Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır..

 ABD, NATO, Türkiye ve AKP = Erdoğan : Lanetli İttifak Artık Dağılmalı!

  • TSK Afrin açıklaması (16.02.2018) : 31 askerimiz şehit oldu, 143 askerimiz yaralandı.”
  • Afrin’de cansiperane terörle mücadele ediyor Mehmetçik🇹🇷 ve Şehit ve Gazilerimizin çocuklarının eğitimine katkı yapmak için siz de;
    Mehmetçik yazıp 2582’ye SMS atarak 10 lira bağışta bulunabilirsiniz.
  • Afrin/Suriye de yapılmakta olan sınır ötesi operasyon nedeniyle, şehit aileleri ve gazilere yardım edilmesi, kamuoyunda yoğun olarak gündeme gelmeye başlamıştır. Sınır ötesi operasyonda şehit ve gazilerin hemen hemen tamamı genç ve küçük rütbeli personelden, yani subay, astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erlerden oluşmaktadır. Bu personele yasal devlet yardımları dışında yardımda bulunan tek kuruluş TSK DAYANIŞMA VAKFI (TSK DAYVAK) dır. Mehmetçik Vakfı, Senedi gereği sadece zorunlu askerliğe tabi erbaş ve erlere yardım edebilmektedir. TSK DAYVAK’ın halen tek geliri, TSK personelinin yılda 1 kez kendi isteği ile yaptığı 60 TL bağıştır. Bugüne dek kezlerce başvurulmasına karşın, TSK DAYVAK Bakanlar Kurulunca “Kamu Yararına Faaliyet Gösteren Vakıflar” listesine alınmadığı için, Vatandaşlardan bağış ve yardım almak için çağrı yapamamaktadır. Vakıf, son operasyonlarda şehit ve yaralıların sayısının çok olması nedeniyle, Vakıf senedinde belirtilen ve şehit aileleri ile gazilere yapılması gereken yardımları yapamayacak duruma gelmiştir. Şayet Afrin Harekatı olarak anılan sınır ötesi operasyonlar nedeniyle şehitlerin aileleri ile gazilere yardım yapılması düşünülüyor ise, doğru adres TSK DAYVAK dır. Bu Vakfa nasıl yardım edilebileceği, Vakfın WEB sayfasında (www.tskdv.org.tr) “Bağışlar” dosyasında yazılıdır. Milletimizde şehit ve gazilere yardım konusunda oluşan iyi niyeti istismar edebilecek dolandırıcılara karşı uyanık bulunulması gerekmektedir. Konuyu bilgilerinize sunar, bağış ve yardımların TSK DAYVAK’a yönlendirmenin uygun olacağına dikkatlerinizi çeker, sağlık ve esenlikler dilerim./ İbrahim Erge
    31 Ocak 2018’e dek 11 Şehit, 19 ölüm olmak üzere toplam 30 personelin ailesine 1.658.825,79 TL. ölüm yardımı, 22 engelli (malul) personele ise 407.487,30 TL destek verildi.

CHP lideri, Erdoğan'a meydan okuduAfrin harekatı 31. gününde. AKP dünkü vahim yanlışları düzeltmek zorunda kaldı. Bu suçunu aklamak istiyor. Şehitlerimiz artıyor ama ağzını açan hapse ve işine son! 43 şehit var !Çatışmada öldürülenler (1600’ü aşmış!) i-
nanılmaz bir serinkanlılıkla ve “hamd olsun..” diye veriliyor; “..inşallah akşama doğru daha da artacak..” denebiliyor. “Cihat, mücahitlik” bu mu acaba? Uluslararası hukuk ne olacak? Şaşıp kalıyoruz. Operasyon sonrası Esad yönetimi o bölgeleri koru(ya)mazsa ne olacak?? Fırat’ın doğusu, Irak sınır güvenliği ne ola
cak? AKP başımızı çok büyük dert açtı! İran da harekatın süre ve kapsamının sınırlandırılmasını istiyor.. Yarın Rusya benzer istekte bulunursa ne olacak? AKP “stratejik müttefik” ABD’ye mi sarılacak?? ABD, Zarrab kartını yeniden masaya sürerse AKP = RTE ne yapacak? Bu korkuyla mı ABD üslerine dokun(a)mıyor AKP? ABD Dışişleri Bakanı Türkiye’de neyin pazarlığını yapıyor!?  Bir Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı ile 3+ saat, tutanak tutulmadan ne konuşur? Kamuoyuna açıklanmalıdır. Suriye hükümeti ile mutlaka ve acilen resmi işbirliği yapılmalı.
****
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad haksız mı, yalanlayabiliyor mu AKP-RTE ??
– Afrin harekatı, Türkiye’nin teröristleri destekleme politikasına dayanıyor..

  • CHP : Harekata desteğimiz tam.. Ama Erdoğan “..bu ce-ha-pe zihniyeti..” takıntısından kurtulamıyor!? Bu söylemden politik yarar bekliyor? Afrin operasyonu gerçekten milli – ciddi ise, iç cephede bu vahşi bölücülük niye?! Üstelik ağzını çook bozarak. Utanıyoruz, hem de çok.
    *****
  • TBB Gn. Bşk. Yrd. Av. Hüseyin Özbek : “Mesleki birlikteliği temelden yok edecek bu niyet, epeydir niyet olmaktan öteye geçmiş, uygulamaya indirilmiş gibidir. Her politik eğilimin ayrı barosu olsun talebi, iktidar himayesinde kurulması tasarlanan baroları perdelemek için kullanılan maske söylemdir. ‘Her politik eğilimin barosu olsun’ talebi, ‘her alt kimliğin, her tarikat ve cemaatin barosu olsun‘a doğru esnetilecektir. İktidar himayesi altında tarikat ve cemaatlerin gevşek konsorsiyumu da düşünülmüş olabilir.”
    (Karikatür; Musa Kart, Cumhuriyet, 1802.2018)

