Kandırılanların sıralı tam listesi

Kandırılanların sıralı tam listesi

Mehmet Y. YılmazMehmet Y. Yılmaz myy@hurriyet.com.tr
Hürriyet, 13 Temmuz 2017

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

15 Temmuz darbe girişiminin halk tarafından bastırılmasının yıldönümü yaklaşırken, Fetullahçıların devleti nasıl ele geçirdiklerini tekrar tekrar okuyoruz.

Bu devleti ele geçirme sürecinde devlet büyüklerimizin de katkıları oldu elbette ama sonra öğrendik ki Fetullahçılar bu büyüklerimizin hepsini birden kandırmayı da başarmış.

O günlerde söylediklerinden küçük bir derlemeyi Nazlı Ilıcak’ın mahkemeye verdiği savunmasında buldum. Bakın, Fetullahçı çete kimleri kimleri kandırmayı başarabilmiş:

Bülent Arınç: “Milyonlarca insan, şu anda gözyaşı dökerek bizi izliyor. Bunların arasında biri var ki, gurbette, tek başına, hüzünle bizi seyrediyor. Televizyonun başında bizi izleyen o güzel insana teşekkür borcumuz var.”

Binali Yıldırım: “Türkçe sevgi dilidir, barış dilidir. Yunus’un dilidir. ‘Aç herkese sineni aç, onun gibi ilâç’ diyen Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dilidir.”

Ahmet Davutoğlu: “Cemaat’in hedefleriyle, Türkiye’nin hedefleri tamamen örtüşüyor.”

Hüseyin Çelik: “Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış filan, bunlar kargaları güldürür.”

Bekir Bozdağ: “Bu yolu açan, bu ateşi yakan, bu fikri veren muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye gönül dolusu saygılar gönderiyorum. Kendisine çete diye hitap edilmesi büyük haksızlıktır; vicdansızlıktır.” (Bu vicdansız ben oluyorum.)

Süleyman Soylu: “Aynen 28 Şubat gibi, aynı 12 Eylül öncesi gibi senaryodur. Derin devlet harekete geçti. Cemaati döverek, cemaate saldırarak, Türkiye’nin değişim yönünü etkilemeye çalışıyorlar.”

Faruk Çelik: “İnsan merkezli bir hizmeti esas alan insanlara, ‘Hizmetinizi durdurun’ denir mi? Aksine teşvik edilir, desteklenir, elden ne geliyorsa o katkı sağlanır. Bu gerçeği görmemek ferasetsizliktir.”

Recep Akdağ: “Hayatı insanlığa hizmetle geçmiş bu büyük zat için suçlamalarda bulunmak, son derece çirkindir; kara lekedir. Fethullah Gülen Hocaefendi, hayatının her döneminde tertemiz kalmış bir kişidir. Kendisine şükran borçluyuz.”

Hüseyin Kocabıyık: “Fethullah Gülen Hocaefendi son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir. Evrensel Türk Rönesans’ını başlatan Türk mucizesidir. Shakespeare gibi evrenseldir. Ona düşmanlık edenlerin utanması gerekir.”

Melih Gökçek: “Terbiyeni takın, Fethullah Gülen’e “Feto” diyemezsin. Özür dile.”

Recep Tayyip Erdoğan: “MHP’nin, Fethullah Hocaefendi’ye saldırısı, bana göre ihanet derecesindedir. Hiç ahlâki değil; çok çirkin. Yani Hocaefendi işi gücü bırakmış da MHP ile mi uğraşıyor? Bir defa, onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez. Çok çok çirkin. Çok ayıp. Ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum.”

MİT, ÖKSÜZ’Ü NİYE TAKİP ETMEDİ?

15 Temmuz darbe girişiminin en önemli sivil aktörü kuşkusuz ki Fetullahçı çetenin tepe yöneticilerinden ve “Hava Kuvvetleri İmamı” Adil Öksüz.

Adil Öksüz, darbe gününün ertesinde yakalandığı halde serbest bırakıldı, bunca aydır da kaçak.

Belli ki, bu isim FETÖ için çok önemli, birçok bağlantının açığa çıkması pahasına onu kaçırmayı başarabildiler.

Bu adamın Fetullahçı örgütün “asker imamı” olduğu bilgisinin devlete 2012 yılında Kemalettin Özdemir tarafından iletildiğini biliyoruz.

