Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.

  • Muharrem İnce  : Erdoğan ne söylesem cevap veriyor, bir tek diploma konusunda konuşmadı.(Trabzon 29.5.18)
  • CHP’nin / Millet ittifakının CB adayı Muharrem İnce’nin görkemli Ankara mitingi, 22.6.18

İnce'nin Ankara mitingi ile ilgili görsel sonucu

  • CHP’nin / Millet ittifakının CB adayı Muharrem İnce’nin görkemli İzmir mitingi, 21.6.18

Muharrem İnce İzmir mitingi ile ilgili görsel sonucu

  • Döviz yükselmesi, gerçekte TL’nin değer yitirmesi sürüyor, resmi faiz %20’ye dayandı ama paramızın erimesi engellenemiyor. Ama halka “Doların ateşi çıktı / doların ateşi düşmüyor..” diye utanmadan masal anlatılıyor. Hasta edilen TL oysa! AKP = RTE 2002’de iktidar olduğunda 1 $ =1,30 TL idi.. 15,5 yıllık mutlak iktidar sonunda 5 TL’ye koşuyor. Bu yangının, güdümlü / kurgulu yoksullaşTIRmanın hesabı sandıkta mutlaka sorulmalı, sorulacak!
  • AKP = RTE bu yıkımı konuşmaktan özellikle kaçıyor.. Halkla dalga geçen bir kek – kıraathane tuzağı kuruluyor. Çok ağır bir ekonomik bunalım artık kapıdan içeri girdi, alevler bacayı sarıyor ama gündem oyunlarıyla şizofrenik bir yanılsama – yarılma sürecindeyiz.. Çok ciddi bir sosyal şizofreni yaşatılıyor Türk Ulusuna; bu ihanete mutlaka ve acil çare gerek, bulunacak!
  • Ölümcül hastayız ve nedeni AKP=RTE’nin akıl ve bilim dışı, asla yerli ve milli olmayan güdümlü, despotik politikaları! AKP=RTE’den kurtulmadıkça bu yangına çare yok!
  • RTE artık yer, zaman, olayları karıştırıyor; üstelik sıklıkla! Bu çok ama çok tehlikeli!
    Kimilerine metal yorgunluğu derken motorda metal paslanması görülüyor. CB adayları sağlık raporu alıp kamuoyuna açıklamalı. RTE bu tükenmişlikle, nostalji sömürüsüyle nereye?
  • ERDOĞAN’ın BİLİŞSEL DURUMU

İnsanlar korkuyu aşıp telefonda, yaşadıkları somut ve ağır sorunları aktarıyor; RTE “.. teessüf ederim bunlara.. bi defa tetkik etmeden konuşuyorlar.. diyor.. 15 yıl önce evlerde fırın var mıydı, buzdolabı var  mıydı, hastanelerde MR – tomografi var mıydı.. diyor. Kendisinden çok önce yapılmış havaalanı, açılmış üniversiteleri kendisinin kurduğunu söyleyebiliyor.. Yüzünden, gözünden, bedeninden, sesinden ağır yorgunluk – tükenmişlik akıyor.. Halkın sorunlarına kökten yabancılaşmış; zaman – yer – kişi – olay yönelimi ve bağlantısı, düşünce akışında ciddi kopukluklar var.. Böyle bir insanın ivedilikle tıbbi destek alması ve işi – gücü bırakıp uzun süre dinlenmesi, tedavi olması gerek! Bu durumda bir kişi hiçbir ciddi iş yapamaz, değil ki Devlet başkanlığı!

  • Dikkat alarm, kırmızı alarm, kırmızı alarm, kırmızı alarm!

SANA OY VERMEYECEĞİM!

Erdoğan’dan 3 itiraf                      :
BİRİNCİ İTİRAF: “Valiler, verdiğimiz talimatlar gereği PKK’ya operasyon yapmadı.”
İKİNCİ İTİRAF: “Cemaatteki (Fetullahçılar) kardeşlerimiz, şimdiye kadar bizden ne talep ettiler de yapmadık?”
ÜÇÜNCÜ İTİRAF: “İstanbul’a ihanet ettik. Bundan ben de sorumluyum.”

Çöktü artık han ve hamam / Haydi reis vakit tamam
Yetiştirdin bol bol yamyam / Haydi reis vakit tamam (Anonim)

Erdoğan artık politikadan çekilmeli, Türkiye’nin yakasından düşmelidir!
Faiz Arttı Peki vatanı kim sattı ?
Turkiye’nin_iflasi_basladi

AKP = ERDOĞAN’a DİZ ÇÖKTÜREN BORÇ ÇIKMAZI
Osmanli’nin_iflasindan_ders_almak

  • Erdoğan ülkemizi bir anonim şirket gibi yönetmek istediğini açıkladı. Türkiye kimsenin babasının malı olmadığı gibi, Erdoğan da CEO değil. Demokratik bir ülkede egemenlik bağsız koşulsuz halkındır, TEK ADAMIN asla değil
  • Şehir hastaneleri UTANÇ VERİCİ BİR KİTLESEL – TOPLUMSAL HARAÇTIR!
  • ŞEHİR HASTANELERİ AÇIKÇA KÜRESEL SERMAYEYE KAPİTÜLASYONDUR ve Lozan Anlaşmasına da aykırıdır!
  • CB adayları ve siyasal partiler bu temaları halka işlemek iktidardan hesap sormak zorundadır! İktidar değişikliğinde bu küresel talanın durdurulacağı sözü halka verilmelidir.
  • AKP’nin sağlık politikası asla yerli – milli değildir; kendisine dikte edilmiştir.
  • AKP iktidarı, sağlıkta da bu küresel soygun politikalarının taşeronudur!
  • Erdoğan, nasıl oluyor da, “biz yerli ve milliyiz” diyebilmektedir!? Çok utandırıcı!
    devamı : http://ahmetsaltik.net/2018/06/15/saglik-sistemi-insan-onurunu-hice-sayiyor/
    *****
  • AKP kurucusu Abdüllatif ŞENER 2000 Mayıs’ında 4 kişi Amerika’ya gitti; Tayyip Erdoğan, Turhan Çömez, Ahmet Ergün ve Ali İbiş. … Tayyip Erdoğan’ın ilk Pensilvanya ziyaretinde yanında Ahmet Ergün vardı.. Birlikte ABD’ye gittiklerinde Ahmet Ergün’le beraber Pensilvanya’ya gittiler ve Fethullah Gülen ile görüştüler. (Cumhuriyet, 11.06.18)

