?!

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Ekonominin Con Ahmet’leri

Ekonominin Con Ahmet’leri

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 26 Ekim 2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Evren, cansız şeylerden (non living things) oluşur. Zaten canlılar (living things) da cansız maddelerden meydana gelir. Canlılar ölünce her şey cansız olur. Canlılık fani, cansızlık bakidir. Cansız maddelerin hal ve hareketlerini inceleyen bilim dalına Fizik denir. Burada kullanılan fizik sözcüğü Kimyayı da kapsar.

Fizik kanunları zaman ve mekân boyunda evrenseldir, Müslümanlar da Fizik kanunlarına tabidir. Bilim insanları, gözlem ve deney yoluyla Fizik yasalarını idrak etmiş ve bunları sözel ve sayısal dille (matematikle) ifade etmiştir. Bu idrak süreci halen sürmektedir. Bir Amerikalı profesörün “Nerede ısı varsa, orada hareket; nerede hareket varsa orada ısı vardır” (Where there is heat, there is movement; where there is movement, there is heat) diye tanımladığı termodinamik, iktisadın da temelidir. Termodinamiğin iktisattaki karşılığı “Nerede hareket, orada bereket; nerede bereket, orada hareket vardır” kuralıdır. İktisatta bereket, para demektir, Fizikteki karşılığı ısı enerjisidir.

AKP’NİN İKTİSAT POLİTİKASI

AKP, termodinamiğin bu kuralını biliyordu. Karşısında iki yol vardı. Ya Japonya, Kore veya Çin gibi “hareketi” iç kaynaklarla yaratacak bundan “bereket” (para) çıkaracaktı, ya da dışarıdan “bereket/sıcak para” getirip içeride hareket yaratacaktı. İkincisini tercih etti. Birincisini yapmak zordu. Çünkü “kaynak yaratmak için” içeride ne petrol gibi doğal kaynaklar vardı, ne de sömürülecek emekçi yığınlar. İktisat ödünleşme demekti. Yatırımı artırsa, tüketimi kısmak gerekecekti. İkisini de artırmak istiyordu.
Bu sebeple Türkiye’yi “açık sistem” haline getirdi. İçeriden daha fazla “harç” (vergi) almak yerine, dışarıdan “borç” aldı. Nasıl olsa seçmen, üzümü yiyecek, bağını da sormayacaktı. Oylar da düşmeyecekti. AKP, bu amaçla: Kamu yatırımlarını yabancılara sattı ve satmakta.
Özel sektörün, bankalarını, fabrikalarını ve her tür işe yarar firmasını yabancılara satmasını kolaylaştırdı.
Kamu arazilerini imara açarak veya özel arsaların inşaat emsallerini artırarak mekân rantı yaratıp, az sayıda çok zengin yarattı.
Özel sektörün yurt dışından borçlanmasını teşvik etti.

ŞAŞAA VE DEBDEBE DÖNEMİ BİTTİ

Her şey çok iyi gidiyordu. Sadece köprüler, tüneller, hastaneler, AVM’ler, duble yollar yapılmamıştı. İşsizler de “sosyal transferlerle” gelir sahibi olmuştu. Üretmeden, çalışmadan geçinmek mümkündü. Üstelik ülkeyi yönetenler en lüks arabalara biniyor, en şaşaalı binalarda yaşıyordu. Ancak dışarıdan borçlanmak giderek zorlaşıyordu. Sıra “yakıtsız çalışan motor” mucidine benzer ekonomi “Con Ahmet”lerine geldi. Onlar “yoktan varlık fonu” kurdular. Varlığa darlık olmazdı. Derken ne olduysa oldu. Bir gün baktık AKP iktidarının başbakanı

  • “2018 yılı tasarruf yılı. Şaşaa, debdebe bitiyor. Hiçbir şekilde güvenlik ve acil konular dışında devlete, belediyelere, oraya buraya yeni araç alımı yok, dükkânı kapattık.” diye beyanat (AS: demeç) verdi. Yoksa seçilen yolun sonuna mı gelindi? Bu bir politika değişikliği sinyali mi? Yaşayacak ve göreceğiz.
    Son söz: Dışa açılan, dışarıya kulak verir.
    =======================================
    Dostlar,

