BİTMEYEN SOYKIRIM YALANLARI…

BİTMEYEN SOYKIRIM YALANLARI…

Ertan URUNGA
(E) Askeri Yargıç  

Antalya, 08 Şubat 2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Geçenlerde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel MACRON, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan Tehcir (Zorunlu Göç) olayının başlangıcı kabul edilen 24 Nisan gününü, sözde “Ermeni Soykırımını Anma Günü” ilan etmiş ve bu konuda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bilgilendirdiğini de açıklamıştır. Bu açıklamanın ardından, T.C. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü tarafından bu kararın şiddetle kınandığı, 06.02.2019 tarihinde kamuoyuna duyurulmuştur.

Bay Macron’un, bize “Ayıdan post, gâvurdan dost olmaz” atasözünü anımsatan bu talihsiz kararının amacı; yakın bir zaman önce Fransa’da yaşanan “Sarı Yelekliler” direnişinde yitirdiği saygınlığını yeniden kazanmak ve daha önce Ermeni kopuntularına (diyasporasına) yaranmak için seçim vaadi olarak verdiği ‘soykırımı tanıma’ sözünün gereğini yerine getirmek olduğu anlaşılmaktadır..

Gözardı Edilenler…
Ne var ki, tarihsel ve hukuksal gerçeklere aykırı ve siyasal nitelikte olduğuna da kuşku bulunmayan böyle bir girişimin; AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Büyük Dairesinin 15.10.2015 tarihli PERİNÇEK v. İsviçre Kararında,

  • “1915 yılında meydana gelen olayların ‘soykırım’ olduğuna ilişkin bir Mahkeme kararının mevcut olmaması karşısında, soykırım yapılmadığını savunmanın da düşünce özgürlüğü bağlamında bir suç oluşturmayacağı; kaldı ki o tarihte böyle bir suç tanımının bulunmadığı ve uluslararası hukuk literatüründe de yer almadığı”

şeklindeki hukuksal gerekçeleri (argümanları) gözardı edilerek yapılmış olduğu da yadsınamaz.

Oysa Türkiye’nin, İnsan Hak ve Özgürlüklerinin bir güvencesi olarak gördüğü AİHM’nin, soykırıma ilişkin kararlarıyla asla bağdaşmayan bu girişimin, tümüyle öznel ve siyasal bir getirim (rant) sağlamaya yönelik bulunması bir yana, kendi Mahkeme kararlarına bile uymayarak (AS: Avrupa Konseyi organı olan AİHM kararları, AİHS uyarınca üye 47 ülke için, elbette Fransa da dahil, bağlayıcıdır..) hukukun tepelenip ayaklar altına alındığı gözetildiğinde; öbür AB üyesi devletler için bağlayıcı nitelikte olmasa bile, Türk toplumuna karşı haddini aşan ayrılıkçı bir tutum olduğunu hiç duraksamadan söyleyebiliriz.

Ne yazık ki bugün, kimi Avrupa devletleri gibi tarihsel süreç içinde yaptığı sosyal ve hukuksal devrimlerle İnsan Hak ve Özgürlüklerinin yayılıp gelişmesinde büyük katkıları olduğunu her zaman övgüyle dile getirdiğimiz Fransa’nın, küçük bir kesimin “soykırım” sav ve iftiralarına alet edildiğini ve halen kısır siyasal çıkarlar için kullanıldığını görmekten derin üzüntü duyduğumuzu da belirtmek isteriz.

İnsanlığın Geleceği İçin…

Yukarıda kısaca açıkladığımız hukuksal gerekçelere karşın sözde Ermeni soykırımını tanıyan Avrupa ülkeleri şunu bilmelidir ki; çağdaş Türk ulusu, yüzyılı aşkın bir zamandan beri, gerçekte var olmayan ve işlendiği de kanıtlanamayan asılsız bir suçlamadan ötürü ağır töhmet altında bırakılmasını ve saygın diplomatlarımızla ailelerinin Fransa’da yuvalanan ASALA Ermeni Terör Örgütü tarafından kalleşçe şehit edilmelerinin onulmaz acısını unutmamış, ancak insanlığın barışçıl geleceği için yüreğine gömmüştür.

