Yazar arşivleri: Ahmet SALTIK

Ahmet SALTIK hakkında

Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK Hekim (Halk Sağlığı Profesörü), Hukukçu (Sağlık Hukuku Uzmanı) Mülkiyeli (Kamu Yönetimi - Siyaset Bilimci)

Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesinde Özyaşam Öykümüz Üzerine Söyleşi

Dostlar,

9 Aralık 2022 günü, Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Dönem 2’den 3 öğrencimiz geçtiğimiz hafta bizi odamızda ziyaret ettiler ve özgeçmişimizi okuduklarını, çok etkilendiklerini belirttiler.

Özellikle Tıbba ek kariyerimiz ilgi çekmişti : Hukuk ve Mülkiye mezuniyetimiz, Sağlık Hukukunda uzmalaşmamız… Bir söyleşi düzenlemeyi ve bize sorular sorarak daha yakından tanımak, tanıtmak istediklerini söylediler. Çok mutlu olduğumuzu söylemeliyiz elbette.

Mühendislik Fakültesinde uygun bir salon ayarladılar, iletişim kümelerinde paylaştılar. Ancak Üniversite yönetimi öğrencilerin tüm etkinliklerine kamera sağlayamadığından, dizüstü bilgisayarımızı götürerek, amatör biçimde söyleşiyi kaydetmeye çabaladık.

Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 2 öğrencimiz İpek Oya Bölük başta olmak üzere, bu etkinliğe emek verenlere şükranlarımızı sunarız.

1 saati biraz aşan (70 dk.) süre ile acıklı, hazin, mutlu… boyutlarıyla birlikte 69 yıllık özyaşam öykümüzü (CV, biyografi), sorulara karşılık vererek aktardık. Özyaşam öykülerini biz önemsiyoruz ve bize çok katkı veriyor, varsıllaştırıyor, çok öğretici oluyor.

Dileyelim bizim özyaşam öykümüz de genç üniversite öğrencilerimize ve bu kaydı izleyeceklere yarar sağlasın, olanaklı ise ufuklar açsın.

İzlemek için birini lütfen tıklayınız…

(1984) Ahmet Saltık Özyaşam öyküsü – YouTube

https://youtu.be/QkU_INe7zGo

Program bitiminde öğrencilerimiz bize bir de armağan verdiler!

TEMA Vakfı‘na adımıza bir ağaç dikimi sağlayacak bağış yaptıklarının belgesi!

Bravo bu çocuklarımıza.. Çok duygulandık.. kendilerini içtenlikle kutluyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcısı ve kurucusu eşsiz önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK boşuna mı, kutsal emaneti Cumhuriyetimizi Türk Gençlerine armağan etti!

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM  
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik           twitter : @profsaltik    

 

PLÜPÇÜ

portresiLütfü Kırayoğlu
Mühendis (İTÜ)
ADD Genel Başkan Başdanışmanı

Sisli, puslu, soğuk bir Cumartesi günü öğleden sonrasında yapacak işi olmayanlar, çok önceden duyurulmuş Plüp gösterisi için TV alıcılarının karşısına geçtiler. Bendeniz de aynı kervana katılarak duyurulan saatte boy boy Plüpçü’leri izledim. Doğrusu pek bir şey anlayamadığım için 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle zeka engelli olabileceğimi düşünmedim değil. Yerli yabancı, yurt dışından, yurt içinden gelmiş, Prof. unvanlısı, unvansızı Plüpçü’lerin çok “basit” bir şeyi anlatıyormuşçasına gösterilerini izledikçe zeka engelli olduğum konusunda ikna oldum.

Plüpçü ne iş yapar? Bilmeyecek ne var. Elbette Plüp yapar. Bu kadar çok Plüpçü’nün olduğu ülkemizde geniş kitlelerin Plüpçü kavramını bilmemesi olanaksız ama, gelin ben size yeniden anımsatayım. Plüpçü nedir?

Şimdilerde bedellisi, kısa dönemi, sözleşmelisi ile askerlik sistemini bozdular ancak eskiler iyi bilir. Asker ocağına yeni tertipler geldiğinde bölük çavuşları acemileri karşısına alarak yenilerin adlarını, memleketlerini askerlik öncesi mesleklerini öğrenerek komutana bölüğün, taburun gereksinimlerini karşılamak üzere tekmil için hazırlık yapar.

-Adın?
-Hasan Korkmaz Yozgat.
-Mesleğin?
– -Marangoz.
…..
-Aşçı.
-Oto tamircisi
-Boyacı,
-Boşta Gezer.
-Döşemeci.
-Duvarcı ustası.

-Adın?
-Ali Uyanık, Sakarya komutanım!
-Mesleğin?
-Plüpçü.
-???!!!… Yani ne yaparsın?
-Plüp yaparım komutanım!
-???!!!…(Hımmm. Demek böyle meslekler de varmış.)
Bu yenileri tanıma, meslekleri öğrenme faslı, önce Bölük Komutanı, ardından Tabur Komutanı, Alay Komutanı, Tümen Komutanı, Kolordu Komutanına dek sürer. Ali Uyanık’ın mesleği Plüpçü’lüğü her komutan ilk kez duyuyor olmasına karşın, biliyormuş gibi davranır ve “demek böyle meslekler de varmış” diyerek geçiştirirler. Bu arada Ali Uyanık esrarengiz mesleği sayesinde bölükte her türlü işten kaçmayı başarmaktadır.

Sonunda bir gün bizim birliğe Genelkurmay Başkanı da gelir. Komutanlar Plüpçü’yü gizlemek için çöp nöbetine göndermeyi düşünseler de ilginç olabileceği düşüncesi egemen olur. Büyük komutanın denetlemesi sürerken sırada yine Plüpçü vardır.
-Oğlum adın?
-Ali Uyanık. Sakarya, komutanım!
-Mesleğin?
-Plüpçü.
-Yani ne yaparsın?
-Plüp yaparım komutanım!
-???!!!… Peki bize de Plüp yapar mısın?
-Emredersin komutanım!
-Yap da görelim.
-Yaparım komutanım. Ancak uygun malzemeyi temin edip uygun koşullar oluştuğunda elbette yaparım.
Komutan birlik komutanlarına gerekli malzemenin temini için emir verdikten sonra bizim Plüpçü’ye uygun koşulların ne olduğunu sorar.
-Hava son derece sakin olacak. Bir göl kıyısı olacak. Ne sis, ne rüzgar, ne çok sıcak, ne çok soğuk, ne çok güneşli, ne bulutlu olacak. Ortalık son derece sessiz olacak. Kimse çıt çıkarmayacak. Bu işi yaparken yanımda kimse olmayacak. Sizler ancak uzaktan dürbünle izleyebilirsiniz.

Komutan iyice meraklanır. Uygun malzeme sağlanır. Sonunda istenen hava koşulları ve öbür koşullar sağlandıktan sonra bütün sıralı komutanlar son derece sakin havada bir göl kıyısında toplanır. Hepsinin boynunda sahra dürbünleri asılı, merakla beklemektedirler. Plüpçü, göl kıyısına yanaşmış büyük bir sala elinde çok büyük bir kutu olduğu halde binerek çok yavaş hareketlerle elindeki kürekle salı hareket ettirir. Yavaşça gölün ortasına gelir. Gölde suyun hareketlerinin iyice durulup su yüzeyinin tümüyle düzelmesini bekledikten sonra büyük kutuyu açar. Komutanlar dürbünlerle pür dikkat izlemeye başlarlar. Büyük kutunun içinden daha küçük bir kutu, onun içinden de daha küçük, daha küçük derken onlarca kutunun içinden kırmızı kadife kaplı nişan yüzüğü kutusu boyutunda küçük bir kutu daha çıkar. Kutunun kapağını açan Plüpçü pamuklara sarılı ceviz büyüklüğünde metal bir bilyeyi büyük bir dikkatle eline alır. Yavaşça salın kenarına yanaşır. Elini kaldırabildiği en yükseğe kadar kaldırdıktan sonra metal bilyeyi birden göl sularına bırakır. Derin sessizlik içinde gölden etrafa şekilli bir su sıçratarak bilye suya karışır.

Plüp…
Evet. Plüp sesi çıkmış, Plüpçü, Plüp olayını gerçekleştirmiştir. Ancak ne yazık ki kıyıdakiler bu sesi duyamamışlar, ancak kimileri Plüp sesini içlerinde duyumsayabilmiştir (hissedebilmiştir).
***
Siyasal iktidardan bıkan yurttaşlar, muhalefetin istediği bütün teslimiyet ile uygun koşulları hazırlamışlar, yurt dışı ve yurt içinden gelmiş unvanlı, unvansız Plüpçü’leri izliyor. Ancak Plüp sesi duyulmuyor.

6 Yaşında Kız Çocuğu Evlendiren Tarikatçı Anlayış

BASINA VE KAMUOYUNA

“Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

İki gündür 6 yaşında bir çocuğun, öz babası tarafından gelinlik giydirilerek “evlendirilmesi” rezaleti ile çalkalanıyor ülkemiz.

Bir babanın 6 yaşındaki kızını evlendirebilmesi, 29 yaşında bir “adam”ın o yavru ile evlenebilmesi, sahte kemik yaşı raporu ile gözünün önündeki 14 yaşındaki kızın 21 yaşında olduğunu karara bağlayan yargıçların olabilmesi…

Ne acı!

  1. yaşını süren Türkiye Cumhuriyeti’nin bu durumu kabul edilebilir olmasa da, şaşırtıcı değil elbette.

İktidara gelişinden başlayarak tarikat ve cemaatlere devlet olanaklarını sonuna dek açan AKP yönetim anlayışının vahim (ürkünç) sonuçlarını bu ve benzeri örneklerle her gün yaşıyoruz.

Bu anlayış, gerçek İslam’la ilgisi olmayan uydurulmuş bir din dayatıyor topluma.

Önceki yıllarda kimi AKP Belediyelerinin “6 yaşında kız çocukları ile evlenilebilir” diyen kitaplar dağıttığını gördük.

Kanal kanal dolaştırılan “Hocaefendi” lakaplı tarikatçıların, Diyanet yetkililerinin benzer fetvalar (!) verdiğini gördük.

Tarikat evlerinde tecavüze uğrayan çocuklar için “Bir defadan bir şey olmaz” ya da “Küçüğün rızası var” diyen Bakanlar gördük.

Eşi tarafından -hem de camide- bir kadınla basılan imam için “İmam nikâhlısıysa göreve iade edeceğiz” diyebilen devlet memuru müftüler gördük. (AS: İmam nikahının nelere alet edilebileceği ürkütücü!)

Laik Cumhuriyet’e, Atatürk ilke ve devrimlerine ve Anayasaya sadakat yemini etmiş kimi siyasilerin “Nefsimize ağır gelse de, hayatımızın merkezine dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.”, “İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz.” diyebildiklerine tanık olduk.

Hatta Cumhurbaşkanı Danışmanı sıfatlı kişilerce kurulup, ASSAM (Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği) adı verilmiş bir örgüt tarafından devlet kuruluşları ve belediyeler sponsorluğunda, Başkenti İstanbul, dili Arapça olacak ASRİKA İslam Devleti kurma amaçlı sempozyumlar düzenlenebildiği ve düzenleyicisinin “Dünya üzerindeki İslâm âlimleri ile görüştüğümüzde sorularımıza şöyle cevap alıyoruz: İslam Birliği olacak mı? Olacak. Nasıl olacak Mehdi Hz. geldiği zaman? Peki, Mehdi ne zaman gelecek? Allah bilir. Peki, bizim bir işimiz yok mu? Ortamı hazırlamamız gerekmez mi? İşte ASSAM bunu yapıyor.” diyebildiğini de yaşadık.

Bütün bunlar düşünüldüğünde, Bakanlık ya da Diyanet İşleri’nin bu son rezaletle ilgili suskunluklarının da şaşılacak bir yanı yok tabii.

Öte yandan, artık bir AKP dönemi klasiği haline getirilen “icazet törenleri” ile

  • Sarıklı cübbeli küçücük çocuklarımız kullanılarak şehirlerimizin caddelerinde, salonlarında Laik Cumhuriyet’e meydan okunuyor.

Anayasamızın ve yasalarımızın açık hükümlerine karşın devlet görevlilerinin bu meydan okumaya engel olmaları bir yana; TBMM Başkanı, Diyanet İşleri Başkanı gibi üst düzey siyaset ve devlet yetkililerinin coşkulu katılımları ile bu törenleri meşrulaştırdıkları görülüyor.

Devlet erkânının gözleri önünde değişmez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e “KAFİR” diyen hadsizler el üstünde tutuluyor.

Örnekleri ziyadesiyle çoğaltmak olanaklı.

Bu gidiş, iyi gidiş değildir!

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, varlık nedenimizin Laik Cumhuriyeti ve Atatürk İlke ve Devrimlerini sonsuza dek yaşatmak olduğu bilinci ile, tüm devlet yetkililerini Anayasa ve yasalara uymaları ve görevlerini yapmaları konusunda bir kez daha uyarıyoruz.

Saygılarımızla. 07.12.2022, Ankara

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 07 Aralık 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

SORUMLU

RTE, Enflasyon konusunda sürekli market / fiyat haberleri veren medyayı suçladı.

Kapatacaksın bu medyayı her şey güllük gülistanlık olur…

PAYLAŞIM

Millet İttifakı’nın Anayasa Taslağı’nı eleştiren RTE, ”Bunların derdi devletin imkanlarını kendi aralarında paylaştıracak paravan bir şirket kurmaktır. Size biz paravan şirket kurdurtmayız.

Başkasına kaptırmaz…

GERİCİ

DİB’lığı bastırdığı 2023 takviminde Cumhuriyet Bayramı’nı 30 Ekim’de göstermiş.

Aydınlık korkusu…

PİSLİK

İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya G.’nin kızı H.K.G., babasının kendisini 6 yaşındayken imam nikahıyla ‘evlendirdiğini’, çocukluğu boyunca her gün cinsel istismara uğradığını anlatarak şikâyetçi oldu.

Ankara’da sözde hoca Murat Y., psikolojik sorunları bulunan 19 yaşındaki kızı “cinlerin çıkması için cinsel ilişkiye girmen gerek” diyerek kezlerce istismar etti.

Bu pislikler (cin ve şeytan kendileridir) ortadan kaldırılmadıkça insanlık kirlenmeye devam eder…

CEZA

Kadıköy Belediyesi’nin Kadıköy Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde öğrencilere çorba dağıtması, okul yönetimi ve kantinciler tarafından engellendi.

Daha önce de pek çok CHP’li belediyenin öğrencilere yemek yardımı yapması engellenmişti.

Bu salaklığın sandıkta cezalandırılmaması salaklık olmaz mı?..

SORMA

Muhalefetin İstiklal Caddesindeki terör olayı ile ilgili araştırma önergesi Cumhur İttifakı oyları ile reddedildi.

İnceleme, iktidarın hatasını bulursun.

İnceleme, yine olsun…

MECBURCU

Bakan Soylu, 15 Temmuz Darbesi’nin finansörü diye suçladığı BAE’nin milli gününe katıldı.

Söz mü önemli reisin ayak izleri mi?..

GÖÇ

2022’nin 11 ayında 2417 doktorumuz Almanya’ya göç etmiş.

Gitsinler; ezanlar dinmez, Molalar, Melleler bitmez…

KUTLAMA

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, engelliler gününü kutladı.

Kutlarım…

CAMİLERİMİZ

Karabük Sipahiler Köyü İmamı Yusuf Ziya S. cami içinde bulunan bir odada başka bir kadınla iken eşi tarafından yakalandı. Soruşturma açıldı.

İl Müftüsü’nün “imam nikahlıysa göreve iade ederiz” dediği iddia edildi.

Kurtuluş Savaşı’nda kutsal emanetlerin korunması için kapatılan camiler için “Camileri ahır yaptılar” suçlaması yapan yobazlar, “Camilerimizi randevu evi/genel ev yaptılar” denirse ne yanıt verecekler?..

ENFLASYON

TÜİK‘e göre tüketici fiyatları Kasım’da yıllık %84,39, aylık %2,88 arttı; ENAG’a göre ise yıllık enflasyon %170,70.

Reis’i üzmem ben TÜİK’e inanırım!..

MAFYA

Bahçeli’nin FETÖ’cü suçlamasını kabul etmeyip sert yanıt veren ve BİM yönetiminden istifa eden Galip Aykaç’a Bahçeli/MHP kankası suç örgütü lideri Galip Yılmaz tehdit yağdırdı.

MHP’li Amasya Belediye Başkanı, Kırıkkale’den AYİMBAŞ Marketler zinciri yöneticisi de kervana katıldı.

Antalya’da iki BİM Mağazası saldırıya uğradı.

Devlet-mafya-çıkarcılar iç içe…

KİŞİLİK

“Okuma oranı arttıkça beni hafakanlar basıyor, ben her zaman cahil halka güvendim” diyen Prof. Dr. Bülent Arı’nın Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Ş.K.’yı taciz ve tehdidi ile ilgili soruşturma sürüyor.

Bu adam hakkında yorum yapmaya gerek var mı?..

‘Özelleştirme şampiyonu’ çok mutlu oldu

Zülal Kalkandelen
Zülal Kalkandelen
zulal.kalkandelen@cumhuriyet.com.tr
07 Aralık 2022, Cumhuriyet

Cumartesi günü hem gazete yönetimince talep edildiği hem de CHP İstanbul İl Örgütü tarafından telefonla davet edildiğim için bir gazeteci olarak Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’na gittim. Ana muhalefet partisinin “İkinci Yüzyıla Çağrı” başlığı ile duyurduğu toplantıyı izleyip görüşlerimi yazmak üzere oradaydım.

Bu güne kadar öğrencilik dönemimden başlayarak, hem Türkiye içinde hem de yurtdışında profesyonel gazeteci olarak, CHP dahil çok sayıda siyasi partinin kongresini ya da kurultayını izledim. Bu tür toplantılarda bazı aksaklıklar her zaman olur ama bu kez o kadar fazlaydı ki birileri bunu bilinçli olarak mı yaptı acaba diye düşünmeden edemedim…

Mesele sadece ayakta duracak yer bile kalmayacak şekilde kapasitenin çok üzerinde sayıda insanın salona doldurulması değildi. Kapıda yaşanan sorunlardan içeri girene kadar oluşan izdihama, salondaki itiş kakış ve arbededen güvenlik açığına kadar, TV ekranlarına yansımayan bir kaos vardı.

