BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI;
NE YAPMALI?


Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP = RTE uzun süre bu konuda top gezdirdi. Karnından konuştu.
Net ve kararlı bir tutum al(a)madı.. “Sonuçları ağır olur” gibisinden içeriği belirsiz sözler kullandı. Geldik bu günlere.. 6 gün kaldı 25 Eylül’e.. Ne hazindir ki; Irak Kürtleri İsrail bayrakları üzerinde secde ederek – eğilip öperek bir kampanya yürütüyor kendilerince..

Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri.. İnsanlık tarihinin en sefil asimilasyon kurbanları ya da ağır geldi ise örnekleri.. İnsanlar geçmiş bağlarına – tarihlerine bu denli mi yabancılaştırılabilir?!
Tek bir Kürdo-Judaik beyni yıkanmamış Irak Kürdü kalmamış mıdır Barzanistan diyarında??
Göreceğiz, eğer 3. kez ertelenmez ise Irak’ı bölecek, Türkiye’yi Sevr belasıyla yüz yüze getirecek bu oylama yapılabilir ve “evetler” çoğunluk çıkarsa..

Lozan görüşmelerinde Kapitülasyonlar ve Misak-ı Milli sınırları içinde Ermeni – Kürt yurdu kurdurmamak KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ idi. Bu yüzden görüşmeler 4 Şubat 1923’te kesilmiş ve 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan  Türkiye İktisat Kongresi kararlılığının ardından yeniden başlatılmış ve bu ödünler verilmemişti.

İsrail siyonizminin vahşi asimilasyonu
 ile başkalaştırılan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri,  Filistin’i ve 1967’den beri orada süregelen zulmü, işgali unutmuş görünüyorlar.
Bu sözde halkoylamasının BOP’un bir aşaması – parçası olduğunu hiç mi düşünemiyorlar??
Hele hele Fırat – Dicle’nin doğduğu yerlerden başlayıp Şattül Arap adıyla birleşerek Basra Körfezine erişene tüm yatağı ve havzası boyunca “Arz-ı mevud” sapık inancının – dayatmasının hatta sanrısının (hezeyanının) gereği olarak geleceğin Yahudi yurdu ilan edildiğini, doğrudan Tevrat’ın buna alet edildiğini bilen – okuyan – duyan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri yok mudur? Oğul Barzani nerelerde, ne karşılığı devşirilmiştir ve Ortadoğu’nun acılı tarih sahnesine sürülmektedir?

arzı mevud haritası ile ilgili görsel sonucu

Bir halkı özgürleştirme adına emperyalizmin bitip tükenmeyen kanlı oyunlarına alet etmek midir oğul Barzani’ye biçilen tarihsel misyon?

Çare; Irak federal devleti içinde 1. sınıf bir demokrasi kurmak ve tüm Irak yurttaşlarının eşitliği (eşit yurttaşlık değil!) temelinde bir uygar Cumhuriyet, Irak Ulus Devleti kurmaktır. Ancak böylelikle Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri de dahil, tüm Irak halkı bağımsız, onurlu bir devlet olabilir.. Etnik köken, ırk, soy, inanç… bakılmadan.. Irak vatandaşlığı temelinde.

Unutulmasın; sınırların değişmezliği, bir sine qua non (olmazsa olmaz) BM hukuku birincil ilkesidir. Önce halkoylaması ile özerklik, sonra da ayrılma planı kuranlara anımsatalım..
*****
Northern Iraq Kurdish area ile ilgili görsel sonucuTürkiye, net kararını ve tutumunu AKP = RTE‘nin ABD ziyareti sonrasında mı verebilecektir? Ne hazindir. Önce, belki de şu konjonktürde yapılmaması gereken ABD ziyareti, ardından ona ikincil MGK – Bakanlar Kurulu ve 25 Eylül’den 1-2 gün önce afralı – tafralı ama gerçekte içi kof ve de çok geç açıklamalar mı gelecek? TBMM neden tatilde?? Toplayıp güçlü bir çıkış yapsaydınız ya! Nerede milli irade? Türkiye bu hazin görünümü hiç ama hiç hak etmiyor. RTE tek adam ve sorumlu!

Eee, BOP eşbaşkanlığı böyle belalı bir şeydir işte.. Adamı kıvrandırır, tutsak alır, köleleştirir.. 30’u aşkın kez kameralar önünde ilan ve itiraf eder misiniz;

  • Biz BOP eşbaşkanlarından biriyiz ve bu görevi yapıyoruz..”

Ne var ki bedeli salt o kişi(ler) ödemez; asıl kurban bu gibilerin ülkeleri- halkı oluyor..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 19 Eylül 2017, Ankara

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ: 2017-2018 ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ’nden…

2017-2018 ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN…

Bu “Müfredat” Bir Eğitim Programı Değildir!

Nazım Mutlu ile ilgili görsel sonucu

Nazım Mutlu
Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı
Ankara, 16.09.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

Temmuz ortasında açıklanan ve yeni öğretim yılına girerken toplumun geniş kesimlerinde tartışması süren, 50’yi aşkın dersle ilgili ayrıntılar ortaya çıktıkça kamuoyu gündeminden düşmeyeceği anlaşılan yeni müfredat”, bir eğitim programı değildir!

Başta Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz olmak üzere Bakanlık yetkilileri ve iktidar partisi sözcülerinin inandırıcılıktan yoksun söylemlerle ve ısrarla savunmaya çalıştıkları “yeni müfredat”, olsa olsa (15 yıldır yapılageldiği gibi) bir siyasal partinin ülkeye giydirmeye çalıştığı deli gömleğinin yeniden dikilenidir. Bu, daha uzun süre iktidarda kalmak için bütün kozlarını tüketen gerici – karşıdevrim yapılanmasının yeni yol haritası, her denileni sorgulamadan kabullenen seçmen yetiştirme tüzüğü, biat kültürünü pekiştirme kılavuzu olabilir; ama bir eğitim programı olamaz.

Çünkü gün geçtikçe ülke ihtiyaçlarıyla bağdaşmadığı daha çok ortaya çıkan söz konusu belge; laik ve bilimsel eğitim anlayışına; Cumhuriyet değerlerine açılan bir savaş manifestosudur. İçeriğiyle bilimi eğitimin dışına iten, öğrencilerimizi çağdışı davranış kalıplarına dökmeye çalışan; hazırlanış biçimiyle ise bilimsel tutumla bağdaşmayan söz konusu programın okullarımızda yürürlüğe konması, milyonlarca çocuk ve gencimize yapılabilecek en büyük kötülüktür ve ne yazık ki iktidar bunu yapmakta kararlı görünmektedir.

5 yıl önce yürürlüğe konan 4+4+4 yasasıyla ülkenin dokusunu kendi ideolojisine göre dönüştürmeye çalışan iktidarın zor ve güç kullanarak tutumunda ısrar etmesinin sonucu şu olacaktır: Gericiliği derinleştirmek, özelleştirmeciliği atağa kaldırmak.

Bu durumda bizim; bilimsel, laik ve aydınlanmacı-halkçı eğitimden yana güçlerin yapması gereken de bellidir: Bu anlayışla, bu programla sonuna dek mücadele etmek. Yeni öğretim yılına bu görevle giriyoruz.

2017-18 öğretim yılına girerken eğitimimizi gericileştirme yolunda atılan hızlı adımların doğurduğu olumsuz sonuçlardan bir başkası, özel okulculuğun, kolejciliğin ivmesini yükseltmesidir. Son bir yıl içinde 1777 özel okulun açılması, ülkemizi bekleyen bir başka tehlikenin somut göstergesidir. Özel okulların eğitim içindeki payı %15’lere ulaşmıştır. İmamhahipçilikteki – dinselleşmedeki artış, geleceğe ilişkin kaygıları artan laik, bilimsel eğitimden yana olanları tuzağa düşürmektedir. Özel okullarda söz konusu programlar geçerli değilmiş gibi ve bu yolla yakın geçmişte nasıl bir tehlikeyle karşılaştığmızı unutursak duyarlılığımız yanlış zeminlerin oluşmasına neden olacaktır. Öyleyse bu anlamda da yapmamız gereken, devlet okullarına sahip çıkmak ve oralarda yaşanan sorunlara örgütlü biçimde müdahale etmektir.

Yeni dönemde, yılların birikimiyle süregelen sorunlardan biri de hem nicelik hem nitelik açısından öğretmen sorunudur. Nitelik aşınması, yetişen kuşaklarda sonucunu göstermektedir. Milli Eğitim Bakanının okullarımızda 81 bin öğretmen ihtiyacı bulunduğuna ilişkin açıklaması, ama bu sayının neye göre bulunduğunun bilinmemesi, gerçeğin üstünü örtmektedir. Çağın gerektirdiği sınıf mevcutlarına göre hesaplandığında, Sayın Bakanın verdiği sayının en az iki katı öğretmene gereksinim olduğu görülecektir. Özellikle büyük kentlerdeki Milli Eğitim Müdürlüklerinin yaz aylarında başlattıkları ücretli öğretmen arayışı bunu göstermektedir. Atama bekleyen 350 bin öğretmen adayı, her şey bir yana, bu politikalar nedeniyle oluşan psikolojik hastalıklarla boğuşur durumdadır.

Yönetici atamada izlenen yollardan mülakatla sözleşmeli öğretmen alımına, sınav skandallarından adeta sopayla imamhatipleştirmeye dek yaşanan yığınla sorun, yalnız eğitim kamuoyunun değil, 80 milyonumuzun el koymasını beklemektedir. İktidarın, MEB’in yarattığı sonuç ortadadır: Ufuksuzluk, başarısızlık, umutsuzluk, çözümsüzlük…

Görevimiz: Kesintisiz mücadele. Kolay gelsin.
=====================================
Dostlar,

AKP’nin bu son saldırısı şimdiye dek, 15 yıldır yapageldiği gözükara – pervasız Cumhuriyet – ATATÜRK – bilim – laiklik – özelleştirme… ülkeye ve halkımıza düşmanlıklarının en ciddisidir. Deyim yerinde ise AKP = RTE, eğitim sistemini tümüyle imamhatipçi = gerici – yobaz – çağdaşlık karşıtı – mürit hatta cihatçı yetiştirecek bir ilkelliğe – karanlığa çekerek;

Cumhuriyet’e “ŞAH MAT” hamlesi yapmaktadır.

Değerlendirmemizde hiç abartı olduğunu düşünmüyoruz.
Bu bağlamda yazdığımız makale sitemizde.. Erişkesi manşet sayfasında. Lütfen tıklar mısınız..

MİLLİ EĞİTİMDE DİNCİ – ŞERİATÇI MÜFREDAT GERİ ÇEKİLSİN
MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!

Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı sevgili dostumuz eğitimci Sayın Nazım Mutlu‘nun yazdıklarını tümüyle paylaşıyoruz.

Gündemdeki en ciddi sorun budur..
Tüm Türkiye bu acımasız saldırıya direnmelidir.
AKP = RTE, hiç acımadan kendi tabanına da bu kötülüğü yapmaktadır..
İmamhatiplere doldurulan milyonlarca öğrencinin geleceğini de “OY” adına, sorgusuz “oy deposu” na dönüştürme ereğiyle mahvetmektedir. Son üniversite giriş sınavlarında İHL mezunu 220 bini aşkın öğrenciden 40 bini yükseköğrenime yerleşebilmiştir. Seçilen yerlere yerleşme ölçütünü bir yana bırakarak, kaba başarı oranı %20’nin altındadır ve öbür liselerin çooook gerisindedir.

