HSK’NIN HAKİM VE SAVCI ATAMALARI ÜZERİNE

HSK’NIN HAKİM VE SAVCI ATAMALARI ÜZERİNE

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

1. HSK’nın son atama kararnamesi, öncekiler gibi toplumda tartışma yaratmıştır. İktidarla emir-komuta ilişkisine girmeyen hakim ve savcıların sürüldüğü iddiaları ortaya atılmıştır. Bunlar çok ağır ve çok ciddi iddialardır.

2. Yıllardır söylediğimiz ve halk oylaması sırasında tüm Türkiye’ye bir kez daha anlattığımız üzere, yargının güvenirliğini sağlamanın yolu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’na siyasi iktidarın müdahalesine imkan tanımayan bir sistem oluşturmaktır.

3. Maalesef her hakim – savcı ataması, toplumu ilgilendiren her soruşturma ve dava, toplumun bir kesimi tarafından alkışlanmakta diğer kesimi tarafından yerden yere vurulmaktadır.

4. Çünkü adalet sistemi siyasi müdahaleye açıktır. Hakim bağımsızlığının ve tarafsızlığının güvencesi olması gereken HSK, doğrudan doğruya siyasi iktidar tarafından belirlenmektedir.

5. Bunun sonucu olarak, toplum, gündemdeki her hakim -savcı ataması ya da soruşturma ve kovuşturmayla ilgili olarak siyaseten ikiye bölünmektedir.

6. Oysa adalet, siyasetle değil, hukukun üstün kılınmasıyla sağlanabilir. Hukuk, siyasi parti siyasetine üstün tutulmazsa, mülkün yani ülkenin temeli olan adalet çöker. Ülke temelsiz kalır.

7. Devlet birey içindir. Devlet olmadan da bireyin güvencesi sağlanamaz. Devleti sürdürebilmenin yolu, adaleti güvenilir kılmaktır. Adaleti güvenilir kılmak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sürdürülebilirliği meselesi haline gelmiştir. Yani beka meselesi!

8. Bu mesele; iktidarda ya da muhalefette olsun tüm siyasi partilerin ve tek tek bütün vatandaşlarımızın meselesidir.

9. Biz; siyaset yapan hakim – savcı da istemiyoruz, siyasetten talimat alan hakim – savcı da istemiyoruz. Hukukun gereği neyse onu yapan hakim gibi hakim, savcı gibi savcı istiyoruz. Bunun için de, hakim ve savcıları siyasi iktidara karşı güvenceli hale getirecek, aynı zamanda keyfi işlem yapmalarını önleyecek doğru düzgün, çağdaş bir sistem istiyoruz. Bunu tüm Türkiye için istiyoruz. Biliyoruz ki, bu ülkenin fedakarca görev yapan binlerce avukatı, hakimi, savcısı da bunu istiyor.

10. Daha da somutlaştıralım: Cemaat – tarikat yargısı istemiyoruz. Siyasi iktidarın yargısını istemiyoruz. Keyfi davranan yargı istemiyoruz. Hukuku üstün tutan, adalet dağıtan, güvenilir bir yargı istiyoruz. En önemlisi, bunu güvenceye alacak bir sistem istiyoruz.

11. Türkiye Barolar Birliği olarak somut çözüm önerilerimiz hazırdır. Yıllar önce tüm siyasi partilere ve milletvekillerine sunulmuştur.

12. Türkiye Barolar Birliği, yargının en üst kurumlarından biridir. Siyasi partilerin tamamına eşit mesafededir. Dün olduğu gibi bugün de; 80 milyon vatandaşımızın güvencesi olacak, siyasi görüşü, mezhebi, inancı, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsel yönelimi ne olursa olsun her vatandaşımızı ortak paydada buluşturacak bir adalet sistemi için herkesi kucaklayarak çalışmaya devam etmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
(http://www.barobirlik.org.tr/Detay77678.tbb)

Türkiye Barolar Birliği
====================================
Dostlar,

AKP = RTE’nin HSK OPERASYONU GAYRIMEŞRUDUR VE GERİ ALINMALIDIR

Açıklamayı son derece dengeli, yerinde ve doğru içeriklendirilmiş buluyoruz.
Katılıyoruz istemlerin tümüne.
AKP = RTE‘nin bu vazgeçilmez istemleri dikkate almasını ve gereklerini yerine getirmesini istiyoruz.
Ancak bu o denli kolay değil… 16 Nisan deli saçması halkoylaması yetmezmiş gibi bir de sonuçlarına Anayasal bir kurum ve kararları kesin olan YSK tarafından hile katılarak tersine çevrilince Türkiye de alt üst oldu..
Onarımı kolay değil ama zorunlu..
AKP = RTE‘nin kendiliğinden geri adım atacağını hiç ama hiç ummuyoruz..

  • Açıkça söyleyelim bir kez daha               :
  • 16 Nisan halkoylaması sonunda yapılan ve bir bölümü yürürlük alan Anayasa değişiklikleri meşru değildir!
  • Türkiye, meşru olmayan bir anayasa ile yönetilmemelidir, yönetilememelidir; bu ciddi bir rejim bunalımı doğuracaktır ve mutlaka düzeltilecektir.
  • 34 üyeli HSYK yine AKP tarafından 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği halkoylaması sonunda oluşturulmuştu. Bu sırada FETÖ “ölülere bile oy kullandırın” buyurmuştu ve gereği yapıldı; yargı FETÖ’ye AKP eliyle teslim edildi / FETÖ tarafından ele geçirildi.
  • Ardından, kumpas davaları hız kazandı ve FETÖ’nün AKP=RTE’ye 17-25 Aralık operasyonu başlatıldı…

Şimdilerde FETÖ’den rövanş alınarak “AKP Yargısı” yaratılmak isteniyor HSK ile.
Oysa Yargı hiç kimsenin, hiçbir kurumun, organın… güdümünde olmamalıdır.
Halkoylaması öncesi 13 üyeli yeni HSK önerisi çok eleştirilmiştir. Bizzat Erdoğan TV’lerdfe kendisinin 4 üye atayacağını söylemiştir. Oysa Adalet Bakanı ve Müsteşarı da HSK üyesidir ve bu 2 kişinin Erdoğan tarafından belirlenmediği asla söylenemez! Üstelik Bakan HSK Başkanıdır ve yokluğunda Müsteşar Başkanlık etmektedir Kurula. Kalan 7 üye de RTE’nin Genel Başkanı olduğu AKP’nin TBMM’deki salt çoğunluğu nedeniyle hiç kuşkusuz AKP yandaşı, RTE’nin işaret ettiği kişiler olacaktır. Nitekim MHP’ye 1 üye rüşveti dışında HSK böylece oluşturularak yargının beyni tümüyle ele geçirilmiştir. Sonra da yukarıdan aşağıya operasyonlara girişilmiştir..

15 üyeli Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 12 üyesi de doğrudan Cumhurbaşkanınca seçilecektir!
Oysa Yüksek Yargı kendi içinde HSK – AYM üyelerini bağımsız – tarafsız biçimde oluşturabilir.

Tablo budur, tarafsız – bağımsız yargı yıkılmıştır ve kimsenin aklıyla alay edilmemelidir.

HSK, son anayasa değişikliğinin en kritik maddelerinden belki de ilkidir ve 18 madde içinde 3 Kasım 2019 seçimlerini beklemeden yürürlüğü düzenlenmiştir. Anayasa değişikliği oylaması YSK tarafından hukuk dışı biçimde tam kanunsuzluk ile tersyüz edilerek Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra 1 ay içinde HSK operasyonu RTE tarafından tamamlanmıştır. 2. önemli değişiklik, partili Cumhurbaşkanlığı sistemidir ve Erdoğan 21 Mayıs 2017’de AKP Genel Başkanı seçilmiştir; apaçık tek adamdır ancak demokrasi kişiler değil kurumlar rejimidir!

Tüm bunlar şekil olarak belki hukuka uygundur ama öz bakımından kesin olarak hukuk dışıdır. Kaldı ki usul esasa egemendir; şekil bakımından da 16 Nisan 2017

  • Anayasa değişikliği yok hükmünde sakattır; yoklukla maluldür, keenlemyekündür!!

Bir biçimde ve hızla bu gayrımeşru anayasa değişikliğinin iptal edilmesi zorunludur.

İşler iyice arap saçına dönmeden, yaratılan rejim bunalımı ülkeyi çökertici düzeyde derinleşmeden soruna çözüm getirilmelidir.

  • AKP = RTE’nin geri adım atması ka-çı-nıl-maz-dır!…  

Sevgi ve saygı ile. 25 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Fatih ALTAYLI : Eksiğimiz bilim mi – cihat mı?

Eksiğimiz bilim mi – cihat mı?

Fatih ALTAYLI
HABERTÜRK
Gazetesi, 22.7.17,

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Olacağı buydu. Sonunda “cihat” Milli Eğitim’imizin müfredatına girdi. Şöyle bir soru sorsam, ne cevap verirsiniz?

“İslam ülkelerinin cihatçı eksiği mi var, yoksa bilim insanı eksiği mi?”

Ya da şöyle sorayım isterseniz :

  • İslam dünyası “lanetlediği” Batı medeniyeti karşısında yeterince cihatçısı olmadığı için mi
    geri durumda, yoksa yeterince bilim üretemediği için mi?

Bu soruya vereceğiniz yanıt, müfredatta neye ağırlık vermeniz gerektiğinin de yanıtı olacaktır.

Eğer yeterince cihatçı Müslüman olmadığı için İslam dünyası “tek dişi kalmış canavarın” o tek dişi tarafından yıllardır ısırılıyor, canı acıtılıyor ve kendi topraklarında huzura muhtaç yaşıyorsa müfredatı baştan sona “cihat”la donatalım.

Bununla yetinmeyelim, cihat kursları, cihat gece okulları açalım.
Hatta TÜBİTAK’ı kapatıp yerine bir CİBİDAK’ı kuralım.

Yok eğer İslam dünyasının tek dişi kalmış canavara yem olmasının nedeni bilimde geri kalmış olmamızsa o zaman müfredatımızı da ona göre şekillendirelim. Eğer eksiğimizin gerçekten “cihat” olduğu düşünülüyorsa o zaman adına ister DEAŞ, ister ISIS deyin, o örgütle de savaşmayı bırakalım. Tam aksine tamamını Türkiye’ye çağırıp eğitmen ve öğretmen yapalım. Yine de açık kalırsa Taliban’dan buraya beyin göçü yapalım. Ne de olsa onlardan daha âlâ cihatçı mı bulacağız.

GÜVENLİK ASLINDA GÜVENSİZLİK Mİ? 

Herhalde bir 10 yıl önce falan yazmışımdır kişilerin en büyük sorununun “bireysel güvenlik” haline gelmeye başladığını ve bunun da “demokrasi ve insan hakları ihlallerini” beraberinde getirecek güvenlikçi rejimlere neden olabileceğini. Gerçekten sadece biz değil, pek çok gelişmiş demokrasi de bu ikilemle karşı karşıya.

Kişilik hakları ve bireysel özgürlükler mi, yoksa aşırı güvenlikçi politikalar mı? İnsanlar öyle bir noktaya doğru itiliyor ki, “Canın mı, özgürlüğün mü?” ikilemiyle karşı karşıya kalıyor.

Taksilerde uygulamasına geçilen “kayıt” meselesi de böyle bir sorunun ortaya çıkmasına neden oluyor. Bir yandan güvenlik endişesi, diğer yandan özel hayat, kişilik hakları. Takside hem sesli hem görüntülü kayıt altına alınıyorsunuz. İyi mi, kötü mü? Takside rahat konuşamayacaksın, öpüşemeyeceksin, koklaşamayacaksın, sevgilinle binemeyeceksin, siyasetten bahsedemeyeceksin, gizli konulardan söz edemeyeceksin, nereye gittiğin, kiminle gittiğin devletin elinde bilgi olarak bulunacak ve daha onlarca sakınca.

Buna mukabil (AS : karşılık) bir güvenlik hissi olacak. Hangisini tercih edersiniz?
Zor soru. Basit yanıtı, “Korkacak bir işi, bir ayıbı olmayan niye çekinsin?” olacaktır.
Ama iş hiç de öyle değil.
Mesela şöyle düşünün, bu kayıtlar birkaç sene önce başlasaydı, bugün muhtemelen FETÖ’nün elinde bir koz olarak yer alan unsurlardan biri olacaktı.
Böyle bir durumda da “güvenlik” zannettiğiniz şey aslında çok büyük bir güvenlik sorunu haline gelecekti. Bu uygulamayı başlatanlara sormak isterim, yarın öbür gün bir örgütün veya bir cemaatin elinde böyle kayıtlarınızın olmasını ister misiniz?
==================================
Dostlar,

Sayın Fatih Altaylı’ya “Eksiğimiz bilim mi – cihat mı?” sorgulaması için teşekkür ederiz.
Bu sitede çok yazıldı sorun… Bir kez daha uyaralım :

  • Milli (Dini!?) Eğitim Bakanlığı Müfredatı’nda cihat = din için savaş eğitimi” verilmesi
    AKP = RTE ve Türkiye için bir siyasal intihardır.Bu Yönetmelik, yol yakınken, okullar açılmadan geri çekilmelidir..
    Umar ve dileriz ki; Danıştay Anayasaya, öbür mevzuata, hukuka, insan haklarına, uluslararası andlaşmalarımıza…. hepsine ama hepsine açık seçik aykırı bu Yönetmeliği iptal eder (OHAL nedeniyle yürütmeyi durdurma kararı verilemiyor..) ve AKP de yasa çıkararak üstüne üstüne gitmekten vazgeçer.. İç – dış sorunlar boğucu düzey ve ağırlıkta.

Sevgi ve saygı ile. 25 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Güngör Mengi : Kafamızdaki ‘Neden’ soruları!