CHP lideri, Erdoğan'a meydan okuduKılıçdaroğlu, “FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkarmamak için OHAL’i sürdürüyorlar. FETÖ’nün 1 numaralı siyasi ayağı, Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden  zattır. beceremezler değil yapamazlar. Çünkü kendileri.”
****
AKP’li Can'dan çok konuşulacak FETÖ itirafıAKP’li Can’dan FETÖ itirafı : AKP’li vekil Ramazan Can; 2013 yılı 17-25 Aralık operas-yonlarına dek, siyaset, ticaret ve bürokraside yükselmenin FETÖ ile işbirliğinden geçtiğini anlattı. “Eğer bunun hesabını verecek olanlar varsa başta biz siyasetçiler olarak bizler vermek durumundayız.” (YURT, 12.6.18)

  • CB adayı AKŞENER‘den  RTE’ye (Samsun 26.5.18; Kırıkkale 4.6.18) FETÖ’cü mü arıyorsun, aynaya bak aynaya, FETÖ’cünün şahını göreceksin!


Akşener (Edremit, 18.3.18): Açılan çukurları sizin çocuklarınız mı kapattı? 726 şehit verdik yanlış politikalarınız yüzünden!” (AS: Afrin operasyonunda ayrıca 52 şehidimiz  var. 778 vatan evladı hangi yanlış AKP politikalarına kurban edildi?? Hesabını kim verecek? Sizin çocuklarınız para verip askerlik yapmadı! Fakir-fukara şehit-gazi oldu, oluyor.

  • CHP lideri Kılıçdaroğlu (TBMM grup toplantısı, 08.05.2018): Aile boyu devleti soyan adam yolsuzlukla mücadele eder mi?
  • Sinan Meydan’ın “Hangi Yeni Türkiye?” başlıklı yazısının mutlaka okunmasını öneririz..
  • AMERİKA’YA NE VERDİNİZ?
    .. Çavuşoğlu ile ABD’li meslekdaşı Mike Pompeo buluştu.. Tam seçim arifesinde ABD, Türk Ordusu’nun Münbiç’e girip devriye gezmesine olur verdi, Kandil operasyonuna yeşil ışık yaktı. Bunlar ne tesadüf ne de ABD’nin Türkiye aşkı.. Çünkü o ABD değil mi..  YPG/PKK’ya 5 bin TIR dolusu silah gönderen? ..şimdi ne oldu veya ABD’ye hangi sözler verildi de, .. sözde güller açıyor? Yoksa seçimde ABD desteği adına, “Fırat’ın doğusu PKK’nın olsun” sözünü mü verildi veya Kıbrıs’ta istediğiniz olsun mu dendi? Değilse açıklayın, Paxamiracana bir şey almadan afedersiniz b*k*nu bile vermez! (S. Önkibar, AYDINLIK, 20.6.18)
  • Sıra Kandil – Münbiç atraksiyonunda.. seçime 3 gün kala ABD ile danışıklı “operasyon” !?
    ABD ile danışıklı Kandil – Münbiç senaryosunu pazarlamak, seçimde “oy”a dönüştürmek gibi mide bulandıran manevralar.. Dileriz bu halk kendisini bunca aşağılayan – aklıyla alay eden siyaset bezirganlarını bağışlamayacaktır… Yazmıştık daha önce de :
  • AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!

amasya genelgesi ile ilgili görsel sonucu

amasya genelgesi ile ilgili görsel sonucu

Sevgi ve saygı ile. 22 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

Önceki yazılarımızdan               :
2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınladığımız 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için : http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/

20 yıl önce ADD Edirne Şb. Bşk. iken FETÖ için yaptığımız uyarı:
Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, 
acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

ŞEHİR HASTANELERİ TALANI https://youtu.be/-m6zrV8_Cqg
Sehir_hast._Hastanelerimizi_kapatmayin_Bayazit_Ilhan
SEHIR_HASTANELERİ_TALANI_07.03.2018
https://youtu.be/ezlEbMful6c  (konuşmamızın bir bölümü)
Nişasta Bazlı Şeker sorunu :  https://youtu.be/DH5POLayYIM?t=6   https://youtu.be/3ddTIm4MKLo?t=2853  NİŞASTA BAZLI ŞEKER ve HALK SAĞLIĞI
ŞEKER FABRİKALARI     Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri
YUNUS’un MİSTİK MATEMATİĞİ…
NÜKLEER SANTRAL DAYATMASININ HAZİN İÇYÜZÜ
ERDOĞAN 2019 SONRASINI DAVUL ÇALARAK İLAN EDİYOR!
ÇOCUKLARINA TECAVÜZ EDEN %95’i MÜSLÜMAN BİR TOPLUM
16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur
DİNCİ – KİNCİ NESİLLER YETİŞTİRECEK EĞİTİMİ HALKIMIZ REDDECEKTİR!
– R.T. Erdoğan Diyarbakır’da, tarih 1 Nisan 2017 : “Türk demiyorum, millet diyorum..”

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

24 Haziran 2018’de seçilecek Cumhurbaşkanının Olağanüstü Yetkileri

24 Haziran 2018’de seçilecek Cumhurbaşkanının Olağanüstü Yetkileri

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’de erken seçimlerin yapılacağı 24 Haziran’dan sonra parlamenter sistemin yerini, 16 Nisan 2017’de yapılan referandumda kabul edilen cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi alacak.

Peki cumhurbaşkanlığı sistemi ne tür değişiklikleri getirecek?

Referanduma kadar cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa partisiyle ilişiğinin kesilmesi gerekiyordu. 1961 Anayasası’ndan beri yürürlükte olan bu şart referandumla birlikte ortadan kalktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP genel başkanlığını sürdürdüğü gibi yeni cumhurbaşkanı da parti üyeliğini sürdürecek.

Anayasa’nın 101. maddesi, “Seçimlerin tamamlanamaması halinde yenisi göreve başlayıncaya dek, varolan Cumhurbaşkanının görevi sürer” diyor.

Başbakanlık kalkıyor

Yeni sistemin en önemli yeniliklerinin başında, başbakanlık makamının ortadan kalkması geliyor.