Sonuç olarak toplantıyı salonda izleyemedim ve televizyon karşısına geçtim. Ortaya konulan politikalar konusunda düşüncelerimi aktarmadan önce bu konuyu da es geçmek istemedim.

YANLIŞ STRATEJİ

Gelelim toplantıda konuşanlara ve konuşulanlara…

Erdoğan’ın “Türkiye Yüzyılı” açıklamasından sonra Kılıçdaroğlu’nun buna “İkinci Yüzyıla Çağrı” çıkışı ile karşılık vermesi, muhalif/bağımsız medyanın önemli bölümünde beğeni ile karşılandı, toplumun ise aklı karışık.

Bilim ve teknolojinin önemine vurgu yapılması, desteklenmesi gereken bir yaklaşım. Ancak önce halkta farklı bir beklenti yaratıp sonra da teknik yönü çok ağır basan bir toplantıyı televizyondan canlı yayımlamak, hedef kitlesi tüm toplum olan bu yayını saatlerce grafiklerle açıklama yapılan bir akademik derse dönüştürmek, doğru bir iletişim stratejisi değil.

Kılıçdaroğlu’nun oluşturduğu ekonomi kadrosunda kuşkusuz ki kendi alanlarında çok başarılı olmuş iktisatçılar yer alıyor. Ancak Türkiye’de Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Bilsay Kuruç, Prof. Dr. Gökhan Çapoğlu’nun da aralarında olduğu kıymetli iktisatçılar varken dışarıdan uzman ithal etmek, seçim stratejisi olarak bile başlı başına bir sorun.

SERMAYEDEN YANA NEOLİBERAL PROGRAM

Anlaşılıyor ki CHP kamucu, emekten yana ve bağımsızlıkçı çizgide ilerleyebilecek bir ekip oluşturmayı düşünmemiş.

Heyecanla adı duyurulan Daron Acemoğlu, James Robinson ile birlikte yazdığı Dar Koridor adlı kitabının Türkiye’ye ayrılan bölümüne, Erdoğan’ın söylemini başlık yaparak “Zenci Türk-Beyaz Türk” adını veren bir akademisyen.

  • “Latin alfabesine geçiş, hilafet devrimi, dini kurulların yeniden yapılandırılması gibi pek çok reform, topluma danışılmadan yapıldı ve zorla dayatıldı yazıyor kitapta…

AKP’li Mahir Ünal’ın toplumun tepkisi sonucunda istifa ettirilmesine yol açan bir yaklaşımı savunan Acemoğlu, “Artık iktidar merkezi Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi’ydi (CHP). CHP, ekonomi ve toplumu modernleştirdi ama liderleri ve müttefikleri için denetlenmeyen bir iktidar ve ekonomik zenginlik de getirdi” diyor kitabında.

Belli ki Cumhuriyet Devrimi’ni anlamamış ya da İkinci Cumhuriyetçiler‘in fikir babası İdris Küçükömer gibi anlamış.

3 Aralık’ta (2022) yapılan konuşmaların da ortaya koyduğu gibi, CHP’nin İkinci Yüzyıl için oluşturduğu politikalar, içinde bazı doğrular olsa da temelde sermayeden yana neoliberal bir programı temsil ediyor. Bu haliyle, AKP dönemindeki özelleştirmelerin ve ekonomiyi emperyalizme teslim eden kararların altında imzaları olan Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu’nu memnun edecek nitelikte.

Nitekim DEVA Partisi genel başkanı, diğer adıyla özelleştirme şampiyonu” Babacan, CHP’nin açıkladığı yeni ekonomi kurmayları ile bakanlığı döneminde birlikte çalıştıklarını söyleyip “Çok mutlu olduk” dedi!

Durum bu kadar net.

  • CHP, var olan düzeni restore ederek sürdürmeyi hedefliyor;
  • onu emek yararına yeniden düzenlemeyi değil.

Halil Çivi şiiri : MİNARENİN İÇYÜZÜ

ŞİİR KÖŞESİ..

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
Halk Şairi

Bir atasözümüz, zaman, kişiler ve dönemlerden bağımsız olarak, ahlaksızlıkların çapını ve yaygınlığını belirtmek için “Doğruluk yalnızca minarede kalmış, onun da içi eğri – büğrü” yani “a” dan “z” ye her şeyin bozulmuş olduğunu saptamış.
Bilmeyenler için şunu belirtmekte yarar var : Camilerdeki klasik minare mimarisinde, minarenin içinde, yerle şerefe, yani müezzinin ezan okuduğu yükselti arasında, dönerek şerefeye çıkıp inmeye yarayan merdivenler vardır. Ata sözünde, minarenin içinin eğri-büğrü olması bu merdivenlere bir göndermedir. Bu ata sözümüzden esinlenerek yazmış olduğum aşağıdaki “Minarenin İçyüzü” adlı şiirimi beğenilerinize sunuyorum.
***

MİNARENİN İÇYÜZÜ

Doğruları dokuz köyden kovmuşlar,
Zorbaları “yiğit” diye övmüşler,
Dürüstlere “ahmak” diye sövmüşler,
Dünyada tek doğru, minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx
Servetin kaynağı sorulmaz olmuş,
Hırsızlık, yolsuzluk, görülmez olmuş,
Kazancın hesabı verilmez olmuş,
Dünyada tek doğru, minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx
Yalanın, talanın yolu açılmış,
Yetim hakkı altın tasla içilmiş,
Zor geçitler torpillerle geçilmiş,
Dünyada tek doğru, minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx
Çete, mafya parsellemiş vatanı,
Kutsamışlar haram lokma yutanı,
Kimse düşünmemiş aşsız yatanı,
Dünyada tek doğru minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx
Haksız sınavlarla halk aldatılmış,
Bilmeyen bilenden üstün tutulmuş,
Bile bile haram lokma yutulmuş,
Dünyada tek doğru minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx
Siyaset çarkının mili bozulmuş,
Ahlakın, hukukun yolu bozulmuş,
Erkeğin, kadının dili bozulmuş,
Dünyada tek doğru, minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx
Ekranları çakma aydınlar tutmuş,
Yalan yorumlarla halkı uyutmuş,
Varsılı koruyup, yoksulu satmış,
Dünyada tek doğru, minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx
Halil Çivi, plan böyle yazılmış,
Zengin “Karun” omuş, yoksul ezilmiş,
Zamanın suçu yok, insan bozulmuş,
Dünyada tek doğru, minare kalmış,
Onun da iç yüzü eğriymiş oğul.
Xxx

Prof. Dr. Halil Çivi
06 Aralık 2022, Ataşehir, Çiğli-İzmir

Bu düzen değişmeli!

GÜNCEL06.12.2022, BİRGÜN

Türkiye, çok tehlikeli ve dünya ailesi içinde son derece itibarsız bir konuma getirildi. Dün “Susurluk”, bugün de “yandaş çeteler” aracılığıyla uyuşturucu güzergâhı olmaktan çıkarıldı, üreten bir konuma sokuldu! Biliyoruz ki; uyuşturucu imalatına geçen ülkeler öncelikle, kendi yurttaşlarını “tüketici haline” getirirler… Oluşturulan vahim durum, ne yazık ki AKP’li Gençlerin pudra şekeri düşkünlüğünün nedeni olmuştur!
***
Görülen o ki; devletin içine giren çetelerin katkısıyla özellikle Güneydoğu bölgesinde istikrarsızlık yaratılarak, Afganistan ve Pakistan’dan gelen uyuşturucu hammaddesi kolayca mamul hale getirilmektedir! Bölgedeki otorite boşluğuysa, özellikle sınır bölgelerinde uyuşturucu imalathanelerinin korunmasına neden oluyor!
***
Yıllar önce yayımlanan Susurluk raporunda; “Uyuşturucu imalatı ve sevkiyatının bazı kamu mensuplarının denetiminde olduğu, aşiretler ve terör örgütlerinin korumasında bulunduğu” iddiaları yer almıştı!

Yöreden gelen bazı güvenlik mensuplarının servetlerindeki artışa dikkat çekilmiş, uyuşturucu ticareti sonucu ülkede, yaklaşık 50 milyar dolarlık bir kara paranın dolaştığı açıklanmıştı!” Kara paranın kaynağı olan uyuşturucu, sosyal, siyasal ve ekonomik dengeleri bozması nedeniyle ülkenin çöküşünde önemli rol oynamaktadır!
***
Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nce (UNODC) açıklanan ”2021 Dünya Uyuşturucu Raporunda; “2019’da dünyada en fazla eroin ele geçirilen ülkenin 20 ton ile Türkiye olduğu” bildirilmişti!

“En çok eroinin ele geçirildiği üç ülke Türkiye, İran ve Pakistan’ın, 2019’da küresel pazar toplamının %48’ini oluşturduğu, bu ülkelerde 2010’dan başlayarak uyuşturucu kullanımındaki artışın %22 olduğu da” raporda belirtilmişti! Uzmanlar, “yakalanan uyuşturucunun kaçırılanın %20’si olduğunu” söylüyor ve hesaplarını bu şablona göre yaptıklarını belirtiyorlar!
***
Sedat Peker’in açıklamalarını bu raporlar ışığında ele alırsak, AKP döneminde Türkiye’nin “uyuşturucu ve kara para cenneti haline geldiği” çok iyi anlaşılıyor! Uyuşturucu konusunda Türkiye’nin geldiği yeri gördükçe, 1996’da yazılan Susurluk raporunun ne denli isabetli olduğu ortaya çıkıyor!
***
Nitekim; ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan 2022 yılı Uluslararası Narkotik Kontrolü Strateji Raporunda;

“Uyuşturucu ve Para Aklama” başlıkları altında, Türkiye ile KKTC’de yapılan yasadışı faaliyetlere geniş yer veriliyor! Raporda yazılanlar bir yurttaş olarak içimi çok acıtıyor!
***
Rapor; Avrupa ve Asya kesişmesinde yer alan Türkiye’nin, kara para aklanmasında ve uyuşturucuyla mücadelesinde yeterli önlem almamasının nedenini, “yasadışı finanstan pay almak” olarak açıklıyor. Ve ekliyor; “Özellikle Afganistan’dan Avrupa’ya gönderilen afyon ve Avrupa’da üretilip Asya’ya gönderilen sentetik uyuşturucu, Türkiye üzerinden geçmektedir!”
***
Raporun en vahim bölümü ise;

  • Türkiye’nin içinde ve çevresinde faaliyet gösteren terör örgütleri, uyuşturucu kaçakçılarına lojistik, koruma ve başka türden destek sağlıyor.
  • Suç örgütleri, Güney Amerika, Meksika, Avrupa ve Asya’ya büyük miktarlarda eroin ve kokain sevkiyatı yapıyor…
  • Ayrıca, İran sınırı yakınındaki “eroin dönüştürme laboratuvarlarının” uluslararası suç çetelerine çıkar sağladığı” belirtiliyor!

Dahası; ” Suriyeli uyuşturucu kaçakçıları, Türkiye’nin uyuşturucu ticaretinde önemli bir rol oynuyor” deniliyor!
***
Rapor; “Türkiye’nin uyuşturucuyla mücadele politikasını, üretim ve kullanımı önlemekten ziyade, yüzeysel operasyonlarla geçiştirildiğine”,

Devamla; “İktidar, İran ve Afganistan üzerinden yapılan eroin kaçakçılığına odaklanırken, Türkiye kökenli suç örgütlerini engelleme ve kovuşturmaya tabi tutmadığı” saptamasını yapıyor!

Rapor, “Türk yetkililer, ülkedeki uyuşturucu bağlantılı soruşturmalarda işbirliği için ABD’den gelen davetleri kabul etmediler” diyerek yetkililerimizi de suçluyor!
***
ABD Dışişleri Bakanlığı raporunun kara para aklamayla ilgili bölümündeyse;

“Coğrafi konumu ve siyasi çalkantılar yaşayan ülkelere yakınlığı nedeniyle Türkiye’nin, yasadışı finansla mücadele çabalarının karmaşık hale geldiği ve Türkiye’nin kontrol edilmeyen havale şirketleri için merkez olduğu” yorumunu yapıyor!

