‘Ekonomide korkulan senaryo gerçekleşmek üzere’

‘Ekonomide korkulan senaryo gerçekleşmek üzere’

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre, orta vadede özel sektörün borç kriziyle karşılaşma olasılığı çok yüksek. İnşaat, enerji ve perakendede sıkıntı yaşanacak.

Son aylardaki döviz kurundaki krize dönüşen tablo tüm sektörleri etkisi altına aldı. Özellikle doların ateşinin yükselmesi bazı sektörleri ciddi anlamda olumsuza sürüklüyor. Peki ya dolar kurundaki yükseliş en çok hangi sektörleri etkiledi ve etkilemeye devam edecek?

Prof. Hayri Kozanoğlu’na göre, orta vadede özel sektörün bir borç kriziyle karşılaşma olasılığı çok yüksek. İnşaat, enerji ve perakendede sıkıntı yaşanacak.

Cumhuriyet’ten Olcay Büyüktaş’a konuşan Kozanoğlu, Türkiye yaşanan ‘döviz krizinin’ şimdilik ‘likidite krizine’ dönüşmesini engellediğine dikkat çekerek, “Ne var ki orta vadede özel sektörün bir borç kriziyle karşılaşma olasılığı hâlâ çok yüksek. Ülkenin asıl Aşil topuğu, finans dışı şirketlerin yarısı yurt dışına, yarısı yerel bankalara olan 337 milyar dolar döviz borcu” diyor.

“Bir yıl altındaki vadede finansal varlıklar yükümlülükleri aştığı için borç temerrütleri hemen gündeme gelmeyebilir” diyen Kozanoğlu, “Ancak özellikle inşaat, enerji ve perakende” sektöründeki yeterli döviz geliri bulunmayan firmaların bilançolarının orta vadede bu yükü taşıması olanaksız görünüyor. Ekonomi yapısal sorunlarla malul iken, motoru aşırı ısındırmak balataların yanmasını getirdi. Malum Rahip Andrew Brunson vakasının ancak krizi tetikleyen ikincil bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz” görüşünü dile getiriyor.

‘KORKULAN SENARYO GERÇEKLEŞMEK ÜZERE’

2001 krizi sırası dönemi hatırlatan Kozanoğlu, “117 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borçları 2018’in  2. çeyreğinde 466 milyara ulaştı. Bu dolarda bir kuruşluk artışın borç yükünün 4.7 milyar TL sıçramasına neden olduğu anlamına geliyor. IMF son Türkiye raporunda TL’nin yüzde 30’luk bir değer kaybının dış borçların GSMH’nin yüzde 83’üne ulaşmasını getireceğini hesaplıyordu. Ne yazık ki korkulan bu senaryo gerçekleşme yolunda” ifadesini kullanıyor.

Ülkenin asıl Aşil topuğunun finans dışı şirketlerinin yarısının yurt dışına, yarısının yerel bankalara olan 337 milyar dolarlık döviz borcu olduğunu söyleyen profesör, “Yabancılar borsadaki ve  Devlet İç Borçlanma Senetleri’ndeki portföylerini büyük ölçüde boşalttıkları için buralardan ‘ döviz kuruna’ bir saldırı olanaksız. Asıl dış borç yenilemelerinde sorun yaşanacak. Avro tahviller dahil Türkiye’nin dış borçlarının yüzde 90’ının alacaklısı özel sektör. Bu da “uluslararası piyasaların” ocağına düşmek anlamına geliyor” diyor.

Kozanoğlu, değerlendirmelerine şöyle devam ediyor:

Ekonomi zaten yapısal sorunlarla malul iken, motoru aşırı ısındırmak balataların yanmasını getirdi. Özellikle, 2017’de açılan 200 milyar TL’yi aşan Kredi Garanti Fonu kefaletli krediler fitili ateşledi. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana çok elverişli küresel koşullarda (düşük faiz, bol likidite) özellikle “sıcak para” girişlerine hız verildi. Göreceli “değerli kur, yüksek faiz” ikilisi, Türkiye’ye sermaye çıkışlarını davet etti. “Mali disiplin” dahil, başından beri “neoliberal tasarımın” kurallarına riayet eden Tayyip Erdoğan “düşük faiz” saplantısıyla, “piyasalarda kavgayı” kızıştırınca ipler koptu. Yıllardır biriken yapısal sorunlar (yüksek cari açık, aşırı borçlanma, düşük tasarruf), kurumsal yapıların da çöküşüyle birleşince (liyakatin reddi, keyfi yönetim, gerici eğitim vb.) kaçınılmaz son yaklaştı.”

PARA BASMAK VE DOLAR

PARA BASMAK VE DOLARmetin aydoğan ile ilgili görsel sonucu

Metin AYDOĞAN
https://kuramsalaktarim.blogspot.com/2018/08/para-basmak-ve-dolar.html#more, 15.08.2018

Merkez Bankası verileri; Haziran başında piyasalardaki para miktarının 137 milyar liradan, Haziran ayı ortasında 160 milyar liraya yükseldiğini gösteriyor. Tedavüle giren ilave banknot ve madeni para toplamı son 1 yılda 32 milyar lira artmış. Görünen o ki, seçim dönemlerinde artan para basımı, bu kez 3 olumsuz olguyla birleşmiş. ABD’dedeki faiz artışı nedeniyle Türkiye’den başlayan yabancı sermaye çıkışı, uzun süredir sancısı çekilen üretimsizlik ve borçlanma ile çakıştı. Buna, Washington’un yapay taktik saldırısı da eklenince, üretmeyen, tüketime ve borçlanmaya dayalı ekonomik yapı, üzerindeki dörtlü baskıya daha fazla dayanamazdı. Dayanamadı ve dolar zincirlerinden boşandı.

