9. Tıpta Uygulama Hataları (MALPRAKTİS) Kurultayı

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden
9. Tıpta Uygulama Hataları (MALPRAKTİS) Kurultayı

Bu toplantıları 9. kez sebatla gerçekleştiren başta sevgili dostumuz Ankara Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Yaşar Bilge ve aynı fakültemizden genel cerrahi uzmanı dostumuz Prof. Dr. Ethem Geçim hocamıza ve emek verenlere teşekkür ederiz.
(Bu kurultaylardan 2’sinde biz de konuşmacı olmuştuk…)

Tıpta uygulama hataları (Malpraktis!), yaşamın en nazik alanlarından biri.
Hem başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanları hem de sağlık hizmeti kullanıcıları taraf.
Yargıya yansımış çok sayıda dava var.. Hatta AİHM önünde Türkiye’den 60 dolayında sağlık davası görülüyor.. Türkiye’nin ceza aldığı davalar da oluyor AİHM’de.

Sağlık çalışanlarına yasa ile tıbbi malpraktis sigortası zorunlu. Yüzbinlerce sağlık çalışanının sigorta primleri üzerinden muazzam bir risk pazarı var. Üstelik genel olarak Türkiye sigortacılık sektörünün 3/4’ü yabancı sermaye elinde!

Bir yandan sağlık hizmeti – malları (başta ilaç!) tüketimi sağlık çalışanlarına performans ücreti aracılığıyla kışkırtılırken bir yandan kurulu kapasite sınırlılığı, hak sahibi iken  “müşterileştirilen” ama olup bitenin ayrımına varamayan yurttaşları çileden çıkarıyor ve çekip döner bıçağını – palasını – piştovunu; vuruyor hekimi, hemşireyi, ebeyi.. Küresel – yerli sermaye ortakları ve maşaları siyasal iktidarlar ise el oğuşturarak seyrediyor.

Bir yandan da hekim ve öbür sağlık çalışanlarının sayıları hesapsız – kitapsız artırılıyor. Hekim sayısı 150 bine dayandı. Bu yıl 14 bine yakın yeni tıp öğrencisi kaydedildi 90 tıp fakültesine! Tıp fakültesi sayımız İngiltere’yi 2’ye katlıyor. Doğallıkla “nitelikli hekim” yetiştirme giderek olanaksızlaşıyor..

Emperyalizm bozarken de kazanıyor, sözde onarırken de! Her durumda win, win, win! İnsanları birbirine kırdırırken.. Sağlık sektöründe hastalarla – sağlıkçıları düşmanlaştırarak ve de sürece bu kez kuklası hükümetlere yasa ile zorunlu malpraktis sigortası kurdurarak. Sorun yakıcıdır ve kitlelerin gerçekleri öğrenmesi için örgütlü önderlikle aşılabilir..

Sevgi ve saygı ile. 13 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   https://www.facebook.com/profsaltik,
twitter : @profsaltik   CV_Ahmet_SALTIK_web

    Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır..

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu, Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük “.. sen bittin…” içerikli alaycı, aşağılayıcı, tehdit kokan… sözleri nedeniyle esefle kınıyoruz. O’nun yerine biz utanıyoruz.. Yazıklar olsun.. Özür dilemeye ve sözlerini geri almaya çağırıyoruz.. Erdoğan’ı – Başbakanı bu Bakanı uyarmaya, görevden almaya  çağırıyoruz. Demokratik geleneklere, hukuka, edebe yakışmıyor. Toplumda gerilim – düşmanlık tohumluyor. Utandırıcı! Hem de çoook utandırıcı.. Ayıp!
*********
Siyonizmin ve maşalarının son Kudüs girişimi, tasarlanmış bir misyondur..

Bu misyon, Ortadoğu’da “sürekli istikrarsızlık” tır (de-stabilizasyon). Oyun öylesine görünür oynanmaktadır ki; 2011 ilkyazında Suriye’nin bölünmesinde Türkiye neredeyse Batı emperyalizmi adına gönüllü taşeronluk üstlenmiş, gırtlağına dek batağa – kana saplandığını geç de olsa ayrımsayınca bu kez 180 derece dönüşle tersine politikalar izlemek zorunda kalmıştır. Bereket Devlet aklı, siyasal iktidarı doğal sağkalım (beka) refleksi ile yoluna sokmuştur.
(Musa Kart, Cumhuriyet, 08.12.2017)

Çipras’tan Erdoğan’a net Lozan yanıtı

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Lozan Anlaşması’nın yenilenmesi gerektiğini belirten AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, “Lozan Anlaşması’nın yeniden yapılandırılması söz konusu olamaz” yanıtı verdi. Türkiye’nin Yunanistan’a 65 yıl aranın ardından düzenlediği ilk ziyarette Erdoğan ve Yunan Başbakan Çipras, basın toplantısı düzenledi. Çipras, Erdoğan’ın Lozan Anlaşması’nın yenilenmesi gerektiği yönündeki sözlerine, yukarıdaki açık red yanıtını verdi. Çipras’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

– Yunanistan, demokratik bir Türkiye’yi her zaman destekler.
Lozan Anlaşması’nın yeniden yapılandırılması söz konusu olamaz.
– Göçmen krizi anlaşmasıyla Ege’de ölümlerin önüne geçtik.
– Yunanistan’ın temel ilkesi ve değeri demokratik süreçlere saygıdır. Bizim ülkemiz demokrasi ve özgürlük ülkesidir. (ABC Gazetesi web sitesi, 07.12.17)

Erdoğan gündem oyunu peşinde. İçeride yolsuzluklar ve azan enflasyon…. bunalttı kendisini. Soluğu dış gezide aldı. Hem de sansasyon olsun diye Yunanistan’a. Temel derdi Batı Trakya Türklerinin Müftü seçmesi ve dinsel hakları! Herhalde Trakya seçmeninin ve başka yerlere göç eden bu yöre insanlarının oyları da gerek. Hem de Yunan Başbakan ile basın toplantısı yaparak! Diplomasi kuralları ayaklar altında. Yunan Cumhurbaşkanı kendisiyle nezaket gereği kısa bir görüşme yaptı ve Erdoğan’ın ölçüsüz sözleri nedeniyle ellerini dizine kavuşturarak beden diliyle ağır bir yanıt verdi.. Parlamenter demokrasi budur. Cumhurbaşkanı simgeseldir. AKP = RTEnin ülkemize dayattığı, dünyada örneği olmayan ucube bir rejimdir.. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi! İleride “ucube” sözcüğü tanımlanırken bu durum somut örnek gösterilecek sözlüklerde.

Erdoğan, Yunanistan’ın işgal ettiği adalar için ne yaptı??

Başbakan Binali bey önceki aylarda gitti, Çipras ile sırıta sırıta pozlar verdiler ama işgal edilen vatan topraklarını masaya koy(a)madı! Aradan birkaç ay geçti.. AKP = RTE neden gider bu ülkeye bir kez daha?? Açıkça kamuoyunun dikkatini asıl sorunlardan uzaklaştırmak.. Ama nereye dek?? Ülke yangın yerine döndü.. AKP = RTE artık Türkiye’ye çok ağır gelmektedir..

Gelelim lokmanın büyüğüne : Lozan Anlaşması Türkiye’nin uluslararası hukukta tapusu ve de TABUSU’dur!. Herkesin aklını başına alması gerek. Bu Anlaşmaya dokunmak hiç kimsenin haddi değildir. Ayrıca Lozan’da Yunanistan, -ABD gibi gözlemciler dışında- karşımızdaki 7 düvelden yalnızca biridir. Tek başına bu ülke ile Lozan Anlaşması’nda en küçük bir değişiklik bile yapılamaz. Bu girişim korkunç bir gaftır. Aklıbaşında hiçbir Dışişleri görevlisi buna izin vermez. Erdoğan halen yetkisiz ve sorumsuz Cumhurbaşkanıdır ve bu tür girişimleri ülkenin geleceğini çok ciddi biçimde tehlikeye sokan olağanüstü yanlış, akıl dışı girişimlerdir. Dışişleri kafayı yemedi ise, kendisine danışılsaydı bu akıllara seza planı ne yapar yapar engellerdi. Artık insaf etmek gerekir yapılan ağır hatalardan ve Türkiye’ye verilen ölçüsüz zarardan dolayı.

  • AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan; LOZAN’dan der-hal elini çekmeli ve bu konuyu bir daha ağzına almamak üzere kapatmalıdır! Öneri karşıdan gelse bile Lozan dokunulmazımızdır.
    ********
    Son günlerde “birden bire” hikmetli biçimde (!) Atatürk’e sahip çıkmaya başlayan AKP’li CB Erdoğan, Atatürk’ün en büyük armağanlarından olan Lozan Andlaşmasını tartışmaya açarak çok büyük gaf yapıyor. Ayrıca Çipras’ın “Kıbrıs’ta 43 yıldır işgal var.” tuzak sözlerine oltaya takılırcasına “Çözelim o zaman” diyerek açıkça işgal savını kabul ediyor! Olacak şey değil! Kıbrıs’ta 1974’ten beri BARIŞ var. Asıl suçlu, ENOSİS (Kıbrıs’ı Yunanistan’a katma) planını bir darbe ile gerçekleştir-meye çalışan ve Ada Türklerine soykırım başlatan Rumlar! Türkiye, uluslararası hukuk kapsamında Londra ve Zürih Andlaşmalarından kaynaklanan garantör ülke statüsü haklarını kullanarak Kıbrıs’ta kanlı darbeyi önlemiştir. Ülkemiz asla işgalci değildir, meşru bir girişimde bulunmuştur. Erdoğan’ın bu gibi söz ve davranışları açıkça ulusal çıkarlarımıza ağır hasar vermektedir. Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez. Bir biçimde, Erdoğan’ın bu sorumsuz ve anayasaya aykırı politikalarının durdurulması gerek. Anamuhalefet gerekli uyarıyı hemen yapmalıdır. TBMM devreye girmelidir. Başbakan artık susmayıp konuşmalıdır. Aklı başında sağduyulu – vicdanlı AKP’li vekiller nerelerdesiniz?? Türkiye artık Erdoğan’ı kaldıramayacak biçimde çıkmaza sürüklenmiştir.
    SOS! SOS! SOS!
    *****


ŞEHİR HASTANELERİ TALANI
konulu. Görsel konferansımızın yansılarını izlemek için tıklayın: http://ahmetsaltik.net/2017/11/01/sehir-hastaneleri-talani-konferansimiz/
*****
Sayın Deniz Baykal’a içten şifa diliyoruz.
Al
manya’da FTR sağaltımının yararlı olmasını dileriz.
*****
Nuriye Gülmen Ölüm Orucunun 269’uncu gününde serbest. Şimdi; HEMEN İŞİNE İADE! Yargılama sürdürülecekse tutuksuz olarak ve somut kanıta dayalı olarak. 34 kg yitiren ve ölüm dahil ciddi sağlık riskleri olan bu insanın etkin sağaltımı gerek. Öncelikle açlık grevini bitirmesi için hemen İŞİNE İADE… Semih’in de.. Haydi AKP, Haydi Başbakan!
****
Ankara Konur Sokak’ta İnsanlık Anıtı çevresinde sürdürülen abartılı polis önlemleri bizi üzüyor. Türkiye’nin saygınlığına ciddi gölge düşürüyor. Yersiz, tuhaf, hatta komik.. lütfen ölçülü olalım. Ama Ankara Valiliği, hemen her türlü eylem yasağını OHAL gerekçesiyle uzatıyor!??

