TTB COP23 toplantısına katıldı

TTB, COP23 toplantısına katıldı

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 23.Taraflar Konferansı (Conference of Parties, COP23) 6-17 Kasım 2017 tarihlerinde Fiji’nin başkanlığında Almanya’nın ev sahipliğinde Bonn’da gerçekleştirildi.

COP23’e Sağlık ve Çevre Birliği’nin (Health and Environmental Alliance, HEAL) daveti üzerine 10-14 Kasım tarihlerinde Türk Tabipleri Birliği (TTB) temsilcisi olarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala katıldı. Pala, hem konuşmacı olduğu ve Türkiye Pavilyonunda gerçekleştirilen panelde, hem de başta Dünya Sağlık Örgütü tarafından düzenlenen etkinlikler olmak üzere katıldığı oturumlarda TTB’nin hava kirliliği ve iklim değişikliğine ilişkin görüş ve önerilerini uluslararası toplumla paylaştı. Pala, toplantılarda TTB’nin önerilerini şöyle sıraladı:

1.      Türkiye’de yeni kömürlü termik santraller yapılmamalı,
2.      Tüm ülkelerde hava kirliliği sınır değeri olarak Dünya Sağlık Örgütü hava kalitesi rehberlerinde yer alan sınır değerlerin kullanılması benimsenmeli,
3.      Endüstriyel tesislerin kurulmasına karar verilemeden önce sağlık etki değerlendirmesi (SED) yapılması zorunlu tutulmalıdır.

Pala’nın HEAL tarafından 11 Kasım günü düzenlenen “Energy Policies and Public Health in Turkey” adlı panelde “Energy policy and public health: An assessment for Turkey” başlığıyla yaptığı sunum için lütfen tıklayınız :

http://www.ttb.org.tr/userfiles/files/Energy%20policy%20and%20public%20health.pdf
=============================
Dostlar,

Küresel ısınma ve ona ikincil iklim değişikliği ile türev sonuçları son derece ağırdır ve insanlığın son zamanlardaki en önemli sorunları arasında belki de başında gelmektedir.

Ve de sorun İVEDİ boyutlara tırmanmış, ALARM verir düzeydedir.

Önceki yıl sitemizde şu yazıya yer vermiştik (üstünde tıklayarak okuyabilirsiniz) :

COP 21;
Küresel İklim Değişikliği için bir umut mu?

Küresel Isınma – İklim Değişikliği.. Aşırı Sıcaklarla Nasıl Başetmeli?” konulu bir söyleşiyi de TRT Kent Radyo-Ankara (Fatih Şahin ile) 09 Ağustos 2017’de yapmıştık.

COP-23 Bonn toplantısı son fırsatlardan biridir. Etkin sonuçlara varılması yaşamsal önemdedir.

Onümüzdeki birkaç on yılda Türkiye’de tahıl üretiminin bu yüzden %20 dolayında düşeceği kestirilmektedir. Türkiye geçen yıl 3,5  milyon yon buğday dışalımı yaptı. Nüfusunun ekmek gereksinimi bile karşılayamayan, dışa son derece bağımlı bir ülke durumuna geldik. Üstelik dev dış açıklar vererek.. Türkiye COP-23 kararlarına uyarken, nüfus artış hızını mutlaka frenlemelidir.

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Başka yolu kalmamıştır..
    Son derece tasarruflu yaşayarak enerji tüketimini düşürmek
    Ve yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimine ağrılık vermek… başlıca çözüm yolları..

Konunun kritik derecede önemi nedeniyle bu uluslararası toplantıya önem vererek “Küresel Isınma – İklim Değişikliği” konulu toplantıya katılan ve sorunun Halk Sağlığına olumsuz etkilerini sunan meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’ne ve saygın meslektaşımız Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya teşekkür ediyoruz. Dr. Pala’nın sunumunun yansılarının özenle incelenmesini öneririz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Devletçilik niçin önemli ve gerekli? 

Devletçilik niçin önemli ve gerekli? 

Yıldırım Koç

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kemalist Devrim‘in en önemli dayanaklarından biri, 1937 yılında Anayasaya da eklenen devletçiliktir. Ne yazık ki, Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP geleneğinden gelen birçok kişi, Kemalizm’in bu temel ilkesinden koptu ve yıllardır emperyalistlerin ülkemize dayattığı özelleştirmeleri savunuyor. Devletçilik yalnızca devletin kimi fabrikalara, demiryollarına, limanlara, elektrik santrallarına sahip olması değildir. Kemalist Devrim’in üç temel amacı;

– bir milli devletin kurulması,
– Osmanlı’dan devralınan halktan Türk milletinin yaratılması ve
– insanların kulluktan kurtarılarak özgür yurttaşlar haline getirilmesidir.

Tarihteki demokratik devrimlerin çoğunda bu üç temel amaç vardır. Devletçilik, bu üç amaç açısından da yaşamsal önemdedir.

MİLLİ DEVLET İÇİN DEVLETÇİLİK

Emperyalizme karşı mücadele ancak güçlü devletlerle başarıya ulaşabilir. Amaç, halkın desteğini alabilecek biçimde faaliyet gösteren güçlü bir devletin yaratılmasıdır. Emperyalizmin genel politikası, ülkeleri küçücük ve zayıf devletçiklere bölmek ve böylece onlar üzerindeki baskı ve sömürüsünü sürdürebilmektir. Devlet düşmanlığı anarşistlerin genel özelliğidir.

Bir devletin güçlü olabilmesinin önkoşullarından biri güçlü bir ekonomiye sahip olmasıdır. Devletçiliğin bir ögesi, Planlamadır. Devlet, ekonomiyi demokratik bir biçimde ve ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda planlayacaktır.

  • Planlı ekonomi olmadan güçlü bir devlet ve ülke yaratamazsınız.

Güçlü devletin diğer bir önkoşulu, ekonominin belirli sektörlerinin devletin denetimi altında olmasıdır. Ülkenin stratejik kaynakları devletin denetiminde olmalıdır. Özellikle enerji gibi önemli bir sektörde devletin egemenliği, siyasal bağımsızlık açısından zorunludur. Halkın temel gereksinimlerinin devlet tarafından sübvansiyonlu olarak sağlanması da temel amaçlardan biri olmalıdır.

  • Devletin elinde ekonomiye güçlü müdahale araçlarının bulunmaması durumunda, emperyalist güçlerin ekonomi alanındaki saldırıları bir ülkeyi göçertebilir.Ayrıca, özel sektörün de devlet tarafından yönlendirilmesi esastır.

TÜRK MİLLETİ İÇİN DEVLETÇİLİK

Devletçilik yalnızca fabrikaların veya demiryollarının mülkiyetiyle sınırlı olarak anlaşılmamalıdır.

  • Sağlıkta devletçilik, halkı birbirine bağlayan en önemli bağdır.
    Devlet tarafından merkezi bir yapı içinde sunulan nitelikli ve parasız sağlık hizmeti, ülkemizin farklı bölgelerindeki insanların kaynaştırılması açısından en önemli araçtır.
  • Sağlık hizmetleri merkezi devletin denetiminin dışına çıkarsa, bölücülüğün en kolay yayılacağı bir ortam doğar.

Eğitimin devlet eliyle parasız olarak sağlanması, farklı köken ve inançlardan insanlardan bir millet oluşturmanın en önemli aracıdır.

Devlet fabrikaları ve öbür işletmeleri, farklı köken ve inançtan insanların ekmek ve hak mücadelesinde omuz omuza gelmelerini sağlar.

KULLUKTAN KURTULUŞ İÇİN DEVLETÇİLİK

Çağdışı toplumsal güçler ve emperyalizm, insanları tarikat şeyhlerinin, aşiret reislerinin, toprak ağalarının kulu yapmaya çalışmaktadır. Kadınları eve hapsederek erkeklerin kulu yapmaya yönelik girişimler de bu niteliktedir.

Devletçi anlayışla verilen eğitim, insanların çağdaş bilimlerle tanışmasını sağlar. Kamu kurum ve kuruluşları, özellikle kadınların istihdamına katkıda bulunarak, insanları çağdışı baskılardan kurtarır.

Devletçiliğe saldıranlar ve özelleştirmeyi savunanlar, burada kısaca özetlenen nedenlere bağlı olarak, gerçekte Kemalist Devrim’e saldırmaktadır.
==============================================
Dostlar,

SERMAYENİN SOPALI TAHSİLDARI YAPILAN DEVLET :
NEREYE DEK?

Sayın Yıldırım Koç arkadaşımızın bilgi birikimi ve yazı ustalığı tartışma dışıdır. Bu yazı da çok değerlidir. Mustafa Kemal Paşa özel sektöre ve sermayeye tümüyle karşıt değildi. Ancak kamu yararını kesin olarak üstün tutar ve bu ikilinin (özel sektör ve sermaye) halkın gönencine (refahına) katkıda bulunmasını kesin ön koşul, hatta araç sayardı. Ulusal Bağımsızlığımıza en küçük sakınca oluşturmaması için üstüne titrerdi. Bu yüzden HALKÇILIK ilkesini geliştirmiş, 6 Ok‘tan biri olarak Kemalist İdeolojinin temel direklerinden saymıştı.

Günümüzde özelleştirmenin sürüklendiği yer, siyasal iktidarların yerel – yabancı sermaye ile iğrenç bir işbirliğidir. Maşa iktidarlar mazlum milletlerin başına getirilmekte ve mide bulandıran post-modern yöntemlerle (sömürünün Küreselleştirilmesi!) iktidarlar, kendi halkının kaynaklarını, alın terini taşeronu oldukları sermaye çevrelerine rant olarak aktarmaktadırlar. Tabii bu arada “komisyon” larını da cebe indirmektedirler.

Bir anlamda Anarşist liberallerin dilekleri gerçekleşmiş, Devlet işlevsizleştirilmiş, yok hükmüne indirgenmiştir. Dahası, yerel – küresel sermaye ittifaklarının sefil maşasına dönüştürülerek halkının sırtında sopalı tahsildarlığa mahkum edilmiştir.

21. yy’ın şafağında İnsanlık, hala olgunlaşmış (matür) olmaktan çok uzaktır ve Küresel ağaları akılları (Rasyonalite) değil, Adam Smith’in hastalığı (en çok kâr) yönlendirmektedir. Ancak bu denli derin eşitsizliğin ve ölçüsüz sömürünün sürdürülebilirliği kalmamıştır. Sular ısınmaktadır. Yepyeni bir devrim ufuktadır.

  • Kapitalizm maksimum kârdan “makul kâr”a geçecek, terbiye olacak/edilecek, evcilleşecek, ahlaksızlığına son verilecektir! Bu öngörü deterministiktir (kaçınılmazdır)..

Ufku yak(ın)laştıracak olan, insanların deneme – yanılma ile çooook yavaş öğrenmek yerine bilimsel öngörü ile geleceği yordama yeteneğini geliştirmesidir. Bu da bir yandan somut olguları yaşayıp deneyimleyerek bir yandan da nitelikli – sorgulayan akılcı eğitimle gerçekleşebilecektir. Kapitalizm için bu tehlikenin panzehiri (antidotu) dinci eğitimle uyuşturma, kitleleri afyonlamadır.

  • Karl Marks haksız mıdır kapitalizmin dini halkların afyonu olarak kullandığını vurgularken?! Yüzsüz sermaye ve sözcüleri bu söylemi utanmazca çarpıtarak Marks’ın “dine afyon dediği” çamuruna yönelmişlerdir. Marks’ın uyarısının gerçek anlamını kavrayamayacak zeka fukarası olmadıklarına göre geriye ne kalıyor?!

Emperyalistleşen – Küreselleşen kapitalizmin 2. kalleş silahı yoksullaşTIRmadır.. AÇ BIRAKMA pahasına üstelik! 2016 içinde 38 milyon AÇ İNSAN daha havuzdakilere eklenmiş ve toplam aç insan sayısı 800 milyonu geçmiştir. Dünyanın tüm aç insanlarını bir ülkede toplamak olanaklı olsaydı, Çin ve Hindistan’dan sonra dünyanın en kalabalık 3. ülkesi AÇLAR ÜLKESİ olacaktı!

İnsanın insanlaşma süreci yavaş da olsa, inişli – çıkışlı da olsa sürüyor, sürecek. Aç da kalsa, aç da bırakılsa.. Hatta “keskin” çelişkiler “uyanmasını” hızlandırabilecektir bile!

Ne mutlu, bu İNSANLAŞMA sürecine bir tuğla koyabilenlere..

Sevgi ve saygı ile. 20 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

‘IMF’ye 5 milyar dolar’ yalanı belgesiyle çürütüldü…

‘IMF’ye 5 milyar dolar’ yalanı belgesiyle çürütüldü…
‘Battı denilen Yunanistan bile listede var’

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında IMF’nin, Türkiye’den 5 milyar dolar borç istediğini, kendisinin de “verin” dediğini ve bunun ardından IMF’in borç istemekten vazgeçtiğini söyledi. Cem Toker, IMF’den yapılan açıklamada, 2008 kriz sonrası ek kaynak arttırım kararına Türkiye’den ‘moral’ destek verdiğini aktardı. (cumhuriyet.com.tr20 Kasım 2017)

[Haber görseli]

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “IMF’e borç kaldı mı kalmadı. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi. Arkadaşlara dedim ki verin. Baktılar ki Türkiye verebiliyor, vazgeçtiler.” dedi.

Erdoğan’ın konuşmasının ardından sosyal medya hesabı üzerinde açıklama yapan Cem Toker, “IMF’ye yazdım sordum, Türkiye’den borç istediniz mi? Resmi yanıt geldi… 2008 kriz sonrası ek kaynak artırım kararına Türkiye’den ‘moral’ destek verdi diyorlar. Kasım 2017 kaynak aktaranlar listesinde, Yunanistan bile var ama Türkiye görünmüyor.” paylaşımında bulundu. Cem Toker, paylaşımına IMF’ye yazdığı mektup ve yanıtı da ekledi.
==========================================
Dostlar,

Siyaset böylesine yozlaştırılınca aktörlerine neler neler yaptırıyor değil mi??
Birlikte batıyorlar gerçekte..
Oysa siyaset kurumu, taa Platon döneminde 2500 yıl kadar önce saygın bir kurum olarak tanımlandı. Platon;
Filozoflar – bilgeler kral olsunlar dedi.
Filozof kral – bilge kral mitosunu yarattı.
O güzelim politik metafor, özellikle gelişmekte olan – geri ülkelerde paramparça edildi..

Türkiye de ne yazık ki bu ülkeler arasında kaldı; Cumhuriyet düşmanları temel sorumlu!

Siyaset kurumu yaşamı güzelleştirmeye hizmet etmiyor ülkemizde;
tam tersine cehenneme dönüştürüyor.

Öyle ki, KüreselleşTİRmeciler = Yeni emperyalistler Devleti elimizden aldılar.

Devleti Halkın sırtında sopalı tahsildara indirgeyerek sömürülerini vahşice sürdürüyorlar.
Bu sefil – alçak rolü benimseyen / boyun eğen işbirlikçi siyasileri,
entrika dolu operasyonlarla iktidara taşıyorlar..

İnsanlığın bu kabul edilemez tuzakları hızla görmesi ve deli gömleğini yırtması gerek.

Aydınların kitlelere namuslu – bilimsel öncülüğü kesintisiz – kararlı – örgütlü sürmeli..

Elbette insanlık onuru / aklı ve bilim kazanacak.. Er ya da geç. er ya da geç..

Sevgi ve saygı ile. 20 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Kasım 2017

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Kasım 2017

Naci BEŞTEPE

BİLGİ
Barzani, “Kerkük’e girişimizden İngiltere ve ABD’nin bilgisi vardı”
Sadece bilgi değil; ilgi, istek, yönetme, zora girince dirsek gösterme…

GÖRÜŞME
Başbakan Yıldırım, ABD görüşmesini,” samimi, dürüst ve verimli” olarak tanımladı.
“Samimiyet ve dürüstlük” ABD’ye bulaşmaz,
“Verimlilik” kimin için oldu bilemem…

ORTAK
Başbakan Yıldırım’la ABD Başkan Yrd. görüşmesi sonrasında “stratejik ortaklık teyit edildi” denildi.
Yine bir şeyler koparacaklar…

YANIMIZ
ABD, PKK ve öbür terör örgütleri ile mücadelede yanımızda imiş.
Görünmeyen yanımızda …

İMAM
Başı açık Kadınları ambalajı açılmış ürüne benzeten müftü terfi ettirildi.
AK iktidar menzile yürüyor…

BASKI
NATO yetkilisi, S-400 konusunda Türkiye’ye baskı yapmaya devam ettiklerini açıkladı.
Bağımsız Türkiye’nin Bakanı da ortak üretim açıklaması yaptı…

SUÇLU
15 Temmuz şehidinin oğlu,” asıl suçluların en başından beri bunlarla (FETÖ’cülerle)
iş yapanlardır” dedi.
Kimmiş onlar?…

BETON
RTE, şehirlerdeki betonlaşmadan yakındı.
25 yıl yap, işlet; 26. yılda şikayet et…

2010
RTE, 2010’dan başlayarak FETÖ’yü işaret ettiğini söyledi.
Kişiler yalan söyler arşiv söylemez…

OFFFFF!
Başbakan’ın oğulları ve akrabalarının Malta’da off-shore şirket kurup vergi kaçırdıkları iddialarının araştırılması istemi TBMM’de AKP oyları ile reddedildi.

  1. Yıldırım; dışarıya “araştırılsın”, içeriye “kapatılsın” dedi,
  2. AKP grubu “bize de dönerse” diye korktu,
  3. “Belediye başkanları bile araştırılmıyor, haksızlık etmeyelim” dediler,
  4. “Görünen köy kılavuz istemez, boşuna uğraşmayalım” dediler…

GELİYORLAR
Yeni Şafak yazarı Mehmet Acet, ”Kemalistler geri mi geliyor?” diyerek AKP’nin dikkatini çekti.
Bu ne korku?…

ŞEYTAN
Karamanoğlu Mehmet Bey Ünv. doçent alım ilanında şeytan kovma niteliği istedi.
İlanı vereni kovacak nitelik gerekli bize…
==============================

Teşekkürler değerli dostumuz Sn. Neci Beştepe paşamız..
YÖK, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi’nin “doçent alım ilanında şeytan kovma niteliği” arayan ilanını iptal etti.

Ne yapsak, sevinsek mi acaba??

Tavşana aç, tazıya tut…
Kötü polis Üniversite, iyi polis YÖK.. Ama ikisi de polis!
Yeter mi, o üniversite rektörü, ilgili fakülte ve birim sorunluları hakkında yasal işlem de yapacak mı / yapabilecek mi YÖK acaba???

Sevgi ve saygı ile. 16 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

AKP-MHP bloku yenilebilir!

Arşivimizden…

AKP-MHP bloku yenilebilir!

AKP-MHP bloku yenilebilir!
ABC Günün Analizi
http://www.abcgazetesi.com/akp-mhp-bloku-yenilebilir-39799h.htm 15.01.2017
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Totaliter başkanlık anayasası, referandum değil, faşizan bir plebisit (yani tek seçenekli oylama) ile topluma kabul ettirilmek isteniyor. Ülkenin sokulmak istendiği bu yola ‘hayır’ demek, belki tek başına adaleti, özgürlüğü ve eşitliği sağlayıp acılarımızı dindirmeyecek, ama bu ‘hayır’ Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar yükselen gerici karşı devrim dalgasını kırmak anlamına gelecektir. Bu faşist başkanlık anayasasına karşı koymak, demokratik hak ve özgürlüklere ilkesel düzeyde sahip çıkmak demektir.

Plebisitten, “kıl payıyla” bile olsa ‘hayır’ sonucunun çıkması, rovanşist bir kinle ülkenin boğazını sıkan siyasal İslamcı hareketin yenilgisi olacaktır. Bu dinci saldırıya direnmek, insanlığın ilerici birikimini savunmak ve halkın hukukunu korumaktır. Bu gerici kalkışmaya ve saldırganlığa ‘hayır’ demek, toplumu uçurumunun kenarından çekip almak, yıkıcı bir iç savaş felaketini önlemektir.  Bu anayasaya ‘hayır’ demek insanların rahat bir nefes almasını sağlamak demektir.

Bildiğiniz gibi faşist başkanlık anayasası Meclis’te görüşülmeye başladı. İktidar, toplumun tartışmaları izlememesi için olağanüstü bir çaba sergiledi. Meclis TV ilk gün yayın yapmadı, yandaş ve yanaşma medya yeniden “Penguen” belgeseli günlerine döndü. Aralarında Kültür Türk (Tele 1) TV’nin de olduğu sadece üç kanal, Halk TV ve Ulusal Kanal Meclis’in kapalı devre yayınlarını CHP’li milletvekillerinin yardımıyla internet üzerinden alarak tartışmaları canlı olarak yayınladı. CNN Turk, NTV, Haber Turk gibi sözde “merkez” ya da “ana akım” medya kanalları utanç verici bir sessizliğe büründü.

CHP’liler, MHP’nin bir kanadı ve HDP Meclis’te bu totaliter başkanlık anayasasına direndi. Özellikle CHP’nin direnişi, Deniz Baykal’ın partisi adına yaptığı kapsamlı ve toplumu uyarıcı konuşma önemliydi. Ancak, CHP’nin toplumu harekete geçirmek yerine, insanları televizyonlarının başına çağırmak ve nasıl mücadele ettiklerini izlemelerini istemesi anlaşılır gibi değildir.

Meclis’te sergilenen direniş elbette önemlidir, ancak sokakta, halkın harekete geçirilerek direnişin toplumsallaştırılması da en az Meclis’te sergilenen direniş kadar yaşamsaldır. Hatta toplumun bu faşist başkanlık anayasasına hukuksal haklarını kullanarak direnmesi, sonucu etkileyecek ve diktatörlük girişimini yenilgiye uğratılmasını sağlayacak asıl etkendir. Bu kader günlerinde halkı “seyirci” haline getirmek doğru olmayacaktır.

Şimdiden direnmeye başlamazsak, Erdoğan-AKP yönetiminin kendi milletvekillerine de baskı yaparak, sonuç almaya çalışacağı açıktır. AKP, geleneksel siyaset yapma tarzını sonuna kadar kullanacak, hile, sahtekarlık ve yalanı en önemli mücadele aracı olarak bir kez daha kullanmaktan kaçınmayacaktır. Dini inançları istismar edecek, tehlikeli bir mezhepçi çizgi izleyecek ve her ne pahasına olursa olsun başkanlık anayasasını Meclis’ten ya da referandumdan geçirmeye çalışacaktır.
================================
Dostlar,

AKP = RTE ve BUZ TANGOSUNUN SONU..

Bilindiği gibi bu köşe yazılarını Sayın Merdan Yanardağ kaleme almakta.
Yukarıdaki makalenin tarihi 15 Ocak 2017.
26 Nisan 2017 sözde referandumuna Türkiye koşar adım sürüklenirken, çok başarılı bir siyasal irdeleme ve isabetli bir öngörüyü yansıtmakta. Özelikle şu saptama kritik ve neredeyse bire bir gerçekleşti :

  • AKP, geleneksel siyaset yapma tarzını sonuna kadar kullanacak; hile, sahtekarlık ve yalanı
    en önemli mücadele aracı olarak bir kez daha kullanmaktan kaçınmayacaktır
    .

Nitekim mühürsüz zarflar ve oy pusulaları 298 sayılı yasanın 101. maddesi açıkça çiğnenerek “geçerli” sayılmış ve sayısı saptanamayan ancak kestirilebilen 1 milyondan çok oy “evet” e sayılarak kıl payı ile anayasa değişikliği kabul edilmiştir (!). Bu durum apaçık hukuka aykırıdır ve bilge hukukçu, Yargıtay önceki başkanlarından Prof. Sami Selçuk başta olmak üzere namuslu ve yetkin hukukçularca “yok hükmünde” (keenlemyekün) nitelenmektedir. Bu çok ağır bir durumdur ve 26 Nisan 2017 sonrası yapılan tüm idari işlemlerin geçersizliği demektir! Bu hukuksuz işlemler nasıl geri alınabilecek ve önceki duruma geri dönülebilecektir? Önemli miktarda yönetsel (idari) işlemin geri alınması eylemli (fiili) olanaksızlık taşımaktadır.

AKP = RTE sayesinde;

– Türkiye Cumhuriyeti temel anayasal değerlerinden büyük ölçüde koparılmış ve
– hukuk devleti olmaktan çıkarılmıştır.
– Ülke – Devlet, kritik biçimde hukuk dışına savrulmuştur.

Gelinen tablonun temelli bir onarımı (restorasyonu) kaçınılmazdır. Tarihte örnekleri vardır ve az değildir. Örn. Çin’de “Meigi Restorasyonu” dönemi.. Uzağa gitmeyelim; Türkiye’de Cumhuriyetin ilanı ve aydınlanmacı Atatürk devrimleri, Osmanlı dönemi yıkımının hatta yokoluşun eşiğinden döndürülerek onarımıdır.

AKP = RTE gidicidir, eğik düzlemde durdurulamayan ve durdurulamayacak olan kaçınılmaz bir politik kayış içindedirler. 2 gün sonra 16. yılına girecek olan tek başına iktidarların döneminde sergilenen tüm hukuk dışı işlem ve eylemlerin hesabı yargı önünde kesin olarak sorulacaktır. Bundan kaç(ın)manın tek çaresi yurt dışına kaçarak, önceden hazırlanan ilişkiler bağlamında bir ülkeden sığınma istemi olacaktır; eğer öne çekilmez ise 2019 seçimleri kazanılamazsa..

Her şey öylesine açık ki… AKP = RTE vargüçleriyle OHAL hatta sıkıyönetim ilan ederek 2019’a hazırlanmaktalar. Bu kez çok tehlikeli 2 silaha daha var ellerinde :

1. Seçim yasasını değiştirerek dar bölge sistemine geçiş
2. YSK yasasında değişiklikle bu stratejik kurumu tümüyle ele geçirme…

Özellikle ilkinin bilgisayar ortamlarında benzeşim(simülasyon) modelleri denenmektedir. Buna göre, Siyasal Partiler Yasasında bir değişiklikle partilerarası seçim işbirliğini (ittifakını) olanaklı kılıp MHP ile dayanışmak ve barajı gerektiği ölçüde aşağı çekip bu partiyi TBMM dışı kalmaktan kurtararak bütünüyle uydulaştırmak bir başka girişim. Bu arada ya HDP barajı geçerse??

AKP = RTE‘nin bu ölüm – kalım savaşımında (mücadelesinde) B, C, D.. planlarının olduğu kesin! Kamuoyu yoklamaları, ekonominin feci durumu, iç – dış konjonktür ve sıcak çatışma çıkarma dahil hepsi masada. Bu olasılıklar iç güvenlik – barışı ve ekonomiyi daha da kırılgan kılıyor ve bir kısır döngüye girilme riski giderek büyüyor..

Zarrab sorunu Başbakanın uzatmalı ABD pazarlıklarında çözüme bağlanabildi mi acaba? Yanıt evet ise ne(ler) karşılığında??

Başbakanın ailesinin off shore bankacılık hesapları konusu nasıl kapatılacak?

Atatürk maskesi takma bekleneni verebilecek mi AKP = RTE’ye?

Ekonomi, dünyanın en kırılgan 5 ülkesi içinde Standard & Poors’ raporunda.. Seçim yasasında değişiklik yaparsanız, üzerinden 1 yıl geçmeden yapılacak seçimlerde uygulayamazsınız :

Anayasa md. 67/son :Seçim  kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

AKP + MHP, halkoylamasına sunulmasına gerek bırakmayan anayasa değişikliği için gerekli 367’ye sahip değil. 330’u geçerlerse halkoylamasına sunulması zorunlu. Yarın başlasanız en hızlı 3-4 aydan önce sonuç almanız olanaklı değil. Halk ne der bu 67/son fıkradaki Anayasal süre 1 yılın kaldırılmasına (ya da çoook kısaltılmasına), belirsiz. Salt Siyasal Partiler Yasasında değişiklik yapsanız, kendinizi bağlayarak bu kez 1 yıl bekleyebilecek misiniz bıçak sırtı ekonomi ve siyasal topludurum (konjonktür) ile..

ABD ile pazarlık – uzlaşma – güvenilir anlaşma.. buz dansı gibi..

Bir de Suudi Arabistan Vahhabi İslamı bırakıp “ılımlı İslam”a geçmez mi?!
Üstüne üstlük Hicri takvimi bırakıp miladi takvime geçmez mi?
Kadınlara motorlu araç kullanma ehliyeti dahil yeni haklar tanımaya gidilmez mi?
(Bu konuda sitemizde 3 makale yayınladık geçen hafta..)
……
Yandı gülüm keten helva.. Artık Türkiye’de “şeriat rejimi” olasılığı hiç mi hiç kalmadı.. Hatta Tayyip bey Riyad saati ile örtüşmek için dayatmasını Ekim 2018’de sözde sessizce kaldıracak!

Zor dostum zor…

Bir de, yüzlerce odalı sarayda güvenlik kaygısıyla her gece başka bir odada yatmak yok mu! Yediği – içtiğinin güvenliği, yakın çevresini Brutus korkusuyla iyice boşaltarak yalnızlaşmak.. Başta kendisi olmak üzere AKP kadrolarında pek çok bakımdan mutlak “metal yorgunluğu..”

Yıkım (tahribat) çoooook büyük ama onarılmaz değil.. Anadolu halkı ve artık bir Çağdaşlaşma  – Aydınlanma sistemine dönüşen Mustafa Kemal ATATÜRK mitosu AKP = RTE’nin 15 yıllık Donkişotvari saldırısını boşa çıkardı..

Sahi, giderayak elde ne kaldı AKP – RTE? Yoksa bunu adı da Pirus zaferi mi??
Oysa bu sitede ne çok yazdık, ne çok uyardık, ne çok yol gösterip öneri sunduk!
Hep teenni, sağduyu, hukuk devletine saygı, Cumhuriyet’in temel değerleriyle çatışmasızlık … önerdik. Siyasetbilimi verileri uyarınca deterministik idi önermelerimiz..

Dileriz anlaşıldı!?

Sevgi ve saygı ile. 16 Kasım 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com