SÜLALE DEVRİ BİTİYOR

SÜLALE DEVRİ BİTİYOR

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Komutanı, ilk kez paraşütle atlayacak Temel’e emir tekrarı yaptırıyormuş;
“İlk önce sarı ipi çekeceksin esas paraşütün açılacak, açılmazsa mavi ipi çekeceksin yedek paraşütün açılacak, açılmazsa kırmızı ipi çekeceksin imdat paraşütün mutlaka açılacak, yere inince seni cip bekliyor, biner alaya gidersin!” Temel ya Allah deyip dört bin metreden kendini atmış. Sarı ipi çekmiş paraşüt açılmamış. Mavi ipi çekmiş yine açılmamış. Son çare kırmızı ipi çekmiş açılmayınca; “Ula bu komutanın hiçbir dediği tutmadı. Bir de aşağıda cip beklemiyorsa, işte o zaman yandık…”

Tek özelliği Erdoğan Ailesinin damadı olmak olan Berat Albayrak’ın yeteneğini,

  • kayınpederinin evindeki paraları sıfırlama çalışmaları

sırasında görmüştük.

  • Bütün aile yirmi dört saat paraları taşıdı, evdeki paraları sıfırladı.

Kayınbabası, damadını işsiz kalmasın diye Türk Hazinesinin ve Maliyesinin başına oturttu. Acemi nalbant mesleği komşunun eşeğinde öğrenir örneğinde olduğu gibi, ticareti Türk Milletinin hazinesinde öğrensin diye!

Çocukcağız işi öğrenmek için çırpındı, kendini paraladı, manken kızımıza bile danıştı ama nafile. Şubat Ocaktan, Mart Şubattan, Nisan Marttan daha iyi olacak dedi, olmadı!
Dolar düşecek dedi, düşmedi! Aksine çıktı namussuz.
İşsizlik azalacak, 2,5 milyon kişiye iş bulacağız dedi, inadına işsiz sayısı arttı. (AS: 2019 yılı içinde 2,5 milyon yeni istihdam yaratılmadığı gibi, 932 bin kişi işsiz kaldı!)
Yaptığı 2020 yılı bütçesi, Nisan ayı tamamlanmadan patladı. Yine ve yeni bir bütçe yapacak, inşallah!
Damat uğraştı, didindi Merkez Bankasındaki net döviz rezervini sıfıra indirdi! İkinci sıfırlama başarılarını böyle göstermiş oldu!

Temel’in komutanının dediği gibi, Damadın da her dediği yanlış çıktı. Damada tavsiyemiz şudur;
Her devrin sonu vardır. Sülale devrinin de sonu göründü. Sıra akşamdan yenen hurmaların hesabının verilmesine gelmekte. Mecbur hesap verecek. Her imzanın, her ihalenin, her özelleştirmenin, Varlık Fonunu nasıl batırdığının hesabını verecek, hiç kaçarı yok!
Yargılanma sırasında sakın ola ki “Ben bilmem babam bilir” veya “Ben babam ne dediyse onu yaptım” demesin. Hiçbir hukuk sisteminde böyle savunma olmaz.

Damadın durumu bu! Ya kayınpeder nasıl?
Türk Milletindeki itibarı, benzini birmiş uçak gibi baş aşağı gitmekte! Yurtdışında itibarı tükendi! Trump, Putin, Merkel, Suudi Araplar selamı kesti. Hele

  • ABD Temsilciler Meclisinin, yurtdışındaki mal ve paraları araştırmaya başlaması, kayınpederi çok gerdi.

Önüne gelene bağırıyor! Saraylara sığmamaya başladı.
Ne davet eden var, ne de ziyaret eden! Koskoca Saraya Ramazan davulcularından başka gelen yok!

Bu durum zaten bozuk olan sinir sistemini daha da zedeliyor. Yapması gereken tek yol kaldı. İnşallah onu yapar ve ülkeyi daha fazla üzmez.

İhvan-Muaviye kafasını ben 1976 yılından beri takip ederim. Çoğunu kendilerinden daha iyi tanırım. Kayınpederin neler yapabileceğini de aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. İzninizle onu da yarın yazalım…

Sağlık ve başarı dileklerimle. 30 Nisan 2020
================================
Dostlar,

Birkaç not da biz düşmek istiyoruz :

1. 2020 bütçesi 1,1 Trilyon TL ve bunun 140 milyar TL’si borç faizi..

