Principles of Healthcare Administration & Health Law

Dear Students,
Ankara University International Medical School

Today, 18th February 2019, we conducted 6 hours of lectures in total and presented you with 3 different subjects :

  1. Principles of Healthcare Administration
  2. Governing and Management of Public Health Services and Programs
  3. Health Law.

In order to download the lecture slides of first 2 topic, please click the following link (4.5 MB and 62 slides)..

Principles_of_Health_Management&Administration_AHMET_SALTIK

In the afternoon, today again, our topic was Health Law.For downloading the lecture slides of Health Law, please click the following link (1.5 MB and 46 slides)..

Health_Law_AHMET_SALTIK

I wish all of you fruitful workings and let’s say useful content for your professional efforts.

With respect and love. 18th February 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Univ. International School of Medicine
Dept. of Public Health
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Yasal Bilirkişi

ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

[Haber görseli]

  • Kaynağı bilinmeyen para girişi (net hata-noksan kalemi!?) 2018’de rekor kırarak 21,2 milyar $ oldu! 2017’de 614 milyon $ idi. Bu ALARM DURUMUDUR!! Bunca muazzam tutarı kim(ler) ne amaçla Türkiye’ye getiriyor ve AKP nerde kullanıyor? Ülkenin ilgili – yetkili – sağlıklı kurumları.. her nerede kaldı ise çığlıkla duyuralım : BEKA sorunu budur ya da bu bir BEKA sorunudur! Muhalefet mutlaka TBMM’de sormalıdır. (Cumhuriyet 15.2.19)

AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi sesleri ve görüntüleri ile izleyin. https://youtu.be/KKxkccTS1DI

  • TOPLUMSAL SİSTEMDE BASINÇ VE SICAKLIK ÇOK YÜKSELDİ; 
    MUTLAKA VE HIZLA DÜŞÜRÜLMELİ..
  • KPSS’de al 88.295 puanla fizik öğretmenliği alanında Türkiye birincisi olan Deniz Eren Demir, mülakatta 54 puan alarak elendi. Demir, “Tüm soruları bilmeme rağmen neden elendim, hiç bilmiyorum..” dedi. AKP hükümeti, bu “anormal” ve kabul edilemez durumu derhal kamuoyuna açıklamak zorundadır! Demir, hemen seçtiği yerde göreve atanmalıdır ödül olarak!
    *****
    60 milyon seçmen için %10 yedek oy pusulası yeterliyken, YSK neden 154 milyon oy pusulası bastırıyor? Neden?? 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde yumuşak karın, sandık seçmen listeleri..
  • Oy kullanan seçmenin parmağının boyanmasını AKP neden kaldırdı?

Bu sistem DER – HAL geri getirilmeli ve kararlılıkla uygulanmalıdır.
Önceki seçimlerde görev ıslak imzalı sandık tutanaklarına sahip çıkmak idi.. Hileciler halkın bu bağlamda uyandığını gördüler. Bu kez olan – olmayan – düşsel – 165 yaşında….. “tuhaf insanlar” seçmen listesinde! YSK, iktidarın suç ortağı, alt birimler öyle; iktidar her yeri baskılamış, tutsak almış.. Asker ve polis kaydırmaları yapmış zayıf yerlere.. Oysa bu, tarihte örneği görülmemiş çok büyük bir ahlaksızlık ve çok ağır suç.. Cumhuriyetin Başsavcısı ne eder, ne eyler??

