YAPAY KATLİAM

YAPAY KATLİAM 

Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

18 Kasım 2002’de Ulaştırma Bakanlığı’na getirilen Binali Yıldırım’ın döneminde 22 Temmuz 2004’teki resmi verilere göre 41 kişinin yaşamını yitirdiği, 89 kişinin yaralandığı Pamukova hızlandırılmış tren faciası yaşanmıştı. Son başbakan olarak görevini bırakacağı zaman ise, 8 Temmuz 2018 tarihinde 24 kişinin yaşamını yitirdiği, 338 kişinin yaralandığı Çorlu tren faciası yaşandı. Tabii bu kazalara facia dememek gerekir, çünkü bunların her ikisi de göz göre göre oluşan yapay katliamdır.

Pamukova’daki kazanın ardından istifa etmesi gerektiği yolundaki eleştirilere Binali Yıldırım’ın yanıtı şöyleydi: “Ben çok rahatım. O direksiyonu ben kullanmıyorum ki kardeşim. Bu seferlerle ilgili olarak 600 kişinin imzası var.” Pamukova’daki hızlandırılmış tren kazasının davası 10 yıl sürdü, bakan ve bürokratlar hakkında işlem yapılmazken yalnızca makinistlere ceza verilmişti.

Pamukova’daki kazada altyapısı ve kullanılan vagonların yüksek hıza uygun olmadığı gerçeğini inatla ve ısrarla gizlemeye çalışan siyasal iktidar, kazanın yüksek hızdan kaynaklanmadığını söyleyerek, bilim dışı ve komik açıklamalarıyla, gülünç duruma düştüklerini görememişlerdir. Zamanın başbakanı bu faciaya “abartılmasın” derken, Sağlık Bakanlığı’nın da ölü sayısını bir anda 100 kişi birden düşürmesi, belleklerden silinmemiştir.

Çorlu’daki tren kazasıyla ilgili Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın açıklaması şöyle :

  • Kazanın, aşırı yağmur yağışları nedeniyle menfez ile ray arasındaki toprağın boşalması nedeni ile meydana geldiği tespit edilmiştir.”

Suçluyu hemen buldular: kazanın nedeni yağmurmuş. Kazanın yaşandığı yerdeki demiryolu hattı tarım arazilerinin ve dere yatağının üzerindedir. Ayrıca bölgenin çok yağış aldığı da bilinmektedir. Ancak yağmur yağdı böyle oldu türünden açıklamalar her türlü bilimsellikten uzak, gerçeği yansıtmayan bahanelerdir. Asıl suçlu böyle projeleri yapanlar, yaptıranlar ve yapılmış olanı denetlemeyenlerdir. Yapı ruhsatlarından mühendis ve mimarların imzalarının kaldırılmış olmasının acı sonuçları, bu kazayla (!?) birlikte bir kez daha görülmektedir.

Kazanın olduğu hatta menfez kesitinin yetersiz ve menfez üstüne yapılan dolgunun niteliksiz olduğu bellidir. Sel sularının menfezde yer alan toprak dolguyu boşaltması ile rayların askıda kalması ve kırılması sonucunda, tren vagonları raydan çıkarak bu korkunç kaza meydana gelmiştir. Dere yatağını doldurarak, bilimi hiçe sayarak tren yolu yapılırsa ve “menfez altı toprak kayması” şeklindeki açıklama ile önce insanlar güldürülür, ardından da yayın yasağı getirilir.

Özellikle demiryolu projelerinin güzergah seçiminden başlayarak, tünel, köprü, menfez gibi yol boyu bütün mühendislik yapılarında rant yerine bilimin ve mühendisliğin gereklerinin yerine getirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Bilim ve teknik, ülke ve halk yararına kullanılmak yerine siyaset ve rant için kurban edildiğinde böylesi yapay katliamlar kaçınılmaz olmaktadır. Bu yapay katliamların gerçek sorumluları; yeterli altyapı yatırımı yapmayan, teknik ve bilimsel gerçekleri göz ardı eden, meslek odalarının uyarılarına kulaklarını tıkayan bürokratlar, yöneticiler, siyasiler ve rant peşinde koşanlardır. (16.7.18)
===================================
Dostlar,

“1000Ali”, siyasal tarihin 2 faciası parantezindedir..

