ORMANLARIMIZ YANARKEN

ORMANLARIMIZ YANARKEN

Suay Karaman
26 Ağustos 2019

Ağustos başından bugüne dek yaklaşık 202 orman yangını çıkmıştır. Bu yangınların kimisi bilinçsizlik ve dikkatsizlik sonucu çıkmıştır. Kimilerini PKK terör örgütü, ülkeye zarar vermek adına çıkartmıştır. Kimileri ormanlık araziyi imara açmak, otel ve konut yapmak için çıkartılmaktadır. Kimileri ise maden alanlarına yer açmak için. Otel, konut ve maden alanları için ağaç kesmek yerine, yangın çıkartmak, tepkiyi daha aza indirmektedir. Birçok yangında sabotaj olasılığının çok yüksek olduğu görülmektedir.

  • Ancak neredeyse ormanlarımızı yakanların hiçbiri bulunamamaktadır?!

Orman ve Su İşleri eski Bakanı Veysel Eroğlu 15 Haziran 2016’da yaptığı açıklamada orman yangınlarıyla mücadele için dünyanın en ileri teknolojilerinden birini kurduklarını bildirmişti. Orman yangınlarına karşı 2.300 kara aracı, 34 hava aracı ve 19.000 personelle mücadele edildiğini, ormanların 776 adet kuleden 24 saat gözetlendiğini, 97 gözetleme kulesinde 194 kamera kullanıldığını ve ülke genelinde orman yangınlarına müdahale süresinin 2015 yılında 15 dakikaya indirildiği değerlendirmelerinde bulunmuştu.

Bu yılın (2019) Haziran ayında bir yasa çıkarılarak, Tarım ve Orman Bakanlığı’na hava ve kara araçları dahil her türlü gereksinimi doğrudan sağlama yolu ile satın alıp kiralayabilme yetkisi verildi. Böylece ihale yapmadan, istediği firmadan gereksinimlerini karşılayabilme olanağı sağlandı. Bakanlığa verilen ihalesiz iş yapma yetkisinin sonuçlarını orman yangınlarında görmekteyiz.

Tek adam rejimi hükümetinin bu uygulamasının sonucunda, Türk Hava Kurumu’ndan uçak kiralamak yerine,

  • Orman yangınlarını söndürme işi bir mimarlık firmasına ihale edilmiştir!
  • İhaleyi alan firma yurt dışından helikopter kiralayarak, yangınları söndürmeye çalışmaktadır.

İşte bu nedenle orman yangınları bir türlü söndürülememektedir.

  • Orman yangını ne denli uzun sürerse, ihaleyi alan firma o denli para kazanacağı için, yangınlar günlerce sürmektedir.

Ülkemizde Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda 6 adet yangın söndürme uçağı, Türk Hava Kurumu’nda 6’sı çalışır durumda, 9 yangın söndürme uçağı bulunmaktadır. Üstelik Türk Hava Kurumu, yangın söndürmede uluslararası başarılara imza atmıştır, yaklaşık 40 yıldır bölgenin en iyi yangın söndürme filosu olarak görev yapmaktadır. Ancak bunlara karşın Tarım ve Orman Bakanlığı, orman yangını söndürme işinde özel şirkette ısrar etmektedir.

Türkiye, geçen yaz Yunanistan’da çıkan orman yangını için iki yangın söndürme uçağı göndermiş, İsrail, Ukrayna ve Suriye’deki orman yangınlarına da uçak göndererek yangınların söndürülmesine önemli katkıda bulunmuştu. Ancak kendi ülkemizde çıkarılan orman yangınlarına, uçak gönderememekteyiz.

  • Ormanlarımız yanarken Türk Hava Kurumu uçaklarını hangardan çıkarttırmayan,
  • yangınların söndürülmesi işini ilgisiz özel şirketlere vererek

hem doğal, hem de ekonomik kaynakları peş keş çeken Tarım ve Orman Bakanı olacak kişinin akıl ve bilim dışı, tutarsız, gerçeklerle örtüşmeyen söylemleri büyük tepki çekmiş ve ülkemiz adına büyük bir utanç oluşturmuştur. Böyle durumlarda istifa olgusu akıllara gelir ama bu olgu için onur ve gurur gerekir.

29 Ağustos 2007 ile 10 Temmuz 2018 arasında görev yapan bakan Veysel Eroğlu’nun yaptığı açıklama ile şimdiki bakanın açıklamaları birbiriyle çelişmektedir. AKP iktidarının bakanlarına güvenilmez ama arada bu denli fark olması da düşündürücüdür. İşte bu, devleti şirket mantığıyla yönetmenin doğal sonuçlarıdır.

  • Ormanlarımız yanarken gerekli önlemleri almayanlar, ihanet içindedir!