Birleşmiş Milletler Türkiye’yi bir kez daha, TSK’nin Zeytin Dalı operasyonunun devam ettiği Suriye’nin Afrin bölgesindeki sivillerin yaşam alanlarını korumaya çağırdı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Suriye’deki gelişmelerin tüm müttefikler için ciddi endişe kaynağı olduğunu belirterek, ‘Başka hiçbir NATO üyesinin olmadığı kadar terör saldırısına uğrayan’ Türkiye’nin meşru güvenlik kaygıları olduğunu ancak bunları giderirken orantılı ve ölçülü şekilde hareket edilmesi gerektiğini söyledi.

  • Erdoğan neden imam nikâhını hiç olmazsa çocuklar için yasaklamıyor?? Gebe kalıp doğuran çocuklar için neden ağzını açmıyor? Dinci-yobaz rezillikleri neden engellemiyor? Hiç rahatsız olmuyor mu? Her ayrıntıya el atarken buna suskun kalması ne anlama gelir, ısrarla soruyoruz!
    ********
    Anayasa Mahkemesinin Altan & Alpay kararının uygulanmaması, sanıldığından öte ağır bir bunalımdır! Bu tıkanmaya hızla hukuk devletinin gereği bir çözüm getirilmelidir. AYM kararları Anayasa md. 138/son ve 153/son uyarınca kesin bağlayıcıdır. AYM bu pervasız meydan okumayı nasıl içine sindiriyor? Kararın gereklerini yerine getirmeyenler hakkında suç duyurusunda bulunmalı, HSK’ya başvurarak sorumlu yargıçlar hakkında yasal – yönetsel (idari) işlem yapmasını istemelidir. AKP = Erdoğan’ın büyük hatasının bedeli olan AFRİN operasyonu Türkiye’nin gerçek gündemini örtüyor ne yazık ki! Adalet Bakanı A. Gül, sarayın sözcüsü değil, hukuka saygılı arabulucu olmalı ağır bunalımı aşmak için. Uyarı ve çağrımızı ısrarla sürdürüyoruz.. ÇARE : AYM konuyu AİHM’ne götürebilir mi?
    *******
    – Erdoğan ABD üslerine dokun(a)mıyor.. 4 Temmuz 2003’te ABD Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirerek tutsak aldığında kamuoyu ABD’ye nota verilmesini istemiş, “Ne notası,  müzik notası mı?” buyurmuştu. Biz hiçbir şey anlamıyoruz.. Siz?
  • ‘Üçüncü havalimanı inşaatında 400 işçi öldü, torbayla gömdüler!’ http://www.abcgazetesi.
    com/ucuncu-havalimani-insaatinda-400-isci-oldu-torbayla-gomduler-78710h.htm

  • AKP, göstermelik bir dış operasyonu allayıp pullayarak erken seçime malzeme yapabilir mi?! Hesap bu mu? Erdoğan ve AKP’si gerçekten çok zorda! Suriye sorunu üzerine hala çok tehlikeli hamaset oyunları ile gidilmekte. Erdoğan konuyu TEK ADAM GÖSTERİSİNE (One Man Show!) dönüştürdü ne yazık ki.. Gerçekler yazılamıyor, yazamıyoruz. AKP/RTE/OHAL kılıcı! 26. Gn. Kurmay Bşk. İlker Başbuğ’a bile RTE’den çok sert gözdağı. Bunca aşırı – anormal  – hukuk dışı tepki hatta tehdit niye; hangi psikolojinin dışayurumu ya da örtüsü? (Karikatür: Cumhuriyet, Musa Kart)

Sevgi ve saygı ile. 19 Şubat 2018, Ankara
Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com        www.ahmetsaltik.net

Önceki yazılarımızdan                                             :
– 2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve bu yıl içinde sitemizde yayınladığımız
58 makalenin listesine ve erişkelerine (linklerine) ulaşmak için tıklayın:
http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/
– 
Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış : Politik Plastron Patlamak Üzere!
ÇOCUKLARINA TECAVÜZ EDEN %95’i MÜSLÜMAN BİR TOPLUM
– AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!
– ŞEHİR HASTANELERİ TALANI konulu. Görsel konferansımızın yansılarını izlemek için tıklayın: http://ahmetsaltik.net/2017/11/01/sehir-hastaneleri-talani-konferansimiz/
– 
Aşı Yaşamdır; Toplum Sağlığı Riske Atılamaz!
DİNCİ – KİNCİ NESİLLER YETİŞTİRECEK EĞİTİMİ HALKIMIZ REDDECEKTİR!
– 
Cemahiriye-i Sultaniye-i Türkiye
– MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!
– 
R.T. Erdoğan Diyarbakır’da, tarih 1 Nisan 2017 : “Türk demiyorum, millet diyorum..”
– 
16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur
– 
SARAY’DA_TUTSAK_ERDOGAN’A_YARDIM_ETMELI

Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayaya

Sitemizde yer alan
AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

(AS: Bizim “hazin” katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nca (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği‘nde 4 Şubat 2018 tarihinde yapılan acil sağlık hizmetleri ve ilave ücrete ilişkin değişiklikler konusunda bir bilgi notu hazırladı. Söz konusu değişikliklerle acil sağlık hizmetlerinin “ulaşılabilir” olmaktan çıkartıldığına dikkat çekilen bilgi notunda, düzenlemelerin hiçbirinin acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı ve acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyeceği vurgulandı. Bilgi notu aşağıdadır:

