SOSYAL ADALET ve GİNİ KATSAYISI

SOSYAL ADALET ve GİNİ KATSAYISI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Bir toplumda Gelir dağılımının ölçütü olarak İktisat Biliminde kullanılan, 0 ve 1 arasındaki değerleri alan “Gini Katsayısı” ne denli küçükse, o toplumda gelir eşitsizliği o denli küçük demektir.

Gelişmiş Ülkelerde bu sayı 0,25 – 0,30 arasında iken gelişmemiş ülkelerde bu ölçüt 0,45 ve yukarısıdır. Türkiye’nin Gini Katsayısı 2018 yılı için 0,41 hesaplanmıştır.

OECD’nin yayınladığı grafikte, Türkiye Gelir eşitsizliği sıralamasında 44 Ülke arasında ilk 9. sıradadır..

Sevgilerimle. æ

Fotoğraf açıklaması yok.
******
Dostlar,
%95’inin Müslüman olduğu ülke Türkiye’de, İslamcı AKP iktidarının ve “ekonomist” olduğunu ileri süren ama diplomasını bir türlü göremediğimiz Erdoğan’ın gelir dağılımı, sosyal adaleti yukarıda görüldüğü gibi..
AKP 2001’de kurdurulmuş ve 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde YOKSULLUK + YOLSUZLUK + YASAKLAR ile mücadele etmek üzere halktan %34 oy alarak, TBMM’de %65 çoğunlukla iktidar oldu ve 17 yıldır giderek artan gücüyle (23 Haziran 2019 sonrası inişe geçti bereket) ülkemizin tepesinde. İslam dininin en temel değerlerinin başında iyi ahlak ve belli ölçülerde (zenginlerin her yıl 1/40 fitre – zekat vermesi gibi) toplumsal adalet vardır. 17 yılda Gini katsayısında Türkiye’de hemen hemen hiç iyileşme olmamıştır. Bu durumda;
1. AKP = RTE‘nin YOKSULLUK + YOLSUZLUK + YASAKLAR ile mücadele vaadi palavraydı.
2. AKP = RTE 17 yılda bu sorunu çözemedi..
Her 2 durumda da halkımızın bu siyasal kadroyu bir an önce ülke yönetiminden uzaklaştırması her şeyden önce kendi çıkarınadır.

Sevgi ve saygı ile. 14 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

İSTANBUL SEÇİMLERİ

İSTANBUL SEÇİMLERİ

Mustafa AYDINLI

İstanbul BŞB Başkanlığı seçimi çoğu kesimlerin belirttiği gibi artık bir yerel seçim olmaktan çıkıp, Türkiye’de bir demokrasi mücadelesine dönüşmüştür. Gereksiz ve haksız bir seçimdir. Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçim, YSK marifeti ile 18 gün sonra mazbatası elinden alınarak hakkı gasp edilmiştir. YSK, yaklaşık 250 sayfalık gerekçeli kararında kayda değer gerekçe bulamamış, bulduğu gerekçeyi de yine kendisi çürütmüştür. 23 Haziran seçimlerinin yenilenmesinin hukuksal, vicdani, insani.. hiçbir açıklaması yoktur.

23 Haziran seçimlerine doğru toplumsal vicdan ayağa kalkmış; AKP bırakın kendi dışındaki siyasal güçleri, kendi tabanındaki akıl – vicdan, etik değerler sahibi koşullanmamış, hatta ılımlı (mütedeyyin) pek çok insana söz dinletememektedir. Ülkede, kestirilenin çok üstünde bir İmamoğlu rüzgarı esmekte, hatta fırtınaya dönüşmektedir. Cumhur İttifakı, İmamoğlu’nun kesin kazanacağının ayak seslerini duymaya başladı. Bu nedenle, Partili Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan İstanbulu’un 39 ilçesinde yapacağı mitingleri iptal ediyor. Bahçeli ise, İstanbul’a sermeyi tasarladığı  mitili her nedense, bir türlü ser(e)meden geri topladı.

Hele hele 17 Haziran 2019 gecesi E. İmamoğlu – B. Yıldırım T tartışması sonrası…

Bunun anlamı; seçim yitirilirse, yitiren AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, Binali Yıldırım olacak. Ardından, şu aralar en ön saflarda AKP propagandası yapan İçişleri Bakanı S.S. olacak. Böylece büyük gücün saygınlığı (itibarı) güya sarsılmayacak gibisinden akıl / ayak oyunları.