Demek ki MİT’in ve Emniyet İstihbarat’ın bir gözünün sürekli onun üzerinde olması gerekiyordu. Özellikle de 17–25 Aralık’tan sonra bu bilginin yeniden raflardan indirilmesi kaçınılmaz olmalıydı. Emniyet İstihbarat’ın da uzun süre Fetullahçıların kontrolünde olduğunu biliyoruz. Onun için Emniyet İstihbarat, Adil Öksüz’ü takip etmek bir yana, koruyup kollamış da olmalı.

Ama gelin görün ki MİT de bu adamı neredeyse hiç takip etmemiş.

Öksüz’ün de güvenini kazanacak bir ajanını yakın çevresine yerleştiremediği gibi, o çevreden herhangi bir kişiyi de devşirememiş, haber kaynağı haline getirememiş.

Ve şimdi diyorlar ki “MİT, ordu içinde istihbarat yapma olanağına sahip olmadığı için darbenin tarihini tam olarak saptayamadı.”

Darbe girişimi ile ilgili bütün toplantıların kışlaların dışında, özel evlerde gerçekleştirildiğini de biliyoruz. Öksüz de üst düzey toplantılarını böyle evlerde, karargâhların dışında yaptı, bunu da artık biliyoruz.

Öksüz yakın takip altında olsaydı, birtakım subaylarla gizli toplantılar yaptığı, toplantıların sıklaşmasından hareketle bir kalkışmanın yakında gerçekleşebileceği hemen fark edilebilirdi.

Unutmayalım ki darbe hazırlığı sekiz ay boyunca sürdürüldü, bu tür özel cemaat evlerinde üst düzey subaylar ile cemaatin sivil imamları toplantılar yaptı. Öksüz yakın takip altında olsaydı, darbe girişiminden üç gün önce, 12 Temmuz’da darbe planlarını Fetullah Gülen’e götürüp, 14 Temmuz’da Türkiye’ye geri döndüğü de fark edilirdi.

MİT bu konuda iyi bir sınav veremedi, öyle görünüyor. Peki bunun sorumlusu kim?

AMAN ÇOCUKLAR, ‘GEÇİŞ SÜRECİNDE’ YANMAYIN!

MİLLİ Eğitim Bakanlığı, Aladağ’daki yurt yangınından sonra çıkardığı yönergenin uygulanmasını, yurt sahiplerinin yaşadıklarını iddia ettikleri “geçiş süreci zorlukları” nedeniyle 2019’a kadar erteledi. Demek ki çocukların 2019’a kadar yanmamak, yıkılan binanın altında kalmamak, elektrik akımına kapılmamak için duaya kuvvet vermeleri gerekiyor.

Bu yurtlardaki güvenlik ve sağlık odası kurmak gibi zorunluluklar da 2019’a kadar kaldırıldı.
Buna neden gerek görüldüğü açık: “Merdiven altı” yurtların büyük bölümü cemaatlere ait.
Ve hükümet, bir kez daha bu cemaatleri “aynı amaca farklı yollarla giden alnı secde görmüş insanlar” olarak görüyor. Onun için de koruması altına alıyor. Çocukları kim koruyacak derseniz, devletten ümit yok, “Allah korusun” diye düşünüyor olmalılar.
=========================================
Dostlar,

Hürriyetin saygın yazarlarından Mehmet Y. Yılmaz epey emek vererek önemli bir derleme yapmış. AKP’nin en önde gelenleri ve FETÖ’nün başı malum kişi için söylenen sözler, övgüler, savunmalar, yüceltmeler, O’nu eleştirenlere ağır yergiler.. ibretliktir.

  • Açıktır ki, FETÖ’ye övgü sözleri ile özneleri bakımından en küçük bir kuşku yoktur.

    Olsa idi belki de dakikalar içinde hakaret ve ceza davaları açılır, yalanlamalar (tekzipler) yollanır, Sayın Yazarın Hürriyet’ten uzaklaştırılması için açık – örtük baskılar… görürdük.
    Kuşkusuz görüp – duyamadığımız çook farklı yüklenmeler, “caydırıcı” (!) girişimler de olabilirdi..

  • “Gık” diyecek bir manevra alanı yoktur yukarıda adı geçenlerin..

Dolayısıyla FETÖ’nün Devlete sızması değil bizzat AKP tarafında  yerleştirilmesi söz konusudur. AKP’nin eski Milli Eğitim Bakanı, FETÖ’nün alttan alta Devleti ele geçirmesini kendince “güçlü” (!) biçimde yalanlayarak reddetmektedir.