Parmak boyamak da çözüm değil.. Listeler şişirilmiş…Diyelim ki katılım gerçekte %80 olacak.. Bir bakacağız ki sonuçta %90 oluvermiş!? Gerçekte seçime katılmadığı halde / katılamayacağı halde (165 yaşında hala yaşamda mı!?) %10 güdümlü oy kullandırılsa, bu AKP – MHP’yi kurtarır.. AKP 24 Haziran 2018’de ite kaka %42 aldı ve TBMM’de salt çoğunluğu yitirdi. MHP her nasılsa %10 altında bırakılmadı, %11 gibi aldı ve salt çoğunluk ancak koalisyonla sağlandı. 60 milyon kayıtlı seçmen.. %80 katılımda 48 milyon oy partilere dağılacak.. Güdümlü seçmenle, bağırta bağırta hile ile AKP – MHP’ye %10 bindirildiğinde, “%90 rekor katılım oldu” (!) masalı ile 6 milyon oy fazladan bu 2 partiye hayali seçmen ile kazandırılacak. Bu çapta dev bir hile elbette 31 Mart 2019 yerel seçimlerini de “savuşturmaya” yeter iktidar için.. Gelecek genel seçim Haziran 2023’te.. Yani 100. yıla AKP iktidarında, bu partinin tek başına 20 yılı aşan yönetiminde mi gireceğiz!? Kritik tarih de 2023 değil miydi şifreli “kutlu yürüyüş” için? Hangi demokratik ülkede 20 yıl tek başına iktidar olabilir??

31 Mart yerel seçimine giderken sandık seçmen listelerinde saptanan akıl almaz hileler utanç vericidir. Bu tablodan doğrudan AKP iktidarı ve başındaki TEK ADAM ile YSK sorumludur. Bir açıklama yapmalı ve askı süresini uzatmalı. Muhalefet öncelikle bu soruna odaklanmalı! Din sömürüsünü utanmazca temel politik araç yapan AKP-MHP dürüst – ahlaklı olmalı!

  • Çare, SANDIK SEÇMEN LİSTELERİNİN MUTLAKA DÜZELTİLMESİDİR..

    (Zafer Temoçin, 18.02.2019, Cumhuriyet)
  • Muhalefet aday belirlemesini sonunda bitirdi (14.2.19). Artık tüm enerjisiyle bu yaşamsal soruna odaklanmalı. Mitingler yapmalı, yer yerinden oyna-tıl-malıdır.. Dünya alem, bunca utanmaz açık hile ve arsızca dayatmayı, gaspı görmeli, duymalı.. Bu hukuksuzluk asla kabul edilebilecek bir durum değildir ve bu koşullarda 31 Mart 2019 yerel (genel!) seçimlerinin sonuçları bellidir! AKP – MHP gerekli tüm …….. kurguları yap – mış – tır!
  • Anlaşıldı mı acaba sayın muhalefet?? Seçimleri boykot etmek de dahil!

17 Şubat 2019 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1(Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 18.02.2019)

Sevgi ve saygı ile. 18 Şubat 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net
CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
*****

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi

Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim 
“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

DOMATES, BİBER, PATLICAN TERÖRÜ

DOMATES, BİBER, PATLICAN TERÖRÜ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar
Çorlu, 15.02.2019

Devletin en üst makamından “Domates, biber, patlıcan terörünü bitireceğiz.” dendi.  Terörün her türlüsünü duymuştuk ancak “domates, biber, patlıcan terörü“nü yeni duyuyoruz! Terör deyince aklımıza vurdulu – kırdılı şeyler geliyor. Kanlı – bıçaklı silahlı olaylar filan. Terör olayları sonunda üzülen, boynu bükülen insanlar olmaz mı? Ben de şehrimizdeki sebze pazarında “terörü” incelemek üzere pazarı gözlemledim.

Gazetelerin yazdığına göre ayçiçeğini Moldova ve Bulgaristan’dan; arpayı Fransa ve Danimarka’dan; domates, buğday, mısırı Rusya’dan; çeltiği (pirinç) Rusya ve ABD’den; çayı Sri Lanka’dan (eski Seylan); kuru fasulyeyi Meksika, Hindistan, Kanada ve Arjantin’den; nohutu Meksika ve Hindistan’dan; inciri Almanya ve Fransa’dan; üzümü İran, Şili ve Güney Afrika’dan alıyoruz. Tohumda ise İsrail’e bağımlıyız.