Orman yangınları çok daha kısa sürede ve en az zararla söndürülebilecek iken görevli ve sorumluların beceriksizliği, bilgisizliği nedeniyle binlerce hektar ormanımız yok olmuştur.

Ormanlarımızda salt ağaçlar yanmamıştır; hayvanlar, toprak canlıları, mikroorganizmalar yok olmuştur. Onlarca yılda büyüyen ormanlarımızı geri getiremeyiz ama bu olaylarda sorumluluğu olanları bularak, yargı önünde hesap vermelerinin sağlanması gerekir. Yasalarda ve yönetmeliklerde gerekli düzenlemelerin yapılması, ağır yaptırımlar getirilmesi ile bir daha böyle olayların yaşanmaması için mücadele edilmelidir. Ormanlarımız yaşam alanıdır, can damarıdır, ülkemizin geleceğidir; hepimiz korumak zorundayız.

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne demişti; “Biz İstanbul’a ihanet ettik, bunda benim de payım var..” O denli doğru söylediniz ki sayın Cumhurbaşkanı, tarife benim sözcük hazinem yetersiz kalıyor. Yalnızca İstanbul’a mı, öbür illeri ayırdınız mı? Ülkemizin öbür illeri ve bölgeleri ayrıcalıklı mı? İstanbul’un suçu ne tek başına? Ben bir anımsatma yapsam, acaba ülkenin büyük bölümü kapsama alanına giriyor olabilir mi?

Örneğin kaç belediye başkanını –istifaya zorlayarak– görevden aldınız? Bunların suçları neydi? Görevden aldığınıza göre suçlu olmalılar. O halde cezaları nerede? Hukukta bir kural vardır; Suçsuz ceza olmaz! Cezasız kalan suç??.. Bilgisizliğimi hoşgörün,  istifa ettirerek görevden aldığınız belediye başkanlarının olduğu illerde de ihanet olabilir mi? Yine soralım; 1. derecede sit alanı, Salda Gölü’nün başında Azrail nöbet tutuyor, burada da böyle bir belirti var mı?

Mitolojiye göre tanrıların tanrısı Zeus, Kazdağlarının doruğunda Troia Savaşlarını izliyordu. İlk güzellik yarışması Kazdağlarında yapılmıştır. Kainat güzeli Afrodit birinci gelmiştir. Kazdağları da Afrodit kadar güzel değil mi? Kazdağları yalnızca doğal durumu ile değil, kültürel yönüyle de dünyanın ilgisini çekmektedir. Ayrıca Kazdağlarının sahibi insanlardan önce tavşanlar, tilkiler, kuşlar, sincaplar, geyikler, kaplumbağalar, kelebekler, uğur böcekleri ve ağaçlar değil midir? Binlerce ton siyanür zehiri dökülerek katledilen on binlerce ağaç ve canlı, bozulan ekolojik denge, gene kapsama alanı dışında mı kalıyor? Niçin??!

Biz, “yaş kesen, baş keser” olarak bilirdik, İktidarınız bunu “yaş kesen, hoş keser” e dönüştürdü. Doğaya karşı bu acımasızlığınız nedendir? Çevresi boğum boğum yeşil, halka halka, rengarenk Uzungöl yok artık! Çevresine betondan kelepçe vuruldu. Burada da bir ihanet belirtisi, hatta sonucu var mı? Kim sorumlu?

Mardin’in en güzel üzüm bağları ve zeytinlikleri alev alev yanıyor.
Şirince’de ağaç katliamı başladı, başlayacak (mermer ocakları için), Matematik Köyü yakınlarında.
Aydın’da kurulu jeotermal santrallerin incirleri, zeytinlikleri, çocukları, kadınları, erkekleri, yaşlıları hasta ettiğini biliyor muyduk? Ülkede kanser oranının hızla artmasını neye bağlıyorsunuz?
Şimdi Munzur’un en verimli su kaynaklarında sıra, o da yok edilmek üzere. Altın ve mermer ya da dolayısıyla RANT, kapitalizmin tapıncı kâr  uğruna… Dünya var olalı beri, insanlar o altını ve mermeri çıkarmadan yaşadı ama susuz ve havasız ne denli yaşayabilir? Buna ne diyeceğiz?

Karadeniz’de çeşit çeşit kuşların sesleri, suların şırıltısı esen rüzgarın uğultusu ile bir senfoni oluşturuyordu. HES’lerle o suları kuruttunuz. O kuşları susturdunuz. O doğal müzikal koro yok şimdi!

