PARÇALANMA DİL İLE BAŞLAR

PARÇALANMA DİL İLE BAŞLAR 

Suay Karaman        
 
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)
Devlet ile vatandaşlar arasındaki tüm resmi işlemlerin resmi dilde yapılması gerekmektedir. Resmi dil, bir ülkede anayasa ile kabul edilen dili tanımlamak için kullanılan terimdir. Bir ülke sınırları dahilinde (AS: içinde) yaşayan kişiler ya da topluluklar farklı diller konuşsalar bile, resmi işlemlerini gerçekleştirirken resmi dil kullanmak durumundadır.
 
Anadil ise, insanın çocukken anasından, babasından, evindekilerden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dildir. Anadili ne olursa olsun, insanların resmi dili öğrenmeleri, bilmeleri gereklidir. Çünkü ülke içindeki tüm resmi işlemler gerçekleştirilirken, anadil yerine sadece (AS: yalnızca) resmi dil kullanılır.
 
ABD ve AB’nin çeşitli dayatmaları sonucunda, Türkiye’de bir “anadilde eğitim” söylemleri başladı. İlköğretimden, üniversiteye  anadilde eğitimin özerklik, federasyon ve sonunda da ayrı bir devlet kurma anlamına geldiği bilinmektedir. Emperyalist devletlere şirin gözükmek ve son kullanım sürelerini uzatmak için başlatılan, ama sonuçlarını şimdiden göremeyenlerin dillendirdikleri anadilde eğitim çabaları, ülkemizin Misak-ı Milli sınırlarının değiştirilmesini amaçlamaktadır.
 
Ülkemize; “ulusal devlet öldü, Kemalizm’i unutun” diyen ülkeler, kendi ülkelerinde ulus devlettirler ama Türkiye’ye dayatmalarını sürdürmektedirler. “Kürt açılımı Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırıyor” diye bol keseden palavra atan emperyalist güçler, AB üyesi ülke olan Slovakya ülkedeki azınlıkların kamusal alanlarda kendi dilleri ile konuşmalarını yasaklarken utanmıyor mu? Bu yasağa karşı gelmenin cezası 5.000 Euro’dur. Ülkedeki 500.000 Macar asıllı, karara isyan etti ama AB’den bu yasağa karşı tek ses çıkmadı. ABD ve AB’nin, Slovakya hükümetine “Macar açılımı yapın, Macarca televizyon kurun, Macarlar ana dillerinde eğitim yapsın” baskılarında bulunmaması, üzerinde düşünmeye değer bir olgudur.
 
Paris’teki bir mahkemede sanıklar Korsika dilinde konuştukları için mahkeme görevlileri tarafından dışarı çıkartılmışlardı. Avrupa ülkelerinde bu gibi olayların örnekleri çoktur. Hiç kimse bu ülkelere “Korsikaca, Baskça, Brötanca, Oksitanca, Katalanca vb. dillerde televizyon kurun, bu dillerde eğitim yapın” demiyor. Ama konu Türkiye olunca, Kürtçe eğitim yapmaya ve tüm etnik dillerde televizyon ve radyo yayını yapmaya zorlanıyoruz. Başka AB üyesi ülkelerden istenmeyen ve sadece (AS: salt) Türkiye’den istenen bu konuların nedenini çok iyi analiz etmek (AS: irdelemek) gerekmektedir.
 
ABD nüfusunun yaklaşık %30 kadarının ana dili İspanyolca’dır. Ancak ABD’ye “İspanyol kökenlilere ana dillerinde eğitim hakkı verin” diye bir baskı yapılmıyor. 2007 yılında ABD, ‘İngilizce Dil Birliği Kanunu’nu çıkardı. Bu yasanın gerekçelerinden biri, İngilizce’nin “ABD’deki farklı etnik köken, kültür ve dilleri birleştiren temel olgu” olduğu gerçeğidir. Diğeri (AS:  öbürü) ise ülkedeki az gelişmiş bölgelerin dil farkı sebebiyle (AS: nedeniyle) geri kalmalarını önlemektir (Birleşmiş Milletlerin, resmi dil için kullandığı gerekçe budur.).
 
ABD titizlikle bu kanunu uygulamaya yönelirken, her Avrupa ülkesi kendi resmi dilinde yayın ve eğitimde ısrarlı iken, Türkiye’ye hangi amaçla “ana dilde eğitim” adı altında Türkçe dışında eğitim dayatılıyor?
 
Birçok ülkenin parlamentosunda, anadili farklı olan milletvekilleri bulunmaktadır ama hepsi mecliste resmi dille konuşurlar. Hiç Almanya ya da Avusturya’da Türk kökenli milletvekillerinin parlamentoda Türkçe konuştuğu görüldü mü?
 
Her ülkenin dil konusundaki duruşları belliyken, emperyalist güçlerce bize dayatılan  Kürt açılımları meyvelerini vermeye başladı. Etnikçi partinin bazı milletvekilleri TBMM’de Kürtçe konuştu. Etnikçi partinin başkanıbundan böyle devletin Kürtçe ile ilgili düzenleme yapmasını beklemeden, iki dilli hayatı bölgede yaşamın her alanında egemen kılacaklarını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Diyarbakır Anakent Belediyesi tarafından 97 tane köy ve mezraya isimleri Türkçe ve Kürtçe olan tabelalar asıldı. Diyarbakır Sur Belediyesi ise, birimlerinin tamamının (AS: tümünün) isimlerini (AS: adlarını) Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olarak tabelalara yazdı.
 
“Meclis’te Kürtçe kapatma nedenidir” diyen TBMM Başkanı, BDP’nin kararını; “siyasi propaganda ve palavra kokuyor. Savcılar üzerlerine düşeni yapmalı” şeklinde değerlendirdi. Bu gelişmeler karşısında “Türkiye’nin resmi dili Türkçe’dir” diyen Çankaya’daki AKP’liye sormak gerek; Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 93. yıl dönümü törenlerine katılmak için yaptığı gezide, Güroymak ilçesinden geçerken neden bu ilçenin adına Norşin dedi? Başbakan ise, öğrenci olaylarını eleştirmekten, henüz bu iki dilli yaşam konusunda görüş bildiremedi..
 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, iki dilli yaşam konusunda AKP’yi suçlayarak; “Türkiye’nin bölünmesine, çok dilli, çok milletli bir yapıya, milli devlet ve üniter yapının tahribatına müsaade edilemez.” dedi. CHP Genel Başkanı, geçtiğimiz Kasım ayında çıktığı Diyarbakır gezisinde esnafla bayramlaşırken kendisine, “Kürt sorunu, anadilde eğitim ve işsizlik” konularında görüşü soruldu. CHP Genel Başkanı’nın verdiği yanıt şöyleydi; “sorunların çözüm adresi biz olacağız, size söz veriyorum. Anadilde eğitim talebini de zaten Meclis’te ilk ben dillendirmiştim.”
 
İki dil konusunda “…Türk Silahlı Kuvvetleri, ulus devlet, üniter (AS: tekil) devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir” şeklinde açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı için, “seni ilgilendirmeyen konularda görüş açıklama” diye çıkış yapanlar, patronların kurduğu ve öncelikli ilgi alanı ekonomi ve üretim olan TÜSİAD örgütünün başkanı için aynı şeyi düşündüler mi? Yeni demokrasi hareketi adı verilen partinin başarısız başkanının eşi ve TÜSİAD’ın sadece çağdaş görünümlü başkanı olan bayan, Diyarbakır’da bölgesel kalkınma zirvesi yemeğinde yaptığı konuşmada Kürtçe tümceler kullanmış ve halay çekerek Kürt sorununa “katkı!” sağlamıştır.
 
Bizim okullarımızda okunan ant’tan rahatsızlık duyan emperyalizmin maşaları, ABD okullarında öğrencilerin sabahları ders öncesinde, sınıflarında ayağa kalkarak şu yemini ettiklerini biliyorlar mı? “Amerika Birleşik Devletleri’nin bayrağına ve o bayrağın simgelediği cumhuriyete bağlılık için ant içiyorum. Herkes için özgürlük ve adaletle, tanrının gözetiminde bölünmez, tek vatan için..” Kaynak: Bydigi Forum
http://www.bydigi.net/genel-kultur/263232-ana-dil-nedir-ve-nicin-onemlidir.html#post1945552
Türkiye’nin sorunlarının nedeni iki dilli yaşam, anadilde eğitim ya da Kürt sorunu değildir. Yıllardır devleti küçültmek bahanesiyle kamu varlıklarını değerlerinin çok altında satarak, üretmeden tüketerek, küresel sermayenin emirleriyle tezgahlanan piyasa, insanlarımıza çözüm olarak sunulmaktadır. Sosyal devlet bitirilmek istenmektedir. Sosyal güvence, sağlık güvencesi, barınma olanakları tüketilmektedir. Açlık, yoksulluk, işsizlik kader olarak sunulmaktadır. Ekonomik kriz sonucunda yatırımlar durmuş, fabrikalar kapanmaya başlamış, tarım ve hayvancılığımız bitirilmiştir. Emperyalist güçlerin isteğiyle yapılan açılımlar sorun oluşturmuş, terör azmış, yolsuzluk ve hukuksuzluk büyük boyutlara ulaşmış, siyasi belirsizlik ortaya çıkmıştır. Laiklik ve cumhuriyetimiz çok büyük tehlike altındadır. Türkiye Cumhuriyeti, dışa bağımlı yanlış yöneticiler nedeniyle kuruluş rotasından saptırılmıştır. Kemalist ilkelerden, devrimlerden ve o muhteşem (AS: görkemli) altı oktan (AS “6 Ok” tan) verilen tavizler (AS: ödünler), bugün tüm sorunların kaynağını oluşturmaktadır.
 
Ülkemizin sorunları iki dilli yaşamla çözülemez; Cumhuriyetçilik, Ulusalcılık, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik, Devrimcilik ilkeleri, dün olduğu gibi bugün de, yarın da sorunların çözümü için vazgeçilmez bir dayanaktır.
*******************************​​
Dil Derneği’nden Onur Ödülü almamı sağlayan yazımı iletiyorum.
Selamlarımla. 25.09.2017
SUAY
(İlk Kurşun Gazetesi, 20 Aralık 2010)
==================================
Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Suay Karaman’ı bu yazısı ile, bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği’nin ödülünü kazanması nedeniyle kutlarız.

Biz de ANADİLİ – ANNE DİLİ bağlamında bu sitede epey yazı yazdık. Bunlardan ikisine aşağıda erişilebilir (üzerinde tıklayarak) : 

Sevgi ve saygı ile. 25 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
Not               : Sevgili Suay kardeşimizin keyfini kaçırmak istemeyiz ama Dil Derneği üyesi olmak ve Dil Devrimini benimsemek kullanılan dile de büyük özeni zorunlu kılıyor. Yazıda Türkçesi olan pek çok Arapça – Farsça sözcük kullanılmış.. yer yer ayraç içinde sunduk.. 

Seçimden ağırlaşan kriz çıkmıştır ve kaçınılmaz hesaplaşma artık kapımızdadır

 

Seçim sonuçları üzerine ilk elde yapılabilecek tespitler şunlardır:

Seçimin en büyük mağlubu Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’dir. 2011 seçimlerine göre %10’a yaklaşan oy kaybı, AKP açısından yolun sonunu gösteriyor. Bundan sonra AKP’de çok hızlı bir çözülme ve dağılma beklenmelidir. İktidarı döneminde büyük suçlar işlenmesi, hesap verme korkusu, gemiyi terk edenleri çoğaltacaktır.

CHP ve MHP de bu seçimin kaybedenleridir. CHP hem 2011 genel, hem de 2014
yerel seçimlerine göre oy kaybetmiştir. Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’de yaşadığı hezimet de
ayrıca önemlidir. AKP’nin bu derece oy kaybettiği bir seçimde, CHP’nin de oy kaybetmesi,
bu Parti açısından büyük bir yenilgi anlamına geliyor.

MHP de 2014 yerel seçimlerinde ulaştığı oy oranının gerisinde kalmıştır.
CHP için söylediklerimiz MHP için de geçerlidir.