  • Görülüyor ki, gıda terörüne dış güçler de iyiden iyiye işe karışmış!

Bu bir gıda terörü olduğuna göre, terörü çıkaran kimler? Başı kim? Ayağı kim? Terör aracı domates, biber, patlıcan vb. olduğuna göre, olayı örgütleyen kim? Tetikleyen kim? Terörün mağdurları kim? Savaşçılar kimler? Savaş alanı ise, hiç kuşku yok pazar, manav, büyük marketler olmalı!?

Ayşe teyzem emekli, 100 TL ayırabilmiş pazara. Bindi otobüse, indi pazara.. Pazar meydanı değil, gerçekten savaş meydanı, sözü edilen “terörün“, “sıcak çatışmanın” (!) tam anlamıyla doruğa çıktığı er meydanı!  Ortada terörist sebze – meyve yığılı tezgahlar, alıcı savaşçı tezgahın bu yanında, satıcı savaşçı karşı yanda.

Ayşe teyzem 1 adet domatesi eline alıp hafif okşayarak, sert mi yumuşak mı bakarak savaşta ilk hamleyi yapmış oldu. Karşı cepheden gelen ses “Dokunma ablaaaa, seçmek yasak!” diyen davudi bir sesle, sıcak çatışma başlamış oldu. Ayşe teyzem zaten etiketi görünce (9 TL/kg!) domates elinden düştü, eli yandı, elinden yaralanmıştı. Uyarı da yoktu gerçekte “Dikkat, sıcaktır!” diye. Başka bir tezgahta ıspanağa baktı, 8 TL. Maydanozun bağı 3 TL, göbekli marul 7 TL, patlıcan 15 TL.. Artık kabak, karnabahar vb. sebzeler eskisi gibi tane ile değil, dilim dilim satılıyordu! Kim bilir, savaşçılar savaş malzemeleri çoğalsın diye mi böyle yapar acaba? Yoksa bir dilimi bir aileyi yaralamaya yeter, mermi boşa gitmesin diye mi?

Üç kg elma alayım dedi Ayşe teyzem; eee savaşta taktikler bitmiyor. Etikette 4.99 TL yazıyor ama okumak için cambaz olmak gerek 99 kuruşu. 4 TL gibi algılanıyor. Teyzem, 3 TL eksik gelince para üstü ayıklıyor. Pazarcının gözüne bakıyor, eksik.. der gibi. Pazarcı “4,99 TL yazıyor ablaaa, görmüyon mu?” diye çıkışıyor. Ayşe teyzem elmanın yarısını geri veriyor. Evdeki hesap uymadı. Ayşe teyzem cüzdanından da yaralandı, darbe aldı.

Savaş bu, taktikler biter mi? Ayşe teyzem baktı ki sivri biber 8 TL, oh çok iyi dedi, tam 1 kg aldı. Ama 20 TL’den 4 TL geri dönünce pazarcıya, eksik verdin diye çıkıştı. Tecrübeli kurt savaşçı pazarcı,  “½ kilosu 8 TL teyzeee, okuman yok mu?” diye çıkışınca, Ayşe teyze biberin de yarısını geri döküyor tezgaha.

Balık, bakliyat ve pek çok ürüne, yalnızca bakıp geçiyor Ayşe teyzem. Arada Ayşe teyzem sebze ve meyvelere bakıyor. Sonra pazarcı ile göz göze geliyor, hamle yapmaya hazır iki savaşçı konumundalar. Ancak, Ayşe teyzenin etiketi dikkatli okuması ve başka bir tezgaha yönelmesi ile kan dökülmeden son buluyor bu kalkışma.
****
Ayşe teyzem eve geldiğinde 5 TL kaldı cüzdanda. Zaten 6 TL’sini dolmuş parası verdi. Yaklaşık 90 TL harcadı ama gereksiniminin yarısını bile alamadan eve döndü. Aldıklarını dolaba yerleştireyim diye poşetlerini açtığında ise, az da olsa bir miktarının çürük ve kullanılamaz olduğunu görünce, bu kez de  yüreğinden vuruldu Ayşe teyze. Ayşe teyze yenik çıktı bu pazar savaşından.
****
Değerli okurlar;