Kafamızdaki ‘Neden’ soruları!

Güngör Mengi
VATAN Gazetesi, 23.07.2017  
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Türkiye’de her gün öyle beklenmedik olaylar, gelişmeler oluyor ki sanırım birçoğumuz artık bunları gördükçe ilk tepki olarak “Neden” sorusunu soruyoruz. Neden böyle bir karar verildi, neden şeffaflık yok, neden iç ve dış politika hep gerilim üzerinde yürüyor gibi…
Birkaç gün önce Washington’da düşünce kuruluşu “Partilerüstü Politika Merkezi”nde Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki 1 yılın değerlendirildiği bir panel düzenlendi. Bu panelde konuşmacılar “Darbe girişimiyle ilgili hala çok sayıda soru işareti bulunduğunu, Türk hükümetinin darbe girişimine dair ciddi bir inceleme yürütmediğini, özellikle 15 Temmuz sonrası baskıların arttığını” vurguladılar.
İfade özgürlüğü
Mc Cain Enstitüsü’nden bir konuşmacı “Türkiye’de kaos ve korku ortamının arttığını” söyledikten sonra “Hiç kimse birbirine güvenmiyor.
* Cumhurbaşkanı veya hükümete en küçük eleştiri yöneltenler ‘casus, terörist ya da darbe planlayıcısı gibi yakıştırmalarla’ karşılaşıyor” dedi.

– Gazete(ci)lerin mesleklerini icra edemez hale geldiği,
– ifade özgürlüğü – hukukun üstünlüğü gibi ilkelerin kaybolduğu konuşuldu.
Batı ülkelerine kızdığımız konular var, örneğin Suriye ve Irak’ta ABD ve diğerlerinin PYD-PKK’ya verdikleri destekle bu terör örgütlerinin “Türkiye aleyhinde olacak şekilde güçlendirildiği” bu konulardan biridir. Ancak… Ülke içinde “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, adalet” gibi konularla Ortadoğu politikası ayrı ele alınmalıdır.
Sorular cevaplanabilir
Örneğin; Türkiye’de önemli ölçüde bir “hukuk, adalet, demokrasi” sıkıntısı yaşandığını
ve bu sorun nedeniyle milyonlarca insanın “Adalet yürüyüşü” yaptığını unutmamalıyız.
Biz Batı’ya “15 Temmuz’da beklenen tepkiyi vermediniz” diye kızarken onların
* “15 Temmuz’la ilgili soru işaretleri çözülmedi” sorusunu da dikkate almalıyız.
Bu soru işaretlerini “Meclis’te tartışarak, muhalefetin sorularını cevaplayarak çözmek” gayet kolaydır ve olayın tarihe doğru aktarılması için şarttır.
AB ile ilişkilerimiz referandum öncesinde “toplantı izni” nedeniyle bozulmuş, Almanya’nın İncirlik’ten çekilmesiyle devam etmişti, şimdi de farklı konulardaki gerilimlerle sürüyor.
Diplomasi ile…
Büyükada’da insan hakları aktivistlerinin yaptığı toplantıda biri İsveçli, biri Alman iki kişinin de tutuklanması bizi “Türkiye- Almanya ilişkilerinin tamamen kopması” noktasına getirdi.
Almanya, turizm ve yatırımlardan başlayan ve Türk ekonomisine büyük zarar  verecek yaptırımlar açıkladı. Neyse ki dün Almanya ve Türkiye Dışişleri Bakanları “krizi medya yerine diplomasi ile yönetmek” üzerinde görüş birliğine vardılar.
Dış politikada fevri çıkışlar genellikle “Öfkeyle kalkan zararla oturur” sözünü doğrulayacak sonuçlar yaratır ki biz de bunu sıkça yapıyoruz.
Televizyon programlarında yapılan;
– “AB olmasa da olur”,
– “Biz kendi kanunlarımızı kendimiz yaparız” gibi yüzeysel yorumların gerçeklerle ilgisi yoktur.
==============================
Evet dostlar,

Kıdemli ve ılımı yazar Sn. Güngör Mengi’nin aklına takılan sorular ve kendisinin verdiği “makul” yanıtlar.. Çok sakin, çok olgun, yumuşak ve sorumlu bir dille..