Dalaman’da çıkan yangında, Bakanlık emriyle yangın söndürme uçakları kullanılmadı. Binlerce ağaç yandı. Milyonlarca börtü böcek yandı, yok oldu. Arılar öldü, evet evet arılar öldü. Arılar ölürse doğal yaşam da ölür, bunu biliyor muyduk? Yangından geriye geyiklerin boynuzları ile kaplumbağaların kabukları kaldı! Peki, bunun gerçek adı ne? Son zamanlarda sıklaşan bu vb. “yangınlar“ salt fiziksel, olağan, rastlantısal doğa olayları mı? Fıtrat mı yoksa??!

Ulusal – uluslararası ölçekte sabotaj, kasıt, yeni 2B arazileri yaratma.. dürtüleri ardalanda gerçek belirleyiciler olmasın! O zaman Devletin istihbaratı gerçeği ortaya koyacak, güvenlik güçleri önlem alacak ve kamuoyu da adeta seferberlik ruhu ile dayanışma amacıyla aydınlatılmayacak mı?

Yeni din ve yeni tanrı “Rant“ hazretleri midir??

Kuzey Ormanları, Akkuyu, Hasankeyf, Eskişehir, Alpu Ovası, Yatağan, Marmaris Okluk Koyu, Aydın, Manisa, Arhavi…. yakınlarında Selçuk-Şirince kasabası var, say say bitiremiyoruz doğa katliamlarını. Geçmişte bu boyutta yıkıcı olaylar yaşanmadı ülkemize. Nedir hikmeti bu uğursuzlukların??? TEK ADAM rejiminizin bu ağır tabloya tanısı nendir?? Hangi çözümler önerilmektedir ve hangi önlemler alınmıştır, alınacaktır? Rejimin kalbi TBMM uzuuuun mu uzun tatillerde.. Meclis incelemesi yok, araştırması yok, soruşturması yok, yaptırım gücü yok…

TEK ADAM REJİMİ ile devasa sorunları olan ülkemiz çaresizlik içinde kıvranmakta.. 21. yy’da dünyada örneği olmayan ve Türkiye’ye asla yakışmayan bu ucube rejim hem çok ağır sorunların nedeni hem de haliyle çözemeyeni!

Kanadalı Alamos Gold şirketi Türkiye’yi kandırdı mı? Yoksa dolandırdı mı? Çıkarılacak altının yalnızca %4’ü bize bırakılıyor. Yetmiyor, bir de bu şirkete teşvik kredisi 865 milyon TL sunmuşuz. Buyrun yalanlayın yalanlayabiliyorsanız. Ülkenin ciğerlerini sökme teşviği! Böylesi bir bezirgan pazarı dünyanın neresinde var??

Yarın bir kez daha “kandırıldım“ mı diyeceksiniz??! Kuzum siz, ha bire kandırılmak için mi oradasınız?? Bu ne mene bir söylemdir ki, gözünün içine bakaaaa bakaaaa “82 milyon“ salak – aptal – geri zekalı…. varsayılmaktadır!?

Kanada bayrağı akçaağaç yaprağıdır, %46’sı ormanlarla kaplı bir yeşil denizdir bu devasa ülke. Orada tek bir ağacı bile kafanıza göre kesemezsiniz. Ormanlarını gözleri gibi koruyorlar. Hatta bayraklaştırarak simgeleştirmişler. Oysa ülkemizde ormanlarımızı vahşice katlediyorlar. İşte Batı emperyalizmi böylesine ikiyüzlü iken, bizim gözümüzü iyice, iyice açmamız gerekmez mi?

Sonuç olarak                       :

  • Bu iktidar döneminde Doların yeşili, doğanın yeşilini tutsak almıştır.
    Tutsak işlemi yapılmakla kalsa bari; ülkemizin doğası, meydan okurcasına ve dönüşümsüz biçimde talan edilerek, peş keş çekilerek yok edilmektedir.
  • Bu meydan okuyucu politika sürdürülemez bir dayatmadır Türk ulusuna karşı..
  • Ve öyle sanıyoruz ki; iktidarın meşruluğu sorunu doğuracak kertede vahimdir!

HALK KAZANDI, HAK KAZANDI

HALK KAZANDI, HAK KAZANDI

Mustafa AYDINLI

31 Mart 2019 yerel seçimlerin de, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul BŞB Başkanlığını kazanması üzerine, bu sitede “Barış dili kazandı” diye yazmıştık (03 Nisan 2019; http://ahmetsaltik.net/2019/04/03/baris-dili-kazandi/). Mazbatanın geri alınarak seçimlerin yenilenmesi üzerine de, yapılacak yeni seçimin bir “vicdan seçimi” olacağını belirtmiştik (02 Haziran 2019, http://ahmetsaltik.net/2019/06/02/vicdan-secimi/). Devamındaki makalemizde ise İstanbul’un Türkiye’nin özeti olduğunu açıklamıştık.