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Uygulama Tebliği’nde 4 Şubat 2018 tarihinde acil sağlık hizmetleri ve ek (ilave) ücrete ilişkin kurallarda değişiklik yapmıştır:

  1. Tebliğde acil sağlık hizmeti nedeniyle özel hastaneye başvuran hastalardan taburcu edilinceye kadar sunulan tüm sağlık hizmetleri için hiçbir ek ücret alınmayacağı yönündeki düzenleme değiştirilmiştir. Değişiklik sonucu acil servise başvurudan başlayarak 24 saat içinde hastanın stabilize edilerek ilgili kliniğe yatışı veya başka bir hastaneye sevk edilmesiyle acil halin sona ereceği,  24 saat dolduktan sonra ise ek ücret alınacağı düzenlenmiştir. Bu ücretin alınabilmesi için acil halin sona erdiği ve devam eden işlemlerin ek ücrete tabi olduğuna ilişkin hasta/yakınına yazılı bilgi verileceği, özel hastanelerin acil servisindeki ek ücreti ödeyemeyecek yoksul hastaların kamu hastanelerine sevk edilecekleri anlaşılmaktadır.
  2. Tebliğde Vakıf hastaneleri ve özel hastaneler tarafından ayakta ya da yataklı tedavi hizmeti sırasında hastalardan alacakları ek ücretleri gösterir belge verme zorunluluğuna ilişkin kural da değiştirilmiştir. Buna göre SGK ile sözleşmeli/protokollü vakıf üniversiteleri ile özel sağlık kurum ve kuruluşları, yatarak tedavilerde yapılan Kurumca karşılanan sağlık hizmeti bedellerinin toplamının 100 (yüz) TL’yi aşması halinde, bu hizmetleri ve varsa ek ücret tutarını gösterir belgeyi en geç hastanın taburcu olduğu tarihte hastaya vermekle yükümlü tutulmuştur.

    Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Aynı tarihte Sağlık Bakanlığı tarafından hasta sayısı fazla olan kamu hastanelerinde acillerdeki yoğunluğu azaltma gerekçesi ile saat 23.00’e kadar vardiyalı poliklinik uygulaması başlatılacağı açıklanmıştır. Geldiğimiz durumda “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerini içinden çıkılmaz bir kaosa dönüştürmüştür.

Sağlık hizmetine erişim engelleri yüzünden acil sağlık hizmetlerinin amaç dışı kullanımı artmış, gerçekten acil olarak sağlık hizmeti alması gereken hastaların acil sağlık hizmetlerinden yararlanması zorlaşmış; hem acil hastalar, hem yoksul hastalar, hem de uzun saatler yoğun olarak çalışan sağlık emekçileri aleyhine düzenlemeler peş peşe gelmeye başlamıştır.

  • Bu düzenlemelerin hiçbirisi acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için, acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyecektir.

TTB olarak sorunun nedenlerine değil sonuçlarına odaklı bu hatalı düzenlemelerin düzeltilmesi için gerekli girişimler yapılacaktır. Saygılarımızla. (12.02.2018)

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
=======================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Türk Tabipleri Birliği‘nin (TTB Ankara Tabip Odası) bu açıklaması ve girişimi bütünüyle yerindedir. Metin içinde ilgili yere yukarıda not düştük :

  • Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Umar ve dileriz ki halkımız da gerçekleri görür ve bu SGK tarafından yapılan Tebliğ (Sağlık Uygulama Tebliği – SUT) değişikliğinin kendi yararına olmadığını algılar. Bu düzenlemenin sorumlusunun hekimler – sağlık çalışanları olmadığını kavrar ve ŞİDDETE başvurmaz.. Necip milletimizin 20 milyonu aşkın oy vererek 16 yıldır tek başına iktidarda tuttuğu AKP; halkın değil sermayenin yararını gözetiyor, sermayenin isteklerini yerine getiriyor..

Alınan para (ek ücret!) için belge verme yükümünü kaldırmak akıl işi değil!
Apaçık kayıtdışılığı teşvik ettiği gibi Devleti vergi yitiğine uğratacak, özel sağlık sektöründe vergisiz kazanç olanağı sağlayacak ve yurttaşın sömürülmesine kapı aralayacak bir düzenleme!?

Varsa yoksa yerel – küresel sermayenin çıkarlarına hizmet.. İşte AKP!

Öte yandan SGK, mali dengesini hep ama hep parasal (moneter) önlemlerle ve yurttaşın aleyhine – sermayenin lehine sağlama çabasında. Fakat gene de dikiş tutmuyor ve 2017’de 20 milyar TL dolayında açık verdi. Bu rakam toplam bütçe açığının yarısına yakın..

Çare; sağlığı piyasa hizmeti değil, KAMU HİZMETİ olarak görmekte.. 

  • SGK, koruyucu sağlık hizmetlerini teşvik ederek tedavi giderlerini azaltabilir gerçekte.

Ne var ki, özel sektör öylesine büyütüldü ki teşviklerle; “müşteri azalmasına” yol açacak hiçbir uygulamaya, başta kamusal koruyucu sağlık hizmetlerine, bu hizmetlerin herkese ETKİN – YAYGIN – NİTELİKLİ – ERİŞİLEBİLİR… biçimde sunulmasına izin vermeyecektir, vermemektedir.

  • Sermaye sözcüsü iktidarlara da halka koruyucu sağlık hizmeti veriyor “muşçasına” davranmak, algı yönetimi ve beyin yıkama kalmaktadır.. İllüzyon ve şizofrenik topluma sürüklenme!