Savaşın görünen ve görünmeyen yanları vardır. Bu savaşın görünmeyen mimarları sizce anasını alıp giden Mersinli  çifçi mi; mazotu, gübreyi, tarımsal ilaçları, traktörü çoook pahalı tutanlar, tohumu dışarıya bağımlı kılanlar, gerçekçi çözümler üret(e)meyip yerli ve milli tarımı öldürenler mi? Klasik düşmanımız dış güçler mi? Yoksa Ayşe teyzenin kendisi mi?

Yoksa bu domates, patlıcan, biber, patates, soğan da mı bizi kıskanıyor ve dış güçlerin güdümüne mi girdiler??

Artık AKP aklının düz – çarpık mantığını biliyorsunuz; yanıtı bulmakta zorlanmamalısınız.

 

 

 

Yeter artık bitirdiniz ülkeyi!

Yeter artık bitirdiniz ülkeyi!

Soner YALÇIN
SÖZCÜ
13 Şubat 2019

75 gün önceydi. Bu köşede şunu yazdım:
– Dünyanın terk ettiği helikopter kullandırılmaya devam ettiriliyor.
Kime anlatıyoruz ki… Her daim olduğu gibi iktidarın retorik konuşmaları eşliğinde hava şehitleri de toprağa verildi.
– Dün olduğu gibi sorunun temeli yine hiç irdelenmeyecek! Olan Mehmetçik‘e oluyor her zaman…
75 gün önce yazdım bunu!
Yazmamın sebebi İstanbul Samandıra’dan kalkan “UH-1H” tipi askeri helikopterin, Sancaktepe Sarıgazi Mahallesi’ne düşmesiydi. Pilotların fedâkar kahramanlığı faciayı önlemiş hiçbir sivilin burnu dahi kanamamıştı. Fakat, iki subay, iki astsubay şehit olmuş, bir uzman çavuş yaralanmıştı!
Ve önceki gün… Yine İstanbul’da…
Yine “UH-1H” tipi askeri helikopter… Yine sivil bir alana…
Yine pilotların fedâkar kahramanlığıyla sivillere zarar vermeden düştü.
Yine askerlerimiz şehit oldu; Pilot Yüzbaşı Ümit Özer, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar…
75 gün önce dedim ki:
Yıl, 1956. “UH-1H” helikopteri; Amerikan “Bell Helicopter” tarafından üretildi. “Göklerin Kovboyu” adını verdikleri helikopteri 1963’den itibaren Vietnam Savaşı‘nda kullandılar!
Şirket 1987 yılında bu helikopterin üretimine son verdi…
Yıllar içinde… İsrail Ordusu, helitopteri 2002 yılında emekliye ayırdı.
Amerikan Ordusu, helikopteri 2005 yılında emekliye ayırdı.
Japon Ordusu, helikopterleri 2005 yılında Pakistan’a bağışladı.
Avustralya Ordusu, helikopteri 2007 yılında emekliye ayırdı. Vs.
Ya biz? Hâlâ kullanıyoruz.

