HALK TV PROGRAMIMIZ – 27 Eylül 2020

HALK TV PROGRAMIMIZ – 27 Eylül 2020

Dostlar,

Bu gün, 27 Eylül 2020 Pazar günü, HALK TV Haber Müdürü Sn. Şule Aydın’ın konuğu olduk saat 13:20 dolayında. Ne yazık ki,iktidarın sopasına dönüştürülen RTÜK, birkaç hafta ara ile bu kez de HALK TV’ye 5 gün süreli ekran karartma cezası (!?) uyguladı oy çokluğu ile. Yönetsel (idari) yargıya itirazlar da sonuç vermedi. Türkiye’de yaşamın her alanı, ne acı ki, iktidarın egemenlik alanına dönüştürüldü. Giderek açık faşizme savrulan bir ülkede yaşamaktayız AKP = RTE ürünü!

18 dakikalık değerlendirmemizde ilk 3-5 dakikayı HALK TV’nin geçici ekran karartması ile hukuk dışı yaptırıma uğratılmasına ayırdık. Ardından da KORONA SALGINI temel gündem idi..

  • Yönetilemeyen ve denetimden çıkan bir salgın.

İlan edilen 1500’lerin altına inmeyen günlük “hasta” sayısı ve 70’leri aşan ölümler..
Artık ipliği pazara çıkarıldı çok sayıda çalışma ile ve kanıtlandı ki; gerçek sayılar bunların çok üstünde.
Örneğin CHP’nin 20 ilden elde ettiği ölüm sayıları, Türkiye geneli için açıklanan resmi verileri epey aşkın. Lürfen, dün sitemizde yayınladığımız ilgili yazıyı da okuyunuz, paylaşınız.. (http://ahmetsaltik.net/2020/09/26/chpli-torun-11-buyuksehirin-koronavirus-verisini-acikladi/)

Sevgi ve saygı ile. 27 Eylül 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

VERANSIN TV Programımız

Dostlar,

Bu gün, 4 Eylül 2020 günü, Sivas Kongresi’nin 101. yılında, yursever yayıncılık yapan VERYANSIN TV’nin değerli programcılarından Sn. Erdem ARAY ile birlikte olduk.

Şanlı Sivas Kongresini, Mustafa Kemal Paşa’nın eşsiz önderliğini, Tıbbiyeli Hikmet‘i andık kısaca..

TELE1’e dönük ekran karartmanın yüz kızartıcı olduğunu vurguladık..

AKP = RTE‘nin ülkede ÇİFTE SANSÜR dayattığını; medyaya da, KORONAVİRÜS verilerine de apaçık ve ciddi oranda sansür uygulandığını belirttik..

Turkuvaz / AKP Yeşili tablonun günlük verilerinin nasıl akıl almaz çelişkilerle dolu olduğunu somut hesaplarla bir kez daha ortaya koyduk..

Tek çare kaldı :
En az 14 gün TAM KAPATMA!

Hem de artık bu kez oyalanmadan, ayak sürtmeden, gecikmeden..

  • OHAL ilanı için bahane üretmekten zinhar kaçınarak!Okulların açılmasını 2. yarıyıla erteleyerek, turizmi kapatarak…..
    Ülkeye giriş – çıkışları denetim altına alarak..
  • Masum insanlar daha çok ölmesin!Türkiye Cumhuriyeti AKP = RTE’nin bir AŞ’i değil!

    Onurlu ve saygın, büyük bir devlet; köklerine dönmeli ve bu kıyıcı kuşatmayı hıza yarmalı!
    ****

50 dk. süreli programımız bu gece 21:00 sonrasında VERYANSIN TV youtube kanalında.

İzlenmesi, paylaşılması ve gereğinin gecikmeden yapılması dileğiyle..

Örn. AKP dışı tüm belediyelerin salgının başından bu yana toplam ölüm rakamlarını açıklaması kaçınılmaz bir görev olmuştur.

Gerçek ölüm rakamları AKP’nin açıkladığı gibi 6 binlerde midir, yoksa birkaç katı mıdır?
Kaç katıdır??
Çıplak gerçek ortaya çıkmalı ve AKP = RTE iktidarının halka dürüst davranmadığı deşifre edilmelidir..

50 dk. süreli programımız bu gece 21:00 sonrasında VERYANSIN TV youtube kanalında.