Dileyelim AKP = RTE de benzer yumuşak, olgun, ayrıştırmayan – ötekileştirmeyen, asla fevri olmayan, öfkeyi bir hitabet sanatı görme ilkelliği ve zavallılığından…. uzak, ADALET- HUKUK temelli, insanı en ortaya koyan… bir sağduyulu çizgiye yaklaşır…

İlk iş MÜFREDAT’taki dinci – kinci – çağdışı – cihatcı değişikliği geri almak..
Sonra OHAL’i bir daha uzatmayacağını açıklamak ve bu son 3 ayda özellikle kendi içindeki FETÖ’cüleri tasfiye etmek… OHAL’in yaralarını hızla sarmak..
Maltepe meydanında milyonlarca yurttaşın oylayarak oybirliği ile benimsediği 10 temel isteme duyarlı olup adımlar atmak…
TBMM’yi çalıştırıp muhalefetle demokratik ilişkiler içinde olmak..
…………….
………………….
Gerçekte zor değil ve AKP’nin 15 yıl önceki köklerine dönmesi demek bu!
Neydi 3 temel YYY hedefi??

1. Yoksullukla savaş
2. Yolsuzlukla savaş
3. Yasaklarla savaş..

Her 3’ünde de tam ters kutuba sürüklendiğini ve bu Donkişotvari gidişin akıl içre olmadığı, sürdürülemeyeceği….
AKP = RTE tarafından artık görülmeli.. Zaman – iklim – sabur… tükenmek üzere.

Sevgi ve saygı ile. 25 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ahmet SAY : Rütbeler söküldü – madalyalar alındı

Rütbeler söküldü – madalyalar alındı

Ahmet SAYAhmet SAY, 18 Temmuz 2017, EVRENSEL

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Yeniden bir “OHAL Dönemi” yaşıyoruz. Son OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi, geçen haftanın sonunda, 14 Temmuz 2017 günü yürürlüğe girdi ve bu “kararname” ile 7348 kişi işten atıldı: Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 418, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden 2303 ve Sağlık Bakanlığı’ndan 789 kişinin işine son verildi. Kara Kuvvetleri’nden 181, Deniz Kuvvetleri’nden 180, Hava Kuvvetleri’nden 185 asker atıldı. Üniversitelerden ise aralarında profesörlerin de olduğu 302 akademisyenin yanı sıra, üniversitelerin idarî kadrolarından da 54 kişi ihraç edildi. İçişleri Bakanlığı’nda işine son verilen 31 kişi arasında, eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da vardı. Silahlı Kuvvetler’den emekli olmuş 342 emeklinin ise rütbeleri söküldü.

Bütün bu az görülür işlemlerin yanı sıra, daha önce KHK’lerle işten atılan 312 kişi n’oldu dersiniz? Bu 312 kişi, görevlerine iade edildi! “Demokrasi” dediğin böyle işler: Eğriye eğri, doğruya doğru! Alın size bir örnek: Kapatılan derneklerden (ve Başbakan Binali Yıldırım’ın hemşerilerinden oluşan) Erzincanlı Sanayici ve İşadamları Derneği yeniden açıldı!

Peki, firari sporculardan Hakan Şükür ve Arif Erdem’in madalya ve nişanlarının alınmasına ne demeli? Hatırlayın: Hakan Şükür, millî takımda attığı ve attırdığı gollerle 2002 yılında Devlet Üstün Hizmet Madalyası almıştı! Hakan ayrıca, 2002 Dünya Kupası’nda bronz madalya kazanmıştı. Çünkü futbol millî takımımız, bu turnuvada Güney Kore’yi 3-2 yenerek dünya üçüncüsü olmuştu, hatırlarsınız belki…
*
Eğitimcilerimiz Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın, açlık grevinde kritik eşiği aşarak hayatla olan bağlarının her gün biraz daha koptuğunu, dünyanın bütün vicdanlı insanları kaygıyla izlerken CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, bu iki eğitimcinin göreve bir an önce iade edilmesini istedi ve Türkçe konuşmasına karşın, bazı insanların anlayamayacağı bir cümle kurdu:

“Yaptığımız bu çağrı, siyasi bir çağrıdan öte, evrensel insan hakları kriterlerince sâbit bir hak ve âcil bir insanlık çağrısıdır.”

CHP’li Sezgin Tanrıkulu ise KHK ile işten atılan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Meclis araştırması açılmasını istedi.

Umarım bütün bunlar için “Artık çok geç” demeyiz. Bizim bildiğimiz temel ilke çok yalın ve açıktır:

İNSAN HAYATINDAN DEĞERLİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR!
====================================
Dostlar,

Belki 2 aydır web sitemizin manşetinde tutuyoruz 2 masum eğitim emekçisinin hepimize ders olması gereken dramını.. Dile kolay, 138 gün oldu bu gün (23.7.17). Bu 2 genç insan 4 ay 18 gündür açlar! Salt şekerli – tuzlu su ve B12 vitamini alıyorlar Wernicke-Korsakoff sendromuna karşı. Beden ağırlıkları neredeyse yarıya indi. Ciddi ağrıları, kas güçsüzlükleri var. Ziyaretçilerine tekerlekli sandalye ile gelmek bile çok güçleşti..

