Mustafa Kemal’e hakaret ederken Akp hükümetine Yunan diyen Akp’li!

Mustafa Kemal’e hakaret ederken
Akp hükümetine Yunan diyen Akp’li!

 Yılmaz ÖZDİL

Türk nedir derseniz?
Şöyle tarif etmiş Atatürk

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

  • Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin
    yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne, yedi bin senelik Türk beşiğidir. Bu beşik, tabiatın rüzgarlarıyla sallandı, beşiğin içindeki çocuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk, tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı. Onları, tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu, tabiat oldu, şimşek oldu, yıldırım oldu, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”
    ***
    Tüm etnik kökenleri bünyesinde barındıran “Ne Mutlu Türküm Diyene” kavramının,
    ruhu budur. Hal böyleyken… Akp gençlik kolları başkanı, yüreğindeki nefreti kusmuş, “birisinin babasının ve kendisinin doğum yeri Selanik’se, Selaniklidir, kimse Türk, Atatürk demesin, orijinali Yunan yani, Türk’e benzemiyor, keşke Atatürk olmasaydı” demiş. Bu arkadaşın iltihaplı mantığına göre, Akp hükümetinde Yunan bakan var demek ki… Çünkü Mehmet Müezzinoğlu Gümülcine doğumlu, babası da Gümülcine doğumlu… Bu durumda “evet” diyenler, Yunan hükümetine mi evet demiş oluyor?
    **
    Şimdi bakın…

“Sayın başkan,
Yaklaşık yedi asır boyunca yakın doğu ve orta Avrupa kanlı savaşlara sahne oldu. Mustafa Kemal Paşa‘nın milli hareketinin rakiplerine galip gelmesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu belirsizlik ve hoşgörüsüzlük ortamına son verdi. Bir milletin hayatında bu kadar kısa zamanda bu kadar köklü bir değişim, hakikaten nadiren gerçekleştirilebilmiştir. Teokratik bir rejim altında yaşayan, hukuk ve din kavramlarının birbirine karıştığı çöküş halindeki imparatorluk, tamamen hayat ve canlılık dolu, modern bir ulus devlete dönüştürüldü. Yakın doğu, gerçek bir barışın dayanağı haline geldi.
Türkiye’yle sürekli devam eden anlaşmazlıkların neticesinde kanlı savaşlara sürüklenmiş olan biz Yunanlar, Osmanlı imparatorluğunun halefi olan bu ülkede gerçekleşen derin değişikliğin etkilerini ilk hissedenler olduk. Küçük Asya felaketinden hemen sonra, savaştan bir ulus devlet olarak çıkmış olan, yeniden doğan Türkiye’ye, samimi barış arzusuyla elimizi uzattık, o da samimiyetle karşılık verdi. Barış için bu paha biçilmez katkıyı gerçekleştiren kişi, elbette,
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa‘dır.
Bu yüzden, 1933 Yunanistan Hükümeti’nin lideri olarak, Mustafa Kemal Paşa’nın
Nobel Barış Ödülü’nün ayırtedici itibarıyla ödüllendirilmesini teklif etmekten onur duyarım.”

İmza?
Eleftherios Venizelos.
****
Evet… Mustafa Kemal Atatürk, sadece kahramanlığıyla değil, dehası ve evrensel vizyonuyla, dizlerinin üstüne çökerttiği düşmanlarının bile böylesine büyük saygısını kazanmış bir devlet adamıydı. Yunanistan başbakanı Venizelos, savaş meydanlarında ülkesini yenmiş, Anadolu’dan kazıyıp atmış, ordusunu denize dökmüş, Yunan ırkçılığının simgesi megalo idea’yı tarihin çöp tenekesine fırlatmış olan Atatürk’ü, 1934’te Norveç Nobel Komitesi’ne gönderdiği bu mektupla, Yunan halkı adına, Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.
***
İnsani değerler bakımından, gırtlak gırtlağa geldiğimiz milletlere bile ilham veren bir karizmaydı Atatürk.
***
Türk adalarını Yunan’a bırakacaksın. Türk yoktur diyeni alkışlayacaksın.
Ne mutlu Türküm diyene‘li Andımıza tahammül edemeyeceksin.
T.C.’yi sileceksin… Sonra çıkıp Atatürk’e Yunan diyeceksin öyle mi?
***
Atatürk, bilimsel gerçek olarak, Oğuz Türkü’dür, yörüktür.
Bu kindar nesil nankörlüğü ise, işgalci mezaliminden kötüdür. (SÖZCÜ, 19.02.2017)
========================================
Dostlar,