Sonuç olarak Bay Macron’un; “İşlendiği zamanın yasalarına göre suç sayılmayan bir eylemden ötürü kimsenin suçlanamayacağı ve cezalandırılamayacağına” ilişkin evrensel hukuk kuralını (AS: Nulla poena sine lege, nullum crimen sine lege; 2000 yıllık kadim Roma hukuku kuralıdır..), yine AİHM’nin bir olayın soykırım olduğuna Cumhurbaşkanları ile yasama ve yürütme organlarının karar veremeyeceğini; bu yetkinin tarihçilerle hukukçulara ait olduğu yolundaki kararlarını, keza geçmişte Fransa’nın, Cezayir ile öbür Afrika ülkelerinde dinsel ve emperyal amaçlarla yaptığı linç ve kıyımları bilmediği ya da haberi olmadığı söylenemeyeceğine göre; tepkiyle karşıladığımız ayrılıkçı tutumuna karşı en iyi yanıtı; aydın Fransız toplumu ile dünya İnsanlık Ailesinin vereceğine inanıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki; çağdaş Türk toplumu, Ermeni kopuntularının dayattığı bitmeyen soykırım yalanları ile didişerek değil; adil bir dünyada erinç ve barış içinde, onuru ile hep birlikte yaşamak istemektedir.

Adaletin erdemine inanan dünyanın bütün aydınları; gelin siz de katılın bize ki, bitsin artık bu asılsız zillet!
======================================
Dostlar,

Sayın E. Askeri Yargıç Ertan URUNGA’nın yukarıda sunduğumuz makalesine biz de elbette bütünüyle katılmaktayız. Kendilerinin ve okuyucularımızın engin hoşgörüsüne dayanarak yazı içinde birkaç yerde anlama dokunmayan teknik – destekleyici katkılar verdik..

Bilindiği gibi “Soykırım” eyleminin BM’nin temel organlarından olan UAC (Uluslararası Ceza Mahkemesi) tarafından suç olarak tanınması 1948 yılına denk düşer. Ancak biz Türkiye olarak salt bu tarihe ve tanıma dayanmıyoruz. Gerçekte suçun kendisi olan “eylem” yani Ermeni Osmanlı tebaasına dönük sistemli bir biçimde yok etme amaçlı kitlesel öldürme eyleminin kendisi “yok” tur, böylesi bir eylem olmamıştır. Suçun “fiili” yoktur! Batılı kışkırtmalarla savaştaki Osmanlı ordularını ve Anadolu halkını arkadan vurarak devletine ihanet eden Ermeni tebaası, Irak içlerine (kuzeyine) zorla göç ettirilmiştir. Bu işlemin Batı dillerinde karşılığı vardır : Deportasyon…

Örn. 2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşında ABD, ülkesindeki 100 bin dolayında Japon’u, ülkesinin içlerinde güvenli bir bölgede “interne” etmiştir. Bu bir zorunlu ikamet – göç, Arapça “tehcir” ve Batı diliyle “deportation” dur. Ermeni tebaa bu zor koşullarda kısmen kırılmış ve acı çekmiş, kaçınılmaz biçimde ama kasıtlı olmayan bedel ödemiştir. Yerel halk kendini Ermeni saldırılarına karşı nefsi müdafaa kapsamında korumak istemiş ve bu süreçte ne yazık ki karşılıklı bir kırım (mukatele) yaşanmıştır.

Türkiye tüm Osmanlı arşivlerini incelemeye açmıştır. Ermenistan ve öbür ülkeler bunu yapamamaktadır. Kaldı ki, Ermeni Başbakan Ohannes Kaçaznuni‘nin itirafları kitaplaşmıştır ve elde, suçlarını itiraf eden somut belgedir.

Batı uygarlığına -ki elleri çoooook kanlıdır- artık bu “düzeysiz – ucuz” politik girişimler yakışmamaktadır. Sayın Urunga’nın da vurguladığı  üzere, aydın Batı kamuoyu tepkisini koymalıdır. Unutulmasın, AİHM’nin kararı, İsviçre hükümetinin ilgili Dairenin kararını temyiz etmesi üzerine Büyük Daire tarafından verilmiş kesin hükümdür ve AİHS uyarınca üye tüm Konsey ülkelerini bağlayıcıdır. Aksine davranışların, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince uyarılması gerekir; iç politikaya oynayan Bay Macron da dahil.. Uluslararası hukuk, gelenek, norm ve kurumlar kolay oluşturulamıyor.. Uzun yüzyılları gerektiriyor, öyle ucuz değil Bay Macron!