    Türkiye, AKP ve necipler necibi milletimiz tam da bu durumdadır..

    Yediğin ve yiyeceğin daha nice kazıklar afiyet olsun gariban halkımız..

Gerçekleri görme ama senin gibi çaresiz sağlık çalışanlarına – doktorlara öfke kusmaya devam et e mi sayın milletimiz?

  • Bağır – çağır, hakaret et, küfür et, döv, yumruk at, bıçakla, olmadı kurşunla.. Derdine deva olur belki!?
  • Sağlık hakkını gaspeden iktidar; hekimler değil! Tersine, hekimler senin müttefikin ey halkım.. Onlarla dayanışma içinde evrensel sağlık hakkın için uğraş vermelisin..
  • Örn. Sağlık Kooperatiflerini anımsamalısın.. Anayasa md. 56 ve 60’ı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin 25. maddesini, Avrupa Sosyal Şartı‘nın 3. maddesini.. ve daha pek çok hukuksal dayanağı..
  • ŞEHİR HASTANELERİ ile sağlık hizmetine erişimin, balayı dönemi sonrasında şimdikine göre çoooook daha güçleşeceğini de aklından hiç çıkarmadan..
    (Tıklayınız; ŞEHİR HASTANELERİ TALANI)

Sevgi ve saygı ile. 19 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Nükleer bombalara 10 milyar dolar takviye

Nükleer bombalara 10 milyar dolar takviye

Nükleer bombalara 10 milyar dolar takviyehttps://www.aydinlik.com.tr/nukleer-bombalara-10-milyar-dolar-takviye-turkiye-subat-2018-118.02.2018

(AS: Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

NTI’ın son raporunda ABD’nin Avrupa ve Türkiye’de konuşlanan nükleer bombalarının modernizasyonu için çok büyük bir harcama yapmayı planladığı belirtildi. Nükleer tehditleri araştıran uluslararası kuruluş Nuclear Threat Initiative (NTI) uzmanlarının hazırladığı raporda, serbest düşümlü nükleer bomba B-61’in modernizasyon planlarının ABD’ye 10 milyar dolardan fazlaya mal olabileceği belirtildi. Belgede, ABD Kongresi bütçe idaresinin değerlendirmesine göre ABD’nin 30 yıl içinde taktik nükleer kuvvetleri için yaklaşık 25 milyar dolar, yani ortalama olarak her yıl 1 milyar dolar harcayacağı kaydedildi.

3’TE 1’İ İNCİRLİK’TE

NTI uzmanları, Soğuk Savaş döneminden sonra NATO’nun nükleer potansiyelini oluşturan 150 adet B-61 bombasının Belçika, Almanya, İtalya, Hollanda ve Türkiye’de bulunduğuna, bombaların yaklaşık 3’te 1’inin İncirlik Üssü’nde muhafaza edildiğine dikkat çekti. Amerikan nükleer bombalarının bakım ve modernizasyonu için yapılan büyük harcamaların haklı gerekçelere dayanmadığını ifade eden uzmanlar, “ABD Başkanı’nın Amerikalı olmayan bir pilot ve bir Amerikan B-61 bombasıyla birlikte çift amaçlı bir NATO uçağı kullanarak, 70 yıldan bu yana ilk kez bir nükleer saldırıya karar vereceği koşulları hayal etmek zor” ifadelerini kullandı.

NÜKLEER ÜSLER TEHDİT ALTINDA

ABD’nin nükleer silahlarının bulunduğu askeri üslerin güvenliğinin son zamanlarda tehdit altında olduğuna dikkat çekilen raporda, Brüksel’deki terör eylemlerinin yol açtığı sonuçların Belçika’nın nükleer işletmelerinin gerçek bir tehditle karşı karşıya kaldıklarını gösterdiği ifade edildi. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 2016’da, IŞİD’den gelebilecek olası bir tehlike nedeniyle İncirlik Üssü’ndeki Amerikan askerlerinin ailelerini tahliye ettiği belirtilen raporda, 15 Temmuz 2016’daysa üssün komutanı olan Tuğgeneral Bekir Ercan Van’ın darbe girişiminde yer aldığı gerekçesiyle tutuklandığı vurgulandı.

50 NÜKLEER BOMBA TÜRKİYE’DE

İncirlik’teki nükleer tehlikeyi Aydınlık’a değerlendiren Emekli Hava Tümgeneral Beyazıt Karataş ise şunları söyledi:

  • “2009 yılında NATO’da yapılan görüşmeler sonrası nükleer caydırıcılık bahane edilerek NATO’nun bazı ülkelerinde bulunan ve eski nesil olduğu ifade edilen uçaklardan atılabilen ‘B61-3/4’ nükleer bombaların, yeni nesil olduğu belirtilen ‘B61-12’ tahrip gücü çok yüksek olan termonükleer bombalarla değiştirilmesi, Avrupa ve Türkiye’de konuşlandırılması kabul edilmişti. Bu plan doğrultusunda 180 adet B61-12 termonükleer bomba 70 adet İtalya, 50 adet Türkiye, 20 adet Almanya, 20 adet Belçika ve 20 adet Hollanda olmak üzere 5 NATO üyesine yerleştirildi.”