Başbakanlık biçim ve içerik değişikliği ile birlikte 1. Murad zamanından beri (1320) Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde varlığını sürdürüyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda vezir-i azam, sonra sadrazam denen bu makam, Tazminat’la birlikte Batılı sistemdeki başbakanlık yetkilerini sahip olmuş TBMM’nin açılmasından sonra 1961’e dek başvekil olarak adlandırıldıktan sonra 57 yıldır da başbakan olarak yürürlükteydi.

Başbakanlık makamının kalkmasıyla yürütme yetkisi, Cumhurbaşkanı’na geçiyor.

Cumhurbaşkanı’nın yetki ve sorumluluklarının düzenlendiği Anayasa’nın 104. maddesinde “Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder” deniyor.

Daha önce başbakanı atayan Cumhurbaşkanı artık, cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atama ve görevlerine son verme yetkisine sahip.

Kanun Hükmünde Kararname’nin yerine Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi geliyor

Referandumda onaylanan değişikle kanun hükmünde kararname yerine cumhurbaşkanlığı kararnamesi geldi.Daha önce Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi TBMM tarafından Bakanlar Kurulu’na verilirken yeni metne göre, “Cumhurbaşkanı’na yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” çıkarabilme yetkisi bulunuyor.

Cumhurbaşkanı sanki tarafsız ve sorumsuz bir cumhurbaşkanının sahip olduğu “Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir” yetkisini yeni dönemde de koruyacak. Ayrıca “Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası” yetkisine de hala sahip.

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları nasıl yargılanabilir?

Cumhurbaşkanı Meclis’in denetimine açık değil

Ancak Meclis’te cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar hakkında soruşturma açmak mümkün.

Meclis üyelerinin yarısının oyuyla -300 milletvekili- cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanları hakkında soruşturma açılabilir. Ancak soruşturma komisyonu kurulabilmesi üye tam sayısının 3/5’inin (360 milletvekili) oy vermesi gerekiyor. Komisyonun hazırlayacağı rapor sonrası TBMM üye tam sayısının 2/3’sinin oyuyla (400 milletvekili) Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar Yüce Divan’a sevk edilebiliyor.

Bu arada Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanların yargılanacağı Yüce Divanı oluşturan Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’si Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş olacak.

Mevcut Anayasa’da yürütmenin başı olan başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önergeyle (55 vekil!), soruşturma açılması istenebilirken, üye tam sayısının yarısının (276 vekil) kabul etmesi durumunda bu kişi veya kişiler Yüce Divan’da yargılanabiliyor(du).

Gensoru kalkıyor!

Mevcut Anayasa’da var olan TBMM üye tam sayısının yarısının (276 vekil) katılımıyla başbakan ve bakanları düşürmek için gensoru verme hakkı da tarihe karışıyor.

  • Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında gensoru verilemeyecek.

Cumhurbaşkanı’nın yapacağı bütçede Meclis değişiklik yapma hakkına sahip değil

Daha önce Bakanlar Kurulu’na ait olan bütçe yasası teklifi yetkisi, Cumhurbaşkanı’na devrediliyor. Yürürlükte olan yasaya göre, Meclis bütçede değişiklik yapma hakkına sahipken artık bu haktan yoksun kalacak.

Meclis’in bütçeyi onaylamaması durumunda “geçici bütçe yasası çıkarılır. Geçici bütçe yasasısının da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye dek bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır.” Böylelikle Meclis’in bütçe üzerindeki etkisi de sona ermiş oluyor.

OHAL ilanı artık Cumhurbaşkanı’nın yetkisinde

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, Cumhurbaşkanı, “savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması, tabii afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tümünde veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal” ilan edebiliyor.

Daha önce Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulu’nun görüşünü aldıktan sonra OHAL ilan edebiliyordu.

Bir kişinin 15 yıl cumhurbaşkanlığı yapabilmesi olanaklı

Cumhurbaşkanı’nın görev süresi, mevcut Anayasa’da olduğu gibi beş yıl ve bir kişi en çok iki dönem Cumhurbaşkanı seçilebiliyor.

Ancak Cumhurbaşkanı’nın 2. döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilirse, Cumhurbaşkanı bir kez daha aday olabiliyor.

Yeni düzenleme Meclis’te çoğunluğu sağlayabilen bir Cumhurbaşkanı’na on beş yıl cumhurbaşkanlığı sağlayabiliyor.

(Hilmi Hacaloğlu, https://www.amerikaninsesi.com/a/yeni-sistemde-cumhurbaskaninin-yetkileri-cok-artacak/4361618.html)
===================================

Evet dostlar..

Durum böyle ciddi, kritik, nazik, vahim hatta vahim ötesi!..

24 Haziran 2018 günü sandıktan çıkacak Cumhurbaşkanı neredeyse “Kral” gibi yetkili olacak
Osmanlı padişahlarının bile Başvezirleri vardı, şimdi yok..
1. Meşrutiyet (1876) sonrası Meclis ve Vekiller Heyeti vardı.
Şimdi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi denen AKP’nin dış güdümlü olarak dayattığı dünya da benzeri olmayan ucube sistem, meşrutiyet sonrası Osmanlı Sultanından daha yetkili.. Mutlakiyete, 1876 öncesine dönüş gibi neredeyse..

  • Amaç tek bir adamı ele geçirip Türkiye’yi dışarıdan yönetmek..

Batılılar açıkça yazıp – çizdiler – söylediler.. Yok TBMM, yok Anayasa Mahkemesi, yok Senato, yok TSK, yok sivil toplumun gücü… bunlarla uğraşmak istemiyorlar..

1 Mart 2003 Tezkeresinin TBMM’de 100 dolayında yurtsever AKP’li vekilin de sağduyusuyla reddedilmesi kırılma ya da dönüm noktası oldu. 2 haftalık Başbakan RTE ilk sınavında sınıfta kalmıştı! Düğmeye o zaman basıldı.. 2 ya da 2,5 parti ve TEK ADAM REJİMİ biçildi Türkiye’ye. Haydut devlet, 4 Temmuz 2003’te Irak’ın kuzeyinde 11 subayımızın başına çuval geçirmekle yetinmedi, yetinemezdi!

Atlantik ağası” Adamını suça buladı, peeeeeeeeek çok belge – bilgi ile kuşatıp Güliver‘in bağlanması gibi deyim yerinde ise “sabitledi”..

