Onur ÖYMEN : Irak’ta üç adım

Irak’ta üç adımIrak’ta 3 adım

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Emekli Büyükelçi Onur Öymen Barzani yönetiminin referandumu sonrası ortaya çıkan durumu ve Türkiye’nin acilen atması gereken adımları Aydınlık’a değerlendirdi.

Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumu sonrasında ortaya çıkan durum sonrası atılması gereken adımları sıraladı. Öncelikle “irade ve cesaret” gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Öymen, Irak’la yeniden masaya oturularak 1926 anlaşmasının teyit edilmesini ve Birleşmiş Milletlere bildirilmesini gerektiğini söyledi. Teröre karşı Türkiye, İran, Irak arasında koordinasyon sağlanması gerektiğini belirten Öymen, Irak’a teröre karşı kara harekatı yapılmasını önerdi.

Barzani’nin referandum kararının sürpriz olmadığını 2014’de dile getirdiğini, İsrail yöneticilerinin de bu karara desteğini açıkladıklarını belirten Öymen bundan sonra yapılması gerekenleri şöyle anlattı:

ÖNCE İRADE VE CESARET

Bugüne kadar bazı hatalar yapıldı. Kerkük kırmızı çizgimizdi. Barzani yönetimi Kerkük’e fiilen el koydu sesimizi çıkarmadık. Artık yeni hatalara tahammülümüz yok. Bu sorunu çözmemiz için önce bir irade ortaya konulmalı ve cesaretle işin üstüne gidilmeli.

1926 ANLAŞMASI

1926 Anlaşmasının 5. maddesi Türkiye-Irak sınırının değiştirilemeyeceğini öngörür. Ama şimdi bırakın sınırın değişmesini sınırın ortadan kaldırılması söz konusudur. Türkiye hemen Irak’la masaya oturmalı ve 1926 anlaşmasının aynen geçerli olduğunu teyit edip Birleşmiş Milletler’e bildirmelidir. Yapılan referandumun hukuki olarak geçerli olmadığını tescil ettirmelidir.

KARA HAREKATI

Referandum yapılan bölgede sürekli olarak Türkiye’ye saldırı düzenleyen bir terör örgütü var. Türkiye kezlerce uyarmasına karşın bölgedeki yetkililer toprakları üzerinde hakimiyet kuramadıklarını ifade ettiler. Bölgesinde hakimiyeti kuramayanlar şimdi bağımsız devlet olacaklarını iddia ediyorlar. Terör Türkiye açısından yaşamsal bir sorundur. Türkiye terörü bitirmek için kezlerce sınır ötesi kara harekatı yaptı. 2002 yılına gelindiğinde terör önemli ölçüde bitirilmişti. Bu başarı sınır ötesi kara harekatlarıyla sağlandı. Bölge kaynaklı terör saldırıları sürüyor. Ama son dönemlerde hiç sınır ötesi kara harekatı yapılmadı. Bir sefer yapılmaya kalkıldı, ABD engelledi. Hükümet direnemedi.

Hükümet Meclis’ten sınır ötesi harekat için yetki alıyor, ama kullanmıyor. Bu olmaz. PKK orada duruyor. Türkiye’ye yönelik saldırılarını sürdürüyor. Eskiden Kandil’delerdi, şimdi sınırımıza yakın başka yerlerde de kamp kurdular. Bu koşullarda yapılacak şey Irak’a karşı sınır ötesi karar harekatıdır. Tezkere çıkarılmış yetki alınmıştır. Gerçekleştirmek şarttır. Terörün kökü anca böyle kurutulur. Kara harekatı yapılmazsa terörün tasfiyesi gerçekleşemez. Yapılacak kara harekatı Barzani yönetimi için de bir mesaj olur.

IRAK VE İRAN’LA İŞBİRLİĞİ

Ortaya çıkan durumu çözmek için Irak Merkezi Hükümeti ve İran’la işbirliği daha da geliştirilmelidir. Terörün tasfiyesi için anlaşma yapılmalıdır. Teröre karşı mücadele için koordinasyon (AS: eşgüdüm) sağlanmalıdır. Irak askerlerinin Irak’ın kuzeyinde de bulunması desteklenmelidir. Sınır kapılarında merkezi yönetimin hakim olmasına destek verileceği açıklanmalıdır.

Ben 1995 yılında Demirel’in özel mektubunu İran Cumhurbaşkanı Rafsancani’ye götürmüştüm. Teröre karşı işbirliği konusunu içeriyordu. Karşılıklı güven sağlamaya önem verdik. Sonrasında bazı sıkıntılar yaşansa da ciddi işbirlikleri yapıldı.

100 YILLIK PROJE

Bağımsız Kürdistan yüz yıllık proje. Başta İngiltere olmak üzere Batı ülkelerinin isteği. Sevr anlaşması da bu projenin ürünüdür. Bu projeyi ABD de destekliyor. Barzani’nin Amerika ziyaretinde dönemin Başkan Yardımcısı Biden Barzani’ye, “Merak etmeyin biz ölmeden Kürt devletini göreceğiz” demiştir. Bu Kürt devletine destek değil de nedir?

  • Bölgede 2. İsrail kurulmaya çalışılıyor.

MUHALEFET NE YAPIYOR?