  • DİKKAT; 2020 Bütçesindekİ her 8 TL’den 1’i FAİZ!2. 2020’de beklenen ulusal gelirin %23’ü borç olarak ödenecek.. (Yaklaşık 800 milyar $ bekleniyordu, en az %20 daha eksik gerçekleşeceğinden emin ve endişeliyiz..)

    3. COVID-19 salgını ile boğuşurken, hastalıklı ve bitkin ekonomi nedeniyle TL hızla değer yitiriyor $ ve €… uçuyor.. Son 1 ay içinde $ 6 TL’den 7 TL’ye ulaştı.

    4. 18 yılda en az 18 yandaş Dolar milyarderi üretti AKP..

    Unutulmasın lanetli deckle:

  • 1 $ milyarderi = 1 milyon Yoksul!

5. AKP = RTE, salgın nedeniyle halktan para istedi, devlet memurlarına salma salındı bağış adı altında ama kendisinin yarattığı Dolar  gönüllü bağış istemedi!

6. AKP = RTE, mücbir sebep gerekçesi ile milyarderlerinden gönüllü bağış iste(ye)medi; kimin iktidarı olduğunu bir kez daha gördük. Köprüler, Marmaray, Şehir hastaneleri, havaalanları.. çok az kullanıldığı / kullanılmadığı halde, döviz cinsinden bu yandaş yüklenicilere (müteahhitlere) dibi delik bütçeden ödemeler askıya alınmadı, TL’ye dönüştürülmedi..

7. Erdoğan‘ın canı öyle tatlı, öyle tatlı ki, sarayına kendini hapsetti, 23 Nisan’ın 100. yılında bile insan içine çık(a)madı, sarayında masum çocuklarla adeta evcilik oynadı.. Kabine toplantıları bile sanal ortamda..

8. COVID-19 salgınının etkili ve hızla söndürülmesi için 14 günlük tam kapatma kararını bir türlü al(a)madı Hazine tamtakır olduğundan; böylece salgın uzadığı gibi daha çok hasta, daha çok  ölüm ve ekonominin ayağa kalkamayacak ölçüde felç edilmesi ile yüz yüzeyiz; bu bedeli ödüyoruz.

9. Ülkede demokrasinin D’si kalmadı.. TBMM, ülke yangın yeri iken tatilde.. DİB, dini kişisel görüşlerine alet ederek kimi insaları günahkar.. ilan ederken, bunu kınayan 2 Baro hakkında C. Başsavcılıkları soruşturma başlattı!

10. Birleştirici ulusal politikalar kaçınılmaz iken AKP = RTE, Ulusa Sesleniş konuşmaları altında muhalefete, karşıt düşüncelere en ağır sözleri, hakaretleri, korkutmayı, sopa göstermeyi.. sürdürdü.. Karşıt TV kanallarına RTÜK sopasıyla bezdirici – yıkıcı yasaklar, cezalar yağdırıldı..
****

Tarih yineleniyor… tıkanan siyasal iktidarlar giderek daha baskıcı oluyor, ne ki bu tutumları sonlarını hızlandırıyor.

Sevgi ve saygı ile. 30 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Şubat 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Şubat 2020

 

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

(AS: Bizim 2 kısa,  zorunlu değinmemiz yazının altındadır..)

UYUM
Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Gezi davasında beraat kararı veren mahkeme heyeti hakkında inceleme ve soruşturma izni verdi.

AKP/RTE’ye uyumlu uydu…

TARAFSIZ
RTE, Gezi davası sanığı Osman Kavala’nın berat etmesi üzerine,”Bir manevrayla onu dışarı çıkarttılar.” dedikten sonra Kavala’nın 15 Temmuz davası ile tekrar gözaltına alınmasına ise, “İşine gelmeyen kararlar için niye yargıyı eleştiriyorlar? Yargı tahliye etti ama Kavala ile ilgili bu kararı verdi. Saygı duymaları lazım.” dedi.

Gafil özeleştiri…

TARAF
RTE’nin; FETÖ’nün Türkçe olimpiyatında , “Bir taraf da taş vardı, sapan vardı, molotof kokteylleri vardı. Diğer tarafta Türkçe vardı, türkü vardı, şiir vardı..” diyerek Gezi Parkı’nda direnen gençlere karşılık FETÖ’nün organizasyonuna katılan gençlere destek verdiği görüntüleri yayımlandı.