ÇALIŞMALAR TAMAMLANDI

E. Tümg. Karataş şöyle devam etti:

  • “Raporu hazırlayan isimlerden nükleer fizikçi Hans Kristensen, 2015 yılında da İncirlik Üssü’nde nükleer modernizasyon kapsamında yeni nesil nükleer bombaların yerleştirileceği ‘21 sığınağın’ bulunduğu ‘NATO sahasının’ güçlendirildiğini açıklamıştı. Nükleer bombaların yerleştirilmesi düşünülen hava üslerine ilişkin gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması için altyapı inşaatlarına 2015’te başlandı ve uçuş test atışları biten bombalar 2017 yılı başından itibaren (AS: bu yana) Türkiye’de İncirlik Üssü’ne yerleştirilmeye başlandı. Ayrıca Kristensen, Avrupa ve Türkiye’de konumlandırılacak nükleer bombaların modernize edilen bombalar olmadığını, çok işlevli yeni bir nükleer silah olduğuna vurgu yapmıştı. Kristensen, B61-12 nükleer bombaların “Hiroşima’ya atılan atom bombasının asgari dört katı gücünde ortalama 50 kiloton” yıkıcı bir güce sahip olduğunu ve yer altı ve üssündeki hedefleri yok etme gücüne sahip olduğunu da vurgulamıştı.

TERÖR YUVASI ABD’YE KAPATILMALIDIR

Sonuç olarak;

1. Nükleer silahlarını baskıyla Türkiye’ye yerleştirerek ‘Türkiye’yi nükleer hedef’ haline getiren, terör örgütlerine destek veren ve bunlar için İncirlik Üssü’nü kullanan ABD’ye İncirlik Üssü kapatılmalıdır.

2. 2011 yılı sonu 2012 yılı başından itibaren NATO maskesiyle Malatya/Kürecik’e konuşlandırılan füze savunma radarı kapatılmalıdır.

3. 01 Ekim 2015 tarihinden itibaren sözde Arama-Kurtarma maksadıyla Diyarbakır Hava Üssü’nde bulunan 3 Silahlı Helikopter, 2 Silahlı Ulaştırma Uçağı ile 500-1000 ABD askerinin kaçak olarak adlandırdığımız Diyarbakır Hava Üssü’nü kullanmasına son verilmelidir.”
==========================================
Dostlar,

ABD, NATO, Türkiye ve AKP = Erdoğan :
Lanetli İttifak Artık Dağılmalı!

İlk gençlik yıllarımızdan bu yana NATO’ya karşıt olduk. Türkiye’nin bu saldırı – savaş örgütünden ayrılmasını savunduk. Hele hele İncirlik başta olmak üzere 90 dolayında nükleer başlığın ülkemizde konumlandırılması bizi çok üzüyordu. Çünkü komşumuz SSCB’ye dönüktü bu nükleer tehdit.. Gerekçesi ise “Sovyet saldırganlığı” nı caydırmak idi. Oysa Türkiye, Doğu – Batı blokları arasında bir sıcak çatışmada Rusya’nın muazzam askeri gücü karşısında NATO’nun güneydoğu kanadında deyim yerinde ise “yem” idi.

1963 Küba Domuzlar Körfezi krizinde ABD Kongresinde yapılan gizli görüşmeler 25 yıl sonra kamuoyuna açıklanmıştı. Sovyetlerin Küba’ya nükleer başlıklar yerleştirmek istemesi sorunun kaynağı olarak ileri sürülmekteydi. Bu gizli görüşmelerde Türkiye’den beklenenin, vargücüyle, dolayısıyla kendisini tüketip harap olarak Sovyetleri 24 saate yakın oyalamasıydı Akdeniz’e inene dek.. Bu arada ABD’nin Akdeniz’den sorumlu 6. Filosu dahil gerekli tahkimat sağlanacaktı. Türkiye kamuoyu, bu dehşet verici gerçeği 1988’de Türk basınından öğrendi. Ama uslanmadık ne yazık ki!

NATO Anlaşmasının tam tersine bir misyondu bu. Çünkü Sovyetlerin olası bir saldırısında NATO, Türkiye’yi sözde savunacaktı! Böylesi bir çatışmada Türkiye’deki üslerden bizim denetimimiz dışında Sovyetlere nükleer saldırı yapılması durumunda, Türkiye açık olarak Rus nükleer bombardımanına hedef olacaktı.

NATO bunlarla da kalmadı. Ülkemizde yaygın ve sürekli kontrgerilla çalışmaları yürüttü, Maraş, Çorum ve Sivas’taki Alevi katliamı, aydın – sol öncülerimizin sözde işleyeni bilinmeyen (faili meçhul!?) cinayetlere kurban edilmesi.. Ulusal birliğin zedelenmesine dönük türlü ekonomik – sosyal – kültürel – dinsel – dilsel – politik – yönetsel – mali… operasyonlara girişti. Darbeler yaptı (12 Mart, 12 Eylül…), iktidarları değiştirdi. Dahası, TSK içinden parlak subaylarımız NATO okullarında “eğitilerek” en hafif deyimiyle NATO hayranı – bağımlısı… kılındılar. Haydi beyinleri yıkandı, assimile edildiler demeyelim.. ADD’deki yönetim görevlerimiz döneminde (1996-2006) verdiğimiz konferanslarda, gittiğimiz yerlerde askeri garnizonun en üst düzey komutanlarını ziyaret eder, etkinliğimize çağırır, ülke sorunlarını konuşurduk. Çok sayıda generalin NATO aleyhinde bize söz söyletmek istemediğini, NATO’ya toz kondurmadığını acı acı anımsıyoruz. Biz bir çırpıda “malum solcu” oluyor, hatta “işin derin içyüzünü kavrayamayan” olarak “alaycı” karşılanıyorduk.