Anlaşılıyor ki; İstanbul BŞBB seçimini kazanmak için her yol mübah! İmralı sakinine durup dururken verilen olanaklar, Binali beyin Diyarbakır turu ve Kürt kökenli yurttaşa vıcık vıcık yaklaşımı, Irak Kürdistanı’na Dışişleri Bakanını yollama, her adımı takiyye ve AKP = RTE propagandasına bulanmış 19 Mayıs Samsun çıkarmaları da yaraya merhem olmayacak. İktidar çok geniş toplum kesimleri katında güvenilirliğini, içtenliğini yitirmiştir. Her yerden eli boş dönüyor. 17. yılında AKP iktidarı, aynı ırmakta ve aynı suda 2. kez yıkanmaya çalışıyor. Kadim Herakleitos’un uyarısı ile “Aynı nehirde 2. kez yıkanamazsın”; nafile çaba AKP=RTE‘den.

İktidar mensupları; siz İmamoğlu’nun resmen kazandığı seçimi YSK marifeti ile gaspettiniz. İstanbul BŞB başkanlığı seçimini ne pahasına olursa olsun geri almak istiyorsunuz. Muazzam kent rantından yoksun bir siyasal ortamı içinize sindiremiyorsunuz, prestij sorunu yapıyorsunuz.
Ama geçen yıl doğrudan “Reis”in ağzından itirafla bu kente “ihanet” ettiğinizi söylediniz. İhanet ettiğinizi en yetkili ağızdan itiraf ettiğiniz, 25 yıldır yöntegeldiğiniz kenti gene yönetmeye  adaysınız! Kimle? En ağır toplarınızdan biri, TBMM Başkanlığı koltuğundan söküp aldığınız Binali Yıldırım’la! Kim Binali Yıldırım? Daha önce İzmir BŞB başkanlığına da aday yapılmış, İzmirli o makama yaraşır (layık) görmemiş. %49,5 oyla seçim kazanan Prof. Davutoğlu’nun elinden başbakanlık, Reis’in politik operasyonu ile alınarak, “sadık” B. Yıldırım’a altın tepside sunulmuştur. Tek özelliği ‘düşük profilli ve sadık olması’dır. Biat etmesi = koşulsuz – sorgusuz itaatidir. Düşük profilli sadık, İzmir’e başkan yapılmamışken İstanbul’a, nasıl başkan olabilir?

Daha önce, İstanbul’un seçilmiş BŞB başkanı, AKP’li Kadir Topbaş’tı, neden Erdoğan’ın apaçık zorlamasıyla istifa ettirildi? 5 yılı dolmadan, neden!? Halk bunu sorgulamayacak mı? Suçu – FETÖ bağlantısı varsa neden yargılan(a)madı ve hukuksal yaptırımını görmedi? Balıkesir, Bursa, Niğde ve Ankara’da yaptınız benzer operasyonu.. Ne şiş yansın ne kebap öyle mi?

23 Haziran 2019’da boşu boşuna yenilenecek olan İstanbul BŞBB seçimleri için en ön saflarda cansiperane çalışan AKP’li İçişleri Balanı SS’in birkaç yıl önce Demokrat Parti Genel Başkanı iken söylediklerinden bir bölümüne kulak verelim :

  • “Yaklaşık 4 yıldır, 5 yıldır nereye köprü yapacakları belli ama bekliyorlar. Mesele İstanbul’un trafik sıkışıklığını çözmek değil rantı kapmak, arazileri toplamak, kendi ceplerini doldurmak. Buna birilerinin dur demesi lazım. Buna kim dur diyecek?… İdaresiyle birlikte AKP’yi AKP’nin bir problem alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Belediyelerdeki kayırmacılıklarını, yandaş kollamalarını, yolsuzluklarını ve kendi çekirdek kadrolarıyla ortaya koymuş oldukları ilişki ağlarını her birimiz biliyoruz… AKP Türkiye’yi getirip bir bombanın üzerine oturtmuştur. Değerli arkadaşlarım bu bomba patlayacaktır. Ve bu bombadan Türk milleti zarar görecektir. Bu milletin inançları zarar görecektir, bu milletin ekmeği zarar görecektir...Türkiye AKP’yi taşıyamıyor, AKP de Türkiye’yi taşıyamıyor. AKP şımardıkça şımarmıştır. Milletin kendilerine verdiği desteğin sonsuz bir destek olduğunu zannetmektedirler ve Türkiye’yi gerdikçe germektedirler… Biraz önce de söyledim bir bombanın üzerinde oturuyoruz ve bu bombanın pimi de ne yaptığını bilmeyen iktidarın yani hükümet partisinin elinde.”
    ***
    Biz de aynen, siyasal transferci libero Süleyman Soylu gibi düşünüyoruz.
    Herkesi sözünün arkasında durmaya çağırıyoruz.

 

 

 

 

 

MIT Profesörü Acemoğlu uyardı: “En kötü kısım daha başlamadı!”

MIT Profesörü Acemoğlu uyardı:
“En kötü kısım daha başlamadı!”
YENİÇAĞ, 01.06.2019
MIT Profesörü Acemoğlu uyardı: "En kötü kısım daha başlamadı!"
Image result for prof. daron acemoglu
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Ekonomideki kötü gidişatı değerlendiren MIT Profesörü Daron Acemoğlu, “Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı” ifadelerini kullandı.
Dünyada en çok alıntı yapılan 10 ekonomist arasında gösterilen, MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) İktisat Profesörü Daron Acemoğlu, %15’e yaklaşan işsizlik oranı, %20’lerde gezen enflasyon ve 6 lirayı geçen Dolar kuruna sahip Türkiye ekonomisinin gidişatına ilişkin değerlendirmesinde “Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı” yorumunda bulundu.

“Kamu maliyesinin durumu, kamu kuruluşları aracılığıyla verilen örtük garantiler nedeniyle, göründüğünden bile kötü olabilir. Her şey sağlıksız ve çok riskli görünüyor” ifadelerini kullanan Acemoğlu, “Orta ölçekli bir sorunla, yabancı sermaye girişleriyle baş edilebilirdi. Fakat şimdi, Türkiye siyasetine ve ekonomisine yönelik güven dibe vurmuşken, bu ihtimal çok düşük” diye konuştu.

Prof. Acemoğlu’nun Agos‘tan Yetvart Danzikyan’ın sorularına verdiği yanıtların bir bölümü  şöyle:

Dolar/TL’nin yükselmesi ekonomi yönetimini de zorluyor. Önceki hafta Türkiye bankaları uluslararası piyasalarda 4,5 milyar ABD Doları sattı. Merkez Bankasının döviz rezervlerinin hızla eridiği belirtiliyor, bütçe de açık veriyor. 2018 ve 2019’un ilk dört ayı karşılaştırıldığında, toplam giderlerin %29 arttığı görülüyor. Bu sağlıklı bir gidişat mı?

Türkiye’de neredeyse beş yıldır bir “aşırı sıcak seçim ekonomisi” söz konusuydu. Bu, devlet harcamalarında ve kredilerde ekonominin gereksiniminin ötesinde bir genişleme anlamına geliyordu. Cari işlem açığı ve liranın değerinin düşmesi, bunun sonuçları. Kamu maliyesinin durumu daha da sorunlu; orada durum, kamu kuruluşları aracılığıyla verilen örtük garantiler nedeniyle, göründüğünden bile kötü olabilir. Her şey sağlıksız ve çok riskli görünüyor.

Türkiye’nin bir krize doğru sürüklendiği söylenebilir mi? 

Vaziyet pek iyi görünmüyor.
Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı.

Yerel seçimler yaklaşırken hükümet çok harcama yaptı ve devlet bankaları kredileri genişletti – o kadar ki, özel bankaların uyguladığı sıkı politika, devlet bankalarının kredilerindeki artış nedeniyle reel sektörü etkilemedi. Fakat bu geçici bir durum. Kredi genişlemesi durduğunda -ki eninde (AS: “önünde) sonunda bu olacak-, özellikle inşaat sektöründeki birçok şirketin bilançosundaki sorunların ne denli derin olduğu ortaya çıkacak. O noktada Türkiye’nin orta ölçekli mi yoksa büyük bir sorunla mı karşı karşıya olduğu daha kolay görülebilecek (sorunun küçük olması ihtimalinin sıfıra yakın olduğunu varsayabiliriz).

Orta ölçekli bir sorunla, yabancı sermaye girişleriyle baş edilebilirdi. Fakat şimdi, Türkiye siyasetine ve ekonomisine yönelik güven dibe vurmuşken, bu ihtimal çok düşük. ABD ile Çin arasındaki ekonomik gerilim yükseliyor, ABD-İran ilişkileri de gerilmiş durumda. Bu iki gerilim global ekonomiyi ve bu çerçevede Türkiye’yi nasıl etkiler?

Türkiye birçok başka gelişmekte olan ülke gibi şu anda çapraz ateş altında.
Hem siyasal, hem de iktisadi açıdan bir belirsizlik döneminden geçiyoruz.