Kokmuş ayak…

AYYAŞ
2002 yılında 70’lik rakının fiyatı 8.25 TL dolayındayken aradan geçen 18 yılda fiyat %1800 artışla (AS: 18 kat!) 152.50 TL’ye fırladı.

Beğenmedikleri ayyaşların (!) vergileri ile durumu kurtaran İslamcı iktidar

BAL
Tarım Bakanlığı, üretimini yasakladığı sahte balın yıl sonuna dek satımına izin verdi.
Vatandaşın sağlığı mı? Boş veeer.
Sahtekarın kasası mı? Yol ver…

UÇUŞ
İBŞB araştırmasına göre, her iki evden birinde çocuklar yeterli beslenemiyor.
Ankara BŞB, dar gelirli öğrencilere simit-kahvaltı kartı veriyor.
Adamın biri de çıkmış ekonomiyi uçurduğundan söz ediyor.
Uçtu uçtu yalan uçtu…

DİYANET
Aralarında imam ve müftülerin olduğu din görevlilerine hizmet içi eğitim adı altında seminer veren Diyanet, Alanya’nın en lüks oteli olan Xafira Deluxe Resort Otel’de tatil yapmalarını sağladı.
Müftü eşleri de “huzur dersi” yaptı.

  1. Devletin mali deniz, yiyen domuz.
  2. Huzurla yiyiniz…

YALAN
CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan, Bulgaristan’dan saman ithalinin görüntüleri ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Çarşamba günkü partisinin grup toplantısında söylediği “Ülkemizin saman ithal ettiği gibi bir yalanı utanmadan, sıkılmadan tekrarlayabiliyor..” sözünün yalanlandığını belirtti.
Saman alevi gibi yalan…

DANS
RTE, “İdlip’ten çıkmayız” dan, “ Rejim, saldırıları durdurmadan çekilmeyiz” e geldi.

Ustaca kıvırtma…

ASKER
Karabük Safranbolu’da 125. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığında düzenlenen törende, askerler gösteri esnasında AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın posterini açtı.

Su AKAR, MSB çıkarına bakar…

TANE
AKP’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı RTE, Libya’da sayısı gizlenen  şehitlerimiz için “birkaç tane şehidimiz var” dedi.

Ne insanın değeri, ne şehidin yüceliği,
Bir tane var her yerde, her şeyde; o da kendisi…
========================================
Dostlar,

Değerli komutanımız (E. Tümg.) Sn. Beştepe’nin yüksek zekasının ürünü taşlamaların (hiciv), kara mizahın üstüne söz söyleme niyetinde değiliz.. Ancak,

“BİRKAÇ TANE ŞEHİT” ve
“KAVALA SAVCISININ PEŞİN TUTUKLAMA MÜTALAASI” ÜZERİNE

  • Birkaç TANE şehidimiz var, şehitler tepesi boş kalmayacak…”

biçiminde, boğazını yırtarcasına hamasetle ve ölçüsüz – tarifsiz bir anlamsızlıkla dile getirdiği sözler, deyim yerinde ise bizi çileden çıkarıyor, hatta çıldırtıyor.. Duygu ve düşüncelerimizi web sitemizde bir yazı ile dile getirmeye, içimizi boşaltmaya çabaladık :

AKP = ERDOĞAN’ın ÇILDIRTAN SÖZLERİ : “Birkaç TANE şehidimiz var, şehitler tepesi boş kalmayacak” (!?!?)

Okunmasını ve paylaşılmasını dileriz.. Öyle ki; AKP’nin resmi web sitesinde, CB webinde, yandaş basında bile bu “tane” sözcüğü sansürlendi, AKP = RTE‘nin sözlerinden çıkarıldı!? Erdoğan, daha önceleri de şehitlerimiz için “kelle” sözcüğünü kullanabilmişti! Ulusumuzun bu bağışlanmaz gafları kaydettiği ve derinden yaralandığı, asla affetmeyeceği kanısındayız!?
***
Bir de Osman Kavala konusunda gözden kaçmaması gereken bir noktayı paylaşmak zorunlu :

Kavala’nın kendi anlatımı ile, 2 yılı aşkın tutuklu kaldığı (dikkat; hükümlü değil!) Silivri cezaevinden Gezi davası nedeniyle tahliye edilmesi üzerine, kolluk güçlerince hemen adliyeye götürüldüğünü, savcıyı beklerken kendisine savcının çıktığının ama mütalaasını bıraktığının söylendiğini aktardı!