Dolaysıyla sistemin dört Partisinden üçü, seçimden yenilgiyle çıkmışlardır.
Bu durum, sistemin bir bütün olarak tıkandığının önemli göstergesidir.

ABD, CHP’yi kullanarak ve son olarak seçime iki günden az bir zaman kala Diyarbakır’da patlattığı bombalarla HDP’ye barajı aştırmış bulunuyor. Bu anlamda 7 Haziran 2015 seçimlerinin esas kazananının ABD olduğunu söyleyebiliriz. Ama ABD’nin “seçim zaferi”,
“Doğuya doğru giden trende Batıya koşan adam” gibidir.

HDP’nin barajı aşmasında ABD’nin her türlü aracı devreye sokarak yürüttüğü kampanyanın yanı sıra, Kürt Aleviler başta olmak üzere kayda değer bir seçmen kitlesinin
“AKP’den kurtulmak” diye özetleyebileceğimiz temel isteklerini, barajı aşacak
4. Parti olarak HDP’yi görmeleri ve bu yönde hareket etmelerini belirtmek gerekir.

HDP’nin barajı aşmasında belirleyici olan etkenler arasında,
PKK’nın dağdaki silahlı militanlarının, köylerde ve şehirlerde estirdiği
terör de önemli bir rol oynamıştır.

Bu anlamda 2015 seçimleri, Türkiye’nin seçimler tarihinde bir ilktir. Gerçi bundan önceki seçimlerde de PKK, zor unsurunu kullanarak oy topladı. Ama ilk defa bu kadar yaygın
ve bu kadar aleni yapıldı.

PKK’lılar köy köy dolaşarak HDP dışında başka bir partiye oy çıkması durumunda olacaklar konusunda yurttaşları “uyardılar!”. Şırnak ve Hakkari gibi illerde HDP’nin %80’nin üzerinde oy alması, PKK’nın seçim sandığı üzerinde estirdiği terörün sonucudur.
Bu oran çok sayıda ilde ise %70’in üzerinde gerçekleşmiştir. PKK terörü, sadece Doğu ve Güneydoğu illerinde değil, Antep, Adana, Mersin’in bazı mahalleleri gibi Kürt yurttaşların yoğun olarak yaşadığı yerlerde de uygulanmıştır.

Her şey bir yana sadece bu durum 2015 seçimlerinin halkın özgür iradesini yansıtmakla
hiçbir ilgisinin olmadığını gösterir. Israrla döne döne üzerinde durmamız gereken gerçek budur. Türkiye’de, PKK terörünü devreden çıkarmadan yapılacak seçimler,
terör örgütünün iradesinin halka zorla onaylattırılmasından başka anlama gelmez.

HDP’nin % 13 ile Meclis’e girmesi kaçınılmaz çatışmayı yaklaştırmıştır.

Silahlı Bölücülük şimdi daha büyük bir cüretle taleplerini (Özerk Kürdistan, Anadilde eğitim, dağdaki PKK’lıların resmi kolluk gücü olarak kabul edilmesi ve Öcalan’ın serbest bırakılması) Türkiye’nin önüne koyacaktır.

Türkiye sistem Partileri açısından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır

Önümüzde, sistem partilerinin oluşturacağı bir koalisyon Hükümeti (Büyük ihtimal AKP – CHP) var. Ama bu Partilerin, Türkiye’nin artık taşınamaz hale gelmiş sorunlarına hiçbir çözümü bulunmuyor.

Borçlanma ekonomisinin sonuna geldik. Dolar muhtemelen çok kısa bir süre içinde üç TL’yi geçecektir (AS: 27 Temmuz 2015, Dolar 2,7 TL’yi; € 3 TL’yi aştı!). Bu durumda, daha şimdiden yaşanmakta olan iflaslar, patlama biçiminde artacaktır. İşsizliğin çığ gibi büyümesi demek olan bu durum, kaçınılmaz olarak büyük toplumsal patlamaları doğuracaktır.

Serbest piyasa ekonomisini uygulamak ve Batı’ya daha fazla eklemlenmek dışında bir “çözümleri” olmayan Partilerin oluşturacağı Koalisyon Hükümeti, bu durumda ekonominin çarkını döndüremez. Ekonomiyi yönetemeyen ülkeyi yönetemez.

“Kürt sorunu” artık bir “sınır çekme” sorunu haline gelmiştir.

Ama Türk Ordusu savaş meydanında yenilmeden böylesine bir “değişiklik” gerçekleşemez. Türkiye’ye bu anlamda da bir hesaplaşma dayatılmaktadır.
Sistem partilerinin önümüze gelmiş bu soruna da bir çözümleri bulunmuyor.

Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler bugüne kadar esas olarak sınırlarımızın dışındaydı.
Ama bundan sonra Türkiye’yi yönetecek olanlar, Irak ve Suriye konusunda AKP’nin tek başına iktidar olduğu dönemdeki gibi rahat hareket edemeyecekler. Suudi Arabistan ve Katar’la kotarılan anlaşmaların uygulanması şimdiye kadar olduğu gibi kolay olmayacaktır.
Bu durumda, Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı tespite göre Türkiye’nin dört bir tarafında “uyuyan terör hücrelerinin” faaliyete geçmesi beklenmelidir.
(AS: 20 Temmuz 2015 Suruç kırımı ile başlatılmadı mı?)

Yani Türkiye, PKK terörünün yanı sıra bir de dinci terör ile boğuşmak durumunda kalacaktır. Bu sorunun Bölge ülkeleri arasında güvenlik işbirliği yapılması dışında çözümü yoktur ve Sistem Partilerinin hepsi bölge ülkeleri arasında işbirliğine karşıdır.

Bütün bu sorunlara çözümü olmayan Partilerin oluşturacağı koalisyon, işte bu durumdan dolayı Türkiye’yi yönetemez. Yani Türkiye, Sistem Partileri açısından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Bu nedenledir ki, daha seçimlerin ilk sonuçları alındığında kimi AKP sözcüleri
hemen erken seçimden söz etmeye başladılar.

Vatan Partisi’nin aldığı sonuç
Vatan Partisi iyi bir seçim kampanyası yürüttü. Mitinglerimiz esas olarak başarılıydı.
Her zamankinden daha fazla “göründük”. Türkiye’nin en itibarlı yazarları ve aydınları
Partimizi desteklediklerini ilan ettiler. Hepsinden önemlisi arkamızda, daha önceki seçimlerin hiçbirisiyle kıyaslanmayacak büyük başarılar (Ergenekon, balyoz kumpaslarının çökertilmesi, Soykırım yalanı konusunda elde edilen zafer vd.) ve bu başarıların getirdiği itibar vardı. Propaganda büromuz son derece başarılı çalıştı. Örgütlerin ihtiyacı olan her türlü materyal zamanında ve fazlasıyla sağlandı vb. vb.

Gaziantep’te şimdiye kadar olan bütün seçimlerle kıyaslanmayacak ölçüde daha başarılı bir çalışma yaptık. Bir büyük otobüs ve ayrıca dört ses aracı ile kampanya yürüttük. Toplam olarak 300 bin bildiri dağıttık. Seçim kampanyası döneminde 300 yeni üye kazandık. 150 bin TL olarak belirlediğimiz seçim bütçemizi esas olarak gerçekleştirdik. Gerçekleştirdiğimiz çeşitli etkinlikler, örgütümüzün daha önce yaptığı benzer etkinliklerden çok daha güçlü ve başarılıydı. Bütün bunlara rağmen seçimde aldığımız sonuç, oran olarak örneğin 2002 yılında aldığımız sonucun gerisinde kaldı. 2007 seçimlerinden ise rakam olarak daha fazla oy aldık ama oran olarak bu seçimin de gerisinde kaldık. Ama Bütün arkadaşların hem fikir oldukları tespit,
2002 ve 2007 seçimlerindeki çalışmadan çok daha etkili ve başarılı bir çalışma yaptığımızdır.
Aldığımız sonucu açıklamada belirleyici saptama yaşadığımız nesnelliktir. Toplum, yüzyüze olduğu tehdidi, Devrimci Parti etrafında toplanarak ve mücadele ederek göğüslemek yerine, tehdidin sahiplerine yaklaşarak, deyim yerindeyse onlara teslim olarak halledebileceğini düşündü. HDP’ye verilen destekte bu anlayışın önemli bir payı vardır. ‘HDP barajı geçmezse savaş başlar’ fikri hem PKK tarafından işlendi hem de toplumun küçümsenmeyecek orandaki farklı kesimleri tarafından dillendirildi.

Aynı şekilde AKP’nin, “bana oy vermezseniz ekonomi çöker” şeklindeki tehdidi de
toplum üzerinde oldukça etkili oldu. Gaziantep’te birçok fabrika sahibinin işçilerine;
“AKP’ye oy vermezseniz, kriz olur fabrika kapanır ve sizler de işinizi kaybedersiniz”
şeklinde telkinde bulunduklarını biliyoruz. Dikkat çekici nokta bu işverenlerin
büyük çoğunluğunun AKP’li olmadığıdır.

Halk, tavizler vererek, sistemin efendilerine yaranarak tehlikeyi savuşturabileceğini düşündü. Vatan Partisi’nin örgütlenme ve mücadele çağrısını bundan dolay göze alamadı.

Bu temel tespitin yanı sıra, kimi örgütsel zaaflar yaşanmışsa da bunlar alınan sonuç üzerinde belirleyici etkide bulunmamıştır.

Vatan Partisi ne yapmalı?

En büyük tehlike, seçimde aldığımız sonuca kafayı takmaktır. Toplum bu sonuçlara bakmayacaktır. Çünkü hayat, çok geçmeden acı gerçekleri herkese hatırlatacaktır (AS: Başlamadı mı??) ve Vatan Partisi’nin bugüne kadar verdiği mücadele, yaptığı uyarılar kitlelerin bize bakışını belirleyecektir.

2011seçimlerinden hemen 15 gün sonra Hatay’da, Suriye’de başlayan terör olaylarına karşı “Suriye halkı ve Hükümeti ile Dayanışma Mitingi” düzenlemiştik. Aynı şekilde hareket etmeliyiz.

Arkada kalan üç aylık dönemde Türkiye’nin hemen her tarafında çok önemli bir öncü birikimle buluştuk. Partimize olan yönelim devam edecektir. Bu da bir nesnelliktir. Seçim sonucu,
bu yönelimi kısa bir müddet yavaşlatabilir ama önleyemez. Ve biz Türkiye’nin ihtiyacı olan Parti olduğumuzu pratiğimizle ortaya koyarak bize olan yönelişi daha da güçlendirebiliriz.

Örgütlerimiz, şimdi Partimize katılan öncü birikimi değerlendirerek kendini yeniden yapılandırmalı, örgütlemeli ve büyütmelidir.

Türkiye büyük halk hareketlerine doğru gidiyor. Halk hareketi, yaşamakta olduğumuz ve
7 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı siyasal tablo sonucunda daha da ağırlaşacak olan krizden (AS: seçimden 50 gün sonra durum dam da böyle..) Türkiye’yi çıkaracak ve ülkemizi
bir Milli Hükümete kavuşturacak biricik güçtür.

Vatan Partisi bu halk hareketinin örgütleyeni ve önderi olmalıdır.

Bizi bekleyen tarihsel görev budur. (13 Haziran 2015)

=========================================

Dostlar,

Vatan Partisi’nin önde gelen yöneticilerinden, bir dönem Genel Başkan Vekilliği ve
Genel Sekreterlik de yapmış olan dostumuz Sn. Bedri Gültekin’in 45 gün önce yazdığı makaleyi özellikle bugünlerde paylaşmak istedik. Zamanın akışının “adeta hızlandığı” son aylarda
isabetli öngörülerde bulunmak kolay olmasa gerektir. Bedri bey (Mülkiye mezunudur) bu zoru başarmış yukarıdaki önemli yazısında. Biz de yer yer ayraç içinde pekiştirmelerde bulunduk.