    

Salt Cumhuriyet‘ten 4 gazeteci hala tutuklu yargılanıyor. Durum ürkünç! Devr-i AKP’de 170’i aşkın gazeteci mesleğini değil casusuluk, muhalefet.. vs. yapıyor nedense!? 408 gün oldu. Zarrab AKP’li Bakanlara on milyonlarca € rüşvet dağıtırken kahramandı ve madalya verilmişti. ABD mahkemesinde yaptıklarını anlatınca hain ve casus oldu AKP’ye göre!? 7. günde itiraflar sürüyor.. Sarraf, doğrudan sorgusunda Bunlar Çağlayan’a ödenen paralardıdiyerek komisyon aldığını iddia ettiği belgeleri gösterdi.
(Cumhuriyet 08.12.17)

Sevgi ve saygı ile. 13.12.2017
Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net 

Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayaya

Sitemizde yer alan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

 

Lozan’ın anlamı

Lozan’ın anlamı

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
AKP iktidarının, Sarraf Mahkemesi ve Man Adası tartışmalarını geriye itmek için başlattığı tartışmanın konusu olan Lozan Antlaşması’yla yeni bir devlet kurulmuştu: 
Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu yerine, İstiklal Savaşı’nı kazanan Türkiye Cumhuriyeti. 
Lozan bir zafer antlaşmasıdır!
***
1920’li yıllarda Anadolu’nun nüfusu 11-12 milyon kadardı; yani bugünkü İstanbul’un nüfusundan daha az. 
Bu nüfusun yüzde onu okuma yazma biliyordu, yaklaşık bir milyon kişi; onların da yarısı ancak adını yazabiliyordu. 
Hemen herkes hastaydı: Trahom, verem ve sıtma. (AS : Cüzzam ve Frengi!)
Tüm nüfus, uzun süren savaşların sonunda zaten yorgun, bezgin, aç ve hastaydı.
(AS: Erkekler savaşta kırılmıştı..)  

İşte bir Din/Tarım Toplumu’nu 15 yıl içinde bir Kentsel/Endüstriyel Toplum olma eşiğine getiren, yirminci yüzyılın en çarpıcı siyasal ve kültürel atılımı, böyle bir nüfusla gerçekleştirilmiştir! (AS: Batılı emperyalistlerin diliyle KILIÇ ARTIĞI!)
***
Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları büyük devletler tarafından cetvelle harita üzerinde çizilmedi:
Yüz binlerin kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş savaşlar sonunda belirlendi. 

1) Sadece İstanbul’u, Trakya’yı ve Anadolu’yu işgal eden galip devletlerin silahlı kuvvetlerine, İngiliz, Fransız, İtalyan ordularına karşı değil… 
2) Batı’dan saldıran taze Yunanistan ordularına karşı… 
3) Doğu’dan gelen taze Ermenistan ordularına karşı… 
4) İçteki Halife taraftarlarının isyanlarına karşı… 
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, “ölümüne verilen” bir mücadele ile çizildi bu sınırlar.
***
Çok kişinin aşırı milliyetçi, şovenist duygularını gıcıklayan bu saldırılar,
yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni ırkçı, faşist bir diktatörlüğe yöneltmedi: 

Tam tersine, yeni Cumhuriyet, ırk, din, dil, mezhep farkı gözetmeksinizbu sınırları çizen,
bu devleti kuran halka Türk
 halkı denir” anlayışıyla, siyasal bilince ve bireysel tercihe dayalı bir vatandaşlık kavramı üzerinde yükselen “Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” olmayı hedefledi.
***

  • Lozan, Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalananlar arasında devam eden
    tek barış antlaşmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti, Birinci Dünya Savaşından bugüne kadar varlığını, gelişerek sürdürmüştür. 
Bu Cumhuriyet’in hedeflediği Demokrasi ve İnsan Haklarının, bütün farklılık ve çatışmaların panzehiri olduğunu unutmayalım. 
Farklılıklarımızı koruyarak bir arada yaşamanın, gelişmenin nimetlerinden,
bu toprakların güzelliklerinden eşit ve adil bir biçimde yararlanmanın yollarını arayalım. Siyaseti, gerilim, kavga, kin ve intikam üzerine kurmayalım. 