Giderayak Afrin, Fırat Kalkanı gibi sınırlı operasyonlara göz yumdu ve son olarak Münbiç ve Kandil senaryolarına “pembe ışık” yaktı.. Kandil’de 35 üst düzey PKK-YPG yöneticisi salak salak TSK bombardımanını bekliyorlardı ve akılsızlıklarına doymasınlar, keklik gibi avlandılar!

Bu kadim halk bu utanmaz masalları – oyunları yutacaksa diyecek birşey yok..

Üstelik olağanüstü yorgun / bitkin, zaman – yer- kişi – olay yönelimi bozulmuş, düşünce akışı ve belleğinde ciddi boşluklar – bozukluklar… olan birisini yeniden SULTAN GİBİ YETKİLENDİRMEK!?

Erdoğan 15,5 yıldır kesintisiz ve tek başına mutlak iktidarla ülkeyi yönetmekte..
Gelinen yer İFLAS EŞİĞİ!

  • Borçlar döndürülemiyor, ekonomi cayır cayır yanıyor!

    24 Haziran 2018 sonrası yürürlüğe girecek Anayasa değişiklikleri ile (yukarıda verildi), kuramsal olarak 15 yıl daha (3 dönem) mutlak yetkili CB olarak kalması olanaklı.. Bu senaryo işlerse, halen 65. yaşının içinde olan RTE, yaşarsa 80 yaşına dek ve toplamda 30,5 yıl Türkiye’yi tek başına yönetmiş olacak. Uygar dünyada buna benzer tek bir demokratik ülke var mı??

Sevgi ve saygı ile. 22 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Emekli olmana az kaldı!

Emekli olmana az kaldı!

Selçuk Erez

Cumhuriyet, 21.6.18

Sevgili Mahmut,
Bu günlerde çok keyifsizmişsin, somurtuyormuşsun. Merak ettim, “Neden böyle yapıyor” diye sordum. Latif, “Emekli edeceklermiş ondan” dedi. Emekli olmanı ertelemek için çareler arıyormuşsun. Yahu yapma böyle. Sırası gelen namusuyla tekaüt oluyor. Sen neden öyle yalancı şahitler bulup yaşını küçültmeye kalkıyorsun? Sakın on yıl, yirmi yıl genç olduğunu gösteren düzmece belgeler çıkarma. Sabıkan var; yemezler!
Emekli olmak yaşamın sonu değildir Mahmut. Birçok insan emekli olduktan sonra eskisinden daha başarılı olmuştur. Belki sen de öyle olursun. Grandma (Büyükanne) Moses adlı Amerikalı bir hatun, 78 yaşında resim yapmaya başlamış ve öyle meşhur olmuştur ki aklın durur: Bugün resimleri, Şikago Sanat Enstitüsü , Nev York’taki Metropolitan Müzesi ve Vermont’da Bennington Müzesi gibi en önemli yerlerde sergilenmekte.
Evet belki hobilerin yok ama senin pek çok yeteneğin var. Her şeyi hepimizden daha iyi bildiğini söylersin. Kuşkusuz bu doğrudur. Televizyondaki bilgi yarışma programlarına girsene; daha da zengin olursun.
Sonra emekliliğin öyle sıkıcı bir şey olduğunu sana kim söyledi? Doğru değil! Kendine ayıracak daha fazla zamanın olur. Mesela canın mı sıkıldı? Çıkarsın sokağa, metroya, metrobüse biner, gider köprüde balık tutarsın. Sonra Kapalıçarşı’ya gidersin, başka bir gün Kadıköy’e uzanırsın; herkes seni bağrına basar.
Sen iyi futbol oynamaz mıydın? Eee? “Futbol oynamam ama hakemlik yapabilirim” demişsin. Bak bu olur ama hakemliği sakın Vodafone Arena’da falan yapma; amatör küme maçlarında çık sahaya… Oralarda öyle tezahürat yapmazlar.
Allahını seversen depresyonlara filan dalıp dünyanın ilacını yutma. Yapabileceğin başka o kadar çok şey var ki… Mesela reklamlara neden çıkmazsın ? Ne reklamı mı? Ne bileyim, egzos veya deodoran, böcek ilacı da olur.
Hiç artistlik yapmayı düşünmez misin? Mesela çizgi filmlerde oynamayı? Şirinler’de pekâlâ Gargamel olabilirsin!
Bunlar içini açmazsa bir şeyler yaz… Yaşam öykünü mü diyorsun? Olur ama başına dert açma; hemen şimdi değil, on sene sonra düşün bunu. Sen en iyisi yaşam öykünden önce bir yemek kitabı yaz; yediklerini tarif etsen beş on cilt dolar.
Ne söylesek bir kusur buluyor, beğenmiyorsun… Sen en iyisi güzel bir estetik yaptır ve değişik adlarla bir yerlere git dolaş. Neresi mi? Brezilya’ya git, Karnaval’a katıl ya da Münih’e, Oktoberfest’e git.
“Canlı bomba olmak istiyorum” mu diyorsun? Yok birader, öyle saçmalama, acele etme… Önce ötekilerini bir dene, olmazsa düşünürsün.
Sağlıcakla kal.
En iyi arkadaşın
Hasan

AK PARTİ’NİN VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GÜNAH DEFTERİ

Araştırmacı ve Siyaset Uzmanı Mehmet Hakan DOĞAN’ın, zihinlerden kolay kolay silinmeyecek, belge niteliğindeki yazısı:

AK PARTİ’NİN VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GÜNAH DEFTERİ

Mehmet Hakan DOĞAN
Araştırmacı ve Siyaset Uzmanı

(AS : Bizim kısa notumuz yazının altında..)

Her Türk vatandaşı gibi ben de 24 Haziran’da sandık başına gideceğim. Hiçbir baskı ve yönlendirme olmaksızın hür irademle oyumu kullanacağım inşallah. Seçimin, şimdiden ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Mesleğim gereği yıllardır sokaklarda, caddelerde, işyerlerinde ve meydanlardayım. Benim işim, siyasî gözlemlerde bulunmak, halkın nabzını tutmak, analizler yapmak ve doğru sonuçlara gitmek. Her seçimde olduğu gibi yine işimin başındayım. Güzel ülkemizi il il, ilçe ilçe geziyorum. Bugün bu yazımda siyasî gözlem, nabız tutma, analiz yapma ve sonuç tahmin etme gibi bir çalışmanın içine girmeyeceğim. Bir vatandaş olarak bugün kendi ruh ve gönül dünyamı sorgulayacağım. Sanıyorum bir kul olarak bu benim doğal hakkım.