İçim kaldırmadı

Arka arkaya iki helikopter düşmedi.
Çok geriye gitmeyeyim: Gelişmiş ülkeler envanterinden bu helikopteri çıkardıktan sonra Türkiye’de neler oldu: Tarih: 28 Kasım 2002
Bandırma 6. Ana Jet Üssü’ne bağlı “UH-1H” tipi helikopter eğitim alanına inişe geçtiği sırada düştü. İkisi ağır toplam altı askeri personel yaralandı.
Tarih:16 Mart 2006
Erzincan’a gitmekte olan bu “UH-1H” adlı askeri helikopter, yüksek gerilim hattına çarparak düştü. Beş asker yaşamını yitirirken, bir asker yaralı kurtuldu.
Tarih: 10 Nisan 2006
Kocaeli’nin Uzunçiftlik beldesi yakınlarında “UH-1H” tipi askeri helikopter düştü. Üç askeri personel yaşamını yitirdi.
Tarih: 10 Ocak 2011
Kara Havacılık Okul Komutanlığı’na ait eğitim uçuşu yapan “UH-1H” tipi askeri helikopterin Ankara Kapalıtepe Mevki bölgesine düşmesi sonucu beş subay şehit oldu.
Şunu sormak zorunda değil miyiz:
– Kim bu kazaların sorumlusu?
– Kim bu şehitlerin sorumlusu?
– Kim “uçan tabutların” hala envanterde olmasına izin veriyor?
– Kim?
Yanıt belli; AKP/Erdoğan!
Ama biliyoruz ki:
– Yine kimse iktidarın suçunu söylemeyecek.
– Yine kimse sorumluluğu üzerine almayacak.
– Yine hamaset edebiyatına devam edilecek.
– Yine kaza unutulup gidilecek.
Düşündüm; her helikopter kazasından sonra iktidarın neler söylediğini tek tek toplayım! İnanın içim kaldırmadı. Kime ne anlatıyoruz ki…

Mehmet’in canı

75 gün önce, “AKP’ye sormak lazım” dedim:
– Kuşkusuz… “UH-1H” emektar bir helikopter.
– Kuşkusuz… Bakım arıza giderme faaliyetlerine normal uygulamalardan daha fazla dikkat gösterilmesi gerekiyor.
– Kuşkusuz… Daha sık gövde yenileştirme işlemlerine tabi tutulması şart.
Bunlar yapılıyordur kuşkusuz!
Dedim…
Demez olsaydım; meğer yapılmadığı son kazayla yine ortaya çıktı!
Peki: Batı ülkeleri, -yenileştirme işlemlerinin yeterli olmadığını anlayıp- yıllar önce envanterinden çıkarmışken, biz neden ısrarla kullanıyoruz?
Düşünün ki… Teknoloji devriminin yaşandığı bu dönemde, herhangi bir modifikasyon veya modernizasyon uygulanamayan bir helikopterden bahsediyoruz!
Kıbrıs Savaşı’nda çok yararlandığımız bu helikopter/ “Pat Pat” artık çoktan müzelerde olması gerekiyordu! Ama… Türk Ordusu kullanmaya devam ediyor.
Devam ettikçe Mehmetçik can veriyor. Kullanmakta bu kadar ısrar neden?
Para mı sebep? Dağa taşa inşaat yapan- “har vurup harman savuran” AKP’ye sormak lazım bunu! Gerçi kime, ne anlatıyoruz ki…
Her daim olduğu gibi iktidarın retorik konuşmaları eşliğinde bu hava şehitlerimiz de toprağa verilecek.
16 yıldır olduğu gibi sorunun temeli yine hiç irdelenmeyecek!
16 yıldır olduğu gibi kimse sorumluluk almayacak!
16 yıldır olduğu gibi bin bir yalanla olayın üstü kapatılacak!
16 yıldır olduğu gibi vıcık vıcık hamaset konuşmaları yapılacak!
Bu helikopterler yine havalanacak, yine düşecek!
Sonuçta:
16 yıldır vasat bir iktidara sahibiz biz… Bu ülkede Mehmet’in ölümü sudan ucuz.
Sadece son bir yıla bakın: Mehmetçik donuyor…
Mehmetçik cephanede patlıyor… Mehmetçik zehirleniyor…
Mehmetçik düşüyor… Mehmetçik hep kazaen ölüyor…
Yüreğimiz yanıyor. Öfke doluyuz.

  • Yeter artık!
  • Seçiminiz-sandığınız-iktidarınız batsın!
  • Yordunuz-bitirdiniz bu canım ülkeyi…

ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRU

ANKARA KALESİ -250 (14  Şubat 2019)

ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRU

( 2 0 – 2 0 0 – 2 0 0 0 – 5 0 0 0 )

Uzun yazının giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden birer paragraf sunduk.
Tümü için tıklayınız.. (A. Saltık)

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN 

Türkiye Cumhuriyeti, bütün dünya beklenmedik gelişmeler ile sallanırken ve küresel alanda çok ciddi hegemonya kaymaları yaşanırken, yerel seçimler üzerinden şehir devletlerine doğru bir yeni yönelişin içine girmiştir. Ulus devletlerin parçalanmasına, federasyonların dağılmasına ve ülke devletlerinin de şehirler üzerinden küçük yönetim birimlerine sürüklenmesine yol açacak ölçüde ciddi boyutlarda bir şehir devletleri olgusu, uluslararası konjonktürün bugünün dünyasına dayattığı bir yeni gelişme olarak öne çıkmaktadır. İnsanlığın gelecekte ulus, ülke ya da bölge devletleri yerine şehir devletlerinde yaşayacak bir duruma gelmesi, dünya düzeni üzerinde çok ciddi derecede değişimi gündeme getirmektedir. Yeryüzü kıtalarının üzerinde var olan devlet düzenleri çerçevesinde yayılmış bir doğrultuda yaşamakta olan insanların, gelecekte kentlerde toplanması ya da şehir devletleri yapılanması içinde yaşamaya zorunlu kılınması, uluslararası alanda önümüzdeki dönemde hem büyük sorunlara hem de beklenmedik değişimlere yol açacak gibi görünmektedir. İki kutuplu dünyadan uzaklaşmakta olan eski dünya düzeni çeyrek yüzyıllık bir zaman dilimi sonrasında tek kutuplu bir dünya için dönüştürülmeye çalışılırken, bu durumun tümüyle
aksi bir yönde çok kutuplu yeni bir yapılanma süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Tek kutup yönünde dünyanın yeniden yapılandırılması için devletleri ve halkları baskı altına alan küresel sermayenin dayatmalarına önceleri ses çıkartmayan uluslararası kamuoyu, çeyrek asırlık bir zaman sonucunda birden çok kutuplu yeni bir yapılanma oluşumu ile karşılaşmıştır. İki kutuptan tek kutba dönüştürülmek istenen yeni dünya düzeni aşamasında birden çok kutuplu bir durumun ortaya çıkması, küresel sermayenin oyunlarını bozmuş ve bu durumda dünya tek merkezci yönelişten ayrılarak çok merkezli bir oluşumun içine girmiştir. 2’den teke geçiş olamayınca çokluk olgusu öne çıkmış ama bu çokluğun ölçüsünün ne olacağı zaman içinde kaç merkezin ortaya çıkacağı belirsiz kalmıştır. Büyük devletlerin sayısının artması devletler arası çekişme ve rekabeti artırırken, orta boy devletler de yarışa aktif bir biçimde girerek ve sahip oldukları jeopolitik konumlarından yararlanarak, büyük devletler ile yarışa kalkmışlardır.
****
…..
……
20. yüzyıla girerken imparatorluklar dönemi sürmekte ve bu doğrultuda yeryüzünde 20 devlet bulunmaktaydı. 1. ve 2. Dünya Savaşlarının getirmiş olduğu yıkıntılar ve imparatorlukların dağılmasıyla dünya haritasındaki devlet sayısı giderek artmıştır. İmparatorlukların parçalanması sürecini destekleyen bir başka gelişme de Avrupa devletlerine bağlı bulunan sömürgelerin bağımsızlık savaşlarını kazanarak, ayrı devletler haline dönüşmesi ile var olan devlet sayısı hızla artmıştır. Dünya savaşları sonrasındaki devlet oluşumlarını sonraki aşamada sömürgelerin devletleşmesi izlemiştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki sömürgelerin bağımsızlığı, sonraki aşamada bazı büyük federasyonların da dağılmasına giden yolu açmıştır. Özellikle sosyalist sistemin çöküşü üzerine 20’den çok yeni devlet dünya sahnesinde yerini alınca, bu kez devlet sayısı 200’ü bulmuştur. 20. yüzyıla girerken 20 olan devlet sayısı bu yüzyıldan çıkarken 200’e ulaşarak, bugünkü siyasal haritanın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bir anlamda insanlık yüz yıllık bir zaman dilimi içinde, var olan devlet yapılarının dağıtılması üzerine 180 devlet daha kazanmıştır. Ulus devletlerin tarih sahnesine çıktığı bir aşamada, parçalanan imparatorlukların bölgeleri ile eski sömürgelerin teker teker uluslaşarak devlet modeli değiştirmesiyle birlikte, bir asırlık dönem içinde devlet sayısının 20’den 200’e çıktığı görülmektedir. Birleşmiş Milletler örgütünün tarih sahnesine çıkması üzerine, yeni kurulan devletlerin hepsi bu büyük uluslararası örgütün çatısı altında yer alarak insanlık dünyasının birer parçası haline gelmişlerdir.
*****
……………..
…………………..
Sonuç