İstanbul BŞB Başkanlığı seçiminin yenilenmesini dayatan Cumhur İttifakı büyük bir hezimete uğramıştır. İstanbul BŞB Başkanlığı seçimi, “tek adam rejimi“ne karşı, bir demokrasi referandumuna; bu topraklarda yaşayan insanların bir vicdan muhasebesine dönüşmüştür. Ceberrut tek parti devleti çökmüş, milli irade kazanmıştır.

Saygın hukukçuların belirttiği gibi, yok hükmünde olan 16 Nisan 2017 halkoylaması (referandumu) tam anlamıyla tartışmalı duruma gelmiştir. Atı alanın Üsküdar’a geçemeyeceği anlaşılmıştır. Rejimin değiş(tiril)mesine neden olan yok hükmündeki söz konusu hileli (1,5 milyon dolayında mühürsüz zarf ve oy pusulası ile sonuç tam tersi değiştirildiğinden) halkoylamasından beri, ülke her alanda freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gitmektedir. Ekonomi çökmüş, yoksulluk artık diz boyunu çoktan geçmiş, şirketler peş peşe konkordato ilan ediyor… Halk soğana, hayvanlarımız samana muhtaç olmuştur.

Ülkemizde ölçüsüz bir talan; tarikatlar, cemaatler, yandaşlar kanalıyla, halkımızın kutsal inançları sömürülerek, Allah ile kul arasına girilerek en sefil biçimde sürdürülmektedir. “Partimize oy verirseniz cennete giderseniz” gibi akıllara durgunluk veren propagandaları bile, iktidar partisi AKP’nin eski Bakanları düzeyinde derin şaşkınlıkla gözlemledik..

Seçim sürecinde akıl almaz bir kampanya yürütüldü. Halka parmak sallandı. Halk tehdit edildi. Kendi dışındakilere “Zillet İttifakı” dendi dendi. Barış söylemi unutuldu, kendi dışındakilere herkese terörist dendi. Rakibine “oyları çaldılar” gibi aslı astarı olmayan iftiralar atıldı. Hem aday B. Yıldırım hem de AKP’li CB Erdoğan bu iftiraya sarıldılar. Oysa yönlendirilen – baskı altında tutulan YSK bile iptal gerekçesinde “oy çalınması” konusuna değinmedi. Çünkü böyle bir şey yoktu ama yalan öylesine büyük söylenmeliydi ki, bir süre sonra söylenen / söyletenler de inanmalıydı. Nitekim hiçbir kanıt gösteremeyince bu kez “siyaseten çalma” gibi bir zırva ile karşılaşıldı. Gerçekten zırva tevil götürmüyordu.. İftira atmak da serbest.. hem de tarafsızlığını Anayasaya karşın ayaklar altına alan bir Cumhurbaşkanı tarafından..

Oysa şaibeli halkoylamasına dayalı Anayasa değişikliği ile CB’na partisinden istifa etme yükümü kaldırıldı ama CB yemininde Anayasada “tarafsız olma” yükümü yerli yerinde.. Bu ne ucube rejimdir ki, Devletin birliğini temsil eden ve başı olan kimse, bir kentin belediye başkanlığı seçimlerinde Devlet olanaklarıyla apaçık ve aşağılayıcı propaganda yaparak partisinin adayına oy istemek için çok sayıda miting ve TV programları yapabilmiştir. Bu denli çarpıcı örnekleri Dünya demokrasi tarihinde görmek olanaklı değildir ve gerçekte AKP rejimi Anayasal meşruluk sınırlarının çooooooook  uzağına ve epeydir savrulnuş bulunmaktadır.

Deyim yerinde ise, zorla ve ak gaspıyla yeniletilen seçimde halk adeta MEŞRU SAVUNMA ile iktidara çok şiddetli bir tokat atmıştır.. “Öyle 13-14 bin oy farkıyla BŞB Başkanı olunmaz..” diyen AKP Genel Başkanı Erdoğan’a halk, “al sana 807 bin oy farkı, yeter mi!? demiştir adeta. Tabii anlayana.. Öte yandan 1994’te İstanbul BŞB Başkanlığı seçimini, sol oyların bölünmesi nedeniyle ancak %24 oyla kazanabildiğini Erdoğan unutmuş görünmekte, unutturmaya çabalamaktadır. İmamoğlu Erdoğan gibi %24 oyla değil, iktidarın tüm baskılarına karşın %54 oyla kazanmıştır. İktidarın bu tabloyu çok iyi ve doğru okuması her şeyden önce kendi yararınadır.