17-25 Aralık 2013 skandalı ile AKP – Cemaat arasındaki çıkar çatışması – ülkeyi paylaşamama kavgası çıkmasa idi, AKP – Cemaat kol kola Türkiye’yi paylaşarak ele geçirecek; din devletine dönüştürecek, federasyona geçeceklerdi kendilerine yüklenen misyon gereği.

Bir tür “Felix culpa” (Mutlu cürüm!) her nasılsa Türkiye’de yaşanmış, bu musibetten bir “hayır” çıkarılması da olanaklı olamamıştır. Geçici galip gözüken AKP, rakipsiz biçimde Türkiye’de bir diktatörlük rejimi kurmuştur.

Bunca pisliğin üzerinde değil saray, kulübe bile kurulamaz.
Bunca sahtekarlığın üstünde değil 2023’lere dek iktidar olmak, 1 gün bile durulamaz.

Göreceğiz.. Türkiye, bu hayın aldatılmışlığı – ihaneti içine sindirmeyecek, reddedecektir!
Ne yaparsanız yapın, yalancının mumu yatsıya dek yanacaktır gene..
En üst dereceden afra tafra…. hepsi boşunadır; hatta suçluların telaşıyla ele vericidir.

Sevgi ve saygı ile. 17 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SONER YALÇIN : Gemicik iktidarı

Gemicik iktidarı

portesi


SONER
YALÇIN
SÖZCÜ, 20 Mayıs 2016

Demek… Erdoğan en çok Binali Yıldırım‘a güveniyor.
Peki, bu güveni ne sağladı?
Bu sorunun yanıtından önce bir soru daha sormalıyım:
Erdoğan ile Binali Yıldırım‘ı kim tanıştırdı?
20 yıl önceye gidelim… Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olunca kadrosunu oluşturmak için kolları sıvadı. Zorlandı.
Kamu bürokrasisinde pek Milli Görüşçü yoktu. 
Erdoğan, Korkut Özal‘ın yardımıyla Kahraman Emmioğlu‘nu genel sekreter yaptı. Finans işlerinden sorumlu genel sekreter yardımcısı olarak da mali müşavir Mustafa Açıkalın bulundu. Açıkalın, ANAP döneminde Türkiye Denizcilik İşletmeleri
Genel Müdürü olarak görev yapmıştı. Bu sektörü tanıyordu.
Erdoğan ile Binali Yıldırım‘ı tanıştıran kişi Mustafa Açıkalın oldu.
Binali Yıldırım, kamuda mühendis olarak çalışıyordu.
Erdoğan ile tanışmasına şu olay neden oldu:

İstanbul’un deniz ulaşımı, büyük ölçüde Türkiye Deniz İşletmeleri Şehir Hatları İşletmesi tarafından sağlanmaktaydı. Bedrettin Dalan 1987′de İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. (İDO) işletmesini kurarak buna son verdi.

Nurettin Sözen döneminde İDO’nun işletilmesinde sorunlar oldu;
masraflı bulunarak kimi (Sarıyer-Beykoz gibi) seferler iptal edildi.
150′ye yakın işçi çıkarıldı. Vs.

Mustafa Açıkalın, Binali Yıldırım‘ı Erdoğan‘la tanıştırarak İDO’nun başına geçmesine neden oldu. Binali Yıldırım muhafazakardı ama
Milli Görüş ile pek irtibatı yoktu. 
İDO Genel Müdürü olunca, Kadıköy Bostancı’daki “tenekeden yapılma makamına” gidip gelmeye başladı. Neredeyse tek kadrosu bir çaycıydı!.. İlk icraat: 14 gemi

Binali Yıldırım‘ın İDO’da ilk yaptığı, büfelerin işletmesi oldu.
Önce iki Erzincanlı hemşehrisi işletti. Acı olaylar yaşandı. Battılar; biri karşılıksız çekten Bayrampaşa Cezaevi’ne girdi ve bıçaklanarak öldürüldü. İddialara göre eşi, kocasının kanlı gömleğini Binali Yıldırım‘ın üzerine attı!

Binali Yıldırım, işin başına dayısı Yılmaz Erence‘yi geçirdi.
Dayı Erence İDO’nun maaşlı elemanı olarak büfeleri işletmeye başladı.
Sonra… Sadece büfelerin işletilmesi değil, temizliği ve iç bakımı gibi hizmetler bir şirkete verildi: Çağrı Temizlik ve Gıda Hizmetleri. Şirketin sahipleri arasında enişteler, oğullar vardı ama görünen yüz; dayı Yılmaz Erence‘nin gelini Behice Erence idi! (Bu arada bu şirketin, gemilerde çalışanlarının maaşlarını, yemek masraflarını ve tüm temizlik malzemesi giderlerini İDO ödüyordu! Neyse,“evrak sahteciliği” ya da Kabataş İskelesi’ndeki büfeyi amcası Ali Rıza Yıldırım‘a düşük fiyatla kiralanması gibi detaylara girmeyeyim, bunlar “küçük” işlerdi!)