Çok acıdır, AKP döneminde Mustafa Kemal ATATÜRK‘e ve Cumhuriyet değerlerimize saldırı hem nicel hem de nitel olarak kabul edilemeyecek dereceye ulaştı. Üstelik, yukarıdaki örnekte olduğu gibi olağanüstü bir bilgisizlik, kopkoyu bir cehalet ve/veya bilgi kirliliği temelinde.

Yoktan var ettiği bir Ulus tarafından bunca nankörlük korkarız Atatürk dışında bir başka önderin başına gelmemiştir. Ülkemizi tek başına yönetmede 15. yılına giren AKP fetret döneminin acı meyveleridir bunlar.. AKP Kasım 2002’de ABD tarafından bir proje ile iktidara getirildiğinde yeni doğan bebekler günümüzde 15 yaşına, 5 yaşında olanlar 20 ve 10 yaşında olanlar 25 yaşına girmiştir. Kopkoyu bir cehalet içinde Atatürk’e kin – nefret kusan bu genç de sorumlu yöneticilerce dayatılan nankör eğitim politikalarının ürünüdür.

Ne denli acı ki R.T. Erdoğan, “dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz..”, “.. dininizi ve kininizi eksik etmeyin..” anlamında sözler etmiş, eğitim sistemini başta olmak üzere yaşamın hemen her alanını yemyeşil tonlara boyayarak seküler – laik düzeni ciddi düzeyde aşındırmıştır.

Yukarıdaki sözleri eden Anamur AKP Genlik Kolları üyesi, açıkça AKP – RTE’nin çarpık, gerçek dışı, vefasız hatta nankör… eğitim politikalarının prototip bir kurbanıdır. AKP – RTE için 2 seçenek var : Ya izledikleri politikanın nasıl tehlikeli, kabul edilemez kerteye vardığını görerek hızla düzeltme yoluna gireceklerdir ya da kendilerince “hedeflerine” (!?) yaklaştıklarını saptayıp bayram edecek ve “durmak yooook, yola devam..” diyeceklerdir. İkincisi çıkmaz sokaktır, iflah etmez adamı.. İlkini kendilerine salık veririz.. O genç adına Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün aziz ve saygın anısından ve halkımızdan özür dileyerek hem de..

Sevgi ve saygı ile. 20 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Atatürk zehirlendi mi?


Atatürk zehirlendi mi?

 

Yılmaz Özdil

 

Yandaş gazete “Atatürk’ü İsmet İnönü zehirledi diye manşet attı ya…
Atatürk ve İnönü tarafı palavra ama, zehirlenme olduğu doğru!
* * *
17 Kasım 1938, saat 23.45
Dolmabahçe Sarayı
Atatürk’ün naaşı, muayede salonundaki katafalkta yatıyordu. İlk gün, 200 bin dolayında kişi, bayrağa sarılı tabutun önünden ağlayarak geçmişti. 2. gün hava çoktan kararmış, geceyarısı olmuştu ama, kuyruğun ucu hâlâ Ortaköy’deydi. 150 binden çok kişi ısrarla oradan ayrılmıyor, saraya girmek için sıra bekliyordu, insan seliydi.
*
Maalesef, izdihamdan dalgalanma oldu, durun ittirmeyin demeye kalmadı, giriş kapısının önünde, saat kulesi’nin çevresinde çığlıklar yükseldi, atlı polisler arkadan yüklenen kalabalığı dağıtana kadar iş işten geçti, facia oldu, insanlar sıkıştı, ezildi, 11 kişi yaşamını yitirdi.
*
Ertesi günkü gazeteler, hükümetin resmi tebliğini yazıyordu… Denizyolları işletmesi müdürü Raufi Manyas’ın kızı Bilun, 16 yaşındaydı. İstiklal caddesi 236 numarada oturan bayan Anna, 58 yaşındaydı. Bayan Roya Kişnir ve kızı Bella Kişnir, İstiklal caddesi Yıldız apartmanında oturuyorlardı. Bakırköy’den Hatice hanım, aşçıydı, 55 yaşındaydı. Kurtuluş’tan Diyamandi, sütçüydü, 40 yaşındaydı. Topkapı Arpaemini yokuşunda oturan Abdülhamid, 50 yaşındaydı. Aksaray Laleli’de oturan bayan Kevser Mehmet, 35 yaşındaydı. Tarlabaşı 19 numarada oturan Satenik Ohannes, 35 yaşındaydı. Saint Benoit Lisesi öğrencisi Paul Kuto, henüz 15 yaşındaydı. Ve, Beyoğlu Lüksemburg otelinde kalan Leon.
*
Müslüman, hıristiyan, musevi, Türk, Rum, Ermeni… “Ne mutlu Türküm diyene”ye dua etmek için, saygılarını sunmak için kuyruğa girmişlerdi. Ortak payda’ya ortak gözyaşı döküyorlardı.
*
E şimdi bakıyoruz…
*
Gayrimüslimden vazgeçtik, müslümanı bile senden-benden diye ayıran… Etnik kökeni boşverdik, kendisine biat etmeyenleri insan’dan bile saymayan… 77 yıl önce yanyanayken,
77 yıl sonra kızlı-erkekli aynı kuyrukta beklenmesine bile tahammül edemeyen…
Vedalaşmak için cenaze törenine gelenlerin kimlikleri ortadayken,
Atatürk’e hâlâ utanmadan “ırkçı” diyen bir zihniyet tarafından sürükleniyor Türkiye.
*
Kıssadan hisse.
Atatürk’ü elbette kimse zehirlemedi ama…
Özellikle son yıllarda “milletin nasıl zehirlendiğini” açıkça gösteriyor yukardaki liste!

Neden Vatan Partisi’nde Birleştik?

Neden Vatan Partisi’nde Birleştik?

Emekli Korgeneral Ayhan Taş

8 Mart 2015 Pazar günü Ankara’da gerçekleştirilen üye katılım töreninde 1354 kişi Vatan Partisi’ne üye oldu. Vatan Partisi’ne katılan Emekli Korgeneral Ayhan Taş’ın, katılım töreninde yaptığı konuşmanın tam metnini köşemize alıyoruz: 

Vatan Partisi teşkilatının değerli mensupları,

Yüreği vatan sevgisinin coşkusu ile yanan, Cumhuriyetimizin muhafızları,

Vatan Partisi’ne katılan değerli yurtseverler,

Gününüzü kutladığımız, gelecek sene daha başka bir coşkuyla kutlayacağımız, Cumhuriyetimizin temel taşı ve çimentosu, vefalı Türk kadınları,

Vatan Partisi’ne güvenini ve teveccühünü esirgemeyeceğini umut ettiğim, Türk milletinin asil kanlı vatandaşları,

Hepinizi Vatan Partisi’nin en yeni üyesi kimliğimle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.

VATAN NASIL ELDE EDİLDİYSE ÖYLE KORUNACAKTIR

Sözlerimin başında Başkomutanımız değişmez ve değiştirilemez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve O’nun yakın arkadaşlarını minnet ve şükranla yad ediyorum. Atamızın mirası vatan topraklarımızın korunması ve kollanmasında canlarını feda etmiş aziz şehitlerimize Allah’tan rahmetler diliyorum.

Geçtiğimiz bir haftada 6 kahramanımızı vatan semalarından kutsal vatan toprağına şehitlik onuru ile uğurladık. Ailelerinin derin acılarını paylaşıyor, şehitlerimize vatanları ile ilgili ideallerini gerçekleştireceğimizin sözünü vererek, rahmetler diliyorum.

Biz Türkler, dünyada toprağını, yurdunu, coğrafyasını vatana dönüştürmüş ender ve önder milletlerden biriyiz. Ancak, coğrafyadan vatana giden yolun güllerle kaplı olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu yolda, Sevr’in patronları ve destekçileri ile emperyalist güçlerin ülkemin bağrına dek sokulabilmiş güçlü orduları var iken; bizim ise güçlü imanımız, azim ve kararlılığımız ile kurtuluş için filizlenmiş umutlarımız vardı.