Pamukova’da 41 kurban {1000Ali} Çorlu’da 24 kurban..

Güney Kore’nin bir gemisi açık denizde çarpışmasız batıyor; ilgili Bakan kendisini sorumlu sayıp görevi bırakıyor..

Bizde 65 kurban vız geliyor..

Büyük ATATÜRK korkarız şu sözünde yanıldı (!) : 1 Türk Dünyaya bedeldir!..

Oysa 1000 Türk 1 Binali etmiyor!

Ayrıca Devletin 2 numaralı koltuğuna buyur ediliyor..

Üstüne üstlük bir de  Devlet Övünç / Şeref madalyası ile ödüllendiriliyor..

Ama bu ödül alanı da vereni de yüceltmiyor; gerçekte ……….

Yazsak suç olacak..

Sevgi ve saygı ile. 17 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

EFSANE

EFSANE

Suay Karaman

Konuk yazar : Suay Karaman

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 6 Haziran 2018’de Ankara Ticaret Odasının düzenlediği iftar programına katıldı ve yine bilinen konuşmalarından birini yaptı. Konuşmasında Türkiye’nin son 16 yılda ortaya koyduğu ekonomik performans ile dünya çapında bir model ve efsane olduğunu söyledi. Ancak hemen ardından kaynağa ihtiyaç duyulduğunu belirterek, “Evinizde yastık altında tuttuğunuz dövizlerinizi, paralarınızı, altınlarınızı bankalara yatırarak lütfen sisteme sokun ve ülkemizin büyümesine katkıda bulunun.” dedi.

Bu konuşmayı dinleyenlerin ‘bu nasıl bir efsane, evdeki paraları bankalara yatırın’ sözlerinin çelişkisiyle kafaları karışmıştır. Zaten son günlerde AKP genel başkanının yaptığı konuşmalar, kafaları karıştıracak ve akılları yedirtecek düzeye ulaştı.

AKP iktidara geldiği zaman 1 TL olan ekmeğin kilosu, 4 TL oldu. 1 kilo et 4 TL iken, şimdi 50 TL oldu. Benzinin litresi 1.60 TL iken, şimdi 6.40 TL oldu. 12 kg ev tüpü 19 TL iken, şimdi 93 TL, doğalgazın metreküpü 0.23 TL iken, bugün 1.33 TL oldu.  Dolar 1.55 TL iken, şimdi 4.55 TL oldu. Euro 1.58 TL iken, şimdi 5.50 TL oldu. AKP iktidarında Türkiye’de yaklaşık sekiz milyon kişi asgari ücretle çalışmaktadır. Çalışanların %70’i yoksulluk sınırının altında ücret almaktadır, milyonlarca işsiz vardır. Efsane dedikleri ekonomi performansının durumu içler acısıdır. Bütçeyi denkleştiremeyip, sürekli açık veren siyasi iktidarın, bu verilerle dünyadaki 17. büyük ekonomi olduğu söylemi de bir aldatmacadır. İşin doğrusu siyasi iktidarın yıllık %7.4 oranında büyüdüğünü söylediği Türkiye’nin gerçekleri yoksulluktur, açlıktır, işsizliktir.

Ülkemizin son 16 yılda ortaya koyduğu ekonomik performansı ile efsane olduğunu söyleyenler, gerçek enflasyonun %40’ların üzerinde olduğunu gizlemeye çalışmaktadır. Sürekli olarak dışsatım rakamları verilirken, dışalım rakamlarından söz edilmemektedir. Denk bütçe yapamayanlar, ülkemizin büyük bir borç batağında olduğunu gözlerden kaçırmak isteyenler, gelen ekonomik krizin tüm toplumu nasıl etkileyeceğinin farkındadır. Bu kez gelecek ekonomik kriz ‘teğet geçmeyecektir’, toplumu delip geçecektir.