Önümüzdeki dönemde dünya nüfusu on milyara doğru tırmanırken ve bütün ülkelerde nüfus yoğunluğu giderek artarken, başkentlerde örgütlenmiş olan merkezi devletler giderek artan bu yükü taşımakta fazlasıyla zorlanmaktadırlar. Gelinen noktada bütün devletlerin idari yapılanmalarında ciddi sarsıntılar yaşanmakta ve bu yüzden yönetim reformları kaçınılmaz bir biçimde gündeme gelmektedir. Artan nüfusun ortaya çıkardığı baskılar emperyal projeler doğrultusunda küresel merkezler tarafından yönlendirilmeye başlandığında, bütün ulus devletleri tehdit eden bölünme ve parçalanma senaryoları devreye girerek ulus devletleri tarihin arka planına doğru itmektedir. Türkiye bu açıdan hem çok kritik bir coğrafyada bulunmaktadır hem de toplumsal ve jeopolitik konumu gereği de birçok açıdan dağılma riski ile karşılaşmaktadır. Küresel sermayenin tekelci şirketleri bütün ulus devletlere yönelik bölücü girişimlerini tırmandırdıkça, ulus devletlerin kenar ve kıyı bölgelerinden yeni parçalanma senaryoları ortaya çıkacak ve bu doğrultuda yeni eyalet ya da kent merkezli yapılanmalar, şehir devletleri olarak yeni dünya haritası üzerinde kimlik kazanacaktır. Bu doğrultuda bütün devletlerin önümüzdeki dönemde merkezci güçler ile yerelci güçler arasında giderek tırmanan bir siyasal çekişme sürecine gideceği artık açıkça görülmektedir.

Bu aşamada yapılması gereken, dünya barışı ve var olan devletlerin ulusal çıkarları doğrultusunda merkezci ve yerelci güçlerin bir araya gelerek yeni bir model zeminin de geliştirilecek ortak plan çerçevesinde anlaşmaya varmalarıdır. Yapılacak olan öncelikle artan nüfusun gereksinmelerini karşılayabilmek için yerel yönetimlerin güçlendirilmesidir. Ama aynı zamanda sayıları çok artan yerel yönetimleri izleyecek, denetleyecek ve merkezden uyumlu bir biçimde yönetecek düzeyde güçlendirilmiş bir merkezi yönetimin de milli idari reform programları ile bir an önce kurulması gerekmektedir. Güçlü merkezi yönetimler ancak yenilenen ulus devlet projeleri ile kurulabilecektir. Bu doğrultuda,

  • yarım kalan uluslaşma süreçlerinin bütün dünya ülkelerinde acilen tamamlanması gerekmektedir.
    ***