10 Kasım’ın Düşündürdükleri

10 Kasım’ın Düşündürdükleri:

Konuk yazar :  G. Filiz Tuzcu

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Her 10 Kasım saat 09: 05’te – tüm yurdumuzda sirenler acı acı çaldığında, yüreğim nasıl da burkulur, ruhum acıyla nasıl da ürperir, sanki  o an yerler sarsılır, dağlar üzerime gelir, ufuklarda kapkara bulutlar ve gözlerimde sağanak yağmurları belirir…

Türkün Ölümsüz Kara Sevdasıdır Atatürk  Aşkı,
O Ölümsüz Kara Sevdadır  ki, içinde ne değerli anılar – ne tarih barındırır;

Hiç kimsenin boyunduruğu altına girmemiş, binlerce yıldır onuruyla – özgür yaşamış Yiğit Türk Ruhunu –  Nice Krallıklar, Nice Devletler kurmuş  ve İçinden Ne Büyük  Kahramanlar Çıkarmış  Kutlu Bir Milleti – Dünyaya Göz Kamaştıran Bir Medeniyet Mirası Bırakmış Kadim Türk Atalarımızı, Türk Milletin Namusunu, Şerefini, Özgürlüğünü ve Tam Bağımsızlığını yeniden kurtaran ve Milletini dipsiz karanlık kuyulardan çekip çıkaran, Onları yeniden ışığa kavuşturan O En Son Asil Kahramanı…”

Evet, yıl 2018, O Asil Kahramanımız – O Ölümsüz Kara Sevdamızın bedensel olarak  aramızdan ayrılışının üstünden tam 80 yıl geçmiş; “boynu bükük – öksüz – çığ gibi çoğalan acı ve özlem dolu” tam 80 yıl.

Peki ya şimdi!  

Sevgi – hele ki “Ölümsüz Kara Sevda” büyük emek ister, yürek ister, özveri ister, sevdiğini savunmak, ilkelerini ve düşüncelerini yaşatmak ister, anılarına saygı ister, sevdiğinin ideallerini ve hedeflerini gerçekleştirmek ister;  Onun emanetlerini  can pahasına korumak ister

Kuru kuru sevgi – kuru kuru sevda olmaz! Aradan geçmiş tam 80 yıl, bugün O’nun En Değerli Aziz Emaneti – Vatanımız Türkiye nerede?

Büyük Atatürk’ün “ömrünü fedâ ederek, mucizevi zaferler kazanarak, bin bir emekle – zahmetle kurduğu, her türlü yoksulluklar ve yokluklar içinde kalkındırdığı, o yıldızı pırıl pırıl parlayan, bilimi tek rehber edinmiş,  medeniyet yolunda emin adımlarla ilerleyen, dünyaca saygı gören, üreten, kazanan, milletin gözlerinde kendine güvenin ışığı – yarınlara umutla baktığı,  O Güçlü ve Tam Bağımsız Türkiye” nerde?

İtiraf etmemiz gerekir ki, büyük bir çoğunluğumuz  Büyük Atatürk’e ne yazık ki lâyık olamadık…  80 yıldır sahte Atatürkçülerin peşinden gittik… Cumhuriyet değerleri bir bir yıkılırken seyirci kaldık! (1940’lı yıllarda Sarı Öküz verilirken ses çıkarmadık!) 

 1938’den 2018’e dek Büyük Atatürk’e yaraşır (lâyık) olanlar ve gerçekten O’nun yolunda kararlı –  emin adımlara, yüreklice (cesurca) yürüyenler elbette ki oldu, onların hepsini en derin sevgi, saygı ve  minnet duygularımla – rahmetle anıyorum… Ancak o değerli vatanseverler çok ağır bedeller ödemek zorunda kaldılar. Eğer Ulusça o kahramanların arkasında dursaydık, onlar o bedelleri ödemek zorunda kalmazlardı! Bu vatan salt onların vatanı mıydı, yoksa hepimizin mi?

İnsan olmanın gereğidir düşünmek… Müslüman olmanın da gereğidir düşünmek. O halde artık zahmet edip de düşünelim diyorum… Zahmet edip, birbirimize sahip çıkalım diyorum… Yoksa Atatürk’ü yalnızca belli günlerde anmak, ağlayıp – sızlamak, televizyonlarda ahkam kesmek, göstermelik törenler yapmak, havanda su dövmekten öteye gidemeyecektir!

O halde Atatürk’ü çok iyi anlamak gerekir; O’nun hür ve tam bağımız asil ruhunu  – ilkelerini ve düşüncelerini yaşam rehberimiz yapmamız gerekir; O’nun hedeflerini hedef edinmemiz gerekir… Bu ruhu taşımayan sahte Atatürkçülerden –  iki yüzlülerden mutlaka ama mutlaka uzak durmamız gerekir.

Evet, sevgi ve sevda emek ister, özveri ister, yürek ister, hele ki sevdiğin Ölümsüz Atatürk ise, hele sevdiğin O’nun Aziz Emaneti Canımız Vatanımız – Türkiye’miz ise, hele sevdiğin O dünyanın en güzel,  en anlamlı  en şanlı – şerefli Bayrağı – Mavi Göklerin Nazlı – Kırmızı Gelinciği Türk Bayrağımız ise,  onların yoluna baş koymak ister.

Sevgisinde, hatta Kara Sevdasında içten olan, bu yola baş koyan tüm Atatürk Sevdalılarına selâm olsun

Ölümsüz Atatürk’ümüzün O, eşsiz güzellikte..

Aziz Ruhu şad olsun…
====================================

Dostlar,

Sitemizin değerli yazarlarından Sayın Güzide Filiz Tuzcu hanımefendiye bu içten dizeleri için teşekkür ederek yazısını yayınlıyoruz.. Yazı içeriğine elbette biz de aynen – fazlasıyla katılıyoruz..

Yüce ATATÜRK’ün emanetleri kutsaldır ve vargücümüzle koruyacak, anlaşılmasını sağlayacak, sevdirecek ve gönüllere yerleştireceğiz..
*****
Atatürk’ün ölümü üzerine İsmet İnönü’nün yayınladığı iletisi

Büyük Türk Milletine,

Bütün ömrünü, hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ihtiram kolları üstünde Ulu Atatürk’ün fani vücudu, istirahat yerine tevdi edilmiştir. Hakikatte yattığı yer, Türk milletinin onun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür.

Atatürk, tarihte uğradığımız en zalim ve haksız itham gününde meydana atılmış, Türk milletinin masum ve haklı olduğunu iddia ve ilan etmiştir. İlk önce ehemmiyeti kavranmamış olan gür sesi, asla yıpranmayan bir kuvvetle, nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir.

En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, ömrünü yalnız Türk milletinin haklarını,insaniyete ezeli hizmetlerini ve tarihe hak ettiği meziyetlerini ispat etmekle geçirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifelerine sarsılmaz itikadı vardır.

“Ne mutlu Türk’üm diyene!” dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını en manalı bir surette hulasa etmiş idi.
Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiyetini, en kısa yoldan insanlığın en mütekamil ve en temiz zihniyetleriyle mücehhez modern bir devlet haline getirmek, O’nun başlıca kaygısı olmuştur. Teşkilat-ı Esasiye’mizde ve bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan laik, milliyetçi, halkçı, inkılapçı, devletçi cumhuriyet, bize bütün efsafiyle Atatürk‘ün en kıymetli emanetidir.

Üfulünden beri Atatürk‘ün aziz adı ve hatırası, bütün halkımızın en candan duygularıyla sarılmıştır. Memleketimizin her köşesinde ve bütün milletçe kendisine gösterdiğimiz samimi bağlılık, devlet ve milletimiz için kudret ve vefanın beliğ misalidir. Türk milletinin aziz Atatürk’e gösterdiği sevgi ve saygı, Onun niçin Atatürk gibi bir evlat yetiştirebilir bir kaynak olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.

Atatürk‘e tazim vazifemizi ifa ettiğimiz bu anda, halkımıza, kalbimden gelen şükran duygularını ifade etmeyi, ödenmesi lazım bir borç saydım.

Milletlerarasında kardeşçe insanlık hayatı Atatürk‘ün en kıymetli ideali idi. Bütün dünyada ölümün gördüğü ihtiramı, insanlığın atisi için ümit verici bir müjde olarak selamlarım. Bu sözlerim, yazılarıyla ve toprağımızla şövalye askerleri ve mümtaz şahsiyetleriyle yasımıza iştirak eden büyük milletlere Türk milleti adına şükranlarımın ifadesidir.

Devletimizin banisi ve milletimizin fedakar, sadık hadimi,
İnsanlık idealinin aşık ve mümtaz siması;
Eşsiz kahraman Atatürk
Vatan sana minnettardır.

Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk milletiyle beraber senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz. Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran, sönmez meş’ale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.

Reisicumhur İsmet İnönü
*****

Sevgi ve saygı ile. 10 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com


95. YILIMIZ

95. YILIMIZ

 Konuk yazar :
Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyetimizin 95. yılını kutladığımız bu gün, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyoruz. Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği gençler olarak, bu emaneti iyi koruyamamanın ezikliği ve burukluğu içinde kutluyoruz Cumhuriyetimizin 95. yılını.

Cumhuriyetimizin 95. yılını, ülkemizin Atatürk ilke ve devrimleriyle belirlenen hedeflerden, çağdaş uygarlık yolundan her geçen gün hızla uzaklaştırıldığı bir dönemde kutluyoruz. Cumhuriyetimizin 95. yılını, demokratik ve laik cumhuriyetin temellerinin yok edildiği, parlamenter demokratik sistemin terk edildiği, içte ve dışta ülkemizin çok büyük sorunlarla karşı karşıya kaldığı zor günlerde kutluyoruz.

Siyasal iktidar 95. yıl kutlamalarını Başkent Ankara yerine cumhuriyet tarihinde ilk kez İstanbul’da yapmak için karar aldı. Siyasal iktidarın Osmanlılık özentisi ile Atatürk ve cumhuriyet yok sayılmaktadır.

  • Bunun yanında, Andımız tartışmaları ile ekonomik sıkıntı gölgelenmektedir.

Andımızdaki “Türk’üm” kelimesi, birilerine batmaktadır ve gerekçeleri de komiktir; ‘bu ülkede yalnızca Türk yokmuş.’ Ulu önder Atatürk’ün

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir”
    tanımını anlayamayan boş kafalara,
  • “Bu ülkede yaşayanlar Arap değil, o halde neden ezan Arapça okunuyor?”
    diye sormak gerekir.

    Andımızdaki amaç çocuklarımıza vatan sevgisini aşılamaktır.
    Bundan gocunmanın anlamı yoktur.

Cumhuriyetimizi kuran Atatürk’ün ana hedefi çağdaşlaşmaktı. Cumhuriyet yönetimi, Atatürk ilke ve devrimleriyle bu hedefi gerçekleştirerek, Ortaçağ karanlığına son verdi. Cumhuriyet ile kul olmaktan kurtularak yurttaş olan millet, yoksuldu ancak azimli ve çalışkandı. İçinde vatandaş olmanın kişisel heyecanı, özgür olmanın milli heyecanı (AS: ulusal coşkusu) vardı. Osmanlı’nın borçlarını da ödeyen cumhuriyet yönetimi hiç dış borç almadan, sürekli denk bütçe yaparak, her şeyi kendisi üretiyor ve hızlı kalkınma sağlıyordu. 1929 ile 1939 yılları arasında ortalama kalkınma hızı %10 olarak gerçekleşmişti. (AS: 1923-38 arası ortalama %6,5 büyüme)

Cumhuriyet kurulduktan sonra on beş yıl gibi kısa bir sürede bilim, sanat, sanayi, tarım ve hayvancılık gibi birçok alanda büyük gelişmeler gösteren Türkiye Cumhuriyeti, eşsiz liderimiz Atatürk’ün ölümünden sonra her alanda geriletilmeye başlatılmıştır. Bugün geçmişe baktığımızda ülkemizin, içten ve dıştan nasıl çökertildiğini daha iyi görebilmekteyiz, emperyalist işbirlikçilere tanık olmaktayız.

Bir kurtarıcı beklemeyin anlamına gelen “milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” söylemi (AS: 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi), bizlere bugün içinde bulunduğumuz tüm sıkıntıları aşmamıza yardımcı olacaktır. Cumhuriyetimizin 95. yılında, ülkemizin içinde bulunduğu olumsuz koşullar nasıl aşılabilir, bununla ilgili hedeflerimiz ve beklentilerimiz için neler yapılabilir konusunda düşünmek ve gereğini yapmak zorundayız. Bugün en büyük bayramımız olan kimsesizlerin kimsesi cumhuriyetimizin 95. yılını kutlarken, cumhuriyeti ve kazanımlarını sonsuza dek korumak için;

– yaşasın Mustafa Kemal Atatürk! 
– yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! 

dileklerimizi bir kez daha haykırıyoruz.. (29.10.18)

  • “Ne Mutlu Türküm Diyene!”

(Not   : Yazı elimize geç ulaştı ancak önemi nedeniyle paylaşıyoruz…/ A. Saltık)
=====================================
Dostlar,

Erdoğan ANDIMIZA karşıt çıkışlarını özellikle yükseltiyor… 3 amacı var :

1- Danıştay’a gözdağı vererek İdari Dava Daireleri Kurulunda görüşülecek olan Milli Eğitim Bakanlığı temyiz davasını etkilemek istiyor.. Bu açıkça Anayasaya aykırı!

Anayasa md. 138/2 : “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

2- Erdoğan ayrıca, AKP’nin akıldışı politikaları ile yaratılan, Ülkemizi – Ulusumuzu YAKAN – YIKAN EKONOMİK BUNALIMI mutlaka kamuoyu gündeminden düşürmek istiyor..

3. olarak Erdoğan, yaklaşan yerel seçimlerde MHP ile olası sorunlar nedeniyle hem HDP’ye göz kırparak flört öneriyor, hem de HDP tabanından oy devşirmek istiyor..

Sevgili dostumuz Suay Karaman yeterince etkili bir yazı yazmış, yukarıda okudunuz..
Çok akıllıca kaleme alınan kısa bir bölümü yinelemekte yarar var :
****
Andımızdaki “Türk’üm” kelimesi, birilerine batmaktadır ve gerekçeleri de komiktir; ‘bu ülkede yalnızca Türk yokmuş.’ Ulu önder Atatürk’ün

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir”
    tanımını anlayamayan boş kafalara,
  • “Bu ülkede yaşayanlar Arap değil, o halde neden ezan Arapça okunuyor?”
    diye sormak gerekir.

Sevgi ve saygı ile. 05 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

VATAN SEVGİSİ

VATAN SEVGİSİ 

Suay Karaman

Suay Karaman
Konuk yazar

19 Eylül 2018’de İstanbul Kabataş Lisesi’nde 2018-2019 eğitim öğretim yılı açılış törenine katılan AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Emeği, güneşin altında çalışan bir işçinin alın terinden öğreneceksiniz. Vatan sevgisini, Suriyeli bir muhacir çocuğun gözlerinden öğreneceksiniz. Kahramanlığı, Ömer Halisdemir gibi yiğitlerin cesaretinden öğreneceksiniz. Özveriyi, terör örgütünün kalleşçe şehit ettiği Aybüke öğretmenin fedakarlığından öğreneceksiniz.”

Türk milleti, vatan sevgisini Suriyeli bir göçmen (muhacir)  çocuğun gözlerinden öğrenemez. Çünkü vatanını terk eden Suriyelilerin çocuklarının gözlerinde vatan sevgisi yerine vatanına karşı görevini yapmamanın suçluluğunu ve başka bir vatanda sığıntı gibi yaşamanın ezikliğini görürüz.

Türk milleti, vatan sevgisini çok iyi bilir. Çünkü bizler vatan sevgisini Çanakkale’deki Onbeşlilerin gözlerinden, Seyit onbaşının gücünden öğrendik. Vatan sevgisini İnönü’den, Sakarya’dan, Kocatepe’den, Dumlupınar’dan öğrendik. Vatan sevgisini Kurtuluş Savaşımızda iz bırakmış kahraman Türk Kadınlarından öğrendik…

Bizler vatan sevgisini Namık Kemal’den, Tevfik Fikret’ten öğrendik. Vatan sevgisini Kuvayi Milliye şehitlerinden, gazilerimizden, eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendik. Vatan sevgisini Nazım Hikmet’in “Kuvayi Milliye Destanı”ndan öğrendik.

Vatanseverlik, hürriyet, millet kavramlarını Türk düşün yaşamına ve edebiyatına sokan Namık Kemal, vatan sevgisini şu şekilde anlatmıştı:

  • “Süt çocukları beşiğini, çocuklar eğlendiği yeri, gençler geçimlerinin sağlandığı yeri, ihtiyarlar dünyadan ellerini-eteklerini çektikleri yalnızlık köşelerini, evlat anasını, baba ailesini ne türlü duygularla severse insan da vatanını öyle duygularla sever. İnsan vatanını sever. Çünkü vatan, öyle bir galibin kılıcı veya bir katibin kalemiyle belirsiz hatlardan, sınırlardan ibaret değil; millet, hürriyet, menfaat, kardeşlik, hakları kullanma, hakimiyet, atalara hürmet, aileye sevgi, çocukluk hatıraları gibi birçok yüce duyguların toplanmasından oluşmuş, mukaddes bir düşüncedir.”

İşte vatan sevgisi budur; bu sevgi her türlü koşulda büyük bir özveriyi gerektirir ve vatan için seve seve ölüme gitmeyi göz önüne alır.

Vatan sevgisini Atamızın Gençliğe Hitabesi’nden, Bursa Nutku’ndan öğreniriz. İstiklal Marşı’mızdan, şanlı al bayrağımızdan öğreniriz vatan sevgisini. Okullardan kaldırılan andımızı okumaya devam ederek öğreniriz. “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün anlamını kavrayarak öğreniriz vatan sevgisini. Eğer vatan sevgisini mutlaka bir gözden öğreneceksek, işte o zaman şehit çocuklarının gözlerindeki yaşlardan öğreniriz, kahraman Mehmetçiğin cesaret dolu gözlerinden öğreniriz.

Karanlık ortaçağa takılarak, ılımlı İslam çığlıkları atıp, büyük işgal projelerine öncülük edenler vatan sevgisini bilmezler, bilemezler.

Emperyalizme karşı ülkesini kurtaran Kuvayi Milliye’cilerin torunlarına ve büyük önder Atatürk’ün gençlerine vatan sevgisini öğretmeye kalkanlara ise güler geçeriz.
===========================

Yaşşa Mustafa kemal Paşa çok yaşşşa..

Yaşşa Suay Karaman dostumuz, çoooook yaşşa..

Sevgi ve saygı ile. 01 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

26 Ağustos 1922; Büyük Taarruz’un Komutanları

Dostlar,

İnsanlık tarihinin en önemli -meşru- savunma savaşlarının başında
belki de Türk Kurtuluş Savaşı gelir..

26 Ağustos 1922 sabahının köründe başlatılan BÜYÜK TAARRUZ , bu kalkışmanın bir tür finalidir..

Bu görkemli “Kutsal İsyan”ın (Hasan İzzettin Dinamo) elleri öpülesi komutanlarını Sn. Gülsev EYÜBOĞLU paylaşıyor..

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 26.08.2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

=====================================

26-30 AĞUSTOS 1922 BÜYÜK TAARRUZA KATILAN BÜYÜK BİRLİK KOMUTANLARI….

Izmir'e_Giris.39.9.1922

BAŞKOMUTAN: Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa (ATATÜRK)

GENELKURMAY BAŞKANIı :Birinci ferik Fevzi Paşa (ÇAKMAK)

BATI CEPHESİ KOMUTANI:Mirliva İsmet Paşa (İNÖNÜ)

1.ORDU KOMUTANI :Mirliva Nurettin Paşa.

2.ORDU KOMUTANI :Mirliva Yakup Şevki Paşa (SÜBAŞI)

1.KOLORDU KOMUTANI :Miralay İzzettin Bey (ÇALIŞLAR)

2.KOLORDU KOMUTANI :Miralay Ali Hikmet Bey (AYERDEM)

3.KOLORDU KOMUTANI:Miralay Şükrü Naili Bey (GÖKBERK)

4.KOLORDU KOMUTANI:Miralay Kemalettin Sami bey (GÖKÇEN)

5.KOLORDU KOMUTANI:Mirliva Fahrettin Paşa (ALTAY)

6.KOLORDU KOMUTANI:Mirliva Kazım Paşa (İNANÇ)

KOCAELİ Grup KOMUTANI:Miralay Halit Bey (KARSIALAN)

1.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Abdurrahman Nafiz Bey (GÜRMAN)

3.KAFKAS TÜMEN KOMUTANI:Miralay Kazım Bey (ORBAY)

4.TÜMEN KOMUTANI :Miralay Mehmet Sabri Bey (ERÇETİN)

5.KAFKAS TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Halit Bey (AKMANSÜ

6.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Hüseyin Nazmi Bey (SOLOK)

7.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Naci Bey (ELDENİZ)

8.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Kazım Bey (SEVÜKTEKİN)

11.TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay)Ahmet Bey (DERVİŞ)

12.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Osman Nuri Bey (KOPTAGEL)

14.TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Ethem Necdet Bey (KARABUDAK)

15.TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Naci bey (TINAZ)

16.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Aşir Bey (ATLI)

17.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Hüseyin Nurettin Bey

18.TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Mehmet Hulusi Bey (CONK)

23.TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Ömer Halis Bey (BIYIKTAY)

41.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Alaattin bey (KOVAL)

57.TÜMEN KOMUTANI:Miralay Reşat Bey (ÇİĞİLTEPE)

61.TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Salih Bey (OMURTAK)

1.SÜVARİ TÜMEN KOMUTANI:Miralay Mürsel Bey (BAKÜ)

2.SÜVARİ TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Ahmet Zeki Bey (SOYDEMİR)

3.SÜVARİ TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) İbrahim Bey (ÇOLAK)

14.SÜVARİ TÜMEN KOMUTANI:Kaymakam (Yarbay) Mehmet Suphi (KULA)

MÜRETTEP SÜVARİ TÜMEN KOMUTANI:Miralay Hacı ARİF (ÖRGÜÇ)

BATI CEPHESİ KURMAY BAŞKANI:Miralay Asım Bey (GÜNDÜZ)

Ekleme (Kayaalp Büyükataman’ın siteye yazısı) :

Albay Mazhar (BUYUKATAMAN)

1920-1923 yıllarında katıldığı türk Kurtuluş Savaşı’nda Yarbay rütbesi ile
176. Alay Komutanlığı

***********************

7000 YILLIK TÜRK BEŞİĞİ, KIRK ASIRLIK TÜRK YURDU TÜRKİYE‘NİN VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİ’NİN ÖLÜMSÜZ BAŞKOMUTANI ATATÜRK VE
ÖLÜMSÜZ KAHRAMAN YİĞİT KOMUTANLARININ AZİZ RUHLARI ÖNÜNDE;

MİNNETLE – SAYGI İLE

    DİZ ÇÖKÜYORUM

VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN..
… NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-İNADINA İLELEBET

SAYGILARIMLA

Gülsev EYÜBOĞLU
26 Ağustos 2013

İsrail ‘Din devleti’

‘Din devleti’

Meriç Velidedeoğlu
Cumhuriyet, 03.08.2018
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Geçen hafta perşembe günü sabahı İsrail meclisi “Knesset” İsrail’i, “Yahudi Ulus Devlet”, 
açıkça “Yahudilerin ulus devleti” olarak kabul ettiğini dünyaya duyurdu. (19.7.2018)

Ve hemen ardından da -anımsanacağı gibi- “yolsuzluktan” yargılanan Başbakan Netanyahu“Mutlak bir çoğunluk, devletin ‘Yahudi karakterinin’nesiller boyunca aktarılmasına karar verdi, ‘Çok yaşa İsrail devleti!’ ” diyerek seslendi.
Kuşkusuz bu “Yahudi karakteri”ni belirleyen, “Yahudi şeriat (Halaka) kuralları” olduğu bilinir; dolayısıyla Başbakan, “İsrail bir din devletidir!” diyerek de vurguladı bu durumu.
Ve bu “dinsel” dile getiriş, “İsrail Devleti”nin kurulduğu toprakların yerli halkını hiçe sayıp, sınırlarının genişletilmesinin “nedeni” olarak hep kullanıldı, şimdi de kullanılmaktadır…
Öyle ki, İsrail’in sınırlarını, “Kızılırmak” büklümüne dek uzatarak, Anadolu’yu da içine alan ünlü “Yaşam Alanı” kuramı, “Ortadoğu”yu da, Batı Emperyalizmi’nin at koşturduğu bir alan olmasını sağlayan yine “dinsel” bir projedir; daha yakışan bir deyişle, “dinsel maskeli” bir projedir…
Dünya ülkelerine dağılmış olan “İsrailoğulları”nı, “Kutsal Kitap”ları, “AhdiAtik”te, kendilerine “vaat edilen, çeşmelerinden bal, süt akan” bugünkü topraklarına, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sonunda yerleştiren İngiltere -bu “sevabı” işledikten sonra- Ortadoğu’yu, dünyanın yeni jandarması “ABD”ye teslim etmiş olsa da, dinsel bağlamdaki bu emperyalist tutum sürdürülecekti, sürdürüldüğü görülüyor.
Öte yanda, İsrail meclisi “Knesset”in, Arap milletvekilleri Netahyahu’yu eleştirerek, “Siz bir ‘apartheid’ (ırk ayrımcılığı) yasasını geçirdiniz. Bu yasa ırkçıdır!” diye uyardılar…
Ayrıca, Komünist Partisi’nin Arap milletvekili de: “Yahudiler dışındaki bütün vatandaşları, ikinci sınıf vatandaş konumuna getirdiğini söyleyerek,‘…demokrasinin ölümü ilan edildi!’ ” dedi…
Bir “din devleti” olduğunu ilan eden İsrail’in, bu yapısından kaynaklanan ırkçı tutumuna, dolayısıyla Filistinlilere uyguladığı katliama, dahası, içeriden de yapılan bu ağır suçlamalara karşın, ABD’nin hâlâ İsrail’i savunmasının siyaset bağlamı dışında, başka bir anlamı olabilir mi?
“ABD”nin, bir “din devleti” olduğu, ülkedeki Hıristiyanlardan, Hıristiyan dininin bir mezhebi olan Protestanlığı kabul eden, “Protestanlar” tarafından kurulduğu konusu, şu günlerde dile getirildiği görülüyor; özellikle de tutucu Protestanlara “İncil” yazarlarına verilen “Evangelist” adından kaynaklanan Evangelist’ler dendiğinden söz ediliyor ve “ABD”yi kuranların bunlar olduğu belirtiliyor.
ABD’de, Başkan Trump’ın da katıldığı bu tartışmalar sürerken, İsrail’in, “Yahudi Ulus Devlet” olduğunu sağlayan yasaya, “Yahudi Ulus Devlet Yasası’na, yazının başında yer alan eleştirilere bir yenisi daha eklendi.
Maliye Bakanı Moshe Kahlon“ayrımcılığı ve din devletini yasal hale getirecek” bu yasaya itiraz etti; ardından Eğitim Bakanı da bu eleştiri kervanına katıldı.
Bu itirazların yapıldığı geçen hafta, ölen Filistinlilerin‘149’a ulaştığını bildiriyordu ‘TV’ler…
“Din devletleri”nin, insanlığa yaşattığı derin olumsuzlukların süreceği görülüyor.
Ne dersiniz?
======================================
Dostlar,

İSRAİL’de IRKÇI – SİYONİST DİN DEVLETİ İLANI ÇOK UTANDIRICIDIR

21. yy’da utandırıcı bir girişim İsrail’in yaptığı..
Tam anlamıyla “dinci ırkçılık“, özel olarak adı SİYONİZM!
ABD / ABD’li Evangelistler tam güç, bu küresel meydan okumanın ardında!?
Bu nasıl insan hakları savunuculuğu ise!?

İsrail’de Yahudi Şeriatı Halaka yaşama egemen olacaksa, bu ülkede yaşayan Yahudi olmayanlar kesin olarak “1. sınıf eşit yurttaş” olamayacaklardır.

Bu sonuç, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve BM Sözleşmesi başta olmak üzere sayısız uluslararası hukuk metnine açık biçimde aykırıdır.

Ayrıca “Yahudi” olma, biyolojik soybağına dayalıdır ve mutlaka Yahudi bir kadından doğma koşuluna bağlıdır. Sonradan bu ırkçı özelliğin kazanılması olanaklı değildir..

Şimdi dönüp Türkiye’ye bakalım.. Neredeyse 90 yıl önce Mustafa Kemal Paşa, 10. Yıl Söylevini bitirirken

  • “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sloganını kullanmıştır. (29 Ekim 1933)

Kemal Paşa‘nın kendi el yazısıyla 3 ayrı yerde “Türk Milleti” tanımı yaptığını biliyoruz.

  • “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına / ahalisine Türk Milleti denir.”..

Bu belirleme ve çağrı tümüyle gönüllü, uygarca, sosyolojik temelli, ırkçılık dışı ve gerçekçidir.

Anadolu halkını, etnik kökenlerini gözetmeden, çağdaş bir ulus devlet kurmaya çağrıdır. Emperyalizm karşısında başkaca seçenek yoktur; tersi durumda bölünüp parçalanma ile yutulma ve / veya emperyalizmin sömürgesi kukla devletçiklere dönüşme kaçınılmazdır.

Dolayısıyla ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ asla ırkçı olmayan, barışçı – dayanışmacı – birleştirici bir anti-emperyalist bir insan hakları savunma girişimidir. Kaldı ki, bu kurum –Ulus Devlet- Mustafa Kemal Paşa‘nın uydurması da değildir, imparatorlukların parçalanmasının ardından Dünyada geçerli olan devletleşme modelidir.

Türkiye’de bu gerçekçiliğin doğru algılanması, tüm Türkiye halkları = Türk Ulusu açısından yaşamsal önemdedir.

Dolayısıyla “eşit yurttaşlık” sözlerinin semantik tuzaklı büyüsüne kapılmadan ulusun birliği sağlanmalıdır. Bunun yolu “yurttaşların eşitliği” dir.. Ülkemizde, etnisiteleri farklı da olsa, anayasal olarak salt Türk yurttaşlarımız vardır ve bunlar yasa önünde eşittirler.

Anayasanın 66. maddesi toplumsa barışın güvencesi gibidir :

  • Madde 66 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Türk vatandaşlığı yasal koşulları oluştuğunda, başkalarınca kazanılabilmektedir. Örn. evlenme ile, ülkemizde belli değerde taşınmaz edinme…. Suriye’li göçmenlerin yaklaşık 1/100’ünün (35 bin dolayında) son birkaç yılda Türk vatandaşlığına kabul edilmesi gibi.. (TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNU, RG : 12.06.2009, sayı: 27256)

Günümüz ABD’si, çok sayıda farklı Avrupa halklarınca kurulmuştur. İngiliz emperyalizmi ile yıllarca bağımsızlık savaşı vermişler ve 1776’da Virginia Haklar Bildirgesi ile bağımsız devlete adım atmışlardır. Genelgeçer, en yaygın konuşulan dil olan İngilizce’yi tek “resmi” dil olarak benimsemiş ve uluslaşmaya koyulmuşlardır. ABD’nin 3. Başkanı (1801-1809) Thomas Jefferson, haklı biçimde övünerek salt bir devlet kurmadıklarını, ayrıca bir ULUS YARATTIKLARINI vurgulamaktadır.. Üstelik çok sayıda (onlarca!) farklı millet – dil – kültürden kalkarak.. Gerçekten de “Amerikan” halkı tam anlamıyla sentetiktir, yapay olarak üretilmiştir. Hiçbir ABD’li = Amerika yurttaşı = “Amerikan” bu durumdan yakınmacı değildir.

Resmi (official) = ana (basic)  = asıl (essential) = birincil (primary) dilleri kamusal alanda İngilizcedir.
“Anne” (mother) dili = doğuştan (native) dilleri çoook farklıdır ve bunlar da kamusal alan dışında özgürce kullanılmaktadır.
Ancak bilmektedirler ki, ABD olmalarını DİL VE ULUS BİRLİĞİNE borçludurlar.

Aktardıklarımızdan, Türkiye ve benzer biçimde etnik – dilsel – inanç eksenlerinde ayrıştırılarak iç savaşla parçalanmak ve sömürgeleştirilmek istenen pek çok ülke ve halk için çıkarılması gereken çok ders vardır.

Üstelik Türkiye’de ABD ölçüsünde etnik çeşitlilik söz konusu değildir. Çoğunluğun dili “resmi” dilimizdir. Anadolu’da yaşayan halkın ezici çoğunluğunun “Türk” olması nedeniyle, “Türklerin yurdu – diyarı” anlamında “Turchia” adı, 800+ yıl önce Batılı tarihçilerce konmuştur.

Emperyalizme direnmenin tek yolu ANADOLU HALKININ DİL VE ULUSAL BİRLİĞİ‘dir. Ve ancak böylelikle gerçek demokrasi kurulabilir..

Sevgi ve saygı ile. 05 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com