Dolaşımdaki Para

2009 yılında dolaşımda 38,3 milyar lira bulunuyordu. 2018’de para miktarı 138,8 milyar liraya çıktı. Dokuz yılda 100,3 milyar lira artış oldu.1

Ekonomi bilimi, para bolluğunu gönencin artması olarak tanımlıyor. Ancak, bir koşul koyuyor; para artışının ulusal gelir artışına yani üretime dayanması. Para artışı, gayri safi milli hasıla (ülke sınırları içinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değeri)artışıyla uyumlu olmazsa, ekonomiye olumsuz etki yapıyor ve risk oluşturuyor.

Türkiye’de bu oldu/oluyor. Paranın fiziki artışı, ulusal üretim artışıyla uyumlu olmuyor ve yüksek oranda artıyor. Buna, karşılıksız para basmak diyor ve ‘ekonomiye yıkıcı müdahale’olarak tanımlanıyor.

Karşılıksız Para Basmak

Karşılıksız para basmanın doğal sonucu, paranın değerini yitirmesi yani enflasyon oluyor. Enflasyon ise, ülkeyi ekonomik bozulmaya ve mali yetmezliğe götürüyor. Bunalımlar sıraya giriyor.

Sıradan insanların bildiği bu gerçeği, kuşkusuz ülkeyi yönetenler de biliyor. Bilindiğine göre, neden karşılıksız para basılıyor? Bu davranış enflasyonu bilerek kabul etmek olmuyor mu?

Merkez Bankası

Kübra Baltacı’nın haberine göre; Merkez Bankası, Haziran başından seçimin yapıldığı 24 Haziran’a kadarki 15 günde 23 milyar TL para basmış. Baltacı‘Banka hükümetin seçimden önce verdiği sözler nedeniyle ihtiyaç duyulan parayı karşılıksız basarak karşıladı’ diyor.2

Merkez Bankası verileri, Haziran başında piyasalardaki para miktarının 137 milyar liradan, Haziran ayı ortasında 160 milyar liraya yükseldiğini gösteriyor. Merkez Bankası ile madeni paraların basılmasından sorumlu Darphane Genel Müdürlüğü verilerine göre, tedavüle giren ilave banknot ve madeni para toplamı son 1 yılda 32 milyar lira artmış olmuş.3

İpa adlı haber bloğu, yayınladığı haber yorumda; seçimden hemen önce bu kadar yüksek tutarlı para basma faaliyeti için; ‘hükümetin seçim öncesi vaat ettiği emekliye bayram ikramiyesi bu şekilde mi ödendi?’ sorusunu soruyor. Ardından, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın emeklilere Ramazan ve Kurban Bayramlarında verilecek 1.000’er TL ikramiyenin bütçeye maliyetinin 24 milyar 600 milyon TL olacağını söylediğini aktarıyor.4

Görünen o ki, seçim dönemlerinde artan para basımı, bu kez 3 olumsuz olguyla birleşmiş. ABD’dedeki faiz artışı nedeniyle Türkiye’den ayrılmaya başlayan yabancı sermaye çıkışı, uzun süredir sancısı çekilen üretimsizlik ve borçlanma ile çakıştı. Buna, Washington’un yapay taktik saldırısı da eklenince; üretmeyen tüketime ve borçlanmaya dayalı ekonomik yapı, üzerindeki baskıya, daha fazla dayanamazdı. Dayanamadı ve dolar zincirlerinden boşandı.

Para Nasıl Basılır

Para basmak için her şeyden önce üretim yapmak gerekiyor. Üretim yapılacak, üretilen mal dışarıya satılacak ve döviz elde edilecek. Kazanılan döviz ne denli çoksa, para o denli değerlenecek demektir. Para değerlendikçe dışalım ürünleri ucuzlayacak, toplumsal gönenç yükselecektir. Olağan işleyiş budur.

Para basmanın, dünyanın her yerinde kabul edilmiş evrensel kuralları var. Parayı devlet basar ama bunu keyfine göre yapamaz. Para basmak için bir karşılık göstermek durumundadır. Yani para basabilmek için, elinde (hazinede) altın rezervi olması gerekir. Mal ve hizmetlerin değişim aracı olan paraya değerini veren şey, karşılığı olan altındır.

Altın karşılığı olmayan paranın değeri olmaz. Dilediğiniz kadar para basabilirsiniz ama bunu yaparsanız para pul olur. Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki durumuna düşersiniz. Savaş tazminatlarını karşılamak için sürekli para basan Almanya, mali dengesini tümüyle yitirmiş, Alman markı kağıttan farksız hale gelmişti. Almanlar, pazara giderken alış veriş yapacakları parayı bavulla götürüyordu; ‘ısınmak için para yakıyordu’.

Türkiye’nin Altınları Nerede?

Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı iken yaptığı açıklamada, Türkiye’nin 490 ton olan altın rezervinin 450 tonunun, İngiltere Merkez Bankası Bank Of England’da emanette olduğunu söylemişti.Bu açıklama, o dönemde yeterince ele alınmamıştı. Ne muhalefet partileri ne de basın konuya yeterince eğilmişti.

Yeterli altını olmadan para basmaya ‘bütçe avansı’ da deniyor. Bunun anlamı, Hazinenin bütçeden basılan para kadar ‘avans’ alması yani ‘borçlanması’ oluyor. Basılan paranın, ileride vergi toplayarak Hazineye ödenmesi gerekiyor.