    İrrasyonel (akılsız, akıl dışı) ekonomi politikalarının / kumarının sonuna gelinmiş görünüyor. İçeride ve dışarıda “seferber” edilecek (talan edilecek!?) kaynak kalmadı gibi. Ayaklar yere eriyor. Son derece zor bir döneme sürüklenmiş bulunuyoruz. Biten iktidar, vergiye yükleniyor!

    Döviz son birkaç günde neredeyse %10 yükseldi; henüz akaryakıt ve zincirleme öbür mal ve hizmetlere yansıtıl(a)madı.

İnşaat sektörü lokomotifti, bitkin düştü.. Hatta çakıldı.. Müthiş, yüzbinlerce konut arz fazlası var.

AKP’nin tüm siyasetini köktenci biçimde değiştirmesi zorunlu..
Bunu nasıl ve ne yönde yapacak, yapma gücü kaldı mı?
Yakıcı konjonktürden payını hemen hemen herkes alacak..
Altta kalan daha çok diyet ödeyecek her zaman olduğu gibi.
Bunların içinde 15 yıldır AKP’ye gözü kapalı milyonlarca oy boca eden, necip millet de var.
Üstelik dince kutsal tüm değerleri de sefilce sömürülerek; dindar geçinenlerce,
Yazık ve çoook acı..
Cumhuriyetin 94. yılında üstelik!

Sevgi ve saygı ile. 28 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Bu israfa % 10 enflasyon az bile!


Bu israfa % 10 enflasyon az bile!

portresi

 

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 04 Şubat 2016

 

Gelişmiş ülkeler, “sıfır” dolayında gezinen enflasyonlarını “% 2” düzeyine yükseltmek için çırpınıp duruyor. Bunun için, bir yandan “para miktarını” büyütürken, öbür yandan
Merkez Bankası faizini düşük tutmaya devam ediyorlar.
Hatta Japonya “nominal eksi faiz” uyguluyor.

Biz ise son verilere göre % 10’a (resmen %9.58) dayanmış enflasyonu,
yılsonunda %7.5’a nasıl düşürürüz diye uğraşıyoruz. Bunda da şaşılacak bir şey yok.
Enflasyonu yüksek olan düşürmeye, düşük olan yükseltmeye çalışır.

OPTİMUM

Optimum, iktisatta çok önemli bir kavramdır. Optimum “kararında” demektir.
Yani ne az, ne de çok. Yemeğe kararında tuz, biber veya yağ koymak gibi bir şey.
Bir başka deyişle “azı yarar – çoğu zarar” demektir. Ticaret yaşamında en önemli karar fiyatlandırmadır. Amaç, firmanın kârını artırmaktır.

Yüksek fiyat, birim satıştan elde edilen kârı yükselteceği için toplam kâr da artar.
Ama yüksek fiyat, satış miktarını düşürebilir. Satış miktarı düşünce toplam kâr da düşer.
Üstelik birim maliyet artar. Sonunda daha çok kâr etmek için yapılan zam, daha küçük
toplam kâra neden olabilir. Bu nedenle fiyatın optimum olması gerekir.
Optimum fiyat, firma kârını maksimuma çıkaran fiyattır.