16 yıllık iktidarında, değişik zamanlarda Ak Parti’ye oy verdim. Başka partilere de oy verdim. Her oy tercihinde, aklımı, vicdanımı, gönlümü, beynimi ve özümü dinledim. Hiçbirinden pişman değilim. Yine pişman olmamak için bütün samimiyetimle her türlü sorgulamayı yapıp, Allah’ın huzurunda hesap verirken kolay hesap vermeyi arzu ediyorum. Cenabı Hak, bu yaklaşımım ve içtenliğim dolayısıyla bu imtihanımı da kolay kılar inşallah.

Bir büyüğümden dinlemiştim, çok çarpıcı bir benzetme yapmıştı, hiç unutmuyorum. Demişti ki: İnsan hiç olmazsa bir tavuk titizliğinde olmalı; tavuklar çamurun, pisliğin içinden işine yarayanı alır, gerisini bırakır. Ne muhteşem bir teşbih, ne güzel bir örnek. Zaten hayvanlar dünyasını incelediğimizde, her hayvanın insandan daha ileri düzeyde bir özelliğine rastlamıyor muyuz? İnsandan daha hızlı koşan, insandan daha hızlı yüzen, insandan daha hızlı koku alan, insandan daha hızlı gören, insandan daha hızlı yiyen hayvanlar var. Neyse, konumuz bu değil. Ben bu seçimde en az, bir tavuk kadar titiz olacağım. Başkaları beni ilgilendirmez.

Benim konum şu: Bu seçimde Ak Parti’ye oy verecek miyim, vermeyecek miyim? Biraz garip, tuhaf geldi değil mi? Bu nasıl bir soru, seçime sadece Ak Parti mi giriyor, diğerleri hakkında niye bir yorum yapmıyorsun, daha genel bir soru iyi olmaz mı kardeşim, diyebilirsiniz. Haklısınız. Ancak ben kendimi sorguluyorum, kendi kalbimi dinliyorum, kendi içimden geçenleri masaya yatırıyorum. Bir vatandaş olarak Ak Parti’ye devam mı, diyeceğim; tamam mı, diyeceğim? Devam dersem neden; tamam dersem, neden? Sormak, akletmek, kıyaslamak, yorumlamak, sonuca gitmek benim hem meslekî vazifem hem de insanî duruşumdur.

Eğer bir konuda evet-hayır, devam-tamam, iyi-kötü gibi iki seçenekli bir durumla karşılaşırsanız en pratik yol şudur: Elinize bir kalem kağıt alırsınız, sayfayı yukarıdan aşağıya ikiye bölersiniz. Bir tarafa evet, bir tarafa hayır; ya da bir tarafa devam bir tarafa tamam; veyahut bir tarafa iyi, bir tarafa kötü yazarsınız. Yani, bir tarafa olumlulukları, bir tarafa olumsuzlukları yazarsınız. Hangi tarafın liste uzunluğu çoksa tercihinizi o yönde kullanırsınız. Ben de öyle yaptım. Bir tarafa Ak Parti’ye oy vermemin gerekçelerini yazdım, bir tarafa ise vermememin sebeplerini yazdım. Bugünkü tarih itibariyle, vermememin sebepleri, vermemin gerekçelerini ikiye katlamış durumda..

Ak Parti ile ilgili evet, devam, iyi ve olumluluk bildiren gerekçe listemin neredeyse tamamı 2002-2010 yılları arasını kapsıyor. Yapısal reformlar, yatırımlar, yasaklarla mücadele, yenilik, değişim, vatandaşa verilen değer, dış politikada diplomatik dil ve doğru diyalog, sade, samimi ve hizmet düşüncesi ile yapılan güzel çabalar… Ancak; hayır, tamam, kötü ve olumsuzluk bildiren sebepler listeme baktığımda 2010-2018 yılları arasında yoğunlaştığını görüyorum. Yani; yanlış adımlar, yanlış yönlendirmeler, yanlış yatırımlar, yanlış dil, yanlış düşünce, yanlış bakış açısı sonucu; yolsuzluk, israf, şatafat, debdebe, gurur, kibir, ehliyetsizlik, liyakatsizlık, öngörüsüzlük, tarafgirlik ağır basmış, güç zehirlenmesi baş göstermiş ve çürüme başlamış.

Bunun sosyo-psikolojik ve sosyo-politik izahları, ayrı bir yazının konusudur. Bu kısma hiç girmeyelim. Daha anlaşılır, daha müşahhas, daha belirgin olumsuzluklar listesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ak Parti ile ilgili aşağıda sıraladığım listedeki konular, 16 yıl boyunca gözümüzün önünde cereyan eden, bilgi, belge ve arşivleri ile herkesçe malûm olan konulardır. Belki bu liste, Kanunî’nin mezarına, Şeyhülislamdan aldığı fetvaları koydurtma isteği gibi de algılanabilir. Allah’a hesap verirken elde sağlam gerekçeler olsun. Tabi bu listedeki her bir madde, ayrı bir yazının, ayrı bir makalenin konusu olacak kadar hatta her biri için kitap yazılacak kadar uzun konular.

İşte Ak Parti’nin ve onun kurucusu, lideri, yönlendiricisi, baş aktörü Recep Tayyib Erdoğan’ın günah defteri: 

1- Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eş Başkanlığı ve Emperyalizmin Ortadoğudaki Maşalığı
2- Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) İle, 10 Yıllık Yol Arkadaşlığı, Kan Kardeşliği ve Ruh İkizliği
3- Açılım Süreci, Habur Rezaleti, Oslo Kepazeliği, İmralı (Öcalan) Dostluğu, Dolmabahçe Mutabakatı
4- Kıbrıs Politikasında Rauf Denktaş’a Karşı Annan Planı’nın Savunulması ve Evet Kararı
5- Yunanistan Tarafından, Ege’de 18 Adamızın İşgaline Karşı Sessiz Kalınması
6- Yanlış Ortadoğu Politikası, Suriye Rejimini ve Esad’ı Düşman İlan Etme, ABD ve Batı’nın Suriye’yi Parçalama Planına Alkış Tutma
7- ABD’nin Irak’a Girmesine ve 31 Mart Tezkeresi’ne Destek Verilmesi (AS: 2003)
8- Recep Tayyip Erdoğan’a ABD’de, Yahudi Üstün Cesaret Madalyası ve Yahudi Üstün Cesaret Ödülü’nün Verilmesi
9- Müslüman Kardeşler, El Kaide, Hamas, IŞİD, Nusra, Ahrar El Şam ve PKK Seviciliği
10- PYD Terör Örgütü Sözde Lideri Salih Müslim’in, Ankara’da Kırmızı Halılarla Karşılanması ve Sonra Terörist İlan Edilmesi 

