HALK TV Programımız – 10 Nisan 2021

Dostlar,

10 Nisan 2021 Cumartesi günü saat 20:00’de HALK TV’de olacağız..

Sn. Fatih ERTÜRK‘ün konuğu olup sorularını yanıtlayacağız.

  • Türkiye son günlerde Avrupa’da günlük yeni tanı konan olgu sayıları bakımından 1. oluyor, dünyada ise 2. hatta kimi günlerde Dünya şampiyonu oluyor.

Erdoğan’ın “Şahsım Devleti” ne dönüştürülen Türkiye, böylesi bir cehennemi yaşamakta.

Son günlerde “resmen” 300’e yakın kurban veriyoruz salgına. Gerçekte ise 3 katına yakın..

  • 2. açılım – saçılım kumarına geçilen 1 Mart 2021 öncesi 28 Şubat’ta havuzda 99 bin aktif hasta vardı, 5 haftada 4 katından çok artarak 430 bini geçti!

Günlük ölüm sayısı 66’dan, 4 kata çıkarak 253 oldu.
Toplam hastalanan 2.7 milyondan 3,75 milyona tırmanarak son 40 günde 1 milyondan çok arttı. 3,75 milyona varan toplam olgu sayısının 1/3’ünden çoğu salt son 40 günde yaşandı.

Ama AKP = RTE iktidarı akıl almaz bir vurdumduymazlık içinde salgını adeta seyretmekte..

10 NİSAN 2021 verilerine göre    ;

ABD 80 bin yeni olgu / vaka (PCR+ hasta), 80 bin / 335 m = milyon nüfusta 239
Brezilya 89 bin yeni olgu / vaka (PCR+ hasta), 89 bin / 215 m = milyon nüfusta 379
Hindistan 132 bin yeni olgu / vaka (PCR+ hasta), 132 bin / 1,4 Bn = milyon nüfusta 94,3
TÜRKİYE 56 bin yeni olgu / vaka (PCR+ hasta), 56 bin / 84 m = milyon nüfusta 667!

Açık ara Dünya şampiyonu Türkiye, yukarıdaki nesnel değerlendirmeye göre.

Ayrıca, Dünya toplamı 786,147 yeni – günlük hastanın 55.791’i, %7,1’i!
Oysa Türkiye nüfusu dünya nüfusunun 84,3 milyon / 7.8 milyar = %1,1!i..
Nüfusuna oranla 7 kat aktif kovit-19 hastası var!

Bu mu destan??
Yazıklar olsun!!
***
Tüm bilimsel eleştiri ve öneriler – katkılar boşlukta yankılanmakta..

TEK ADAM REJİMİ, ülkemizde demokrasiyi ve insan haklarını yok etti.

Masum insanların yaşam haklarını bile korumuyor / koruyamıyor iktidar..

Muhalefet ortak hareket ederek bu can alan sorunu 1. sıraya taşımalı, orada tutmalı ve toplumu da arkasına alarak iktidara etkin baskı yapmalı..

Bunları dillendireceğiz olabildiğince..

İlgi ve bilginize sunarız.

Derhal 4 hafta TAM KAPANMA, başka çare kal-ma!

Sevgi ve saygı ile. 10 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

Cumhuriyet’e demecimiz : AKP SALGINI YÖNET(e)MİYOR AMA NE YAZIK Kİ KULLANIYOR!

Cumhuriyet gazetesine demecimiz..

AKP SALGINI YÖNET(e)MİYOR AMA NE YAZIK Kİ KULLANIYOR; 1 AYDA 10 BİN KİŞİ ÖLECEK!

  • Yönetil(e)meyen ama politik olarak kullanılan bir salgın dehşeti…

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Halk Sağlığı ve Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimci

AKP = RTE iktidarının salgını asla yönet(e)mediği, azgınlaşan verilerden, hasta ve ölüm sayılarından apaçık görülmekte.. Üstelik sözde turkuvaz, gerçekte kapkara tablodaki veriler epey makyajlı olsa da..

1 Mart 2011’de başlatılan 2. açılım – saçılım kumarı ile olgu (kovit-19 hastaları) sayısı adeta roketlemeye geçti ve 28 Şubat 2021’de 8424 olan günlük hasta sayısı 3 Nisan 2021 akşamı 44.756’ya fırladı, 5 kattan çok büyüdü! 28 Şubat’ta 66 olan günlük ölüm sayısı 3 Nisan akşamı 186 olarak açıklandı. Olgular 5 kat ama ölümler 3 kat (?!) arttı 5 haftada. Bunlar resmi veriler, gerçekte sayılar her zaman daha yüksektir etik olan – olmayan değişik nedenlerle..

3 Nisan 2021 akşamı havuzda 330.298 aktif hasta var. 28 Şubat’ta bu rakam 98.938 idi. 99 bin hastadan 35 günde, havuza bu sürede her gün eklenen yeni hastalardan ölenler de içinde olmak üzere 3509’u öldü.

330.298 hastanın %3’ü, yani 9909’u izleyen 4 haftada, Nisan sonuna dek ne yazık ki aramızdan ayrılacak. Bu sayıya, 3-30 Nisan arasındaki 4 haftada yeni hastalanıp ölenler de eklenecektir.
Bekleyip, acı sonuçları, önceki 5 haftada öngördüğümüz gibi yaşayacak ve yüzleşeceğiz!

Nisan sonuna dek 4 haftada beklenen 9909 ölüm rakamı daha da büyük olabilir, 4 hafta boyunca havuza her gün 40+ bin gibi muazzam bir sayı ile yeni olgu eklenir ise…

Salgın denetimden çıktı!

Ayrıca mutant tiplerin ülkemizde %75’leri aşması nedeniyle ölüm oranının artması beklenmelidir.

Bir umut, aşılanma yaygınlaşırsa Nisan içinde, ölümleri bir ölçüde frenleyebilir; aşılamanın mutant virüs bulaşlarına hala ne ölçüde etkili olduklarına bağlı olarak..

  • Öngörülen, önümüzdeki 4 hafta boyunca 9909 ölüm, günde 330’u aşkın “fiilen” ölüm demektir.

Ancak AKP iktidarı değişik yöntemlerle bunun 1/3’ünü ilan ederek halkı kandırmayı sürdürmekte. Son zamanlarda görece daha gerçekçi sayıların açıklandığı düşünülebilir. Halkı korkutarak önlemlere uyumunu artırma amaçlı olarak..

  • Halkı hastalık – ölüm korkusuyla sözde eğitmek (!) bilimsel ve insancıl mıdır??

Havuzda 330+ bin hasta biriktiğini, 15 aylık dünya verilerine göre hastalığa yakalanan her yüz insandan 3’ünün öldüğünün verili bir gerçek durumuna geldiğini biliyoruz. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı / RTE iktidarı %1,1 oranında ölüm açıklıyor; gerçeğin 3’te 1’ini!

Dolayısıyla, Nisan boyunca her gün kaç yeni hasta yakalanacağı olgusu bir yana, halen PCR testi (+) 330.298 hastamızın %3’ünü, her gün ortalama 330 kurban vererek acı acı yaşayacağız. 1/3’ü resmen ilan edilirse, Nisan boyunca her gün resmen ortalama 110 vefat göreceğiz. Buna, azgınlaşan salgın nedeniyle her gün havuza katılan 40 bini aşkın yeni hastadan da ölenler ne yazık ki eklenecek.

Bu KIRIM SEYREDİLEBİLİR Mİ??

Son 4 günün nominal olgu sayıları bakımından Türkiye Avrupa’da 1. ya da 2. dir!
Nüfus orantılı olarak bakıldığında da son 4 günde Türkiye Dünya 1. si ya da 2. sidir!

“ŞAHSIM DEVLETİ” Reisi Erdoğan, salgınla savaşımda “destan yazdıklarını” (!!??) bile açıklayabildi salgının 1. yılı 11 mart 2021’de ne yazık ki!!?? Bu nasıl destandır masum – yoksul halk “mestan” edilip kırılırken?

  • Salgının yönetilmediği ama AKP iktidarınca KULLANILDIĞI son derece nettir.

Toplumsal hareketliliği azaltmak, toplantıları, mitingleri, gösterileri… frenlemek için Pandemi,
altın bir anahtar (!) olarak TEK ADAM rejimince kullanılmaktadır. Muhalefeti bastırmak için!

Bu ağır koşullarda Türkiye, Nisan ayı boyunca her gün en az 330+ gerçek, 110+ açıklanan ölüm gerçekliğine nasıl katlanacaktır?

Bu bir kırımdır ve çirkin – karanlık – insanlık dışı siyaset uğruna asla katlanılamaz!

Kritik bir sorumuz var iktidara :

  • Siz salgını yönet(E)miyor, AMA kulanıyorsunuz;
  • ÖRTÜK GÜNDEMİNİZ NEDİR??

Tüm Türkiye’ye de bir kritik sorumuz var :

  • Türkiye işgal altında mıdır; eğer öyle olsa idi, bu salgın bundan daha kötü yönetilebilir miydi??

İktidarın “denetimli karmaşa” (kontrollü kaos) çemberini hep birlikte kırmak zorundayız.

Muhalefet ortak ve atak davranmalı ve

Türkiye MUT – LA – KA 4 HAFTA SÜRELİ TAM KAPANMAYA gitmelidir.

Bu sürede sosyal devlet yükümlülükleri tartışmasız yerine getirilmeli ve aşılama da olağanüstü bir seferberlik anlayışı ile sürdürülmelidir.

  • Halk, iktidara karşın, YAŞAM HAKKINI KORUMAYA çabalamalıdır..

    Başka çare kalmamıştır. 05.04.2021

Cumhuriyet’e demecimiz 5.4.21

(pdf, 5 Nisan 2021, sayfa 3)

ARTI TV Programımız – 3 Nisan 2021

Dostlar,

Bu gün 16:00 haberlerinde ARTI TV’de salgını değerlendirdik.

Sn. Şükran Ekinci bize temel olarak ölüm sayılarını sordu. Dün, 2 Nisan 2021 akşamı Sn. Lale O. Arslan’ın BİZİM TV programına katılmış ve yaklaşık 67 dakika boyunca oldukça kapsamlı olarak salgını değerlendirmiştik.

O programda, Havuzda 308 bin hasta biriktiğini, 15 aylık dünya verilerine göre hastalığa yakalanan her 100 insandan 3’ünün öldüğünün verili bir gerçek durumuna geldiğini belirttik. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı / RTE iktidarı %1,1 oranında ölüm oranı açıklıyor; gerçeğin 3’te 1’ini!

ARTI TV’de, önümüzdeki 4 haftada – 1 ayda en az 9 bin ölümün beklenebileceği savımızın gerekçesi soruldu. 28 Şubat 2021 günü akşamı ülkemizde havuzda 100 bin hasta vardı. %3 ölüm hızı üzerinden, 4 hafta – 1 ay içinde en az 3 bin insanımızın salgına kurban verileceğini o gün(lerde) çığlık çığlığa açıklamıştık.

1 Mart’ta başlatılan 2. açılım – saçılım kumarı ile olgu sayıları hızla roketlemeye geçti ve 28 Şubat 2021’de 8424 olan olgu sayısı 2 Nisan 2021 akşamı 42.308’e fırladı, 5 kat büyüdü! 28 Şubat’ta 66 olan günlük ölüm sayısı 2 Nisan akşamı 179 olarak açıklandı. Olgular 5 kat ama ölümler 3 kat (?!) dolayında arttı.

2 Nisan 2021 akşamı havuzda 308 bin aktif hasta var. 28 Şubatta bu rakam 100 bin idi. 100 bin hastadan 33 günde 3223’ü öldü. 308 bin hastanın %3’ü, yani 9240’ı izleyen 4 haftada, Nisan sonuna dek ne yazık ki aramızdan ayrılacaktır. Bekleyip göreceğiz. Üstelik bu rakam daha da büyük olabilir, 4 hafta boyunca havuza her gün 40 bin gibi muazzam bir sayı ile yeni olgu eklenir ise… Ayrıca mutant tiplerin ülkemizde %75’leri aşması nedeniyle ölüm oranının artması beklenebilir. Bir umut aşılanma yaygınlaşırsa Nisan içinde, ölüleri bir ölçüde frenleyebilir: mutant virüs bulaşlarına hala ne ölçüde etkili olduklarına bağlı olarak..

Kabaca 4 hafta boyunca 9240 ölüm, günde 300’ü aşkın “fiilen” ölüm demektir. Ancak AKP iktidarı değişik yöntemlerle bunun 1/3’ünü ilan ederek halkı kandırmayı sürdürmektedir. Son zamanlarda daha gerçekçi sayıların açıklandığı düşünülebilir. Halkı korkutarak önlemlere uyumunu artırma amaçlı olarak..

Halkı hastalık – ölüm korkusuyla eğitmek (!) bilimsel ve insancıl mıdır??

***
Son 4 günün nominal olgu sayıları bakımından Türkiye Avrupa’da 1. ya da 2. dir!
Nüfus orantılı olarak bakıldığında da son 4 günde Türkiye Dünya 1. si ya da 2. sidir!

  • Salgının yönetilmediği ama AKP iktidarınca KULLANILDIĞI son derece nettir.Toplumsal hareketliliği azaltmak, toplantıları, mitingleri, gösterileri… frenlemek için Pandemi, altın bir anahtar (!) olarak TEK ADAM rejimince kullanılmaktadır. Muhalefeti bastırmak!

    Bu ağır koşullarda Türkiye, Nisan ayı boyunca her gün en az 300 gerçek, 100 açıklanan ölüm gerçekliğine nasıl katlanacaktır? Bu bir kırımdır ve çirkin siyaset uğruna katlanılamaz!

    Tek yol, 4 hafta %95 tam kapanmadır, başka çare kalmamıştır.

    Konuşmamızı izlemek için lütfen tıklayınız..

Sevgi ve saygı ile. 03 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

 

 

Anayasa Nasıl Yapılmalı?

Anayasa Nasıl Yapılmalı?

Image result for Prof. Dr. Rona AYBAY

Prof. Dr. Rona AYBAY
Cumhuriyet, 11 Şubat 2021

Yazılı bir anayasadan, geleneksel olarak beklenenler şöyle özetlenebilir:

  • Devletin ideolojisini, yani egemenliğin dayandığı temeli belirtmesi; yasama, yürütme ve yargı organlarının oluşma biçimini ve bunlar arasındaki erkler bölüşümünü düzenlemesi.

Bu “geleneksel” işlevlere, tarihin akışı içinde,
– temel hakların ve özgürlüklerin siyasal iktidara karşı korunması ve
– idarenin ve yasamanın işlemlerinin (yasaların) yargı denetimine bağlanması eklenmiş ve son olarak da
– “insan hakları” kavramının tanınmasıyla, anayasadan beklenen koruma,
uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

Bu günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir demeciyle “yeni bir anayasa” yapılması, Türkiye’nin siyasal gündemine, birdenbire girmiştir. Oysa, Türkiye’nin bütün sorunlarına hızlı ve etkili çözümler getireceği savıyla yapılmış anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin üzerinden sadece ikibuçuk yıl geçmiştir.

Öyle anlaşılıyor ki 2018 Temmuz’unda yürürlüğe girmiş olan değişikliklerden, o değişiklikleri öneren ve öven çevreler de memnun değildir. Bu durum, “işlerin aceleye getirilmiş” olduğunun bir itirafı da sayılabilir.

150 yıllık anayasa kültürü 

Burada çıkarılması gereken, en önemli ders şudur: Anayasa yapılmasının çok ciddi bir iş olduğu; önünü, arkasını düşünmeden; konuyu, parlamentoda basit bir oy sayısı sorununa indirgemenin yanlış olduğu görülmelidir.

Oysa, Türkiye’nin 1876 Osmanlı Anayasası’ndan başlayarak, İkinci Meşrutiyet, Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemi deneyimleriyle oluşmuş, bir “anayasa kültürü” vardır. Bu kültür göz ardı edilerek yapılacak yeni düzenlemeler çok yanlış sonuçlara yol açabilir.

  • Nitekim, siyasal iktidarın gerek parlamento içinde gerek, parlamento dışında denetlenmesini etkisiz ve anlamsız hale getiren, geniş kapsamlı anayasa değişikliği, Türkiye’yi adeta yönetilemez bir duruma getirmiş görünmektedir.

Haftalarca süren kampanyalarda harcanan onca emeğe, enerjiye ve masrafa mal olmuş bir metnin, daha üçüncü yaşına basmadan, kaldırılıp “yeni” bir anayasa yapılmasının gerekliliğini ileri sürmeyi, anayasa değişikliği konusunun ciddiyetiyle bağdaştırmaya olanak var mıdır?

GERÇEKÇİ VE AKILCI DEĞİL

Her hukuk metni gibi, anayasaların da zamanla eskimesi, toplumda ve siyasal yaşamda ortaya çıkan yeni gelişmeleri karşılayamaz hale gelmesi söz konusu olabilir. Ama, burada “makul” bir ölçü olmalıdır.

  • Anayasa, siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre, nerdeyse ayda bir değiştirilen “İhale Kanunu” gibi bir metin değildir.

Anayasada değişiklik yapılması ve özellikle de yeni bir anayasa yapılması çok boyutlu incelemeler, tartışmalar gerektiren bir iştir.

Türkiye’nin yeni bir anayasaya gereksinimi, elbette vardır; giderek, bu bir zorunluluktur diyebilirim. Bu gereksinimi dile getiren iktidar, değişikliklerin içeriği ve kapsamı konusunda somut bir işaret, net bir tavır göstermemekte; buna karşılık muhalefet “güçlendirilmiş parlamenter sistem” kavramını öne sürerek; yapılması istenilen değişikliklerinin içeriğiyle ilgili genel çerçeveyi ortaya koymaktadır.

Ama, kanımca bu aşamada “içerik”ten de önce yeni bir anayasanın nasıl, hangi yöntemle yapılacağı sorunu üzerinde düşünmemiz daha yerinde olacaktır. Yapılacak “yeni” bir anayasa, sonunda halkoyuna sunulacak da olsa, metin, sonuç olarak, bir “Meclis”çe hazırlanacaktır. Burada sorulması gereken ilk soru şudur: 

Halen görev başında olan Meclis, bu işi yapabilir mi? Bu aşamada, konuya bir siyasal” kapsayıcılık ve inandırıcılık sorunu olarak bakıyor ve bu Meclisin, yeni bir anayasa yapmaktan uzak durması gerektiğini düşünüyorum.

SİYASAL GERÇEK

Bugün görevde olan Meclis, 24 Haziran 2018 seçimleriyle oluşmuştur. O tarihten bu yana Türkiye’de gerek içteki toplumsal ve siyasal değişmelerden gerek uluslararası siyaset sahnesindeki gelişmelerden kaynaklanan çok önemli olaylar yaşanmıştır.

Özellikle de “Cumhurbaşkanlığı sistemi” ya da “tek adam rejimi” gibi adlarla anılan yönetim biçiminde Meclis, işlevleri azaltılmış, birçok konuda “devre dışı” kalmış bir görünümdedir. Çok üzücü de olsa, siyasal gerçek budur.