Son dönemde, ‘Merkez Bankası’ndan avans çekmek için’ yeni bir yasa çıkarıldı ve ‘avans’ için bir tavan kondu. Yasaya göre ‘çekilen avansın bütçenin yüzde 15’ini geçmemesi gerekiyor’.6

Karşılıksız Para Neden Basılıyor

Ekonomist Ege Cansın, bu konuda şunları söylüyor. “24 Haziran ve emeklilere verilecek olan bayram ikramiyesi gibi seçim ekonomisi paketleri var. Hükümetlerin seçim havasına girdiklerinde açıklanan paketler bunu gösteriyor. Bu tür ortamlarda maliye bütçe açığı verir… Para üretimi için Merkez Bankası’na para bastırmak bir yöntemdir. Ama bu adım enflasyon yaratır. Enflasyonun kelime anlamı ‘şişme’dir. Burada şişen, para miktarıdır. Açıklanan enflasyon rakamları da işte bu para şişmesidir”.7

İnternationel Press Agency, uzmanların bu durum için yaptığı yorumu 2 ay önce şöyle aktarmıştı; “Merkez Bankası ile Darphanenin, ilave para basarak iktisat teorisinin tam aksine hareket ettiği görülüyor. Enflasyon yükselirken tedavüldeki para miktarının artırılması ateşle oynamaktan farksız”.8

Yapılması Gereken

Türkiye’nin, ekonomik saldırıyla karşı karşıya olduğu açık. Her ekonomik saldırının bir siyasi sonucu olacağı da açık. Yeni bir Kemal Derviş dönemi gelecekmiş gibi görülüyor.’Sorun yaratıp çözüm önermek, ardından ödün koparmak’, Türkiye’nin bilmediği bir şey değil. Bugün önemli olan, ulusal birliği sağlayıp saldırılara karşı direnmektir…

Çok yazdım, çok söyledim. Yapılması gereken, uzun soluklu bir mücadeleyi göze alarak, Türkiye’nin denenmiş ve başarıları kanıtlanmış Atatürkçü politikaya dönmesidir. Ulusal egemenliğe ve bağımsızlığa dayanan bu politika, günün koşulları gözetilerek uygulanabilir programlara dönüştürmelidir. Bu dönüşün ayrıntıları kitaplarımda kayıtlıdır…

DİPNOTLAR

1  https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/merkez-para-basiyor-2411376/
2  http://www.haberayyildiz.com/gundem/merkez-bankasi-para-basiyor-turkiye-ekonomisi-cokuyor-18951h.html
3  http://www.haberayyildiz.com/gundem/merkez-bankasi-para-basiyor-turkiye-ekonomisi-cokuyor-18951h.html
4  http://ipahaber.com/2018/06/22/merkez-bankasi-secimden-once-14-milyar-tl-karsiliksiz-para-basti/
5  https://m.yeniakit.com.tr/haber/turkiyenin-tonlarca-altini-neden-ingilterede-397187.html
6  https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/merkez-para-basiyor-2411376/
7  https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/merkez-para-basiyor-2411376/
8  http://ipahaber.com/2018/06/22/merkez-bankasi-secimden-once-14-milyar-tl-karsiliksiz-para-basti/

Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. / Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.


Güncel makalelerimiz

– AKP = ERDOĞAN, “1 $ = 6,5 TL” İKEN BİLE NEDEN HALA ULUSAL BİRLİĞE SARIL(A)MIYOR?
– 7 AYDA %30 DEV
ALÜASYON NE GETİRİR – NE GÖTÜRÜR?
– TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?

– TÜRKİYE DAĞILMA TEHDİDİ ALTINDAYKEN CHP’nin TARİHSEL VEBALİ
– AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

Dolar 6.09, Euro 6.91 ve Sterlin 7.75 TL! (Döviz satış aynı sırayla 6,57 – 7,45 ve 8,36 TL!)
Ya da tersine 1 TL; 16 Dolar Cent’e,  14 Euro Cent’e ve 13 penny’ye düş-tü / düşürüldü! Kahredici devalüasyon 2018 başından beri %82, son 1 yılda %94! ATATÜRK, 1 $ = 1,26 TL olarak bıraktı 1938’de. Erdoğan 2002 sonunda 1 $ = 1,61 TL’den aldı, 1 $ = 7 TL’ye dayandı. Gerekçe hep aynı ve hazır : “Dış güçler!” Reçete de şablon : “Bizim Allahımız var..” Bu mide bulandıran siyaset nereye dek? Bu halk elbet uyanacak ama ne zaman?

Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi.. 7 TL’nin altına “inen” Dolar sevindiriyor mu!!??

1923-2002 arasında 80 yılda toplam 130 milyar $ dış borç alınmışken; AKP 16 yılda 330 milyar $ dış borcu neden aldı? Hangi üretken yatırıma harcadı döviz kazanmak için?  Bu harcamaların Sayıştay denetim raporları nerede? Kamu İhale Yasası 187 kez neden değiştirildi? Döviz ve hatta kur farkı ve Hazine Garantisi ile iş yaptırılan ve halkın sırtından karunlar gibi zengin edilen, kirli siyaseti  finanse eden… yandaş müteahhitler şimdi neredeler? Toplam 460 milyar $ dış borç çevrilemediği için değil mi başımıza gelenler temelde?? Erdoğan onlardan neden yurt dışı dövizlerini getirmelerini istemiyor da garip – gurebanın kara gün dostu döviz – altın birikimine hamaset yaparak göz koyuyor?? Niçinn??