11- Sürekli Değişen Dış Politika Yanlışlığı, Sürekli Eksen Kayması, Sürekli Dış Düşmanlar Üretme Hastalığı, Sürekli Dış Güçlere Bağlanan Hatalar
12- Ergenekon ve Balyoz Davalarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin Belinin Kırılması, Türk Milliyetçisi, Vatansever, Atatürkçü Askerlerin Tasfiyesi
13- Kozmik Odanın Kapılarının FETÖ Savcılarına Açılması, Devletin En Gizli Sırlarının Deşifre Olmasına Seyirci Kalınması
14- Yolsuzluk, Hırsızlık, Vurgunun Ayyuka Çıkması ve Kamu Malının Yandaşlar Tarafından İç Edilmesine Ortak Olunması
15- Ehliyet ve Liyakatin Rafa Kalkması, Torpilin Normal Hale Gelmesi, Devletin En Üst ve En Kritik Yerlerine Kendi Adamlarının Yerleştirilmesi
16- Adalet Anlayışının Yerle Bir Edilmesi ve Evrensel Hukuk Nizamının Ortadan Kaldırılması
17- Yargı Bağımsızlığına Gölge Düşürülmesi, Mahkemelerin, Savcı ve Hakimlerin Tartışılır Hale Gelmesi
18- Kalkınmanın Sadece İnşaat Olarak Görülmesi; Eğitim, Kültür, Bilim ve Sanatın Yok Sayılması
19- Devletin En Stratejik Kurumlarının Özelleştirme Adı Altında Satılması ve Yandaş Firmalara Peşkeş Çekilmesi
20- Kamu İhale Yasası’nın 16 Yılda 186 Defa Değiştirilmesi; Yasaya Göre Firma Değil, Firmaya Göre Yasa Düzenlemesi 

21- Eğitime Gereken Değerin Verilmemesi, Sürekli Değişen Sınav Sistemleri ve PİSA Sonuçları
22- Toplumun Bölünmesi, Ötekileştirilmesi ve Kendi Dışındakilere Vatan Haini, Düşman Gözüyle Bakılması
23- Milliyetçiliğin Ayaklar Altına Alınması, Andımızın Kaldırılması ve Milliyetçiliğin Irkçılık (Kavmiyetçilik) Gibi Görülmesi
24- Millî ve Manevî Değerlerin İstismarı, Sömürülmesi, Kur’an’ın Meydanlarda Sallanması ve Muaviye Zihniyeti
25- İslam Ahlakının Temel İlkelerinin Yıkılması ve Dindarlığın Değil, Dinciliğin Tercih Edilmesi
26- Aile, Eş, Dost, Yakınlarının Zenginleşmesi ve Belli Bölgelerden Biatçı Müteahhitletin, İş Adamlarının Türemesi
27- İsraf, Saçıp Savurma Politikası ve Devlet Kaynaklarının Çarçur Edilmesi
28- Çankaya’dan Vazgeçilerek Saray Yaptırılması ve Devlet İtibarının Gösterişli Binalar Olarak Görülmesi
29- Şatafat, Depdebe, Gösteriş Düşkünlüğü ve Mütevazı Yaşamdan Vazgeçilmesi
30- Yandaş Basın Oluşturularak Tek Tip Medya Düzeninin Kurulması ve Farklı Seslerin Kısılması 

31- Şehirlerin Betonla Çirkinleştirilmesi, Estetik Mimarinin Oluşturulamaması ve İstanbul’un Tarihî Silüetinin Bozulmasına Bile Göz Yumulması
32- Tarım ve Hayvancılığın Yok Edilmesi, Türk Çiftçisinin Üretemez Hale Gelmesi ve Etin Dahi Sırbistan’dan Alınması
33- İşsizliğin Sürekli Artması, Genç İşsiz Sayısının Çoğalması, Gerçekte % 20’lerde Olan İşsizliğin % 12 Gibi Gösterilmesi
34- İş Sağlığı ve Güvenliğinin Yetersizliği, Ölümlü İş Kazalarında, Türkiye’nin Avrupa’da Birinci, Dünyada Üçüncü Olması
35- Orta Sınıfın Yok Edilmesi ve Zenginin Daha Zenginleşmesi Fakirin Daha Fakirleşmesi
36- Düşünce ve Kanaate Pranga Vurulması, Fikirlerinden ve Yazılarından Dolayı Binlerce İnsanın Hapishaneyi Boylaması
37- Demokrasi ve Özgürlük Alanlarının Daraltılması ve Muhaliflere Baskı Uygulanması
38- Kur’an’ın, Dolayısıyla Allah’ın Reddettiği Tek Adamlık Düşüncesinin Meşrulaştırılması
39- Devlete; Mezhep,Tarikat ve Cemaat Güçlerinin Yerleştirilmesi ve Oy Uğruna Onların Desteklenmesi
40- Devlet Adamı Anlayışının Kaybolması ve Popülist Politika Yürütmenin Tercih Edilmesi 

41- Yerleşmiş Parlamenter Sistemin Yıkılması ve Dünyanın Hiçbir Yerinde Uygulaması Görülmeyen Bir Başkanlık Sisteminin Getirilmesi
42- Cumhuriyet Değerlerine ve Atatürk’e Gösterilen Düşmanlığa Sesiz Kalınması
43- Doların ve Euro’nun Aşırı Yükselişi ve Vatandaşın Her Geçen Gün Daha Yoksullaşması
44- Meydanlarda Faize Karşı Olunduğu Söylenmesine Rağmen, Faizin Yükseltilerek Lobilere Teslim Olunması
45- Hiçbir Aklî ve Mantıkî Gerekçesi Olmadığı Halde Üniversitelerin Bölünmesi
46- Stratejik Bir Alan Olan Şeker Fabrikalarının Satılması ve ABD Merkezli, Çok Uluslu Cargill Şirketine Teslim Olunması 
47- Türkiye’nin Dış Borç Stokunun 453 Milyar Dolar Olmasına Rağmen IMF’ye Borcumuz Yoktur, Diyerek Algı Yaratılması ve Halkın Kandırılması
48- Seçim Vaadi Olarak “Millet Kıraathaneleri” Gibi Son Derece Komik ve Basit Bir Projenin Sunulması
49- En Ağır Hakaretleri Yapmalarına Rağmen, FETÖ Davalarında Doğu Perinçek’e; Makamı Kaybetmemek Uğruna İse Devlet Bahçeli’ye Teslim Olunması
50- FETÖ İle İltisakı Olması Sebebiyle Görevden Alınan Belediye Başkanları İçin Hukukî Bir Süreç Başlatılmaması 

51- FETÖCÜ Öğretmen, Hemşire, Savcı, Hakim, Polis, Asker, Memur, İşadamı, Esnaf, Baklavacı Bulunmasına Rağmen, Kendi İçlerindeki Siyasî FETÖ’ye Dokunulmaması
52- RTE’nin, Üniversite Diplomasının Tartışılmasına Açıklık Getirememesi ve Üniversiteden Bir Tane Arkadaş Bile Gösterememesi
53- Ankara’daki Saray Yetmiyormuş Gibi Bir de Marmaris Okluk Koyu’na 300 Odalı Yazlık Saray Yapılması 

Elimi vicdanıma koydum, aklıma danıştım, özümü dinledim, listeye baktım; bu saatten sonra

  • Ak Parti’ye, Recep Tayyip Erdoğan’a ve şürekasına oy vermem mümkün değil..

    Öbür dünyada her şeyden hesaba çekecek olan Allah, bunları bana sormaz mı?

=====================================
Dostlar,

Sayın Mehmet Hakan DOĞAN’ın emekli çalışmasına teşekkürler..
Her halde rastlantıdır, RTE’nin günah defterinde doğum yeri olduğu söylenen Rize’nin trafik plaka numarası lan tam 53 kalem “günah” sayılmış..

Tam 53 kez işe yarasın diyoruz biz de..

Tam 53 kez Anadolu halkımız artık uyansın diyoruz..

Tam 53 kez…Türkiye artık bu dertten kurtulsun istiyoruz..

40 kez tövbe de kurtaramayacak bu günah-ı kebair sorumlularını..
Bunları yapanları ve bilerek – bilmeyerek destek olanları..

Sevgi ve saygı ile. 22 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

“CHP taş taş üstüne koymadı” açıklaması ve gerçekler

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan:
“CHP taş taş üstüne koymadı” açıklaması ve gerçekler

Prof. Dr. Hakkı Keskin ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Hakkı Keskin
Siyasal Bilimci, Almanya ve Avrupa Parlamenter Meclisi eski Üyesi, 14.06.2018

28 Nisan 2018 tarihli TBMM gurup toplantısındaki konuşmasında AKP genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı kimliğiyle sayın Erdoğan, sanıyorum duyanları son derece hayrete düşüren, üzen ve öfkelendiren şu açıklamayı yaptı:

  • “CHP susuzluk, çöplük, hava kirliliği, tezek demektir. …
    Bunlar taş taş üstüne koymadılar. Biz istiyoruz ki bir şeyler ortaya koysunlar.”
     

Bu denli ağır hakaretleri içeren ve gerçekleri örtbas eden bir konuşma sanıyorum Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olsa gerekir. 50 yılı aşkın bir süredir üniversite öğrencilik yıllarımı, 30 yıla varan öğretim üyeliğimi ve iki dönem milletvekilliğimi Almanya`da yapmış olmama karşın, Türkiye`deki siyaseti yakından izlemekteyim. Bu denli yetkili birinden böyle bir konuşma hatırlamıyorum. Ne Almanya ve ne de herhangi bir başka Avrupa ülkesinde, muhalefet partisine yönelik buna benzer ağır hakaretleri ve gerçek dışı söylemleri duymadım.

Bu konu beni çok büyük hayrete düşürdü ve derinden üzdü. 16 yıldır Türkiye’yi yöneten bir liderin bu sözleri söylemesine, bir bilim insanı olarak aşağıdaki yazımla yanıt vermeyi aynı zamanda  yurttaşlık görevim olarak görüyorum. 

Cumhuriyetin Kuruluş Yıllarındaki Türkiye’nin Durumu

…………………
……………………………

Osmanlı Devleti’nin Çöküşünün Hızlandıran Nedenler 

Kuşkusuz, Osmanlı Devleti bizim tarihimiz, geçmişimizdir. Ancak bu İmparatorluğun 16. yüzyıldan başlayarak hangi nedenlerden bu denli geri kaldığını, giderek yarı sömürge durumuna geldiğini ve sonunda da parçalandığını bilmek ve buna göre değerlendirme yapmak ve ders çıkarmak gerekir. 1535’te Fransa, 1580’de İngiltere, 1612’de Hollanda, 1617’de Avusturya, 1678’de Polonya, 1700’de Rusya ile yapılan ve bu ülkelere ticarette, kendi ülke girişimcilerine vermediği özel imtiyazlar  (ayrıcalıklar) tanıyan “Kapitülasyon” anlaşmaları, Osmanlı sanayisi ve ekonomisinin yıldan yıla çöküşünün temel nedeni olmuştur. İşin garibi, bu çöküş, İmparatorluğun en güçlü olduğu Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlamıştır. (AS: 1535, Fransa’ya lütfedilen ilk kapitülasyon..)

………………………….
……………………………

Mustafa Kemal Atatürk‘ün Osmanlı Geçmişinden çıkardığı Ders ve
CHP Döneminde yapılanların Özeti
 

Türk halkı, Mustafa Kemal ve kadrosu önderliğinde, tüm sömürge ülkelerine örnek olan Ulusal Kurtuluş Savaşımız kazanıldıktan ve Lozan’da Türkiye’nin bağımsızlığı kabul ettirildikten sonra, Atatürk esas savaşın, Ortaçağ düzeyinde geri kalmış, ekonomisi çökmüş, borçlu, yoksul, eğitimsiz Türkiye’yi, “Çağdaş ülkeler düzeyine çıkartmak” olduğunu söylemektedir. 

Bunun için kararlı ve hızlı bir tempoyla yepyeni bir siyasal anlayışla, tam bağımsız ve kendine yeter ekonomiyi, her alandaki altyapıyı, eğitimli ve sağlıklı bir nüfusu olan Türkiye Cumhuriyetini, ivedi olarak yaşama geçirime yarışı başlar.