Vatan Partisi’nde gerçekten Türkiye’nin yüzakı ciddi bir yurtsever, deneyimli öncü siyasal kadro bulunuyor. Bu olgu Türkiye için bir kazançtır ve yaygın halk yığınları bu potansiyeli henüz yeterince değerlendiremese de, ülke yöneticileri ve namuslu aydınlar, yazarlar, etkili – yetkililer bu Partinin sesine – söylemine kulak kabartmalıdırlar.

Sevgi ve saygı ile.
27 Temmuz 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BİRGÜL AYMAN GÜLER : Üç kriter kırılması


Dostlar
,

Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Uzmanı (SBF’den emekli), CHP İzmir Milletvekili
Sn. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, Türkiye’nin içine sürüklendiği şeytan üçgenini tanımlıyor..

Yaşanan – Türkiye’ye dayatılan süreçleri, engin uzmanlık bilgileriyle tanımlayarak kavramsallaştırıyor ve çıkış yolunu da gösteriyor.

Ayrıca CHP’nin çıkmazını ve derin ideolojik çelişkilerini de..

Siyaset bilimi dersi gibi bir yazı..

Herkes sakin sakin okumalı, anlamaya çabalamalı ve sonra da gereğini yapmalıdır. Öncelikle CHP’nin Diyarbakırlı ama nedense İstanbul Milletvekili Kürt kökenli, ne yazık ki Kürtçülük yapan Sezgin Tanrıkulu ve “Dersimli Devrimci Kemal” in okuması gerek..

Sevgi ve saygı ile.
29.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================== 

Üç kriter kırılması

portresi_genc

 

Prof. Dr.
BİRGÜL AYMAN GÜLER
AYDINLIK, 28.9.14

 

ABD’nin başkentinde “Ortadoğuda Kürt Realitesi: Risk, Beklenti, Fırsatlar” başlığıyla bir toplantı düzenlenmiş. Toplantı orada ama ev sahibi ABD değil,
HDP Washington Temsilciliği. Konuşanlar da İran dışında Türkiye, Irak, Suriye’deki Kürtçü siyasetlerin temsilcileri, yabancı kimse yok.

Toplantı, HDP tarafından düzenlenen “2. Kürt Konferansı” olarak duyuruldu.
Bu parti toplantısına başka partilerden gelen tek temsilci CHP’den,
başka bir siyasal partiden ne üst ne alt düzeyden temsilci var.

CHP temsilcisi, partinin Ortadoğu sorunu ve ABD-Ortadoğu ilişkileri ekseninde değil de, “realitenin Türkiye parçası” üzerinde konuşacak. Temsilci Sezgin Tanrıkulu
Milliyet Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, CHP’nin Türkiye’de Kürt sorununa üç çözümü olduğunu söyleyeceğini belirtmiş:

(1) Yurttaşlık meselesinde eşit vatandaşlık,
(2) Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın (AYYÖŞ) uygulanması,
(3) Anadilde eğitimin kabulü.

ANLAM ve SORUNLARI

1. Eşit vatandaşlık, ulusal yurttaşlığın yarattığı engeli aşma formülü, temsilciye göre. Çözüm, bireysel haklara değil etnik/dinsel topluluk statülerine dayanan yurttaşlık sisteminin getirilmesinde. Başka bir adlandırmayla “anayasal vatandaşlık”ta.
Yani, PKK/HDP tarafından savunulan, AKP’ce benimsenmiş, AB-D çevrelerinin destek verdiği yol. Ulusal yurttaşlığı kuran “Türk vatandaşlığı”nı kaldırmayı, yerine TC’liği getirmeyi, etnik toplulukların anadillerine resmi dil statüsü vermeyi öngören yol.
Yeni Anayasa’da yapılmak istenen şey. CHP Programı bireysel haklara dayanan
ulusal vatandaşlığı, yani yurttaşların eşitliği ilkesini benimsediği için, geçtiğimiz yıl Anayasa Komisyonu’nda CHP tarafından reddedilmiş olan formül.

2. AYYÖŞ’ün uygulanması, “Kürt Sorunu”nu çözümü için ikinci kriter.
Temsilci bu açıklamasında da, AYYÖŞ’ün Türkiye’nin tüm yerel yönetimlerinde uygulanarak halkın katılımını artıracağını söylemiş. Ama “Kürt Sorunu” için
neden ayrıca işe yarayacağını daha önceden yaptığı gibi şimdi de açıklamamış.
Biz söyleyelim. AYYÖŞ 1995 yılında yapılan bir yorumla “yerellik esası” -subsidiarite- yönünde kullanılabilen bir araca dönüştü. Avrupa Konseyi’nde baskın kesim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi amacını “yerel yönetimlerin federal ilkeye göre örgütlenmesi”ne bağlamış durumda. Bunlar Türkiye’ye gönderdikleri heyetler ve Türkiye için hazırladıkları raporlarla anayasa değişikliği isterler. Onlara göre AYYÖŞ’ün uygulaması için Anayasa’da idare bölümünü değiştirmek gerekiyor. Somutça, “idarenin bütünlüğü” ilkesinin ve “idari vesayet” kurumunun kaldırılması; Anayasa’ya merkeziyet yerine “yerellik ilkesi”nin yerleştirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla “AYYÖŞ uygulansın” demek, Yeni Anayasa için CHP tavrını şimdiden teslim almak anlamına geliyor.

3. Anadilde eğitimin kabulü, bir üst düzey yöneticinin kamuoyunun göz ve kulakları önünde Parti Programı’nı ihlal etmesine son kanıtı oluşturuyor. Üstelik bu ihlal bir yabancı ülkede ilanen yapılarak, Parti önümüzdeki günlerde ortaya çıkabilecek tartışmalarda fena halde açığa düşürülmüş oluyor. CHP Programı, anadilin öğrenilmesini kabul eder; anadilde eğitimi ise anadillerin resmi dil haline getirilmesini gerektiren siyasal-hukuksal işlerden biri olması nedeniyle benimsemez.

ÇÖZÜM TANIMDA GİZLİ

Kürt sorununda ilk sorun, adlandırılışı bir yana, tanımlanışında.