Ve devamla;” Yasadışı kazancı meşru gelir olarak göstermek için paravan şirketler kullanıldığı, on line yayın yapan kuruluşlar üzerinden potansiyel olarak kara para aklandığı, lisanssız havale şirketleri aracılıyla büyük miktarlarda paranın yer değiştirildiği” anlatılıyor!
***
Rapor yüz kızartıcı bir konuya değinerek; “Banka hesaplarının, yasadışı kazançlarını finansal sistem içinde hareket ettirmek için kullanıldığı ve Merkez Bankası’nın bu şirketleri denetleme yönünde girişimleri bulunduğu ama çok azına ceza kesildiğini de” belirtiliyor!
***
Kayıt dışı ekonominin cirit attığı bir ülkede, “mafya, çete ve siyaset üçgeni” vardır, yargı ve adalet yoktur, hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet almış başını gitmiştir…

Sade vatandaşlar yoksuldur, Açtır!
Bir avuç insan zenginliğine zenginlik katar.

Bütün bunların sonucu,” toplumsal barış ve hukuk ortadan yok olunca, kimsenin can ve mal güvenliği kalmaz!
***
Yaşamak için Türkiye’nin düzeni acilen değiştirilmelidir!

Muhalefetten beklenen; ”bu değişimin nasıl ve hangi ideolojik ilkelere dayanarak yapılacağını çok açık ortaya koymasıdır!”

Atatürkçü Düşünce Derneği “TÜRKİYE İÇİN TEMEL POLİTİKA ÖNERİLERİ”

Dostlar,

16. Olağan Seçimli Genel Kurul’da (25-26 Eylül 2021) göreve gelen ADD Genel Yönetim Kurulu (GYK), Sn. Dr. M. Hüsnü Bozkurt‘u Genel Başkan seçerek görev bölüşümü yaptı ve ADD Tüzüğü gereği on kişilik bir Bilim Kurulu (BK) oluşturdu. BK, Prof. Dr. D. Ali Ercan’ı Başkan seçti, bize Başkan Yardımcılığı görevi verildi. 8 Profesör, 2 Doçent üyeden oluşan Kurula, 6 temel alanda Bilimsel Rapor hazırlama ödevi yüklendi.

1. Anayasa ve Hukuk
2. Sağlık
3. Eğitim
4. Dış Politika ve Ulusal Güvenlik
5. Tarım ve Ekoloji
6. Ekonomi.

BK’na altı aylık süre tanınarak Nisan 2022 başlarında bitirilmesi hedeflendi ancak Ekim başında tamamlanabildi ve GYK onayına sunuldu. A4 boyutlarında 128 sayfadan oluşan kapsamlı Bilimsel Rapor bastırıldı ve 3 Aralık 2022’de Ankara’da toplanan olağan, Şubeler Danışma Kurulu’nda tanıtılarak katılımcılara sunuldu. ADD web sitesinde de pdf olarak yayımlandı.

Uzmanlık alanlarında rapora katkı verenler       :

1. Prof. Dr. D. Ali Ercan, Başkan
2. Prof. Dr. Ahmet Saltık, Bşk. Yrd.
3. Prof. Dr. Gönül Balkır, Yazman
4. Prof. Dr. Özer Ozankaya
5. Prof. Dr. Mustafa Altıntaş
(Raporlarda adının yer almasını istemedi)
6. Prof. Dr. Lütfü Çakmakçı
7. Prof. Dr. Tahir Baştaymaz
8. Prof. Dr. Ayşe Uygur
(ayrılmasıyla yerine Doç. Dr. Mehmet Balyemez
9. Doç. Dr. Asiye Toker Gökçe
10. Prof. Dr. F. Dilek GÖZÜTOK
(rapor tamamlandıktan sonra)

Ayrıca, BK’nda yer almamakla birlikte, Dr. Onur Öymen, Prof. Dr. Muzaffer Eryılmaz, Mustafa Gazalcı, Dr. Öğr. Üyesi Abbas Kılıç’tan değerli destekler alındı.

GYK, 1 yıl boyunca gerek yüz yüze gerek zoom ortamında toplantılarda BK’na her türlü desteği sağladı. Bilim Kurulundan sorumlu Genel Başkan Yrd. Sn. Safa B. Yenice, hemen her toplantıya (30’a yakın) katıldı ve GYK ile BK arasında iletişim ve eşgüdümü sağladı.

Destek veren tüm kişi ve kurumlara teşekkür borçluyuz.
BK, ADD Tüzüğünde kendisine verilen görevleri yerine getirmeyi sürdürecek.

Bu kapsamlı raporun, 21. yy şafağında emperyalistler ve yerli işbirlikçileri eliyle kuşatılan, bunaltılan ve diz çöktürülmek istenen Türkiye’mize, Atatürkçü Düşünce dizgesi (sistemi) = Kemalizm ekseninde pusula olmasını diliyoruz ve bu yetkinlikte olduğunu düşünüyoruz.

ADD yönetimi, “Atatürkçü Düşünce Derneği TÜRKİYE İÇİN TEMEL POLİTİKA ÖNERİLERİ” kitabını olabildiğince yaygın ilgili kurum, kuruluş ve kişilere ulaştıracak.

Raporu okumak, indirmek, paylaşmak için lütfen tıklayınız.

ADD bilim kurulu raporu-2022, basılan

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ TÜRKİYE İÇİN TEMEL POLİTİKA ÖNERİLERİ

Sevgi ve saygı ile. 06 Aralık 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
ADD Bilim Kurulu Başkan Yrd. 
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Mülkiye’li​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

 

 

 

 

 

AKP rahatladı

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen

05 Aralık 2022, Cumhuriyet

Almanya’da, Adolf Hitler’in lideri olduğu Nazi partisi, çok partili serbest seçimli parlamenter sistem sayesinde iktidara geldi. Nazi partisi %33 oyla birinci parti oldu, Hitler başbakan olduktan birkaç ay sonra diktatörlük rejimini kurdu.

Bu örnek, çok partili serbest seçimli parlamenter sistemin tek başına demokrasinin güvencesi olamayacağını kanıtladı. Bu nedenle, birçok demokratik ülke, demokrasi karşıtı siyasal partilerin parlamenter sistem içinde yer almalarını engelleyecek önlemler aldı, anayasayı koruyan kurumları kurdu.

Bu çerçevede Nazi partisi Almanya’da kapatıldı ve yasaklandı. Çünkü demokrasi, demokrasiyi ortadan kaldırma hakkına sahip olmak değildir.

  • Faşizm hakkına, monarşi hakkına, teokrasi hakkına sahip olmak, demokrasi değildir.

***
Cumhuriyet Halk Partisi, İyi Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ittifakın, geçtiğimiz hafta açıkladığı anayasa değişiklik önerisi taslak çalışması, temel hak ve özgürlükler, yargı bağımsızlığı, üniversite özerkliği gibi birçok alanda olumlu unsurları (ögeleri) içermekle birlikte, anayasal demokratik düzeni ortadan kaldıran siyasal partilerin kapatılmasını neredeyse olanaksız kılarak kendi bindiği dalı kesmiştir.

AKP gibi, çok partili serbest seçimlerle iktidara gelip 2007 yılından itibaren (başlayarak) diktatörlük rejimi kuran ve anayasanın 2., 6., 7., 8., 9., 11., 14., 24., 25., 26., 28., 34. ve 138. maddelerini ihlal eden (çiğneyen) bir siyasal partinin, parlamenter sistem içinde yeniden iktidar olması durumunda, söz konusu taslakta yer alan tüm özgürlükler bir kez daha ortadan kalkacaktır.

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi, yasaların anayasaya uygunluğunu denetlediği gibi, programı, tüzüğü ve eylemleri demokratik laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olan, diktatörlüğü savunan ve yerleştirmeyi amaçlayan, ülkenin bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldıran, suç işlenmesini teşvik eden siyasal partileri kapatır.

Siyasi partiler yasası gereği, tüm siyasal partiler anayasaya uymakla yükümlüdür. Siyasal partilerin, anayasada ifade edilen Cumhuriyetin temel ilkelerine uymamaları durumunda karşılaşacakları tek yaptırım, kapatılmaları ve kurucularının, yöneticilerinin beş yıl boyunca karşılaşacakları siyaset yasağıdır.

Günümüzde Anayasa Mahkemesi, üyelerinin önemli bir bölümü AKP hükümeti tarafından atandığı ve bağımsızlığını yitirdiği için, işlevini yitirmiştir. Ancak muhalefetin öngördüğü biçimde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin hükümet tarafından atanmasına son verildiğinde ve yargı bağımsızlığını (ve tarafsızlığını) sağlayacak önlemler alındığında, Anayasa Mahkemesi’nin keyfi bir biçimde, anayasaya ve yasalara aykırı olarak siyasal partileri kapatamayacağı açıktır.

Yargının bağımsız (ve tarafsız) olduğu bir düzende, siyasal partilerin kapatılmasını neredeyse olanaksız duruma getirmek bir çelişkidir.
***
Taslak metinde, belki de HDP düşünülerek “şiddete başvurma ya da şiddet kullanmayı teşvik etme” durumu dışarıda tutulmak üzere, siyasal partilerin kapatılmasının Anayasa Mahkemesi’nce karara bağlanması, TBMM tam üye sayısının beşte üç onayıyla olanaklı duruma getirilmektedir.

Oysa TBMM bir yargı organı değildir. Demokratik bir ülkede, bir siyasal partinin kapatılıp kapatılmayacağına bir yasama organı değil, bir yargı organı karar verebilir. Bu durum Yasama, Yürütme, Yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır ve Yasama organının, Yargıya müdahalesi anlamına gelmektedir. (AS: Söz konusu anayasa değişikliği taslağı, siyasal partilerin kapatılması yetkisini Anaysa Mahkemesi’nden alıp TBMM’ye vermiyor.. Siyasal partiler hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açabilmesi, TBMM’nin iznine bağlanıyor..)

Ayrıca taslakta, siyasal partilerin anayasaya aykırı söz konusu eylemlerinin “yoğun, sürekli ve demokratik düzene ciddi tehlike oluşturacak bir şekilde gerçekleşmesi” gibi göreli ve muğlak bir koşul eklenmiştir.

Bu eylemlerin “yoğun” ve “sürekli” olduğu ve demokratik düzene “ciddi” bir tehlike oluşturduğu hangi ölçüte göre belirlenecektir?

Bunun da ötesinde taslakta, kapatılan partilerin kurucularına ve yöneticilerine beş yıl boyunca başka bir siyasal partide kuruculuk ve yöneticilik yasağı kaldırılmıştır. Partisi kapatılan siyasal parti kurucusu ve yöneticisi, başka bir adla parti kurarak demokratik anayasal düzeni yıkmak için mücadele etmeye devam edebilecektir.

 “Altılı masa” bu taslakla en çok AKP’yi rahatlatmıştır!

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL DANIŞMA KURULU TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL DANIŞMA KURULU TOPLANTISI
SONUÇ BİLDİRGESİ – 
03 ARALIK 2022, ANKARA

ADD Genel Danışma Kurulu toplantısı, Şube Başkanları, Şube Kurul Başkanları, Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri, Genel Merkez Bilim, Danışma, Eğitim, Kültür Kurulları üyelerinin katılımı ile 3 Aralık 2022 günü Ankara’da toplanmış, gündemindeki konuları değerlendirmiş ve aşağıdaki hususların kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır:

25-26 Eylül 2021’de 16. Olağan Seçimli Genel Kurul’da oluşan Genel Yönetim Kurulu görev bölüşümü yaparak Sayın Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT başkanlığında çalışmalarına coşku ve kararlılık ile başlamıştır. Aradan geçen yaklaşık 1 yılda son derece önemli etkinlikler gerçekleştirilmiştir. 14 Bölge Toplantısı yapılmış, 50 il ve 200 ilçede ADD örgütleriyle yakın ve doğrudan ilişkilerle çalışmalar yürütülmüştür. Son 1 yıl içinde üye sayısı yaklaşık on bin artarak 61 bini, şube sayısı 340’ı aşmıştır. ADD bünyesinde ve kamuoyunda güven sağlayan kurumsallaşmayı güçlendirici çalışmalar, ADD Genel Merkezine akçalı (mali) destekleri de artırmıştır. Derneğimizin öğrenci yurdu çalışmaları, bursları giderek güçlenmektedir.

23 Nisan 2022 günü Ankara’da yapılan kitlesel toplantıya on bini aşkın (Polis kayıtları!) üyemiz ve yurttaşlarımız katılmış ve Genel Başkanımız Dr. Mustafa Hüsnü Bozkurt tarafından büyük bir coşku ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik Manifestomuz (bildirgemiz) kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Ana tema olarak YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ’ne çağrı ve vurgu yapan bildirgemiz (manifestomuz), hem sanal ortamlarda paylaşılmış hem de basılarak olabildiğince yaygın dağıtılmıştır. Demokratik kitle örgütleri, basın yetkilileri, siyasal partiler dahil, ziyaret edilerek bildirgemiz / manifestomuz verilmiştir.

KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm kuşatmasının ülkemizi de yakından ilgilendirdiği ve bunalttığı açık bir gerçektir. Küresel emperyalizm bir yandan yerli işbirlikçileri ile siyasal islamı ülkemize dayatırken bir yandan da sözde seçenek (!) olarak sunduğu federal bir Türkiye ile Ulusal Birliğimizi ve tekil (üniter) devlet yapımızı tehdit etmektedir. Oysa Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eşsiz önderliğinde Ulusumuz, geçtiğimiz yüzyıl başında emperyalizmi tarihinde ilk kez bu topraklarda açık bir yenilgiye uğratmış, Kurtuluş’un ardından KURULUŞ aşamasında ise Atatürkçü Düşünce Sistemi = KEMALİZM öğretisiyle (ideolojisiyle) tüm dünyanın mazlum halklarına örnek olmuş ve başarısını Cumhuriyet Devrimimizle kanıtlamıştır.

Bu nedenle ADD, içine sürüklendiğimiz ve son 20 yılda iyice ağırlaşan kuşatmayı yarmak için reçetenin YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Kemalizm’in namus sesini tüm yurt semalarında yeniden gümbür gümbür duyurmak kararlılığı içtenlikle benimsenmiştir.
***
Bu bağlamda ADD Genel Merkezi, Bilim Kurulu eliyle 6 temel alanda kapsamlı bir
bilimsel rapor hazırlatarak bastırmış ve dağıtımına başlamıştır. Sağlık, Anayasa-Hukuk, Tarım-Ekoloji, Ekonomi, Dış Politika – Ulusal Güvenlik ve Eğitim sektörlerinde
nasıl bir ulusal, bilimsel – akılcı politika izlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

23 Nisan Yeniden Atatürk Cumhuriyeti Bildirgesi / Manifestosu ve Temel Konularda Bilimsel Politika Önerileri çalışmalarının önümüzdeki dönemde ülkemize ışık tutabilecek nitelikte olduğuna inanılmaktadır.

Yaklaşan genel seçimlerde kamuoyunun ülkemizin yakıcı gerçekleri ile yüzleşmesi ve denenerek başarısı kanıtlanmış, evrenselleşmiş, Atatürkçü Düşünce Sistemi = Kemalizm ile kuşatmanın mutlaka yarılacağı kararlıkla vurgulanmıştır. Korunacak olan yalnızca “hattı müdafaa” olmayıp, 453 bin km2 mavi vatan dahil,  780 bin km2 anavatanımızdır!

  • Cumhuriyetimizin 100. yılını önümüzdeki 2023 yılında sonsuz bir gururla,
    erinç ve
    gönençle kutlayacağız.

Önceliğimiz, son derece kritik olan yaklaşan genel seçimlerde ulusalcı –yurtsever güçlerin yeniden iktidar olmasıdır. Bu amaçla ADD 100. Yıl Çalıştayı çalışmalarını kapsamlı ve hızla başlatmalı; ülkemizin pek çok yerinde bu amaçla çoban ateşleri yakmaya başlanmalı ve bu süreçte olgunlaşan öneriler ve planlar uygulamaya konmalıdır.

ADD, olabildiğince kapsamlı bir toplumsal seferberlikle on milyonlarca yurtsever halkımızı ve DKÖ’lerini YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ hedefi ekseninde birleştirmeye çabalamalıdır. Bu bağlamda, 6’lı Masa İttifakı‘nı oluşturan siyasal partiler de içinde olmak üzere, olabildiğince tüm siyasal yapılara, demokratik kitle örgütlerine ve basın yoluyla kamuoyuna ve halkımıza ulaştırılması ve tezlerimizin ziyaretlerle anlatılması, istemlerimizin sunulması çok önemli ve değerlidir ve sürdürülmesi gerekmektedir.

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi hukuk yolunu da kullanarak Cumhuriyet düşmanlarının söz ve eylemlerine karşı açtığı davalarla Türkiye Cumhuriyeti’mizin temel değerlerine sahip çıkmakta ve yaptığı basın açıklamalarıyla ADD örgütünün güçlenmesine, zamanında tabana yayılmasına ve kamuoyu mal olmasına hizmet etmektedir.

ADD, hiçbir siyasal örgütün, oluşumun veya çevrenin arka bahçesi, etkinlik alanı olmayacak ve siyasal gelecek bekleyen kişilerin kullanabileceği bir örgüt de olmayacaktır.
Tüm güçlüklere ve son derece sınırlı olanaklarına karşın bağımsızlığını kıskançlıkla koruyarak Anadolu Aydınlanmasına var gücüyle kol kanat gerecektir.

Ülkemizin tüm yurtsever, ilerici, çağdaş, Aydınlanmacı, akıl ve bilimden yana, barışsever… TÜRKİYE SEVDALILARINI ulusal ve tarihsel bir dayanışmaya çağırıyoruz.

İçinde bulunduğumuz koşullar, 100 yıllık Cumhuriyetimiz açısından son derece ağırıdır.
Ancak herkes iyi bilmelidir ki;

  • Türkiye Cumhuriyeti asla sahipsiz değildir!

Bizlerin namus ve vicdanına Mustafa Kemal Atatürk’ün teslim ettiği kutsal emanetidir.
Türkiye Cumhuriyeti şan ve şerefle ve onurla yaşayacak, “ilelebet payidar kalacaktır”.

Türkiye Cumhuriyeti dünya uluslar ailesinin egemen-eşit, saygın ve çağcıl bir üyesi olarak, dünya kültürüne ve bilimine değerli katkılar koyacaktır.

  • Ulusal birlikle üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz yoktur.
    Ana gereksinimimiz ULUSAL DAYANIŞMADIR.

Yaşasın Atatürkçü Düşünce Derneği’nin tarihsel, onurlu ve mutlaka başarıya ulaşacak Aydınlanma savaşımı ve Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne kavuşma çabası!

Yaşasın Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti! 

Kamuoyunun ve yüce Türk Ulusunun bilgisine ve ilgisine sunarız.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