ABD tehdidi ile AKP tarafından rehin alınmak

“..Neo-liberalizm böyledir; bizler olayların devletler arasında gerçekleştiğini sansak da perde arkasından süreci yönetir ve cebinizi boşaltmak pahasına servetine servet katarak bir sonraki avına doğru yönelir. Finansal serbestleşme ile içeri sızar, tüm bünyeyi sarabilmek için ilk günlerdeki düşük faiz/ kur ikilisiyle hayali refaha neden olur ve nihayetinde tüm ülkeyi kendisine teslim edecek halde çökertecek bir Erdoğan’ı mutlaka bulur…” (Gazete Duvar, Mustafa Murat Kubilay, 13.08.2018)

  • Yükselen Döviz değil; ağır hasta ve ağır borçlu – dışa bağımlı ve yolsuzluklarla boğulan, Batı ile kendi aklınca kirli pazarlıklar yapmaya yeltenen yoz bir ekonominin parası TL eriyor! Dinci iktidar hala “bizim Allahımız var” diye sayıklamakta, kitleleri ve kendini kandırmayı sürdürmekte. Damat  hamamda, terliyor..

    MB rezervleri 96-98 milyar dolar eriyerek kritik 30 milyar doların altına indi – indirildi! Kısa vadeli borçlar bile MB döviz rezervlerini çok aşıyorDalgalı kura karşın epeydir ertelenen DEVALÜASYON FİİLEN ve HIZLICA ya-pıl-dı, yapılmakta.. Tam bir yangın! Ülke alev alev.. Tek sorumlusu kesin olarak AKP = RTE!

  • TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Meclisi olağanüstü toplantıya çağırmalıdır genel görüşme için (Anayasa md. 93). Yeryüzünde parası = saygınlığı = geleceği ile böylesine acımasızca oynanan bir başka ülke yoktur! AKP = Erdoğan bu yıkımdan 1. derece sorumludur ve TBMM böylesi zamanlarda ülkeye kol kanat germeyip ne zaman işe yarayacak? Tatilin sırası mı? Muhalefet de bu isteği yükseltmeli, 120 vekil (1/5) ile çağrı yapmalıdır (Anayasa md.93). Genel görüşme bitmeden tatile dönülmemelidir. 600 vekile onca aylığı – yolluğu niye ödüyoruz? ABD bizim 4 katı nüfusumuza sahip ve üstelik 2 kanatlı Kongrede 438 + 100 = 538 Kongre üyesi var.

  • Çalışanların – emeklilerin ücretlerinde hızla iyileştirme yapılmak zorunda.. On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu çöküşten masum Halk değil onlar sorumlu.

  • Çengel soru                                 : Türkiye’ye yüksek oranlı fiili devalüasyon, bu -ortak- senaryo ile mi dayatılıyor yoksa?? Ya da AKP, zorunlu kaldığı vahşi devalüasyonu bu yapay krizle mi maskeliyor?!

Çare     : Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmeli.
Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm önerileri üretmelidirler. Seçim öncesi Demokrasi İttifakı sürdürülmelidir. CHP adına İnce değil, Parti yetkilileri konuşmalıdır.

  • Ne var ki, AKP = Erdoğan‘ın bir yandan iç kamuoyunda mağduru ve dikleneni oynarken, öbür yandan gerçekten dik durabilmek için etekleri boş ve eli serbest mi? Hiç sanmıyoruz! Zarrab, Halk Bankası, Deniz Feneri davası, basına açıklanmayan ancak CIA, MOSSAD, BND, MI6, KGB vd. istihbarat örgütlerinin portföylerindeki dosyalar… nedeniyle bagaj dopdolu.. Bu da ulusal onurun ve çıkarların korunmasında büyük-aşılamaz (?) başlıca handikap ne yazık ki.
* ABD, AKP kendisiyle kirli pazarlık yapıyorsa, bunu dünya kamuoyuna açıklamalıdır.

Dışişleri (Çavuşoğlu), Hazine (damat Albayrak) ve Erdoğan’dan olmadık (!) sükunet görüyoruz. DEVALÜASYON operasyonu son 1 yılda %90’a yaklaşarak tamamlanmış olmalı ki; ABD de “yumuşak” adım atıyor. Gün olur bu oyunların içyüzü ortaya konur. Adına hukukta – siyaset biliminde hatta sokakta ne denir, malum.. Ama biz yazarsak “suç” olur!? Dolayısıyla “DURDURUN BU YANGINI!!” feryadının çok anlamsız olduğunu bilmek bizi kahrediyor. Muhalefet, bu can alıcı sorunu tüm boyutlarıyla gündeme taşımalı, kanıt bulup açıklamalı!

  • Küresel sistem, Türkiye’yi “tek elden” yönetmek istemekte ve gereği yapıldı. Bakanlar Kurulu = Türkiye Anonim Şirketi Yönetim Kurulu; CEO : İmparator Başkan R.T. Erdoğan.. 
  • Türkiye’de Siyasal İslam, Batı desteğinde içerideki işbirlikçiler ve seçim oyunlarıyla, cebren ve hile ile iktidar olmuştur. Dinci rejim ve rantı uğruna ülkenin geleceği tehdit altındadır.
  • Bu bir küresel politik kara deliktir ve oyuncularını, başta Erdoğan = AKP’yi yutacaktır. devamı…
  • Türkiye bu “lanetli parantezi” de kıracak. Tarihin tekerleği asla geri dönmeyecek! Mart 2019’da yerel seçim var öne çekilmezse. Bu anomalili rejim 21. yy’da yürütülemez!

Kılıçdaroğlu’ndan kritik açıklama (SPUTNİK, 27.7.18)    :

  • “..Mümkün değil çünkü işler bildiğiniz gibi değil, çok büyük bir kumpas var. Muharrem İnce’yi partinin başına getirmek isteyen derin devlet!
    Ben buna asla müsaade etmeyeceğim.”