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 04 Eylül 2020, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

DENİZ BAYKAL gerçekte kim?…

DENİZ BAYKAL gerçekte kim?…

(AS: Bizim kısa katkımız, sorumuz ve dileğimiz yazının altındadır..)

Çok rica ediyorum, bu yazıyı sonuna kadar okuyun. Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi! Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım. Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum. Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. Bunu bir borç olarak görüyorum:

“İKİ AY DAYANAMAZ” DEMİŞTİNİZ

Deniz Bey lütfen hatırlayın: 19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik. Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum. Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı. Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti.

Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz. Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.” Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim:

“Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika ve Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi
ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek;
tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.”

İki ay dayanamaz iddianızı, görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz. Ama bunların hepsi bahaneydi ….

ÇÜNKÜ siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi
yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.

O zaman ben sizin TAYYİP ERDOGAN’LA seçim öncesinde Beylerbeyi’nde
GİZLİCE BULUŞTUGUNUZU ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.

TÜRKİYE’nin kaderiyle oynayacak böylesine bir hareketin içinde olacağınıza
ihtimal vermedim. Bu gecenin tanıkları var:
ÖNDER SAV,
EŞREF ERDEM,
MEHMET SEVİGEN
BÜLEND TAN ve YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir.  Siz de bilirsiniz.

Tartışmanın sonunda dediniz ki: Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rötuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?”

Evet.. Yıllar geçti fakat 2007 seçimlerinden sonraki o fotoğrafı cebinizden çıkarıp
bakın Deniz Bey. Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi?

Söyle DENİZ BAYKAL, DEĞDİ Mİ??…

Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi?? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)

Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan. Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın % 1’ini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size o gün söylediğim gibi, o gün Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.

Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin.

SIKIYSA DEYİN….

Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin.

HODRİ MEYDAN..

Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.

Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim. Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.

“YAKIN DOSTUNUZ MELİH GÖKÇEK”

Tayyip Erdoğan’ın %34 oyla Meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin SEBEBİ sizsiniz. Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..

Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük
şansı sizdiniz.

  • CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.

Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen
partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.

Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup
halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.

Size defalarca, bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen,
sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.

Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa‘nın Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan’ı
Meclis dışında bıraktınız.

NEDEN??

İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım,
keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı…. Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.

Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de. Bad-el harab-ül Basra!

Zülfü Livaneli
=============================

Dostlar,

CHP’nin günümüzdeki genel başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu‘nun benzer bir işlev / rol üstlenmemesi ve benzer hataya düşmemesi dileğiyle paylaşma gereği duyduk bu tarihsel yazıyı / belgeyi….

Öyle ya; KORONA SALGINI ülkeyi kasıp kavuruyor, 6 ay bitmek üzere ve salgın denetimden çıkmış durumda. Sürekli benzer hatalar sürdürülüyor ve her gün 20’nin üstünde insanımız ÖNLENEBİLECEK İKEN ÖLÜYOR, 1500’ü aşkın yeni hasta tanısı konuyor. Bunlar makyajlı veriler; gerçekte en az birkaç katı…

Ancak bu bağlamda anamuhalefetten etkili bir muhalefet çıkışı bir tülü göremiyoruz!? AKP = RTE‘nin “ustaca” (!) gündem oyunlarının ardından sürükleniliyor.. Üstelik ekonomi yerin 7 kat dibine dek bat(ırıl)mışken..

Merhum Süleyman Demirel yaşasaydı AKP = RTE iktidarı kaç gün dayanırdı acaba yürüteceği ustaca muhalefete??

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

Mustafa Aydınlı - BiyografyaMustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ayasofya’daki ilk cuma hutbesinde

  • “Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” sözleri ile ad vermeden Atatürk’e lanet okudu!

Birlik ve beraberliğe, en çok gereksinimimiz olduğu şu günlerde, dinin sevgi ve hoşgörüye dayalı iletilerini vermesi gerekirken; Vatanın kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk’e lanet okumak ülkede infial / isyan yaratmıştır.

İstanbul 4 yıl, 10 ay, 23 gün İngiliz işgalinde kalmış (13 Kasım 1918, 6 Ekim 1923), kentin anahtarını İngilizlere Padişah Vahdettin teslim etmişti. İstanbul’u da, Ayasofya’yı da işgalden kurtaran Mustafa Kemal, Diyaneti kuran da O! Ali Erbaş da oturduğu koltuğu O’na borçlu. Ayrıca Murat Bardakçı’nın açıklamalarına, göre vakfiyede öyle bir metin de yok.

