Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 20 Eylül 2017

Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ –
20 Eylül 2017

ADALET
2000 ve daha sonraki yıllarda emekli olanlar için AYM’den adalete uyması istendi.
Eskilerde, AYM ilgililerden adalete uymasını isterdi…

KOKU

Star Yazarı Çakırgil, RTE’nin ABD’ye gitmemeyi düşünmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Koku dokunabilir…

SARAY
AKP Gn. Bşk. RTE’ye Okluk Koyu’nda devasa yazlık saray yapılacakmış.
Irak’ta, Saddam’a ait pek çok saray vardı…

ÇIKAR
ABD yetkilileri Rusya’dan S-400 alışımızı kaygı verici bulduklarını açıkladılar.
ABD çıkarı açısından öyledir…

TERÖRİST
Kılıçdaroğlu, Tanrıkulu’nun SİHA’ların sivilleri vurduğu konusundaki iddialarını destekleyerek;
“Terör örgütüne destek olabilirler, terörist olabilirler ama orada silah olması lazım. O da yok” dedi.
CHP’de terörü ve yasaları bilen bir kişi yok mudur?…

YÜKLEME
Kılıçdaroğlu’nun avukatı FETÖ’den gözaltına alındı.
Yolsuzluklar; beraber yürüdükleri FETÖ’ye,
FETÖ; CHP’ye,
Aşk olsun RTE ve AKP’ye…

RÜYA
Cüppeli rüyasında Meclisin savaş kararı aldığını görmüş.
Bir yeri açılmıştır…

CENAZE
HDP’li Aysel Tuğluk’un annesi bir grubun saldırısı üzerine Ankara’da defnedilemedi.
Devlet aranıyor…

GÖRÜŞME
AKP’li Cumhurbaşkanı RTE,”Esad’la görüşmedim, görüşmeye de pek niyetim yok” dedi.
Ne sözler vermiş, ne yeminler etmişti…

DERS
Başbakan Yıldırım, Şanlıurfa Abdurrahman Gazi Ortaokulu’nda İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersine girmiş.
Öğretmene bak, inkılabı neresinden anladığını anla…

SIYRILMA
Yıllarca FETÖ’ye övgüler düzen Nagehan Alçı, Nazlı Ilıcak üzerinden günah çıkartmaya çalışıyor.
“Ne istediler de vermedik” grubuyla aynı taktik…

SİLAH
ABD, Erdoğan’ın korumaları için istenen 1.2 milyon dolarlık silahı vermiyor.
Ege adalarını koruyacağını sanmıştır…
=================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli dostumuz Sn. Naci Beştepe’ye…
Yüreğinize sağlık…
Genel anlamda söyleyelim : SİHA veya herhangi bir araç..
İNSAN YAŞAMI KUTSAL… 
Ben hekimim.. İnsanı yaşatmak birincil görevim.
Bunun üzerine titremek ve asla yersiz – hukuksuz tek bir canlının bile yaşam hakkına dokunmamak gerektiğine inanıyorum..
Tanrıkulu’nu infaz etmek yerine bu duyarlık açıklansa idi hükümet tarafından daha uygun olurdu. Gerekli duyarlık gösteriliyor, söz konusu olay da incelenecek, hukuk dışı bir durum varsa gereği yapılacaktır… demek çok şık olurdu..
İnsan duyarlığıyla tepki / sorgulama – inceleme istemek yanlış değil bence..
Biz siyaseti uygarca yapmayı öğrenemedik.. Hep kavga, hep fırsatçılık, hep şahinlik..

Sevgi ve saygı ile. 21 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

BAŞBAKAN ADNAN MENDERES’İ BENDEN DİNLEYİNİZ

BAŞBAKAN ADNAN MENDERES’İ BENDEN DİNLEYİNİZ

Dr. Ali Nejat Ölçen
20.09.2017 (e-ileti ile)

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1994 yılından beri yayımını sürdürerek dağıtımını bedelsiz sağladığım Türkiye Sorunları kitap dizisinin 104 (Nisan 2015) ve 116 (Nisan 2017) sayılarındaki yazılarımda “Başbakan Menderes’i bir de benden” dinleyiniz:

1250 okuyucusu olan Türkiye Sorunları kitap dizisinin 104’üncü sayısının 39-40. sayfalarında şu bilgilere acaba kimler karşı çıkabilir:

1950 Demokrat Parti İle Gelen Faşizm

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, İttihat ve Terakki iktidarının (1910) benzeriydi. Adındaki demokrasiyi yerle bir etmiş, kendisine oy vermeyen Kırşehir’i ilçeye dönüştürmüş, eleştiri yazıları nedeniyle yaşlı Hüseyin Cahit Yalçın’ı, Bedii Faik’i tutuklatarak hapse tıkmış, Demokrat İzmir gazetesinin, partisinin militanları eliyle tahrip edilmesini sağlamış, kendisine demokratik koşullarını kazandıran CHP genel Başkanı İsmet İnönü’yü taşlatarak yurtiçi gezilerini sürdürmesini önlemeye çalışmıştır.

TBMM’de Tahkikat Komisyonu kurarak yasama ve yargıyı kendi elinde toplamaya yeltenmişti. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Sıddık Sami Onar’ı saçlarından tutup sürükleyerek dışarı atan polis Bumin Yamanoğlu cezasız kalabilmiştir. Halkevlerini kapatarak ulusal kültürün birliktelik içindeki gelişimini önlemiş, Cumhuriyetin kitaplarını yakan ilk siyasal partinin iktidarı olmuştur.

1955-1960 dönemin Menderes iktidarı 1910’ların İttihat ve Terakki iktidarının faşizmine benzerini yaşamaya başlamıştı Cumhuriyet Türkiye’si.. Ülkede bu denli gaddar ve zalim olan Demokrat Parti iktidarı, İstanbul’da azınlık haklarını yok eden 6-7 Eylül 1955 olaylarına karşı Yunanistan’dan gelen tepkilere boyun eğmiş ve yazar Nazlı Ilıcak’ın Bayındırlık Bakanı olan babası Muammer Çavuşoğlu İzmir’de Yunan Bayrağının göndere çekilerek selam duruşuyla o ülkeden özür dilemeye boyun eğmiştir.

Çok Partili siyasal yaşamda, ülkeyi ikiye bölen girişimi başlatan Menderes Hükümeti’dir: Vatan Cephesi ile devletin radyo denilen haberleşme aracı her gün o cepheye katılanların (yaşamı terk etmiş olanların adları dâhil) yayınlamak görevini de üstlenmişti.

Nisan 2017’de yayınlanan Türkiye Sorunları kitap dizisinin 116, sayısında acaba Başbakan Adnan Menderes için (sayfa 57) bakınız neler yazmışız:

Fakat ne yazık ki doğa tahribatına Başbakan Adnan Menderes başlamıştır. Örneğin Ankara’da Bülbül deresinin güzelim suları, Sağlık Bakanlığı binasının yanından geçerek Atatürk Bulvarı’nın ortasında akışını sürdürür ve Ankara çayına ulaşırdı. O dere kurutuldu ve Atatürk Bulvarında Bülbül Deresinin gövdesi betonla kapatıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkenti Ankara’nın Kavaklıdere’den Ulus Tren istasyonuna kadar ana caddesinin ortasında güzelim çam ormanı olan refüjü vardı. 1958 yılının ortasında güzelim çam ormanı kesilip yok edildi. Ve orman olan güzelim refüj betonlandı. Kızılay’daki Sakarya yolunu süsleyen ardıç ağaçları da bir gecede kesilerek yok edildi. Başbakan Menderes İran’daki Başkent Tahran’da tek ağaç görmeyince  kentlerde ağacın  gereksizliği kanısına ulaşmış olmalıydı! Fatih Sultan Mehmet sağ olsaydı başta Adnan Menderes olmak üzere  2017 yılında Ankara ORAN semtinde binlerce ağac kestirip 39 katlı bina yapımını üstlenen Kuzu Grubu’nun yetkililerinin kollarını kesmiş olacaktı. Çünkü “Ormanımdan bir dal kesenin kolunu keserim” demişti 660 yıl önce. Nereden bilecekti ki,  doğa düşmanı siyasal partilerin ülkemizde iktidar olacaklarını…

Yazacaklarım bu kadar da değil. Türkiye’mizde 1957-1959 arasında ilk bilimsel Yapı Teknik dergisini yayınlamış ve 20. sayısı Adil Handaki büronun kapıları polisler tarafından  kırılarak o kitap dizileri ile birlikte kitaplarımın tümü meşin torbalara doldurularak alıp götürülmüştü. Çünkü 20’nci sayısında Adnan Menderes’in Ankara’da ana caddelerin yıkılarak yeniden yapımının ekonomik bir girişim olmadığını belirleyen yazımız. TBMM’ndeki Tahkikat Komisyonu, “Ekonomik Yatırım yapmayarak devletin manevi kişiliğine saldırı” kararını almış ve bu satırları yazan kişinin mühendislik hayatını sona erdirmişti.

Ankara’da 555 Miting’ini izleyenleriniz var mıdır bilemiyorum. Adnan Menderes makam arabasından inerek  karşı kaldırımdaki insanlara ne denli halkçı olduğunu kanıtlamayı tasarımlamış olmalıydı. O an karşı kaldırıma adım attığında genç bir adamın yumruğuyla karşılaştı. Kısa sürede yaşam savaşının içinde bulmuştu kendisini.  Austin marka mavi renkli küçük arabadan iri bir adam çıkarak Menderes’i kucakladı arabasının içine yerleştirdi ve kaçıp götürdü.

Birkaç gün sonra da Harp Okulu Öğrencilerinin başta komutanları ile birlikte yürüyüşü gerçekleşecekti.

27 Mayıs 1960’ın doğuşunun sorumlusudur Adnan Menderes ve Celal Bayar.
=========================================
Dostlar,

Teşekkürler Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen…
Sayın Ölçen 91921 doğumludur ve yazdıklarına doğrudan tanık olmuştur mutlaka..
Menderes’in başkanlığındaki DP hükümetlerinin sabıkası keşke bunlarla sınırlı kalsaydı..
Köy Enstitülerini kapatan da onlar (1954!)
Arapça ezanı geri getirenler de.. (Atatürk 1923’de Türkçeleştirmişti)
1958 Temmuzunda ülkemizin iflasını ilan ederek% 320 devalüasyon ile IMF’den borç alanlar da onlar.. 2,85 TL olan 1 Dolar’ın 3,2 kat değerlendirilerek = TL’nin değeri düşürülerek 9,15 TL’ye çıkaran da Menderes’in DP iktidarıdır.. 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’den emanet aldıkları  200 ton Hazine altınını Londra merkez bankasına Türk Hava Kuvvetlerinin uçaklarıyla rehin yollayan da..
Menderes, “Siz isterseniz şeriatı bile geri getirebilirsiniz”  çanakçılığını – gerici kışkırtıcılığını bile yaptı! Halkla – demokrasiyle alay ederek “Odunu aday göstersem seçtiririm..” dedi..
Başbakan Menderes’in ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Saka‘nın VATANA İHANET suçu ile idam edilmeleri tartışılabilir, eleştirilebilir. AKP, Erdoğan bu gün bile 15 Temmuz sanıkları için İdam çığlıkları atabilmektedir. Nitekim 12 Mart döneminde 6 Mayıs 1972’de TBMM’de Deniz Gezmiş – Yusuf Aslan – Hüseyin İnan‘ın idam cezaları oylanır ve onaylanırken genel kurulda “Kana kan, intikam, 3’e 3!” çığlıkları duyuluyordu. Süleyman Demirel 2 elini birden kaldırıyordu bu idamlara “evet” derken!

27 Mayıs 1960 Devrimi’ne giden yolda olup bitenleri okumak için lütfen tıklar mısınız?
(5 dosyaya erişebilirsiniz..) :
http://ahmetsaltik.net/2017/05/27/27-mayis-1960-devriminin-57-yili/

  • Sonuç olarak Menderes ve idam edilen 2 Bakan sütten çıkmış ak kaşık asla değillerdi..

Sevgi ve saygı ile. 21 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mustafa Pamukoğlu : Büyüme aldatmacası!

Büyüme aldatmacası!

Mustafa PamukoğluMustafa Pamukoğlu

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

TÜİK 2017 ikinci çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) %5.1 artmış.

BÜYÜMÜŞÜZ!

Üretim yöntemiyle gayrisafi yurtiçi hasıla tahmini, 2017 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla %16.3 artarak 734 milyar 211 milyon TL oldu. Bunun dolar ifadesi 205 milyon (AS: milyar) dolar. 2017 yılının 2. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre tarım sektörü %4.7, sanayi sektörü %6.3, inşaat sektörü %6.8 arttı (AS: büyüdü). Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri ise %5.7 arttı.

Mal ve hizmet ihracatı, 2017 yılının 2. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %10.5, ithalatı ise %2.3 arttı. Bunun yanında hane halkı harcamaları %3.2 artarken devletin tüketim harcamaları %4.3 azaldı.

NEDİR BU BÜYÜME?

Ekonomik büyüme esas itibarıyla (AS: gerçekte) ekonominin üretim kapasitesinin artırılması ve dolayısıyla daha fazla mal ve hizmet üretilmesidir. Reel olarak karşılaştırılan döneme göre GSYH’nın artmasıdır. Büyüme reel büyüme ve nominal büyüme olarak gerçekleşir. Belli bir yıl baz alınarak sabit fiyatlarla büyüme reel büyümedir. Cari fiyatlarla hesaplanan büyüme nominal büyüme oranını gösterir.

GSYH, bir ülke sınırları içinde belirli bir dönemde genellikle 1 yılda üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeridir. Üretim yöntemi ile GSYH sanayi, inşaat sektörü, tarım sektörü ve hizmetler sektörü üretiminden elde edilen katma değerler toplamıdır.

KATMA DEĞER NEDİR?

Bir ülkede yapılan tüm ekonomik faaliyetler sonucunda yaratılan tüm mal ve hizmetlerin üretim değerinden bu mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan girdilerin bedeli düşüldüğünde kalan tutar o ekonominin veya sektörün yarattığı katma değerdir.

BÜYÜME RAKAMLARINDA MAKYAJ

Milli gelir hesaplamalarında hesaplama yöntemleri ile sürekli oynanarak dönemsel karşılaştırılması daha da zorlaşacak makyajlar yapılıyor. BETAM’ın 17/217 sayılı Araştırma Notu’nda bu konuda yapılan tespit her şeyi ortaya koymaya yetiyor. “TÜİK’in yayınladığı yeni milli gelir serileri ile büyümeye katkı hesaplarını eski serilerde olduğu gibi kolayca yapmak artık mümkün değil. Hem ana seriler ile onu oluşturan alt serilerin toplamı arasında, yöntemden kaynaklı bir fark oluştu, hem de yeni yöntemde reel fiyatlarla stok değişiklikleri TÜİK tarafından yayınlanmamaktadır.”

  • Rakamları güzel göstermek için sık sık yöntem değişiklikleri sağlıklı ölçmeleri de zorlaştırıyor. Rakamlar da pembe tablolarla sunulmuş oluyor.

BÜYÜME BALONU

GSYH içindeki katma değerlere baktığımızda inşaat sektöründe ciddi bir artış söz konusu. Bu da spekülatif yatırımların artması demek. Verilen teşvik ve destekler esas artması gereken makine ve teçhizat yatırımlarında artışa yol açmıyor. Rant yaratan alanlar büyüyor.

Öte yandan büyümeyi finanse eden kredi sistemindeki Kredi Garanti Fonu desteği de ileride çıkacak yangının sebebi olacak.

  • Bir türlü anlatamıyoruz; borçla finanse edilen büyüme, kırılgan bir ekonomi yaratmaktadır.

Yurt içi tasarrufunuz yok, tüketen bir ekonomisiniz ve artık borç almakta zorlanıyorsunuz. Bu ekonomi içinde büyümüşsünüz. Bu büyümeye gerçek büyüme denmez. Olsa olsa geçici saadet denir. Büyümedeki bu tablo bardağın boş tarafının dolu tarafından daha fazla olduğunu bize gösteriyor.
=======================================
Dostlar,

Sayın Mustafa Pamukoğlu yetkin bir ekonomi uzmanı ve yazarıdır. O’ndan hep öğreniyoruz.
Bu yazısı da öyle ve AKP’nin zehirli (toksik) ekonomi balonlarını bir bir patlatıyor.
2023’te dünyada ilk 10 ekonomi arasına girmek matematiksel olarak artık kesinlikle olanaksız..
Dün yazmıştık, 4 yıl önce 2013’te; bu gün ne yazık ki çoooook daha da uzağız o hedeften.

TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?
(http://ahmetsaltik.net/2015/11/06/top-10-biggest-economies-in-the-world-2013/)

On yıl boyunca kesintisiz %19-20 hızla büyümesi gerekiyordu Türkiye’nin başkaca her şey sabit sayıldığında (iktisatta ceteris paribus varsayımı) .. Hindistan %7 büyümeyi sürdürecek ve Türkiye Hindistan’ı yakalayıp onun yerine geçecek!?.. Son birkaç yıldır bırakalım %19-20 büyümeyi %5’i bulabildik mi?
Haberiniz olsun; bu kez dipten gelen kocaman bir dalga ekonomideki yıkım..
Korkarız katıp önüne götürecek her bir şeyi.. 2016 sonunda büyüme % 2,9; büyük sorumsuzlukla ve Anayasa  md. 41 açıkça çiğnenerek kışkırtılan doğal nüfus artış hızı % 1,36’yı düşünce %1,54 kalıyor net büyüme (kalkınma değil!).  Böyle mi yakalayacak ve geçeceksiniz Hindistan’ı? Kaldı ki “ceteris paribus”  (her şey sabit kalırsa) varsayımı kökten bozulmuştur :

1. Hindistan dev adımlarla büyüyor ve toplam ulusal geliri 5. sıradaki dünkü patronu İngiltere’ye erişti.
2. Türkiye’nin 2013 sonrası on yıl boyunca kesintisiz %19-20 hızla büyümesi gerekiyordu; bu akıl dışı düşsel (hayali) “hedef” (!?) eylemli olarak (fiilen) çök – tü! Böylesi bir “hedef” (!?) Dünya iktisat tarihinde görülmemiş boyutlarda düş ötesi hedefti!

Ne kendinizi kandırın ne de insanlarımızı.. Dünyayı zaten kandıramıyor gülünç oluyorsunuz.
Ülkenin geleceği ile oynamayın artık..
Kendinize gelin ve aklınızı başınıza alın..
Çoooook geç kalıyorsunuz / kaldınız bile hatta; kaç oldu yazıp uyaralı..
Lütfen, lütfen..
Şu ŞEHİR HASTANELERİNDEN vazgeçerek başlayınız..
Hep birlikte enkazın altında kalacağız..

Sevgi ve saygı ile. 18 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Şehir hastaneleri kimlerin cebini dolduracak

Şehir hastaneleri kimlerin cebini dolduracak?

Zekiye Bacaksız
Genel Sağlık İş sendikası Genel BaşkanıODATV, 14.9.17,
http://odatv.com/sehir-hastaneleri-kimlerin-cebini-dolduracak-1409171200.html

Zekiye Bacaksız, son dönemde arka arkaya açılan, yapımı için ODTÜ ormanının kesildiği şehir hastaneleri hakkında açıklama yaptı.

Genel Sağlık İş sendikası Genel Başkanı Zekiye Bacaksız, son dönemde arka arkaya açılan, yapımı için ODTÜ ormanının kesildiği şehir hastaneleri hakkında açıklama yaptı.

Bacaksız “Ülkenin dört yanında birer birer açılan, son olarak uğruna ODTÜ ormanını yok edildiği Şehir Hastanelerinin verdiği zarar sadece çevreyle kalmayacak. Siyasi iktidarın büyük övgü ve gururla tanıttığı Şehir Hastaneleri sistemi, anlatıldığının aksine milli geliri alıp götürecek.” dedi.

KREDİ GARANTİSİ, KİRA, VERGİ MUAFİYETİ…

Açıklamasında “Özel şirketlere tahsis edilen Hazine arazisi üzerinde, 1’den çok devlet hastanesinin bir arada bulunmasını öngören kampüs modeline dayalı Şehir Hastaneleri için Devlet, sözleşmelerle belirlenmiş süreler boyunca bu yerler için kira ödeyecek.” diyen Bacaksız, şu ifadeleri kullandı:

Devletin hem kiracı hem de hizmet alıcı olacağı bu sistemde,”devlet” hastanesini “şirket” yönetecek. Personel maaşları dışında şehir hastanelerindeki hizmetlerin önemli bir kısmı özel sektör tarafından yürütülecek. Laboratuvar hizmetinden ameliyat hizmetine, yatak hizmetinden kantin, otopark işletmesine, hastane dışında taksi durağından kreşe kadar tüm iş ve işlemler özel sektöre bırakılacak.

Şehir hastaneleri sisteminin en dikkat çeken yanı ülke kaynakları açısından, hastane binalarının ve donanımının kamuya yükleyeceği yüksek maliyet. Devletin şimdiden 17 hastane için girdiği kira yükümlülüğü yaklaşık 27 milyar dolar tutuyor. Birçok imtiyaza sahip olan bu işletmeci şirketler, KDV’den, damga vergisinden ve bütün harçlardan muaf tutuluyor. Yani devletin kira yükümlülüğünün yanı sıra vergi kaybı da söz konusu. Şirketlerin finansman için yurt dışından aldıkları uluslararası kredilere de tam hazine garantisi verilmekte. Yani şirket kredi borcunu ödemezse devlet “ben öderim” diyor. Dolayısıyla sistemdeki aksaklıkların faturası hazineye, dolayısıyla milli gelire çıkacak. Yani Şehir Hastanelerinin gerçek faturasını halk ödeyecek.

Devletin hastaneyi işletecek özel sektör firmasına ödeyeceği kiranın ve ek tıbbi hizmet alımlarının, hastanenin döner sermayesi tarafından karşılanması öngörülüyor, hatta ödenememesi halinde Hazine’den ödeme güvencesi veriliyor. Bu noktada şu çarpıcı sorular öne çıkıyor:

Sağlık personeline döner sermayeden yapılan ödemeler dikkate alındığında kira ödemeleri
nasıl sağlanacak? Diğer taraftan döner sermayeden kira ödemeleri yapılacak ise, personel
ek ödemelerinin bundan etkilenmesi ve tırpanlanması kaçınılmaz olacak.” 

DEVLETTEN “HASTA GARANTİSİ

Genel Sağlık İş Başkanı Bacaksız açıklamasını devletin hastanelere verdiği garantileri anlatarak sürdürdü:

“Şehir hastaneleri sistemi kapsamındaki bir diğer uygulama ise, %70 doluluk oranı garantisi. Sağlık Bakanlığı, Şehir Hastanelerini işletecek özel sektöre, doluluk oranının %70’ini sağlama garantisi veriyor. Türkiye’de tüm hastanelerindeki doluluk ortalaması halihazırda %69.6 iken, şehir hastanelerinde %70 “doluluk oranı” garantisi nasıl verilmiştir? Yatak kapasitesinin büyük bir kısmının kullanılamadığı ya da yatak doluluk oranının yetersiz kaldığı hastaneler  bulunduğu da unutulmamalıdır. Bu noktada, “Doluluk oranının” % 50’lerde kalması durumunda eksik kalan %20’lik oranın parasının, vatandaşa herhangi hizmet verilmeden işletmeciye ödeneceği ortaya çıkıyor. %70 doluluk oranının gerçekleşmemesi durumunda eksik kalacak oran hangi hasta ve hastalığın esas alınarak tamamlanacağı ise merak konusudur. Garanti edilen hasta doluluk oranının sağlanması için vatandaş gereksiz yere ameliyat edilip hastaneye mi yatırılacaktır?

Belirli bir bölgenin tümüne hizmet verecek büyük hastaneler olarak tasarlanan Şehir Hastaneleri sisteminde hastaların, hastane hizmetlerine erişimi de güçleşecek. Küçük yerleşim yerlerindeki hastalar en yakın Şehir Hastanesi’ne ulaşmak için uzun yolculuklar yapmak zorunda kalabileceklerdir. Ayrıca 29 bölge için düşünülen bu hastanelerin yer almadığı illerden de o illere hasta trafiği söz konusu olacaktır.”

BAŞKAN’DAN UYARILAR

“2017 yılı içinde şehir hastanelerinin tamamlanması ve hizmet vermeye başlamasıyla birlikte sağlık personeline olan talep de artacaktır.” diyen Bacaksız şu sıkıntıları dile getirdi:

“Sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan sayısının yetersiz olduğu Sağlık Bakanlığınca bile kabul görürken, Şehir Hastanelerinin personel sorunun nasıl çözüleceği ise yine yanıt bekleyen sorular arasında bulunuyor. Başka ülkelerden sağlık personeli istihdamının gündeme getirilmesi ise bu karmaşayı daha da derinleştirecektir. 

Şehir Hastanelerinin açılmasından sonra, küçük ve kırsal kesimlerdeki eski kamu hastaneleri kapatılabilecek. Hangi hastanelerin kapatılacağına dair şu ana dek resmi açıklama yapılmadı. Kapatılan hastane binalarının ve arazilerinin ne yapılacağına ilişkin ise belirsizlik bulunmaktadır. Bu bina ve arazilerin, ihaleleri alan şirketlere devredilmesinin de söz konusu olabileceği belirtilmektedir.”

“ÇOK GEÇ OLMADAN YAPILAN YANLIŞTAN GERİ DÖNÜLMELİDİR”

Genel Sağlık İş Başkanı Bacaksız’ın açıklamasının “Sonuç” bölümünde şu ifadeler yer aldı:

“Modern kamu hastanelerine olan ihtiyaç yadsınamaz bir gerçektir. Ancak, Şehir Hastaneleri hayata geçirilirken ihtiyaç analizlerinin, talep ve kapasite planlamalarının yapıldığı konusunda ciddi endişelerimiz bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıllar içinde İngiltere ve Kanada’da hayata geçirilmiş Şehir Hastaneleri deneyimi, bu tür büyük hastane projelerinin hem verimsiz hem de yönetiminin çok zor olduğunu göstermiştir.

Genel Sağlık-İş olarak Şehir Hastanelerinde ‘insan sağlığı’ değil, ‘kâr’ odaklı hizmet verilmesinin hedeflendiği kanaatindeyiz.

  • Uluslararası kredi kuruluşları ve şirketlerin yararına olan Şehir Hastaneleri sistemi,
    insan sağlığı üzerinden küresel sermayeye kaynak aktarımından başka bir şey değildir. 

Siyasi iktidarı uyarıyoruz; 2011 yılında sağlıkta devrim olarak sunulan Sağlık Bakanlığı ve
Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat yapısını bozan KHK konusunda (AS: 2.11.2011 tarihli 663 sayılı KHK) bugün nasıl haklı çıktıysak, üzülerek söylüyoruz ki şehir hastaneleri konusunda da zaman haklılığımızı ortaya koyacaktır.

Çok geç olmadan yapılan yanlıştan geri dönülmelidir. 

  • Siyasi iktidarı, aklı ve bilimi rehber alarak ülke kaynaklarını peş keş çekmemeye,
    halkı ve sağlık emekçilerini ise birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

============================================
Dostlar,

Biz bu konuda çooook yazdık..
Bir şey eklemeyelim, Genel Sağlık İş sendikası Genel Başkanı sayın Zekiye Bacaksız‘a ve ODATV’ye teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 18 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI;
NE YAPMALI?


Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP = RTE uzun süre bu konuda top gezdirdi. Karnından konuştu.
Net ve kararlı bir tutum al(a)madı.. “Sonuçları ağır olur” gibisinden içeriği belirsiz sözler kullandı. Geldik bu günlere.. 6 gün kaldı 25 Eylül’e.. Ne hazindir ki; Irak Kürtleri İsrail bayrakları üzerinde secde ederek – eğilip öperek bir kampanya yürütüyor kendilerince..

Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri.. İnsanlık tarihinin en sefil asimilasyon kurbanları ya da ağır geldi ise örnekleri.. İnsanlar geçmiş bağlarına – tarihlerine bu denli mi yabancılaştırılabilir?!
Tek bir Kürdo-Judaik beyni yıkanmamış Irak Kürdü kalmamış mıdır Barzanistan diyarında??
Göreceğiz, eğer 3. kez ertelenmez ise Irak’ı bölecek, Türkiye’yi Sevr belasıyla yüz yüze getirecek bu oylama yapılabilir ve “evetler” çoğunluk çıkarsa..

Lozan görüşmelerinde Kapitülasyonlar ve Misak-ı Milli sınırları içinde Ermeni – Kürt yurdu kurdurmamak KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ idi. Bu yüzden görüşmeler 4 Şubat 1923’te kesilmiş ve 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan  Türkiye İktisat Kongresi kararlılığının ardından yeniden başlatılmış ve bu ödünler verilmemişti.

İsrail siyonizminin vahşi asimilasyonu
 ile başkalaştırılan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri,  Filistin’i ve 1967’den beri orada süregelen zulmü, işgali unutmuş görünüyorlar.
Bu sözde halkoylamasının BOP’un bir aşaması – parçası olduğunu hiç mi düşünemiyorlar??
Hele hele Fırat – Dicle’nin doğduğu yerlerden başlayıp Şattül Arap adıyla birleşerek Basra Körfezine erişene dek tüm yatağı ve havzası boyunca “Arz-ı mevud” sapık inancının – dayatmasının hatta sanrısının (hezeyanının) gereği olarak geleceğin Yahudi yurdu ilan edildiğini, doğrudan Tevrat’ın buna alet edildiğini bilen – okuyan – duyan Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri yok mudur? Oğul Barzani nerelerde, ne karşılığı devşirilmiştir ve Ortadoğu’nun acılı tarih sahnesine sürülmektedir?

arzı mevud haritası ile ilgili görsel sonucu

Bir halkı özgürleştirme adına emperyalizmin bitip tükenmeyen kanlı oyunlarına alet etmek midir oğul Barzani’ye biçilen tarihsel misyon?

Çare; Irak federal devleti içinde 1. sınıf bir demokrasi kurmak ve tüm Irak yurttaşlarının eşitliği (eşit yurttaşlık değil!) temelinde bir uygar Cumhuriyet, Irak Ulus Devleti kurmaktır. Ancak böylelikle Irak’ın Kürdo-Judaik hibrit Kürtleri de dahil, tüm Irak halkı bağımsız, onurlu bir devlet olabilir.. Etnik köken, ırk, soy, inanç… bakılmadan.. Irak vatandaşlığı temelinde.

Unutulmasın; sınırların değişmezliği, bir sine qua non (olmazsa olmaz) BM hukuku birincil ilkesidir. Önce halkoylaması ile özerklik, sonra da ayrılma planı kuranlara anımsatalım..
*****
Northern Iraq Kurdish area ile ilgili görsel sonucuTürkiye, net kararını ve tutumunu AKP = RTE‘nin ABD ziyareti sonrasında mı verebilecektir? Ne hazindir. Önce, belki de şu konjonktürde yapılmaması gereken ABD ziyareti, ardından ona ikincil MGK – Bakanlar Kurulu ve 25 Eylül’den 1-2 gün önce afralı – tafralı ama gerçekte içi kof ve de çok geç açıklamalar mı gelecek? TBMM neden tatilde?? Toplayıp güçlü bir çıkış yapsaydınız ya! Nerede milli irade? Türkiye bu hazin görünümü hiç ama hiç hak etmiyor. RTE tek adam ve sorumlu!

Eee, BOP eşbaşkanlığı böyle belalı bir şeydir işte.. Adamı kıvrandırır, tutsak alır, köleleştirir.. 30’u aşkın kez kameralar önünde ilan ve itiraf eder misiniz;

  • Biz BOP eşbaşkanlarından biriyiz ve bu görevi yapıyoruz..”

Ne var ki bedeli salt o kişi(ler) ödemez; asıl kurban bu gibilerin ülkeleri- halkı oluyor..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 19 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com