Bu süreçte Anamuhalefet CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimi bile kurgulanarak yapılmış, yalan bildirim ve kamera hileleri ile Ordu Valisine hakaret edildiği tezgahlanmış, bir kez olsun barış ve sevgi dili kullanılmamıştır. Halka bir tebessüm çok görülmüştür. Devletin seçim yenilemekle ettiği masraf bir yana, halk tatil programı yapamaz olmuş, gidenler geri dönmek gibi yeni bir zaman ve ekonomik giderle baş başa kalmıştır. Seçim öncesi ve seçim günü kent içi ulaşım seçenekleri bir ölçüde iptal edilmiş, Hatay – İstanbul sabah uçağı ertelenmiş….. insanlar Erzincan’dan İstanbul’a otobüsle ayakta gelmişlerdir!

İktidarın gözü öylesine kararmıştır ki, bu topraklarda yaşayan insanların vicdanlarını, haklıdan yana olma, masumdan – mazlumdan – mağdurdan yana olma asilliğini, geleneğini görememişlerdir. Göremiyorlar ki; bu halk, tehdide, şantaja, yalana, dolana, talana boyun eğmez ve eğmeyecektir! İstanbul’da erişilen demokrasi zaferi için en en uygun açıklama budur.

Seçim sonuçları, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilke ve ideallerinden sapmanın ülkeyi ne duruma düşürdüğünü halkın gördüğü buna verdiği tepkisel yanıt olarak okunmalıdır.
Artık Türkiye’de ucube Tek Adam Rejimini dayatma ve sürdürme olanağı kalmamıştır!
Erdoğan ve AKP’si 2 kez topal ördek konumundadır. Zaten TBMM’de salt çoğunluğu yoktur, şimdi de stepnesi parti ile birlikte toplam %45 oy alabilmiştir İstanbul BŞB Başkanlığı seçiminde. İstanbul Türkiye’yi çok iyi temsil edebilecek bir örnektir. AKP = RTE halk desteğini byük oranda yitirmiştir.

  • Artık sıra, “yeniden parlamenter demokrasi” isteminin yüksek sesle dile getirilmesindedir.. Cumhur İttifakı karşısında Millet İttifakı birliğini güçlendirerek sürdürmeli; yeni süreci ustalıkla yönetmelidir.

23 Haziran’da yenilenen seçim sonuçları; İstanbul’a ihanet edenlere, bu ihanetlerini itiraf ve sorumluluklarını Erdoğan’ın ağzından kabul edenlere İstanbul halkının, örneğin şimdilik ortaya dökülebilen 847 milyon TL’lik alın terinin yandaşlara, tarikat – cemaatlara – mahdum vakıflarına, bankamatik AKP üyelerine… talan edilmesine artık izin verilmeyeceğinin kararlılığıdır.

Bu sonucun alınmasında başta akıl, hukuk ve demokrasi dışı politikalarıyla AKP – MHP; sonra da tersine çabalarla CHP, HDP, İYİ PARTİ, SP ve pek çok toplum kesiminin katkısı vardır. Bu bir toplumsal savunma refleksidir. “Beka sorunumuz var” diye halkı tuzaklamaya kalkanların, bölücü örgütün başı ile flörte – pazarlığa girişmesi ve HDP oylarını tarafsız kalmaya çağırmaya yeltenmesi başlı başına bir fiyaskodur ve suç-tur! MHP’nin ise bu girişimlere sessiz kalıp sonra boşu boşuna esip – gürlemesi, gerçekte bir kez daha Bahçeli misyonunu içyüzünü sergilemiştir.

Düşünün ki, büyükçe bir bina ve birisi “yangın vaaaaar!” diye bağırıyor. Herkes çıkış kapısına koşuyor. Türk halkı bu iktidardan kurtulmak, yangından kaçarcasına “kurtuluş kapısı” aramaktadır ve çözümü bulmuştur : Bütün demokrat – cumhuriyetçi kesimlerin elbirliği!

Bu sonucun alınmasında “T.C.” simgesinin pek çok kamu kurumlardan kaldırılmasının, Andımızım Danıştay kararına karşın okunma yasağının sürdürülmesinin, hukuk tanımayan OHAL KHK’ları ile toplumda yaşanan ölçüsüz dramların, bir bütün olarak Cumhuriyetin kurucu değerlerine savaş açılmasının, ekonomiyi çökertmenin de elbette belirgin payı var. Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü gibi 2 ulusal kahramana “İki ayyaş” nitelemesi densizlikleri, “Lozan hezimettir” zırvaları, “Doksan yıllık reklam arası” saçmalıkları…. unutulmadı.

Türk halkı sağduyusu ile kendisini kuşatan tehlikeyi görmüş, ve olağan tepkisiyle toplumsal bir AKP = RTE’ye red ittifakı oluşturmuştur.

“Tek adam rejimi”ne karşı isyan iradesi sandığa yansımıştır.
Sonuçta halk kazanmıştır, taşlar yerine oturmuş, hak kazanmıştır.

  • Türkiye hızla normalleşecek, bağırsaklarını temizleyecek ve bu AKP fetret devri parantezi kapatılacaktır. 

MİLLİ İRADEYE SAYGILI OLMALIYIZ

MİLLİ İRADEYE SAYGILI OLMALIYIZ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Seçimler biteli bir haftayı geçti. Fakat sayımı bitmedi. AKP kazanana dek biteceği de yok gibi gösteriliyor. Tek adam rejimi işte böyle bir şeydir. Milli irade, gizli oy, açık sayım – döküm sözleri, seçimi yitirirse mevcut iktidara yabancıdır.

  • Seçimle alamazsak sayarak alırız.
  • Sayarak da alamıyorsak, yine sayarız,
  • Olmazsa bir daha sayarız… mantığı geçerlidir.

    Bunun hakla, hukukla demokrasiyle ilgisi yok. “Güç bende, istediğimi yaparım” dayatmasıdır!

Türk halkı bu anlayışa “HAYIR” demiştir. Kanıt mı arıyorsunuz? Altı büyük ilin beşini muhalefet almıştır. Demokrasinin gereği,seçimi yitirince hakkı teslim edebilmektir. Milli iradeye saygı budur. Yenilgiyi kabul etmemek, ısrarcı olmak, iktidarın kendi kendini yadsıması anlamına gelir. Dahası, kendisini de benimsediği kimi ilkeleri ve TBMM’nin koyduğu yasaları çiğnemesi anlamına gelir. Sandık görevlilerine ve kendi gözlemcilerine güvensizlik anlamına gelir. Oysa her şey açıkça ortadadır. İstanbul’da sonuçları normal koşullarda ve hukuksal olarak değiştirme olanağı yoktur. AKP, İstanbul’da 32 bin sandık için 280 bin dolayında Parti üyesini görevlendirdiğini seçim öncesinde açıklamıştır.

İktidarın, yitirdiği İstanbul BŞBB makamını devretmemedeki kör inadı, sağduyu sahibi herkesçe yadırganmaktadır. Böylesi bir seçenek hiçbir biçimde yok! Ama yeniden seçim olsa AKP bu oyu da alamaz, çünkü haksızlık ve hukuksuzluk sağduyulu herkesin tepkisini, hatta vicdan sahibi kendi seçmeninin bile tepkisini çekmektedir. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş gibi seçimin galibidir. Bunu bir an önce kabullenmek hukukun ve milli iradeye saygının, demokratik rejimin doğal ve vazgeçilmez gereğidir.

Gerçekte, 2014 yerel seçiminde muhalefetin ve Mansur Yavaş’ın itirazı dikkate alınmamış ve oylar yeniden sayılmamştı. Açıkça çifte standart uygulanıyor. Seçim yasaları ortada; Yasanın 112. madde­si çok açık; ‘somut delil’ gerekiyor ve ‘somut delili olmayan itirazlar da’ ince­lenemez” diyor. Sandık başında itiraz edilmemiş, şerh düşülme­miş, geçersiz oyların tekrar sayılmasını istemek huku­ken delilsiz itirazdır. YSK’nın 2014 yılında Mansur Yavaş’ın iti­razları karşısında almış ol­duğu 1199 sayılı kararın, şu an tam tersi yönde hareket ettiğini ilmek gerekiyor. Niçin acaba??

Öbür örneklere bakalım; YSK’nın İstanbul ve An­kara kararları, kendisinin geçmiş içtihatları­na, kararlarına aykırıdır. Öte yandan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili İYİ Parti’nin yaptığı itirazların reddi de İstanbul için vermiş olduğu kararların tam

İktidar kazanırsa “Milli İrade” yitiririrse “darbe” söylemi inandırıcı olamaz. Körü körüne ısrar ettikçe iktidar daha da çok yitirecek. Ulusal istence (Milli iradeye) saygılı olmak ve seçilenlerle birlikte İstanbul halkını daha çok mağur etmemek gerekiyor.

Sayın İmamoğlu, bir an önce, demokratik biçimde hak ettiği görevlerine başla(tıl)malıdır.

Fitch’ten Türkiye’ye ültimatom gibi uyarı

Fitch’ten Türkiye’ye ültimatom gibi uyarı

Fitch'ten Türkiye'ye ültimatom gibi uyarı

(AS: Bizim kapsamlı değerlendirmemiz
yazının altındadır..)

Kredi Derecelendirme Kuruluşu Fitch, geçen ay kredi notunu düşürmesinden beri durumu daha da kötüleşen Türkiye’deki gelişmeleri yakından izlediğini, Türkiye’nin liradaki değer yitiğine hızla çare bulması gerektiğini belirtti.