Binali Yıldırım adını kamuoyu ilk kez ne zaman duydu bilir misiniz?
Dalan, İDO’ya Norveç’ten 10 gemi almıştı.
Binali Yıldırım‘ın Avustralya’dan -Türkiye’deki Norveç yapımı araçlara uymayan- değişik model 14 deniz otobüs alması büyük tepki yarattı.
Tek tip deniz otobüsü, bakım-onarım ve yedek parça açısından İDO’yu büyük mali yükten kurtaracakken, değişik tip deniz otobüsleri giderlerin artmasına neden olacaktı. Ayrıca, İDO aldığı deniz otobüslerinin ancak faizini ödeyebiliyordu; yeni gemiye neden ihtiyaç duyulmuştu ki?

O günlerde bilinmeyen şuydu:
Binali Yıldırım bu icraatıyla Erdoğan‘ın gözüne girdi ve
“istenileni yapan adam” oldu! 
30 gemilik başarı.
Binali Yıldırım‘ın üç çocuğu var:
Bülent Yıldırım, Erkan Yıldırım ve kızı Bahar Büşra Köylübay.
Bu çocuklar ile; gelin Seda Yıldırım ve veteriner damat Özkan Köylübay “gemicikler” ile gündemde.
Binali Yıldırım, çocuklarının, gelinlerinin, damatlarının “gemiciklerini” yazanlara kızıyor; “ben yıllardır denizcilik sektöründeyim;
siyasete girince bütün işlerimi çocuklarıma devrettim.”
diyor.

Kamuda yıllarca memurluk yaptığını unuttu mu?

Kimse; çocuklarının, gelinlerinin, damatlarının, dayısının, dayısının gelininin -yaz yaz bitmez- denizcilik sektöründe olduklarını sorgulamıyor.
6 Şubat 2002′de Derin Denizcilik’i kurarak ardı ardına gemi satın alma-kiralama başarılarını merak ediyor…

Her şey 2003′te İtalya’dan alınan feribot “Happy Dolphin” ile başladı. Devamı geldi: MV Zealand Alexia (DALO Z), MV Zealand Almere, MV Zealand Amalia, MV Zealand Amsterdam, MV Zealand Ariane (SYLYANI Z), MV Zealand Beatrix, MV Zealand Delilah, MV Zealand Juliana, MV Zealand Maxima, MV Zealand Rotterdam, MV Breadbox Falcon, MV Celtic Explorer, MV Francisca, MV Leah, MV Meridiaan, MV Nekton, MV Samskip Akrafell, MV Samskip Endeavour, MV Samskip Innovator, AK Abba, AK Ceren, AK Brother, AK Phoenicia, Pacific Ocean, John F, Golden Bay, Sis, Son 1

“MY Lady Dee” ve “MY Latitude” adlı lüks yatları da bunlara dahildi.

Ailenin, sadece Türkiye’de değil; Hollanda, Panama, Güney Kore, Marshall Adaları gibi ülkelerde şirketleri vardı. Yani…
İster istemez…
Binali Yıldırım, genel başkan ve başbakan adayı yapılınca insanın aklına, Erdoğan‘ın çocuklarının da “gemicik” başarıları geliyor!..

Son söz olarak şunu yazayım:
Erdoğan ile Binali Yıldırım‘ı tanıştıran Mustafa Açıkalın‘ı merak edenleriniz olabilir. İki dönem AKP milletvekilliği yaptıktan sonra, yeminli mali müşavirlik mesleğine geri dönmedi. Mehmet Emin Karamehmet‘e ait yılda 90 milyon cirosu olan ve 18 ülkeye ihracat yapan Çukurova Kimya‘yı TMSF’den 35 milyona alarak kimya işine girdi.

Kimi AKP’lilerin; kendileri, çocukları, gelinleri, damatları “ticarette” çok başarılı değil mi?
Zaten, Davutoğlu da “ticarette başarısız olduğu için” gönderilmedi mi?

=========================

Dostlar,

AKP ve RTE kör kör parmağım gözüne gitmekteler..
Hırslar – beklentiler – çıkarlar başlarını döndürüyor birilerinin..
Su testisi su yolunda kırılırmış..
Sanırız bir ayrıklık (istisna) olmayacak ve de çok kalmadı..
Türkiye tüm bunları görüp uyanınca ve ulusal çıkarlar için birleşince..

Teşekkürler Soner Yalçın..

Sevgi ve saygı ile.
22 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Elektrik kesintisi neden ‘siber saldırı’ yı düşündürüyor?


Elektrik kesintisi
neden
‘siber saldırı’ yı düşündürüyor?

Elektrik kesintisi neden ‘siber saldırı’ yı düşündürüyor?
Füsun Sarp Nebil (blog)
Haberlerde akademisyenler ve EMO yetkilileri olayın nedenini frekans farklılığı yüzünden santrallerin düşmesi olarak veriyor. Ama ne EMO, ne de akademisyenler,
bu frekans farklılığına neyin yol açtığına ilişkin bir şey söyleyemiyor. Tıpkı bakan Yıldız gibi. Dolayısıyla hala aynı olasılık geçerli olabilir. Ama olmayabilir de. Eğer değilse,
bu fırsat sayesinde, ülkenin “elektrik sistemindeki zayıf noktalar” ve “siber saldırıya karşı ülkenin savunma geliştirmesi” konularına umarız yeterince dikkat çekmiş oluruz.

Veri transferinin senkronizasyon verisinin naklinin güvensiz olması nedeniyle enterkonnekte sistemin siber saldırılara ve elektronik saldırı ve savaşa çok açık olduğu uzmanlar tarafından ifade ediliyordu.
Ancak ülkemizde her şeyde olduğu gibi başa gelmeden, anlaşılmıyor.
 
Bugün (31.3.2015) sabah 10:30’da Türkiye çapında meydana gelen elektrik kesintisi, bu haberi yazdığımız saatlerde sürüyor.
İlginçtir, başta Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı hiçbir şey bilmiyor.
Saat 13:30 yani 3 saat oldu ama nedenini açıklayan yok!
Neden olduğunu bilmeyince, ne zaman düzeleceğini bilen de yok.
Ama yakında yabancı bir rapordan, Türkiye’ye nasıl bir saldırı yapıldığını öğreniriz. Dünyanın geldiği noktayı anlayamayan yöneticilerle geldiğimiz nokta da bu.
 
TEİAŞ açıklamasına bakılırsa, yalnızca İstanbul ve Ankara’nın %15’ine enerji veriliyor. Muhtemelen İstanbul ve Ankara’nın yaşamsal bölümleri, enterkonekte sistemden çıkarılıp, doğrudan Bulgaristan sistemine bağlandı. 
Olayın nedenini biz de araştırdık. Türkiye’de elektrik sisteminin nasıl çalıştığını 2 uzmana sorduk. Bakın neler söylenebilir :
Türkiye’de elektrik sisteminin tam kesilmesi mümkün değil,
çünkü “Enterkonnekte sistem” [1], çoklu kaynaklı ve çoklu taşıyıcılı bir sistem.
Teorik olarak bir yerden kesilse, diğer noktalardan sistemin devam etmesi lazım.

Enterkonnekte sistemin esprisi de bu. Türkiye’deki Enterkonnekte sistem,
Birisi Gölbaşı olmak üzere 2 noktadan yönetiliyor. Yük dengelemesini enterkonnekte sistemin beyni yapar. Merkezler üzerinden sistemi yönetir. Bu beyne ulaşılmışsa,
bir sorun / zarar yaratılabilir. Normalde herhangi bir barajın, mesela Keban ya da
Yatağan barajlarının bile komple devre dışı kalması söz konusu değil. Birkaç ünitesi var. Bunların hepsinin birden devre dışı kalması, çok aykırı bir olay olmadığı sürece
mümkün değil.

Ama Türkiye’deki sistemin bir zayıf karnı var. O da senkronizasyon düzeneği. Santrallar ve şalt merkezleri arasında senkronizasyon zayıflığı var. Senktronizasyonda fiber yedeklemeler eksik.
Veri transferinin senkronizasyon verisinin naklinin güvensiz olması nedeniyle enterkonnekte sistemin siber saldırılara ve elektronik saldırıya / savaşa çok açık olduğu uzmanlar tarafından ifade ediliyordu. Ancak ülkemizde her şeyde olduğu gibi başa gelmeden, anlaşılmıyor.
 
Zayıf karın var ama kriz senaryosu yok!

Bu illa kesintinin bu nedenle olduğu ya da siber saldırı olduğu anlamına gelmeyebilir. Ancak yedeklinin yedeklisi olan bu sistemlerin devre dışı kalması kolayca “arıza”denilerek açıklanabilir gibi gözükmüyor.
Bu sebeple, bizim tahminlerimiz konunun bir siber saldırı veya ağır ihmal kaynaklı olduğu yönünde. Ve… maalesef… Bu tür olaylar için ülkemizde  kriz senaryosu da yok. Örneğin GSM şebekesi bu duruma 6-7 saat dayanabilir. Su sistemi ise daha da erken sorun yaşar.
Böyle bir krizde trafik düzeninin nasıl sağlanacağı ve metroların durumu da soru işareti.
 
Elektrik tedarik fiyatlandırması da risk içeriyor 

Ayrıca, sırası gelmişken, serbest elektrik tedarik piyasasındaki fiyatlandırmanın ülke için riskler oluşturduğunu da belirtelim.
Ulusal çıkarlar gözününde tutularak, modelin tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Bunu söylememizdeki kasıt, tarifenin düşük olduğu saatlerde maliyeti yüksek olan ve yükalma, bırakma süreçleri nispeten hızlı olan, başta doğal gaz olmak üzere santrallerin, gereğinden fazla ihtiyacı karşılayamayacak şekilde bırakılması olabilir (satışın düşük olduğu saatlerde kapatılıyor).
 
Siber umarsızlığı ya da saflıkları bırakmanın vaktidir..
Devir Stuxnet/Flame devri
Bu hafta HP’nin bir raporunu yayınladık. Bu raporda, isim isim verilerek Türkiye’nin siber ordu kurduğundan bahsediliyor[2]. Yani Türkiye devlet eliyle bazı güvenlikçiler yetiştiriyor ve bunlar yurt dışında saldırı yapıyor (raporda Almanya’ya yapılan bir saldırıdan bahsediliyor) ama bu kişilerin kimlikleri ve yaptıkları bir raporda açıkça bahsediliyor.
Oysa bu konuda çok daha düzgün ve stratejik anlamda çalışmalı
ve gerekten bir siber ordu yaratmalıyız. Ama bu siber ordu,
saldırıdan önce güvenliği düşünmeli. İran’lı ya da Suriye’li hackerların sistemlerimizde cirit attığına dair çeşitli raporlar var [3][4].
 
Buna karşın siber güvenlik konusunda tam bir boşluktayız.
Binali Yıldırım zamanındaki TİB içinde başlatılan bir çalışma vardı. Siber güvenlik için USOM, SOME gibi yapılandırmaların planlandığı
bu çalışma, o gün, bugündür duruyor. Geçtiğimiz hafta Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na bu çalışmaların “neden durduğu” ve “ne zaman başlatılacağı” konusunda sorular gönderdik ama
henüz cevapları alabilmiş değiliz.

Oysa devir Stuxnet, Flame ve başka bilmediğimiz virüsler dönemi. Bunlar bilgisayar kullanan çeşitli sistemlere, mesela elektrik sistemlerine sızıyor ve arıza ya da yanlış veriler oluşturuyorlar. 
 
Elektrik olmayınca ne yapıyorsunuz?
BBC’ye bakarsanız şu anda verdikleri haberin başlığında alaycı bir
ifade kullanıyorlar. Çünkü enterkonnekte bir sistem kesilmez.
Bunu kesmeyi başarmak(!) gerçekten hatırı sayılır bir başarı.
Umarız bu bir arızadır (pek öyle gözükmüyor ama), umarız siber saldırı değildir. Ama önümüzdeki günlerde bunun ne olduğunu zaten anlıyor olacağız, en azından yabancı firmaların raporlarından.
Çünkü içeride siber güvenlik stratejisi diye bir şey yok maalesef.
 
***
[1] TÜRKİYE ELEKTRİK SİSTEMİ (ENTERKONNEKTE SİSTEM)
[2] Türkiye, İran ve Kuzey Kore ile Birlikte ve Hükümet Destekli Siber Tehditler Yaratanlar Listesinde
[3] %29.5’luk Oran ile Türkiye META Bölgesindeki Siber Saldırılardan En çok Etkilenen 2. Ülke
[4] Stuxnet Sonrası Akıllanan İran’lılar Türkiye Dahil 16 Ülkenin Altyapısına Sızdı
[5] Stuxnet, İran’daki Nükleer Santral Çalışanlarının Bilgisayarlarını Vurdu

Rejime en büyük tehdit 2015’de gelecek!


Rejime en büyük tehdit 2015’de gelecek!

portresi

 

Cüneyt ÜLSEVER
YURT, 30.12.14

 

Eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, “Cumhurbaşkanı 5 Ocak’ta Bakanlar Kurulu’nu toplayacak.” sözlerine Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç
sert karşılıklar verdiler. Ancak, bu tepki “Haşa Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmez!” mealli bir tepki değildir. Yıldırım’ı kasten “Bu durumu açıklamak senin haddin değildir!” tepkisidir.

Yerel seçimler, cumhurbaşkanı seçimi ve genel seçimlerden oluşan üç seçimli dönemin (2014-2015) ülkenin makus talihini en çok etkileyecek dönem olduğunu birkaç yıldır söylüyorum.

Bu seçimlerin önemi Türkiye’de rejimin değişmesine önayak olacak neticeler verme ihtimalidir. Bu ihtimal de çok yüksektir.

Kreşendo (müzikte sesin şiddetinin kademe kademe artırılması) en geç Haziran 2015’de yapılacak genel seçimle ile azami seviyesine ulaşacak!

***

Türkiye’de rejimin illa ki değişmekte olduğunu 2007’de yapılan referandumdan beri 7 yıldır haykırıyorum. Üstelik değişiklik, hiçbir partinin programında olmadığı halde, yalnızca
bir inatlaşma sonucunda, askerin “Abdullah Gül cumhurbaşkanı olamaz!” diyerek
bilmem kaçıncı kez haddini aşması üzere ortaya çıktı.

2013 yılına kadar da kimse benim gibi kişilerin uyarılarını iplemedi.

***

2007’de şöyle yazmıştım:

“Rejim değişti farkında mısınız?
… 21 Ekim günü Türkiye’de rejim milletin oyları ile değişti! Ama merak etmeyin! Şeriat falan gelmedi.
Türkiye’de 21 Ekim 2007 günü parlamenter-demokratik rejim sona ermiştir.
Yerine başkanlık rejimi mi gelir, yarı-başkanlık rejimi mi gelir, şimdiden kestiremiyorum ama artık bu ülke parlamenter-demokrasi ile yönetilemez.
Millet cumhurbaşkanını kendisi seçmeye karar verdiği anda, ama bilerek-ama bilmeyerek parlamenter demokrasiye son vermiştir.” (Hürriyet-24.10.2007)

***

Kimsenin ciddiye almamasına rağmen “konuyu” yıllardır irdeliyorum.
Örneğin 12 Haziran 2011’de yapılan son genel seçimlerden önce şöyle yazmışım :

“Benim seçimle ilgili tahminim AKP’nin tek başına iktidar olmak için yeterli 276 milletvekili sayısını aşacağı ama tek başına Anayasa’yı değiştirmek için gerekli 330 milletvekili sayısına ulaşamayacağıdır! …

Çeşitli kezler belirttim. Millet 2007’de bir sonraki Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesine karar verdiği andan başlayarak zaten parlamenter demokraside tadilat yapılmasını otomatikman gerekli hale getirmişti.

Halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin Anayasa ve ilgili kanunlarda yeniden tarif edilmesi elzemdir.

Bu anlamda Anayasa değişikliği cumhurbaşkanının ilk kez halk tarafından seçileceği
2014’den önce mutlaka yapılmak zorundadır…” (Odatv-09.06.2011)

***

Seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın, TBMM’ce “güven oyu yoklaması” ile atanmış Başbakan’a oranla daha yetkin olmasına bugünkü Anayasa da cevaz veriyor. O durumu da örneğin şu cümleler ile açıklıyordum:

“2014’de seçimle ilk cumhurbaşkanını seçtiğimiz andan başlayarak ortaya şöyle bir ikilem çıkacak:
Genel seçimler partilerin milletvekili sayısını tayin eder. Başbakan milletvekili sayısının dağılımına göre Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilir, TBMM’den güvenoyu alır.
Başbakan’ın en üstün irade olan halk tarafından seçilmesi söz konusu değildir… Siyaseten
en güçlü yönü TBMM’de en çok sandalyeye sahip partinin genel başkanı oluşudur. Bu özelliğini yitirdiği anda Başbakanlığı da sona erer. Örneğin eski Başbakanlardan Yıldırım Akbulut
ANAP Genel Kurulu’nda parti liderliğini Mesut Yılmaz’a kaptırdığı gün
Başbakanlığı da terk etmek zorunda kalmıştır.

2014’de seçilecek cumhurbaşkanı ise en üstün irade olan halk tarafından doğrudan seçilecektir (Hiçbir makam O’nu görevden alamaz)… Açıkçası 2014’ten başlayarak Cumhurbaşkanı, Başbakandan çok daha güçlü, çok daha meşru bir duruma gelecektir.
(TBMM’nin üzerine çıkacaktır.)

***
Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini tayin eden 104. maddede şöyle bir ibare var:

‘Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulu’nu başkanlığı altında toplantıya çağırmak.’

… Eğer Cumhurbaşkanı ‘halk iradesini en güçlü temsil eden kişi (kurum değil) benim.
Bundan böyle bütün Bakanlar Kurulu’na ben başkanlık edeceğim. Hali ile tüm Bakanlar Kurulu’nun gündemini ben belirleyeceğim’ derse buna engel olacak hiçbir yaptırım yoktur!” (Yurt Gazetesi-23.05.2013)

***

Türkiye rejim değiştirmeye bilinçli karar vermedi. Ama 2007’de Cumhurbaşkanı TBMM’de seçilirken, TSK’nın bir kez daha milli iradeye müdahale etmeye kalkışması ve bu duruma AKP’nin “cumhurbaşkanını millet seçsin!” minvalli referandumlu tepkisi ülkeyi rejim değişikliğine götürüyor.

Ergenekon-Balyoz Davalarında mağduriyete uğrayan askerleri nasıl savunduğumu okur bilir. Ama bu ülkede kimi komutanların yatacak yeri yoktur! (en son bkz: 27 Nisan 2007 muhtırası!)

Bu tatsız ama çok önemli konuyu irdelemeye maalesef yeni yılın ilk günü de devam edeceğim!

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 5 Mart 2014


ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 5 Mart 2014

Naci_Bestepe_portresi


Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
 

KOYUN

Burhan KUZU, “Kasetler doğru olsa bile vatandaş inanmaz”,

 

Fehmi KORU, “ İspatlansa bile inanmam”.

Kuzu büyür koyun olur,
Koyunlar birleşir sürü olur…

KURTULUŞ (Sayın PERİNÇEK’in yazısından)

Erdoğan bataktan nasıl kurtulur?

Yüce Divan’a çıkarak…

DALGACI

Dünya RTE’nin yolsuzlukları ile dalga geçiyor.

O da yandaşlarıyla…

GÖREVLİ

Abdullah GÜL demokrasiye aykırı tüm yasaları onayladı.

Görevde işte…

YOLSUZ

RTE, cemaatin yolsuzluklarını hesabını soracağını açıkladı.

Ayna, ayna!..

KEFİL

Binali YILDIRIM, “Bilal ERDOĞAN ile iş yapmadım ama Başbakan’a kefilim”.

Alış veriş beraber yapılınca…

ALÇAKÇA

RTE, “Alçakça montaj” diye kendini ve yakınlarını savunurken aynı yöntemle cevap vereceklerini açıkladı.

Yani alçakça…

GÖREV

Polisimiz hırsızlığı protesto eden vatandaşları engelliyor.
Gazlıyor, copluyor, suluyor.

Görevi hırsızlığı savunmak mı oluyor?

ÖZÜR

Ukrayna’da polisler diz çöküp halktan özür diledi.

Sıra gelecek…

KAÇIRTMAYIZ

Kılıçdaroğlu,”Ya istifa, et ya yurt dışına kaç” diyor.

Hesabı kesmeden nereye?

SIFIRLAMA

Cezaevinde rüşvetçiler sıfırlandı.

Büyük düşün, büyük götür,

Büyüklerin gereğini düşünür…

ADALET

Rüşvetçiler bırakılınca Başbakanlıkta oturan adam “Adalet yerini buldu” dedi.

Haramilerin adaleti…

YAKIŞMAZ

AKP’li Metin KÜLÜNK, CHP’li  vekili yumrukladı, sonra da “Yüce meclise yakışmadı” dedi.

Doğru, çünkü arka kapıdan giremeyecekler vekil edildi…

SAF!

RTE son günlerde sürekli, ” aldanmışım, safmışım” diyor.

11 yıldır sürekli aldanana saf mı denir?..

PARAZİT

“Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demişti, Arınç.

AKP’li bağırsak parazitlerini mi işaret etmişti?

TARAK

AKP’li Midyat belediye başkan adayı Nasıroğlu  için maliye müfettişleri, ”TEFECİ” dedi.

Böyle baş(çalan)a, böyle tarak…

SAHTECİ

RTE, Burdur’da sahte belge üzerinden CHP ve TSK’yi suçladı.

Sahtecilik nöbetine yakalandı…

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE