Etiket arşivi: Suay Karaman

HOŞGELDİN 2022

Suay Karaman 

Büyük sıkıntılarla 2021 yılını geride bıraktık, 2022 yılının umutlarımızın tazelendiği bir yıl olmasını diliyoruz. Ancak yaşanan günlerde yapılanları gördükçe bu dileğimizin gerçekleşmesinin çok zor olduğunu da biliyoruz.

2020 yılında başlayan koronavirüs salgını devam etmektedir. 2020 yılında gerçekliği tartışılan resmi verilere göre ülkemizde 20.881 kişi bu hastalıktan yaşamını yitirmişti. 2021 yılında ise aşı bulunmasına karşın yine gerçekliği tartışılan resmi verilere göre ülkemizde 61.027 kişi Kovit-19‘dan yaşamını yitirmiştir. Küresel salgın tüm hızıyla devam ederken, siyasal iktidarın aldığı önlemlerin yetersizliği görülmektedir.

Salgının da etkisiyle ekonomi iyice dibe vurmuştur. Birçok fabrika ve işyerleri kapanmış; işsizlik, açlık, yoksulluk büyük boyutlara ulaşmıştır. En az on beş milyon yurttaşımız yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda bırakılmıştır. Tarım ve hayvancılık bitirilmiş, sanayi durma noktasına gelmiştir. Laik ve demokratik eğitim yerine dinci eğitime geçilmiştir. Demokratik ve laik hukuk devleti olmaktan çıkılarak, ülkemiz dinsel hükümlerle yönetilmeye başlanmıştır. Kirli siyasetin bütün pislikleri ve yolsuzlukları ortaya saçılmaktadır. Yıllardır Ege Denizi’ndeki adalarımız Yunanistan’ın işgali altındadır ama ne siyasal iktidardan ne de muhalefetten ses yoktur. Vatana ihanet son düzeye gelmiştir.

Bunların yanında Kasım ve Aralık aylarında Türk Lirası’nın değer yitirtilmesiyle, yine büyük vurgunlar yapılmıştır. Buharlaşan 128 milyar Doların yanına, döviz vurgununda uçurulan 7 milyar Dolar daha eklenmiştir.

  • Bu düzenle zengin daha zenginleşirken, yoksullar iyice yoksullaştırılmıştır.

Türk Lirası bir yıl içinde yaklaşık %100 oranında değer yitirmiştir. Dış borcumuz 448 milyar Doları aşmıştır. Ekonomik dengeler bozulurken, halk sürekli yapılan zamlarla ezilmektedir. İşte bu kirli düzen, sözde ekonominin kitabını yazanlara kapak olmalıdır.

9 Aralık 2021’de TBMM’deki bütçe görüşmeleri sırasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu; “İstanbul Anakent Belediyesi’ne 33 bin personel alımı yapıldığını, 557 kişinin terör örgütüyle bağlantısı olduğunu” ifade etti. 27 Aralık 2021’de de İçişleri Bakanı, İstanbul Anakent Belediyesi hakkında PKK ve KCK ile bağlantılı, özellikle dağda bulunmuş kişilerin işe alındığı yönünde ihbarlar olduğunu söyledi. Gerçekten böyle bir durum varsa, işe alınanlardan istenen adli sicil kaydını Adalet Bakanlığı’nın verdiği anımsanmalıdır.

AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş; “Belediye kadrolarında terör örgütleri ile bağlantılı birtakım isimler olabilir. Buradan belediye başkanına sorumluluk çıkarılmaz” derken, aynı şekilde terör örgütleriyle bağlantılı güvenlik güçlerinin olması da, İçişleri Bakanına sorumluluk çıkarmaz. Ama AKP iktidarı işine geldiği gibi söylemlerde bulunmaktadır.

Terör örgütüyle bağlantılı birileri varsa, bu kişileri kanıtlarıyla belirleyip, yasal süreç başlatmak siyasal iktidarın görevidir. Çıkıp kürsüde “557 kişi terör örgütüyle bağlantılı” demek iftiradır, aymazlıktır, sapkınlıktır. Görevini yapamamanın ezikliğidir. Bu eziklik Oslo’da PKK terör örgütüyle görüşenlerin ezikliğidir, ihanetidir.