‘PİYASADAKİ HAVA DAHA DA KÖTÜLEŞTİ’

Reuters’e konuşan Fitch Ratings’in üst düzey analisti Paul Gamble, Türkiye’deki gelişmeleri yakından izlediklerini, 13 Temmuz’da Türkiye’nin notunu düşürmelerinden beri piyasadaki havanın daha da kötüleştiğini belirtti.

Asıl basınç noktasının liranın değer yitiği olduğuna dikkat çeken analist, bu yıl lirada %30’a varan değer yitiğini durdurmak için Türk yetkililerin neler yaptığını izlediğini dile getirdi.

AMERİKAN YAPTIRIMLARINDAN SONRA HIZLANDI

Reuters, TL’de son bir ayda %10’luk değer yitiği gerçekleştiğini, zira ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’nin 2 yıl tutukluluktan sonra ev hapsine aldığı rahip Andrew Brunson’ı serbest bırakmasına dek yaptırım uygulayacağını açıkladığını ve içişleri ile adalet bakanı hakkında yaptırım kararı aldığını kaydetti. Bunun da yüksek enflasyon ve ekonominin kötü yönetimiyle ilgili uzun zamandır devam eden endişeleri tırmandırdığını aktardı.

‘HEM FAİZİ YÜKSELTİN HEM DE ABD İLE İLİŞKİLERİ DÜZELTİN’ MESAJI

Zayıf lira üzerindeki baskıyı kısa vadede hafifletmek için hem Merkez Bankası’nın harekete geçmesi hem de ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğini vurgulayan Gamble,”Durumun nereye evrildiğine bakıyoruz. Bundan sonraki kredi notu değerlendirmesi aralık ayında, o zamana dek pek çok şey değişebilir” dedi.

‘YENİ NOT İNDİRİMİ KUVVETLE MUHTEMEL’

Türkiye için yeni bir not indirimi ihtimalinin kesinlikle bulunduğu belirtildi.

SERMAYE GİRİŞİ BİRDENBİRE DURABİLİR

Gamble, Türkiye hakkında geçen ay yayımladıkları rapordaki negatif derecelendirme hassasiyetleri içinde şu an en güncelin ülkeye sermaye girişinin aniden durması ya da ekonominin sert düşüşü olduğunu, özellikle kurumsal ve bankacılık sektöründeki stresleri artırması halinde bunun gerçekleşebileceğini dile getirdi. (basın ve AYDINLIK, 09.08.2018)
====================================
Dostlar,

7 AYDA %30 DEVALÜASYON NE GETİRİR,
NE GÖTÜRÜR?

Diplomasını bir türlü göremediğimiz, ama “Ben ekonomistim” diyebilen bir TEK ADAM rejiminin ülkemizi sürüklediği uçurum işte böyle..

2018 başından beri toplam %30 değer yitiren = eriyen TL..
Salt son 1 ayda %10 değer yitiren = eriyen TL..
Dolar burada dursa, yıl sonunda kişi başına gelir 10500 Dolardan 7 bin dolara inecek.
Ama hiç utanıp sıkılmadan 2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğimiz yalanları savuruyorlar.  Oysa ilk 20’den (G20’den) bile aşağı düştük. Orta gelirli ülkelerden düşük gelirliye savrulduk.
Ama besleme basın yüzü kızarmadan “Doların ateşi düşmüyor”, “Dolar rekora doymuyor”. yalanları ile halkı kandırmaya çabalıyor..

Oysa artık sokaktaki adam bile öğrendi hasta hatta ağır olanın ülkemiz ekonomisi olduğunu, çooook borçlu olduğumuzu, bunları ödeyemediğimizi, dövize gereksinimimiz çok olunca  kıymete bindiğini kavrıyor. Bir de ABD ile kirli pazarlıklar.. Ya ABD açıklarsa diye ödleri patlıyor herhalde ki, süt dökmüş kedi gibi, ABD’ye hiçbir karşı yaptırım uygula(ya)mıyor, salt kuru gürültü ile yurdum insanının gazını almaya bakıyorlar..

Ve bunlar müslümanlığı da kimseye bırakmayanlar..
Alınları secdeden kalmıyor öyle mi?
“Vah benim saf insanım vah!?”
Ya da “Vah benim saf insanım vah!?” tümcesiyle eşdeğer olmak üzere
“Vah benim kendini uyanık sanan din bezirganı insanım vah!?”