Yaşanan acı olaylar TSK’ya da gerçekleri sanırız biz Aydınlardan sonra öğretti. Örn. İtalya NATO Kolejinde Türkiye’yi de parçalamayı öngören BOP haritasının Türk subaylara açılması önemli bir kırılma noktası oldu. 1974’te ABD Başkanı Johnson’un Başbakan İ. İnönü’ye mektubu da.. Kıbrıs’ta NATO silahlarını kullanamazsınız ültimatomu.. Ekleyelim; Almanların Leopard tanklarını PKK’ya karşı kullanmamızı istememesi, onarım – bakım – modernleştirmeye ambargo koyması..

1984’ten bu yana süregelen PKK ile Türkiye’yi de-stabilize etme, giderek bölme çabası artık bardağı aşıran dev damlalar olmalı. Kandil’e kara operasyonumuza ABD’nin sürekli engel olmasına ne demeli??

Sonuç olarak                                 :
ATATÜRKÇÜ DIŞ POLİTİKA ilkelerine dönülmelidir.
– Aktif tarafsızlık – bağlantısızlık ile hiçbir ittifaka girmeden herkesle dostluk kurmak;
YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ
– Kimsenin toprağında gözümüz yok, 1 karış toprağımızı da vermeyiz.
– BM’nin “sınırların değişmezliği” ilkesine saygılı ve bağlıyız.
– Kimsenin içişlerine karışmayız, karşılığını da bekleriz.
– Savaş, milletin yaşamı tehlikeye düşmedikçe bir cinayettir.. (ATATÜRK)
– Büyük güçler arasında denge politikası güdülmelidir.

ABD ile Türkiye’nin hiçbir stratejik ortak hedefi yoktur, kalmamıştır..
Tersine, ABD’nin özellikle Ortadoğu politikaları ülkemizi de bölmeyi hedeflemektedir.
Varşova Paktı dağılmış, soğuk savaş neredeyse çeyrek yüzyıldır bitmiştir..
NATO’nun hiçbir anlam ve işlevi kalmamıştır.
ABD ile stratejik ortaklık ne yazık ki stratejik karşıtlığa (haydi düşmanlık demeyelim..) dönüşmüştür.

  • Tüm kağıtlar yeniden karılmalı ve yepyeni bir küresel denge rejimi kurulmalı;
  • Türkiye de orada tam bağımsız – onurlu – barıştan yana – egemen/eşit – dünya uluslar ailesinin saygın bir üyesi – demokratik hukuk devleti olarak, uluslararası hukuka bağlı,
  • ülkesiyle ve ulusuyla bölünmez bir bütün olarak varlığını sonsuza dek sürdürmelidir.

AKP politikaları bu ilkelerden henüz ve hala çok uzaktır ne yazık ki.. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 saati aşkın görüşmesinin ne gereği ve anlamı vardır? Üstelik görüşmede resmi tercüman olmadığı ve resmi tutanak tutulmadığı basında yazılmaktadır. Bu dehşet verici bir durumdur ve halktan – basından – tarihten birşeyler mi kaçırılmak istenmektedir?? Yeni ve tehlikeli serüvenler mi kotarılmaktadır?? Bu sorular rahatsız ediyor ve sorulması istenmiyorsa, diplomasinin kurallarına uyulmalıdır. Sorunlar ciddi ve ağırdır. En azından TBMM’de gizli oturumda görüşülmeli ve tutanaklar devlet arşivine girmelidir.

  • AKP = Erdoğan, ABD tarafından defalarca kandırıldığını belirtmektedir!

Bu çok hazin bir itiraftır, ayıptır, utandırıcıdır ve Erdoğan’ı kurtarmaya yetmez, yetmemelidir. Böylesine acı ve kahreden bir tablodan sakınmak ve ülke – ulus çıkarlarını en yetkin biçimde savunabilmenin yolu, Devletin kurumsal düzeneklerini kullanmaktır; burnunun dikine tek başına ve çok bilmiş tavırlarla kostaklanmak asla değil..

Artık yeter!

Bu bağışlan(a)maz hatalar yüzünden ülkemiz sıcak çatışmaların / savaşın içine bile sürüklendi. Çok ağır maddi – manevi  bedeller ödemeye mahkum olduk, ödüyoruz.. Her gün şehitler veriyoruz. Hiç kimsenin böylesine ağır bir faturayı Türkiye’ye ödetme hakkı olamaz! Hele hele hem bu durumlara ülkeyi sürüklemek, ardından da “beka” savaşı veriyoruz tafrası atmak! Halkın beynini yıkamaya dönük mesajlar dışında ağzını açanı da tehdit etmek, hapislere atmak, işine son vermek.. Olacak şey değil.. AKP hızla hatta derhal bir şokla normalleşmek zorundadır.

Sevgi ve saygı ile. 18 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YANLIŞTA ISRAR…

Konuk yazar : Nusret KEBAPÇI

YANLIŞTA ISRAR… 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Derler ki “Bir ceketin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeleri de yanlış iliklenir.”
Bunu neden söyledim? Şunun için…
Suriye politikamızda daha 2011’de başlayan yanlışlıklar bugün hala sürdürülmeye çalışılmaktadır da onun için.
Şimdi şöyle bir düşünün… Bizim bu operasyona yönelmemizdeki neden…
PYD’nin ABD ve diğer batılı emperyalistlerin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurmaya çalışması değil mi? Peki, o halde herkesin kendine sorması gerekmez mi?
Nasıl oldu da Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma gerçekleşebildi?
Aslına bakarsanız nedeni belli… ABD Türkiye’deki iktidarı… Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte kullanarak pek çok ülkeden de teröristlerin desteğiyle Suriye’deki merkezi devleti zayıflattı… Doğada olduğu gibi otoritede de boşluk olamayacağından hemen ABD desteğiyle PYD kantonları kuruluverdi.
İşte bugün yakındığımız ve Afrin operasyonuna gerekçe yaptığımız güneyimizdeki oluşumun nedeni bu. Bunu söyleyince…
“Tamam, iktidar hata yapmıştır ama bu iş böyle bırakılabilir mi?”
“Türkiye bu konuda hiç bir tepki göstermemeli mi?” de diyebilirsiniz ama…
Bence bunun için önce hatanın kabul edilip ders çıkartılıp sonucunda da doğru politika izlenmesi gerekir ancak kimsenin böyle bir niyeti yok… Nereden mi anlaşılıyor?
Şuradan… Hani iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız falan diyor ya…
Gerçekten bu düşüncede olan bir devlet, adı Suriye muhalifi olarak anılan bir örgütü yanına alan bir politika izler mi? Bu işin bir yanı…
Ya merkezi devletle konuşmama sorununa ne demeli? Gerekçeleri de hazır…
Neymiş “Esad kanlı katilmiş, 1 milyon kişiyi öldürmüş…”
El insaf… Adamlar bizim de içinde olduğumuz pek çok ülkeye karşı ülkelerini koruma mücadelesi vermiyorlar mı?
Kaldı ki siz… Yunanistan’la; üstelik bizi Ermeni soykırımıyla suçlamasına…
Ege adalarını işgal etmesine… Ve Kıbrıs’ta bizi işgalci olarak görmesine rağmen konuşmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz…
Ya İsrail’le ilişki kurarken? Bu devletin bugüne kadar kaç Müslüman’ın katili olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
Papa’ya gelince… Adam bizden Heybeliada Ruhban Okulunun, Fener Rum Patrikhane’sinin açılmasını istiyor mu? İstiyor…
Yetmiyor… Bizi Ermeni soykırımıyla da suçluyor…
Ama her nedense tüm bunlar sizin Papa’yla konuşmanıza engel falan da olmuyor…
ABD’ye gelirsek… Bu devletin bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıp 22 ülkenin haritasını yeniden çizmek istemesine… Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atıp parçalamaya çalışmasına… Üstelik yetmez gibi PYD’ye silah vermesine…
Ülkemizdeki de dahil olmak üzere tüm dünyada ulusal bağımsızlığı korumak isteyen yönetimlere darbe düzenleyip, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan yazar ve çizerleri öldürmesine… Hatta FETÖ’yü bile vermemesine rağmen…
ABD ile konuşmakta hiçbir sakınca görmeyebiliyorsunuz…
Yani demek istediğim; bölgede kurulmak istenen Büyük Kürdistan’ı engellemenin bugün tek yolu bulunmaktadır… O da Suriye ile birlik olup, bu planı bozmak
Aksi halde bunun dışındaki her girişim ABD’nin değirmenine su taşıyacak,
ABD’nin Suriye’yi parçalama planının bir parçası olacaktır… (14.02.2018)
========================================
Dostlar,

Sayın Nusret Kebapçı nazik bir konuyu irdeliyor. AKP – Erdoğan en küçük eleştiriye müthiş köpürür, 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a bile “gereken yapılacak” tehdidi savururken!
Yöntem olarak sorular sormak ve onlara yanıt üreterek us yürütmeyi seçmiş Sn. Kebapçı. Bildiğimiz Sokratik yöntem..
İktidarın bu sorulara “eyyyy” diye başlayan, “ulan ahlaksız..” ile sürmeyen bir tarz ile; dinleyip yararlanma olgunluğunu göstermesi gerek.
AKP – RTE’nin hata yapma şansı – kredisi kalmadı artık.
“Kandırıldık” söylemlerinden bıktık, ülkemiz de duvara dayandı. Şehit – gazi verildiğimiz bir savunma savaşına sürüklendik.

  • AKP – Erdoğan, soruna içtenlikle “milli” olarak bakıyorsa, Milletin Meclisi ile yönetmelidir bu süreci.

Tıpkı Kurutuluş Savaşımızın Mustafa Kemal Paşa tarafından 1. BMM eliyle yürütüldüğü ve o olağanüstü koşullarda bile hep Meclise hesap vererek, hep ondan yetki ve izin isteyerek…

Sevgi ve saygı ile. 17 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Tillerson’ın Türkiye ziyaretinin düşündürdükleri

Tillerson’ın Türkiye ziyaretinin düşündürdükleri

Onur Öymen 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ankara’daki temaslarından sonra basına yapılan açıklamalar ortak bir çalışma grubunun kurulması dışında kamuoyunun beklediği somut sonuçların elde edilemediğini ortaya koymuştur.

Her ne kadar Tillerson basın toplantısında iki ülke arasındaki ilişkilerin önemini vurgulayan ifadelerde bulunmuş ve stratejik ortaklıktan söz etmişse de, Türkiye için ciddi kaygı yaratan konularda, Amerika’nın bilinen tutumlarında olumlu yönde bir değişiklik olabileceği anlamına gelen bir görüşe yer vermemiştir. Hatta, Menbiç konusunda Başkan Obama zamanında verilen sözleri teyit edici bir beyanda dahi bulunmamıştır.

Bu çerçevede Tillerson, PYD’ye verilen silahların geri alınacağı veya en azından bundan sonra silah verilmeyeceği yolunda bir taahhütte bulunmamıştır. Tillerson Türkiye’ye gelirken Lübnan’da yaptığı açıklamada ABD’nin PYD’ye ağır silah vermediğini, dolayısıyla geri alacağı hiçbir şey olmadığını ifade etmişti. Onun bu sözleri, Pentagon sözcüsünün 2017 Kasım ayında PYD’ye verilen ağır silahların toplanacağı yolundaki sözleriyle açık bir çelişki oluşturmaktadır.