12 Aralık 2021 Pazar günü HDP İstanbul kongresinde bebek katili terörist başı Abdullah Öcalan lehine slogan atıldı, PKK marşı okunup, ant içildi. Şimdi sormak gerekir; bundan daha açık PKK ile bağlantılı bir durum olabilir mi? Bütün bunlar ortadayken İstanbul Anakent Belediyesi’ne yapılanın apaçık bir siyasal algı operasyonu olduğu bellidir. İçişleri Bakanının bu durum karşısında söyleyeceği söz yok mudur?

Bir İçişleri bakanı şurada terörist var, burada terörist var diyemez. Bakanlığın emrinde polis ve jandarma var, teröristi yakalamak görevleri arasındadır. “Terörist var” diye bağırarak, propaganda çığlıklarıyla bakanlık yapılamaz.

  • Yaklaşık 20 yıldır ülkeye ihaneti onaylanmış bir siyasal iktidar ile böyle bir iktidarı ayakta tutmaya çalışan muhalefetin, ülkemizin sorunlarını çözemeyeceği bellidir.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin ekonomik ve siyasaş olarak en sıkıntılı günlerini yaşamaktadır. Böyle bir siyasal iktidardan her şey beklenir. Bu iktidarın kendilerini sınırladığı hukuk kuralı da, etik kuralı da yoktur. Siyasallaşan yargı, hukuku ortadan kaldırmıştır. Ama ne olursa olsun, yolun sonu gelmiştir.

  • Şimdi Atatürk ilke ve devrimleri ışığında, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığında birleşerek, örgütlü mücadele yapmanın zamanıdır.

Ülkemizin üzerindeki kara bulutları dağıtmanın başka yolu yoktur.

2022 yılının sağlık, mutluluk ve aydınlık getirmesi için hep birlikte demokrasiye sahip çıkarak, laikliğe sarılarak ülkemize güzel günler gelmesi için görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmenin zamanıdır. 

Azim ve Karar, 3 Ocak 2022

EKONOMİ TIKIRINDA

Suay KARAMAN
Azim ve Karar, 29 Kasım 2021
 

24 Ocak 1980 kararları ile devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alındı ve ülkemiz serbest piyasa ekonomisine geçti. 24 Ocak kararları dünyada yaygın olarak kullanılan IMF politikalarından oluşan bir programdır. Bu programın ilkeleri faizlerin yükseltilmesi, sıkı para ve maliye politikaları, emek ücretlerinin baskı altında tutulması, kamu hizmetlerine zam yapılması, kamumun piyasadan çekilerek özel sektörün önünün açılmasıdır. 

Planlı kalkınma modeliyle ülkenin gereksinim duyduğu her türlü mal ve hizmetin ülke içinde üretilmesi anlayışıyla dış alımın yerini tutan (ithal ikamesi) Türkiye, bu kararlar ile dış satıma (ihracata) dayalı bir ekonomik modeli benimsedi. Ayrıca döviz alım satımı serbest bırakıldı, dış alım (ithalat) serbestleştirildi. Yabancı sermaye yatırımları teşvik edildi, kademeli olarak sosyal devlete son verildi. Döviz piyasası üzerindeki denetimler kaldırıldı, faiz oranları serbest bırakıldı, fiyat denetim ve sınırlamaları kaldırıldı, özelleştirmeler başladı. 

Alınan kararlar kapsamında %33 oranında devalüasyon (Türk Lirası’nın değerinin düşürülmesi) yapılarak günlük kur uygulamasına gidildi ve 1 Dolar 47 liradan 70 liraya yükseltildi. Kamu İktisadi Teşekküllerinin ürettikleri ürün fiyatları artırıldı, tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırıldı; gübre, enerji ve ulaştırma dışında sağlanan destekler kaldırıldı. 1980 yılında enflasyon %107 olarak gerçekleşti. 

Aradan geçen yaklaşık 42 yıla karşın, serbest piyasa ekonomisine teslim edilen ekonomimiz hiç ayar tutmamış, sürekli iniş ve çıkış yaşayarak, büyük sıkıntılara neden olmuştur. 1994 ve 2001 yıllarında da krizler yaşanmış ve hep kemer sıkma politikasıyla bugünlere gelinmiştir. 