(Cumhuriyet, Musa Kart, 09.08.2018)

Bu çürüme ve kokuşmaya hangi bünye dayanır?
Üstelik gelir dağılımınız zaten öncesinden çooook daha adaletsiz..
İşsizliğiniz çoook yüksek e daha da artacak, artıyor.
Yoksulluk oranımız zaten çooook yüksek, 8+ milyon insan SGK primini bile ödeyemiyor.
Bölgesel kalkınma farkları uçurum düzeyinde..
Dış ve iç borçlar boğucu rakamlarda, döndürülemiyor..
Çevre harap ve haşat edilmiş, her yerde seller, yollarda – köprülerde çökmeler, binalar yıkılıyor.
Vahşi ve talan – yağma boyutunda özelleştirme ile elde satılacak kamu varlığı kalmamış..
Basın satın – teslim alınıp susturulmuş..
Örtülü OHAL sürüyor..
81 milyon insan tek 1 kişinin ağzına bakma utancını yaşıyor..
Son 12 yılda yüz bini aşkın çocuğun kaybolduğu savları ortada; dehşet verici!
Çocukların ırzına geçiliyor ha bire, üstelik Kuran kursu vb. yerlerde din hocalarınca!
Yolsuzluklar devasa boyutlarda olsa bile soruşturulamıyor..
Yüzbinlerce genç liselere yerleştirilemeyip açıkta kalıyor; iktidar hala İmamhatiplere zorluyor!
…………….
……………….
Böyle bir ülkede ekonominin güllük – gülistanlık olması beklenebilir mi?
Milyarlarca dolarlık servet ATATÜRK hava alanı hangi akıl ve gerekçeyle taşınıyor, anlayan yok, sorabilen hiç yok!
İktidar bilmiyor mu bu yıkımın iç yüzünü?
O yüzden yetkili kimse çıkıp halka açıklama yap(a)mıyor..
Her şeye ama her şeye yetişen ve bağıra çağıra ayar veren Erdoğan sinik, ortada yok..
Damat yarın (10 Ağustos 2018) açıklama yapacakmış!? Ne söyleyebilir ki?

Ordu’da 500 yıllık köprü ve yollar duruyor, bitişiğindeki AKP yapımı yeni köprü ve yollar çöküyor.. Yandaş yüklenicilere (müteahhitlere) ve taşeronlara yaptırılınca sonuç bu..
CB yardımcısı açıklama yapıyor, 3 cümlesinin 2’sinde “hamdolsun” 3. sünde “elhamdilüllah”  var. Sorunların kaynağına bilimsel incelemelerle ineceğiz, nerede hatalarımız varsa bilimin ışığında düzelteceğiz.. söylemleri yok.. Bir de basına gözdağı var, meğer yıkım basının yansıttığı düzeyde değilmiş..
Ordu’nun dereleri türkülere konuydu. Ne oldu onlara? HES’lerle boğuldular mı yoksa?
Karadeniz otoyolu ve HES’ler.. Ordu’daki felaketin 2 temel nedeni değil mi acaba?
******
Kendim ettim kendim buldum.. türküsü dilimize dökülüyor ama yağma – talana ortak edilen milyonlarca AKP seçmeni artık sona gelindiğini görebiliyor mu acaba? Faturayı bu yağma – talandan pay almayan / alamayan AKP karşıtı toplum katmanları (e az %50!) ile birlikte herkes ödeyecek, ödüyor..

Kuşkumuz sürüyor (tıklayıp okuyunuz lütfen) :

AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR?

Aklımızdan atamıyoruz;

Çengel soru  : Türkiye’ye yüksek oranlı fiili devalüasyon, bu -ortak- senaryo ile mi dayatılıyor yoksa?? Ya da AKP, zorunlu kaldığı vahşi devalüasyonu bu yapay krizle mi maskeliyor?!

Çok anlamlı olmadığını biliyoruz ama bir kez daha yazmadan edemeyeceğiz :

Çalışanların – emeklilerin ücretlerinde hızla iyileştirme yapılmak zorunda.. On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli yandaş rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu çöküşten masum Halk değil onlar sorumlu.

Aklına düşürmeyelim ama, umarız AKP, ağır ekonomik bunalım gerekçesiyle OHAL‘i gene getirmez. Gerçi yasal düzenleme yapıldı ve örtük OHAL en az 3 yıl daha uzatıldı ama..

Yazdık, yineleyelim, üstelik acildir !

Çare                 Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmelidir. Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm önerileri üretmelidirler.

Feryat ediyoruz, tıklayıp okuyunuz, paylaşınız.. :

TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?

TÜRKİYE DAĞILMA TEHDİDİ ALTINDAYKEN
CHP’nin TARİHSEL VEBALİ

Şimdi garip – gurebanın kara gün dostu birkaç kuruş dövizine ve birkaç parça altınına göz dikilmiş durumda.. Acımasız bir duygu sömürüsü ile halk yönlendiriliyor.
Onlar da kumar masasında hiç edilince ne kalacak geriye?

Sıra kaçış planlarında mı??

Sevgi ve saygı ile. 09 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com