OPTİMUM ENFLASYON – OPTİMUM İŞSİZLİK

Daha önce birkaç kez yazdığım gibi, zemine ve zamana göre değişse de
“optimum enflasyon” diye bir şey vardır. Yani her ne denli düşük enflasyon
iktisat yazınında “istikrar” demekse de düşük, sıfır demek değildir.
Çünkü sıfır enflasyon, büyüme ve istihdam amaçlarına ters düşer.
İktisatçılar “enflasyon ile istihdam” arasında bir ödünleşme olduğunu gözlemlemiştir.
Yani, belli bir aralıkta olsa da “enflasyonu düşürmek, işsizliği artırır” kuralı çalışmıştır.
İktisadi istikrar için, düşük enflasyon, düşük işsizlikten daha önemlidir diyenler
“NAIRU” “Enflasyon Artışına Sebep Olmayan İşsizlik Oranı” (Non-Accelerating Inflation Rate of Unemployment) diye bir kavram icat edilmiştir. Bu kavram, belli bir oranda işsizlik olması (örn. %5) ekonomik istikrar için iyidir demektir.
Buradan kalkarak, nasıl sıfır işsizlik, enflasyonu azdırıyorsa, sıfır enflasyon da işsizliği artırır sonucuna varılabilir.

ENFLASYON HEM NEDEN HEM DE SONUÇTUR

Enflasyon, daima bir sarmaldır. Faiz, devalüasyon ve ücretler bu sarmalın öbür aktörleridir. Bunlar, kedinin kuyruğunu kovalaması gibi birbirini tetikler.
Sonunda “enflasyon, enflasyondan doğar” noktasına gelinir. Ama günümüz Türkiye’sinde enflasyonu azdıran iki husus daha var.

Birincisi, Güneydoğu’da süregiden isyan bastırma harekâtıdır.
Bu harekât enflasyonu en az 1 puan yukarı itecektir.

İkincisi ise devlet büyüklerinin birer “israf merkezi” haline gelmesidir.
Türkiye, iki başkentli olmuştur. Sürekli saray inşa edilmekte ve bunlar “7/24”
emre hazır tutulmaktadır.

  • Cumhurbaşkanının zırhlı aracını “dost ve kardeş ülke Şili’ye”
    askeri bir yük uçağıyla yollaması inanılmaz bir müsrifliktir.
  • Bu Diyanet’in bütçesinden de vahimdir.
  • Devletin israfı da enflasyonu en az 1 puan artıracaktır!Son söz : Kötü misal, kolay emsal olur.

========================================

Evet dostlar,

Güneydoğudaki dış kışkırtmalı (daha önce de 18 kez olduğu gibi) isyanı bastırma harekatı,
kuşkusuz ülkemizin en önemli güncel sorunudur.

Vatan evlatları kahpece şehit edilmektedir!

Ancak Ekonomi ve türevi olan işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımının iyileştirilmesi,
gönenç (refah) toplumu olma hedefleri de uzun süre gündemde alt sıralara itilemez.

Nitekim Ocak 2016 enflasyonu TÜİK verileri ile %2’ye çok yakındır (%1,82).
2015 Ocak – 2016 Ocak arası 12 aylık (yıllık) enflasyon %10’a, 2 rakamlı enflasyona dayanmıştır (%9,58). Bu sorun zincirleme pek çok olumsuzluğa yol açacaktır;
başta yoksullaşma olmak üzere..
Dışsatım, son 5 yıldır ilk kez aylık 10 milyar Doların altındadır.
Geçen yıl Ocak ayına göre %14 azalmaya karşılıktır.
Dışsatım (ihracat) geçen yıl %9 düşmüştü.
Türkiye orta gelir tuzağından çıkamamaktadır.
2008’de ulaşılan kişi başına yıllık gelir rakamı 10 400 Dolara 7 yıldır erişilememektedir.
Türkiye’nin toplam borcu 600 milyar Doları aşmış ve AKP’nin iktidar olduğu Kasım 2002’den bu yana 2 katı daha büyümüş, 221 milyar Dolardan 600+ milyar Dolara tırmanmıştır.
Ulusal gelir 2002 sonunda 230 milyar $ iken 2015 sonunda kestirilen 720 milyar Dolara erişirse (2014 sonunda 823 milyar $ idi!) 13 yılda sağlanan 500 milyar $ artışın 400 milyar doları toplam borçta oluşan büyüme kaynaklı mıdır?

2023’te ilk 10 ekonomi içine girmek ham hayal (politik bir masal!) idi,
Kaf dağının dibine itilmiştir.

Bölücü terörün ana hedeflerinden biri de Türkiye’yi ekonomik açıdan istikrarsızlaştırmak,
sınırlı kaynaklarını bu bela ile savaşımda tüketmesini sağlamaktır.
Bu boyut hiç akıldan çıkarılmamalı ve Türkiye bu kez PKK’yı kökleriyle birlikte kazımalıdır. 1978’den bu yana PKK’nın Batılılarca (ABD – İsrail – AB) maşa olarak bölücü terör örgütü işleviyle kullanılagelmesinin ülkemize maliyetinin 300 milyar Doları aştığı belirtilmektedir.
Bu para 1 trilyon TL’ye yakındır ve ülkemizin 2015 bütçesinin neredeyse 2 katıdır.
2015 sonunda gerçekleşeceği kestirilen 700 milyar Doları birazcık aşacak ulusal gelirin (GSMH)
yarısına yakındır.. Muazzam bir kaynaktır Türkiye için..

Dış ticaret açığı 2015’in ilk 9 ayı için 49 milyar $’dır. Dışsatım düşmekte ancak dışalım
dah az az düştüğünden (tüketim toplumu!), dış ticaret açığı ciddi boyutlarda süregelmektedir.
Aynı dönem için (2015 Ocak – Eylül 9 ay) cari açık 40.57 milyar $ olmuştur.
Eski Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek, 2015 yılında bütçe açığının GSYH’ye oranının
%1,3 olacağını açıklamıştır. 720 milyar $ GSYH gerçekleşse, bütçe açığı 936 milyon $ olacak demektir. Bunlar nominal olarak önemli (büyük) rakamlardır; bilerek salt oransal boyutları
öne çıkararak kendini ve kamuoyunu yanıltmaya çalışmanın anlamı ve yararı yoktur.
Rusya ve güney komşular Suriye, Irak ile yaratılan çatışma ortamı, dışsatımı ve dış ticareti, turizm girdilerini ciddi biçimde vurmuştur. Salt Rusya ile ticaret hacmı 35 milyar $ olarak Erdoğan tarafından telaffuz edilmiştir.

Ne talihtir ki, petrol inanılmaz biçimde düşük fiyatlarda gitmektedir. Varili 30 Dolara dek inebilmiştir! Bir de bu “mutlu” konjonktür (Felix culpa!) olmayaydı, vay Türkiye’nin haline!
Ancak bu “yıkıcı balayı”nın sürgit olamayacağı da açıktır. OPEC ülkelerinden müşterilerine
3 Trilyon Dolara ulaşan servet aktarımı gerçekleşmiştir ki, bunun,
Putin’in Rusya Federasyonu’na boyun eğdirme amacıyla da olsa finansal sürdürülebilirliğinin düşünülemeyeceği açıktır. Ayrıca içeride de halk, fevkalade düşen / düşürülen petrol dışalım (ithal) fiyatlarına karşın, olağanüstü yüksek akaryakıt vergisi ile çok ağır dolaylı vergi yükü altında tutulmaktadır.

Öte yandan kamu giderleri kısılamamaktadır. SGK açıkları bunaltmaktadır..
AKP hükümetinin Kasım 2015 seçimlerindeki 100 günlük vaatleri önemli düzeyde akçal (mali) kaynak gerektirmektedir. Bir yandan da 24 Temmuz 2015’ten bu yana 6,5 aydır sürdürülen kapsamlı isyan bastırma harekatı gündemdedir ve ciddi maliyeti söz konusudur.
Dış konjonktür de hiç olumlu değildir; yabancı sermaye çekerek istihdam yaratacak
üretime – dışsatıma dönük yatırım yapmak açısından ve dışsatımı artırabilmek bakımından.

3 milyona yakın Suriyeli ve Iraklı’nın ülkemizdeki varlığının 4 yılı geçen
“uzamış konukluğunun” akçal çerçevesi (mali portresi) 20 milyar Dolar’a koşmaktadır.
Heniz AB’den tek bir € cent gelmiş değildir. Vaadedilen 3 milyar € gelse bile çok koşulludur, parça parçadır ve dişin kovuğunu bile dolduramayacaktır.