AKP iktidarıyla sürdürülen serbest piyasa ekonomisi ile bugün daha da büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Planlamaya son vererek, üretimden uzaklaşmak, dış alım, yanlış kur politikası ve dövize bağımlı olmanın sonucunda gelinen nokta  üzücüdür. Türk Lirası’nın sürekli değer yitirmesi, yurttaşların alım gücünü düşürmektedir. Bunun yanında yaşam pahalılığının artmasına neden olduğu gibi yoksulluk, işsizlik ve hiperenflasyon sarmalı sürmektedir. Kasım ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 3.192 TL, yoksulluk sınırı 10.396 TL oldu. Enerji fiyatlarındaki büyük artış ve yüksek dış borç ekonomiyi zorlamaktadır.  

2021 yılı Ocak başında 7,4 TL olan dolar, bugün 13 TL’ye dayandı; 9,1 TL olan € 14 TL oldu. Paramız Dolar karşısında yaklaşık %70, Euro karşısında %55 değer yitirdi. 2021 Ocak ayında litresi 7,1 TL olan benzin 9,7 TL, litresi 6,6 TL olan motorin 9,8 TL olmuştur. Her şeye sürekli zam yapılmaktadır.

  • Böylece korkunç bir yoksullaş(TIR)ma ve dibe vuruş ile karşı karşıyayız.

Bu yılın Kasım ayı başında 9.50 TL olan Dolar, dün 12.50 TL oldu. Böylece Dolar, 27 günde 3 TL yükselirken TL %32 değer yitimine uğradı. Aynı biçimde Kasım ayı başında 11 TL olan €, dün 14 TL oldu. Euro da Dolar gibi 27 günde 3 TL yükseldi ve TL %28 değer yitirdi. Enflasyonun yükselmesini göze alarak kuru başıboş bırakan siyasal iktidar, ‘ihracatta rekabet gücü kazanacağız, Çin’e göre daha ucuz olacak mal ve hizmetleri dünyaya satacağız, TL değer kazanacak ve enflasyon düşecek’ kuramının boş olduğunu anladığı zaman, belki ekonomiyi düzeltebilir. 

  • Ekonomik sorunlar dış güçlerin oyunu diye açıklanamaz.

Ekonominin kitabını yazanlar (!), doğru ekonomi politikası izlediklerini söyleyenler, “ekonomistim” diye övünenler şimdi, “ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz” düzeyine geldiler. Ancak “ekonomik kurtuluş savaşı” söylemi inandırıcı değildir, çünkü serbest piyasa ekonomisine bağlılık içinde ekonomik kurtuluş savaşı verilemez. AKP iktidarı en katı biçimde liberal ekonomi programı izlemektedir. Özelleştirmelerle yoluna devam eden, planlamaya son veren, üretimden vaz geçen, dış alım odaklı bir kapitalist sistemle yürüyen bir iktidar, nasıl ekonomik kurtuluş savaşı verir? 

Krize neden olanların, krizi yaratanların aynı zamanda çözüm üretemeyecekleri bilinmelidir. Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelecek 10 milyar Dolarlık yatırım ile ya da Katar’dan gelecek paralarla, ekonominin düzelemeyeceği çok açıktır. Ekonomik kurtuluş savaşı dış ülkelerden gelecek paralarla verilmez. 

Türkiye eğer gerçekten ekonomik kurtuluş savaşı verecekse,

  • Bu ancak Atatürk’ün modeli ile gerçekleştirebilir.
  • Neo-liberal ekonomiyle kurtuluş savaşı verilmez.

Bunun için kamucu ve halkçı girişimler yapılmalı, sosyal devlet yeniden yapılandırılmalı, planlı üretime geçilmelidir. Ülkemizi ekonomik bataktan çıkarmak için öncelikle yolsuzluk, rüşvet ve israfa son verilmelidir. 128 milyar doların hesabı sorulmalıdır, yap-işlet-devret projeleri için garanti ödemelerine son verilmelidir. 

24 Ocak 1980 kararlarından beri uygulanan ekonomik modelin özü, dövize bağımlılık ve sürekli borçlanmadır 

Bu model Türkiye’yi üretmeden tüketen, borçlanarak lüks yaşayan bir topluma dönüştürdü. Çözüm bu modelde değildir. 1923-38 arasındaki Cumhuriyet ekonomisine dönülmelidir. 1961 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’nın öncülüğünde planlı ekonomiye geçilmelidir.

  • Çözümün anahtarı : Halkçılıktır, Devletçiliktir, Planlamadır, Üretimdir, Karma Ekonomidir ve Denk Bütçedir.

Bu siyasal iktidar tükenmiştir, bitmiştir. Yerine gelecek muhalefet partileri de neo-liberal ekonomik modele, serbest piyasa ekonomisini sürdürecekse, değişen hiçbir şey olmayacaktır. Bu durumda bizlerin de “ekonomi tıkırında” demekten başka sözümüz olamaz. Eşsiz önderimiz Atatürk’ün

  • “Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.”

sözünü unutmamamız gereken günlerden geçtiğimizi bilmeliyiz.

ANAYASA YAPMAK

Suay Karaman

Ülkemizin büyük sorunları arasında ne yazık ki şu an iyi denilebilecek hiçbir olgu yoktur. Ekonomik denge bozulmakta, sürekli olarak paranın değeri düşürülmekte, enflasyon artmakta, açlık, işsizlik, yoksulluk alıp başını gitmekte ve her gün gelen zamlar yurttaşların belini bükmektedir. Tarım, hayvancılık ve sanayi bitirilmiş, demokratik ve laik eğitime son verilmiştir. Terör can almaya devam etmekte, hukuk dışı tutum ve davranışlar sürmektedir. Bunların yanında yolsuzlukta ve savurganlıkta birinciliği kimseye kaptırmamak eğilimindeyiz.

Şimdi bütün bu ve benzer sorunları önemsemeyip yeni bir anayasa yaparak, mucize beklenmektedir. Darbe dönemi denilen 1982 Anayasası’nda birçok kez kritik değişiklikler yapılmış, neredeyse bu anayasa %70 oranında değiştirilmiştir. Ama ülkemizin sorunları azalmadığı gibi daha da artmıştır. İstediğiniz kadar güzel bir anayasa yapın, eğer hukukun dışına çıkarsanız, değişen bir şey olmaz.

12 Eylül 2010 tarihinde halk oylaması ile anayasa değişikliği yapılmıştı. Bu değişiklikle yargı bağımsızlığı kalıcı bir şekilde yok edilmiştir. Mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayıldığı 16 Nisan 2017 tarihinde halk oylaması ile çok kapsamlı bir anayasa değişikliği daha yapılmıştı. Bu değişiklikle parlamenter rejim değiştirilmiş ve ne olduğu belli olmayan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı verilen tuhaf bir yönetime, tek adam yönetimine geçilmişti. Hukuksuzca yapılan bu rejim değişikliğini onaylayanlar ve sessiz kalanlar, şimdi anayasa taslağı hazırlamaya başladılar. Buradaki amaç demokratik ve laik cumhuriyet rejimine son vermek olarak görülmektedir. Mevcut (AS: Eldeki) anayasanın ilk 4maddesi şöyledir:

1. Devletin şekli
Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III. Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti

Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı “İstiklal Marşı“dır.

Başkenti Ankara’dır.

Değiştirilemeyecek hükümler

Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Yapılmak istenen yeni anayasadaki amaç; ilk 4 maddenin de değiştirilmesidir. Proje olan siyasal partiler bunu gerçekleştirmek için el ele vermektedir. Buradaki amaç, laik ve demokratik cumhuriyetimizin, Atatürk ilke ve devrimlerinin sona erdirilmesidir. Yeni anayasa yapılmasını savunmak, ileri demokrasinin sivil anayasası olarak pazarlanmaktadır. Bunu da ambalajlayarak, reform olarak sunmaktadırlar.

  • Yapılmak istenen yeni anayasa, tam anlamıyla bir aldatmacadır, emperyalizmin çeşitli oyunlarından biridir. 

24 Haziran 2018’de seçilen TBMM üyeleri, beş yıl için yasama yetkisi almıştır. TBMM üyeleri, mevcut (AS: yürürlükteki) anayasaya bağlılık yemini ederek, görevlerine başlamıştır. Bu nedenle mevcut (AS: yürürlükteki) anayasaya bağlılık yemini eden TBMM üyelerinin yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur. Bu durumda TBMM üyelerinin mevcut (AS: eldeki) anayasayı tümüyle yok sayarak, yeni bir anayasa yapmaya çalışması etik olmadığı gibi, açıkça suçtur. Anayasa yapmayı, başka yasa yapmak ile karıştırmamak gerekir.