Bir din adamı neden yalan söyler? Neden gerçekleri çarpıtır? Neden kurucusuna ve kurtarıcısına hakaret eder? Çok düşündürücü değil mi? Bu tutum nankörlük değil de nedir? Peki, İslam inancında nankörlüğe yer var mıdır, nankörlük eden “neye uğrar” ??!! Dahası ahlak dışı bir davranış değil midir bu iftira; özünde İslam dini “iyi – güzel ahlak” odaklı değil midir??

Mustafa Kemal’in bir bölüm sözde din adamlarınca saldırıya uğraması ilk değil. Şeyhülislam ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti’nin kurucusu Mustafa Sabri, Mustafa kemal Paşa hakkında idam fermanını kaleme alan kişi ve Sevr’in imzalanması için özel çaba harcadı.

  • “Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti kahpedir… Kudurmuş haydutlar, caniler…
    Eyy Allah’tan korkmayan, eyy peygamberden haya etmeyen mahluklar… Bunların dinsizlik derecesi tasavvur edilemez, cenabı hakkın gazabı ve laneti bunların üzerine olsun… Yunanlara fazla zayiat verdirmek bizim için hayırlı ve menfaatli olamaz, İngilizleri kızdırırız, İngiliz gibi muazzam devlete karşı katiyen kazanma ihtimali yoktur… Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır..”

Fesli Kadir Mısıroğlu da “Keşke Yunan galip gelse” diyenlerdendi. Belli ki Ali Erbaş da bunlardan el almış.

Yurtsever din bilgileri de var elbette, Ankara Müftüsü Rıfat Börekci ilk Diyanet İşleri başkanı idi. Günümüzün aydın din bilginlerinden Sayın Cemil Kılıç gibi. Kılıç, attığı bir tivitte şöyle diyor :

  • “İnsanlığın dincilere tutsak düşen dinlerden çektiği nedir Allah aşkına?
  • Tıpkı Muaviye’nin cami kürsülerinden Ehlibeyte lanet okutması gibi,
    bu gün de kürsülerden Cumhuriyet’in kurucusuna ad vermeden lanet okunuyor.
  • Unutma! Bu gün minberden isim vermeden Kadir Mısıroğlu’na rahmet,
    Atatürk’e de lanet okundu.
  • Bu gün Atatürk’ün kurduğu devletin bir memuru, Atatürk’e lanet okudu.
  • Susanın kanı kurusun.”
    Can Yücel ; “Bana ‘Şiirlerinde küfretme.’ diyorlar usulsüz. Ulan nasıl anlatayım bu kadar o….. çocuğunu küfürsüz?” demektedir.

Neyzen Tevfik ise bir şiirinde;

Ben sana _ok demem,
_oklar duyar ar eder.
Bir zerren düşse _oka,
Onu da mundar eder..

diye başlayan ancak 2. dörtlüğünü buraya almaktan bizim de “hâyâ” edeceğimiz dizelerle içinden taşan ölçüsüz ve haklı isyanı dile getirir..

Geldiğimiz yer tam da burasıdır ve halkın duyarlığı, sinir uçları ile neden bilerek ve isteyerek, adeta kör kör gözüm parmağına oynanır; anlamak ve anlatmak olanak dışıdır!
Anlaşılan AKP = RTE “gidici” olduğunu kesin ve net olarak görmektedir.. Bu çöküşü geciktirme  derdindedir. Kısa günün kârı yanı sıra, ehh, bir miktar daha kutuplaşma ve tabanını bir arada tutma çırpınışı..
Yalnızca batmıyorlar, insanlık tarihinde utanca da boğuluyorlar..
****
Edebiyat dersinde öğretmen yazılı yoklama yapıyor, öğrenci noktalama işaretlerini nereye koyacağını bilmiyor. Kompozisyon bitince tüm noktalama işaretlerini en sona yazıyor ve “Marş marş yerlerinize” diyor.