Efsane olan bu siyasi iktidar ile ülkemiz her konuda büyük sorunlar yaşamaktadır. Bu 16 yıl süresinde ülkemiz hukuk dışı tutum ve davranışlarda, süregelen ve artan terör olaylarında, laik ve bilimsel eğitimin terk edilmesinde, tüm ulusal varlıklarımızın satılmasında, tarım, hayvancılık ve sanayinin bitirilmesinde, rüşvet, yolsuzluk ve talan konularında efsane olmuştur.

  • Kısaca siyasi iktidar ülkemizde sivil darbe yapmıştır ve bunu önceleri ileri demokrasi olarak, şimdi de efsane olarak nitelemektedir.

Sırada satacak bir şey kalmadığı için, milletin tasarruf ettiği paralara göz diken siyasi iktidar, durumu bu şekilde yine borç batağında idare etmeye çalışmaktadır. Görünenler ortadadır ve buna kesinlikle efsane denemez. 24 Haziran seçimlerinde bu “sahte efsane” iktidara gerekli dersler verilmelidir. İşte bu yüzden oy kullanmak ve kullandığımız oya sahip çıkmak çok önemlidir. Bu sahte efsanelerden ancak bu şekilde kurtulacağımız bilinmeli ve gereği yapılmalıdır. (11 Haziran 2018)

24 HAZİRAN’A DOĞRU

24 HAZİRAN’A DOĞRU 

Suay Karaman

24 Haziran seçimlerine doğru önce seçim birliktelikleri, sonra cumhurbaşkanı adayları belli olmaya başladı. Yeni seçim yasasına göre AKP, MHP, BBP ‘Cumhur İttifakı’ kurarken; CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ise ‘Millet İttifakı’ kurdu. Öncelikle cumhurbaşkanlığını almak isteyen ve bu yüzden Cumhur İttifakı yapan AKP, Millet İttifakından korkmuş şekilde, hırçınca yoluna devam edecektir.

Yeni sistemde her şeyin başı olan cumhurbaşkanı için, Meral Akşener, Tayyip Erdoğan ve Muharrem İnce partileri tarafından aday gösterilmişlerdir. Erdoğan’ın ülkeye ne getirip, neler götürdüğü ortadadır. Bu bağlamda Akşener ile İnce’nin  söylemleri, eylemleri ve kuracakları ekipler çok önem taşımaktadır. Özellikle parlamenter demokrasiye döneceklerinin güvencesini vermeleri, toplumu büyük ölçüde rahatlatacaktır ve böylelikle 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylamasının üzerindeki şaibe de ortadan kaldırılacaktır.

Ülkenin cumhurbaşkanı olacak kişinin bilgisi, birikimi, kültürü ve düzeyi yüksek olmalıdır. Bunun yanında geçmişi temiz olmalı, karanlık ilişkileri bulunmamalıdır. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, yurtsever, ülkesinin ve halkının çıkarlarını koruyan, bulunduğu makamı dolduracak olgunlukta olması gerekir. Eğer seçmenler bunları göz önüne alırsa, toplumun baskı ve sıkıntıdan kurtulabilmesi sağlanmış olacaktır.

Meral Akşener, uzun bir süreden beri çalışmalarını yürütmektedir ve siyasi iktidar karşısında yeni kurulan partisiyle ivme kazanmış, umut olmuştur. Seçime 42 gün kalmışken CHP, cumhurbaşkanı adayını açıklamıştır. Öncelikle partinin içinden biri olması, partilileri sevindirmiş ve büyük bir coşku yaratmıştır.

Muharrem İnce’nin iyi bir hatip olduğu bilinmektedir ancak önemli olan çok konuşmak değil, etkili konuşmaktır. İdeolojik temele dayanan, sağlam konuşmalar yapmaktır. Adaylık açıklaması sonrasında, Hacı Bayram Veli türbesini ziyaret edip, ardından cuma namazı kılması, basit politik manevradır. Aslı varken, kimse suretine bakmaz. Özellikle CHP’li bir adayın asıl gitmesi gereken yer Anıtkabir olmalıydı. (AS: Oraya da gitti!)