Kürt sorunu nedir?

sorusuna verilecek yanıt, çözümleri de belirliyor.

Şimdi, 2014 yılında ve geleceğe doğru, “özgürlük ve demokrasi sorunudur” diye yanıt verirseniz

(1) ulusal yapıyı -Türk vatandaşlığını-,
(2) üniter yapıyı -idarenin bütünlüğünü-, kamu örgütlenmesinde -eğitim, yargı, vb…-
tek hukuk düzenini çözmeyi/çeşitlendirmeyi yani bunları dağıtmayı kabul edersiniz.

AKP bunları becereceği zamanın sistemine “Yeni Türkiye”,
PKK/HDP ise “Yeni Yaşam” diyor. HDP konuğu CHP temsilcisi bu yolu öneriyor.

Soruya, 12 Eylül 1980 politikalarıyla yok edilmiş bireysel kültürel hakların sahipliği ve kullanımında alınmış mesafeyi göz önünde bulundurup, şimdi, 2014 yılında ve geleceğe doğru, bu bir “devlet, toprak ve sınır sorunudur” derseniz, o zaman konuya uluslararası/bölgesel sorun tanısı koyabilirsiniz. O vakit akıllar, özgürlükçü ve eşitlikçi bir yeniden yapılanma için ulusal ve üniter yapıyı pekiştirecek politikaları
kolayca seçecektir. CHP programı da bu yolu öngörüyor.

HDP’ye misafirlik, güncel tutum – Program arasındaki çatışmayı,
işte böyle hızla ve açıkça gözler önüne serilmiş bulunuyor.

MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN : Kürtçe okul girişimi nedir; kime hizmet ediyor?


Kürtçe okul girişimi nedir; kime hizmet ediyor?

Dostlar
,Güneydoğu’da – Doğu’da Kürtçe ile eğitim istemleri ülke gündemine sistemli
bir biçimde taşındı. Öyle ki, BDP (Barış ve Demokrasi Partisi!?) – HDP’nin
(Halkların Demokratik Partisi!?) ne yazık ki silahlı kanadı (Yasal bir partinin silahlı kanadı olur mu?!) PKK, mühürlenen yasa dışı sözde Kürtçe eğitim verecek okullara karşılık, apaçık şiddet – kalkışma suçu işleyerek çok sayıda Devlet okulunu yaktı
ve tahrip etti!. Öğrenebildiğimiz kadar, güpegündüz meydan okurcasına işlenen
bu suç eylemlerinin hiçbir sanığı da yakalanarak yargı önüne çııkarılmış değil..
Bunca “hoşgörü” niyedir, hakkınız var mıdır… giderek suçu ve suçluyu koruyarak
suç oluşturmaz mı? Engelleyici yasal adımları atmazsanız Devlet olarak otoriteniz de kalmaz, caydırıcı da olamazsınız hatta suç işlemeye teşvik de etmiş olursunuz.
Siyasal iktidar da, yasa dışı buyrukları uygulayan kamu görevlileri de sorumluluktan kurtulamaz..

Bu okullar vergilerimizle yapılmıştır, ulusal servettir, korumak hepimizin ödevidir..

Her ne istenecekse hukuk içinde kalmak herkesin zorunluğudur.

Tersini yaparak Devleti zor kullanmaya itmek, sonra da mağduru oynamak,
en azından utandırıcı bir yöntem olsa gerektir. Bu eylemi Kürt kardeşlerimize yakıştıramıyoruz.

Emperyalist maşası bölücü örgütün (PKK) eylemidir
ve en önce yöredeki Kürt insanımızın – çocuklarımızın zararınadır!

Vatansever Kürt yurttaşlarımız PKK’nın bu tür eylemlerini dışlamalıdır.
Bu örgütün kendisinin çıkarlarına hizmet etmediğini, tersine ülkemizin barışını dinamitlediğini görmelidir.

Kürtçe eğitim istemlerinin öne çıkarılmasının zamanlaması da düşündürücüdür.
Ortadoğu, taşeron terör örgütü IŞİD sorunu ile kana bulanmışken..

AYDINLIK Gazetesi bu bağlamda bir tartışma ortamı açtı. Yazıları bekliyor.
Sn. Gültekin “Kürtçe sorunu” nu çalışmış ve bu konuda bir de kitap yazmıştır.

Türk Devrimi’nin yayınevi Kaynak Yayınlarınca yayımlanan 160 sayfalık kitabın kapağı yukarıdadır ve bu kompozisyonla da bir ileti verilmektedir : Çıkmaz sokaktır..

Bu bağlamda biz de sitemizde epey yazı yazdık, 2’si aşağıda  :

– “İkinci Dil” Üzerinden Yapılmak İstenen Gerçekte Nedir ?
(http://ahmetsaltik.net/2013/12/09/ikinci-dil-uzerinden-yapilmak-istenen-gercekte-nedir/)
– Tekirdağ’da Bir Kürt Düğünü, Bir de Sünnet! Ve Çağrıştırdıkları..
(http://ahmetsaltik.net/2014/09/21/27383/)

Sevgi ve saygı ile.
21.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Kürtçe okul girişimi nedir; kime hizmet ediyor?

portresi_adiyla

 

 

MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN
AYDINLIK, 21.9.14

 

PKK’nın Kürtçe eğitim verecek okullar açma girişimini,
Kürt yurttaşlarımızın bugün yaşadığı gerçeklik zemininde tartışmak gerekiyor.

Kürtçe eğitimi savunan Eğitim-Sen’in 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Güneydoğu Anadolu bölgemizde yaşayan yurttaşlarımızın %58’inin anadili Türkçedir. Hiç kuşku yok ki bu yurttaşlarımızın da çoğunluğu Kürt kökenlidir. Geri kalan %42 içinde, Kurmançca, Zazaca ve Arapça konuşan yurttaşlarımız vardır. Kurmançca ve Zazaca  farklı dillerdir. Aynı araştırmaya göre Güneydoğu’da anadili Zazaca olan %5.7,
Doğu Anadolu’da ise %12.7 oranında yurttaşımız vardır. Yani Türkçe yalnızca çoğunluğun anadili değil, aynı zamanda bütün yurttaşlarımızın ortak dilidir.
Eğitim dili olarak kabul görmesinin önemli nedenlerinden biri de budur.