Azim ve kararlılıkla umudunun arkasından giden yüz binlerce şehidimizin kanları ile sulanan bu coğrafya işte böylece vatan oldu. Vatan nasıl elde edildiyse öyle korunur ve korunacaktır. Bu nedenle Türk milleti vatan hizmetini kutsallaştırmıştır.

VATAN PARTİSİ’NDE BİRLEŞME NEDENLERİ

Neden ve niçin vatanda, başka bir deyişle Vatan Partisi’nde birleştik?
Sizlerin de hissiyatına tercüman olacağını zannettiğim sebeplerim şunlardır:

1. Atatürkümüzün bizlere emaneti Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Altı Ok’la simgeleştirdiği Cumhuriyet’in temel ilkelerini ilelebet muhafaza, müdafaa ve yaşatmak için Vatan’dayım.

2. Dünyada pek az ülkeye nasip olmuş ulusal devlet kimliğimizi, Türk ulusu kimliğimizi taviz vermeden sürdürmek için Vatan’dayım.

3. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkemizin elden gitmekte olduğunu görüyoruz. Ülkemde bölünmüşlük ve iç savaş istemediğim, komşularımızla milli menfaatlerimizin korunduğu bir barış ortamında yaşamak istediğim için Vatan’dayım.

4. Bulunduğumuz coğrafyada emperyalist güçlerin oyunlarına ortak olmamak ve güzel ülkemin bir karış toprağının bu oyunun bir parçası olarak kullanılmasını istemediğim için Vatan’dayım.

  1. Milli birlik, beraberlik, kardeşlik ve toprak bütünlüğümüzün devamını temin etmek için Vatan’dayım.
  1. Atatürk ilke ve inkılapları ile yoğrulmuş milli eğitim anlayışımızın yeniden tesisi, ortaçağ için değil, gelecek aydınlık çağlar için ilim ve irfanı rehber edinmiş çağdaş Türk nesilleri yetiştirmek için Vatan’dayım.
  1. Ülkemin gözbebeği Ordusuna kurulan kumpasları ve kirli oyunları başından beri gören, Ordusunun güzide evlatlarına en çok sahip çıkan, komutanlar evlerine dönmeden Silivri zindanının önündeki çadırını terk etmeyen gerçek yurtseverlere olan gönül borcumu ödemek için Vatan’dayım.
  1. Milli ordusunu sevmeyen milletlerin, bir gün yabancı orduları beslemek mecburiyetinde kalacaklarına inandığım için, Ordusunu çok seven Vatan’dayım.
  1. Din kutsal ve gerekli bir değerimizdir. Ülkemde dindarların dinini rahatça yaşayabilmeleri için, yobazların safsata ve söylemlerinden kurtulabilmeleri için, dinimiz üzerinden ticaret ve siyaset yapılmasını istemediğim için Vatan’dayım.
  1. Ülkemde; kadın-erkek ayrımından, cinsiyet ayrımından ve ayrımcılığından, din, dil, ırk farklılığı yaratacak ve bizleri ayrışmaya götürecek düşünce ve söylemlerden; çocuk haklarının istismarından, tecavüzlerden ve cinayetlerden ve suçsuz insanlara cezaevlerinde çile çektirilmesinden bıktığım için Vatan’dayım.
  1. Alınan dış borçların yükünden ülkemin milli kaynaklarını en iyi şekilde kullanarak kurtulmak için, dış borçları kazanılmış gelir gibi göstererek kişi başına milli gelirimizi 15 bin dolar (AS: kişi başına/yılda) gösteren yalancılardan kurtulmak için Vatan’dayım.
  1. İşsizlikten kimsenin yüzüne bakamaz olmuş, 3 milyon insanımızın yüzünün gülmesi için Vatan’dayım.
  1. Emekçinin, esnafın, öğretmenin, memurun, emeklinin, sağlıkçının, zanaatkârın ve sanatkarın, madencinin, işçi ve taşeron işçisinin ve daha milyonlarca insanımızın refahı, mutluluğu için güvenli ve onurlu yaşayacağı günlere kavuşacağı ümidimi taşıdığım Vatan’dayım.
  1. Çiftçimin, köylümün, emeği ile kendi kendine yeterli ülkeden biriyken, hayvan yemini bile ithal eden ülke durumundan kurtulmak için, bahçeden 30 kuruşa yalvararak satılan portakalı ve benzeri ürünlerimizi markette 300 kuruşa (AS: Kabzımal mafyası iktidarla ortak mı??) yedirenlerden hesap sormak için Vatan’dayım.

VATAN SANCAĞINDA BİR ARI OĞULU GİBİ

Daha yüzlerce örnek vererek sebeplerimizi ifade edebiliriz. Sizler de bunları çoğaltabilirsiniz. Ancak söz konusu olan vatanın bütünlüğü, bölünmezliği, birlik ve kardeşliği ise diğerleri teferruattır.

Sözlerimi bitirirken, Vatan Partisi’ne katılımınız için sizleri kutluyorum. Vatana hayırlı uğurlu olsun.

Yüce Türk milletinden de bir kerecik olsun hiçbir şeyin etkisi altında kalmaksızın düşünmesini ve aydınlık günlerin hayalinin Vatan Partisi ile gerçekleşebileceğini bilmelerini ve Vatan Partisi saflarında, Vatan sancağında bir arı oğulu gibi çoğalmasını yürekten diliyor ve umut ediyorum. 8 Haziran 2015 günü

‘Ey vatan gözyaşların dinsin kazandık çünkü biz’,

diyebilmek için; ‘Siyasal görüşümüz ne olursa olsun, ortak kaygımız Vatan olsun.’

Ne mutlu Türküm diyene!

**********

Emekli Korgeneral Ayhan Taş kimdir?

6 Mart 1947’de Konya Akşehir’de doğdu. 1966’da Kara Harp Okulu’ndan Topçu Asteğmeni olarak mezun oldu. 1967 yılında Topçu ve Füze Okulu’nu Teğmen rütbesiyle tamamladı. Erzurum, Kandilli’deki ilk kıta görevinden sonra Kara Harp Okulu’na öğrenci takım komutanı olarak atandı. 1976 yılında Kara Harp Akademisi’ni Kurmay Yüzbaşı olarak bitirdi ve kurmay subay olarak sırası ile Genkur. KH. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi Öğretim Üyesi, ABD Kurmay Koleji eğitimi, Yeni Delhi (Hindistan) Askeri Ataşeliği ve Topçu Alay Komutanlığı’ndan sonra generalliğe terfi etti.

General olarak; 4 yıl Tugay Komutanlığı, 2 yıl 3. Ordu Kurmay Başkanlığı, 3 yıl Topçu ve Füze Okul Komutanlığı ve 4 yıl Kolordu Komutanlığı yaptı ve 2006 yılında 6. Kolordu Komutanı görevinden Korgeneral rütbesiyle emekli oldu. Evli ve 2 çocuk sahibi olup, Fransızca (orta) ve İngilizce bilmektedir.

Doğu Perinçek 
AYDINLIK, 10 Mart 2015
http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/makaleler/neden-vatan-partisi-nde-birlestik-13059

Rıfat Serdaroğlu: TORUN TORBA BİR ARADA


Dostlar
,

Yurtsever ve yürekli insanımız Sn. Rifat Serdaroğlu‘nun aşağıdaki yazısı bize,
Yüce ATATÜRK‘ün çok önemli bir uyarısını anımsattı.
Bu sözü sitemizin girişinde (manşetinde) tutuyoruz sürekli :

  • “Efendiler, sırası gelmişken, aziz Milletime şunu tavsiye ederim ki;
    başının üzerine çıkaracağı adamların kanındaki öz cevheri
    çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an bile geri kalmasın.”

Bir de aşağıdaki uyarıyı..

ATA_ic_cephenin_suskunlugu

 

 

 

Dileriz, Ulusumuz çok geç kalmadan her 2 kulvarda da “gereğini” yapsın..

Sevgi ve saygı ile.
26 Kasım 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===============================================

 

TORUN TORBA BİR ARADA

portresi

Rıfat Serdaroğlu
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 1-2-3-4. maddeleri ve Devrim Yasalarının korunmasını emreden 174. maddesi yürürlükte iken, T.C. Başbakanlık koltuğuna oturtulan kişi nasıl böylesine ihanete varacak davranışlarda bulunabilir?

Sorumlu bir yönetici, nasıl olur da ülkesinin birliğini bozacak,
ülkeyi bir iç savaşa sürükleyecek politikalar uygular?

Adamın işi-görevi buysa, dedesinden babasından bunu öğrendiyse bal gibi yapar.
Daha beterini de yapar!

Bugün şu Dede – Torun ilişkilerine birlikte bakalım;

-Adamın dedesi, Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, Cumhuriyet Devrimlerine karşı çıktıysa, Potamya’da askere gitmemek, devlete vergi vermemek için isyan edip
yakıp yıktıysa, TORUN da aynı işi yapmayı sürdürür.

O torun, Avrupa’da gariban Müslümanlardan toplanan sadaka paralarıyla
siyaset yaparsa, üstelik gerçeği bilmeyen – toplumun problemleriyle ilgilenmeyen – okumayan- öğrenmeyen kişiler tarafından ülkenin tepe noktalarına getirilirse,
ihanetin katmerlisini yapar!

Niçin şaşırıyorsunuz ki?

– Adamın dedesi, Cumhuriyetin fidan gibi bir asteğmeni KUBİLAY’ı kör bıçakla ensesinden kestiyse ve o adam dedesinin yolundan yürüyorsa, ihanetin daniskasını yapar.

Başka bir hainin torununu da, T.C. Başbakanlık binasındaki makamında
davul-zurna ile ağırlar!

Niçin şaşırıyorsunuz ki?

-Adamın dedesi ve dedesinin babası Hazar Yahudileriyle beraber Kafkaslarda Müslüman -Türk katliamı yaptıysa ve sen de bu kuşağın torununu ülkenin tepe noktalarından birine oturttuysan, adam Türkiye’yi bölmek isteyen Ermeni çetelerinin adamını kendisine danışman yapar.

Cumhuriyete-Laiklik ilkesine- Demokrasiye- çağdaşlığa düşman olup, kendi Şeyhliğini ve gücünü korumak için binlerce zavallıyı silahlandırıp, devlete isyan ettiren ve
binlerce cana kıymış eşkıyanın torunlarının ayaklarına gider.

Niçin şaşırıyorsunuz ki?

İhanetin nedeni olmaz, hainin sütünde vardır ihanet!
Ama her ihanetin mutlaka bir bedeli olur!

Bu hainler için;

Cumhuriyet Dönemi, zulüm dönemidir!
Cumhuriyeti kuran Atatürk ve arkadaşları, işkenceci – asimilasyoncu – inkârcı
ve din düşmanıdırlar!

Bu hainler için;

Muaviye yanlıları Yezid taraftarları!

Öcalan ve Kandildeki çıyanlar!

İngiliz Ajanı-Feodal Derebeyi-Şeyh Bozuntusu Çete Reisi Şeyh Said!

Amerika’nın maaşlı memuru diktatör – binlerce Türk Askerinin katili Barzani!

İngiliz Ajanı Yunanistan elemanı İskilipli Atıf Hoca!

Damat Ferit-Bedirhanlar Özallar-Topbaşlar-Kalyoncular-Halid-i Bağdadi-
Seyit Taha-Berzenciler- Reza Zarraf gibiler, makbul adamlardır…

Ne demiş atalarımız; Hoca hocayı tekkede, it iti dakkada bulur!

Bu kafadaki adamlardan Demokrasi-Hukuk Devleti-Dürüstlük bekleyen insanlara
çok şaşırıyorum.

Bunlar demokrasimizin, Türklüğün, Türk Vatanının, Türk Milletinin sırtına yapışmış sülüklerdir.

Bunlara “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazan levhalar batar, derhal indirtirler!
Fakat PKK ve Kürdistan paçavralarının asılmasına ses çıkarmazlar!

Geçmişte yaşanan acı olayları çarpıtırlar ve Türk Devletine-Cumhuriyetin Kurucularına hakaret ederler. Ama 54 bin insanımızın yaşamını söndüren yılan çetesi ile görüşürler!

Türk Ordusunun Genel Kurmay Başkanını “Terör Örgütü Lideri” diye zindana atarlar, PKK Narko-Terör örgütünün lideri ile kucak kucağa olurlar.

Türk Milleti ayağa kalkmadığı, kendi haklarına, kendi demokrasisine sahip çıkmadığı takdirde bu ihanet düzeni Türkiye parçalanıncaya kadar devam eder.

Herkes demokratik yollarla hakkını-hukukunu korumayı, direnmeyi, demokratik tepkisini kullanmayı öğrendiğinde bu şarlatanlar layık oldukları Ortaçağa kaçacaklardır.

Tekrar tekrar söylüyorum: Çare var, çaresiz değilsiniz.
Çare sizsiniz…

Rıfat Serdaroğlu : SEN DE TÜRKSÜN OGLİİİM!


SEN DE TÜRKSÜN OGLİİİM !

portresi_gulen


Rıfat Serdaroğlu
 

Bak Keko;

Irkçılıktan- ve Etnik Kökene göre Milliyetçilik yapılmasından nefret ederim.
“Popülasyon Genetiği” adlı bilim dalı, ırkçılığın ve etnik milliyetçiliğin
bilimsel anlamda hiçbir dayanağının bulunmadığını kanıtlıyor.


Hele hele türümüz olan Homo Sapiens’in, 200 bin yıllık uzun yürüyüşünün belki de
en önemli geçiş yolunu oluşturan ve dünyanın en melez coğrafyası olan Anadolu ve Ortadoğu’da etnik milliyetçiliğe kalkışmak, içinde yaşadığınız vatana ve

  • “TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” 

gibi herkesi kucaklayan bir anlayışı bizlere armağan eden Atatürk’e ve akla ihanettir.

(Not : Serdaroğlu burada “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına..” diye yazmış. Doğrusu “Türkiye halkına..” olacak; düzelterek yazdık..)

Sana bu gerçekleri anlatmanın bir yararı olacak mı bilmiyorum ama ben yine de yazayım ki, ileride “Bilmiyordum abi, bilsem yapar mıydım?” demeyesin!

Delinin şeyine tutunduğu gibi sen de “Kürt Halkı – Kürdistan” diye tutturmuş gidiyorsun.

Kendine de Beşir Atalay – Davutoğlu ve Erdoğan gibi kafa dengi arkadaşlar bulmuşsun.

  • Aklın sıra, vatanımızı bölüp, bölgede ikinci İsrail olarak konumlanacak
    “Kürdistan Devletini” kuracaksın!?

Sırtını da PKK denen uyuşturucu kaçakçısı örgüte ve Peşmergelerin başı olan Barzani’ye dayamışsın. PKK ve Barzani’nin arkasına geçip, onlara arkadan
destek veren İsrail ve Amerika’yı görmezden gelirsin.

Sırtını dayadığın Barzani ve Peşmergeleri ile PKK militanlarının tüm güçleri ile savaşmalarına karşın, IŞİD militanları karşısında nasıl perişan olduklarını
görmedin mi?

ABD havadan bombaladı, İngilizler para-silah yardımı yaptı, yine de IŞİD militanları Barzani’nin çok güvendiği Peşmergeleri tekme-tokat kovaladı.

Bak Keko;


Seni dolduruşa getirenlere kanıp,
Amerikalının – İngiliz’in piyonu olmaktan vazgeç
.

Sana Türkiye’den ve Türklerden başkası yar olmaz.
Aklını başına topla.
Sana kimi tarihi gerçekleri anlatayım; ister inan, ister inanma!

Sayın Arslan Bulut’un köşesinde yazdığına göre (AS: Yeniçağ),

Antropolog ve Sosyolog Dr. Mustafa Aksoy, Kürtçe yayın yapan Nur Cemaati’ne yakın Kürtçü-İslamcı “Nûbihar Dergisi” (İlkbahar Dergisi) kapağında çok güzel ve otantik bir halı-kilim damgası görür. Derginin yazı işleri müdürünü arar ve kendisine o damganın, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan Kürtler arasında en çok kullanılan bir damga olduğu söylenir.

Daha sonra, bir davet üzerine Taşkent üzerinden Kazakistan’a gider. Daha Taşkent Havaalanından çıktığında sokaktaki bir elektrik direğinde Nûbihar Dergisi kapağındaki damgayı görür. Aynı damga ve benzerlerini Taşkent’ten Çimkent’e (Kazakistan’a) giden yol boyunca çok yerde görür.

Öyle ki, insan elinin değdiği her yerde o damga vardır. Çok geçmeden Nûbihar Dergisinin Yazı İşleri Müdürünün “Kürtlere ait dediği damganın” Kazak Türklerinin
Milli Damgası olduğunu öğrenir…


Değerli araştırmacı Rahmetli Servet Somuncuoğlu da, Hakkâri’nin Gevaruk Yaylasına çıkıp kaya resimlerini fotoğraflamış, görüntülemiş, oradaki damgalarla Kazakistan’daki damgaların birliğini ortaya çıkarmıştı.

Dr. Mustafa Aksoy ise halı ve kilimlerden yaşamın her alanındaki sanat eserlerine dek
bugün de yaşayan o damgaları fotoğrafladı ve bilimsel olarak yorumladı.
Böylelikle farklı bir yoldan giderek yalnızca Türklerin şifrelerini değil,
Kürtlerin şifrelerini de çözmüş oldu.

Dr. Aksoy şöyle diyor :

Bilindiği gibi Kürt Tarihi konusunda çalışan Kürtçü araştırmacılar, dilden hareketle Kürtleri Farsların bir boyu olarak kabul ederler. O zaman şu sorulara yanıt vermeliler :

-Kürtler, halı ve kilimlerde neden Farsların kullandığı damgaları ve düğümü değil de, hep Türklerin damgaları ve düğümleri kullanmışlardır?

-Kürtlerde Koçbaşlı mezar taşları ve balballar (Orta Asya Türklerinde mezarların üzerine, ölen kişinin yaşamda iken öldürdüğü düşman sayısı kadar konan taştan heykeller) varken, Farslarda neden yoktur?


-Tunceli ve Hakkâri’deki halı ve kilimlerde kullanılan damgaların, Sibirya’ya dek olan Türk Kültür Coğrafyasında birebir aynılarının kullanılması çok önemlidir.

Türk Düğümü denen “Çift Düğümün” ayrılmaz bir kardeşliği ifade ettiği ise,
birlikte yaşamanın en güzel kanıtıdır.


Anladın mı Keko?


Kuşaklar boyu birlikte yaşadığın kardeşlerini, yalnızca Amerika-İngiltere gibi
emperyalist devletlerin petrol çıkarı için satma be kardeşim.

Beyni, yıllarca kullandığı eroin yüzünden erimiş olan Öcalan denen caniyi de, dedesinden-babasından bu yana Kürtleri köle gibi kullanan Barzani adlı çete reisini de kopart ensenden be kardeşim!

Bugün “Kürtçü Hareketin” önderliğini yapan çoğu Toprak Ağası-Aşiret Reisi-Şeyh olan BDP Milletvekillerini iyi tanı. Bunların birinin ağzından

“Toprak Reformu”,
“Kadın-Erkek Eşitliği”,
“Kalkınma-İmar”,
“İş-istihdam”…

gibi sözleri duydun mu?

Bunlar yıllardır TBMM’de bulunurlar. Bunlardan bölgeye, Allah rızası için bir çeşme yaptıranı gördün mü? Göremezsin, çünkü seni esas sömürenler bunlardır.
Bunlar kendi ceplerinden başka bir şey düşünmezler!


Uyan be Keko;


Gerçek düşmanını gör.
Sana binlerce yıldır gönlünü açan kardeşlerini daha fazla kırma yahu!

Bak binlerce yılın öncesinden bakan tarih sana ne diyor :

SEN DE TÜRKSÜN OGLİİİM…

===================================================

Dostlar,

Sayın Rifat Serdaroğlu’nun kalemi ve yazıları artık yam anlamıyla “dem aldı”!

Ustalaştı.. Türkiye’nin zor koşulları usta bir yazar yonttu..

İşte çarpıcı bir diyalektik örnek..

Zekası ve birikimi, deneyimi, yurtseverliği..
O’nu keskin ama aklıcı, sert belki ama gerçekçi ve sevecen bir biçeme taşıdı.

İçerik olarak Türk – Kürt kardeşliği bağlamında söyleyecek çok şey ve verilecek onlarca, belki de yüzlerce örnek var ama biz Sn. Serdaroğlu’nun yazısının tadına bir şey katmayalım. O’na çooook teşekkür ederken, büyük ATATÜRK‘ün bu bağlamda
son derece önemli bir sözünü ekleyelim hoşgörünüzle :

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir. Bugünkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine
    Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır.
    Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar,
    -birkaç, düşman âleti mürteci, beyinsizden başka- hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet
    fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe,
    ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar.”