  • CHP bu geçici ve çok zor süreçte ülkemize öncü – motor olmak zorunda. Hızla toparlanmalı ve silkinmeli, iç çekişmeleri bırakıp, Kılıçdaroğlu’na vefa ile, Truva atlarını tasfiye ederek..  
  • 6 Ok” un büyülü rotasına girmeli, orada toplanmalı yeniden!
  • Her şey Türkiye için, insanımız için – insanlık için ve yolumuz AYDINLIK! 
  • Ülkenin rejimi 2 yy geriye savruldu; kimi CHP’lilerde hala kurultay hırsı.. Sorun “kişi”de mi, programda mı? Reçete belli : KURTULUŞ KATIKSIZ “6 OK” !
  • Enis Berberoğlu Saray’ın siyasi tutuklusu. Eren Erdem de öyle. Bize göre de Yargıtay 17. Ceza Dairesi büyük bir hukuk sınavıyla yüz yüzedir. Prof. Kemal Gözler’in makalesi çıkış yolunu aydınlatıyor : YARGITAY’IN ENİS BERBEROĞLU KARARI ama hala karar yok!
  • Herkes anlamalı ki artık; hukuk salt bir normlar yığını (mevzuat hazretleri!) değildir;
    her somut durumda ADALETİ gerçekleştirmek başlıca ereği – işlevi – yükümü, tanımı gereği ve hatta varlık nedenidir! Devr-i AKP’de ve ve zamanede Türkiye’de bile, tüm zorluğuna karşın!
    =================================
    Dostlar;


    SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans 
    (master) eğitimimizi tamamladık (10 Ağustos 2018). Tezimiz oybirliği ile başarılı bulundu. Savunmada kullandığımız yansıları ilginize sunuyoruz. Tezi kitaplaştıracağız, kapsamlı bir özetini önümüzdeki günlerde sitemizde paylaşacağız.. Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu daha net görmeli artık!? Bundan böyle, halkımızın sağlığını, tıpta Halk Sağlığı (Koruyucu Hekimlik) gibi çileli bir dalı seçmiş bir hekim olmanın ağır yükü yanı sıra, hukuk alanında da savunmaya çalışacağız. Direnmek ve Aydınlanma kavgasını aşk ile, bilim ile sürdürmeli!
    AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018 

Sevgi ve saygı ile. 16 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

Önceki yazılarımızdan                              :

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/ 

– KANAL İSTANBUL SATRANCI
– SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?
– Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor.. 
– SEÇİM MATEMATİĞİ A-NORMALDİR; AKIL DIŞI BİR KURGU – SONUÇ MUDUR? 
– Erdoğan gerçekte “topal ördek” tir..
– Aydin’in_acul_saati_ile_Homo_Sapiens’in_politik_matürasyon_saati

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Ağustos 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Ağustos 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

MAĞLUP
WP yazarı Martin O’Brien,”Erdoğan ekonomik savaşı kaybetti “yazdı.
Eyyy O’Brien sen kim oluyorsun! Senin kıratın kaç? Seviyene göre konuş.
Bi kere Erdoğan kaybetmez.
Türkiye kaybeder…

ŞÜKÜR
CB Yardımcısı Fuat OKTAY, Ordu’daki sel felaketiyle ilgili, “Hasar medyadaki algı boyutundan elhamdülillah daha alt seviyede”
Elhamdülillah böyle CB yardımcısı var da felaketi küçük algılıyoruz…

DOLAR
Eski Başbakan B. Yıldırım, ”Dolsa ne fark eder dolmasa ne fark eder” demişti.
RTE’de “Dolar molar bizim yolumuzu kesemez” dedi.
Dolar ne dedi?…

ALLAHIMIZ
RTE, ”Onların doları varsa bizim de Allahımız var”

  • Allah sadece bizim iktidarın Allah’ı mıdır?
  • Allah bizim parayı korur mu?
  • RTE Allahlık mıdır?
  • Bu söz söylendiği gün Ordu’yu sel aldı. Allahımız kimi cezalandırdı?

ŞİKAYET
AKP’li Karasu  Belediye meclisi üyeleri AKP’li Belediye Başkanı İspiroğlu’nu yolsuzluk iddiası ile şikayet etti.
Hırsızlığı, yolsuzluğu kabul etmeyen AKP’liler de mi var? Yoksa paylaşımda bir sorun mu var?…

YETMEZ
Diyanet daha şimdiden ek bütçe istedi.
Alışmış. Bir yüzü kapkara…

KÖS
ABD’ye giden heyet döndü.
Dolar dönmedi…

BEYİNSİZ
AKP K.Maraş milletvekili Celalaalettin Güvenç
“Yarab, içimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri cezalandırma” diye mesaj attı.
Adam samimi…Amin…

FARZ
Yalova Üniversitesi’nden Doç Dr. Ebubekir Sifil, “Elindeki dolarları bozdurup TL’ye çevirmek farz-ı aynıdır”
Peygamberimiz de Dolar bozdururdu…

KAZANÇ
Yiğit Bulut, dövizden TL’ye dönenlerin 1-4 yıl arasında kar edeceğini söyledi.
“Dolar 4 TL olacak diyenlere verip veriştirmişti. İyi bilir bu işi…

PARTİ
AKP Ortahisar İlçe Başkanlığı, İl Gençlik Spor Müdürlüğü binasında toplantı yaptı.
İmam-cemaat…

GÖBEK
RTE, NYT’daki makalesinde, “ABD aynı çizgide devam ederse Türkiye kendi göbeğini kendisi kesecektir.” yazdı.
Göbek kime bağlıymış?…

Uzmanlar anlatıyor: Krize yol açan temel nedenler nelerdi?

Uzmanlar anlatıyor:
Krize yol açan temel nedenler nelerdi?

(AS: Oldukça kapsamlı bir inceleme.. Yaşanan ekonomik yangını anlamak için özen ve sabırla okunmasını öneririz.. 15.08.2018)
İktidar, kur fırtınasıyla ilgili savaş vurgusu yapsa da Cumhuriyet’e konuşan uzmanlara göre sorunun temeli, görmezden gelinen ekonomi politikaları. (Cumhuriyet, 13.08.2018)

İktisatçı Prof. Dr. Aziz Konukman, yaşanılan ekonomik krizin ABD ile gerilimden öncesiyle de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Gazetemizin sorularını yanıtlayan Konukman, “Karşılıkları düşürme adımı bile dolar 7 lirayı geçtikten sonra yapıldı. Dolar 5 lira olduğu zaman adım atılsaydı işler belki bu noktaya gelmeyecekti” dedi.
İktidarın kurlardaki yükselişi Amerika ile krize bağlamasını eleştiren Konukman, “Kriz çıkmadan önce her şey yolunda mıydı, dış mihraklar yok muydu? Yapı kırılgan, cari açık kronik halde, ithal girdilere bağımlılık arttı. Üretebilmek için önceki yıllara göre daha fazla ithal girdi kullanmak gerekiyor artık. Spekülatif ataklar işi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Dışa bağımlılık ekonomiyi spekülatif ataklara açık hale getirdi” diye konuştu. Konukman şöyle devam etti: “İkincisi bir ‘yönetme’ meselesi var. Malesef bu kadrolar yetersiz.”

Kendileri övünüyordu

Türkiye’nin 2002-2007 arasında sıcak parayla ‘müthiş’ büyüdüğünü vurgulayan Konukman, “O zaman potansiyel büyüme %5 olmasına rağmen Türkiye %7 büyüdü. Bunu Korkut Boratav hoca ‘Lale Devri’ olarak adlandırmıştı. Bu büyüme sıcak para etkisiyle gerçekleşti. O zaman ‘Onlar dolar sahibi bizim Allahımız var’ denmiyordu. Bununla övünülüyordu. Şimdi neden birden düşman ilan edildiler?” dedi.

Kriz alıp başını gidiyorsa, oyunun kuralları içinde yapılabilecek şeyin politika faizini yükseltmek olduğunu vurgulayan Konukman, bunun yerine son Merkez Bankası toplantısında faizin sabit tutularak adeta piyasalarla kavga edildiğini aktardı. Para politikası araçlarının tam zamanında uygulanırsa etkili olabileceğine işaret eden Konukman, “Zamanında müdahale edemediler. Yapmaları gerekenleri yapmıyorlar ama yapıyormuş gibi gözüken açıklamalar yapıyorlar ya da belgeler sunuyorlar. 100 günlük eylem planı gibi” dedi ve şöyle devam etti:

“Normal şartlarda hükümet programı açıklanır, arkasından eylem planı açıklanır. Bunca zamandır hep böyle olmuştur ve olması gereken bu. Ortada hükümet programı olmadığı için bir bütçelendirme yok, yatırım programı yok salt vaatler var. Orta Vadeli Plan’ın en geç eylülün ilk haftası açıklanması gerek. 11. Kalkınma Planı 15 Temmuz’da açıklanacaktı, halen bir ses yok. Önümüzü göremiyoruz, öngörü sorunu var diyorsanız acilen bir anti-kriz programı hazırlayın. Tasarruf programı vs. gibi.”

Faturası yine halka

Aziz Konukman, faturanın yine geniş halk yığınları ve emekçilere çıkacağını vurgulayarak krizin temel nedenlerini ‘

  • ithal girdi bağımlılığı ve
  • ‘gerçek ekonomik programların ortada olmayışı’ olarak sıraladı..

    Enerji dışındaki girdilerde yerli ürünlerden faydalanma şansı olduğuna vurgu yapan Konukman, “Dışa bağımlılık spekülatif ataklara açık hale getiriyor. Bunu aşmak için ithal ikameci yeni bir model gerekiyor” değerlendirmesi yaptı.
    *****

Krizin, ABD geriliminden çok ekonomideki yapısal sorunlardan kaynaklandığını belirten ekonomist Barış Soydan, yurttaşlara nasıl yansıyacağını anlattı: Zam, vergi, işsizlik

-TL’deki sert düşüşün nedenleri sizce neler? Krizin tarifini yapabilir misiniz?

Sert düşüşün akut ve yapısal olmak üzere iki nedeni var. Akut neden, ABD ile yaşanan Rahip Brunson Krizi. Kronik nedenler ise cari açık ve enflasyon. Türkiye’nin cari açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı %6.5 dolayında. Bu oranın %5’in üzerine çıkması tüm dünyada kriz habercisi olarak değerlendirilir. Cari açığı yurt dışından aldığımız borçla finanse ettiğimizi bilmeyen yok. Bunun üzerine özel sektörün meşhur 337 milyar dolarlık borcunu ekleyin… Yapısal sorunlar olmasa Rahip Brunson krizi tek başına TL’nin bu kadar düşmesine neden olmazdı. Demek ki sorun, cari açık ve enflasyon. Cari açık ve enflasyonun arkasında ise ekonominin aşırı ısınması var. Biliyorsunuz, araba motoru aşırı hararet yapınca su kaynatır. Ekonomi hararet yapınca iç talep ve ithalat patladı. İthalat patlayınca da cari açık hızla büyür. Peki ekonomi nereden aşırı ısındı? Çünkü 2017 Referandumu öncesinde dağıtılan KGF kredileri ve açıklanan vergi indirimleri, talebi ateşledi… Merkez Bankası’nın enflasyondaki artışı kompanse edici faiz artırımlarına gitmekten kaçınması da, tüm bunların üzerine tuz biber ekti. Faiz artmayınca yabancı yatırımcı enflasyon nedeniyle Türk tahvillerinden zarar etmeye başladı. Rahip Brunson Krizi, spekülatif atak için fırsat kollayan uluslararası sermayenin aradığı ortamı yarattı.

-Bundan sonra Türkiye ekonomisini ne bekliyor? Kısa ve orta vadede hangi adımlar atılmalı?

Akut sorunun, yani Rahip Brunson Krizi’nin çözüleceğini umut ediyorum. Veya umut etmek istiyorum, diyelim. Eğer akut sorun çözülürse yapısal sorunlarla baş başa kalırız. Cari açık ve enflasyonu indirmek için ekonomiyi “soğutmak” gerekiyor. Ekonomiyi soğutmak, vergi indirimlerini kaldırmak ve kamu harcamalarını kısmak demek. Harcamaları kısmanın yolu Kanal İstanbul gibi büyük projelerin askıya alınmasından ve maalesef yeni vergiler salınmasından geçer. Bu arada eğitime, sağlığa yapılan harcamaların kısılacağını da söylemek zorundayız. Yani “IMF’siz IMF programı”, ya da fiyakalı ismiyle “istikrar programı” gelip kapıya dayanır. İktidar yerel seçim arefesinde bunu göze alabilir mi? Bence zor. Baz senaryoda akut sorun çözülür, kronik sorunlar devam eder. İyimser senaryoda hem akut sorun çözülür, hem de iktidar yapısal sorunlar olan cari açık ve enflasyonu çözmeye yönelik adımlar atar. Kötümser senaryoda ise ne yapısal sorunlar ne de Rahip Brunson ile ilgili adım atılır…

-Piyasalardaki dalgalanma ne kadar sürebilir, öngörülerinizi paylaşır mısınız?

Rahip Brunson Krizi sürdükçe dalgalanma ve spekülatif atak sürecek gibi görünüyor. Neyse ki, bayram herkese nefes alma fırsatı verecektir.

-Geçen hafta liradaki değer kaybından Avrupa ve ABD borsaları da etkilendi. Krizin bulaşıcılığı konusunda fikirlerinizi alabilir miyim?

Bu daha derin bir mesele. Amerika 2008 Krizi’nin 1929 benzeri bir buhrana dönüşmesini engellemek için düşük faiz, ucuz para politikası izlemişti. Şimdi faizleri kademeli şekilde artırarak bu politikayı bitiriyor. Ucuz para döneminde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen ülkelere akan sıcak paranın bir kısma eve geri dönüyor. Dolayısıyla salt Türkiye değil tüm gelişen ülkeler diken üzerinde.

-5. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ile ilgili açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Almanya’nın Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenmemesi gerektiğiyle ilgili açıklaması, AB ile Amerika’nın bakış farklılıklarını yansıtıyor. Biliyorsunuz Rusya konusunda da AB ile ABD arasında siyaset farklılıkları var; bilhassa Almanya, Rusya ile daha ılımlı ilişkiden yana.

-Peki TL’deki değer kaybının yurttaşa yansıması ne olur?

Zamlar, yeni vergiler ve işsizlik şeklinde yansıma olur. Özellikle ithal ürünlerin fiyatlarının çılgın seviyelere yükseleceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Artık herkesin cebinde iPhone’n son modelini göremeyeceğiz. İşsizlikte ani ve hızlı artışlar yaşanması da kaçınılmaz görünüyor.

Eğer kurda geri çekilme olmazsa, enflasyonun %30’lara dayanacağını söyleyebiliriz. Yılbaşında özel sektör zamları ortalama %10 civarındaydı. Demek ki, reel ücretlerde yalnızca bir yılda %10-20 arasında erime olacak. Yıl sonunda şirketlerin krizi ve ekonomi
genelindeki olası eksi büyümeyi bahane göstererek enflasyonun etkisini giderici zamlardan kaçınacaklarını tahmin ediyorum. Yani reel ücretlerdeki erimenin etkisi önümüzdeki döneme yayılacak. Bu sürecin sendikal mücadeleyi ateşlemek gibi bir yan etkisi olacaktır…

‘Kimse bilmediği sularda yüzmesin’

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, kurdaki hareketlilikle ilgili, “Geldiğimiz seviyeler ekonomik temellerle açıklanmaya müsait değil. Saldırı niteliğinde fiyatlar oluştu” dedi.
Yurttaşa da tavsiyede bulunan Bali, kimse bilmediği sularda yüzmesin. Dolarda, Avroyla, borcu, alacağı, geliri projekte edilmiş herhangi bir şeyi olmayan kişinin dövizle işi olmamalıdır. Aşağı yukarı da 24-25 senemi bu işlerle geçirmişim. Bugüne dek 1 Dolar bile tasarruf amaçlı alımım olmadı. Bu gün de olmadı, dün de olmadı, önceki gün de olmadı. Nedeni şu: Benim gelirim TL. Şunu tavsiye ederim sadece; ihracatçıysanız, ithalatçıysanız, turizmciyseniz, işiniz varsa gücünüz varsa, Ayşe Teyze’nin ne işi var dövizle? Mudilere önerim böyle zor bir dönemde fırsatçı yaklaşım içinde olmamalı. İşlerini güçlerini doğru düzgün yaparak kendi gelirleriyle, aynı para cinsiyle yürütmeleri” dedi. Adnan Bali, NTV ve Bloomberg HT’de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Eylem zamanı

Zor günlerden geçiyoruz. Spekülatif ataklarla karşı karşıyayız. Bu yaşanan olaylar normal piyasa dinamikleriyle açıklanacak bir şey değil, bu karşılıklı aynen ifade edildiği gibi bir ekonomik savaş. Biz böyle bir atağı öngörebilmeli, çabuk aksiyon göstermeliyiz.

-Şu an artık söylem değil eylem zamanı. Piyasa, yeterli aksiyon alınmama halini cezalandırıyor.

-Şu an yaşanan kur artışı karlılıkları azalttığı gibi risk ağırlıklı varlıkları arttırıyor. Sermaye yeterliliklerimizi yönetmek açısından iyi hareket edeceğiz.

-Ben kur atağını ekonomik verilerle izah edemiyorum. Reel sektörün çevrilmeyecek borcu yok.

-Faiz iyi bir şey değil. Kararlar alırken teknik çerçevesinin siyasi çerçeveden ayrı olarak kendi kurallarıyla yürüdüğünün hissedilmesi lazım.

11.5 milyar liralık ek yük

Enerji Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, Türkiye-ABD geriliminin enerji ekonomisine yansımaları ile ilgili, Doların Temmuz başından beri 4.6 TL’den 6.4 TL düzeyine yükseldiğini vurguladı.

Kumbaroğlu, “Son 45 günlük zaman dilimini ele aldığımızda TL %40 değer yitirince Türkiye’nin enerji ithalat faturası da TL bazında %40 arttı. Türkiye’nin ayda ortalama 4.6 milyar metreküp doğalgaz, 2.1 milyon ton ham petrol ve 1.2 milyon ton akaryakıt ithal ediyor. Bu veriler bugünkü piyasa fiyatlarından aylık 3 milyar Doları aşan bir enerji ithalat faturasına karşılık geliyor. Bugünkü kurlardan hesaplandığında, son 45 günde enerji ithalatının faturası TL’nin değer yitirmesi nedeniyle 11.5 milyar TL artmış durumda. Rusya ile 16.8 milyar Dolar, İran ile de 4.2 milyar Dolar ticaret açığımız var. Salt iki ülkeye baktığımızda enerji kaynaklı ithalat nedeniyle 21 milyar Dolarlık ticaret açığımız söz konusu. Döviz kurundaki artış bu açığı TL bazında katlamakta. Bunun ülkemizde enerji fiyatlarını artırması kaçınılmaz. Irak ve Doğu Akdeniz’de hem ABD hem de İsrail ile karşılıklı kazanabileceğimiz bir işbirliği için geç değil” ifadesini kullandı.

DİSK: Emekçi alacaklı

DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu, yaptığı değerlendirmede, “Bir borç krizi olarak karşımıza çıkan ekonomik krizin, işsizlik ve yoksullaşma olarak işçi sınıfına fatura edilmesine izin vermeyeceğiz Borç %1’in borcudur. %99 bunu neden ödesin?” dedi. Çerkezoğlu değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

-Türkiye ekonomisi, tehlikeli bir “döviz krizi” ve “borç krizi” ile karşı karşıyadır. Ancak döviz ve borç krizi olarak başlayan kriz kısa sürede ekonominin öbür alanlarına enflasyon, durgunluk, işsizlik ve yoksulluk olarak yansıyacak.  Büyük oranda dövizle borçlanmış şirketlerin iflas haberleri bir süredir gelmeye başlamıştı. Krizin ekonominin öbür alanlarında da bir domino etkisi yaratması tehlikesi her geçen gün büyüyor.

-Köklü yapısal nedenleri olan kriz, demokratik siyasetin, hukukun, toplumsal barışın da krize girdiği bir ortamda şiddetleniyor.

-Enflasyonun, işsizliğin, döviz kurunun ve faizlerin eş anlı yükseldiği bir kriz ortamında, ülkeyi yönetenler henüz krizin çözümü için bir eylem planı duyurmadı.

Reel ücretler eriyecek

Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik’e göre kriz işçilerin, ücretlilerin alım gücünü düşürerek yoksullaşmalarına yol açıyor. Kurlardaki sert yükselişin fiyatlara yansımasının kaçınılmaz olduğunu, enflasyondaki tırmanışın bunu gösterdiğini dile getiren Çelik, “Toplu iş sözleşmeli az sayıdaki işçi dışında fiyat artışlarının ücretlere yansıması zor görünüyor. Bunun anlamı işçi ücretlerinin reel olarak gerilemesi olacaktır. Kriz koşullarında, işsizlik baskısı nedeniyle ücret artış talebinin de güçlü olamayacağı düşünülecek olursa reel ücretlerde ciddi bir düşüş yaşanabilir.” dedi.

Özellikle döviz borçlusu şirketler ve ithalata dayalı sektörler başta olmak üzere daralma ve kapanmaların söz konusu olacağını vurgulayan Çelik, “Ekonomideki durgunluk hem yeni iş yaratma olanaklarını azaltabilir hem de ciddi bir işsizlik dalgasına yol açabilir. İşçilerin krizden korunması için başta asgari ücret olmak üzere bütün ücretlerin enflasyon artışına göre revize edilmesi gerekiyor.

Krizle kemer sıkarak değil alım gücünü destekleyen politikalarla krizle mücadele edilmeli” diye konuştu.