Birbirimize, haksız ve adaletsiz bir biçimde, ayrımcı bir vicdanla bakmayalım. 
İnsanları haksız, hukuksuz ve adaletsiz muamelelere tabi tutmayalım;vicdanlarımızda
ve özellikle de adalet
 mekanizmasında yargısız infazlar yapmayalım… 

Cumhuriyetimizi, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olarak geliştirmeye çalışalım: 

  • DİREN İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ!

==================================================
Dostlar,

LOZAN ANDLAŞMASI’nın ANLAMI ve
AKP = ERDOĞAN’ın DERİN AÇMAZI

Üstad Emre Kongar’ın sözünün üstüne söz söyleme olanağı var mı??
Metinde 2-3 yerde ayraç içinde not düştük..
Lozan’ın böylesine derin bilinçsiz – bilgisiz – sorumsuz ve bu halkın verdiği şehitlerin, gazilerin, dökülen kanların hürmetsiz biçimde ağza alınmasını asla içimize sindiremiyoruz..
Türkiye bu tabloyu, böylesine yöneticileri hak etmiyor..
Yunan Cumhurbaşkanı ve uluslararası hukuk profesörü Pavlopulos adeta ders verdi sözleriyle. Uluslararası Andlaşmalar için Erdoğan’ın bilinçsizce önerdiği böylesine bir yol – yöntem olmadığını açıkladı. 43 yaşındaki genç Başbakan Çipras da..

Mülkiye de okumuş olma yetkisiyle not düşelim ki; bu tür Andlaşmaların / metinlerin altına ancak “ek maddeler” konabilir. Özgün metne dokunulamaz. ABD Anayasası tipik bir örnektir. 1776’lara uzanan bu çekirdek Anayasa salt 7 (yedi!) maddedir ve Amerikan halkınca adeta kutsanmaktadır. 240 yılı aşkın süredir bu maddelere dokunul(a)mamıştır. Gereksinim duyulan içerikler madde olarak da değil “ammendment” sıfatıyla eklenmiştir, o kadar.

Anayasada Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemlerden sorumlu olmadığı kurala bağlanıyor.. (md. 125/1 ve 2). Ancak yaşanan pratik bu madde ile ilgili sorunlar yaratıyor. Anayasa koyucu Erdoğan gibi “atipik” cumhurbaşkanlarını elbette hesaba katamazdı. Ne var ki bu hukuksal – anayasal bağışıklık Türkiye için son yıllarda ağır faturalara neden oluyor.  Erdoğan’ın Lozan Andaşması hakkındaki bu sözleri Dışişleri bürokrasisince hazırlandı ise bu kişiler için yasal sorumluluk doğabilir. Bu durumda o talihsiz ve asla kabul edilemeyecek ağır gaf niteliğindeki sözlerin oluşturduğu “idari eylem” de Cumhurbaşkanı “tek başına” değildir ve hazırlık işlemi kendisi dışında yapıldığından sorun Yönetsel (İdari) Yargıya taşınabilir. Nitekim önceki yıllarda Rektör atamalarında Erdoğan’ın YÖK’ün sunduğu 3 aday içinden dilediği bir adı Rektör atama işlemi benzer gerekçeyle Danıştay’a taşınmış ve yüksek yargı başvuruyu kabul etmişti. Sorunun hukukçular ve kamu yöneticilerince tartışılması yerinde olacaktır.

Bu gibi sorunların aşılması için Anayasa’nın anılan maddesinde Cumhurbaşkanının anaysal sorumsuzluğu nedeniyle, “tek başına” yapabilecekleri dışında tutulan işlemlerde ilgili Bakan – Başbakan’ın imzası koşul tutularak onlar sorumlu tutulmuştur. Kimi ülkelerde ise Devlet Başkanlığı Konseyi biçiminde bir yapılanma ile kritik kararlar bu kurula bırakılmıştır.

Erdoğan, fiilen (de facto) tek adamdır ve henüz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen yeryüzünde örneği olmayan ucube – uyduruk – zorlama rejim 3 Kasım 2019 seçimleri yapılmamış olduğundan, yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte TEK ADAM yönetimi sergilemekte ve ülkeyi tek başına demir yumrukla, son 1,5 yıldır da resmen OHAL dayatmasıyla totaliter bir rejime sürüklemektedir, sürüklemiştir. Zaten açıkça itiraf edilmiştir Anayasa dışına çıkıldığı ve Anayasa’nın yaratılan fiili duruma uydurulması = anayasayı fiilen çiğneme suçunun yasallaştırılmasını AKP tarafından ülkeye dayatılmıştır. İçişleri Bakanı Efgan Ala, TBMM kürsüsünde elini vargücüyle kürsüye vururken, avazı çıktığınca da “Tanımıyoruz bu anayasayı!” diye haykırmıştı..

16 Nisan 2017 Anayasa değişiklikleriyle. Böyle giderse, 3 Kasım 2019 sonrasında AKP = Erdoğan hala ülkenin başında olursa, çok daha katı – sekter, Erdoğan’ın kendi deyimiyle “astığın astık kestiğin kestik” bir eğik dizleme ülkemiz sürüklenmiş olacaktır. Erdoğan Başbakan iken, bir 23 Nisan günü simgesel olarak makamına oturttuğu kız çocuğuna bu sözleri söylemişti..

Lozan görüşmelerinde Başdelegemiz ve Dışişleri Bakanımız İsmet Paşa’nın yakın hukuk danışmanı aile büyüğümüz Prof. Dr. Veli Saltık’ın kulakları çınlasın. Lozan Andlaşması bu bağlamda bizim için ayrı bir önem ve değer taşımakta.

Neziha Araz’ın aktardığına göre İsmet Paşa Lozan’dan Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı bir mektupta;

  • Velinimetim efendim, beni görseniz tanıyamayacaksınız. Birkaç ayda saçlarım bembeyaz oldu.. Hasretle ellerinizden öperim / İsmet

diye yazmıştı.

Siyaset çooooooooook gergin, gerçekte AKP = RTE tarafından bilerek ge-ri-li-yor..
Kamuoyunun dikkatini dağıtmak ve asıl sorunlardan uzaklaştırmak.. Son bir gafta – 10 günde ne çok yapay “gündem tohumu” saçıldı topluma değil mi?

2018 Bütçe görüşmelerinde AKP tarafından özellikle izlenen gerilim politikası da aynı bağlamda.

AKP = RTE‘nin derdi 1 değil ki… Bin dert ile boğuşmaktalar ve ipler giderek el ve ayaklarına dolaşmakta. Dillerine de… Bakışlarına da.. Yüz ifadelerine de… Beden dillerine ve duruşlarına da.. Beyinlerine, akıllarına, sağduyularına, sabır ve belagatlarına…. da!
Üstelik ülke dışından da “epey çelme” gelmekte..

Ne var ki; ne Lozan, ne Kudüs, ne %11 büyüme masalı kurtuluş değil..
AKP = RTE uzatmaları oynamakta..
Yolun sonu görünüyor.. Erken seçim?? Orada da denklemler çoook karmaşık ve çoook bilinmeyenli..

Kongar hocamız gibi bağlayalaım :

  • DİREN İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ!

Sevgi ve saygı ile. 12 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ (İHEB) 70. YILINA GİRDİ…

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ (İHEB) 70. YILINA GİRDİ…

udhr ile ilgili görsel sonucu

  • İnsan haklarının asıl çiğneyicisi ne yazık ki BATI EMPERYALİZMİ olmuştur..
    21. yy. şafağında artık KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm saldırısına son verilmelidir.

10 Aralık 1948’de yayınlanan Birleşmiş Milletler  İNSAN HAKLARI BİLDİRGESİ
dün, 70. yılına girdi..

Dilerdik ki artık olgunlaşsın ve 70. yılında büyük ölçüde yerleşsin..

Dilerdik ki, bu Bildirge’nin 2000’li yıllara girerken 3. Binyıl güncellemesi yapılsın.

Tümüyle değilse bile büyük ölçüde düş kırıklığıdır yaşanan..

udhr ile ilgili görsel sonucu

Çok tuhaf bir gelişme, bu sabah, 11.12 17 günü açıklanan 2017 yılı Ekonomide 3. çeyrek büyüme verileri açıklandı. Meğer Türkiye ekonomisi dünya rekorları kırarak en hızlı büyüyen ülke olmuş! Ekonomi %11 büyümüş! Yıl sonunda %7’yi aşkın bir “performans” yakalayacakmışız!?

Alın size bir temel insan hakkı ihlali daha..
Dalga geçercesine, aptal – salak – zeka fukarası yerine koyarak yapılan soyut rakam açıklamaları..

Nerede insanımızın insanca yaşam hakkı ve geliri?
İşsizlik nasıl oluyor da 2 rakamlı kalıyor?
Enflasyon nasıl oluyor da resmen %15’lere koşarken ekonomi % 11 büyüyor?
Ulusal gelir geçen yıl 856 milyar dolara yaklaşırken bu yıl sonunda ancak 800 milyar dolar bekleniyor, yani %7 dolayında azalacak! Ama aynı 2017’de ekonomi %7 büyümüş olacak!

2017 Türkiye'de işsizlik ile ilgili görsel sonucu

Eyyyy AKP iktidarı; tüm klasik iktisat kitaplarını yırtınız, yakınız elhamdülüllah..
Ekonominin kitabını İktisat mezunu olduğu söylenen ama diplomasını bir türlü göremediğimiz AKP Genel Başkanı Erdoğan yazsın ve de bütün dünya öğrensin inşaallahhh!..

NOBEL Ekonomi ödülü AKP = RTE’ye verilmeli..
(2017 geçti, seneye inşallah, amin!)

45 milyar dolar cari açık, 60-70 milyar dolar dış ticaret açığı, 100 milyar TL’ye yakın bütçe açığı, 450 milyar dolar dış borcu, toplamda 700 + milyar dolar borcu olan, dışarıdan et, buğday, saman, mercimek, fasülye, pamuk….. ithal eden..
İhracatta % 80’leri aşan ithal girdiye mahkum, dışsatımında yüksek teknoloji ürünleri %3’ü bulmayan…
………………….
…………………………..
Korkunç bir hızla nüfusu büyüyen..
(HER AİLEYE 1 ÇOCUK KAÇINILMAZ BİR ZORUNLUKTUR!)
Doğal gazda %99, akaryakıtta %93 dışa bağımlı..
Tarım arazileri yapılaşmaya açılarak tarla, mera, otlakları talan edilen..
Yolsuzluklarının üstüne gidil(e)meyen..

2017 Türkiye'de işsizlik ile ilgili görsel sonucu

  • 1.5 yıldır OHALsopası altında inletilen bir TEK ADAM REJİMİ ile % 11 büyüdük öyle mi?
    ………………….
    ……………………….
    80 milyona AKP masalları sürüyor..
    Neciiiiiiiiiiiiiiiip necip milletimiz ve de AKP seçmenimiz uyusun da büyüsün inşaaaallllah!
    %11 büyüdüüük de %11 büyüüüüdük… nenni Türkiye nenniiiNenni Türkiye nenniiii….

    ninni notası ile ilgili görsel sonucu 

    Sevgi ve saygı ile. 11 Aralık 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

    Not : Yine de İnsan Hakları metinlerini topluca içeren bir listeyi (İngilizce olsa da) meraklısı için paylaşmak istiyoruz..  Bibliyografya için lütfen tıklayınız :

Health and Human Rights – Annotated Bibliography

 

 

 

 

Bu gün 10 Aralık İnsan Hakları Günü : OHAL karanlığı

OHAL karanlığı

Bu gün 10 Aralık İnsan Hakları Günü.

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
STK’ler ‘OHAL muhalif kesimlere karşı otoriter bir baskı aracına dönüştü’ dediler.

İnsan Hakları Günü, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin kabul edildiği gün olan 10 Aralık 1948’den bu yana her 10 Aralık’ta kutlanıyor. Ancak İnsan Hakları Haftası nedeniyle düzenlenen toplantılarda OHAL’in kaldırılması çağrısı yapıldı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği, Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası (DTO) ve Diyarbakır Hak İnisiyatifi, İnsan Hakları Haftası nedeniyle Diyarbakır’da ortak bir basın toplantısı düzenledi. İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, Tahir Elçi cinayetini hatırlatıp bunun faili meçhul ve cezasızlık kültürünün en çarpıcı tezahürü olduğunu belirterek, “17 aydır süren OHAL, hukuk güvenliğinden yoksun ve toplumsal yaşamımızda muhalif kesimlere karşı otoriter bir baskı aracına dönüştü” dedi.

İnsan hakları örgütlerinin temsilcileri bu açıklamanın ardından İHD ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” sloganı ile her hafta düzenlediği oturma eyleminin 461’incisine katıldı.

KHK ile ihraç edildikten sonra işine geri dönebilmek için Ankara Yüksel Caddesinde eylemini sürdüren Veli Saçılık da destek verdi. Eylemde, 1993’ten beri kayıp olan 23 yaşındaki Hacı Şili’nin akıbeti soruldu, oturma eylemi gerçekleştirildi. Bilici 1 yıllık hak ihlalleri verilerini şöyle açıkladı:

* OHAL KHK’leriyle 100 binin üzerinde kamu personeli ve akademisyen ihraç edildi.

* 160 basın-yayın kuruluşu süresiz olarak kapatıldı.

* 166 gazeteci halen cezaevlerinde tutuklu. Onlarcası hakkında soruşturma ve davalar açıldı, hapis cezalarına çarptırıldı.

* 101 belediyeye kayyım atandı.

* 110 DBP’li belediye eşbaşkanı kayyım sonrası tutuklanırken, 68’i hâlâ tutuklu.

* 5 HDP’linin vekilliği düşürülürken, kimisine hapis cezaları verildi.

*  9’u HDP’li ve 1’i CHP’li olmak üzere 10 milletvekili hâlâ tutuklu.
==================================================
Dostlar,

Yaşasın AKP = RTE ve 1,5 yaşına giren OHAL’imiz…

Dünya İnsan Hakları Gününde konunun önemine ilişkin ve eylem planı niteliğinde açıklamalar, kamuoyuna dönük girişimler duyamadık AKP iktidarından… Beklenmeli miydi, bu da önemli bir sorudur.

Ne var ki, Filistin halkının vatan toprakları ellerinden işgalle alınmış, en temel insan haklarından olan BİR YURT EDİNME – VATAN KURMA hakkı ellerinden alınmıştır.,

Suriye ve Irak, Afganistan, Sudan, Libya, Bosna – Hersek, Yugoslavya ve Türkiye dahil …… pek çok ülkede Batı emperyalizmi açıktan – perde gerisinden iç savaşlar çıkarmış, milyonlarca insanın yaşamı sona ermiş, milyonlarcası göçmen – sığınmacı olmuş, işsiz – aşsız – evsiz – sevgisiz – ümitsiz bırakılmıştır. Irak’ta yüzbinlerce kadının ne yazık ki işgalci Amerişkan askerlerince ırzına geçilmiştir.

  • İnsan haklarının asıl çiğneyicisi ne yazık ki BATI EMPERYALİZMİ olmuştur..21. yy. şafağında artık Küreselleşme = Yeni emperyalizm saldırısına son verilmelidir.

10 Aralık 1948’de yayınlanan Birleşmiş Milletler  İNSAN HAKLARI BİLDİRGESİ
bu gün, 70. yılına girdi..

Dilerdik ki artık olgunlaşsın ve 70. yılında büyük ölçüde yerleşsin..

Dilerdik ki, bu Bildirge’nin 2000’li yıllara girerken 3. Binyıl güncellemesi yapılsın.

Son saldırı Kudüs üzerinden bilinçli bir kışkırtma ile siyonistlerce = Yahudi ırkçılarınca sürdürülmektedir.

  • Çare, TÜM DÜNYANIN EZİLEN HALKLARININ BİRLEŞMESİDİR…

Büyük ATATÜRK‘ün savsözü ilke olmalıdır : YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ…

Sevgi ve saygı ile. 10 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com