DİKKAT                    ;

Nöbetçi savcı, şüpheli sıfatı ile gözaltına aldırdığı Kavala ile görüşmüyor, gözaltı gerekçesini ve suçlamaları yüzüne belirtmiyor, sorularına aldığı yanıtı tutanağa geçirmiyor ama peşinen bir mütalaa yazarak, tutuklanması istemiyle nöbetçi sulh ceza yargıçlığına sevk ediyor!?!?

Görevli yargıç da bu doğrultuda tutuklama kararı veriyor!?

Böyle bir usul (!) hukukumuzun neresinde vardır? CMK’nın hangi maddesine dayanılmıştır?

HSK, Kavala’yı serbest bırakan yargıçları derhal soruşturmaya geçerek Saray’ın açık buyruğuna girmek yerine, görevini böylesine kötüye kullanan savcı hakkında işlem yapmalıdır. Kutsal Savunma hakkı kullandırılmadan, ifadesi alınmadan, neyle suçlandığı bildirilmeksizin ve yanıtları dinlenmeksizin bir savcı şüpheli ile görüşmeden nasıl “peşin” mütalaa yazar ve görev yerinden ayrılır?

Böylesi bir garabet, skandal dünya hukuk tarihinde görülmemiştir ama devr-i AKP’de bu facia da yaşanmıştır ne acı ki!? Bu savcı kimdir, nasıl o göreve ge(tiril)lmiştir, AKP’nin kendi örgütünden atadığı avukatlardan mıdır, araştırılmalı ve kamuoyuna bilgi verilmelidir.

HSK / Adalet Bakanlığı derhal yasal işlem başlatmalı ve hızla adil bir sonuca gitmelidir.

HSK Başkanı da olan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, tarihsel bir siyasal sorumluluk altındadır. Yapabilir misiniz Sn. Bakan, Reisiniz izin verir mi? Ne dersiniz Bakan bey??

Sevgi ve saygı ile. 26 Şubat 2020, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Anayasa Hukuku PhD Öğrencisi

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

DEPREM GERÇEĞİ

DEPREM GERÇEĞİ

Mustafa AYDINLI

Yerkabuğundaki kırılmalar nedeniyle birden ortaya çıkan titreşimlerin, dalga dalga yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayını, deprem olarak tanımlıyor bilim insanları.

Dünyanın oluşumdan beri depremler vardır. Ülkemiz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal yitiğine uğrama olasılığımız ne yazık ki bir gerçektir.

“Ülkemiz topraklarının %92’sinin deprem bölgeleri içinde olduğu, nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. Son 58 yılda depremlerde 58.202 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.” (www.deprem.gov.tr)

Günümüz  bilim ve teknolojinin depremi önleme olanağı yoktur. Olacağı zamanı önceden kestirme olanağı da henüz yoktur. Ancak fay hatları bilinmekte, çalışan faylar üzerinde bir enerji birikimi olacağı, günü gelincede bunun boşalacağı tahmin edilmekte.

Geçtiğimiz hafta Silivri açıklarında 5.8 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş, zaten beklenen İstanbul depremi nedeniyle büyük korku yaratmıştır. Depremin oluşumunu önleme olanağı yok ama depreme karşı alınacak pek çok önlem var. Korunma önlemleri elimizde. Devletin alacağı önlemler var, kişilerin alacağı önlemler var. Can ve mal yitiğini en aza indirme olanağı var. Örneğin Japonya bizden çok daha hareketli deprem kuşakları üzerinde olmasına karşın, baştan alınan pek çok önlemle yitikleri en aza indirebilmekte.

Türkiye olarak Depreme ne ölçüde hazırız?