Yeni anayasa yapma koşullarını oluşturmak için, öncelikle halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği halkoyuna sunulur. Bu halkoylamasında nitelikli çoğunlukla “evet” oyu çıkarsa, barajsız bir seçimle kurucu meclis oluşturulur. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı, yeniden halkoyuna sunulur. Yeni bir anayasa ancak bu yolla yapılır. Ancak bir kurucu meclisin yapabileceği yeni anayasayı, kurulu meclise yaptırmaya çalışanlar, tarihin sorumluluğundan kaçamayacaklarını da unutmamalıdırlar.

Anayasa, devletin temel işlevini yerine getirecek organları belirleyen, devletin nasıl yönetileceğine yön veren, kişilerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, devletle birey arasındaki ilişkileri düzenleyen yazılı ve bütünsel bir belgedir. Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirten devletin temel yasasıdır.

19 yıldır ülkeyi yöneten bitik bir iktidar ile silik bir muhalefetin yapacağı “yeni anayasa“, hiçbir sorunu çözemeyeceği gibi, daha da kötüleşmesini sağlayacak ve Cumhuriyetimizle hesaplaşmaya gidecektir. Bu oyunlara gelmeden önce geçmişi ve bugün yapılanları sorgulayarak, düşünmeliyiz, kararımızı buna göre vermeliyiz.

Azim ve Karar, 25 Ekim 2021

ALBAY REŞAT ÇİĞİLTEPE

Suay Karaman

26 Ağustos 1922 sabahı gürleyen top sesleri, özgürlüğü ve bağımsızlığı yok edilmek istenen bir ulusun kurtuluşunu müjdeliyordu. Kocatepe’den Dumlupınar’a, Çiğiltepe’den Sincanlı Ovası’na akan taarruz kolları özgürlüğe giden yolu açmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde kazanılan 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı (AS: Muharebesi) sonucunda, 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’de, emperyalist güçler yurdumuzu terk etmek zorunda kalmıştı.

99 yıl önce çok zor koşullarda, büyük bir özveriyle dünyanın en haklı savaşlarından biri olan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazanarak, vatanımızı emperyalizmin işgalinden kurtaran, özgür ve başı dik olarak yaşamamızı sağlayan Kuvayi Milliye şehitlerini, gazilerini saygıyla anmaktayız. Yepyeni bir devlet kurup, az zamanda çok ve büyük işler yaparak, Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda dünyanın önemli ve saygın ülkeleri arasında yer almasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e ve arkadaşlarına şükranlarımızı sunmaktayız.

İşte şükran sunmamız gerekenlerden biri olan Albay Reşat Çiğiltepe, Türk edebiyatının önemli isimlerinden devlet adamı Ziya Paşa’nın (1829-1880) oğlu olarak 1879 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1896 yılında Harp Okulu’ndan mezun olarak Osmanlı ordusuna katılmış, Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile Yanya savunmasında görev almıştır.

  1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi’nde görev almış ve gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle efsanevi komutanlar arasına girmiştir. 17. Alay Komutanı olarak Muş ve Bitlis’te Rus işgaline karşı savaşmış, Suriye Cephesi’nde 53. Tümen Komutanlığı’na atanmıştır. 1918 yılında İngilizlere esir düşmüş, esaretten kurtulur kurtulmaz Aralık 1919’da Milli Mücadele’ye katılmak üzere İnebolu’dan “İstiklal Yolu” üzerinden Ankara’ya geçmiştir. Mustafa Kemal Paşa tarafından 21. Tümen Komutanlığı’na getirilerek, Yarbay rütbesi ile İnönü ve Sakarya Meydan Savaşlarına katılmış ve bu savaşlarda ciddi başarılar göstermiştir. 1 Mart 1922 tarihinde Albay rütbesine terfi ederek, Büyük Taarruz’da 57. Tümen Komutanı olarak savaşa katılmış ve Çiğiltepe’nin ele geçirilmesi ile görevlendirilmiştir.

27 Ağustos 1922 sabahı Albay Reşat’ın komutasındaki 57. Tümen, Afyonkarahisar`ın güneybatısında yer alan, 1591 rakımlı (AS: yükseltili) Çiğiltepe’yi kuşatarak, düşmanı bu tepeden temizlemeye çalışmaktadır. Bu sırada Albay Reşat ile Başkomutan Mustafa Kemal Paşa arasında geçen telefon konuşmalarını anımsamalıyız.

Mustafa Kemal Paşa (10.30):
– Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?
– Komutanım, yarım saat sonra alacağız.
– Başarılar diliyorum.
Mustafa Kemal Paşa (10.45):
– Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.
– Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.
Mustafa Kemal Paşa (11.00):
– Reşat Bey’i istiyorum.
– Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım: “Yarım saat zarfında size bu tepeyi almak için söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.”

Gözlerinden yaşlar boşanan Mustafa Kemal Paşa’nın sözleri şöyledir: “Tanrı rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir.”

Başkomutanın telefonu çalar (11.45):

– Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası’na doğru kaçmaktadır, arz ederim.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya söz verdiği saatte Çiğiltepe’yi alamayan Albay Reşat, 27 Ağustos 1922 günü saat 11.00’de intihar eder. Bu olay, onuru için yaşayanların verdiği bir derstir ancak Türk ordusu iyi yetişmiş önemli bir subayını yitirmiştir. Albay Reşat Bey’in cenazesi, Afyon’un Sandıklı ilçesindeki anıtlı mezarlıkta toprağa verilmişti. Cenazesi 1988 yılında Ankara Devlet Mezarlığı’na nakledilmiştir. Sandıklı’daki mezar boş olmasına karşın hala korunmaktadır.

Ölümünün ardından TBMM kendisi adına, ailesine Kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası takdim etmiştir. Soyadı Kanunu çıktığında Mustafa Kemal Atatürk tarafından Albay Reşat’a “Çiğiltepe” soyadını verilmiştir. Sandıklı’ya 18 kilometre uzaklıktaki Çiğiltepe’de Albay Reşat ve hayatını yitiren diğer askerlerin anısına yaptırılan şehitlik, 22 Haziran 1996 tarihinde hizmete açılmıştır. Büyük Atatürk‘ün yüreğinden kopan şu sözler, Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği’ndeki mermer kitabeye yazılmıştır:

  • “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun.”

Hemen hemen hepimiz Afyon-Sandıklı karayolundan geçmişizdir. Ankara’dan, Antalya, Kemer, Kaş, Fethiye, Marmaris, Datça, Muğla, Milas, Bodrum, Denizli, Aydın, Didim, Söke, Kuşadası yönlerine giderken, vatansever Albay Reşat Çiğiltepe’yi ziyaret etmeyi unutmamalıyız. Her gün binlerce aracın geçtiği Afyon-Sandıklı karayolunda, “Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği (10 km)” tabelasını görürüz ama Albay Reşat’ı görmeyiz. Mutlaka gidip görmek gerekir bu şehitliği. Ülkemizin nasıl kurtulduğunu anlamamız için bu kutsal bir görevdir. Bugün yaşadığımız karanlık ortamda, o coşkulu günlerin heyecanını özümseyebilmek ve önemini kavrayabilmek için bu ziyareti yapmamız gerekir. Ulusal bilincimizin yenilenmesi ve emperyalizme karşı dimdik durabilmek için bu bir zorunluluktur.

Albay Reşat Çiğiltepe, iyi yetişmiş, yüreği vatan sevgisiyle dolu genç bir tümen komutanıydı. Kurtuluş Savaşı yıllarının değer yargısında, vatan sevgisi çok önemliydi. Günümüzde ise, vatan sevgisinden ve ulusallıktan vazgeçmenin normal sayıldığı, emperyalizmin ve dışa bağımlılığın övüldüğü bir değer yargısı geçerlik kazanmaktadır. Albay Reşat Çiğiltepe gibi kahramanların isimleri okullardan silinmektedir. İşte bu yüzden Kuvayi Milliye kahramanlarına sahip çıkılmalıdır, Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği görülmelidir, Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın haklılığı ve önemi bir kez daha kavranmalıdır.


Azim ve Karar, 30 Ağustos 2021.

MÜJDE

Suay Karaman

Laik bir ülkede kabul edilemeyecek şekilde, cuma namazları sonrasında açıklama yapmayı olağanlaştıran AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan, 16 Temmuz 2021 Cuma günü Ayasofya’da basına açıklama yaptı. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 47. yıldönümü kutlamaları için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gideceğini ve orada KKTC ile ilgili bir müjde vereceğini söyledi.

Tayyip Erdoğan, 19 Temmuz 2021 Pazartesi günü KKTC Parlamentosu’ndaki özel oturumda konuşma yaptı. Kıbrıs Türk Devletinin kuruluşunu gerçekleştiren Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş gibi kahramanlar ile Kıbrıs Barış Harekâtının mimarı Bülent Ecevit’i anmadan yaptığı konuşmasının içeriği boş ve anlamsızdı. Açıklanan müjdenin, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı sarayı, meclis binası ve millet bahçesi yapmak olduğu görüldü. Müjde olarak açıklananlar, KKTC’de beklentileri karşılamadı çünkü KKTC’nin en önemli sorunu bina yapımı değildir. Günün anlam ve önemiyle hiçbir ilgisi olmayan bina işinin, KKTC’nin sorunlarını çözmeyeceği bellidir. Bina yapım işi yalnızca kimi ayrıcalıklı ve yandaş şirketlere kazanç sağlamaya yarar. Sanki bu binalar zamanında yapılmış olsaydı, KKTC’nin sorunları bitecek miydi?

KKTC’nin bağımsız ve özgür bir devlet olarak tanınması için çalışma yapılması gerekirken, bina yapımı, işin sulandırılması anlamındadır. İşi bina yapımına getirmek, öbür devletlerin KKTC’yi tanımasını zorlaştırır. Bunun yanında KKTC’deki soydaşlarımızın geleceği de çok önemlidir. Bu konuları yok sayıp, bina yapımını öne çıkartmak, açıkça toplumla dalga geçmek anlamına gelmektedir.

KKTC’deki bina yapımı için Türkiye’nin 14 milyon TL bütçe ayırdığı bildirildi. Bu kaynağı üretim için harcamak, eğitim ve sağlık için kullanmak gerekirken, bina yapımında kullanmak yanlıştır. Barış harekâtının üzerinden 47 yıl, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulmasının üzerinden 46 yıl, KKTC’nin kurulmasının üzerinden 38 yıl geçmesine karşın halen elektriğin bir bölümü Rum kesiminden sağlanmaktadır. Bu gibi sorunlara çare bulamayanlar, işi bina yapımına indirgemektedirler. Bunlarla KKTC güçlendirilmez, yalnızca itibarı (AS: saygınlığı) yerle bir edilir. “İtibardan tasarruf olmaz” sloganıyla bütünleşen AKP iktidarı, ülkemizin saygınlığını azalttığı gibi, şimdi KKTC için de aynısını yapacaktır. “İtibardan tasarruf olmaz” derken, kamuda tasarruf genelgesi yayınlamak da, iş bilmezliğin göstergelerinden olduğu gibi, devleti yönetememenin de açık ifadesidir.

20 Temmuz 1974’te yazılan destan ile soydaşlarımız baskıdan ve zulümden kurtarılmış, barış içinde yaşamaya başlamıştır. O gün soydaşlarına ve topraklarına sahip çıkan T.C. Hükümeti vardı, bugün ise soydaşlarını umursamadığı gibi, Ege’deki 20 adamızın işgaline bile ses çıkaramayan bir iktidarla karşı karşıyayız.

  • Lozan ve Montrö Antlaşmalarına sahip çıkamayan AKP iktidarı,
    her konuda olduğu gibi KKTC konusunda da kafaları karıştırmaktadır.

AKP’nin, geçmişte ulusal kahraman Rauf Denktaş’ı nasıl devre dışı bıraktığı ve itibarsızlaştırmaya çalıştığı unutulmamıştır. AKP iktidarının, Annan Planı’nı savunan, iki devletli çözüme karşı oldukları bilinen, bağımsız, eşit KKTC tezine uzak duran önceki cumhurbaşkanları Mehmet Ali Talat ile Mustafa Akıncı’yı desteklediği de bilinmektedir. AKP iktidarının bakışı bugün farklı olsa da, hiçbir sorunun üstesinden gelemeyeceği bellidir.

Bugün KKTC konusunda Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü‘nün beklediği müjde, KKTC’ye bina yapılması değildir. KKTC ile ilgili ve KKTC üzerinden Türkiye’yi de hedef alan emperyalist abluka ile tecridi kıracak başarılardır. İşte bunun en önemli adımını ise KKTC’nin uluslararası alanda tanınmasını sağlayacak başarılar oluşturmalıdır.

Eşsiz liderimiz Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine sarılarak, KKTC’yi bağımsız ve özgür bir devlet yapmak için el birliğiyle çalışmamız gerektiğini unutmamalıyız. Gerçek müjde ancak bu şekilde sağlanır. Gerisi boş söz ve aldatmadan öteye gitmez.