– Daha önemlisi anadili Kürtçe olan yurttaşlarımızın da ezici çoğunluğunun Kürtçeden daha iyi Türkçeyi biliyor olduğu gerçeğidir. Bu bir olgudur. Türkçe de Kürtçe de eğer bizim dillerimiz ise çocuklarımızın eğitimi gibi önemli bir konu önümüze geldiği zaman, en iyi bilinen ve en uygun olan dilin tercih edilmesi normal olanıdır. Lafa gelince BDP, “Türkiye partisi” olmaktan sözetmektedir. Diyarbakırlı Kürt çocuğunu, daha iyi bildiği dilde değil de daha az bildiği ya da bilmediği dilde eğitime zorlamak, “Türkiye partisi olmak” iddialarının halkı aldatmaya yönelik iki yüzlülükten başka bir şey olmadığını gösterir.

– Nedenlerini tartışmıyoruz; ama bugün bulunduğumuz noktada Türkçe; siyaset, bilim, kültür, eğitim dili olarak daha gelişmiş bir dildir. Türkçe bugünkü durumuna binlerce yılı bulan devlet dili olmak gibi bir pratiğin ardından ulaşmıştır. Öte yandan birtakım çevreler Kürtçeyi, bir yandan bölgesel birliklerin öne çıktığı, öte yandan tek bir dünya ekonomisinin varlığını her alanda kabul ettirdiği koşullarda; siyaset, eğitim ve bilim dili durununa getirmek savındadırlar. Tarihsel olarak başarı şansı kalmamış bir çaba
söz konusudur. Yalnızca Kürtçe açısından değil, benzer durumdaki bütün diller açısından böylesine bir çaba bolunadur. Onun için Kürtçe eğitim istemi ile Türkçe eğitime düşmanlık, gerçekte Türklerin ve Kürtlerin bir arada yaşama iradelerine düşmanlıktan başka anlama gelmez.

KÜRTLER ARASINDA DİL BİRLİĞİ YOK

– Kuzey Irak’ta 25 yıldır yaşanmakta olan Kürtçe eğitim pratiği, sorunu doğru olarak kavramamız açısından öğretici derslerle doludur. Türkiye Kürtlerinin önemli bir bölümünün konuştuğu dil olan Kurmançca, Kuzey Irak’ta 7. sınıfa dek okutulmaktadır. Eğitim daha sonra Soranca devam etmektedir. Üniversitelerde ise eğitim ağırlıklı olarak Arapça ve İngilizcedir. Öğretim üyelerinin %doksanının yabancı olması da
bu gerçeğin önemli kanıtlarından biridir.

Kaldı ki Soranca’nın eğitim dili olarak bu bölgede yüzyıllık bir geçmişi vardır.
1. Dünya Savaşı’nın hemen ardından bölgeyi işgal eden İngiltere, Soranca eğitim veren okullar açtı. Yüz yıllık geçmiş bile Soranca’nın bir bilim dili olmasına yetmemiştir. Kurmançca ise Sorancanın da çok gerisindedir.

PKK’nın, iki yıldır iktidar olduğu kimi Suriye illerinde Kurmançca eğitimi yalnızca ilkokul 1. sınıfta uygulayacağını ve sonraki sınıflarda eğitime Arapça sürdüreceğini söylemesi de bir gerçeğin itirafıdır. Nitekim Diyarbakır ve Hakkari’de Kürtçe eğitim yapacak okullar açacaklarını söyleyenler de yalnızca ilk sınıflarda Kürtçe eğitim yapılacağını,
sonraki sınıflarda eğitimin Türkçe süreceğini söylemektedirler.

  • Olan, emperyalistlerin bölge planlarında bir alet olarak kullanılmak istenen Kürt çocuklarına olmaktadır.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi yetkilileri 2007’de “standart bir Kürtçe yaratmak için
iki kuşağa gereksinimleri olduğunu” söylemekteydiler. Soranca’nın yukarda belirttiğimiz avantajlarına karşın 2 kuşağa yani 60 yıla gerek duyması; eğitim ve bilim dili olarak Kürtçenin durumunu gözler önüne sermektedir. 2000’lerin dünyasında, bugüne dek eğitim ve bilim dili olmamış hiçbir dilin önünde artık böyle bir zaman yoktur.

– Pratik yaşamda karşılığı olmayan bir eğitimin asıl mağdurları o sözde eğitime kurban edilen çocuklar olacaktır. Çocuğun eğitiminde çok önemli olan yaşların bu biiçimde  boşa harcanması, daha ileri yıllarda girerimi olanaklı olmayan zararlara yol açacaktır.

– Ve son olarak halkımızın Kürtçe eğitim diye bir istemi yoktur.

Nitekim 2000’li yılların başında açılan Kürtçe dil kurslarının hemen hepsi öğrencisizlikten kapanmıştır. Üniversitelerdeki seçmeli Kürtçe derslerine ilk 1-2 yıldan sonra başvuran olmamıştır. Bugün “anadilde eğitim” diye bağıranlar, özel okullarda Kürtçe eğitime “Hayır” demektedirler. Çünkü bu okullara hiç kimsenin çocuklarını göndermeyeceğini bilmektedirler. Öte yandan Mardin Artuklu Üniversitesi’nin Kürt dili öğretmeni yetiştirme programına büyük istem olmuştur. Çünkü diplomalı işsiz durumundaki Kürt gençleri bu yolla iş bulabileceklerini düşünmektedirler.

Bu örnekler şu gerçeği kanıtlamaktadır:

Kürtçe eğitimin pratik yaşamda bir karşılığı olmadığı için böyle bir istem de yoktur.
Öte yandan devletin Kürt dili öğretmeni atayacağı belli olduktan sonra istem
ortaya çıkmıştır. Onun için PKK’nın hedefi Kürtçe eğitimin yasayla zorunlu duruma getirilmesidir.
Böyle bir düzenleme ise bölünmenin resmileştirilmesinden başka anlama gelmez.