17 Ağustos 1999 da yaşadığımız Gölcük Depremi ile nelerin eksik olduğu ortaya çıkmıştı. Aradan yirmi yıl gibi oldukça önemli bir süre geçti, hiç kuşkusuz bu süre içinde pek çok önlem alınabilirdi. Bırakalım gerekli altyapı önlemlerini bütünlüklü olarak almayı, örneğin 2000 yılında Bülent  Ecevit hükümeti (57. Kabine) döneminde konan deprem vergileri, 20 yıl boyunca toplanan bu vergiler ortada yok! Sözde çürük yapılar yıkılıp depreme dayanıklı binalar yapılacaktı. Milyarlarca liranın yerinde yeller esiyor. (AS: Bu tutarın Dolar karşılığının 35 milyar Dolara eriştiği anamuhalefet tarafından ileri sürüldü. Son derece önemli bir kaynaktır bu rakam ve İstanbul’da, 2019 fiyatlarıyla, ortalama 200 bin TL giderle 105 bin, TOKİ eliyle ortalama 100 bin TL maledişle 210 bin dairenin yapılması olanaklıydı. Hatta arsa maliyeti söz konusu olmadığından, bu sayı daha da büyüyebilirdi.. Yaklaşık 250 bin daire, en riskli binalarda yaşayan en az 1 milyon insanın depremde can güvenliğini sağlama demektir.. yapılmamıştır, çok yazık olmuştur ve telafi edilip edilemeyeceği tam bir bilinmezlik içindedir..)

Depremden sonra en önemli sorunlardan biri, açık havada toplanma alanlarıdır. İstanbul’un her yanı bina! Buna karşın yine de önceki iktidar döneminde 477 toplanma yeri belirlenmiş ancak son verilerle elde kalan yalnızca 77 adet toplanma yeridir. Ayrılan 400 toplanma yeri, ranta ve yandaşa kurban gitmiştir. Daha açığı talan edilmiştir AKP’li BŞB yönetimince.. 50’ye yakın deprem toplanma alanının iktidar yandaşlarına peş keş çekildiği savları ortalıkta dolaşıyor. İktidar, inandırıcı bir açıklama yap(a)mıyor. Katarlı EMAAR grubuna ve TÜRGEV’e, toplanma alanlarının verildiği biliniyor. Olası bir depremde halk nerede toplanacak??

Yaşadığımız dönemde Merkez Bankası’nın yedek akçesine (bir tür Ülkemizin kefen parasına!) devasa bütçe açıkları yüzünden el koyarak merkezi yönetim bütçesine aktaran AKP iktidarından daha akılcı br adım beklemek zaten saflık olurdu. (AS: 2019 mali yılında AKP = RTE, Merkez bankasının yaklaşık 40 milyar TL yedek akçesine ek, yaklaşık 40 milyar TL kârına da el koyarak damadın Hazinesine aktardı. Gene de bütçe, öngörülen 82 milyar TL yerine 124 milyar TL, toplamda gerçek olarak 205 milyar TL açık verdi. 770 milyar TL öngörülmüştü bütçe 2019 için 82 milyar TL açıkla.. Bunca muazzam açığa ve toplanan acımasız, on milyarlarca Dolar vergilere karşın ülkenin temel sorunları çözüme niçin kavuşturulamıyor! Kimler hortumluyor ulusal servetimizi, kimler hortumlatıyor!? Sorumlu iktidardır!!)

Son 5.8’lik depremde haberleşme ağı felç oldu. Türk Telekom’u Erdoğan’ın dostu (!) Lübnanlı Hariri ailesine peş keş çekenler, yetmiyormuş gibi, bu haramzede aileye bir de üzerine Türk Bankalarından 2,5 milyar Dolara yakın kredi verdirerek ülkeyi katmerli şekilde soydurunlar, hiç ellerini vicdanına koyup düşünüyor mu acaba? Son deprem gösterdi ki, ülkemizde telekomünikasyon altyapısı yoktur!

İstanbul’un seçilmiş BŞB Başkanı İmamoğlu, deprem kriz masasına çağrılmıyor. Sözün bittiği yerdeyiz. Vatandaş can derdinde, iktidar doymak bilmeyen siyasal ve ekonomik rant derdinde. İktidar, hangi başarı ile sistemin ‘sağlıklı çalıştığını‘ (!) söyleyebiliyor, başarı buysa başarısızlık nasıl olacaktı? Kamuoyu, 20 yıldır deprem vergisine özveriyle katlanıyor. Ne denli para toplandı, bu paralar nerede? Yanıtını bilmiyoruz ve isyan ettirecek biçimde, muhalefetin bu yöndeki sorularına AKP = Tek adam RTE,

  • Bu tür sorulara yanıt verecek zamanımız yok..“ diyebiliyor! Dehşet vericidir!Bu, demokrasilerde bir fiyaskodur, skandaldır ve saatler içinde iktidar istifaya zorlanır kamuoyu tarafından. AKP = Erdoğan, topladığı vergilerin hesabını vermeyip neyin hesabını verecektir? Bu hesap er ya da geç mutlaka sorulacaktır.
    ***
    Deprem ülkemizin ve dünyanın jeolojik bir gerçekliğidir.

    Siyasal rant dağıtarak üstesinden asla gelinemez. Deprem önlemleri amaçlı toplanan vergiler bu amaçla harcanmalıdır.
    Depreme vb. afetlere karşı ulusal birlik, beraberlik ve dayanışma örnekleri sergilenerek, seferberlik mantığı ile bilimsel politikalarla yaklaşmalıyız.

    Demokrasilerde iktidarlar saydam ve hesap verebilir olmak zorundadır.
    Ancak bu yaklaşımlarla can ve mal yitiklerini en aza indirebiliriz.

    (AS: Beklenen İstanbul depremi için sürenin 5-10 yıla indiği uzmanlarca bildiriliyor. İktidar elini çooook çabuk tutmalı ve bilim insanları – kurumları rehberliğinde hızla stratejik afet planları geliştirilerek uygulamaya konmalıdır. Fıtrat , kader  vb. safsata ve zırvalarla halkımız kandırılmamalıdır..)

 

 

 

 

 

 

 

ÖLÇÜ BİRİMİ DEMOKRASİ

ÖLÇÜ BİRİMİ DEMOKRASİ

Mustafa AYDINLI

İdlip’te 5’i asker, 8 kişinin şehit olduğu haberlerini alıyoruz. Yine içimiz dağlandı, yine yüreğimiz yandı. Tüm yurda şehit ateşi düştü, şehitin evine acı haber ulaştı… haberleri ile dolu gazete sayfaları, TV ekranları

Ortadoğu bataklığına düşeli beri (AS: 2011 ilkbaharı), anlamsız ve yanlış dış politikalar yüzünden, sabah kalkınca içimizi ısıtan, sıcak bir habere hasret kaldık. Körpecik vatan evlatları, bıyıkları yeni terlemiş, gencecik insanlarımız bir bir gidiyor. Bu anlamsızlık, bu kargaşa, bu kör dövüşü içinde masum askerlerimizin ve insanlarımızın sürgit telef olması kimin içini dağlamaz ki? (AS: AKP’nin Suriye’ye İhvancı anlayışla savaş ilanından bu yana 9 yılda toplam kaç insanımızı son derece gereksiz kurban verdik, kaydı var mı? Bunun hesabını kim verecek?! Elbette AKP = RTE!)

Türkiye halkının, Mehmetçiğin başına bunlar mı gelmeliydi? Bu yıkımlar (felaketler) neden yaşanıyor? Oturup sorgulayabiliyor muyuz? Meclisin hiçbir işlevi kaldı mı? Muhalefetin sesini duyuyor mu, “tek adam iktidarı“, “Ben yaptım oldu” politikası nereye dek sürdürülebilir?

Değerli okuyucular,

Tek adam iktidarı işte böyle bir şey. Tüm kararları “tek adam” veriyor. Doğru – yanlış tüm sonuçlarına koskoca bir ülke katlanıyor. Bu içinden çıkılmaz acı ve gözyaşı, yokluk – yoksulluk, yolsuzluk dayatan ceberrut düzene birden gelmedik.

Önce TBMM işlevsiz duruma getirildi, Parlamento var da, yok! Zaten çok sınırlı olan demokrasimizin altını oya oya, tüm yetkiler “tek adama” verildi. Ortaya dünyada benzeri görülmemiş, sürdürülebilirliği asla olmayan, ucube bir sistem çıktı. Bu “sistem” (!) ne deveye, ne kuşa benziyor.

Büyük ATATÜRK‘ün ‘“Yurtta barış dünyada barış” ilkesinin Türk Dış Politikasında geçerli olduğu dönemde, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateş Paşanın Suriye sınırında, Hatay’da 14 Kasım 1998’de verdiği göz dağı ile Suriye, PKK terörünün başı Apo’yu hemen sınır dışı etmiş, Apo uçaktan inecek ülke bulamamış havada asılı kalmıştı! Şimdi Suriye, askerlerimizi öldürüyor. (AS: Türk askerlerinin oradaki varlığı uluslararası hukuka uygun mu??)

Ülke içinde birlik – beraberlik sağlanmış ise, ülkenizde barış ve demokrasi varsa, dış dünya sizi ciddiye alıyor. Türkiye’nin önemli ölçüde uluslararası saygınlığı vardı AKP iktidarı öncesinde. Uluslararası toplumda ağırlığı belirgindi. O zamanlar, örneğin İsrail Kudüs’ü başkent ilan edemiyordu. “Türkiye ne der acaba?” hesabı yapılıyordu.

Son zamanlarda büyük devletler arasında neredeyse pimpon topuna dönüştük!

Uygar dünya size, ülkenizdeki demokrasi düzeyine göre değer veriyor, ciddiye alıyor. Onlarca Müslüman ülkenin (AS. 57 İslam ülkesi..) günümüz dünyasındaki politik, diplomatik, finansal, askeri, kültürel.. ağırlığı nedir? (AS: Tümünün dışsatımı Almanya’ya zor erişiyor..)
Önce ülkenizde demokrasiyi – insan haklarına dayalı hukuk devletini tüm kurum ve kurallarıyla kurup işletmeniz gerek., yoksa uygar dünyanın şamar oğlanına dönersiniz.

Uygar dünyanın “ölçü birimi demokrasi“dir. Kendi ülkenizde insanınıza duyduğunuz saygı, sevgidir, birlik – beraberliktir, ortak akıldır, barış ve kardeşlik duygularıdır. (AS: Dahası; sıra artık politik – siyasal demokrasinin de ötesine geçerek ekonomik demokrasiyi yaşama geçirmek; kağıt üstündeki anayasal hakların kullanılabilmesi için gerekli ekonomik gücü insanlara kazandırmak, sömürüyü bitirmek, yoksulluğu – işsizliği gidermek ve gelir dağılımını adilleştirerek toplumun gönencini sağlamaktadır..)

Demokrasinin olmadığı ama “tek adam iktidarı“nın başarılı olduğu, ülkenin kalkındığı, uluslararası saygınlığı olan bir tek devlet günümüz dünyasında yoktur, olamaz… (AS: Türkiye bu akıl tutulması çıkmazdan bir an önce kurtarılmalı ve demokratik parlamenter düzene, güçler ayrılığı rejimine mutlaka geri dönülmelidir..)

 

 

Yüce İnsan ve Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü Niçin Anıyoruz?

Yüce İnsan ve Önder
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü
Niçin Anıyoruz?

Güncelliğini koruduğu için, geçen yıl yayınladığımız aşağıdaki yazı ve eklerini bir kez daha site okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunuyoruz.. Özellikle yansıları..

Sevgi ve saygı ile, 10 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
============================
Dostlar,

Doğumunun 137. (19 Mayıs 1881), ölümünün (10 Kasım 1938) 80. yılında
Yüce İnsan ve Önder  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü neden anmayı sürdürüyoruz??

Bu soruya kapsamlı bir yanıt olmak üzere 121 yansıdan oluşan bir görsel dosyamızı paylaşmak istiyoruz. 10 Kasım 2006’da Yeni Yüksektepe Kültür Derneği‘nde, aldığımız çağrıya karşılık olarak katılımcılara sunmuştuk. İzlenmesini ve özellikle çocuklarımızla, gençlerimizle konuşarak – tartışarak özenle irdelenmesini dileriz.

Milli Eğitim Sistemimizin AKP = RTE tarafından Ulusal – Laik – Akılcı – Bilimsel – Sorgulayıcı – Kamusal olmaktan çıkarılalı epey yıllar oldu.. Tam tersi niteliklerle felç edildi Türk Eğitim Sistemi. Kendi tarihini bilmeyen, kurucularına – kurtarıcılarına bile nefret yüklü, dinci ve kinci, soru sormadan ezberleyen, biat kültürünün kulları olmaya koşullanmış molla kafalı insanlarla dolu olsun isteniyor Türkiye.. Oysa Suudi Arabistan “ılımlı İslam”a dönüyor Vahabilikten!

Çağdışı – ilkel Halife – Sultanlık rejimine geri dönüş için “insan” (?) malzemesini hazırlıyor, kuşaklarını dönüştürüyor.. Nesl-i Cedit yaratma peşinde AKP.. Demokrasi düzeyi 180 dolayında
ülke arasında 140. sıralara dek gerilemiş, PISA eğitim yarışmalarında özellikle 4+4+4 ilkelliği ardından en diplerden kurtulamayan. yolsuzluk – hırsızlık – ahlaksızlık – cinayet – iş kazaları – trafik kazaları – çevrilemeyen dış ve iç borç – dev cari açık ve dış ticaret açığı – işsizlik – yoksulluk – enflasyon – yasaklar ve örtük OHAL altında TEK ADAM … ülkesine dönüştürüldük özellikle şu son 16 yıllık AKP – RTE iktidarında..

  • Şimdilerde çok ağır, yakıp – yıkan bir ekonomik – çok yönlü bunalıma sürüklendik
    TEK ADAM REJİMİNİN kısa erimde patlayan faturası olarak..

İki milyona dayanan İmam Hatip öğrencimiz, binlerce Kuran kursumuz ve hafızımız var.
Cumhuriyetin tepesinde de bir İmam (İmamların Öcü – Yavuz Selim Demirağ) ve Türkiye’yi bir din devleti yapma sevdası – sanrısı (hezeyanı) içinde adeta.

Ama bu lanetli yılların (Hulki Cevizoğlu) ve kuşatmanın artık bit(iril)mesi gerek.
AKP – RTE %51 takıntısı ile takiyyeye sarıldı gene!.. “10 Kasım’da sap gibi ayakta durmanın anlamı yok..” diyenler bu gün, 10 Kasım 2018’de Anıtkabir yollarına düşüyor. Erdoğan, iğreti de olsa arada “ATATÜRK” diyerek övgüler (!?) düzüyor..  Klavyemizin tuşlarına aşağıdaki görkemli öngörü üşüşüyor :

  • “Beni inkâr edeceksiniz hatta bühtanla yad edeceksiniz.
    Hint’e, Yemen’e ve Mısır’a giden fikirlerim, orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

Erdoğan hayal dünyasında.. Anıtkabir defterine 10 Kasım 2018 günü, Cumhuriyete armağan olarak İstanbul havaalanını yaptıklarını söylüyor!? “Dahili ve harici bedhahlarla” savaştıklarını.. söylüyor gerçekte Atatürk devrimleriyle boğuşan kadrolar kendileri oldukları halde! “Ruhun şad olsun” diye bağlıyor sanki Atatürk’ün O’nun bu dileğine gereksinimi varmış gibi! Kendi dünyasına hapsolmuş apaçık. Bunca mı takiyye olur?! Saray’daki kalabalıklara seslenişte de bir içerik yok.. Kuşakların koşullandırıldığını söylüyor eğitim ile. Oysa kendi “dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz..” demedi mi? “Dininizi ve kininiz eksik etmeyin..” demedi mi ve Milli Eğitimi bu yönde yozlaştırmadı mı?? Bu davranışlar Cumhuriyet’e açık – örtük cihat ilanı değil midir?!

  • Soralım                      :
  • Hangi dinde kin – kindarlık – nefret var??
  • İslamiyet tam tersini buyurmuyor mu?
  • Bu durumda Erdoğan ve bu sözleri İslam dini dışına düşmüş değil midir??

Mustafa Kemal Paşa‘yı bu sorumluluk ve kararlılık içinde anmak istiyoruz.
Yeniden kurtuluşumuzun ipuçlarını, esin kaynaklarını O’nun eşsiz KURTULUŞ (Bağımsızlık Savaşımız) ve KURULUŞ destanında (Kemalist Kültür Devrimi) yakalamak istiyoruz.

” Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır ve
Türk Ulusu, güvenlik ve mutluluğunu temel alacak ilkelerle
uygarlık yolunda
tereddütsüz yürümeye devam edecektir. “

Engin öngörüsü ve kararlılığı bize güç kaynağı ve rehber..

ATATURK_Gercek_Insan

Yansıları görmek için lütfen tıklar mısınız??

Gercek_Insan_ATATURK_10.11.2006

Sevgi ve saygı ile.
10 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com