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, açlık grevindeki bu 2 hüküm giymemiş masum insanın gözaltına alınma nedenini DHKP-C üyeliği olarak açıkladı ve daha önce de birkaç kez gözaltına alındıklarını, sabıkalı olduklarını açıkladı. Oysa hem CHP hem de Nuriye ve Semih’in avukatları hemen savcılıktan sabıka kaydı çıkardılar ve adli sicillerinin temiz olduğunu kanıtladılar..

Şimdi biz İçişleri Bakanı, üstelik soyadı da Soylu olan kişinin bu davranışını nasıl niteleyeceğiz tazminat – ceza davasına muhatap olmadan ? Bu iftira değil de nedir???

Hep yazdık, bir kez daha yazalım.. 138 gün, ölme yatan açlık grevcisi için son derece uzun ve önemli bir süredir. Her an her türlü olumsuz ve geri dönüşümsüz sonucun eli kuşağındadır.
Bu 2 masum genç insanın kalıcı olarak engelli kalması ya da ölmesinin sorumlusu doğrudan iktidardır. Vicdan azabından nasıl kurtulacaklar?

Yapılacak “insani” iş bellidir. Güvenlik tedbiri ile serbest bırakıp işlerine iade etmek..
Çok kıdemli bir öğretim üyesi hekim olarak söyleyelim; hemen yoğun ve uzun süreli bir tıbbi sağaltıma (tedaviye) alınacaklardır, ruhsal – bedensel ve sosyal esenlendirmeye (rehabilitasyona) alınacaklardır. Göreve eylemli olarak başlamaları aylarca olanaklı olmayacaktır. Bu sürede de yargılamaları bitirilebilir. Aklanırlarsa (berat ederlerse) ne ala… Değilse yaptırımı görürler..

Şimdi AKP = RTE‘yi ve yargıyı, en yüce değer İNSAN YAŞAMI – ONURU bağlamında adım atmaya bir kez daha çağırıyoruz.. 2 genç ve masum insanın katili olmasınlar istiyoruz.. Unutulmasın, yargılamanın da temel işlevi ADALETİ gerçekleştirmektir. Bu 2 masum genç insan engelli kalır ya da ölürse adaleti gerçekleştirme olanağı asla kalmayacaktır.

Vakit kritik vakittir.. Tez elden adım atmak gerekir. Mevzuat, bu 2 insanın tutuksuz yargılanmasına elvermektedir :

  1. Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı
    bu yasanın (CEZA ve GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA YASA)
    md. 16/2’de, sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:“… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”
  2. Anayasa md. 104 (ilgili fıkra : “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak,”

Cumhurbaşkanının kesinleşmiş cezası olan hükümlüleri bile af yetkisi varken, henüz tutuklu olanlar için de bu yetkisinin her 2 seçenekte haliyle var olduğunu kabul edilmektedir..

Hatadan dönmek erdemdir, irfandır. AKP = RTE‘nin olumlu – olgun bir kararı ülkemize
derin bir nefes aldıracak, muazzam boyutlara erişen gerilimi epey hafifletecektir.

Akıldan çıkarmayalım; zulüm asla tek yanlı bir işlem değildir, zulmedeni de tüketir.

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Rifat Serdaroğlu : 15 TEMMUZUN FATİHİ

15 TEMMUZUN FATİHİ

Rifat Serdaroğlu

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

Bir insanı hiç tanımasam da konuşmasam da o kişide beni rahatsız eden bir şey varsa onunla tanışmamaya, konuşmamaya gayret ederim. Bu huyumu bir türlü düzeltemedim. Fakat ne hikmetse bir kere hariç hiç yanılmadım! Benim için tarihi nitelikte olan o yanılgıyı aşağıda anlatacağım. Haz etmediğim, davranışlarından konuşmalarından rahatsız olduğum kişilerden biri de Fatih Terim’dir. Kabalığı, cehaleti, görgüsüzlüğü konuşma tarzı “Milli Takımlar Sportif Direktörü” olmaya uygun değildir. Bir Şenol Güneş’e bakın bir de Erdoğan’ın adamı AKP’li Fatih’e, ne demek istediğimi anlarsınız! Fatih Terim’in son karıştığı dükkân basma olayı maalesef beni doğrulamıştır. Bu terbiyesizliğin üstüne yaptığı basın toplantısında söyledikleri ise bu kanaatimi pekiştirmiştir.