BM Güvenlik Konseyi’nin kezlerce aldığı (6!?) karara karşın, Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ’ı işgaline son vermeyen, Azeri katliamının hesabı sorulmayan ve bu eylemini Rusya’nın ısrarlı ve inatçı, hukuk dışı vetosuna dayandıran Ermenistan’ın şımarık ve BM’yi ve BM Andlaşması’nı hiçe sayan işgalciliğine ne buyurur Mösyö Macron?

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Perinçek’ten bayram hediyesi

Perinçek’ten bayram hediyesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İsviçre’de “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diyen Doğu Perinçek’in “soykırımı inkar suçu” işlediği gerekçesi ile İsviçre’deki Vaud Kanton Mahkemesi’nin verdiği mahkumiyet kararını Federal Mahkeme bozdu.

İsviçre Federal Mahkemesi Kararı:

“Vaud Kantonu, Doğu Perinçek’e tazminat olarak 3000 İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmiştir.”

“Vaud Kantonu ve İsviçre Ermeni Derneği, Doğu Perinçek’e temyiz süreci tazminatı olarak 2500’er İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmişlerdir.”

“Doğu Perinçek’in dava gideri olarak ödediği 4000 İsviçre Frangı kendisine geri ödenecektir.”

“Doğu Perinçek’in temyiz başvurusu kabul edilmiştir.”

“Vaud Kantonu Ceza Temyiz Mahkemesi’nin 13 Haziran 2007 tarihli kararı bozulmuştur. Dava, belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak yani bir karar alınmak üzere Kanton Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.”

“Karar, Vaud Kantonu İstinaf Mahkemesi’ne, İsviçre Konfederasyonu Devlet Bakanlığı’na ve taraflara bildirilecektir.”

Doğu Perinçek, Vaud Mahkemesi’nin kararına AİHM (Avrupa İnsan hakları Mahkemesi) nezdinde itiraz etmişti. AİHM 2. Daire, İsviçre Mahkemesi’nin kararının Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi‘ne aykırı olduğu, parlamentoların ve mahkemelerin 1915 olaylarını değerlendirmeye yetlilerinin olmadığı, Uluslararası Soykırım Sözleşmesine göre soykırıma karar verme yetkisinin olayın yaşandığı yerdeki yerel mahkemelere veya Uluslararası Ceza Mahkemesine ait olduğu yönünde karar vermişti.

İsviçre ve Ermenistan’ın bu karara itirazı üzerine dosya AİHM Büyük Daire‘ye gönderilmişti.
AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Büyük Daire de 15 Ekim 2015’te verdiği kararla İsviçre Mahkemesi’ni haksız bulmuştu.

Fransa Anayasa Konseyi, Yahudi Soykırımı Yasası’na Ermeni Soykırımı’nın eklenmesi için yapılan başvuruyu reddetmişti.

Almanya Hükümeti, Alman Parlamentosu’nun aldığı soykırım kararının hukuki bir geçerliliği olmadığını geçtiğimiz günlerde açıklamıştı.

Şimdi İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararla bu konu Türkiye Devleti lehine kalıcı olarak kapanmıştır.


Aydınlık, 10 Eylül 2016

===================================

Dostlar,

Tabloyu sevinç ve gururla karşılıyoruz..

Sayın Dr. Doğu PERİNÇEK ve dava – yol arkadaşlarını gönülden kutluyoruz..
Av. Mehmet Cengiz‘in sonuç alıcı katkısı olmuştur, kutlamayı O da hak etmektedir.

Son derece büyük bir Uluslararası başarıya imza atmışlardır..

Türkiye’nin başını çoook ağrıtacak bir dertten kurtaran ululsal kahraman olmuşlardır.

Tarih yerli yerinde bu olayı dileriz yazacaktır.
Bu Ulusal davada AKP iktidarının Sayın Perinçek’e ne ölçüde destek – köstek olduğunu da!

Evet, gür sesle tüm insanlığa haykırıyoruz..