İHO bitiren öğrenciler için de TEOG’da dökülme görüyoruz..
Bu panikledir ki AKP = RTE önceki gün bir özel TV’de, anayasal yetkisi olmamasına karşın TEOG’un kaldırılmasını istedi.. Ülkemizdeki nitelikli kamusal liselere (Galatasaray, İstanbul Lisesi, Kabataş Lisesi, Fen Liseleri…) ortaokul bitiren yüzbinlerce öğrenciden nasıl seçim yapılacaktır? Erdoğan’ın önerisi ile okul notlarına dayalı sıralama olanaksızdır. Erdoğan’ın Ölçme-Değerlendirmede de son derece yetersiz olduğu görülüyor. Ama O’nun derdi, İHO (imamhatip ortaokulu) bitiren yavrularımızın perişan dökülüşünü örtmek – engellemektir. Keza ülkemizde son derece nitelikli yerli-yabancı paralı – özel Liseler var. Bu okullara velilerin önemli ödemeleriyle birlikte kabul edilen “birkaç yüz” çok parlak öğrenci nasıl belirlenecektir TEOG gibi bir ciddi bir ölçme – sıralama sınavı olmaksızın??

AKP = RTE bu batak yoldan geri dönmelidir.

Çıkmaz sokaktır ve Türkiye artık bu denli deli saçması dayatmayı da sineye çekecek değildir. Her şeyin bir sınırı olmak gerekir. Kaldı ki, yukarıda adını – erişkesini verdiğimiz yazımızda ayrıntılı değindiğimiz üzere (Erdoğan’ın dediği gibi “üzre” değil, “üzere”.. Türkçemizde “üzre” diye bir sözcük yok!) söz konusu eğitim – öğretim programı değişikliği (müfredat sözcüğü de yanlış!) yasalara, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası andlaşma – sözleşmelere, Anayasaya pek çok bakımlardan aykırıdır. Dileriz, Danıştay hızla, Yönetmelik iptalini gerçekleştirir.
Bu kez AKP bir OHAL KHK’sı ile inatla diretecektir.
Ne yazık ki, Anayasa Mahkememiz kendini yok saydığından, sonrasında iç hukuk yolu yok.
AİHM kapısını çalmak gerekecek.. Zaman alacak elbette hepsi ülkeye yıkım, yitirilen kuşaklar.. Çok yazık çooooooook.. AKP = RTE’yi insafa – vicdana çağırmak bir işe yarar mı acaba??
Hiiiç sanmıyoruz.. Kavgadan hiç kaçmadık diyor Erdoğan tüm öfke patlamasıyla.. Bu ne hınçtır, Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’ne neden bu denli büyük hatta sonsuz alerji duymaktadır?? İşimiz çok zor ama asla teslim olmayacağız..
Zorunlu din dersleri hakkında AİHM’nin verdiği kesinleşmiş birkaç kararı da AKP = RTE ne yazık ki uygulamadı. Bu da sabıka defterinde kocaman bir leke – suç olarak duruyor..

Halkımız; öğrencileri – öğretmenleri – velileri ile bu çağdışı dayatmaya direnecek ve kadük duruma eylemli olarak (fiilen, de facto) düşüreceklerdir. Yapılan; tümü ile illegal, gayrımeşru ve temel insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır.

Okullar yarın açılıyor.. 18+ milyon çocuğumuzun, ülkemizin geleceğidir laik – bilimsel – karma – sorgulayıcı – kamusal eğitim; asla vazgeçmeyeceğiz!

  • Bu vahşete direnmek insan hakkı – onuru gereği ödevdir ve sonuna dek meşrudur.

Sevgi ve saygı ile. 17 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ulusal Eğitim Derneği Üyesi
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Bilkent Şehir Hastanesi’ne 23.4 milyar TL kira ödenecek!

Bilkent Şehir Hastanesi’ne 23.4 milyar TL kira ödenecek!

Çiğdem Toker
Cumhuriyet
, 13.9.17

(AS : Aynı konuda 2 ardışık makaleye katkımız yazıların altındadır..)

Ne vakit, şehir hastaneleri veya otoyol köprü projeleri dolayısıyla, Hazine’ye yüklenen borca değinsem, AKP’ye gönül verdiğini düşündüğüm güzide okurlardan, ya yakası açılmadık küfür, ya da “inşallah öl” kabilinden tepkiler alıyorum. 
Fakat bir de samimiyetle inanamayanlar var. Okuduğunuz yazı onlar için.
***
Uğruna ODTÜ ormanı, içindeki canlılarla birlikte katledilen Bilkent Şehir Hastanesi’ne (BŞH) Sağlık Bakanlığı’nca yılda 340.6 milyon TL kira ödeyeceğini yazdım dün.  Az yazmışım. 
Şehir hastanesi projelerinin tümünde (şimdilik 30) kira sözleşmelerinin 25 yıllık olduğu gerçeğinden hareketle bu tutar sabit olamazdı tabii. 
Sağ olsunlar; hekim Prof. Kayıhan Pala ile iktisatçı Prof. Dr. Uğur Emek ayrı ayrı dikkatimi çektiler. (Her iki isim de konuya uzman gözüyle bakan önemli yazılar kaleme almış bulunuyor. Prof. Pala bianet’te. Prof. Emek, kişisel blogunda.) 
Sözün özü: Dünkü yazıda paylaştığım 340.6 milyon TL’lik yıllık kira bedeli, BŞH ihalesinin yapıldığı 2011 yılı rakamını yansıtıyor. (Bu tutara şirketin, görüntüleme, otopark temizlik vs gibi alanların işletme geliri dahil değil.)
***
Evet: Bilkent Şehir Hastanesi için Dia Holding’e 25 yılda ödenecek kira bedeli 23.4 milyar TL. O da ŞİMDİLİK. 
Sağlık Bakanlığı’nın 2017 yılı bütçesi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülürken, komisyon üyesi vekillere dağıtılan “Paranın Değeri -Analiz Yaklaşımı” belgesinde, bakanlığın BŞH müteahhidine ödeyeceği kiranın 2043 yılına dek uzanan projeksiyonu yer alıyor.

2019’da 419 milyon TL 
340.6 milyon TL başlangıç tutarı dedik. Ödemeler 2019 yılından başlayarak 419.2 milyon TL ile başlıyor. Bir sonraki yıl (2020) Sağlık Bakanlığı bütçesinden ödenecek kira tutarı 448.5 milyon TL’ye çıkıyor. Bizzat Sağlık Bakanlığında hazırlanmış bu belgede, yıllık kira tutarının, “kullanım bedeli” ve “hizmetler” diye iki ayrı bileşenden oluştuğu görünüyor. 
Fakat ilginçtir, 25 yıl boyunca artarak ödeneceğini gördüğümüz kira tablosunda dönem sonuna (2043) gelindiğinde 23.4 milyar TL yazması gereken toplam hanesinde 4 milyar 13 milyon TL yazıyor. Neden diye sorarsanız, cevap, “bugünkü değer”miş.

Hangi ülkenin enflasyonu 
Bakanlık analiz tablosunda, her yıl artan bir enflasyon hanesi de var. Fakat % 1’lik, 1.15’lik oranları görünce bunun Türkiye’deki enflasyon “olmadığı”nı anlıyorsunuz. 
Muhtemelen projeye kredi veren finansörlerin, küresel düzeyde aradığı standarda karşılık gelen bir enflasyon oranı bu. (Köprü projelerinde mesela, Hazine’ce şirkete ödenecek gelir farklarında ABD enflasyonu uygulanıyor.) Sonuçlardan  biri şudur:

– Şehir Hastaneleri’nin “bu milleti” nasıl borçlandırdığını parti medyasında okuyamazsınız
.
– Ne hastanelerin yapıldığı arazilerin müteahhide bedava verildiğini,
– ne Sağlık Bakanlığının o hastanede çeyrek yüzyıl kiracı olacağını,
– ne bu hastaneler açılınca şehirdeki hastanelerin kapanacağını. 


Sabah akşam gazetemiz için, 10.5 aydır tutuklu olup hâlâ tahliye edilmeyen arkadaşlarımız için duruşma sürerken dahi tetikçilik yapan parti bültenlerinde hiçbirini göremezsiniz bunların. 

Onlar size bu hastanelerde doktorların “ginger” ile hastasına gideceğini, odaların beş yıldız konforunda olacağını yazar da, hastanelerin kent merkezine 20 km uzakta olduğunu, doktorun ginger kullanmasının hastanenin, Hazine’den daha çok para çekmek için özellikle devasa planlanmasından kaynaklandığını söylemezler. 
Böyledir güzel ülkemizde 12 Eylül’ün yıldönümündeki “gazetecilik”.
================================

Şehir Hastanesi denilen…

Çiğdem Toker
Cumhuriyet
, 12.09.17

 

ODTÜ ormanı Ankara’nın akciğeri sayılırdı. İki gece önce -di’li geçmiş zaman oldu. Ankara’nın ciğerleri, “bu millet”e sağlık dağıtacak diye inşa edilen şehir hastaneleri uğruna katledildi. Yıkım, kesilen ağaçların sayısıyla ölçülemez. Melih Gökçek’in fotoğraflarını “yol açtık” diye gururla paylaştığı alanda biz taammüden öldürülmüş bir ekosistem görüyoruz. Varlığı, yaşamını sürdürmesi o ormanın varlığına bağlı binlerce canlıyı yani. Gökçek’in gülüşüne bu sonuç da dahil.
***
Siyasal İslamcıların ağaç sevgisizliğiyle yeni tanışmıyoruz. Bu sevgisizliği maskeleyen “hizmet” diye dikte ettikleri ama Hazine borcunu torunlara devredilen rant projeleriyle de. Denizli’de yaşadığım lise yıllarımda, önünden her gün geçtiğim ve Delikliçınar Meydanı’na adını veren çınarların, ne tesadüf ki yine bir gece kesilmesi AKP belediye dönemine rastlar. Denizlili Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de iyi hatırlar.
***
Ormanı yok etme gerekçesi, Bilkent Şehir Hastanesi (BŞH) açılınca artacak trafiğe yol açmak diye açıklanıyor. Tabii bu yolun, sağında solunda yeni rantlara “yol olacağı” da herkesin bildiği sır. Yine de biz şimdi, görünürdeki “şehir hastanesi” gerekçesine bakalım. Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırılan şehir hastanelerindeki “kamu”, sadece isimde. Ülkenin dört bir yanında açılan/inşa edilen şehir hastaneleri Hazine’yi tahminlerin ötesinde bir mali cendere altına soktu.
Bir kere Sağlık Bakanlığı bu projelerde kiracıDevletin, müteahhide tahsis ettiği arazinin sahibi olmasına rağmen bir de. Her biri 25’er yıllık, 30’a yakın şehir hastanesinde kimileri 2043 yılına kadar kadar sürecek bir kiracılıktan bahsediyoruz.
***
Ankara’ya birbirine yakın ölçekte iki şehir hastanesi yapılıyor. Biri Bilkent, diğeri Etlik’te. İsimlerini semtlerinden alıyor. Toplam yatak sayısı 7500 dolayında olacak 2 devasa hastane bittiğinde, -“şehir hastanesi” adını, konumlarıyla asıl hak eden- merkezdeki hastaneler kapatılacak. Bunu ben değil Etlik Şehir Hastanesi’nin ÇED Raporu (9. sayfa) söylüyor.

“Etlik ESK’nin faaliyete geçmesi ile
 kapanacak olan hastane sayısı 6 olarak öngörülmektedir (…) Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dr. Abdurrahman Yurtasan Ankara Onkoloji, Sami Ulus Pediatri, Zekai Tahir Burak Kadın Hastalıkları, Ulucanlar Göz ve Ulus Devlet hastaneleri. Ayrıca proje sahasındaki 2 hastane de Etlik ESK işletmeye geçtiğinde kapanacaktır. Bu hastaneler, Zübeyde Hanım Kadın Doğum Hastanesi ile Dışkapı  Polikliniği”

340.6 milyon TL kira
Sağlık Bakanlığı’nın Türk Tabipleri Birliği ile bu yılın başındaki görüşmede paylaştığı bir belge var: “Paranın Değeri Analiz Yaklaşımı-Bilkent Şehir Hastane Örneği.
Belgeye göre BŞH’ye Sağlık Bakanlığı’nın ödeyeceği kira 340 milyon 616 bin 21 TL ile başlıyor. Enflasyona göre “güncellenecek” bu kira, hastaneyi yapan Dia Holding’e 25 yıl boyunca ödenecek. (Dia Holding, 3. köprüyü yapan iki ortaktan İbrahim Çeçen’in oğlu Murat Çeçen’in kurduğu şirket. Tek değil, eski röportajlarda Murat Çeçen’in “üniversite arkadaşı” olduğu belirtilen Azeri işadamı Hassan Gozal ile kurduğu bir holding. )
BŞH için hep “Avrupa’nın en büyüğü” deniyor. Kolay değil tabii en büyük olmak. Şehrin akciğeri ormanlar katlediliyor, başkent merkezinde ulaşımı çok daha kolay köklü hastaneler kapatılıyor, o bölgedeki canlılığı, ekonomiyi, esnafı, sosyal yaşamı bitirme pahasına.
Yer bitti. Sürdüreceğim.
================================
Evet dostlar,

Değerli yazar Çiğdem Toker, çooook önemli akçalı yazılar yazıyor ve sorguluyor..
Şehir hastanelerini de.. Biz de yakaladığımız ölçüde web sitemizde paylaşıyor ve yorumlarımızı ekliyoruz. Yukarıda 12 ve 13 Eylül 2017 günleri ardışık 2 yazısını paylaştık.
Bu site okurları konuyu artık iyi biliyorlar.
‘Şehir hastaneleri’ diye taratsalar, karşılarına 10’dan az yazı çıkacağını sanmıyoruz sitemizde..

  • ”Hazine borç stokunun bu yılın ilk yarısında 58 milyar TL artış gösterdiğini ve 817 milyar TL’ye ulaşarak rekor bir büyüme içerisinde olduğunu vurguluyor. Bu rakama Kredi Garanti Fonu (KGF); otoyollar, Sağlık Bakanlığı’nın garantili kiracı olduğu şehir hastaneleri gibi ahbap-çavuş kapitalizminin (crony capitalism) ana unsuru olan kaynak transferlerinin dahil olmadığını da hatırlatalım. Dolayısıyla, kamunun borçlanarak büyümesi devam ederken, TÜİK’e göre kamunun harcamaları düşüyor; yatırımlar artıyor ama artan şeyin teknolojiye, üretkenliğe olan yatırımlar değil, doğayı katleden inşaat ve konut yatırımlarına yöneldiğini izliyoruz. Bu tarz spekülatif büyüme ivmeleri istihdam yaratmadığı gibi, enflasyonist baskıların da sürmesine ve Türkiye’nin gerek işsizlik (özellikle genç işsizlik) ve enflasyon göstergelerinde OECD ülkeleri arasında en kötü göstergeleri sergilemesine neden oluyor.”

Yukarıdaki paragraf, şehir hastaneleri vb. büyük ölçekli (makro) rant projelerinin (talanların!) mali anatomisini ve fizyolojisini pek güzel açıklıyor.. Prof. Erinç Yeldan‘ın 13.9.17 günlü Cumhuriyet’teki ‘Milli Gelir Hesapları’ başlıklı makalesinden.

AKP = RTE nasıl durdurulacak? Bu çılgın bodoslama sürükleniş nereye varacak?
Özellikle AKP’li sağduyulu kesimlerin yıkımı görmeleri gerekiyor artık. AKP kesiminden yazar Ahmet Taşgetiren’in, Zafer Çağlayan’ın rüşvet kol saatinin ve yolsuzluğunun ‘‘milli mesele” kalkanıyla örlütmeye çalışılmasına isyanı hoştur ancak yeterli midir?

Unutulmasın, AKP = RTE ne denli kutuplaştırıp bölmeye çalışsa da aynı gemideyiz..
Biz soruyoruz çok net olarak :

  • Kamunun borcu olağanüstü artmayı sürdürüyor ancak kamu yatırımları azalıyor.. O zaman garip – gurebadan toplanan bu vergiler nereye gidiyor? Hangi legal ya da illegal işleri finanse ediyor ve nereye dek bu bezirgan düzeni sürdürülebilir?? Sistem çöktüğünde ilk altında kalacak AKP = RTE değil midir??

    Kamu – Özel ortaklığı, pek çok ülkede büyük kamusal zararlarla çöktü.. İngiltere, Brezilya, Meksika gibi.. Ama Batı Emperyalizmi AKP’yi acımasızca bu sınanmış süreçte kullanıyor. Çoook hazindir ama bir kez daha sorarak yazalım :

    – Devlet, kimin sopalı tahsildarı olmuştur halkının sırtında;
    AKP = RTE bu yaman tuzağın ayırdında mıdır, yoksa bilerek mi misyon üstlenmişlerdir??

Sevgi ve saygı ile. 14 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)
Tümgeneral Mehmet Dişli 15 Temmuz’da darbecilerin yanında yer aldığı suçlamasıyla tutuklandı. Cumhurbaşkanı da kalktı onun büyük kardeşi Şaban Dişli‘yi ekonomi baş danışmanı yaptı. Bu haber üzerine iktidar yağcılığı için her gün uyarım kollayan yazarlar; “Gördünüz mü adalete saygılı lideri… Suç kişiseldir, kardeşi bağlamaz, Reis adalet dersi verdi” diye 3-4 gün yazı döktürdüler. İnsan beyni böyle işliyor:
Uyarımı alıyor. Ona göre hatırlıyor.
Benim beynim ise, “adalete ne kadar da saygılı cumhurbaşkanımız var, ne mutlu bize” diye gevşeyip rahatlayamadı. Bendeki beyin nedense hep gerilimli işliyor.
9 yıl önceki uyarımı hatırladı. 9 yıl önce VATAN Gazetesi’nde “Arsa Dişleme” diye bir yazı yazmıştım. İşte o yazı:
* * *
“Arsa dişleme!”
Eski hortumcular laik ve Atatürkçü geçiniyorlardı. Atatürkçülüğün arkasına saklanarak; sıfır kuruş para, sıfır kuruşluk emekle bir gecede 10 milyon dolar, 20 milyon dolar, 100 milyon dolar vuruyorlardı. Hortum büyükse! Rüşvet irileşiyordu.
Halk uyandı, laik hortumcuların hesabını seçim sandığında kesti. Şimdi “dişleme” var.
Arsa dişleme! Arsa dişleme hortumculuğa çok benziyor. Şablon aynı. Götürücüler değişti. Laikler gitti, yerlerini her fırsatta Allah’ın adını ağızlarından eksik etmeyen ve “durmak yok çalışmaya devam” diyen dini bütünler aldı.
Arsa dişleme nedir? Arsaya diş nasıl atılır?
Cepten bir kuruş çıkmadan, taş atıp yorulmadan bir arsa bir gecede 13 milyon dolar değere çıkarılıp, Türkiye’nin perakende piyasasına “diş atmaya gelmiş yabancı sermaye şirketine” nasıl satılır? Bizim gazete VATAN’ın Yayın Koordinatörü Atilla Güner ile ekibinin temiz bir gazeteciliğin “halk uyansın” diye yazdığı “Beş Kuruş Harcamadan 10 Milyon Doları Vurdular” haberini okuyun.
İşte “Arsa Dişleme” odur.
Yabancı şirket gelmiş. Büyük market kuracak. Ona büyük arsa lazım.
Büyük arsa bulunur: 3.4 milyon dolara anlaşılır. Bankaya gidilir, kredi alınır, köylünün imar görmemiş arsası sahibinden kapatılır. İktidar Partisi AKP’nin yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden imar planı değiştirilir ve arsanın değeri bir gecede 13 milyon dolara çıkar, yabancı şirket TESCO‘ya satılır. Bu işin bitirilip tamamlanmasından sonra Başbakan’ın (o zaman Tayyip Erdoğan) adamı ve Cumhurbaşkanı’nın (o zaman Abdullah Gül) parti arkadaşı AKP Milletvekili ve partinin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli‘ye iş bitiriciliğinin karşılığı olarak 1 milyon dolar ödeme yapılır.
Arsa dişleme tamamlanır.
Belgeler açıklanıyor. Dişleme, geliyor, geliyor. En tepeye ulaşıyor…”
(13 Ağustos 2008 VATAN Gazetesi-Necati Doğru)
* * *
Tam 9 yıl önce böylesine bir “arsa dişleme” işine adı karıştığı ve bu da basında o zaman muhalefet yapan VATAN’da belgeleriyle yazıldığı için ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli parti görevinden uzaklaştırmıştı. 9 yıl sonra “metal yorgunluğunu” gidersin diye Şaban Dişli Cumhurbaşkanı’na ekonomi baş danışmanı yapıldı.
Metal yorulmasına eski dişleme!
Benim beyin böyle işliyor. Kuşkusuz suç, kişiseldir!
Günün sorusu : SARAY AHIR OLMALI!
Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu “İktidara gelirsek Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı üniversiteye (ODTÜ’ye) vereceğiz” demişti. Arkadaşlarıyla beraber yeni bir parti kurma hazırlığında olan Ümit Özdağ da “ İktidar olursak sarayı üniversite yapacağız” sözünü veriyor. Orman Çiftliği’ni Atatürk, millete emanet edip “tarım ve hayvancılığımızın gelişmesine katkısı olsun” diye Hazine’ye bağışladığına ve saray da Atatürk Orman Çiftliği tarımsal arazisi üzerinde kurulduğuna göre, ahır yapılması daha uygun olmaz mı? (SÖZCÜ, 03.09.2017)
========================================
Dostlar,
Sayın Necati Doğru‘nun SÖZCÜ‘deki yazıları son günlerde daha da bir nitelik kazandı. Türkiye’deki soygun – talan, DİN – DİNCİLİK maskesiyle acımasız ve ölçüsüz sürdürülüyor. Öyle ki, ülkenin serveti büyük ölçüde el değiştirdi ve laik kesimden dincilere aktarıldı.
Dişli – Dişili skandalı, öyle Ceza Hukukunun bir ilkesinin ardına saklanarak örtülemez!
AKP = RTE‘nin tükenişine ilişkin somut kanıtlardan biridir. Politikacı Dişli gerçekten ”dişli” çıkmıştır ve sahip olduğu ”sırlar” nedeniyle bir tür eylemli (de facto) dokunulmazlık kazanmıştır. Kardeşi Tümg. Dişli ”şimdilik FETÖ’den tutukludur.. Hele biraz sabır, Allah büyüktür bizim balık belekli toplumumuzda.. Politikacı Dişli AKP’deki Ekonomiden sorumlu MYK üyeliği (eski Genel Bşk. Yrd.) gibi kritik bir görevden alınmıştır..
Haydi biz de 1 kezlik ”yandaş basın” aklıyla (!?) yazalım..

– Reis, aslında politikacı Dişli’yi akıllıca tasfiye etti.. Doğrudan görevden alsa idi AKP ve kamuoyunda büyük gürültü çıkabilirdi.. Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına çekerek ustaca kızağa alındı..

Bakalım ağabey Dişli’nin sahip olduğu kritik bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Başkanı tutuklu Tümgeneral Mehmet Dişli’yi kurtarmaya yetecek mi? Bir de TBMM’de dokunulmazlığını kaldırmayı isteyen fezleke hala, aylardır, bekletilirken..

Bir de, FETÖ ile böylesine didişen bir gazete olan SÖZCÜ‘nün FETÖ‘cülükle ilişkilendirilmeye kalkılması var.. 2 yazarı 3 ayı aşkın zamandır hapiste! Yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına bundan ala örnek mi olur? Gökmen ve Mediha salıverilmeli, gerçekte yargılanması gerekenlerden şimdilik vazgeçelim; hiç olmazsa tutuksuz yargılanmalıdır. Ama AKP‘yi kesmez.. Karşıtları susturmak için az gelir tutuksuz yargılama..
Biraz hatta epey, en iyisi olabildiğince zulüm gerek!

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Gülmen, “Kendime gelince serumu çıkartıp atacağım, yine açlık grevine gireceğim”

‘Zorla müdahale’ ile tehdit edilen Gülmen:

”Kendime gelince serumu çıkartıp atacağım!”

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Avukat Ayşegül Çağatay, 167 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen‘in ışığa karşı hassasiyetinin arttığını, derisinde dökülmeler olduğunu kaydetti. Zorla müdahale’ ile tehdit edilen Gülmen, “Kendime gelince serumu çıkartıp atacağım, yine açlık grevine gireceğim” dedi.

[Haber görseli]167 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, “zorla müdahale ile tehdit ediliyor. Derileri dökülmeye başlayan direnişçilerden Gülmen,

  • “Ben her şeyi, açlık grevini bile unutsam, bize yapılan bu zulmü unutmayacağım.
  • Kendime geldiğim an o serumu yine çıkartıp atacağım,
  • yine açlık grevine gireceğim taleplerim kabul edilene kadar..”

    diyerek duruma tepki gösteriyor.

Akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça ilgili avukatları Ayşegül Çağatay bilgi verdi. Sincan Cezaevi Kampus Hastanesi’ne yaptığı ziyaret sonrası Gülmen ile Özakça’nın “zorla müdahale” ile tehdit edildiklerini söyleyen Çağatay, Gülmen’in

  • “Ben her şeyi, açlık grevini bile unutsam, bize yapılan bu zulmü unutmayacağım. Kendime geldiğim an o serumu yine çıkartıp atacağım, yine açlık grevine gireceğim taleplerim kabul edilene kadar.” dediğini belirtti.

    Gülmen’in ışıktan rahatsız olduğunu aktaran Çağatay, “Derilerinde dökülmeler oluyor, çok inceldi derileri ve kuruyor. Her gün duş almaları gerekiyor, yatak yaraları oluşuyor. Deri döküntüleri için de yağ sürmeye çalışıyorlar. Kitaplarla ilgili sorunlar hâlâ mevcut ayrıca daha önce daha düzenli verilen gazeteler şu anda gardiyanların keyfi uygulamaları nedeniyle düzensiz veriliyor” diye konuştu.

Bir tek ”Cumhuriyet”

Direnişçilerin avukatlarından Ebru Timtik, Seyr-i Sabah’a Gülmen ile Özakça’nın hareketlerinin yavaşladığını, onun dışında günlük performanslarının iyi olduğunu söyledi. Timtik, “Daha çok yatakta ya da bir yerden bir yere giderken sandalye ile yapıyorlar bunu. Ancak şu anda bulundukları yer çok küçük bir hücre. İçinde tuvaleti bulunan hastanenin hücrelerinde kalıyorlar. Bu yüzden sandalye kullanamıyorlar” diyerek durumu aktardı.

Refakatçi onayının verilmesinin ardından Semih Özakça’nın annesi Sultan Özakça ve Nuriye Gülmen’in kardeşi Beyza Gülmen’in yanlarında refakatçi olarak bulunduğunu söyleyen Timtik, “Bunun savaşını çok verdik ve birkaç gündür bunu sağlayabildik ancak. Bu aradan geçen zaman içinde yalnız kaldılar. Günlük gazeteleri ve televizyonları var. İçeriye girebilen en muhalif gazete Cumhuriyet gazetesi, onun dışında politik yayınların hiçbirinin içeriye girmesi mümkün değil.” dedi.

İktidar kabul edecek

Timtik, AKP iktidarına karşı kazanım elde edilemeyeceği uyarısında bulunanlar için “Dünyada bütün kazanımlar nihayetinde bu tip eylemler sonucunda olmuştur. İktidarlar elbette sıkışırlar, elbette halkların geniş taleplerine cevap vermek durumunda kalırlar. Yoksa biz demokratik hak kazanımına inanmazdık. Bu zamanın sonunda iktidar onların taleplerini kabul edecek, umuyorum” yanıtını verdi.
********
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın avukatları gözaltına alındı

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevlerinin 169. gününde açıklama yapmak isteyen avukatları gözaltına alındı.

[Haber görseli]Tutuklu eğitimciler Gülmen ve Özakça için OHAL Komisyonu‘nun hizmet verdiği binanın önünde avukatlar ve doktorlar tarafından yapılmak istenen açıklamaya polis saldırdı. Doktor ve avukatlar, OHAL Komisyonuna yaptıkları başvuruların ‘derhal görüşülmesi’ talebiyle komisyonun çalıştığı binanın önündeydi. Halkın Hukuk Bürosu’nun gözaltılarla ilgili sosyal medyadan yaptığı açıklama şu şekilde:

– Büromuz avukatları Ayşegül Çağatay, Ebru Timtik, Didem Ünsal ve stajyer Avukat Naim Eminoğlu Ohal Komisyonu önünden gözaltına alındı. (Cumhuriyet web sitesi, 24.8.17)
=====================================
Dostlar,

Eyyy AKP! NURİYE ve SEMİH’in KUL HAKKINI ÇOK ÇİĞNEDİNİZ : 
Huzur-u Mahşerde Sizi Yüce Tanrı Bile Asla Bağışlamayacak!

Bu dram, öncesi (işten atılma!) bir yana, bir insan ve hekim olarak 169 gündür yüreğimizi yakıyor. Sitemizin manşetinden kaldıramıyoruz bu yakıcı sorunu. Her gün, açlık grevinin = HAK İÇİN ÖLÜME YATIŞIN bilmem kaçıncı günü olduğunu ellerimiz titreyerek ‘güncelliyoruz’ (!?). Her gün 1 sayı daha büyüyor açlık grevinin = HAK İÇİN ÖLÜME YATIŞIN süresi.. Nereye dek? He gün içimiz ürpererek Nuriye – Semih haberlerini arıyoruz basında.. Acaba, acaba??!!

İlgimizin elbette açlık grevinin = HAK İÇİN ÖLÜME YATIŞIN 169. gününde bu direniş eylemini inanılmaz bir azim, sebat, kararlılık, devrimci inanç ve dayanç ile sürdüren 2 genç masum insanın etnik kökenleri ile, açıkçası Kürt oluşları ile zerrece ilgisi yok. Böylesine bir ölçü / ayrımcılık / damgalama çok utandırıcı ve insanlık dışı olurdu hiç ama hiç kuşku yok!

Açlık grevindeki insanların istemleri dışında zorla beslenmeleri Uluslararası İnsan Hakları metinlerine göre suçtur.

Hep yazıyoruz, kamil – olgun insan inat etmez, kin tutmaz, hoşgörülü ve bağışlayıcıdır. Bu nitemler (sıfatlar) iktidarlar – ülkeyi yöneten devlet adamları için kezlerce geçerlidir ve keyfe keder olmayıp bağlayıcıdır. Örn. Anayasalar Devlet Başkanlarına kesin hükümlü de olsa kimi yurttaşları belli koşullarda bağışlama yetkisi tanır. Niyedir bu düzenlemeler?? Toplumsal huzur, barış, hoşgörü, dayanışma…. içindir.. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda bu değerlere gereksinimi öylesine çok ki! İktidar bunları gör(e)miyor olamaz! Kör şeytan aklımıza ”kasıt” olasılığını getiriyor.. Bunun da sorumlusu iktidar!

AKP = RTE sık sık Şeyh Edebali’nin güzelim sözünü yineliyor :

  • İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın!

Semih ve Nuriye insan değil mi?? Onlar suçsuz – günahsız ölür ya da sürekli
biçimde engelli kalırlarsa –ki bu olasılık tıbben halen çok yüksektir, her geçen gün de risk hızla büyümektedir– Şeyh Edebali’nin sözü çiğnenmiş olmaz mı?

Eyyyy AKP iktidarı; bu sözünüz de takiyye mi?
Yani halkı aldatmak, ”oy” için yapageldiğiniz gibi mi??

Kör inadı bırakın; evladınız yaşındaki 2 genç insanın yaşamı, sağ kalırlarsa gelecekleri, onurları ile oynamaya derhal son verin! Sonuçlardam siz sorumlu tutulacaksınız.. Bu 2 masum genç insanın katili olmayın!

Zulüm ile kimse abad olmamış, rezil -rüsva olmuştur.

Avukatlarını, doktorlarını bile yaka – paça gözaltına alıyorsunuz. OHAL de bahaneneniz.

Hiç ama hiç unutulmasın : Açlık grevleri üreten hukuk düzeni insan haklarına aykırıdır.

Dünya Hekimler Birliği’nin (WMA) Tokyo Bildirgesi’nin 5. maddesi açlık grevindeki mahkumların zorla beslenmemesini özel koşul olarak kabul etmiştir.

  • “Bir hükümlü beslenmeyi reddettiğinde, eğer hekim, beslenmeyi gönüllü olarak reddetmenin yol açacağı sonuçlar üzerinde kişinin tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu kanısında ise, bu kişiyi damardan beslemeyecektir. Hükümlünün böyle bir yargıya varma yeteneği ile ilgili karar, en azından bir başka bağımsız hekimce onaylanmalıdır. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçların hekim tarafından hükümlüye anlatılması gerekir.” (Açlık grevi yapan tutukluları zorla beslemek çözüm müdür?)

”Bağımsız hekimler” Ankara Tabip Odası ya da Türk Tabipleri Birlği’nin görevlendireceği doktorlardır; Sincan Cezaevi Hastanesi’nin devlet memuru hekimleri tek başına zorlanabilirler nesnel karar almada..

Dünya Hekimler Birliği’nin (WMA) Malta Bildirgesi,
”Oruç tutan mahkumun insanlık onuruna saygı duyma”
yı öngörür.

Ayrıntılar için sitemizin manşetinde 4 yazının erişkeleri (linkleri) var..

CEZA ve GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA YASA (13.12.2004 tarih 5275 sayılı) md. 82/2’de yer alan dünenlemeyi zorlamayınız..

(2) Beslenmeyi reddederek açlık grevi veya ölüm orucunda bulunan hükümlülerden, ……. hayatî tehlikeye girdiği veya bilincinin bozulduğu hekim tarafından belirlenenler hakkında, isteklerine bakılmaksızın kurumda, olanak bulunmadığı takdirde derhâl hastaneye kaldırılmak suretiyle muayene ve teşhise yönelik tıbbî araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirler, sağlık ve hayatları için tehlike oluşturmamak şartıyla uygulanır…

Bu içerik hem ”hükümlüler” içindir ki, Nuriye – Semih halen tutuklu yargılanmaktadırlar, haklarında hüküm kurulmuş değildir; hem de her 2 durumda yukarıda açıklanan Dünya Hekimler Birliği Bildirgelerine aykırı düşecektir..

Geliniz; hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen CEZA ve GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA YASA (13.12.2004 tarih 5275 sayılı) md. 16/2’de, sanığın hastalığı nedeniyle sağlanan olanağı ge-cik-me-den kullandırınız :

”…hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike
oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”

******
Suçlarınız öyle katmerlendi ki, öylesine ağır – ölçüsüz – vicdansızca kul hakkı yediniz ve yemektesiniz ki;

  • Huzur-u mahşerde sizi Yüce Tanrı bile asla kurtaramayacak!

Sevgi ve saygı ile. 24 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com