Olayın olduğu an niçin konuşmamış ve kaçmış biliyor musunuz? Olay tarihi 15-16 Temmuz’a denk gelmiş! Konuşup 15 Temmuz kutlamalarını gölgede bırakmamak için susmuş Fatih Terim! Kendi terbiyesizliğini, saygısızlığını, yasaları çiğnemesini 15 Temmuz’un arkasına saklamayı tercih etmiş! Ne 15 Temmuzmuş be! Fatih Terim dükkân basar, adam dövmeye gider fakat dayak yer, “erkekliğin onda dokuzu kaçmak, biri ise hiç görünmemek” kuralına uyup vınnn!
3 gün sonra 15 Temmuz için sustum der!

İleride 15 Temmuz’un üstündeki örtü kaldırıldığında, Hulusivil-Fidan iş birliği ile sahnelenen tiyatronun gerçeğini, Tayyip-Gülen iş birliğinin esas yüzünü, kendi insanının üzerine kurşun sıkan istihbaratçıları, mafya tetikçilerinin nasıl adam öldürdüklerini, CIA uşaklarının gerçek yüzlerini göreceğiz.

Eyy Fatih Terim; Zerre kadar Türk Milletini düşünüyor isen durma, tüpçü ile konuş ve istifa et…

TANSU ÇİLLER;
Erbakan’ın Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, 28 Şubat davası için hâkim önünde ifade verdi! 7,5 saat süren ifadesinden Türk Devletini ve Türk Milletini hala tanıyamadığını bir daha anlıyoruz. Çiller özetle şunları söyledi;
-28 Şubat, Postmodern bir darbedir.
-28 Şubat’ta Milletin iradesi, başka bir iradeye teslim edilmiştir.
-Genelkurmay Başkanı bize değil, Cumhurbaşkanı Demirel’e bilgi verirdi.
-DTP’yi kurup, DYP’yi parçaladılar.

Çiller’in dediklerinin hiçbir kıymeti olmadığını herkes bilir ama ben bir daha ve yeniden doğruları sizlerle paylaşmak isterim!
-28 Şubat, 2002’den bu yana Türkiye’yi ele geçirmeye çalışan “Karşı Devrim’i” engellemek, Lâik Cumhuriyeti ve hukuk devletini korumak, emperyalist devletlerin oyununu bozmak için yapılan bir direniştir.
– “Ben Atatürk’ün ürünüyüm” diye Türk Milletinden oy alan Çiller, milli iradeyi başka bir iradeye teslim eden kişidir. Malvarlığı için Refah Partililerin kendisi için neler söyledikleri hala arşivlerde mevcuttur. Kendisine “HIRSIZ” diyenlerle iktidar ortağı olan Çiller hem milli iradeyi hem Lâik Cumhuriyeti, “Müslüman Kardeşlerin” Başkan Vekiline teslim etmiştir.
-Genelkurmay Başkanı, Başbakana değil de Cumhurbaşkanına bilgi veriyorsa problem sizdedir. Kendisini saydırmasını bilmeyen kişinin devlet yönetiminde işi yoktur.
-DYP’den bizler bilerek ve isteyerek ayrıldık. Çünkü başka çaremiz kalmamıştı. Ayrılış gerekçelerimizi defalarca ve saatlerce hem Çiller’in yüzüne hem DYP TBMM Meclis Grubuna hem de DYP Genel İdare Kuruluna anlattık.
“Erbakan’ı Başbakan yaparsanız, o hükümeti yıkarız” diye haykırdık.
Dediğimizi de yaptık. Bize ne Demirel ne askeri kesimden herhangi biri bu konuda hiçbir şey söylemedi, söyleyemezdi. Demokratik rejimin doğal kuralları içinde Refahyol’u bizler yıktık. Bugün de Çiller’in yurtdışı yatırım danışmanlığını yaptığı Erdoğan Hükümetini, demokratik rejim içinde yıkacak çalışmanın içindeyiz. Bunun için her gün yazıyoruz, vatanımızı, demokrasimizi, lâik Cumhuriyetimizi ve hukuk devletini savunuyoruz! Fakat bu işleri Çiller’in kafası ve gönlü almaz…

Mahkeme Çiller’e şu soruları da sormalı;
Malvarlığınız TBMM Komisyonunda hangi anlaşma karşılığında aklandı?
-Amerika’daki malvarlığınızı “Şehit Ailelerine” bağışlayacaktınız. Bağışladınız mı?
-İstanbul Belediyesi sizin arazileriniz üzerinde nasıl bir imar uygulaması yaptı?
-DYP’nin nasıl parçalandığını, AKP’nin önünün size nasıl açtırıldığını
“Has Adamınız” Süleyman Soylu’ya, Susurluk olayının baş sorumlusu yine
“Has Adamınız” Mehmet Ağar’a, Erkan Mumcu’ya ve sık-sık başbaşa görüştüğünüz Fethullah Gülen’e sorun. Nasıl bir emperyalist oyuna alet olduğunuzu belki anlarsınız…

Tansu Çiller, siz benim için tarihi bir yanılgısınız. Sizden de ileride hesap sormak benim boynumun ve benim soyumun borcudur…

Sağlık ve başarı dileklerimle. 21 Temmuz 2017
====================================================
Dostlar,

MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE
“ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!

Sayın eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu‘ndan çok çok önemli bir yazı daha paylaşmalıyız…

Özellikle şu dizelere bakar mısınız???

  • İleride 15 Temmuz’un üstündeki örtü kaldırıldığında, Hulusivil-Fidan iş birliği ile sahnelenen tiyatronun gerçeğini, Tayyip-Gülen işbirliğinin esas yüzünü, kendi insanının üzerine kurşun sıkan istihbaratçıları, mafya tetikçilerinin nasıl adam öldürdüklerini, CIA uşaklarının gerçek yüzlerini göreceğiz.

Bu korkunç gerçeklerin hızla, gecikip – oyalanmadan ortaya çıkarılmasını istiyoruz.
Elinde bilgi – belge olan namuslu – vicdanlı herkesi hemen göreve çağırıyoruz.
Özellikle Anamuhalefet Partisi CHP’nin Sn. Serdaroğlu ile hemen ilişkiye geçmesini diliyoruz.
Sn. Serdaroğlu’nun yazdıkları kanıtlanırsa Türkiye’de her şey yeni baştan çatılacak!
Sn. Serdaroğlu’nu da hesaplaşmayı “ileride” yerine günümüze çekmesini istiyoruz..
*******
AKP = RTE iktidarının daha fazla sürmesi artık pek olanaklı gözükmüyor..
Bir kez iktidar süresi demokratik bir rejim için olağanın çok dışında uzadı.. 15 yıl tek başına iktidar çok uzun bir süre ve gelişmiş Batı ülkelerinde pek görülmüyor..

İkincisi iktidarın pek çok uygulaması saydam – açık değil ve her tür denetimin dışında.
Kamuoyu denetimi yok, yönetsel iç-dış denetim yok, yargı denetimi yok, medya denetimi yok. ulusal ve uluslararası bağımsız kuruluşların denetimi yok… Sayıştay’ın mali denetimi yok, TBMM’nin siyasal denetimi yok…

Oysa hukuk devletinin ilk koşullarından biri, İdarenin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetiminde olmasıdır.

Sayılan denetim süreçleri üzerinden hesap sorulabilmesi ve hesap verebilirliktir.
Bunların olmadığı yerde her türlü yasa dışı, hukuk dışı karanlık işler olabilir, olmaktadır!
Ayrıca AKP iktidarı apaçık Cumhuriyet’e savaş ilan etmiştir son Eğitim Müfredatı değişikliği ile.. Evrimi = Bilimin özünü bütünüyle, Atatürk’ü ve Cumhuriyet tarihimizle devrimleri iyice silerek yerine CİHAT – UKUBAT – MUAMELAT – ŞERİAT – PEYGAMBER – DİN – DİN – DİN… koymuştur..

  • Bu açıktan Cumhuriyet’e meydan okuma ve “ŞAH MAT” hamlesidir.

Anayasaya (Başlangıç, md. 2, 24, 42, 174…), hukuka, uygarlığa, çağdaşlığa, uluslararası anlaşmalara, insan haklarına, akla ve bilime, sağduyuya, demokrasiye, laikliğe.. ve salim insan vicdanına aykırı olan söz konusu müfredat değişikliği çırılçıplak CİHAT İLANIDIR…

Nitekim bir AKP’li vekil, “Cihat dinin çadırıdır, cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yoktur..” diyebilecek ölçüde ileri gitmiş ya da kendinden geçmiştir :

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi için hazırlanan müfredat taslağında 9. sınıf öğrencileri için ‘cihat’ konusuna yer verilmesini değerlendiren TBMM Eğitim Komisyonu’nun AKP’li üyesi Ahmet Hamdi Çamlı,

  • Namaz dinin direğiyse, cihat çadırdır. Direksiz çadır bir işe yaramaz.
    Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok
    dedi.CHP Milletvekili Metin Lütfi Baydar ise “Milis yetiştirip bu milislerle dünyaya savaş açmak mı istiyorlar?” diye duruma tepki gösterdi. (http://www.mynet.com/haber/guncel/akpli-vekil-cihat-bilmeyen-cocuga-matematik-ogretmenin-faydasi-yok-3160616-1)

Bu Yönetmelik der-hal geri çekilmelidir!
Hemen Danıştay’a taşınmalı ve iptal edilmelidir.
AKP de artık orada durmalı, bir adım daha asla atmamalıdır.
Artık yeter, anlıyor musunuz, artık yeter!

Sevgi ve saygı ile. 23 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com