  • “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır”

Sevgi ve saygı ile.
11 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Hayalet Uzuv Sendromu (ve bize düşündürdükleri..)

 

Ben de o yaşlarda ‘Şuram ağrıyor, şöyle kötüyüm, böyle ölüyorum!’ demezdim. Bir tarafım ağrıdığında pek önemsemeden gülüp geçerdim. Acı eşiğimin çok yüksek olduğunu düşünüp, kimseye belli etmezdim. Mutsuz sonlar hiç olmayacakmış gibi düşünürdüm ya da başıma gelecek kötü şeylerin üstesinden gelebileceğime inanırdım.
Fakat sonra hiç hatırlamak istemediğim bir olay sonucunda hayatım alt üst oldu ve tekerlekli sandalyeye mahkûm oldum.
BEYNİN DİRENİŞİ
21 yıl olmuş fakat hala alışamadım. İki bacağımın gözlerimin önünde parçalanması ya da tekerlekli sandalyede yaşamak ya da kalçamın yok olup yerine kolostomi denen bir torba takılması değil sorun… Ya da idrara gitmek için sonda kullanmak değil! Sadece ve sadece ‘Olmayan bacağımda hissettiğim tarifsiz acılar’ var. Evet, bacaklar yok ama ayak başparmak tırnağımın etime battığını, ayak bileğimin kaşındığını ya da iki ayağımın birden kopup parçalandığı andaki acıyı hala hissettiğimi söyleyebilirim.. Tıp dilinde ‘phantom ağrısı’ ya da ‘hayalet uzuv sendromu’ deniyormuş. Uzuv kaybedilmiş olmasına rağmen beyne, uzvun yanlış konumlandırıldığını ve düzeltilmesi gerektiğini bildiren acı ve ağrı komutları gönderiyormuş. Bir bakıma beynin, bir organı yitirmeye direnişi. Birey yeniden konumlandırabileceği bir uzvu olmadığı için bu acıyı yıllarca yaşayabilir.
Ayak bileğim yerine, kesilen yerin güdük kısmını delirircesine kaşıyorum fakat nafile. Kaşınmak öyle bir boyuta varıyor ki, bir yerden sonra tırnak aralarına deriler doluyor ve farkında olmadan mühim damarlarınıza kadar iniyorum. Fakat nafile…
Buna benzer, çileden çıkaran o kadar çok örnek var ki ölmek istiyorsun, ölemiyorsun. Bas bas bağırıyorsun, yatağım hafif sarsılsa avazın çıktığı kadar bağırırsın… Kendi kendime, olmayan bacak nasıl ağrır, nasıl kaşınır diyorum cevabını alamıyorum.
AĞRI KESİCİ BAĞIMLISI OLMAK
Ameliyat sonrası o ilk aldığın ağrı kesicilerden sonra, ağrı kesici bağımlısı oluyorsun, sonra ilaç istiyorsun ama vermiyorlar. Kâh koridorda, kâh acilde bir sedyenin üstünde kıvranırsın. Gece uyuyamadığın sayısız günler olur. Ayak bandajı sarımına çok dikkat edersin, sanırsın ki iyi ve biraz fazla sıkarsan ağrın dinecek. Ama nafile…
Akla gelen bütün renklerdeki reçeteleri kullanırsın ama boş… Morfinle uyursun… Sonrasında Aldolan, Dolantin, Contramal Retard türü ilaçlar bulursan kullanırsın… Almayınca bacağıma baltayla vuruyorlar, sanki ani refleks hareketlerim oluyor. Yakınlarıma en ufak şeylerde çok kızıyorum, sinirleniyorum. Hiç uyuyamıyor, oturamıyorum, vücudumu kontrol edemiyorum…
Bir ara mücadele etmeyi bıraktım. Acılarla yaşayayım dedim ama bir yere kadar. Doktorlar bana psikolojik tedavi gerektiğini söylediler.
– Gittiğim psikoloğa acılarımı anlattığımda, kadın ağlamaya başlayınca ben teselli ettim.
Bu arada unutmadan bir de 21 yıldır baş edemediğim osteomiyelit kemik enfeksiyonu var, yani kemik akıntısı… Tıp çaresini bulamamış durumda. Gitmediğim doktor kalmadı, uygulamadığım pansuman, içmediğim ilaç… 21 yıldır tam ayağımın kesilen yerinde kapanmayan, kapanır gibi olup da her gün büyüyen bir delik var. Bıktım artık pansumanlardan. Akıntıyı durdurmak için Grefleme yapıldı, (kemiğin biraz üsten kesilmesi) o da işe yaramadı.”
*****
Değerli okurlar,

Okuduğunuz satırlar, teröristlerle girilen çatışmalarda bazen söylenen bazense hiç söylenmeyen, yaralı askerlerimizden birine ait. Onun gibi yüzlerce var. Özellikle mayına basarak ayaklarını kaybeden ya da felç kalan gazi arkadaşlarım çektikleri acıların tarifi yok desem yeridir.

Onları birer sayı olmaktan çıkaracak olan asla unutmamaktır. Bu millete hizmet yolunda fedakarlık yapan herkese özellikle uzuvlarını kaybedenlere karşı sorumluluğumuz onları hatırlamaktır. Hatırlamak ve asla göz ardı etmemek en büyük sorumluluk olmalıdır. Millet olabilmenin koşullarından biri de budur.

Kahramanlarına sahip çıkabilmek..======================================

Dostlar,

Arka arkaya çok acı veren yazılar paylaştık Sitemizde.. Neyleyelim ki, Ülkemizin dramı bu. 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Andlaşması‘nın hemen ertesi günü emperyalistlerce başlatılan Yeni Sevr intikamı – rövanşının ürünü denebilecek bir trajedi yaşamaktayız. Büyük ATATÜRK döneminde de rahat vermedi Batılılar bize. Kürt isyanları bunların belki de başında. Mustafa Kemal Paşa, güvenlik sorunu nedeniyle hiç yurt dışı gezi yapamadı 15 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde.

Sayın Koray Gürbüz‘ün bir Gazimizden kalkarak bu yürek yakan makalesinde dile getirdikleri gerçektir ve abartılı değidir. Bir hekim olarak yabancı olmadığımız bir sorundur.

Fantom / Hayalet ağrıları, bu hastalarımızın yakasını bırakmamaktadır. Bilindiği gibi Fantom “hayalet” anlamına geliyor ve sesten hızlı uçan bu uçaklar, önce bir noktadan “sessizce” (!) geçiyorlar, denk gelirse o anda görülebiliyorlar. Motorlarının gürültüsü, kendileri gözden yittikten sonra duyuluyor. Böylelikle, gökyüzünde uçak yokken (!), uçak gürültüsü algılanmış oluyor. Bu bir sanrı (hezeyan) değil, gerçek. Salt gaziler için değil, başkaca tıbbi nedenlerle  de (trafik kazası, iş kazası, tümör, sigara içimine bağlı Buerger hastalığı ürünü damar tıkanıklığı.. gibi) özellikle bacakların (kolların da!) kesilmesinden sonra, ağrılar sürebiliyor!
Öyle ki, sigaraya bağlı Buerger hastalığı yüzünden gelişen damar tıkanıklığı yüzünden hastalar dayanılmaz ağrılar duyumsar ve an gelir, bacaklarının / kollarının kesilmesi için adeta yalvarırlar! Ne var ki o dayanılmaz ağrılar sürer gider.. Merkezi sinir sisteminin (Beynin) koşullanmasına bağlı gelişen bu sanrısal ağrı yolaklarının (pathway) kırılması (sönümlendirilmesi), uzu süreli ciddi psikiyatrik – psikolojik rehabilitasyonu gerektirebilir.
Bu bakımdan, Gazilerimizin ve benzer durumdaki hastalarımızın bu yakıcı sorununu iyi kavramak ve başetmeleri için aile desteği, tıbbi destek… sağlamak gerekir.
*****
Hal böylesine çok boyutlu ve yürekleri sızlatan nitelikte iken,– Askerlik yan gelip yatma yeri değildir..
– Bu mesleğin fıtratında ölüm var..
– Şehitler.. birkaç kelle..
– Birkaç Mehmet öldü diye Meclisi toplayacak değiliz..
– Ahlakı bozuk şehit babası..
gibi çok incitici / aşağılayıcı sözleri Başbakan – 12. CB RT Erdoğan, eski M.E. Bakanı Hüseyin Çelik gibi AKP’li üst düzey yöneticilerin ağzından duymak kahredicidir. Ulus olarak acımızı katlamaktadır.
Bu tür olumsuz (patolojik) davranış sahiplerine bir nebzecik olsun empatik (özdeşimsel) davranabilme yetisi diliyoruz.

Şehit cenazelerinde isyan eden şehit yakınları aleyhine dava açmak / açtırmak artık sözün tükendiği yerdir, katmerli zulümdür. Bu davalar hemen geri alınmalıdır. Erdoğan, kimi söz ve davranışları ile insanları çileden çıkarmaktadır. Bir hakaret suçu oluşuyorsa, bunda Erdoğan’ın doğrudan tahrik gibi ağır kusuru – sorumluluğu vardır ve davalarda bu husus sanık yapılan çok sayıda insan lehine değerlendirilmeli ve yaşamın olağan akışı içinde ağır eleştiri sayılarak tazminat ve ceza yaptırımına gidilmemelidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) dayalı “ifade özgürlüğü – ağır da olsa eleştiri hakkı” kapsamında (Md. 10) kalıcı içtihat niteliği kazanan çok sayıda istikrarlı kararı vardır.

Bir devlet başkanı, özellikle kamuoyu önünde, söz ve davranışlarına en üst düzeyde özen göstermek zorundadır. Çok ağır da olsa eleştirilere demokrasi gereği dayanç (tahammül) göstermeli, hoşgörmelidir.

Erdoğan aynaya bakmalı ve artık insaf etmelidir.

Şehit ve Gazilerimizin sevgin (aziz) anıları önünde ödenemeyecek bir minnetle eğiliyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
01 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Uluç Gürkan : SOYKIRIM İDDİALARI MALTA’DA DENİZE DÖKÜLDÜ!

Kitap tanıtımı       : “Malta Yargılaması” 

SOYKIRIM İDDİALARI MALTA’DA DENİZE DÖKÜLDÜ!

Portresi_Uluc_Gurkan


Uluç Gürkan

Tarihimizde “Malta Sürgünü” olarak adlandınlan olay, aslında önde gelen İttihatçıların “toplu Ermeni kıyımı” suçlamasıyla yargılanmasıdır.
Tutukladıkarı 145 kişiyi Malta’da suçlayamayan İngiliz makamlarının, sonunda
“tutsak değişimi” ile alıkoydukları kişileri serbest bırakmaları, savların kofluğu
anlamına gelmektedir.


Gazeteci-yazar-siyasetçi Uluç Gürkan‘ın ‘özgün İngiliz belgeleri’ne dayanarak
kaleme aldığı “Malta Yargılaması” kitabı 1920’lerin başında Malta’da yaşananları anımsatmanın ve tartışmanın çok ötesinde, başlı başına bir savunmadır;
hatta karşı iddianame de denebilir. Gürkan, İngiliz belgelerine dayanarak,
Ermeni lobisinin ‘uluslararası yargılama’ istemini gerçekten de hem ıskartaya çıkarıyor hem de Türkiye’nin yaklaşık yüz yıl önce lehine çıkmış olan ve elini güçlendiren
bir uluslararası yargı kararını hepimize bir kez daha anımsatıyor.


Malta’yı anımsayalım

I. Dünya Savaşı sonrasında 145 Osmanlı yetkilisi, savaşın galibi (AS: yengini)
İngiliz makamlarınca yargılanıp cezalandırılmak’ üzere, denetimlerindeki Malta Adası’na gönderilmişti. Tarihimize “Malta Sürgünü” olarak geçen bu olay, aslında bir sürgün değil bir yargılamadır. Önde gelen İttihatçı yöneticileri savaş suçlusu olarak
yargılama girişimidir.

Malta adasında iki yılı aşkın süre hapiste kalan İttihatçılar hakkında “Ermenileri toplum olarak katletmek” suçlamasıyla adli soruşturma açılmıştı. Soruşturmayı Londra’daki İngiliz Kraliyet Başsavcılığı yürütmüştü. İşgal süresinde el koyulan ve
büyük bölümü İngiltere’ye taşınan Osmanlı arşivlerinin yanında, Mısır’da, Kafkasya’da vb, yerlerde “Ermeni katliamı” kanıtı aranmış ancak bütün çabalara karşın hiçbir kanıt bulunamamıştır. Bunun üzerine ingiliz Kraliyet Başsavcılığı, Dışişleri Bakanlığı’nın baskılarına karşın ‘kanıt olmadığı’ için dava açılamayacağını, açılsa da cezalandırma yapılamayacağını kesin bir dille açıklayınca, iddialar (AS: savlar) çökmüştü.

“Ermeni Soykırımı” iddialarına dayanak yapılan katliam suçlamaları 1919-1921 yılları arasında sıcağı sıcağına adli olarak soruşturulmuş, ancak kanıtlanamamıştır. ( s. 15)

Malta_Yargilamasi_kitabi_kapagi_Mayis_2014

Malta kararının soykırım tartışmaları açısından önemi
Malta kararı Türk tarafı açısından çok önemlidir. Çünkü Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi soykırım suçunun varlığı ya da yokluğu konusunda karar verecek
yetkili makamı ‘yargı organları‘ olarak belirlemiştir. Yetkili yargı organları da
‘suçumn işlendiği ülkedeki yetkili bir mahkeme’ ya da “yargılama yetkisine sahip bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi’ olarak tanımlanmıştır.

Türkiye tarafı tehcirde (AS: zorlamalı göç) ne denli hatalıdır,
yerel mahkemelerin tutumu ne olmuştur?
Bize unutturulmak istenen bir gerçek, I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti yöneticilerinin ve mahkemelerinin bini aşkın kişiyi 1915 tehcirinde Ermenilerin
zarar görmesine neden oldukları gerekçesiyle yargılamış ve cezalandırmış olmasıdır.

Bir başka nokta; savaş sonrasında çoğu İttihat ve Terakki Partisi yöneticisi
yüzü aşkın siyasetçinin “Ermenilerin toplu katliamı” suçlamasıyla üç yıla yakın bir süre İngiliz sömürgesi Malta Adası’nda tutulmuş ve Sevr hükümleri uyarınca İngiliz Kraliyet Başsavcılığı tarafından ‘soruşturma’ kapsamına alınmış olmasıdır.

Bu gerçeği Uluç Gürkan şöyle açıklıyor:
“1915 Osmanlı ‘Divan-ı Harb-i Örfi’ Mahkemeleri, BM Soykırım Sözleşmesi’nde öngörülen ‘suçun işlendiği ülkedeki yetkili bir mahkeme’ vurgusunun karşılığıdır. Malta’daki yargılama süreci de “yargılama yetkisine sahip bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi’ tanımlamasına uygundur.”

Gürkan’a göre “1915-18 Osmanlı yargılamaları ile 1919-21 Malta yargılamasının belgeleri tarihin tozlu raflarında kalmamalıdır.” Çünkü “Bu belgeler ‘Ermeni Soykırımı’ iddialarını kökten çürüten hukuksal sonuçlar doğuruyor.” (s. 21)

Takipsizlik Kararı
Uluç Gürkan’ın haklı olarak vurguladığı gibi İngiliz Kraliyet Başsavcılığının
‘kanıt yokluğu’ gerekçesi ile Ermenilerin katledildikleri suçlamasıyla dava açmaması, günümüz hukukunda ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ anlamına gelmektedir;
bir başka deşiyle ‘takipsizlik’ kararı hükmündedir.
Gürkan, örneklerini kitabın sonuna koyduğu belgelere dayanarak çıkardığı sonucu “Türkiye çaresiz değildir” sözleriyle ifade ediyor ve çağrı yapıyor:
“Soykırım ‘teslimiyetçiliğinden sıyrılarak’ Ermeni savlarının asılsızlığını tarihsel ve hukuksal gerçekler temelinde belgelendirelim.”
Uluç Gürkan’ın irdelediği “Malta” belgeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin
17 Aralık 2013 tarihli Perinçek – İsviçre kararından sonra Türkiye’ye yönelik
kara propagandanın boşa çıkarıldığı yeni bir dayanak olarak ulusal bellekte yerini alıyor.
(www.add.org.tr

Öğretim Üyesinin Düşünce Özgürlüğünü Kullanması Disiplin Suçu Değildir!


Dostlar
,

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyelerinden değerli meslektaşımız Doç. Dr. İlker Belek‘e Üniversite yönetiminin verdiği
disiplin cezası, ilk derece yönetsel yargıda (Antalya 2. İdare Mahkemesince) iptal edildi

Öğretim Üyesinin Düşünce Özgürlüğünü Kullanması Disiplin Suçu Değildir!

(Doç. Dr. İlker Belek’e verilen ceza iptal edildi) 

portresi

Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü, Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi olan Doç. Dr. İlker Belek hakkında görevden çıkarma suçunu işlediği iddiası ile soruşturma açmış, sonrasında aylık kesim cezası vermişti.

 

Antalya 2. İdare Mahkemesi bu disiplin cezasını iptal etti. Mahkemenin iptal kararının gerekçesi pek çok üniversitede öğretim üyelerine karşı açılan haksız soruşturmalara ışık tutacak niteliktedir. Kararı ekte paylaşıyoruz.

Anımsanacağı üzere Doç. Dr. Belek, Tıp, Fakültesi Morfoloji binasında mescit açılma kararını eleştirmiş, üniversite kaynaklarının öğrencilerin, yemekhane, derslik, laboratuvar gibi ortak gereksinimleri için harcanmasını, isteyenlerin üniversite hastanesinde bulunan mesciti kullanabileceğini belirtmiş, üniversitede bilim üretilmesi gerektiğini, üniversite ortamının dincileştirilmesinden kaçınılması gerektiğini, öğrencilerin eğitime, bilime, araştırmaya yönlendirilmesi için çaba gösterilmesini belirten yazılar yazmıştı.

Üniversite Rektörlüğü, Doç. Dr. Belek’in bu düşüncelerini açıklayarak;
mescit açılmasına karşı öğretim üyeleri ve idarecileri idareye karşı kışkırtma çabası içinde olduğunu, akademisyenlere yazılar göndererek amacına ulaşmaya çalıştığını, kişilerin inanç ve ibadet özgürlüğüne karşı çıktığını böylece, dinsel yükümlerini öğrenim gördükleri okulda yerine getirmek isteyen öğrencilerin ibadet özgürlüklerini engellemek istediğini, bu davranışlarının Yükseköğretim Kurumları Disiplin Yönetmeliğinin 9/i maddesinde tanımlanan “Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak” fiilini oluşturduğunu varsayıp ceza vermişti.

İdare Mahkemesinin iptal kararında özetle şu gerekçelere yer verildi : 

İlker Belek’in “düşünce ve kanaatlerini ifade ettiğinin anlaşıldığı, söz konusu düşünce ve kanaatlerinin gerçekleşmesi amacıyla yasa dışı yollara veya şiddete başvurulmasını teşvik etmediği, başkalarının özgürlüklerini kısıtlayacak veya bu özgürlüklere müdahale edecek ayrımcılık niteliğinde bir davranışta bulunmadığı, gösteri, basın açıklaması veya toplantı yapma gibi yasal hakların kullanılmasına ilişkin organizasyon girişiminde bulunulduğu, öbür yandan, her ne denli davacı tarafından ifade edilen düşüncelerin bir bölümü toplumun bir kesimince kabul edilemez bulunsa bile, AİHS – Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri ile AİHM – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, devletin ya da toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, tasvip edilmeyen, şok eden, rahatsız eden bilgi ve düşüncelerin de ifade özgürlüğü kapsamında olduğu gözetildiğinde, davacının ifadelerinin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin açık olduğu görülmektedir.

Bu durumda, davacının düşünce özgürlüğü kapsamında kalan ifadelerinin, görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak şeklinde değerlendirilmesi suretiyle 1/2 aylıktan kesme cezasıyla tecziyesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.”

*****

Kararı son derece yerinde buluyor, Antalya 2. İdare Mahkemesine teşekkür ediyor ve Akdeniz Üniversitesi Yönetimini de kararı temyizle üst mahkemeye götürmeden yanlıştan dönmesini öneriyoruz.

Sevgili meslektaşımız yürekli insan Doç. Dr. İlker Belek’i kutlayarak
dayanışma duygularımızı belirtiyoruz..

Kararın tam metni için lütfen tıklayınız..

Ilker_Belek_davasi_Antalya_2._Idare_Mahk._Iptal_Karari_metni

 

Sevgi ve saygı ile.
30 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net