Birçok konuda berbat bir performans sergileyen Trump yönetiminin Ortadoğu’ya, özellikle İran’a yönelik politikaları da çok sorunlu. İzlediği saldırgan politikalar, uluslararası, küresel ve finansal sistemde riskler ve tehditler oluşturuyor. Bununla birlikte, ABD-Çin ilişkilerinde Trump’ı da aşan sorunlar var. Trump, o tipik, abartılı –ve bilgi eksikliğiyle malul– üslubuyla ticaret açığına odaklansa da, asıl sorun o değil. Asıl sorun, fikrî mülkiyet haklarının korunması ve teknoloji hırsızlığının engellenmesi. Neredeyse 20 yıldır süren bu sorunun üstüne gitmediği için ABD’nin önceki yönetimi de kabahatli. Çin’le yaşanan bütün gerginliğe karşın, Trump da açık bir şekilde uğraşmıyor bu konuyla. Çin’in teknoloji hırsızlığı yani ABD ve Avrupa teknolojisini çalması ise Çin’den kaynaklanıyor; müzakerelerin merkezinde de bu sorun yer almalı. Fakat Çin’in tutumunu değiştirmeye yanaşmadığı tek konu bu. Çünkü söz konusu olan, Çin için varoluşsal bir sorun. Hakkında coşkulu -ve yine, genellikle bilgi eksikliğiyle malul- yorumlar yapılmasına ve araştırma – geliştirme ve benzer faaliyetlere yüz milyarlarca Dolar akıtıyor olmasına karşın, inovasyon ve teknoloji yaratma konusunda başarısız olan Çin, bu açığını, uluslararası şirketlerin fikrî mülkiyet haklarını ihlal ederek ve teknolojilerini çalarak kapatıyor. Bu konuda geri adım atmak, Çin’de bir krize yol açabilir. Geri adım atmamak ise ABD-Çin ilişkilerini çetrefilleştirecektir.

Trump yönetiminin sorunları net olarak kavramakta zorluk çektiği göz önünde bulundurulursa, müzakerelerin sonucu, fikrî mülkiyet hakları ve teknoloji hırsızlığı sorunlarına el atılmadan, ABD-Çin ticaret açığını kapamaya dönük birtakım yetersiz önlemler alınması olabilir. Fakat daha büyük bir olasılıkla bu görüşmeler, Türkiye ve birçok öbür gelişmekte olan pazarı çok belirsiz bir konuma sokacak olan, artan gerilimlerle sonuçlanacak.
Belirsizliklerle dolu zamanlardan geçiyoruz.
===============================================
Dostlar,

AKP = RTE Ekonomisi Dolayısıyla İktidarı
Duvara Dayandı

  • Türkiye ekonomisi, 2019’un ilk çeyreğinde %2,6 daraldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bu yılın  (2019) ilk çeyreğine (Ocak – Mart) ilişkin ulusal gelir sonuçlarını açıkladı. Buna göre, GSYH kestirimi, zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bu yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre %2,6 azaldı. Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH kestirimi, bu yılın ilk 3 aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla %16 artarak 914 milyar 699 milyon lira olarak gerçekleşti.

GSYH’yi oluşturan etkinlikler incelendiğinde bu yılın ilk çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak tarım sektörünün katma değeri %2,5 arttı, sanayi sektörünün %4,3, inşaat sektörünün de %10,9 azaldı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri de %4 azaldı.
*****
Türkçesi, ekonomi 2019’un il 3 ayında %2,6 küçüldü!
Ekonomist TEK ADAM imparator yetkisinde ama, büyüme bir yana, ekonomi küçülüyor!
Nüfus, %1,5 gibi devasa hızla “tavşanlar gibi” çoğalıyor; Reis “en az 5 doğurun” buyuruyor?
Ekmek küçülüyor ama pay isteyenler çığ gibi artıyor..
ÖTV vb. vergiler öteleniyor, kamu gelirleri düşmeye devam ediyor.
Kamu giderlerini daha da artırma olanağı kalmadı ama 15 Temmuz kutlamaları için (ne demekse??!!) RTE’den kamuya genelge gidiyor.. 2019 için hedeflenen 80 milyar TL’lik yıllık toplam bütçe açığının 54 milyar TL’si ilk 4 ayda verildi. Bütçe seçime gitti, Damadın ekonomi politikası (!?) bir kez daha çöktü, “Ekonomi dengeleniyor” safsataları ha bire yalanlanıyor.

Pençe harekatı” nın zamanlaması, bildik deyimle çooook “manidar”..
İdlib’deki dinçi – cihatçı çeteler AKP’yi zora sokuyor..
Rusya – ABD arasında S400 – F35 kıskacında ülke sandviç oldu; dış politika çıkmazda..
APO’nun ziyaretçileri, açlık grevini bitirme çağrısı, Binali beyin tarikat – cemaat ziyaretleri ve HDP oylarına “talip” oluşu, “iğrenç siyaset bu olmalı” dedirtiyor.. RTE bayram sonrası sahaya inecek ve Anayasaya (md. 103) göre yemin ederek tarafsız kalacak cumhurbaşkanı olarak, tüm devlet olanakları ile partisi için çalışacak!!??

TÜİK verisiyle Ulusal gelir 170 milyar Dolar 2019 ilk çeyrek sonunda.. İyimser senaryo ile böyle giderse yıl sonunda 680 milyar Dolar! Nüfus 83 milyon alınırsa kişi başına ortalama gelir 8192 Dolar (Dünya ortalaması 11 bin $). 2017 sonunda 856 milyar $, 2018 sonunda 703 milyar $ ve 2019 sonunda 680 milyar $! Türkiye artık G20 ülkeleri arasında değil.. 16 milyon nüfuslu, Konya kadar toprağı olan Hollanda, bizi geçti.. S Arabistan da..

Son 6 yıldır, Dolar olarak ulusal gelir sürekli düşüyor = sürekli sömürülüyor, soyuluyor ve yoksullaştırılıyoruz. Bu kader – kısmet değil; necip milletin oyları ile ve AKP ile oluyor!

  • Dünyada bundan beter ekonomi yönetimi olabilir mi?? Yok ki!AKP = RTE‘den bu bağlamda “tık” yok.. Ne diyecekler ki?? Masallara / takiyeye devam…Saçma sapan sözlerle Damat Bakan halkı oyalamayı, açıkçası kandırmayı sürdürüyor. Gerçekte “kandırmayı denemeyi sürdürüyor” demek daha doğru. Çünkü yaşam pahalılığı – işsizlik ateşten bir gömlek gibi toplumda yaşanıyor. Masallara kanma dönemi geride kaldı.. İnsanlar işsizlikten – yoksulluktan, umutsuzluktan.. kendini yakıyor, köprüden atıyor! Daha ne olmalı ki uyanalım?

    Son birkaç haftadır sitemizin manşetinde uyarıyoruz;

  • Eyyyy AKP = RTE, artık rasyonalityeye dönmenin zamanıdır!... diye; aklınızı başınıza alın!- MB rezervleri tehlikeli sınırlara dek tüketildi; TCMB da boşaltılıyor!
    – Kamu bankalarının içi boşaltılarak ellerine devlet tahvilleri tutuşturuldu..
    – Belediyelerden yapılan kesintiler 23 Haziran İstanbul seçimi için askıya alındı..
    – İşsizlik Dünya ortalaması %5 iken bizde 3 katı.. Üniversite bitirmiş gençlerde %30’a koşuyor.
    – AKP’li CB Erdoğan’ın ‘örtülü ödenek’ harcaması Nisan’da 403 milyon TL ile tüm zamanların rekorunu kırdı. ÖRTÜLÜ ÖDENEK bunca keyfi ve makul sınırlar dışında olamaz, anormal rakamlara çıkamaz. Erdoğan kamuoyuna açıklama yapmak zorundadır. Ülkemiz savaşta değil, OHAL altında değil.. O halde nedir bunca fahiş örtülü ödenek harcamasının gerekçesi?? Örtülü ödenek yetkisi tümüyle kural dışı, keyfi ve hesabı verilmez olamaz. TBMM’de, kamuoyunda artık ciddi bir sorun olan bu konu tartışılmalı ve kimi nesnel – hukuksal ölçütlere bağlanmalıdır.
    – AKP 2002 sonunda 1 $ = 1,60 TL olarak aldı, 17. yılında neredeyse 4 katına çıkardı. Böyle bir iktidar dünyanın neresinde var? Hangi uygar ülkede olabilir ve iktidarda kalmayı sürdürebilir?RTE Sarayına yandaşları “booooooooooooool “kepçe aylıklarla dolduruyor. Yeni Ofisler, kurullar kuruyor. Bir CB Kararnamesinin ucunda. Bu denli kolay. TBMM “uzuuuuun tatillerde”.. AYM, önündeki onlarca CBK’ni görüşmememeyi sürdürüyor..

    Kamuoyu bu kez “sözde adalet reformu” ile oyalanacak.. TBB’nin yiğit mi yiğit ceza hukuku profesörü başkanı, Avukatlara “yeşil pasaport” rüşveti ile daha dün kendisini “edepsizlikle” suçlayan RTE’yi yüksek sesle bağıra çağıra alkışlıyor…

    Ama karşıt gazetecilerin kemiklerini kırmak serbest! TÜSİAD da haddini bilecek, tehdit…
    SGK açıkları dehşet verici düzeyde ama saydamlık yok!
    İktidar, GERÇEK BİR TALAN OLAN ŞEHİR HASTANELERİNİN reklamını yapıyor!

    Bu talanın hesabını kim verecek? İktidar ne yüzle hala halktan oy istiyor, azarlıyor herkesi??
    – Yalnız Prof. Daron Acemoğlu mu “felaket tellalı (!)?

    • Prof. Dr. Kozanoğlu: Umut yok batıyoruz!
    • Prof. Esfendar KORKMAZ : İFLAS RİSKİMİZ ARTTI!
    • AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

      Türkiye, çooook ciddi bir afet ile, BEKA sorunuyla karşı karşıya..
      17 yıllık talan, özelleştirme – yağmalama ve yandaşlara aktarma, laik sermayeyi çökertip karşısına dinci sermayeyi koyma… Ülkeyi borca batırarak bağımsızlığını iyice zora sokma, AB ile ikiyüzlü politikalar, EĞİTİMDE KÖR İNATLA SINIRSIZ DİNCİLEŞTİRME, Diyanetin ve tarikatların okullara – sahaya sürülmesi, din dışı cami ve namaz şovları.. 19 Mayıs takiyyesi, Samsun valisine 1,6 milyonluk süper lüks makam aracı, saraya yeni uçak, yandaş alımları…AKP’nin kutsal ve şifreli “2023 hedefleri” birkaç yıl erkenden yakalanmış oldu (!) İlk 10 ekonomi içine girilecekti hayallere göre, ilk 20’nin altına inildi.. Bravvvo AKP’ye!
    • Bu afetin çıplak adı : AKP iktidarı; gereği için tarihe not düşmüş olalım..Atatürk düşmanı K. Mısıroğlu “Şeriat gelsin de isterse Türkiye batsın..” buyurmuştu.

      İmparator RTE, 21. yy’da örneği kalmayan bir uyduruk ve çağ dışı TEK ADAM rejimini, herkesin bildiği seçim hileleri ile Türkiye’ye dayattı ama Türkiye’de de artık takat kalmadı..

      Alın saltanatınızı, safasını sürün (!) = başınıza çalın!
      ****
      Türkiye’nin en ivedi (acil!) ve kritik sorunu bu iktidardan kurtulmaktır.

      Kapı, 23 Haziran 2019’da İstanbul’da yenilenecek olan BŞB Başkanlığı seçimi ile aralanabilir, aralanmalıdır.

      Bu seçimde 45 / 55 dengesi AKP iktidarının kaçınılamaz ve durdurulamaz çöküşünü hızlandıracaktır; girilecek erken seçim iklimi ve AKP parantezinin kapanması.. 

    Sevgi ve saygı ile. 01 Haziran 2019, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

     

ABD’de bilim çıkmazına önerilen bir model olarak Atatürk

ABD’de bilim çıkmazına önerilen bir model olarak Atatürk

Gülgün Türkoğlu

Gülgün Türkoğlu

gulguntp@yahoo.com
https://www.gazeteduvar.com.tr/ 31.3.19

Yazar, sıradan, hatta zaten başka türlü olamayacağını düşündüğümüz bir şeye işaret eden “hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözünün, söylendiği dönemde söylenebilmesinin tartışmaya açık ve cesur bir söz olduğu belirtiliyor. Atatürk’ün bu sözündeki ilim ve fen sözcüklerinin, yan yana kullanımlarındaki denge ustalığını, sözcüklerin etimolojilerini ve kültürel bağlamdaki yerlerini inceleyerek anlaşılır kılıyor.

Stony Brook Üniversitesi, Felsefe Bölümü Kürsü Başkanı Robert Crease, aynı zamanda bir bilim tarihi uzmanı. ABD’de yayımlanmasının üzerinden, henüz bir hafta bile geçmemiş olan,

  • The Workshop and the World: What Ten Thinkers Can Teach Us About Science and Authority 

adlı kitabı, bilim dünyasında ilgiyle karşılandı.

  • Etkisi dünyaya yön verecek denli önemli on düşünürden birisinin Atatürk olduğunun saptandığı

bu kitap, Türkiye’de farklı bir heyecana neden oldu.

Artık, buzulların eridiği konusunda bile inandırıcı bulunmayan, belirli çıkar gruplarının yararına eğilip bükülebilen bilime, prestijinin nasıl geri kazandırılabileceği konusunda beş yıl çalışan Crease, tarihe bakmayı deniyor.

Tarihte, bilimin bir otorite haline gelmeye başladığı dönemlerde, buna güçlü bir biçimde karşı koyanların olduğu biliniyor.

Yazar, bilim taraftarlarının, meslek yaşamlarını hatta, canlarını tehlikeye atarak aldıkları karşı tedbirleri incelemiş.

Bilimin bir otorite olarak tesis edildiği günlerden, artık güvenilir bulunmaktan uzaklaştığı günümüze gelinceye dek, nerede yanlış yapıldığının izlerini sürmüş.
=======================================

what’s up ile iletiyi yollayan sevgili dostumuz Dr. Serol Deveci‘ye şükranla..

Başta AKP = RTE olmak üzere he-ke-sin Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün söylem ve eylemlerini bir kez daha özenle ve yansızlıkla  değerlendirmelerini öneriyoruz..

İnanılsın ki, emin olunsun ki, böylesi bir davranış her-ke-se iyi gelecektir…

Dr. Ahmet SALTIK
01 Nisan 2019

Ulusal ekonomide dalgalanma şiddetlenirken

Ulusal ekonomide dalgalanma şiddetlenirken

Erinç Yeldan
Cumhuriyet, 27.3.19

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye ekonomisine ilişkin
– “cari işlemler açığı ve finansmanının kalitesizliği”;
– “dış borç stoku ve artış hızı”;
– “tasarruf yatırım dengesi(-zliği)”;
– “enflasyon ve işsizlik oranlarının yüksekliği”;
– “sabit sermaye yatırımlarında gerileme”;
– “sanayi üretim ve istihdam paylarında gerileme

vb. tüm temel göstergeler irdelendiğinde yalın gerçek ortaya net biçimde dökülmektedir:

  • Türkiye ekonomisi uluslararası sermaye hareketlerine bağımlı ve istikrarsız bir yapıdadır. 
  • Ulusal ekonomide dengesizlik giderek derinleşmekte olup, döviz ve diğer finansal varlık piyasalarında gözlenen aşırı dalgalanmalar oluşan kriz koşullarının kısa dönemdeki tezahür biçimleridir.

Türk Lirası’nın geçen hafta sonunda uluslararası para birimleri karşısında birdenbire değer yitirmesi bu sürecin devamı niteliğindeydi. Artan kırılganlık ve dengesizlik göstergelerine karşın, siyasi otoritenin yaklaşmakta olan seçim telaşıyla ekonomiye istikrar kazandıracak politikaların uygulanmasını engellemesi ve/veya erteletmesi yapısal nitelikli sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadır.

TC Merkez Bankası’nın müdahalesinin ardından

Geçen hafta sonu döviz fiyatlarındaki aşırı hareketlenme karşısında TC Merkez Bankası yayımladığı basın bülteniyle para politikasına ilişkin uygulamalarına açıklık getirme çabasındaydı. Bize göre iki ana başlık ön plana çıkmaktadır:

Birincisi, “Brüt rezervlerde yaşanan dalgalanmalar ise olağan işlemlerden ve dönemsel unsurlardan kaynaklanmakta olup öngörülmeyen bir durum söz konusu değildir.”

Gerçekten de Merkez Bankası’nın net rezervlerinde son bir hafta içinde gözlenen azalma gerek ulusal, gerekse de uluslararası finans sermaye çevrelerinde kaygıyla karşılanmış ve TCMB yönetimini piyasalara “güven verme” ihtiyacı doğurmuştu. TCMB yönetimi, rezervlerde gözlenen inişli-çıkışlı dalgalanmaların olağan değerlendirilmesi gerektiği ve belirsizlik içermediğini vurgulayarak güven tazelemeyi amaçlamaktaydı.

Oysa burada önemli olanın rezervlerdeki oynaklığın normal olup olmaması değil, rezervlerin kısa vadeli dış borçlar ya da ekonominin ithalat ihtiyacı gibi temel göstergelere ilişkin seyri olduğunun altı çizilmelidir. Örneğin bir ülkede kısa vadeli dış borç stokunun MB rezervlerine oranı, 1997 Asya krizinden bu yana bir “dış kırılganlık göstergesi” olarak izlenmekte ve “bir krizin öncü göstergesi” olarak nitelendirilmektedir. Tümüyle teknik bir gösterge olan bu oranın seyrini Merkez Bankası’nın verilerine dayanarak aşağıda çizmekteyiz:

[Haber görseli]

Çizimde görüldüğü üzere, Türkiye ekonomisinde söz konusu oran 2009 öncesinde %65’e kadar gerilemiş iken, günümüz itibarıyla 2001 krizi öncesi oranlarına yaklaşmış durumdadır. Bu oranın yüksekliği, brüt rezerv miktarındaki dalgalanmaların olağan olup olmadığı tartışmasını anlamsız kılmaktadır.

Para politikasında çelişkiler ve karmaşa

İkinci olarak, “Finansal piyasalarda gözlenen oynaklıklar ve sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmekte olup para politikası ve likidite yönetimine ilişkin tüm araçlar, fiyat istikrarını sağlamak ve finansal istikrarı desteklemek amacıyla kullanılmaya devam edilecektir.” yorumuyla TCMB enflasyonla mücadele ve Türk Lirası’nı güçlü kılma uğruna “sıkı para politikası” duruşuna devam edeceğinin altını çizmektedir.

Sıkı para politikasının” araçlarının neler olması gerektiği iktisat biliminin “İktisada Giriş Dersi” düzeyinde tartıştığı bir konudur. Öncelikle faiz oranının yükseltilmesi ve kredi hacminin daraltılması gereği sıkı para politikası duruşunun olmazsa olmaz önkoşullarıdır. TC Merkez Bankası da hafta sonu aldığı ani kararla politika faizi olarak nitelediği “1 haftalık repo” uygulamasını ertelemiş ve gecelik fonlama maliyetini %25.5’e değin yükseltmiştir. Ancak ne var ki, bu adımı şeffaf ve yalın bir şekilde duyurmak yerine, olabildiğince karmaşık hale getirerek siyasi otoritenin “faizin düşürülmesi” yönündeki telkinlerinden uzak tutma çabasını sürdürmüştür.

Bir yandan da, tam tersi bir uygulamayla, kamu bankalarına verilen talimatlar aracılığıyla kredi genişlemesi sürdürülmüş ve kamu bankalarının son 13 haftadaki kredi miktarındaki artış yıllık bazda % 30’a ulaşmıştır.

  • Siyasi otoritenin ekonomiye olan müdahalesi para politikasını içinden çıkılmaz bir karmaşa ve çelişkiler yumağına sürüklemektedir.

Türkiye ekonomisi yabancı sermaye girişi olduğunda yapay olarak büyüyen, sermaye hareketleri yön değiştirince de “ekonomiye terörist saldırılar var” hamaseti ile uygulamaya konulan çelişkili politikalar altında dengesini yitiren bir konumdadır.
==============================
Dostlar,

Cumhuriyetin kasasının da içini boşaltıyor, boşalttı AKP = RTE!

Merkez Bankası döviz rezervi 26 milyar Dolara düştü! Erdoğan bir aralar övünüyordu 128-130 milyar $’a çıkarttık rezervleri diye!

Şimdilerde ise adeta içimiz boşaltılıyor AKP = RTE tarafından!

İliglenrnlere ABD gazetesi The Wall Street Journal‘da dün (28.3.19) yayınlanan Kantchev / Villars makalesini salık veriyoruz..

  • ‘Döviz rezervlerinin azalması ve yabancı yatırımcının kaçmasıyla Türkiye derin bir ekonomik krize sürüklendi..’
    (https://www.wsj.com/articles/turkish-lira-plunges-as-economic-pain-takes-hold-11553778040, 28 Mart 2019)

Sevgili Damat – Bakanımız da okur mu acaba? Ya da çok değerli danışmanları Erdoğan ve Albayrak’ın dikkatine makalenin özünü sunarlar mı acaba??

  • Son verilerle TCMB rezervleri, Türkiye’nin kısa vadeli borçları bile karşılayamıyor!
  • Ya da tersinden söyleyelim; AKP = RTE’nin borca batırdığı Türkiye’nin kısa vadeli borçları, TCMB rezervlerinin % 120’si düzeyinde!
  • Önceki ay, 26 milyar TL’yi aşan TCMB karı, AKP = RTE’nin isteğiyle birkaç öncesinden el konarak Hazineye aktarıldı..

    Cumhuriyetin kasasının da içini boşaltıyor, boşalttı AKP = RTE!

    Lütfen aylar önce bu sitede yazdığımız makaleyi – uyarıyı bir kez daha okur ve de okutur musunuz??

    AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI ile. 29 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com