Biz de Can Yücel ve Neyzen Tevfik’in sözlerini nereye koyacağımızı bilmiyoruz,
nereye yakışıyorsanız oraya, marş marş yerlerinize diyoruz.
=============================

Dostlar,

Biz de dökelim içimizi                       :

1. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, tüm ulusumuzdan ve Yüce ATATÜRK’ün
aziiiiiiiiiiiiiz anısından açıkça özür dilemelidir.
2. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, derhal görevinden istifa etmelidir.
3. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal, halkı kin ve düşmanlığa teşvikten ve Atatürk Hakkında Yasayı çiğnemekten adli işlem / ceza kovuşturması başlatılmalıdır.
4. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal 657 s. yasa kapsamında disiplin soruşturması başlatılmalı ve hak ettiği en ağız ceza, DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA yaptırımı uygulanmalıdır.
5. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, AKP = RTE / Partili Cumhurbaşkanı tarafından görevinden azledilmeli ve Erdoğan da halktan ve Atatürk’ten özür dilemelidir.
6. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memurunun söz konusu konuşması YOK HÜKMÜNDE SAYILMALI, yerine Büyük ATATÜRK’e açık şükran ve minneti de ifade eden yeni bir metin tarih kaydına geçirilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

SÜLALE DEVRİ BİTİYOR

SÜLALE DEVRİ BİTİYOR

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Komutanı, ilk kez paraşütle atlayacak Temel’e emir tekrarı yaptırıyormuş;
“İlk önce sarı ipi çekeceksin esas paraşütün açılacak, açılmazsa mavi ipi çekeceksin yedek paraşütün açılacak, açılmazsa kırmızı ipi çekeceksin imdat paraşütün mutlaka açılacak, yere inince seni cip bekliyor, biner alaya gidersin!” Temel ya Allah deyip dört bin metreden kendini atmış. Sarı ipi çekmiş paraşüt açılmamış. Mavi ipi çekmiş yine açılmamış. Son çare kırmızı ipi çekmiş açılmayınca; “Ula bu komutanın hiçbir dediği tutmadı. Bir de aşağıda cip beklemiyorsa, işte o zaman yandık…”

Tek özelliği Erdoğan Ailesinin damadı olmak olan Berat Albayrak’ın yeteneğini,

  • kayınpederinin evindeki paraları sıfırlama çalışmaları

sırasında görmüştük.

  • Bütün aile yirmi dört saat paraları taşıdı, evdeki paraları sıfırladı.

Kayınbabası, damadını işsiz kalmasın diye Türk Hazinesinin ve Maliyesinin başına oturttu. Acemi nalbant mesleği komşunun eşeğinde öğrenir örneğinde olduğu gibi, ticareti Türk Milletinin hazinesinde öğrensin diye!

Çocukcağız işi öğrenmek için çırpındı, kendini paraladı, manken kızımıza bile danıştı ama nafile. Şubat Ocaktan, Mart Şubattan, Nisan Marttan daha iyi olacak dedi, olmadı!
Dolar düşecek dedi, düşmedi! Aksine çıktı namussuz.
İşsizlik azalacak, 2,5 milyon kişiye iş bulacağız dedi, inadına işsiz sayısı arttı. (AS: 2019 yılı içinde 2,5 milyon yeni istihdam yaratılmadığı gibi, 932 bin kişi işsiz kaldı!)
Yaptığı 2020 yılı bütçesi, Nisan ayı tamamlanmadan patladı. Yine ve yeni bir bütçe yapacak, inşallah!
Damat uğraştı, didindi Merkez Bankasındaki net döviz rezervini sıfıra indirdi! İkinci sıfırlama başarılarını böyle göstermiş oldu!

Temel’in komutanının dediği gibi, Damadın da her dediği yanlış çıktı. Damada tavsiyemiz şudur;
Her devrin sonu vardır. Sülale devrinin de sonu göründü. Sıra akşamdan yenen hurmaların hesabının verilmesine gelmekte. Mecbur hesap verecek. Her imzanın, her ihalenin, her özelleştirmenin, Varlık Fonunu nasıl batırdığının hesabını verecek, hiç kaçarı yok!
Yargılanma sırasında sakın ola ki “Ben bilmem babam bilir” veya “Ben babam ne dediyse onu yaptım” demesin. Hiçbir hukuk sisteminde böyle savunma olmaz.