Tillerson’ın ifadeleri aynı zamanda Amerikan Savunma Bakanı James Mattis’in, Milli Savunma Bakanımız Nurettin Canikli’ye Brüksel’de söylediği sözlerden de çok farklıdır. Basına yapılan açıklamada, PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiye edilmesi için Türkiye’yle Amerika’nın birlikte çalışacağı yolunda herhangi bir ifadeye de rastlanmamıştır.

Basın toplantısında Fethullah Gülen’in iadesi gibi Türkiye’nin önemle talep ettiği konuların kurulacak komisyonlarda inceleneceğinin ötesinde bir vaatte bulunulmamıştır.

Bütün bunlara rağmen, Türkiye ile Amerika’nın bir diyalog sürecine girmesi ve bu amaçla bazı mekanizmaların oluşturulması, iki ülkenin birbiri hakkında konuşmak yerine birbiriyle konuşma yolunu seçmesi gerginliği tırmandırma politikasından iyidir. Ancak, başlatılan sürecin somut sonuçlar vermemesi ve daha çok kamuoyunu yatıştırma amacına yönelmesi halinde yaratılacak hayal kırıklığı büyük olacak ve bu durum ilişkilerimiz üzerinde daha da ciddi hasarlara yol açacaktır.

Şimdi Amerika’nın Ortadoğu politikasını yeniden gözden geçirmesinin, terörle mücadele gibi yaşamsal konularda ilkeli bir yaklaşım benimsemesinin ve Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını daha fazla dikkate almasının zamanıdır.

Saygılar, sevgiler, 16.02.2018
=============================================
Dostlar,

Çok değerli, çok birikimli ve yurtsever diplomat, Dışişleri önceki müsteşarlarından  Sn. Onur Öymen’e öncelikle çabası için teşekkür borçluyuz. 80’e yaklaşan yaşına karşın ülkemiz için çabasını sürdürmekte. Ancak, bu yazısında Türkiye adına beklentileri hep ABD’den ve ülkemiz edilgin (pasif) konumda “birşeyler” bekliyor, umuyor, istiyor. Oysa ülkemizin daha etkin bir konum aması ve elini daha da güçlendirmesi olanakları var. Üsler ve NATO üyeliği bunların en başında gelen 2 stratejik koz. Ayrıca bir yığın da ikili anlaşma var ABD ile aramızda. PKK sorunu 1984’ten bu yana 34 yıldır başımız bela ve ABD açık açık bu bölücü örgüte ve uzantılarına (PYD, YPG, KCK vd.) desteğini pervasızca sürdürmekte..

  • Türkiye 34 yıldır bir beka savaşı vermekte, daha dün Afrin ile başlamadı bu dava! Öncelikle bu saptamayı yapmakta büyük yarar var.
  • Türkiye artık siyasal satranç tahtasında piyonlarla oynamayı sürdüremez. Haydi “ŞAH” diyemiyorsa da Vezirini ileri sürmelidir; bu, ABD’denin ülkemizdeki üsleridir. Bu kılıcınızı çekemiyorsanız, kınında çürümeye mahkum kalır.
  • Ya da artık stratejik ortaklık hele hele stratejik müttefiklik olgularının içi tümüyle boşalmıştır. Tam tersine, ABD’nin stratejik çıkarları ile bizimkiler açıktan açığa çelişmektedir. Bu gerçekliğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir.

1964’te Kıbrıs’taki soydaşlarımızı Rum soykırımından kurtarmak için askeri müdahale zorunlu olduğunda, ABD Başkanı Johnson bir mektupla (gerçekte ültimatom!) NATO silahlarını bu amaçla kullanamayacağımızı ihtar etmişti. Yoksa 6. Filo bölgeye yollanacaktı.. Başbakan İsmet İNÖNÜ’nün yanıtı son derece onurludur :

  • Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır..

Ve Türk jetleri adadaki Rum mevzilerini bombalar.. Sonrasında da CHP iktidarında Bülent Ecevit Başbakan iken 1974 çıkartmaları yapılır Kıbrıs’a ve KKTC’nin kurulmasına giden yol açılır. Böylesi bir ilkeliliği AKP iktidarından beklemek hayalcilik olur.

  • AKP iktidarının anti-emperyalist olduğunu sanmak saflıktır.

1969’da ABD donanması İstanbul’a gelmesin diye protesto yapan solcu gençlerden ikisini öldüren (Kanlı Pazar!) geleneğin – köklerin sürekleridir. Bu kışkırtma o günlerde başta Mehmet Şevket Eygi olmak üzere Türk dinci sağının yazıları ile yapılmıştı.

AKP; gündemi değiştirmek, geçmiş vahim hatalarını az çok telefi etmek ve düşen oylarını toparlamak için bir aksiyona, bir başarıya, sıra dışı bir eyleme mahkumdur. Ne yazık ki, Afrin operasyonuna elimizi mahkum kılan politik hatalar, AKP tarafından zincirleme yapılmıştır. Dolayısıyla AKP’nin ABD’yi açıktan karşısına alması beklenemez, hayal bile edilemez.

Üstelik ABD dış politikasında, özellikle Ortadoğu’da derin tutarsızlıklara düşmüş iken; uluslararası saygınlığı – gücü hızla azalma – aşınma sürecine girmişken..

Sonuç olarak Sn. Öymen çok iyimser, suya – sabuna dokunuyor, yaraya pansuman öneriyor..

Sevgi ve saygı ile. 16 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com