Büyük şairlerimizden Orhan Veli Kanık, çıkardığı Yaprak dergisinde 15 Mayıs 1950’de şöyle yazmıştır: “Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisi’ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysaki Halk Partisi, halkı kazanacağını umarak fikirleriyle ilkelerinden son zamanlarda ne fedakarlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan ilahiyat fakülteleri, imam hatip kursları, türbeler, sermayeye sağlanan imtiyazlar, her türlü irticaya tanınan haklar; hiçbiri kar etmedi.” Tarihten ders alınmaz ve aynı hatalara tekrar düşülürse, değil iktidar olmak, ana muhalefet bile olunamaz.

Üstelik İnce’nin adaylık açıklamasından dokuz gün önce söylediği sözler, toplumun bölünmesine hizmet eder niteliktedir: “Cumhurbaşkanı yardımcılarını baştan ilan edeceğim: Bir yanıma muhafazakar bir ismi, bir yanıma milliyetçi bir ismi, bir yanıma bir Kürt’ü, bir yanıma bir Alevi’yi alacağım Cumhurbaşkanlığı yardımcısı olarak.” CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, yardımcılarını bu şekilde istediğine göre Lübnan gibi, Irak gibi bir modelde federatif devlet ihalesine uygun görünüm sergilemektedir. (AS: buna katılamıyoruz..)

Eğer ortak düşünce AKP’yi iktidardan indirmek ve yeni bir cumhurbaşkanı seçmek ise, o halde yapılan seçim birlikteliğinin gereği olarak, cumhurbaşkanlığı için de ortak hareket etmek gerekir. İnce’nin aday yapılmasıyla, Akşener’e gidecek CHP oylarının gidişi durdurulmuştur. Dış güçlerin yaptığı yeni proje çerçevesinde İnce’nin aday gösterilmesi sonucunda, Akşener’e gidecek oylar engellenerek, ilk turda Erdoğan’ın seçtirilmesi sağlanmak istenmiş olabilir. (AS: CHP vargücüyle adayı İnce için çalışıyor!?)  Bunun benzeri Ekmeleddin olayında yaşanmıştı. Dış güçlerin desteğiyle dayatılan yanlış aday sonucunda, ilk turda Tayyip Erdoğan’ın seçtirilmesi sağlanmıştı.

Burada önemli olan, seçimi muhalefetin doğru adayıyla, 2. tura taşımaktır. Seçimin 2. turuna Erdoğan ve İnce kalırsa, büyük olasılıkla Erdoğan seçimi kazanır. İnce’nin seçimi kazanacağını düşünmek ya çok iyi niyetten, ya da saflıktan kaynaklanabilir. (AS: bize çok gerçekçi geliyor..) Ancak 2. tura Erdoğan ve Akşener kalırsa, büyük olasılıkla Akşener seçimi kazanır. Çünkü Akşener, hem soldan, hem de sağdan oy alabilecek güce sahiptir. İşte bu durumda seçmenlere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Her türlü hukuksuzluğu yapan AKP iktidarı sona erdirilerek, yeni bir yönetim oluşturulması için bilinçli seçim yapılmalıdır. Fakat şunu da aklımızdan çıkartmamalıyız ki, sonuçları ne olursa olsun bu seçim son seçim değildir ve olamaz da. Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinde, her zaman aydınlığa doğru giden bir yol bulunur, bulunacaktır da…
===================================

Değerli dostumuz Suay Karaman‘a yazısı için teşekkür ederiz..
Yazı içinde 3 yerde çekincelerimizi belirttik (altı çizili)…
Cumhurbaşkanlığı için en güçlü aday Muharrem İnce görünüyor..
Önümüzdeki günlerde umar ve dileriz ki “belden aşağı” vurma olmaz; komplolar kurulmaz ve adaylara haksız çamur  – istifa atılmaz..

  • Uyarmak isteriz ki; iktidar,
    kamuoyunu yanıltıcı gri – kara propaganda yöntemlerine başvurmasın!
    Sevgi ve saygı ile. 14 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

REJİM DEĞİŞTİRİLİRKEN

REJİM DEĞİŞTİRİLİRKEN

 Suay Karaman

12 Eylül 2010’da yapılan halk oylaması, Türkiye’de rejimin değiştirileceğinin sinyalini vermişti. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylaması, rejim değişikliğinin onaylanmasıyla sonuçlandı. Halbuki halk oylamasının sonuçlarında büyük şaibeler olmasına karşın, muhalefetin sessiz kalması sonucunda rejimimiz değiştirilmiş oldu. Şimdi, değiştirilen rejimin işlevsiz parlamentosunu ve başkanını seçmek için hızlı, panik içinde ve baskın bir seçime doğru yol alıyoruz. Dolar 4, Euro 5, benzin 6 TL’nin üzerine çıkmışken, enflasyon %10’ların çok üstüne fırlamışken, işsiz sayısı üç milyonu geçmişken, yoksulluk büyük boyutlara ulaşmışken, fabrikalar kapanırken, ülkemizin tüm varlıkları satılırken, kısaca ekonomi çökmüşken yapılacak bu seçim, her şeyin daha da kötüye gitmesine neden olacaktır. Yargının siyasallaştırıldığı, medyanın susturulduğu, bilimsel ve laik eğitime son verildiği, toplumsal barışın ve dostluğun yok edildiği, terörün arttığı, Ege’deki adalarımıza el konulduğu, üretimin durma noktasına geldiği, yolsuzluk, rüşvet ve savurganlığın patladığı, umudun tükendiği, umutsuzluğun tavan yaptığı bir Türkiye’de, yapılacak bu seçimin, ülkemizi daha da belirsiz bir ortama doğru götüreceği görülmektedir. Bu baskın seçimin sonuçları ne olursa olsun, ülkemizi büyük bir siyasi ve ekonomik kriz beklemektedir.

Seçimleri kazanmak için her türlü olanağı kullanmaktan çekinmeyen AKP yönetimi, MHP ile Cumhur İttifakı yapmıştır. Ancak yine de kazanacaklarından kuşku duymaktadırlar. AKP’nin genel başkanı “CHP demek tezek demektir” derken, geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı da “Çiftlik Bank ile CHP birdir” söyleminde bulunmuştu. Bu söylemler, Cumhur İttifakı’nın milleti bölmenin, kutuplaştırmanın hatta çatışmaya sokmanın açık kanıtıdır. Seçmenler, bu söylemleri değerlendirmelidir. Cumhurbaşkanı adayı olacağı düşünülen Abdullah Gül’ün evine, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve cumhurbaşkanı danışmanı İbrahim Kalın tarafından helikopterle ziyaret yapılması ve ardından Gül’ün aday olmayacağını açıklaması da, demokrasinin getirildiği noktayı gözler önüne sermektedir.

16 yıldır ülkemize yaptıkları sivil darbeyi “ileri demokrasi” olarak pazarlamaya kalkışanların en büyük şansı, güçlü bir ana muhalefet ile muhalefetin olamamasıdır. Ana muhalefet partisi CHP, seçimlere 55 gün kalmasına karşın, henüz cumhurbaşkanı adayını belirleyememiştir. “Ekmek için Ekmeleddin”de olduğu gibi, hep tutucu çevrelerden, AKP kurucularından Abdullah Gül, Abdüllatif Şener gibi denenmiş ve ne olduğu bilinen adaylar üzerinde durulmaktadır. Yaşadığımız günlerde salt CHP kimliği ile cumhurbaşkanı seçimini kazanmak zor olabilir, adayın büyük çoğunluğu kapsaması gerekmektedir. Ama bunun için ısrarla yanlış adlar üzerinde durmak da hatalıdır.

Büyük çoğunluktan oy alınması isteniyorsa, gösterilecek adayın geçmişi temiz olmalıdır. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, kültürlü, düzeyli, ulusun çıkarlarını koruyan, yurtsever ve makamı dolduracak olgunlukta olması gerekir. Böyle bir aday bulunabilir: üç dönem milletvekilliğinde, Sağlık ve Devlet Bakanlıkları görevlerinde bulunan Rifat Serdaroğlu. Aynı zamanda toplumu bilgilendiren günlük yazılarıyla da AKP’li yöneticilerin ipliklerini pazara çıkaran, çarpık ilişkilerini anlatmaya çalışan aydın ve birikimli bir kişilikten söz ediyoruz. Üstelik CHP yöneticilerinin “Erdoğan’ı en çıldırtacak adayı açıklayacağız” tanımına da son derece uygundur. Ana muhalefet ile öbür muhalefetin bu konuyu ivedilikle düşünmesinde ve gerekeni yapmasında ülkemiz adına büyük yararlar sağlanacağı çok açıktır.

24 Haziran seçimlerinden ülkemizin kurtuluşunu beklemek hayaldir, ancak ülkemizi bugüne getiren AKP yönetiminden kurtulmanın gerçekleşmesi için çalışılmalıdır. Bugün ülkemizde rejim değişikliği yapılmıştır. Parti gözetmeden ulusun tümünü ilgilendiren bu durumun çözümü ise partiler üstü bir anlayışı gerekli kılmaktadır. İşte bu yüzden gösterilecek cumhurbaşkanının kişiliği, kimliği ve duruşu çok önemlidir. (30.04.2018)

KUTSAL İTTİFAK

KUTSAL İTTİFAK 

Suay Karaman

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

7102 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 13 Mart 2018’de TBMM Genel Kurulunda kabul edildi, 15 Mart 2018’de Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve aynı gün Resmi Gazetede yayımlanarak, yürürlüğe girdi.

TBMM tutanağına göre teklif hakkında Genel Kurulda görüşmeler 12 Mart 2018 Pazartesi günü 69. Birleşimin 5. oturumunda saat 17:21’de başlamış ve 13 Mart 2018 Salı günü 14. oturumunda saat 09.41’de sona ermiştir. Yasa teklifinin hem 26 maddesinin, hem de tümünün kaç oy ile kabul edildiği TBMM tutanağında bile yazmamaktadır. Görüşmeler, TBMM Başkan Vekilinin “Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler, kabul etmeyenler.. Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun” sözleriyle sona ermiştir.

Kabul edilen bu yasa, genel seçimlerde kutsal ittifak yapacak AKP ve MHP’nin kazanmasına yönelik düzenlemeler içermektedir. Bu yüzden Anayasanın eşitlik ilkesine ve temsilde adalet ilkesine aykırıdır. Ancak hukuk dışı tutum ve davranışlardan kaçınmayan siyasal iktidar için bunların hiç önemi yoktur.

İleri demokrasi” adını verdikleri bu yöntem, hukuksuzluktur ve sivil darbedir. (19.03.2018)
=========================================
Dostlar,

Suay kardeşimize bu özlü – kısa ama uyarıcı yazısı için teşekkür ederiz.
Ancak, TBMM’de kabul edilen yasaların Cumhurbaşkanınca onaylanması ifadesi Anayasa bakımından uygun değildir. İlgili Anayasa maddesi aşağıdadır :

  1. Kanunların Cumhurbaşkanınca yayımlanması (1)

Madde 89 – Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayımlar.

Yayımlanmasını kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. (Ek cümle: 3/10/2001-4709/29 md.) Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir. Bütçe kanunları bu hükme tabi değildir. (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayımlanır; Meclis, geri gönderilen kanunda yeni bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar Meclise geri gönderebilir.

Anayasa değişikliklerine ilişkin hükümler saklıdır.
*****
Buna göre Cumhurbaşkanının yetkisi “onaylama” değil, 89. maddenin başlığında (metne dahil değilse de) “Kanunların Cumhurbaşkanınca yayımlanması” biçimindedir.

“AKP – MHP ittifakı” ndan (işbirliği – dayanışmas) çok “AKP – MHP iltihakı” ndan (katılma, birleşme) söz etmek daha uygun görünüyor. Görünen o ki, bu politik simbiyotik tuhaf işbirliği de murada erişmede yeterli ol(a)mayacaktır. Her 2 parti de ülkemize büyük zarar vermiştir ve Türk Halkı kendisine kurulan tuzakları ayırdedecek politik deneyime – öngörüye sahiptir.

Sevgi ve saygı ile. 19 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com