Damadın durumu bu! Ya kayınpeder nasıl?
Türk Milletindeki itibarı, benzini birmiş uçak gibi baş aşağı gitmekte! Yurtdışında itibarı tükendi! Trump, Putin, Merkel, Suudi Araplar selamı kesti. Hele

  • ABD Temsilciler Meclisinin, yurtdışındaki mal ve paraları araştırmaya başlaması, kayınpederi çok gerdi.

Önüne gelene bağırıyor! Saraylara sığmamaya başladı.
Ne davet eden var, ne de ziyaret eden! Koskoca Saraya Ramazan davulcularından başka gelen yok!

Bu durum zaten bozuk olan sinir sistemini daha da zedeliyor. Yapması gereken tek yol kaldı. İnşallah onu yapar ve ülkeyi daha fazla üzmez.

İhvan-Muaviye kafasını ben 1976 yılından beri takip ederim. Çoğunu kendilerinden daha iyi tanırım. Kayınpederin neler yapabileceğini de aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. İzninizle onu da yarın yazalım…

Sağlık ve başarı dileklerimle. 30 Nisan 2020
================================
Dostlar,

Birkaç not da biz düşmek istiyoruz :

1. 2020 bütçesi 1,1 Trilyon TL ve bunun 140 milyar TL’si borç faizi..

  • DİKKAT; 2020 Bütçesindekİ her 8 TL’den 1’i FAİZ!2. 2020’de beklenen ulusal gelirin %23’ü borç olarak ödenecek.. (Yaklaşık 800 milyar $ bekleniyordu, en az %20 daha eksik gerçekleşeceğinden emin ve endişeliyiz..)

    3. COVID-19 salgını ile boğuşurken, hastalıklı ve bitkin ekonomi nedeniyle TL hızla değer yitiriyor $ ve €… uçuyor.. Son 1 ay içinde $ 6 TL’den 7 TL’ye ulaştı.

    4. 18 yılda en az 18 yandaş Dolar milyarderi üretti AKP..

    Unutulmasın lanetli deckle:

  • 1 $ milyarderi = 1 milyon Yoksul!

5. AKP = RTE, salgın nedeniyle halktan para istedi, devlet memurlarına salma salındı bağış adı altında ama kendisinin yarattığı Dolar  gönüllü bağış istemedi!

6. AKP = RTE, mücbir sebep gerekçesi ile milyarderlerinden gönüllü bağış iste(ye)medi; kimin iktidarı olduğunu bir kez daha gördük. Köprüler, Marmaray, Şehir hastaneleri, havaalanları.. çok az kullanıldığı / kullanılmadığı halde, döviz cinsinden bu yandaş yüklenicilere (müteahhitlere) dibi delik bütçeden ödemeler askıya alınmadı, TL’ye dönüştürülmedi..

7. Erdoğan‘ın canı öyle tatlı, öyle tatlı ki, sarayına kendini hapsetti, 23 Nisan’ın 100. yılında bile insan içine çık(a)madı, sarayında masum çocuklarla adeta evcilik oynadı.. Kabine toplantıları bile sanal ortamda..

8. COVID-19 salgınının etkili ve hızla söndürülmesi için 14 günlük tam kapatma kararını bir türlü al(a)madı Hazine tamtakır olduğundan; böylece salgın uzadığı gibi daha çok hasta, daha çok  ölüm ve ekonominin ayağa kalkamayacak ölçüde felç edilmesi ile yüz yüzeyiz; bu bedeli ödüyoruz.

9. Ülkede demokrasinin D’si kalmadı.. TBMM, ülke yangın yeri iken tatilde.. DİB, dini kişisel görüşlerine alet ederek kimi insaları günahkar.. ilan ederken, bunu kınayan 2 Baro hakkında C. Başsavcılıkları soruşturma başlattı!

10. Birleştirici ulusal politikalar kaçınılmaz iken AKP = RTE, Ulusa Sesleniş konuşmaları altında muhalefete, karşıt düşüncelere en ağır sözleri, hakaretleri, korkutmayı, sopa göstermeyi.. sürdürdü.. Karşıt TV kanallarına RTÜK sopasıyla bezdirici – yıkıcı yasaklar, cezalar yağdırıldı..
****

Tarih yineleniyor… tıkanan siyasal iktidarlar giderek daha baskıcı oluyor, ne ki bu tutumları sonlarını hızlandırıyor.

Sevgi ve saygı ile. 30 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com