Bunlara ek AKP – RTE ha bire nüfus artışını kışkırtmaktadır. Davutoğlu’ndan ummazdık ama bu olağanüstü yanlış politikada Bay RTE ile yarışmaktadır nerdeyse! Doğum eylemini kadınların vatani görevi gibi gördüğünü belirterek ucuz popülizm yapmaktadır ne yazık ki.
Ve 2015 sonunda nüfus 1 milyon 45 bin kişi gibi muazzam bir düzeyde artmıştır.
Nüfus artış hızı öncekiyıl %1,33 iken 2015 için %1,34 olmuştur. Oysa Türkiye’nin nüfus artışını ciddi ve hızlı biçimde frenleyerek % yarımlara çekmesi zorunludur (Demografik Fırsat Penceresini de kaçırmamak için!). Tüm bu gerçeklere karşın AKP – RTE’nin izlediği
irrasyonel politikaları anlamak olanak dışıdır ve ülkemize zararı dönüşümsüz,
giderimi (telafisi) olanaksızdır. Bu durumun hızla durdurulması kaçınılmazdır.

Hepsine tuz biber, Saray’ın muazzzam giderleridir,,

  • Hele hele Bay RTE’nin zırhlı makam aracını taa Güney Amerika’ya askeri uçakla taşıtması ve 200 bin $ maliyet çok acıdır, yazıktır, günahtır. İslama aykırıdır lüks ve israf olduğu için! Fakir – fukaranın rızkıdır. Bu para 600 bin TL’dir ve 1300 TL asgari ücretten 461 işçinin
    1 aylık emeğinin karşılığıdır.. Allah’tan korkmak gerekir. Erdoğan’ı saran bu ölçüsüz korku nedir, nedendir? Gittiği ülkelerde zırhlı makam aracı yok mudur?
    Kiralansa idi çok daha ucuza gelmez miydi??

Bu insaf dışı saltanatın bizim bir yurttaş olarak çok zorumuza gittiğini, asla içimize sindiremediğimizi, vergi ödeyen ve vergisinin en verimli biçimde kullanılmasını,
kendisine kamu hizmetleri olarak döndürülmesini pek haklı olarak bekleyen bir yurttaş olarak;
bu akıl almaz savurganlık karşısında Tayyip beye hakkımızı helal etmiyoruz.
Erdoğan Kul hakkı yemiştir ve Yüce Tanrı’nın bile bunu bağışlamaya hakkı olmadığını
kendisi de bilir. Bizi geçelim, daha pek çok “tüyü bitmemiş yetim” in de hakkı bu sorumsuz davranışla adeta gasp edilmiştir..

Herkes en düzeyde tasarruf yapmalıdır ve yöneticiler buna örnek olmalıdır.
TÜİK’in 2015 verileriyle yoksulluk rakamları yürek karartıcıdır.
Milyonlarca yoksul yurttaşımız vardır.

Ekonomi için alarm zilleri üstelik şiddetle çalmaktadır.
Ekonomi yangın alanıdır.
AKP hükümeti, olağanüstü önlemlerle olağanüstü durumla başetmeye çalışmalıdır vargücüyle..

Öte yandan AKP içi kazanlar da kaynamaya başlamıştır..
Her çıkışın bir inişi vardır..
Bu dünya Sultan Süleman’a da kalmadı, Osmanlı’ya da, başka başka imparatorluklara da..

AKP – RTE için kaçınılmaz son yaklaşıyor..

İktidar bitecek ve halka hesap verecekler..

Tarihin tunç yasası böyle..

Son söz                :

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu !..” (Nazım HİKMET)

Sevgi ve saygı ile.
5 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com
Yazının pdf biçimi :
http://ahmetsaltik.net/2016/02/05/bu-israfa-10-enflasyon-az-bile/