KÜRTÇE OKUL HANGİ PLANIN PARÇASI?

PKK’nın üç ilimizde Kürtçe eğitim yapacak okullar açma girişimini, iki farklı gelişmenin doğrudan sonucu olarak ele almak gerekiyor:

Bunlardan birincisi AKP’nin “Kürt açılımı” politikasıdır.

  • Açılım politikası bir yandan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin elini kolunu bağlarken, öte yandan her bakımdan PKK’nın  önünü açmış ve
    bölgede iktidar yapmıştır.

PKK, Kürtçe eğitimin devlet tarafından verilmesini, kendi egemenliğinin tanınmasının
en önemli koşulu olarak görmektedir.

Kürtçe eğitim, pratik yaşamda karşılığı olmayan bir istemdir. Ancak ülkenin belli bir bölgesi PKK’ya bırakılır ve Kürtçe burada resmi dil durumuna getirilirse, ancak o zaman Kürtçe eğitimin bir anlamı olabilir. AKP’nin “Açılım” politikasının sonucu olarak geldiğimiz yer, PKK’nın Kürtçe eğitimi Kürt çocuklarına zorunlu olarak öğretileceği okulların açılmasını, bir oldubitti olarak Türkiye’nin önüne getirmesidir.
Ve bu gelişmeyle birlikte devlet okullarına yönelik sistemli saldırıların başlamasıdır.

‘ANADİL’ İSTEMİNİN ZAMANLAMASI

PKK’nın okul açma girişiminin, ABD üretimi IŞİD’in Suriye ve Irak’ta harekete geçirilmesinin hemen ertesine rastlaması, olayı doğru olarak anlamamızı sağlayan
en önemli gelişmedir. Şimdi bütün dünyada “Teröre karşı mücadele eden Kürtler” propagandası yapılıyor. Buna bağlı olarak PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkarılması ve IŞİD’e karşı silahlandırılması konuşuluyor. ABD’nin bölge politikasında Kürdistan’ın Türkiye’ye seçenek olarak düşünülebileceği de dillendirilen görüşler arasında.

Türkiye’de Kürtçe okul açma girişimini işte bütün bu gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor.

  • Kısacası Kürtçe eğitim verecek okullar açma girişiminin,
    Kürt çocuklarının
    eğitim gereksinimlerinin karşılamakla
    en ufak bir ilgisi bulunmuyor.

Ama bu istemin Türkiye Cumhuriyeti’ni etnik temelde bölmede ve ABD’nin bölgeye ilişkin egemenlik planları içinde çok önemli bir yeri olduğu tartışmasızdır.

Kürtçe bizim dilimizdir.
Kültürel zenginliğimizin önemli bir ögesidir. Kürtçenin öğretilmesi ve geliştirilmesi halkımızın yararınadır. Ama

  • Kürtçe anadilinde eğitimin bugünün koşullarında emperyalist planlar uyarınca bölünmeye hizmet etmek dışında bir işlevi yoktur.

REŞİT GALİP BİR KEZ DAHA ÖLDÜ!


Dostlar,

Bu sitede daha önce, övünç duyduğumuz meslek büyüğümüz Dr. Reşit Galip hakkında yazdık.. (http://ahmetsaltik.net/2012/09/20/dr-resit-galip/, 20.9.12)

Yeri gelmişken, erişkesi (linki) yukarıda verilen bu yazının okunmasını diliyoruz.
41 yaşında öldüğünde cebinde 5 (beş!) TL para çıkmıştı..

“ANDIMIZ” ın sözlerini o yazmıştı..

“ANDIMIZ” ın ortaokullardan sonra ilkokullardan da kaldırılması düşüncesini
kabul edilemez buluyoruz..

AKP iktidarını bu çılgın ve son derece yersiz girişimi gündemden çekmesini diliyoruz.

Meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı‘nın yazısını aşağıda, kendisine teşekkür ederek sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
02.10.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================

REŞİT GALİP BİR KEZ DAHA ÖLDÜ!

DR. REŞİT GALİP
(1893-1934)

Image

Türkiye’nin büyük günü 30 Eylül’de Demokratikleşme Paketi açıklandı.
Oysa, buna Demokratikleşme Torbası demek daha uygun düşerdi. Ele geçen ne varsa içine atılmış. Anadilde eğitim, Türk abecesinde bulunmayan harfler ve elbette
el çabukluğuyla torbaya sokulan türban!

Andımız” da kurtulamamış torbaya girmekten!

Image

Andımız deyince Dr Reşit Galip’i unutmak olmaz! 23 Nisan 1933’te Dr Reşit Galip tarafından yazılan ve okullarda öğrenciler tarafından okunan Andımız, bugün demokratikleşme kurbanı oldu! Bu ülkede Şovenizm ve Irkçılık ile yaftalayıp da aşamayacağınız engel olmadığı bir kez daha anlaşılmış oldu.

Dr Reşit Galip kemikleri sızlayanlar arasındaki yerini almıştır bu yok sayışla. Kırk bir yaşında yaşama veda ettiğinde kitapları, bir karyolası ve yorganından başka bir şeyi olmayan bu Cumhuriyet insanının 1933’teki Üniversite Reformu’nun öncülerinden olduğunu bilenlerin sayısı da çok olmasa gerektir.“Andımız”ın tarihe karışmasına
alkış tutan ve zaman yitirmeden basında boy göstermekte sakınca görmeyen akademik unvanlılar bana Sakallı Celâl’in şu aforizmasını bir kez daha anımsatmış oldu!

“Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür!”

Sakallı Celâl’in bu sözleri dünya döndükçe, yaşam sürdükçe birilerine kapak olmayı sürdürecek gibi görünüyor.

Yapılan açıklamalara bakılırsa paketlerin biri diğerini izleyecek!

Bugünkü paketle Dr Reşit Galip bir kez daha öldürülmüştür. Hem de canevinden vurularak! Ama asıl yok edilmek istenenin, O’nun aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti olduğu gerçeği akıldan çıkartılmamalıdır.

Ceyhun BALCI, 30.03.2013

Image

Share this: