MÎSAK-I MİLLÎ !

MÎSAK-I MİLLÎ !

Değerli arkadaşlar,
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

1. Dünya savaşından yenik çıkan, zaten topraklarının çok büyük bölümünü yitirmiş olan Osmanlı Devletinin hiç değilse çekirdek “Anavatan topraklarını kurtarmak” hedefiyle 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal‘in önderliğinde milli mücadele başlatılmış oldu….

21/22 Haziran 1919 gecesi Mustafa Kemal Paşa Amasya’da bir Genelge yayınladı :

“Vatanı ve Milletin bağımsızlığını,
yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!”

***
23 Temmuz 1919’da başlayan Erzurum Kongresinde (Amasya Genelgesindeki söylemin eyleme geçirilmesi) kararı alınmış, ardından…
4 Eylül1919 Sivas’ta başlatılan Kuvay-ı Milliye toplantısında, Misak-ı Milli hedeflerinin gerçekleştirilmesi için milli mücadelenin sevk ve idaresini yürütmekle görevli Heyet-i Temsiliyye‘nin, Ankara’da faaliyet göstermesi kararı alınmıştı.
Ulusal amaç ve hedefleri ve ulusal sınırları belirleyen Misak-ı Milli (AS: Ulusal And) kararlarını (bkz. haritada kırmızı ile gösterilen alan) İstanbul’daki Osmanlı Meclisi de oybirliği ile kabul etmiş ve 20 Ocak 1920’de bütün dünyaya resmen ilan ederek son tarihsel görevini yerine getirmiştir..

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Zaten “de facto(AS: gerçekte, fiilen) bitik olan Osmanlı devleti, TBMM’nin 1 Kasım 1922’de “Saltanatın ilgası” kararıyla resmen sona ermiş oldu…
Son Osmanlı Hükümdarı Vahdettin, 17 Kasım’da işgalci devlet İngiltere’den iltica ricasında bulunmuş ve bir İngiliz zırhlısıyla (AS: Malaya) İstanbul’dan ayrılmış, Malta’ya gitmiştir…
***
Misak-ı Milli 6 maddeden oluşur. (bu günkü dille)
1. Ulusal sınırlar içinde vatan bir bütündür, kesinlikle bölünemez.
2. İşgal altında olmayan Osmanlı toprakları bölünmez bir bütündür. Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada işgal altında bulunan bölgelerin ve Arap topraklarının geleceğine, bu bölgede yaşayan halk karar verecektir. Halk oylamasıyla bu toprakların durumu belli olacaktır.
3. Batı Trakya ve Elviye-i Selase (3 vilayet) dâhilinde bulunan Kars, Ardahan ve Batum’un durumu, Arap bölgelerinde olduğu gibi yine halk oylamasıyla karara bağlanacaktır.
4. Türkleri mali, idari ve siyasi yönden olumsuz etkileyen kapitülasyonlar kesinlikle kabul edilmeyecektir.
5. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının güvenliği ve tehlikeden uzak tutulması ile ilgili önlemler alınacak ve bu Boğazların ticaret gemilerine açılıp açılmaması ile ilgili kararlar Türkiye ile birlikte ilgili devletler arasında yapılacak olan anlaşmaya göre belirlenecektir.
6. Ülkemizde yaşayan Hristiyan ve öbür azınlıklara, başka ülkelerde Müslümanlara tanınan haklar ölçüsünde hak tanınacaktır.
***

Değerli arkadaşlar,
Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti‘nin bu zor koşullardaki doğuşunu bilmeyenler, değerini de bilemezler; O zamanlar açıkça görünen işgalci düşmana karşı verilen amansız savaşın bugün görünmeyen, sinsi düşmanın içten işgaline karşı davam edişini göremezler.
Bu sinsi düşman, Arap emperyalizmi dahil, küresel Emperyalizmin yandaşlığını yapanlardır;
Küresel Kapitalist-Finans sömürü sisteminin yardakçılığını, ortakçılığını yapanlardır.
Yüz yıl önce, bir Ağacı “yangın” dan kurtaran ve yeniden yeşerten insanların ardıllarına, bugün aynı Ağacın “içten çürütülüşüne” karşı savaşmak düşüyor.
Sevgilerimle. æ
______________
Not. Mustafa Kemal‘in düşündeki harita “misak-ı milli” haritasıydı; özellikle, şimdi güneyde gerekli görülen 30 km güvenlik şeridi ta o zamandan belirlenmişti, Hatay-Halep-Musul hattı olarak.
Sevr‘i dayatanların Türklere bıraktığı (250 bin km2) toprakların haritası Mustafa Kemal’in düşlediği (1 milyon km2) hartanın dörtte biriydi; Lozan’da, o zor koşullarda başarılı bir diplomasi ile Vatan topraklarının ancak %80 kadarı (784 bin km2) kurtarılabildi. (Amiral Soner Polat‘ın da dile getirdiği gibi) Mavi vatanın batı sınırı, Ege’de, 12 adaları da içine alan D25.30′ boylamdır. æ
================================
Dostlar,

Gerçek bir Cumhuriyet aydını olan bilge insan Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamızdan (Nükleer Fizik uzmanıdır) öğrenmeyi sürdürüyoruz.. 80’i aşan kronolojik yaşı ile birlikte, Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün Aydın sorumluluğu ile her gün bizlere önemli olguları anımsatıyor, öğretiyor.

Kendisinin çok sayıda yazısını web sitemizde paylaşmaktan, birlikte açıkoturum – konferanslara katılmaktan, kendilerinin başkanlığında ADD Genel Merkezi Bilim – Danışma Kurulunda yıllarca bulunmaktan (yazman olarak) çok mutluyuz.

ADD Genel Başkan yardımcılığı görevimizi 2006 Haziran’ında kendisine devretmekten de..

Ve de halen, dostu olmaktan..

Lütfen O’nu kişisel facebook sitesinde izleyiniz..

Biz de Sevr Anlaşması haritasını koyalım, Milli Mücadele’nin ve Lozan’ın başarısını net olarak görelim..

Unutmayalım :
  • Sevr paçavrasını son Osmanlı padişahı onayladı;
  • Ankara’daki ilk Meclis ise kabul edenleri VATAN HAİNİ ilan etti ve bu paçavrayı tanımadığını dünyaya duyurdu!
Atatürk yaşasa idi, Lozan’ın eksiklerinden olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Hatay’ın anavatana katılması gibi, emin olabiliriz ki; 12 Adalar da bize geçerdi, Musul – Kerkük de.. Olmadı ne yazık ki!
Şimdilerde AKP = RTE, “devlet projesi” masalı ile Montrö’yü delmek amacıyla Kanal İstanbul projesine gövdesini siper etmiş durumda.. ABD dayatıyor, çaresizler.. Ancak Montrö’yü böylesine uluslararası hukuku hiçe sayarak delme olanağı yok. Sözleşmenin özü, Karadeniz’deki ticari – savunma amaçlı gemi – silah – asker trafiğini ve rejimini düzenlemektir. Kanal açarak bu rejim değiştirilemez.

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

HALK TV Programımız – 30 Kasım 2020

Dostlar,

30 Kasım 2020 Pazartesi günü akşam
saat 21:00’de HALK TV’de
Sn. Şirin Payzın’ın konuğu olacağız..

AKP’nin yönetemediği ve ülkemize bedeli giderek ağırlaşan salgını konuşacağız..

Bilgi ve ilginize saygı ile sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

ANKARA TABİP ODASI’ndan ÇAĞRI

ANKARA TABİP ODASI’ndan ÇAĞRI

Değerli Meslektaşımız,

İlk COVID-19 vakasının açıklandığı günden itibaren COVID-19 pandemisi ülkemizin öncelikli ve en önemli gündemlerinden biri haline gelmiştir. Salgını kontrol altına alabilmek ve toplumun en az etki ve en az can kaybı ile bu süreci atlatabilmesi için; hekimler ve tüm sağlık çalışanları büyük bir mücadele sergilemekte, canla başla çalışmaktadır. Sağlık çalışanları bu mücadeleyi kendi sağlıklarının ve yaşamlarının da büyük tehlike altında olduğunu bilerek gerçekleştirmektedirler.

  • Bilindiği gibi COVID-19 hastalığında mesleki maruziyet açısından sağlık çalışanları en riskli gruptur.

Toplumun diğer kesimlerine göre sağlık çalışanları pandemiden 10-14 kat daha fazla etkilenmektedir. Bu durumun bir yansıması olarak pandemi sürecinde daha da yoğun emek gerektiren sağlık hizmeti sunarken, 28 Kasım 2020 itibari ile 70’i hekim olmak üzere en az 179 sağlık çalışanı COVID-19 nedeniyle yaşamını yitirdi.

Pandemi sürecinin bütün yükünü omuzlayan sağlık çalışanları adına acil talebimizdir:

  1. Pandeminin sağlık çalışanları da dâhil toplum üzerindeki yıkıcı etkisinin azaltılması için emek-meslek örgütleri, sendikalar ve toplumun tüm kesimlerinin katılımının sağlandığı koordinasyon kurulması hayati önemdedir. Kurulan koordinasyon ile yurttaşların en temel hakları olan gıda, barınma, güvenlik, eğitim, iletişim, ısınma, temiz su gibi hakların da ücretsiz sağlandığı bütünlüklü bir koruyucu sağlık politikasının yaşama geçirilmesiyle pandemiyle baş edilebilir.
  2. Pandemi süreci şeffaf biçimde yönetilmeli; sağlık çalışanları ve kamuoyu ile hasta sayısı da dâhil olmak üzere sürecin bütünü açık bir şekilde paylaşılmalıdır.
  3. Sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve süreleri iyileştirilmelidir. Sağlık hizmetlerinin bir bütün olduğundan hareketle, çalışanlar arasında çalışma barışını bozmayan adaletli temel ücret ödemeleri yapılmalıdır.
  4. Başta 1. Basamak sağlık hizmetleri olmak üzere yeterli düzeyde ve nitelikte Kişisel Koruyucu Ekipman (AS: donanım) sağlanmalıdır.
    Toplum maske, temizlik malzemesi gibi ihtiyaçlardan ücretsiz faydalanabilmelidir.
  5. Sağlık çalışanlarının engellenen izin, istifa, emeklilik hakları geri verilmelidir.
  6. Yapılacak düzenlemenin geriye dönük olarak geçerli sayıldığı, COVID-19’un tüm sağlık çalışanları açısından meslek hastalığı olarak kabul edilmesini sağlayan yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  7. Sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışanların ve toplumun tümüne risk sıralamasına göre parasız olarak grip ve pnömokok aşıları uygulanmalıdır. Tüm aşılar koruyucu sağlık için vazgeçilmezdir, planlama ve dağıtımdaki eksiklikler hızla giderilmelidir.
  8. Sağlığa ayrılan bütçe, pandemi gerçeklerine uygun, koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen, hak ettiği payın verildiği şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Pandemiye karşı ancak işbirliği ve dayanışma içinde olunarak, sağlık çalışanlarının sıraladığımız acil taleplerinin yaşama geçirilmesi ile başarı elde edilebilir.

İfade ettiğimiz taleplerimiz, aşağıda iletişim bilgileri de bulunan kurum ve kuruluşlarla da paylaşılmış olup, bir an önce yaşama geçirilmesi istenmiştir. Dilerseniz sizlerde ilgili yerlere taleplerinizi iletebilirsiniz.

Bilgilerinize sunar, mücadelemizin sürdüğünü sizlerle paylaşır, çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Saygılarımızla, 28.11.2020 

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu
=====================
TBMM Başkanlığı
Telefon:+90 312 420 51 51           Faks:+90 312 420 51 65

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa ŞENTOP
Telefon: +90 (312) 420 51 51          Faks: +90 (312) 420 51 46
E-Posta: mustafa.sentop@tbmm.gov.tr

T.C. Cumhurbaşkanlığı
Tel : 0 (312) 525 55 55      Faks : 0 (312) 525 58 31

T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Tel:0312 585 14 50-51-52             Faks:0312 585 15 65-66

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Mehmet Naci BOSTANCI
mehmetnaci.bostanci@tbmm.gov.tr

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili
Özgür Özel  ozgur.ozel@tbmm.gov.tr  

Halkların Demokratik Partisi Grup Başkanı
Pervin Buldan   pervin.buldan@tbmm.gov.tr                                                    

İyi Parti Grup Başkan Vekili
Lütfü Türkkan    lutfuturkkan@tbmm.gov.tr

Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili
Erkan Akçay     erkan.akcay@tbmm.gov.tr

 Parti mail adresleri  

Adalet ve Kalkınma Partisi  genelsekreterlik@akparti.org.tr

Cumhuriyet Halk Partisi  chp@chp.org.tr

Halkların Demokratik Partisi  bilgi@hdp.org.tr

İyi Parti   bilgi@iyiparti.org.tr

Milliyetçi Hareket Partisi   bilgi@mhp.org.tr

Saadet Partisi   info@saadet.org.tr

Din ve ahlak 

Örsan K. Öymen


Örsan K. Öymen

Cumhuriyet
, 23.11.2020

Din ve ahlak 

Bir ülkede din sorgulanamaz bir tabu haline geldiyse, ahlak da dinsel ahlaka indirgendiyse, o ülkede demokrasi değil, teokrasi olur. Dünyanın en demokratik ülkelerinde dinin sorgulanabilmesi ve bunun sonucunda teizm, ateizm, agnostisizm, deizm gibi farklı görüşlerin gelişmesi, din dışı bir ahlak anlayışının da var olması ve buna bağlı olarak bir hukuk düzeninin kurulması bir tesadüf değildir.

Laiklik, demokrasinin özünde olan temel unsurlardan birisidir.

  • Laikliğin olmadığı yerde demokrasi değil, teokrasi olur.

Türkiye’de birçok nedenle birlikte, bu nedenle de demokrasi yoktur. Siyasetçilerin ahlakı dinin tekelinde gördüğü, Diyanet İşleri Başkanı’nın “Ahiret inancı olmayan insandan her türlü kötülük beklenir” açıklaması yaptığı, eğitim sisteminde ahlak dersinin din dersiyle birlikte verildiği ve ahlakın dinsel ahlaka indirgendiği bir ülkeye, bin yıl da bekleseniz, demokrasi gelmez.
***

  • Ahlak ile din arasında zorunlu bir bağlantı yoktur.
  • Bir insanın ahlaklı olup olmaması, dindar olup olmamasına bağlı değildir.

Her dinin bir ahlak anlayışı olsa da ahlakın tarihi dinin tarihinden daha eskidir ve dinlerden bağımsız olarak gelişen din dışı bir ahlak anlayışı her zaman var olmuştur.

İyilik de kötülük de kendisini dindar olarak tanımlayan kişilerden de kendisini dinsiz olarak tanımlayan kişilerden de gelebilir.

  • Kendisini dindar olarak tanımlayanların zorunlu olarak ahlaklı ve iyi oldukları iddiası,
    bir safsatadan ve yalandan ibarettir.

Ortaçağda ve onu izleyen yüzyıllarda Avrupa’da milyonlarca insan Hıristiyanlık adına katledilmiştir. 20. ve 21. yüzyılda, nüfusun çoğunluğunun kendisini Müslüman olarak tanımladığı topraklarda da durum farklı değildir. Nijerya’da, Sudan’da, İran’da, Suudi Arabistan’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da

milyonlarca insan İslam adına katledilmiştir.

***

  • “İslam coğrafyasının” hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ve rüşvet karnesi de oldukça zayıftır.

Öte yanda, dünyada dindarların oranının en düşük olduğu İskandinav ülkelerinin, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ve rüşvet olaylarının en az yaşandığı ülkeler arasında olmaları düşündürücüdür.

Eurobarometer” adlı kurumun bir araştırmasına göre İsveç’te nüfusun %77’si dindar değildir ve Tanrı’nın varlığına inanmamaktadır. “Transparency International” adlı kurumun yaptığı bir başka araştırmaya göre, İsveç dünyada en az yolsuzluğun yaşandığı 4. ülkedir.

İnsan hakları açısından bakıldığında da durum farklı değildir. “Eurobarometer”in araştırmasına göre;
İsveç’in %77’si,
Danimarka’nın %69’u,
Norveç’in %68’i,
Fransa ve Hollanda’nın %66’sı,
Britanya’nın % 62’si,
Finlandiya’nın % 59’u,
Belçika’nın % 57’si,
Almanya’nın % 53’ü,
İsviçre’nin %52’si,
Avusturya’nın %46’sı,
İspanya’nın % 41’i

dindar değildir ve Tanrı’nın varlığına inanmamaktadır!

İnsan hakları açısından bu ülkeler en ileri ülkeler arasında yer alırlar.

  • Türkiye’de kendisini dindar olarak tanımlayan AKP iktidarının uygulamalarının ise ahlakla, erdemle, adaletle bir ilgisi yoktur. 

Fethullah Gülen adlı dinci şarlatanın kurduğu çeteyle birlikte, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Casusluk”, “OdaTV” adlı sahte yargı süreçlerinde yüzlerce masum gazeteciyi, yazarı, akademisyeni, siyasetçiyi, askeri yıllarca hapislerde süründüren AKP’dir. Hâlâ aynı hukuk dışı yöntemlerle masum gazetecileri, yazarları, siyasetçileri, işadamlarını hapislere atan yine AKP’dir.
***
Kuran
’da yer alan “cehennem” cezasının, insanları iyiliğe yönlendirdiği iddiası bir safsatadan ve yalandan ibarettir. Ayrıca, bununla ilgili ayetler, bazı Müslümanların kötülük yapmasını önlese de bunun iyilik olup olmadığı tartışmalıdır. Çünkü insan, hiçbir karşılık beklemeden, iyilik için iyilik yapıyorsa, iyi bir insan olabilir. “Cennete” gitmek için iyilik yapan kişi iyi insan olmaz. Olsa olsa çıkarcı ve fırsatçı bir insan olur.

  • İnsanları iyiliğe yönlendirmenin yolu korkutmak ve baskı kurmak değildir, eğitimdir.

Laikliğin yerine teokrasinin olduğu yerde, ahlaklı, erdemli, adil ve iyi insanın yetişmesi olanaksızdır.

Dr. M. Hüsnü Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

Dr. M. Hüsnü Bozkurt:

Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

29 Kasım 2020, TUM-HABERLER.COM
Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

CHP eski Konya Milletvekili Dr. Hüsnü Bozkurt‘un bir bildiri ile Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan adayı olduğunu açıklaması hem ADD şubelerinde ve hem de kamuoyunda heyecan yarattı. Biz de bu heyecanı kaynağından okurumuza yansıtmak istedik. TUM-HABERLER.COM’un sorularına içtenlikle yanıt verdiği için Dr. Hüsnü Bozkurt’a teşekkür ediyoruz.

TUM-HABERLER.COM: ADD Genel Başkanlığına aday olmaya nasıl karar verdiniz?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Ülkemizde bir faninin ulaşabileceği en yüce makamlardan, taşıyabileceği en büyük sorumluluklardan biri olarak gördüğüm Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanlığı’na aday olma kararını yaklaşık 1 yıl süren görüşmeler sonunda verdim. 1992-1996 yılları arasında yürüttüğüm SSK Konya Hastanesi Başhekimliği görevim sırasında, dönemin ADD GB merhum Suphi Gürsoytrak’ın isteği üzerine ADD Konya Şubesinin kuruluşuna katkı sunmuş, ancak kamu görevim nedeniyle yönetimde görev alamamıştım.

    Sonraki yıllarda da gerek kamu görevim, gerek siyasi çalışmalarım nedeniyle sade üye olarak hizmet verdim. İlk olarak 1 yıl önce, böyle bir talebim ve arayışım yok iken, çok saygı duyduğum bazı dostlar tarafından yapılan bu teklif, araya korona süreci girince sürüncemede kalmıştı. 3 ay önce Konya’ ya kadar gelen bazı değerli ADD üye ve yöneticilerince yinelenen bu öneri; deneyim, görüş ve emeklerine çok değer verdiğim kimi ADD büyükleri ve hatırı sayılır sayıda şube yöneticilerimiz tarafından da ısrarla desteklenince kararım kesinleşti.

Böylelikle; ÇAĞRIMIZDIR başlığı ile ADD örgütlerimiz ve kamuoyu ile paylaştığımız görüş ve düşüncelerle, belirttiğimiz hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için arkadaşlarımızla yola çıkmış olduk.

TUM-HABERLER.COM: ADD kuruluş kadrosunu ve ilan edilen amaçlarını göz önüne aldığımızda, sizce bugün görevini yerine getirebiliyor mu?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: “ÇAĞRIMIZDIR” duyurumuzda da belirttiğimiz üzere ADD; batı emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerinin Atatürk ve Kemalizm (Atatürk ideolojisi)’e 100 yıldır sürdürdükleri saldırıların daha da yoğunlaşacağını gören Prof. Dr. Muammer Aksoy ve 49 Cumhuriyet Aydını tarafından 1989 yılında kurulmuş, dünyanın en büyük Demokratik Kitle Örgütlerinden biridir.

ADD’nin kuruluş amacı ve görevi, Atatürk’ün GENÇLİĞE HİTABE’sinde belirlenmiştir:

  • “TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEK!” 

ADD’nin son 18 yılın Türkiye’sinde; hemen bütün siyasi, sendikal ve toplumsal örgütlerle birlikte ne beter bir baskı ortamında çalışmak zorunda kaldığı ortadadır. Halen yaşamakta olduğumuz koronavirüs salgınının ortamı daha zorlaştırdığı da malumdur. Ama “Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifemizin” Atatürkçü Düşünceyi ülkemizin her yerinde yükseltmek, ulusumuzu gidişatın vehameti konusunda uyarmak olduğunu unutamayız. Yapmak zorunda olduğumuzu yapmalıyız, yapacağız.

TUM-HABERLER.COM: Özellikle de son yıllarda, ABD ve Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye yönelik yaptırım ve tehditvari açıklamalara karşı, millî bağımsızlığı ana ekseni olarak belirleyen Atatürkçü düşünceyi fikirde ve eylemde temsil eden ADD’nin tepkisi ya cılız kaldı ya da kamuoyu ilgi göstermedi. Siz Başkan seçildiğinizde, Atatürkçü düşüncenin toplumsal olaylarda temsiliyetinde ADD’nin daha aktif rol alacağını bekleyebilir miyiz? ADD Genel Başkanı seçilmeniz durumunda, nasıl bir yönetim ve çalışma projeniz var? ADD Başkanı olarak, şimdiden hazırladığınız projeleriniz var mı?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Bölgemiz ve ülkemize ilişkin planlarını bildiğimiz Batı Emperyalizmi ile yerli işbirlikçileri (dahili ve harici bedhahlar) 100 yıl önce Sevr ile yapmak isteyip, Atatürk ve Kuvayı Milliye’ye yenilerek DENİZE DÖKÜLDÜKLERİNDEN başaramadıklarını, bugün BOP ile gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

    ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ın daha 2003’te Kuzey Afrika’dan Çin Seddi’ne 22 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini değiştireceklerini söyleyerek devletimizi yönetenlerin önüne koyduğu BOP haritasının ülkemizi nasıl paramparça etmeyi amaçladığı bilinmektedir. BOP süreci, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Mehmetçiğin (Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’nin) kafasına ÇUVAL geçirilmesiyle başlatıldı.

2007’den itibaren Ergenekon, Balyoz vd. kumpas davaları ile Ordumuzun Kemalist kadrolarının tasfiyesi ile sürdürüldü.

12 Eylül 2010 Referandumu ile Yargının ele geçirilmesiyle şahlandı.

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi ardından 16 Nisan 2017’de 97 yıllık rejimimiz değiştirildi ve G. Fuller’in 2006 raporunda işaret ettiği Başkanlık Sistemine (hem de Türk Tipi denilerek!) geçildi. CB’lığı Hükümet Sistemi adı verilen bu yeni (ama aslında hayli eski) SARAY DÜZENİ’nin 2 yılın sonunda DEVLET aygıtını ne hale getirdiği, ekonomiden eğitime, sağlıktan dış politikaya ülkemizi ne duruma düşürdüğü ortada.

Sn. CB bile “Yargıda, ekonomide, demokraside reform seferberliği başlatıyoruz” dediğine göre!!!

Yani Türkiye 2003’ten beri ne yaşamışsa AKP iktidarı yönetiminde yaşadı ve bu süreçte BOP da adım adım yürüdü, yürüyor. Ülkemiz emperyalistlerce 1918’de olduğu gibi bugün de SİYASETSİZLEŞTİRİLMEYE ve ardından DEVLETSİZLEŞTİRİLMEYE çalışılıyor.

– TBMM işlevsizleşmiş,
– Siyasi Partiler etkinliklerini yitirmiş,
– ideolojiler silinmiş,
– Kuvvetler Ayrılığı yok edilmiş,
– tarım – hayvancılık bitirilmiş,
– bütün sınai üretim araçları elden çıkarılmış,
– borçlar gırtlağı aşmış ve

  • koca ülke TEK ADAM iradesine teslim olmuş durumda.

Bu DİNCİ-FAŞİST baskı ortamında Atatürk’ün deyişiyle “YENİ BİR TARZ-I SİYASET” üretmek ya yeni bir yol bulmak ya da yeni bir yol açmak zorundayız. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye kadar yürüttüğü KONGRELER DÖNEMİ’nde “Milletin azim ve kararını“ harekete geçirmek için yaptığını yaparak, bölge bölge, il il milletimize gitmeli, KEMALİZM’in ve DEVRİMCİ CUMHURİYET’in tam da şimdi tek ÇIKIŞ YOLU olduğunu anlatmalıyız.

ADD hiçbir siyasi partinin yancısı, arka bahçesi ya da hiçbir siyasi veya bürokratik makamın sıçrama tahtası olmayacak kadar BÜYÜKTÜR.

ADD bütünleşerek, büyüyerek ülke siyasetine yön verecek, yol gösterecek bir fikir ve eylem birliğini muhakkak sağlamalıdır.

ADD günümüzün Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olmalıdır.

Ulusumuzun büyük çoğunluğunun bu çabaya omuz vereceğine yürekten inanıyoruz. Bu amaçla yola çıktık. Yolumuz açık olsun!

TUM-HABERLER.COM: Çok teşekkür ederiz.

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)
==========================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. M. Hüsnü Bozkurt’un kamuoyuna açıkladığı “ÇAĞRIMIZDIR” metnini daha önce web sitemizde yayınlamıştık. Okumak için lütfen tıklayınız :

Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT’tan çağrı – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Dr. Ahmet SALTIK