SONUÇ

Özetle, bugünkü Türkiye, Haziran 2018 Türkiyesi’nden oldukça farklı sorunlarla karşı karşıyadır.

  • Halen görevde olan Meclis, iktidar partisi ile ortağının fiili denetiminde, ”uzlaşma kültürü”nden uzak, muhalefetin etkisizleştirildiği bir ortam haline gelmiştir.

Öte yandan, var olan anayasayı hiçe sayan davranışlarıyla ünlenmiş bir iktidarın, ülkeye “yeni bir anayasa kazandırma” girişiminin hangi siyasal düşüncelerle ortaya atıldığı; ne ölçüde içtenlikli olabileceği de sorgulanmalıdır.

Türkiye’nin yeni bir anayasaya gerçekten gereksinimi, elbette vardır.

Ama böyle bir anayasa, bugünün kutuplaşmışözellikle iktidar çevrelerince ısrarla yürütülen ayrıştırıcı dil ve davranışlar nedeniyle iyice dumanlanmış” ortamında değil; gerçekten demokratik; sadece siyasal partilerin değil, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları gibi çeşitli kuruluşların, görüşlerini kamuya duyurup tartışabilecekleri, kısacası her görüşün sesini duyurabileceği bir ortamda oluşturulabilir.

Bunun yöntemi de çeşitli görüşlerin özgürce tartışılabileceği bir “Kurucu Meclis” oluşturulmasıdır (Değerli dostum Prof. Dr. Fazıl Sağlam’ın bu konudaki görüşleri için bkz. Anayasa Hukuku Ders Notları; Lefkoşa 2013, s.271 vd.).

Tarihimizdeki iki “Kurucu Meclis’in de askeri müdahalelerden sonra oluşturulmuş olması nedeniyle, bu söze karşı alerji duyanlar olabilir ama bu iki kavram arasında zorunlu bir bağ yoktur. Yani, TBMM yapacağı bir Kanunla bir Kurucu meclis oluşturabilir.

ATMA RECEP, DİN KARDEŞİYİZ

ATMA RECEP, DİN KARDEŞİYİZ

Suay Karaman 

Her zaman kullanılmayan ya da kullanılmaması gereken, özellikle eğitimsiz, bazen de eğitimli kimselerin kullandıkları sözlere ve deyimlere argo sözcük adı verilir. Argo olarak kullanılan bir deyim vardır: “Atma Recep, din kardeşiyiz.”  Bu deyim, ‘söylediklerin hep yalan, palavra, çok abartma, biz birbirimizin ne olduğunu biliriz’ anlamında kullanılmaktadır. Osmanlı Devleti zamanında, Arnavut Recep adındaki bir eşkıya, çetesiyle birlikte dağa çıkmış ve halka eziyet edermiş. Hükümet, Recep ve çetesini saklandıkları yerde kıstırmış. Çatışmadan kurtulamayacağını anlayan Recep askerlere şöyle seslenmiş: “atmayın, biz de din kardeşiyiz, teslim olacağız.” Teslim olan Recep ve çetesi yakalanıp, az bir ceza ile kurtulmuşlar. Daha sonra Recep, bu olayı kahve köşelerinde anlatırken; “Vallahi gebertecektim askerleri. Çoluğumuz çocuğumuz var diye ağladılar, acıdım da bıraktım” diye palavra atarmış. Bir gün olayın iç yüzünü bilen birisi; “Atma Recep, biz de din kardeşiyiz.” demiş. Bundan sonra “Atma Recep” sözü böylece literatüre girmiş.

AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan 25 Ocak 2021 tarihinde Denizli, Mersin ve Uşak’taki AKP kongrelerine canlı bağlantı ile katıldı. AKP genel başkanının yaptığı açıklamaların bazıları şöyle:

  • “Cumhuriyet tarihinde yapılanların kat be kat fazlasını 18 yılda kazandırmanın gururunu yaşıyoruz. Terörle mücadeleden, sınırlarımızın güvenliğini sağlamaya kadar onurlu ve kararlı politikalar ile ülkemizin itibarını artırdık. Her bir vatandaşımızın yaşam kalitesini hiç olmadığı kadar artırdık. AK Parti’nin girdiği 15 seçimin tamamında birinci olmasının gerisinde bu gurur tablosu vardır. Tüm başarıları vesayetin, darbecilerin, husumet besleyen nice çevrelerin saldırı ve engelleme çabalarına rağmen elde ettik. Uzun iktidar dönemimizde karşımızda hep bir muhalefet bulduk.”

1923 yılında kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın tüm borçlarını ödüyor, harabeye dönmüş ülkeyi ayağa kaldırarak tek kuruş dış borç almadan çok büyük ve önemli yatırımları gerçekleştiriyor, Türk parasını en değerli para haline getiriyor, gelir ve giderin eşit olduğu denk bütçe yapıyor. Bunların sonucunda 1929-1939 yılları arasında bütün dünyada sanayi üretimi %19 artarken, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde %96 artmıştır; dünyada ortalama kalkınma hızı %4-5 seviyesindeyken, Türkiye’de %10 olmuştur. Bütün bunlar ortadayken Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ve arkadaşlarını karalamaya çalışmak, şimdilik aymazlık olarak nitelenebilir. Atatürk döneminde yapılanları yazmaya kalksak, burada sayfalar yetmez.

Cumhuriyet tarihinde yapılanların kat be kat fazlası” nedir? 2002-2020 döneminde 60 milyar doların üzerinde özelleştirme yapılmıştır. ERDEMİR, PETKİM, TEKEL, TÜPRAŞ, TÜRK TELEKOM gibi ulusal değerlerimiz başta olmak üzere 11 liman, 98 elektrik santralı, 50 tesis ve işletme, 11 otel, 3920 taşınmaz ve araç muayene hizmetleri ile makine-teçhizat, maden ruhsatları, demirbaşlar özelleştirilerek, 80 yıllık Cumhuriyetimizin birikimleri 20 yılda peş keş çekilmiştir. Denk bütçe tarihe karışmıştır, sürekli bütçe açığı verilmektedir; bugün 435 milyar doların üstünde dış borcumuz bulunmaktadır. Yaklaşık 18 milyon yurttaşımız yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Toplum enflasyona alıştırılmıştır.

Cumhuriyet tarihimizin en uzun süreli hükümetlerini kuran AKP iktidarı, cumhuriyet, demokrasi ve laik hukuk devleti ile çatışmaktadır. Bugün ülkemiz büyük boyutta ekonomik ve siyasi kriz ile karşı karşıyadır. Açlık, işsizlik, yokluk ve yoksulluk büyük boyutlara ulaşmış, yatırımlar durmuş, üretim bitirilmiş, birçok işyeri kapanma durumuna gelmiştir. Demokratik parlamenter sistem, şaibeli bir halk oylaması sonucunda değiştirilmiş ve tek adam rejimine, kısaca diktaya döndürülmüştür. Ülkemizde ekonomik sorunların yanında, terör, tarım, hayvancılık, sanayi, eğitim gibi birçok konulardaki yanlış politikalar sonucunda, toplum nefes alamaz duruma getirilmiş, Ortaçağ karanlığına doğru sürüklenmektedir.

  • 80 yıllık Cumhuriyetimizin birikimleri ve değerleri, AKP iktidarı ile elden çıkarılmıştır;
  • rejim değiştirilmiştir.
  • Cumhuriyet dönemi ile AKP iktidarını kıyaslayınca ve bu verileri görünce
  • Atma Recep, din kardeşiyiz” demekten başka ne denebilir?

Azim ve Karar, 1 Şubat 2021.