Önemli gelişmeler yaşanıyor. İktidar kuru sıkı beyanatları (AS: demeçleri) bırakmalı. Bu işi ciddi bir milli mesele (AS: ulusal sorun) olarak görmeli. Muhalefetin ise ne yaptığı belli değil. İlgili ülkelere karşı harekete geçmediler. “Yüzde 49’u bir arada tutma” gibi anlayışlar nedeniyle sessiz kalındığı görülüyor. Oysa ki bu konu milli bir konudur. Küçük hesaplar yapılacak zaman değildir. Siyasi hesaplar bir kenara bırakılmalıdır. Muhalefet bu anlayışla büyüyemez, tam tersine küçülür. Türkiye’de bazı çevreleri küstürmeyelim anlayışı Türkiye’nin büyük çoğunluğunun sana küsmesine yol açar. (AYDINLIK, 30.9.2017)
========================================
Dostlar,

AKP = RTE‘nin Kuzey Irak’ta bağımsızlık  halkoylaması sorununun yönetiminde turnusol kağıdı niteliğinde  ölçüt ve eylemler söz konusudur. Bunlardan başlıcalarını deneyimli – birikimli diplomat Sn. Dr. Onur Öymen özlü olarak sıralamışlar.

Ne var ki sorunun bu aşamaya gelmesinde AKP = RTE‘nin doğrudan katkısı söz konusudur. Nitekim Erdoğan gene kandırıldığını, bu kez öznenin FETÖ’den sonra Barzani olduğunu kamuoyu önünde itiraf etmiştir. Acı şaka bir yana, bu “kandırılmalar” artık kabul edilemez. Bir ülkenin – halkın geleceği ile böylesine oynanamaz. Çocuk işi değil, beceremiyorsan bırak git!

Son günlerde sitemizin manşetinde erişke (link) verdiğimiz 2 makalemizi anımsatalım :

AKP = RTE NEDEN İKBY – BARZANİ’ye KESİN – NET “HAYIR – YAPAMAZSIN” DİYEMİYOR ?

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

Yine de umut var mıdır acaba?

  • Ülkemizin BÖLÜNME EŞİĞİNE SÜRÜKLENDİĞİNİ görmüşler midir acaba??

Lozan’ın rövanşını almak üzere,
Sevr’in “100 yıllık bir ayraç sonrasında” kaldığı yerden uygulanmasının
Batı emperyalizminin vazgeçmediği iştahı – kararlılığı olduğunu AKP = RTE kavramış mıdır acaba??

Devletimizin beka refleksi devreye girmiş midir artık??
Göreceğiz. Tersine asla izin veril(e)meyeceği olgusu bir yana, Sn. Öymen ve bizim sıraladığımız öneriler AKP = RTE için, bu yaşamsal Kuzey Irak sorununda mihenk taşıdır.

Ne var ki Erdoğan, BOP Eşbaşkanlığı görevini üstlendiğini kezlerce kameralar önünde itiraf etmiştir. Bir yandan bu BOP Eşbaşkanlığı görevi = Büyük Kürdistan kurulması;
Bir yandan da ülkemizin ve ulusumuzun bölünmez bütünlüğü birbirine tümüyle zıt!
Erdoğan hangisini seçiyor bu aşamada?
Düne de dek ilkinde görevliydi, görevlendirilmişti ABD tarafından.
Şimdi tersini yapacaksa, 3. bir “kandırıldım” itirafı ile ÖZELEŞTİRİ vermeli ve bu görevi kesin olarak bıraktığını kamuoyuna net bir dille açıklamalıdır.

Bu 2 ucu moklu değneğin bir ucunda ‘İHANET var!

Vah zavallı Türkiye’m vah, bu durumlara da mı düşecektin, düşürülecektin!

AKP seçmeninin vicdanına ve sağduyusuna bu ürkünç (vahim) tabloyu acıyla ve kaygıyla sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 02 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Zurna ile peşrev olmayınca stratejik derinlikten trajik kepazeliğe…

Zurna ile peşrev olmayınca stratejik derinlikten trajik kepazeliğe…

http://www.abcgazetesi.com/zurna-ile-pesrev-olmayinca-stratejik-derinlikten-trajik-kepazelige-8059yy.htm,
ABC Gazetesi, 27.09.2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Zurna ile peşrev olmayınca stratejik derinlikten trajik kepazeliğe… Nasıl zurna ile senfoni icra edemezseniz, zurnacı ile de diplomasi sanatını icra edemezsiniz… Zurna ile peşrev de olmaz zaten… Diplomasi gerçekten bir yandan sanatçı duyarlığı, öte yandan ayakları yere basan bilimsel ciddiyet, soğukkanlılık gerektiren bir sanat… Lakin “ Kızı başıboş bırakırsan ya davulcuya kaçar, ya zurnacıya …” derler ya… Güzelim ülkem de son yıllarda gerçekten zurnacıların elinde…

XX’nci yy’da parmak ısırtacak başarılara imza atmış Türk Diplomasisi nerede???

Oysa dünya alemin parmaklarını ısırarak hayranlık, gıpta ve takdirle izlediği bir diplomasimiz, diplomatlarımız vardı 20. Yüzyıl boyunca…
* Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk savaşın bitişi ve SSCB`nin çöküşü depremlerinden eşine, enderine rastlanmaz derecede soğukkanlılık ve başarıyla çıkan…
*Kurtuluş savaşında Gazi Mustafa Kemal-Lenin diplomatik zekâsı
*20. yy’dan geriye kalan tek tapu senedi Lozan Atatürk-İnönü ve diplomatları.
* Atatürk’ün 1937’de hasta yatağından çözüme kavuşturduğu Hatay sorunu
*Ülkesini gözü gibi sakınarak II nci paylaşım savaşından uzak tutan İnönü ve kadrosunun diplomatik dehası…
*Soydaşlarımızı soykırımdan kurtaran rahmetli Ecevit-Güneş-Erbakan liderliğindeki örnek asker-diplomasi işbirliği Kıbrıs Barış Harekâtı
*Zamanın K.K. Komutanı Org. Atilla ATEŞ’in sınırda meydan okuması ile terörist başının Suriye’den apar topar sınır dışı edilmesi…
*1937’de Hatay konusunda yüce Atatürk’ün eşsiz basireti, öngörüsüyle İskenderun körfezinin, 1973’te Ecevit Hükümetinin kararlılığı sonucu D. Akdeniz güvenliğine damgamızın vurulması.
*Ve de D. Akdeniz’in en önemli gücü şanlı Türk Deniz Kuvvetleri armadası…

Ya XXI’,nci yy…

Doğru dürüst algılanamayan 11 Eylül 2001’de başlayan küresel saldırılar… Afganistan ve Irak’ın işgali… Önce şaşkın, şaşkın izlenip sonra bulaşılan Arabi sonbaharlar…
Bu süreçten diplomatik ataklarla sıyrılan İran ayrık tutulursa ateşe sürülerek kendi sonbaharlarına doğru birlikte yol alan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri…
Ocak 2016 Kissinger’in  Putini ziyareti: Yeni paylaşım alanları için son karar :
“Çatışma alanlarını birlikte yönetilmesi … “ 

Cumhuriyet tarihinin ateş çemberinden geçmiş deneyimli diplomatlarını Monşerler olarak niteleyip ellerinin tersiyle bir kenara itip  “Ben yaptım oldu, uysa da olur uymasa da” diyen zurnacılar…
Rus uçağının düşürülmesi ile  paylaşılamayan kahramanlıkların ağır faturası…
Pekiyi neler neler yaptı bu zurnacılar ?
Memetçiğin başına çuval  geçirilirken, olayı müzik notası ile karşıladılar…
Kardeşleri Esad’ı bir gecede Esetleyip, üç vakte kadar Emevi camiinde Cuma eda edecekken, 3.5-4 milyon Suriyeli güzel ülkemde namaz kılmaktalar…
Kalbura dönmüş sınırlarıyla, 3 milyar avro vaadiyle ülke göçmenler ülkesi haline getirilirken “Kayseri pazarlığı” yaptılar…
Musul’u, Kerkük’ü kurtaracaklardı Yeni Osmanlılar…
Musul’u, Kerkük’ü Türkmenlerin kaydını sildirip  peşmergeye kaptırdılar…

Kerkük’te, Musul’da tapu kayıtları yakılıp Türkmenlerin kökünü kazıttılar…
Ülkenin üçte biri PKK’ya yardım ve yataklık edilerek silah, mühimmat deposuna dönüştürüldükten sonra oraları kan, revan, yıkım içinde yeniden fethetmeye kalkıştılar…
Kim bilir kimlerin teşviki ile oruç bozup uçak düşürülürken, bu kepazeliğin ucuz kahramanlığını paylaşamayıp ülkeye hala ödenemeyen ağır bir fatura çıkardılar…
Dünya alem küresel güçlerin yarattığı profesyonel haydutlar çetesi İŞİD’le haşır neşir vaziyetimizi ibretle izlerken, onunla iş tutup, el koyduğu petrolü pazarladılar …
Süleyman Şah Türbesi karavana dönüştürülüp,  PYD’nin insafına terk edilmişken,  “yaratılan canavar” İŞİD’e karşı mücadele bahanesi ile Kuzey Suriye’de PYD-YPG koridoru kurulurken nal topladılar…
Bir zamanların güçlü armadası Türk Bahriyesi Balyozla çökertilerek D. Akdeniz’de inisiyatifi Kıbrıs Rumları, İsrail ve Mısır’a kaptırdılar…
Yetmedi Ege’de 18 adayı AB’ye bağışladılar…

Obama, bölgede yapayalnızsınız bari İsrail sizi öpsün.. deyince kendilerinin yola çıkardıkları Marmara şehitlerinin kanını 20 milyon dolara sattılar…
Peşmerge “Biji Obama” yaygarası ile tam teçhizatlı olarak ülkemin içinden Kobani’ye geçerken onlara lahmacun ve kebap dağıttılar…
Irak’ın petrolünü yasa dışı yollardan birlikte pazarladıkları Barzani’yi  Diyarbakır’da Şivanperverle birlikte alayişle karşılayıp, geçtiğimiz günlerde ülkemin başkentini Barzanistan bayrakları ile donattılar…
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bomboş olan salona, seçmen tabanının “gazını almak” için atıp tuttular..
Ancak iki gün sonraki görüşmede, Trump ile ”dostum” diye birbirlerine sarılırken, NATO üyesi Türkiye’ye silah ve mühimmat satmayan ABD’den, kuyruğu sıkıştırılan Katar’ı anımsatırcasına 2016 yılında 6,5 milyar TL zarar etmiş olan THY’a 11 milyar $ değerinde 40 adet yolcu uçağı aldılar…
Ve nihayet Kuzey Irak’ta bağımsızlık ilan etmek için referandum yapılacağının açıklanmasından bu yana o bölgede artık pek caydırıcı ve inandırıcı niteliği kalmayan askeri hareketlilik yerine:

*Erbil Konsolosunun geri çekilmesi,
*Habur sınır kapısının kapatılması, Irak’a Barzanistan’dan geçmeyecek, bu bölgeyi enterne etmekten doğan ekonomik kayıpları da giderecek  Telafer’e kadar uzanacak bir güzergah için yeni bir sınır kapısı açılması,
*K. Irak’a uçuşların durdurulması, hava sahasının kapatılması
*Irak merkezi hükümeti dışındaki petrol sevkiyatının durdurulması,
*Barzani’nin Türkiye’deki şirketlerinin faaliyetlerinin durdurulması
*Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a yapılan transit taşımacılığın durdurulması,
* Kuzey Irak’ın yararlandığı bankacılık hizmetlerinin durdurulması

gibi Barzani’nin yaşam damarlarını kesecek önlemlerin hiçbirini almadılar…

Böylece “Stratejik Derinlik”  “Trajik Kepazeliğe” dönüşürken geç de olsa şimdi küresel konjonktür çerçevesinde Barzanistan, Kuzey Suriye  daha sonra Türkiye ve İran’ı kapsayacak İsrail desteğindeki büyük Kürdistan projesinin ilk adımlarına karşı yukarıdaki önlemlerin alınıp alınamayacağını hep birlikte izleyeceğiz…
===============================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli E. General Dr. Noyan Umruk paşamız..
Biz konuyu size benzer biçimde soru ve çelişkileri ortaya koyarak yazmayı düşünüyorduk, sizin mükemmel yazınızı okuduk. Çok öğrendik ve yararlandık. Sitemizin manşetinde kısa bir değerlendirmeye yer verdik bu gün :
*****

Tayyip bey gene aldanmış, kandırılmış! Bu kez peşmerge Barzani becermiş bu işi! Yoksa Kürt kardeşlerimizin oylarını almak için siyaset gereği mi bu şovlar yapıldı? Gerçekte Kürt kardeşlerimiz mi kandırıldı, istismar edildi acaba AKP = RTE tarafından?? İKBY flamasını devlet bayrağı gibi göndere çektiniz, oysa BM’ye üye bir egemen-bağımsız devlet yoktu ortada; “devlet” diye savundunuz bunu. Şimdi ise tersini söylüyorsunuz!? Kolay mı petrol boru hattı vanasını kapatmak? İkili anlaşmalar var, Uluslararası Tahkim öngörüldü ise bu anlaşmada (Anayasa md. 125/1), Türkiye ağır mali yaptırımlarla karşılaşabilir.. DTÖ ve kutsanan serbest ticaret! Bu anlaşmayı açıklayabilir misiniz? Ayrıca Habur’da insani yaşam gereçlerinin, gıda maddelerinin, ilaç ve su gibi kalemlerin geçişini engelleyemezsiniz.. Savaşta bile.. Taşları döşediniz, şimdi ise ateş bacayı sarınca suret-i Hak’tan görünüyorsunuz.

Erdoğan + Tatlıses + Şivan Perwer ile ilgili görsel sonucu

Ne çirkin, sefil ve de ikiyüzlü siyaset bu!?
Türkiye bu denlisini kaldırmaz, ayağınızı
denk alın efendiler..

Sevgi ve saygı ile.
27 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ümit Özdağ : “AKP POLİTİKALARI KARARLI BİR ‘YAPAMAZSIN’ DİYEMEMEKTEDİR”

Ümit Özdağ’dan çarpıcı açıklamalar!

“AKP POLİTİKALARI KARARLI BİR ‘YAPAMAZSIN’ DİYEMEMEKTEDİR”

Ümit Özdağ'dan çarpıcı açıklamalar!
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)
Bağımsız Gaziantep Milletvekili Özdağ, Bağımsız Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve MHP Ankara eski Milletvekili Özcan Yeniçeri Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Bağımsız Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması ile Türkiye – Irak sınırının değiştirilemeyeceğinin tespit edildiğini belirterek, “Bu sınırda bir değişiklik olması ve sınırın diğer tarafındaki Irak’ın bu sınırdan uzaklaşması ile birlikte bu değiştirilemeyeceği tespit edilen sınır anlaşması ortadan kalkar ve Türkiye’nin Musul vilayeti üzerinde 5 Haziran 1926’ya kadar sürdürmüş olduğu bütün haklar ve iddialar tekrar devreye girer.” dedi.

Bağımsız Gaziantep Milletvekili Özdağ, Bağımsız Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve MHP Ankara eski Milletvekili Özcan Yeniçeri Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) 25 Eylül’de gerçekleşecek bağımsızlık referandumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdağ, “Bu ülkenin kaderi Türkmenlerin varlık bölgesinde emperyalizmin kuklalığını kuşaklardır görev edinmiş bir Peşmerge başının çocukluğundan beri gördüğünü söylediği rüyalarına terk edilemez” dedi.

“AKP POLİTİKALARI KARARLI BİR ‘YAPAMAZSIN’ DİYEMEMEKTEDİR”

AK Parti hükümetinin referandum karşısında pasif kaldığını söyleyen Özdağ, Türkiye ile IKBY arasındaki enerji ilişkilerine dikkat çekerek şunları kaydetti:

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın Çalık Holding CEO’su olduğu dönemde başlayan Barzani ile ikili ilişkiler Albayrak’ın Bakan olmasından itibaren daha da geliştirilmiştir. Ankara ve Erbil arasındaki ikili enerji ilişkilerine başından beri karşı olan Bağdat’ın Türkiye’yi uluslararası tahkim mahkemesinde suçladığı ve dondurduğu bir de dosya bulunmaktadır. Uzun süre Bağdat’ın uyarılarını görmezlikten gelen, Barzani’nin işgali altındaki bölgenin bağımsızlık yolunda ilerlemesi ve hatta Kerkük’ü de ele geçirmesi için ekonomik yatırımların önünü açan AKP politikaları, Barzani’nin 25 Eylül’de Kerkük’ü de içine alacak şekilde gerçekleştirmek istediği referanduma karşı etkili ve kararlı bir ‘yapamazsın’ diyememektedir. Bunun en önemli sebebi ise

  • Erdoğan ile Barzani arasında imzalanan anlaşma ile
  • Türkiye’nin elde ettiği söylenen bölge bloklarındaki hakları,
  • petrol taşımacılığı ve
  • Barzani’nin Türk enerji şirketlerindeki gizli ortaklığıdır.”

“POWERTRANS ŞİRKETİNDE ALBAYRAK’A SORMADAN HİÇBİR ADIM ATILMAMAKTADIR”

Erdoğan ve Barzani enerji ilişkileri ağının en esrarengiz şirketi olan Powertrans petrol taşımacılık şirketi halen aktif durumda” diyen Özdağ, “Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı, Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde Kuzey Irak’ta kara yolu ile petrol taşımacılığı hakkı kazanan şirketin ortaklık yapısında Barzani’ye yakın Nezir ailesi temsilcisi ile Çalık Holding yöneticileri olduğu gibi Berat Albayrak’ın yayımlanan e-maillerinden anlaşıldığı üzere Powertrans şirketinde Albayrak’a sormadan hiçbir adım da atılmamaktadır” şeklinde konuştu.

“HABUR’DA TANK TATBİKATINI KİMSE CİDDİYE ALMAZ”

Türkiye’nin Barzani yönetimi ile en çok iş yapan ve Barzani’yi ekonomik olarak en çok destekleyen devlet konumunda olduğunu aktaran Özdağ,

  • “Bağımsızlık referandumuna neden Erdoğan yüksek sesle ‘hayır’ diyememektedir?” sorusunu sordu.Ekonomik tedbirlerle Barzani’nin Kerkük üzerindeki iddialarının geri çektirileceğini, Bağdat’ın desteklenebileceğini ve Barzani’ye referandum konusunda geri adım attırılabileceğini vurgulayan Özdağ, “25’inde yapılacak bir referandumu gerçekten durdurmak isteyen bir yönetim, hükümet, üç gün önce MGK toplantısı yapıp karar çıkarmaz. Kararları çok önce alır ve uygulamaya koyar, etkisini de göstertir bu kararların.
  • Habur’u kapatmayan bir hükümetin Habur’da tank tatbikatı yapmasını kimse ciddiye almaz, nitekim almıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“BÜTÜN HAKLAR VE İDDİALAR TEKRAR DEVREYE GİRER”

“5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması’nın 5. maddesine dikkat çekmek istiyoruz” diyen Özdağ, bu Anlaşmaya göre Türkiye-Irak sınırının kesin olarak değiştirilemez bir sınır olarak belirlendiğinin altını çizerek şöyle konuştu:

“Bu sınırın değişmesi durumunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Musul vilayeti üzerindeki bütün hukuki ve siyasi hakları tekrar devreye girecektir. Bu sınırda bir değişiklik olması ve sınırın diğer tarafındaki Irak’ın bu sınırdan uzaklaşması ile birlikte bu değiştirilemeyeceği tespit edilen sınır anlaşması ortadan kalkar ve Türkiye’nin Musul vilayeti üzerinde 5 Haziran 1926’ya kadar sürdürmüş olduğu bütün haklar ve iddialar tekrar devreye girer. Bu hususu sadece biz dile getirmiyoruz, bu husus Abdullah Gül tarafından da Dışişleri Bakanlığı zamanında aynen bu şekilde ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletinin devlet geleneği ve dış politikasının vazgeçilmez bir parçası’ şeklinde dile getirilmiştir.”

“BOŞ BİR BİNA ALDIK”

Özdağ, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Meral Akşener liderliğinde kurulacak yeni partinin logosunun ve adının netlik kazandığını belirten Özdağ, “Bunları Sayın Genel Başkan açıklayacak, hepsi büyük bir toplantıyla açıklanacak ama bunun dışında yoğun bir şekilde farklı çalışmalar devam ediyor. Genel merkezle ilgili bu gün bilgi aldım. Biz boş bir bina aldık. Daha iyi oldu boş ve yeni bina. Dilendiği gibi içi yapılıyor, o da 24 saat esasında yapılan bir çalışmayla inşaatı devam ediyor. Normal şartlarda üç buçuk ay sürmesi gereken bir inşaat olduğu ifade ediliyor ama biz bunu Ekim sonuna kadar yetiştirmiş olacağız fakat parti daha önce kurulur.” şeklinde konuştu. (Kaynak: Ümit Özdağ’dan çarpıcı açıklamalar!)

================================================
Dostlar, 

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

başlıklı yazımızı 19 Eylül 2017 günü sitemizde yayınlamıştık (üstünde tıklayınız..)
İşte Türkiye’nin durumu bu..
Ülke yöneticileri konumlarını kişisel ticaret bağları için kullandıklarında ülkenin bağımsızlığı – egemenliği de ipotek altına konmuş oluyor.. Irak / İKBY – Türkiye ilişkilerinde olduğu gibi. Anımsanacaktır, Erdoğan bir ara Türkiye’yi bir anonim şirket gibi yönetme düşüncesinden – isteğinden söz etmişti.

  • “Ben bu ülkenin anonim şirket gibi yönetilmesini istiyorum.”
    (Balıkesir Ekonomi Ödülleri Töreni, 15.03.2015; https://www.cnnturk.com/video/turkiye/ben-bu-ulkenin-anonim-sirket-gibi-yonetilmesini-istiyorum

Ne denli tehlikeli, ufuksuz bir değerlendirme ve istek. Bir ülke ve halkı 21. yy’da nasıl bir şirket gibi görülebilir, indirgenebilir? Şirketler kâr amaçlı kurulur. Bir Devletin asla kâr amacı güdemeyeceği vazgeçilmez temel kamu hizmetleri söz konusudur :
Sağlık, Eğitim, Adalet, Güvenlik.. gibi..

Dahası, bu bağlamda bir Devlet ile şirketi karşılaştırmaya girmek tuzağa çekilmek demektir.
O yüzden uzatmıyoruz. Ama bir noktayı mutlaka vurgulamak gerek :

Şirket babanızdan size miras kalabilir ya da siz miras bırakabilirsiniz. Ama ülke – vatan kuşaktan kuşağa kutsal bir emanettir, miras değildir; biz de siz de mirasyedi olamazsınız! Şirket alınır – satılır, pazarlanır, yeni ortaklar alır, tasfiye edilir.. Ülke – vatanın tek bir çakıl taşı verilebilir mi, satılabilir mi?

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalsın diye Atatürk tarafından bizlere kutsal bir emanet olarak bırakılmadı mı??

Ne acı ki Ege’de onlarca adacık – kayalık – coğrafi formasyona Yunanistan’ın el koyması seyredilmektedir. Akla ülkemizin bir anonim şirket gibi yönetilip yönetilmediği geliyor. Ne oldu bu Ege’de onlarca adacık – kayalık – coğrafi formasyona ? Neden gıkınız çıkmıyor??

İKBY başkanı Barzani’ye gerçekte gıkınızı çıkaramadığınız gibi..
Bu 2 olay arasında ne gibi ortak yönler var??
Gün olur öğreniriz elbet.. Bu nasıl bir kadro ve hastalıklı siyaset anlayışıdır ki, Türkiye’nin başına ciddi bir bela olmuştur.. Türkiye tez elden bu kuşatmayı yarmadıkca başına çok daha ciddi felaketlerin geleceğini öngörmemek olanaksız..

Bir örneği daha anımsatalım : Katalonya… İspanya merkezi devletinden bölgesel özerklik alan Katalan kökenli İspanyollar şimdi de ayrılma halkoylamasına gitmek istiyor.. İspanya Anayasa Mahkemesi böylesi bir halkoylamasının Anayasaya aykırı olacağı yönünde hukuksal görüş bildirdi sorulması üzerine. Irak’ta da benzer gelişmeler oldu ve İKBY Başkanı Barzani tüm bunlara, ABD’nin “halkoylamasını iptal et” dileğine nasıl karşı çıkabiliyor tek başına?? Salt İsrail desteği yetiyor mu? İsrail ve ABD bu süreçte ters mi düştü birbirine?? Saf olmayalım..

Tavşan kaç, tazı tut politikası değil mi? Ya da kızım sana söylüyorum, gelinim anla..

Bu olay AKP = RTE için sanıldığından çok  daha ciddi bir turnusol kağıdı ve kırılma noktasıdır. AKP = RTE‘nin Barzani’ye kullandığı, karnından seslendirdiği tümceyi önlerine koyalım :

  • Çok ağır bedelleri olur…

Ama biz karnımızdan konuşmuyor, çok isabetli bir siyasal öngörüde bulunuyoruz; olacak budur!

Sevgi ve saygı ile. 23 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI;
NE YAPMALI?


Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP = RTE uzun süre bu konuda top gezdirdi. Karnından konuştu.
Net ve kararlı bir tutum al(a)madı.. “Sonuçları ağır olur” gibisinden içeriği belirsiz sözler kullandı. Geldik bu günlere.. 6 gün kaldı 25 Eylül’e.. Ne hazindir ki; Irak Kürtleri İsrail bayrakları üzerinde secde ederek – eğilip öperek bir kampanya yürütüyor kendilerince..

Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri.. İnsanlık tarihinin en sefil asimilasyon kurbanları ya da ağır geldi ise örnekleri.. İnsanlar geçmiş bağlarına – tarihlerine bu denli mi yabancılaştırılabilir?!
Tek bir Kürdo-Judaik beyni yıkanmamış Irak Kürdü kalmamış mıdır Barzanistan diyarında??
Göreceğiz, eğer 3. kez ertelenmez ise Irak’ı bölecek, Türkiye’yi Sevr belasıyla yüz yüze getirecek bu oylama yapılabilir ve “evetler” çoğunluk çıkarsa..

Lozan görüşmelerinde Kapitülasyonlar ve Misak-ı Milli sınırları içinde Ermeni – Kürt yurdu kurdurmamak KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ idi. Bu yüzden görüşmeler 4 Şubat 1923’te kesilmiş ve 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan  Türkiye İktisat Kongresi kararlılığının ardından yeniden başlatılmış ve bu ödünler verilmemişti.

İsrail siyonizminin vahşi asimilasyonu
 ile başkalaştırılan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri,  Filistin’i ve 1967’den beri orada süregelen zulmü, işgali unutmuş görünüyorlar.
Bu sözde halkoylamasının BOP’un bir aşaması – parçası olduğunu hiç mi düşünemiyorlar??
Hele hele Fırat – Dicle’nin doğduğu yerlerden başlayıp Şattül Arap adıyla birleşerek Basra Körfezine erişene dek tüm yatağı ve havzası boyunca “Arz-ı mevud” sapık inancının – dayatmasının hatta sanrısının (hezeyanının) gereği olarak geleceğin Yahudi yurdu ilan edildiğini, doğrudan Tevrat’ın buna alet edildiğini bilen – okuyan – duyan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri yok mudur? Oğul Barzani nerelerde, ne karşılığı devşirilmiştir ve Ortadoğu’nun acılı tarih sahnesine sürülmektedir?

arzı mevud haritası ile ilgili görsel sonucu

Bir halkı özgürleştirme adına emperyalizmin bitip tükenmeyen kanlı oyunlarına alet etmek midir oğul Barzani’ye biçilen tarihsel misyon?

Çare; Irak federal devleti içinde 1. sınıf bir demokrasi kurmak ve tüm Irak yurttaşlarının eşitliği (eşit yurttaşlık değil!) temelinde bir uygar Cumhuriyet, Irak Ulus Devleti kurmaktır. Ancak böylelikle Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri de dahil, tüm Irak halkı bağımsız, onurlu bir devlet olabilir.. Etnik köken, ırk, soy, inanç… bakılmadan.. Irak vatandaşlığı temelinde.

Unutulmasın; sınırların değişmezliği, bir sine qua non (olmazsa olmaz) BM hukuku birincil ilkesidir. Önce halkoylaması ile özerklik, sonra da ayrılma planı kuranlara anımsatalım..
*****
Northern Iraq Kurdish area ile ilgili görsel sonucuTürkiye, net kararını ve tutumunu AKP = RTE‘nin ABD ziyareti sonrasında mı verebilecektir? Ne hazindir. Önce, belki de şu konjonktürde yapılmaması gereken ABD ziyareti, ardından ona ikincil MGK – Bakanlar Kurulu ve 25 Eylül’den 1-2 gün önce afralı – tafralı ama gerçekte içi kof ve de çok geç açıklamalar mı gelecek? TBMM neden tatilde?? Toplayıp güçlü bir çıkış yapsaydınız ya! Nerede milli irade? Türkiye bu hazin görünümü hiç ama hiç hak etmiyor. RTE tek adam ve sorumlu!

Eee, BOP eşbaşkanlığı böyle belalı bir şeydir işte.. Adamı kıvrandırır, tutsak alır, köleleştirir.. 30’u aşkın kez kameralar önünde ilan ve itiraf eder misiniz;

  • Biz BOP eşbaşkanlarından biriyiz ve bu görevi yapıyoruz..”

Ne var ki bedeli salt o kişi(ler) ödemez; asıl kurban bu gibilerin ülkeleri- halkı oluyor..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 19 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ: 2017-2018 ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ’nden…

2017-2018 ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN…

Bu “Müfredat” Bir Eğitim Programı Değildir!

Nazım Mutlu ile ilgili görsel sonucu

Nazım Mutlu
Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı
Ankara, 16.09.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

Temmuz ortasında açıklanan ve yeni öğretim yılına girerken toplumun geniş kesimlerinde tartışması süren, 50’yi aşkın dersle ilgili ayrıntılar ortaya çıktıkça kamuoyu gündeminden düşmeyeceği anlaşılan yeni müfredat”, bir eğitim programı değildir!

Başta Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz olmak üzere Bakanlık yetkilileri ve iktidar partisi sözcülerinin inandırıcılıktan yoksun söylemlerle ve ısrarla savunmaya çalıştıkları “yeni müfredat”, olsa olsa (15 yıldır yapılageldiği gibi) bir siyasal partinin ülkeye giydirmeye çalıştığı deli gömleğinin yeniden dikilenidir. Bu, daha uzun süre iktidarda kalmak için bütün kozlarını tüketen gerici – karşıdevrim yapılanmasının yeni yol haritası, her denileni sorgulamadan kabullenen seçmen yetiştirme tüzüğü, biat kültürünü pekiştirme kılavuzu olabilir; ama bir eğitim programı olamaz.

Çünkü gün geçtikçe ülke ihtiyaçlarıyla bağdaşmadığı daha çok ortaya çıkan söz konusu belge; laik ve bilimsel eğitim anlayışına; Cumhuriyet değerlerine açılan bir savaş manifestosudur. İçeriğiyle bilimi eğitimin dışına iten, öğrencilerimizi çağdışı davranış kalıplarına dökmeye çalışan; hazırlanış biçimiyle ise bilimsel tutumla bağdaşmayan söz konusu programın okullarımızda yürürlüğe konması, milyonlarca çocuk ve gencimize yapılabilecek en büyük kötülüktür ve ne yazık ki iktidar bunu yapmakta kararlı görünmektedir.

5 yıl önce yürürlüğe konan 4+4+4 yasasıyla ülkenin dokusunu kendi ideolojisine göre dönüştürmeye çalışan iktidarın zor ve güç kullanarak tutumunda ısrar etmesinin sonucu şu olacaktır: Gericiliği derinleştirmek, özelleştirmeciliği atağa kaldırmak.

Bu durumda bizim; bilimsel, laik ve aydınlanmacı-halkçı eğitimden yana güçlerin yapması gereken de bellidir: Bu anlayışla, bu programla sonuna dek mücadele etmek. Yeni öğretim yılına bu görevle giriyoruz.

2017-18 öğretim yılına girerken eğitimimizi gericileştirme yolunda atılan hızlı adımların doğurduğu olumsuz sonuçlardan bir başkası, özel okulculuğun, kolejciliğin ivmesini yükseltmesidir. Son bir yıl içinde 1777 özel okulun açılması, ülkemizi bekleyen bir başka tehlikenin somut göstergesidir. Özel okulların eğitim içindeki payı %15’lere ulaşmıştır. İmamhahipçilikteki – dinselleşmedeki artış, geleceğe ilişkin kaygıları artan laik, bilimsel eğitimden yana olanları tuzağa düşürmektedir. Özel okullarda söz konusu programlar geçerli değilmiş gibi ve bu yolla yakın geçmişte nasıl bir tehlikeyle karşılaştığmızı unutursak duyarlılığımız yanlış zeminlerin oluşmasına neden olacaktır. Öyleyse bu anlamda da yapmamız gereken, devlet okullarına sahip çıkmak ve oralarda yaşanan sorunlara örgütlü biçimde müdahale etmektir.

Yeni dönemde, yılların birikimiyle süregelen sorunlardan biri de hem nicelik hem nitelik açısından öğretmen sorunudur. Nitelik aşınması, yetişen kuşaklarda sonucunu göstermektedir. Milli Eğitim Bakanının okullarımızda 81 bin öğretmen ihtiyacı bulunduğuna ilişkin açıklaması, ama bu sayının neye göre bulunduğunun bilinmemesi, gerçeğin üstünü örtmektedir. Çağın gerektirdiği sınıf mevcutlarına göre hesaplandığında, Sayın Bakanın verdiği sayının en az iki katı öğretmene gereksinim olduğu görülecektir. Özellikle büyük kentlerdeki Milli Eğitim Müdürlüklerinin yaz aylarında başlattıkları ücretli öğretmen arayışı bunu göstermektedir. Atama bekleyen 350 bin öğretmen adayı, her şey bir yana, bu politikalar nedeniyle oluşan psikolojik hastalıklarla boğuşur durumdadır.

Yönetici atamada izlenen yollardan mülakatla sözleşmeli öğretmen alımına, sınav skandallarından adeta sopayla imamhatipleştirmeye dek yaşanan yığınla sorun, yalnız eğitim kamuoyunun değil, 80 milyonumuzun el koymasını beklemektedir. İktidarın, MEB’in yarattığı sonuç ortadadır: Ufuksuzluk, başarısızlık, umutsuzluk, çözümsüzlük…

Görevimiz: Kesintisiz mücadele. Kolay gelsin.
=====================================
Dostlar,

AKP’nin bu son saldırısı şimdiye dek, 15 yıldır yapageldiği gözükara – pervasız Cumhuriyet – ATATÜRK – bilim – laiklik – özelleştirme… ülkeye ve halkımıza düşmanlıklarının en ciddisidir. Deyim yerinde ise AKP = RTE, eğitim sistemini tümüyle imamhatipçi = gerici – yobaz – çağdaşlık karşıtı – mürit hatta cihatçı yetiştirecek bir ilkelliğe – karanlığa çekerek;

Cumhuriyet’e “ŞAH MAT” hamlesi yapmaktadır.

Değerlendirmemizde hiç abartı olduğunu düşünmüyoruz.
Bu bağlamda yazdığımız makale sitemizde.. Erişkesi manşet sayfasında. Lütfen tıklar mısınız..

MİLLİ EĞİTİMDE DİNCİ – ŞERİATÇI MÜFREDAT GERİ ÇEKİLSİN
MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!

Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı sevgili dostumuz eğitimci Sayın Nazım Mutlu‘nun yazdıklarını tümüyle paylaşıyoruz.

Gündemdeki en ciddi sorun budur..
Tüm Türkiye bu acımasız saldırıya direnmelidir.
AKP = RTE, hiç acımadan kendi tabanına da bu kötülüğü yapmaktadır..
İmamhatiplere doldurulan milyonlarca öğrencinin geleceğini de “OY” adına, sorgusuz “oy deposu” na dönüştürme ereğiyle mahvetmektedir. Son üniversite giriş sınavlarında İHL mezunu 220 bini aşkın öğrenciden 40 bini yükseköğrenime yerleşebilmiştir. Seçilen yerlere yerleşme ölçütünü bir yana bırakarak, kaba başarı oranı %20’nin altındadır ve öbür liselerin çooook gerisindedir.

İHO bitiren öğrenciler için de TEOG’da dökülme görüyoruz..
Bu panikledir ki AKP = RTE önceki gün bir özel TV’de, anayasal yetkisi olmamasına karşın TEOG’un kaldırılmasını istedi.. Ülkemizdeki nitelikli kamusal liselere (Galatasaray, İstanbul Lisesi, Kabataş Lisesi, Fen Liseleri…) ortaokul bitiren yüzbinlerce öğrenciden nasıl seçim yapılacaktır? Erdoğan’ın önerisi ile okul notlarına dayalı sıralama olanaksızdır. Erdoğan’ın Ölçme-Değerlendirmede de son derece yetersiz olduğu görülüyor. Ama O’nun derdi, İHO (imamhatip ortaokulu) bitiren yavrularımızın perişan dökülüşünü örtmek – engellemektir. Keza ülkemizde son derece nitelikli yerli-yabancı paralı – özel Liseler var. Bu okullara velilerin önemli ödemeleriyle birlikte kabul edilen “birkaç yüz” çok parlak öğrenci nasıl belirlenecektir TEOG gibi bir ciddi bir ölçme – sıralama sınavı olmaksızın??

AKP = RTE bu batak yoldan geri dönmelidir.

Çıkmaz sokaktır ve Türkiye artık bu denli deli saçması dayatmayı da sineye çekecek değildir. Her şeyin bir sınırı olmak gerekir. Kaldı ki, yukarıda adını – erişkesini verdiğimiz yazımızda ayrıntılı değindiğimiz üzere (Erdoğan’ın dediği gibi “üzre” değil, “üzere”.. Türkçemizde “üzre” diye bir sözcük yok!) söz konusu eğitim – öğretim programı değişikliği (müfredat sözcüğü de yanlış!) yasalara, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası andlaşma – sözleşmelere, Anayasaya pek çok bakımlardan aykırıdır. Dileriz, Danıştay hızla, Yönetmelik iptalini gerçekleştirir.
Bu kez AKP bir OHAL KHK’sı ile inatla diretecektir.
Ne yazık ki, Anayasa Mahkememiz kendini yok saydığından, sonrasında iç hukuk yolu yok.
AİHM kapısını çalmak gerekecek.. Zaman alacak elbette hepsi ülkeye yıkım, yitirilen kuşaklar.. Çok yazık çooooooook.. AKP = RTE’yi insafa – vicdana çağırmak bir işe yarar mı acaba??
Hiiiç sanmıyoruz.. Kavgadan hiç kaçmadık diyor Erdoğan tüm öfke patlamasıyla.. Bu ne hınçtır, Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’ne neden bu denli büyük hatta sonsuz alerji duymaktadır?? İşimiz çok zor ama asla teslim olmayacağız..
Zorunlu din dersleri hakkında AİHM’nin verdiği kesinleşmiş birkaç kararı da AKP = RTE ne yazık ki uygulamadı. Bu da sabıka defterinde kocaman bir leke – suç olarak duruyor..

Halkımız; öğrencileri – öğretmenleri – velileri ile bu çağdışı dayatmaya direnecek ve kadük duruma eylemli olarak (fiilen, de facto) düşüreceklerdir. Yapılan; tümü ile illegal, gayrımeşru ve temel insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır.

Okullar yarın açılıyor.. 18+ milyon çocuğumuzun, ülkemizin geleceğidir laik – bilimsel – karma – sorgulayıcı – kamusal eğitim; asla vazgeçmeyeceğiz!

  • Bu vahşete direnmek insan hakkı – onuru gereği ödevdir ve sonuna dek meşrudur.

Sevgi ve saygı ile. 17 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ulusal Eğitim Derneği Üyesi
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ’in TEOG için MEB’na yazdığı yazı..

TEOG_icin_MEB’e_yazi_20.09.2017