Öncelikle halkın ve ülkenin günlük kitlesel gereksinimleri olan yiyecek, giyecek, temel sanayi ürünlerinin, ulaşım hizmetlerinin yerli üretimle karşılanması, kalkınma atılımında temel ilke olarak benimsendi. Gerekli yatırımları yapacak ulusal özel sermaye son derece yetersiz olduğundan, kısa süre sonra Devletçilik ilkesi benimsenerek, 5 Yıllık Kalkınma Planları çerçevesinde kollar sıvandı. İlk yıllarda gerekli hukuksal altyapının oluşması sağlandı ve hedefleri yerine getirecek banka, ticaret ve sanayi örgütlenme ağı kuruldu.
……………………….
………………………..

1929-1939 yıllarında sağlanan bazı ekonomik göstergeler 

Üretim\Yıllar 1929 1939 artış (%)
İplik üretimi (100 ton) 23 90 42
Şeker üretimi (1000 ton)  8 95 1,008
Çimento üretimi (1000 ton) 65        284     337
Krom üretimi (1000 ton) 16 183 1,044
Taşkömürü üretimi (1000 ton)      1,451     2,696      86
Elektrik üretimi (mil. kW saat)         106 253     233
Bakır üretimi (1000 ton)      561
Cam üretimi (1000 ton)     419
Kağıt üretimi (ton)     745
Türkiye sınırlarındaki demiryolu ağı (km)      4,000      7,326       55
Karayolu ağı (km)    29,636    41,600       41

1938’e gelindiğinde, yerli üretimle halkın ve ülkenin şeker, çimento, ağaç ürünleri, lastik, deri, bakır ve bakır ürünleri gereksinimi tümüyle; tekstil, kağıt, toprak ve seramik ürünleri ise çok büyük ölçüde karşılandı.

……………………..
……………………..

AKP hükümetleri 2002-2017 döneminin ekonomik göstergeleri: 

  • Ulusal gelir ortalama yılda % 4,8 olarak büyümüştür.
  • Enflasyon ortalama yılda % 10,4 olmuştur.
  • Türk Lirasının ABD Doları karşısındaki değeri 2003-2010 yıllarında 1,50 TL olarak kalması sağlandı. Ancak 2011’den sonra TL’nin $ karşısındaki değer yitiği her yıl artarak Haziran 2018’ de 4,50 TL oldu.
  • İşsizlik ortalama olarak yılda % 10,7 oldu. Gençlerde ise bu oran % 25`i aşmaktadır.
  • 2002’de 15 milyar $ olan dış ticaret açığı, 2017 sonunda 77 milyar Dolara çıkmıştır.
  • Türkiye’nin toplam dış borcu 2002’de 129,6 milyar Dolardan 2017 sonunda 453,2 milyar Dolara tırmanarak, ulusal gelirin %53,3’üne ulaşmıştır.
  • Türkiye’nin 1 yıl içinde 236,8 mılyar $ dış borç ödeme yükümlülüğü var. Döviz rezervlerinin büyük ölçüde azalması nedeniyle, örneğin yüz Dolarlık dış borç ödemesi için devlet kasasında yalnızca 60 Dolar bulunmaktadır (Mehtap O. Ertürk, Sözcü, 5.2018)..
  • AKP döneminde başta kamu iktisadi kuruluşları ve fabrikalar olmak üzere satılan devlet varlıklarından 65-70 milyar $ sağlanmıştır.
  • 16 yıllık AKP döneminde devlet varlıklarının satılmasından sağlanan bu geliri yapılan dış borca eklersek, toplam 523,2 milyar Dolar kaynak elde edilmiştir. Ayrıca Dolar kuru ortalamasıyla bu sürede toplam olarak 2,1 trilyon dolar vergi alınmıştır. Bu kaynağın nereye, nasıl harcandığının açıklanması ve bilinmesi gerekir.
  • AKP hükümetlerinin sürekli olarak övündükleri yolların, köprülerin, Avrasya tünelinin, 3. hava alanlarının yapılma maliyeti, Devlet varlıklarının satılmasından sağlanan 65-70 milyar Dolarla fazlasıyla yapılacağı inancındayım. En pahalı yatırımlar arasında yer alan Avrasya Tünelinin maliyeti 1,2 milyar Dolardır. Muhalefet partilerinin bu konuları ayrıntılarıyla araştırmaları gerekmektedir. Yukarıda ad ad sıralanan 1923-50 yıllarına dek yapılan fabrika ve kuruluşların ve 1950 sonrasında kamu varlıklarına ait kurumlar, fabrikalar, limanlar, madenler, AKP döneminde yıldan yıla çoğu yabancı firmalar olmak gerçek değerlerinin altında ve genellikle AKP’ye yakın firmalara satılmıştır. Günümüzde muhalefet partilerince yapılan yoğun eleştirilere karşın, şeker fabrikaları da satılmıştır. Buna karşın AKP döneminde devlet tarafından yeni bir fabrika açılmamıştır.
  • 2002’de hane halkı borç yükünün, hane halkı harcanabilir gelirine oranı %4’ten 2015’te %51`e ulaştı. Çalışanlar, gelirinin yarısını bankalardan aldıkları borçlara ödemekte (Sözcü, 30.5.2018). Bu dönemde gelir dağılımındaki adaletsizlik ve dengesizlik daha da artmıştır. OECD ülkeleri arasında gelir dağılımı adaletsizliğinde Türkiye ilk 3 ülke arasında yer almaktadır. Türkiye`de 2016 sonunda yüksek gelirli nüfusun % 20`si ülke gelirinden %47,2 pay alırken, en düşük gelir dilimindeki %20 nüfus (16 milyon) ise toplam gelirden %6,2 pay alabilmektedir.
    ===================================================Dostlar,

    Saygın bilim ve siyaset insanı Prof. Dr. Hakkı Keskin‘in değerli ve kapsamlı çalışması 10 sayfayı aşkın bir emek ürünü..
    Yukarıda bir ölçüde paylaştık..
    Tümünü okumak için lütfen tıklayınız.. ve de paylaşınız..

    RTE’nin CHP tas tas üstüne koymadi savı ve gerçekler HAKKI KESKİN

    Sevgi ve saygı ile. 21 Haziran 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com