95. YILINDA CHP NEREDE?

95. YILINDA CHP NEREDE?

Konuk yazar : Suay Karaman

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Kendi yaptığı sivil darbe ile ülkeyi keyfi olarak yöneten siyasal iktidar, 95 yıllık Cumhuriyet dönemimizdeki en büyük ekonomik ve politik krizi (AS: bunalımı) yaşamamıza neden olmuştur. Döviz fiyatları ve enflasyon sürekli artarken, toplum her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır. Türk Telekom’da yapılan soygunun yanı sıra, Halkbank’ın gece yarısı döviz fiyatını indirerek ucuz döviz satıp, birilerinin zenginleşmesini sağlaması da üzerinde çok durulmadan geçiştirilmiştir.

Laik eğitimin terk edildiği ülkemizde, Diyanet İşleri Başkanı’nın, Kuran kursuna giden 4-6 yaş arasındaki çocuk sayısının 3 binden, 150 bine çıkmasıyla övünmesi karşısında da sessizliğimiz sürmektedir. Anayasa ve demokrasinin rafa kaldırıldığı ülkemizde Ege Denizi’ndeki ada ve kayalıklarımızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine bile aldırış etmeyen siyasal iktidar ile karanlık bir süreçten geçmekteyiz. Her kurumda ve kuruluştaki yanlış ve yandaş yönetim sonucu ülkemizin getirildiği durum iç açıcı değildir. Şimdi şarbon hastalığının ortaya çıkması karşısında bile duyarsız kalan siyasal iktidar, sahte kabadayılık yaparak gündemi değiştirmek arzusundadır. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine dinamit konulmaktadır ve ne acıdır ki topluma bunları anlatacak, çıkış yolu gösterecek muhalefet bile yoktur.

Siyasal iktidarın bu kötü gidişini ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin görmesi ve gerekli önlemleri alması beklenirdi. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden, Ulusal Kurtuluş Savaşından doğan, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığını benimseyen, Atatürk’ün eşsiz ilkeleri ve devrimleriyle yoğrulan, o muhteşem (AS: görkemli) Altı Ok ile parlayan, dünyada ilk ve tek “devlet kuran” partidir. Bu büyük partimizle, Atatürk’ün öncülüğünde 1923 – 1938 yıllarında her alanda büyük kalkınma hamleleri (AS: atılımları) başlatan ülkemiz, Atatürk‘ün ölümüyle hem Partide, hem de ülkede yanlış rotalara savrulmuştur.

Bugün CHP yöneticileri ve milletvekilleri suskunluk içinde olan biteni seyretmekte, arada sırada cılız çıkışlarla muhalefet görevini yaptıklarını sanmaktadırlar. “Laiklik tehlikede değildir” ve “yargıda cemaatçi yapılanma var diyemem” sözleri bile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında fikir vermektedir. Cumhuriyet rejimini değiştiren halk oylamasında “mühürsüz oyların geçerli sayılması” kararını veren Yüksek Seçim Kurulu önüne gidemeyen, bu hukuksuzluğa tepki veremeyen bir muhalefet partisi ‘yok’ hükmündedir. Kıbrıs’ta barışın değil Türklere komplonun mimarı olan “Annan Planı”nı hazırlayan Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan için “Kıbrıs barışı için verdiği mücadele dolayısıyla hep saygıyla hatırlayacağız” diyen Kılıçdaroğlu’nun hangi projelere aracılık ettiği bellidir. “Ekmek için Ekmeleddin” sloganıyla yola çıkanların, Kofi Annan’ı saygıyla anması da proje gereğidir.

Çağdaş demokrasilerde genel başkanların ulusal davalara ve kendi partisinin programına uygun bir tavır (AS: tutum) içinde olmaları esastır. Aksi yönde tavır alanların genel başkanlık görevinden ayrılmaları gerekir. Girdiği tüm seçimleri yitiren ve partinin oyunu %22 düzeyine getiren genel başkan, olağanüstü kurultay istemlerini de görmezden gelmiştir. Parti yönetiminde yapılan değişiklik ile “CHP kapatılmalı, vakıf halini almalıdır. CHP, sosyal demokrat bir parti değildir. Sosyal demokrasinin önündeki en büyük engeldir ve bu yüzden kapatılmalıdır.” diyenleri, partinin iki numaralı yetkilisi yapmasıyla, kirli emelleri ortaya koymaktadır.

Gerçi Kılıçdaroğlu’nun karşısındaki İnce rakip, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde topluma coşku verip, seçim sonrasında kaygı veren, kuşku uyandıran, birikimsiz bir siyasetçidir. Genel başkanlık için benzer adaylar da çıkacaktır ama Kemalist ilke ve devrimleri özümsemeyenler kesinlikle CHP’ye yönetici olamaz, olmamalıdır.

Ülkemizin ekonomik ve siyasal olarak çöktüğü bugünlerde CHP bunu kullanarak AKP Genel Başkanı’nı zor durumda bırakmak yerine, iç çekişmelerle ekmeğine yağ sürmektedir. AKP Genel Başkanını neredeyse krizden güçlendirip, dünyaya kafa tutan biri olması yolunda gizliden gizliye desteklemektedir. Bu yapılanlar CHP’yi bitirme hareketidir ve işbirlikçilik yolunda atılan adımlardır. Oysa CHP yöneticileri, tüm yanlış uygulamaların peşinde halkla birlikte alanlarda, sokaklarda, çarşıda, tarlalarda, Telekom ile Halkbank’ın önünde olmalıdır; hesap sormalıdır.

9 Eylül’de 95. kuruluş gününü kutladığımız CHP, Altı Ok’u savunarak Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyacak olan tek partidir. Bugün içinde bulunduğu tüm ideolojik tutarsızlıklarından ve yanlış kişierin yönetimlerde olmasından en kısa sürede arınması için, Atatürk’ün partisini, Atatürkçü parti yapmak üzere tüm gerçek Kemalistlerin bir araya gelmesi zorunluluktur.

  • Ülkemizin sorunlarını çözecek ve toplumu kucaklayacak Kemalist bir CHP’ye gereksinim vardır.

Yurtseverlik, 9 Eylül 1922 günü emperyalistleri İzmir’den denize döken büyük kurtarıcımız Atatürk’e yaraşır olmak demektir.

Vatanseverlik, 9 Eylül 1923’te eşsiz liderimiz Atatürk’ün kurduğu CHP’yi yeniden O’nun yolunda Atatürkçü parti yapmaktır, ülkemizi aydınlığa çıkarmaktır.

Bunun için Kurtuluş ve Kuruluş felsefesine geri dönmekten başka çaremiz yoktur.
=================================
Dostlar,

Katıldığımız ve katılmadığımız yanlarıyla, sevgili dostumuz, katıksız – içten Kemalist Suay Karaman’ın yazısını paylaşıyoruz.

Dileriz CHP ve ülkemiz için yararlı sonuçlar çıkarılır.

Başka CHP yok! Üstüne titreyişimiz bundan..

Sevgi ve saygı ile. 11 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

YOK SAYMAK

YOK SAYMAK

Suay Karaman

Konuk yazar : 
Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

26 Ağustos 1922 ile 9 Eylül 1922 tarihleri arasında ülkemiz çok zor koşullarda mücadele vererek, büyük bir başarı kazanmıştır. Bu başarı sonucunda 300 yıldır dünyayı sömüren emperyalizm ilk kez yenilgiye uğratılmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri atılmıştır.

26 Ağustos sabahı Afyon Kocatepe’de gürleyen top sesleri ile başlayan Büyük Taarruz, Türk milletinin emperyalizme karşı direnişini müjdeliyordu. 30 Ağustos günü Kütahya Dumlupınar’da yetenekli bir komuta kademesi elinde kazanılan Başkomutanlık Meydan Savaşı sonrasında, Yunan Ordusu dağılmış bir şekilde İzmir’e doğru kaçmış ve 9 Eylül günü İzmir’de emperyalist güçler yurdumuzu terk etmek zorunda kalmıştı.

Tarihimizde 26 Ağustos günü; özgürlüğü ve bağımsızlığı yok edilmek istenen bir ulusun kurtuluş yolunda şahlandığı gündür. Vatanın kurtulması için güç birliği yapan Anadolu insanının bağımsızlık günüdür. Eşsiz komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük dehasıyla başarılan kurtuluş günüdür ve aydınlık günlerin öncüsüdür.

Günümüzde ise emperyalizmin beslemesi olarak yönetime getirilenler, eşsiz önderimiz Atatürk’e, laik cumhuriyete, demokrasiye ve aydınlığa saldırmaktadır. Dahası bu gibilere muhalefetten de destek gelmektedir. Büyük liderimiz Atatürk’ü unutturmak yolundaki dış destekli, iç projeler ortalıkta savrulmaktadır. 30 Ağustos Bayramı gibi ulusal bayramların kutlanmasına yasaklar getirilmektedir.

Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı için

  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hazırlattığı “Büyük Zafere Adım Adım” başlığındaki videoda Atatürk’e yer verilmemesi tepki yarattı.

2005 yılının sonlarında da, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın brövesinden Atatürk’ün Kocatepe figürü çıkartılmıştı. Gelen yoğun tepkiler sonucunda bir süre sonra Atatürk’süz bröve değişikliğinden vazgeçilmişti ama Ordumuz yıpratılmış oldu.

Kocatepe figürüyle ilk oynama, 12 Eylül 1980 sonrasında yapılmıştı. İlk bröve, Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkışını simgeleyen en sade ve en çağdaş olanıydı. 1983 yılında değiştirilen brövede Atatürk’ün Kocatepe’deki figürü çok silik olarak korunmuş ve yanında tarihteki Türk devletlerini simgeleyen yıldızlar, Türk Ordusu’nun M.Ö. 209 yılında kurulduğunu varsayarak, Hun İmparatorluğu’nun ejderi betimleyen (tasvir eden) bayrağı, Osmanlı döneminde kullanılan tuğlar ve Türk bayrakları yer almıştı.

Atatürk’e karşı kin duyanların, Kocatepe’yi de önemsememeleri doğaldır. Çünkü Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın zafer simgesi olan Kocatepe, 26 Ağustos 1922 sabahı gün ağardığında Mustafa Kemal’in bağımsızlık yolundaki kararlılığıdır. 26 Ağustos Büyük Taarruz’u yok saymaya çalışanlar, Malazgirt Savaşı’nı kutlamaya gidenler ne yaparlarsa yapsınlar, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı asla unutturamazlar ve Mustafa Kemal Atatürk’ü asla milletin gönlünden silemezler. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, bizi bu topraklarda sığıntı durumuna düşmekten kurtaran, bağımsızlığımıza kavuşturan herkesi şükranla, saygıyla anıyor, finali 30 Ağustos Zafer Bayramı’yla sonuçlanan Büyük Taarruz’un 96. yılını kutluyoruz.
=============================
Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Suay Karaman’a teşekkür ettikten sonra minik bir – iki katkı da biz verelim:

İlki Mustafa Kemal Paşa‘nın ağzından :

  • ..30 Ağustos’ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti’nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür.

“Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, syf. 363)

26 Ağustos’ta Dumlupınar yerine başka yerlere gidenler… Alpaslan’ın 1071’de bize sunduğu Anadolu’yu, sizin övündüğünüz Osmanlı, Sevr ile Batı’ya terketti. Malazgirt ve İstanbul dahil. 3,5 yıl süren işgali, Osmanlı’nın düşmanla işbirliğine karşın Mustafa Kemal önderliğinde bu halk sonlandırdı. Osmanlının kabul ettiği Sevr’i 1. Meclis yırtıp, onay verenleri vatan haini ilan etmese idi, bu gün ne Erdoğan ne de kulları olurdu.. ve Malazgirt Türk toprağı değildi! Tarihe ve bu toprakların mazlum insanlarına ihaneti bırakın.. ATATÜRK havalanını hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç mi hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç gerek yokken kapatıp – taşıtıp, adını silip, Alpaslan Havaalanı yapmak, ülke ekonomik bunalımda iken Ahlat’ta saçma sapan gerekçe ile Saray hülyası kurmak.. çok yönlü oyunlar ve tarih gerçekleri yazacak, bunları yapanları ise bu Ulus asla bağışlamayacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 27 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

BANDIRMA VAPURU

BANDIRMA VAPURU

 Suay Karaman

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan 12 Ağustos 2018’de Trabzon’da şunları söyledi: “Sevr’i hayata geçirmek için vatanımızı işgal edenler Tuz Gölü’nde salamura olmaktan paçayı son anda kurtardılar.” 18 Ağustos 2018’de yapılan partisinin 6. olağan kongresinde de şunları söyledi: “AK Parti, Atatürk’ün başlattığı milli mücadele ruhunun temsilcisidir.” Daha önceleri ısrarla kaçındığı “Türk” sözcüğünü de artık kullanmakta ve “Türk Milletiyiz” söyleminde bulunmaktadır.

Bugün AKP Genel Başkanı, yıllar sonra gerçekleri görmeye başladı diye düşünülebilir. Ama 17 yıl önce kurulan AKP, 16 yıllık iktidarı boyunca ülkemizde rejim dahil her şeyimizi değiştirmiştir.

Bütün ulusal varlıklarımız satılarak, üretim yapılamaz duruma getirilen ülkemiz, dış alıma çok büyük paralar harcamaktadır.

Tüketime ve kredi almaya özendirilen toplumun yoksulluğu artmıştır. Döviz kurlarındaki artış, yeni zamların yapılmasını tetiklemiştir. Yoksulluk ve yolsuzluk bu dönemin ana karakteri haline gelmiştir (AS: Yasakları da ekleyelim..) ve yurtsever aydınlar, ABD’li yetkililerin isteği üzerine kafeslenmiştir. Ekonomik ve siyasal krizlerin arasına sıkıştırılan ülkemizi bu duruma getirenlerin, bugün ülkemizin kuruluş değerlerine sarılmaları, içi boş bir kandırmacadır. Ekonomik kriz gelince, akıllarına milli mücadele gelenlere aldanmamak gerekir.

Emperyalizmin, Büyük Ortadoğu Projesi – BOP denilen büyük işgal projesinin eşbaşkanı olmakla övünen Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2003’te The Wall Street Journal Gazetesi’ne yazdığı makalede şöyle diyordu;

  • “Bu cesur kadın ve erkeklerin en az kayıpla evlerine dönmelerini umuyor ve dua ediyoruz.” Irak’ta bir milyondan çok insanı öldüren ABD askerlerine tepki veremeyip, bu askerlerin evlerine dönmeleri için dua etmek ancak BOP eşbaşkanına yaraşır.

1 Mart 2003’te tezkerenin (Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için hükümete yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi) geçmesi için çok büyük çaba harcayanlarla aynı gemide olunamaz.

4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesine tepki vermeyip, sessiz kalanlarla gemimiz aynı değildir. (AS: ABD’ye nota verilmesi için ”müzik notası mı” demişti RTE!)

ABD’nin desteklediği PKK terör örgütüyle Oslo’da görüşenlerin ve 19 Ekim 2009’da Habur rezaletini yaşatanların gemileri, emperyalist limanların maşalarıdır.

ABD’nin beslediği Fethullah Gülen için “Ne istediler de vermedik” diyenlerin gemisi ile bizim gemimiz farklıdır.

Emperyalistlerin isteği üzerine Ergenekon, Balyoz, Ayışığı gibi sahte davalarla Türk Ordusunun belini kıranlarla, kendi Ordusunu çete ile eş görenlerle aynı gemide olunamaz.

Yaptıkları sivil darbe ile yurtsever aydınlara zulüm yapanlar, devleti İslam cumhuriyetine dönüştürmeye çalışanlarla aynı gemide olduğumuzu düşünmek, büyük bir düşüncesizliktir.

Laik ve demokratik cumhuriyetimizi 2 sarhoşun kurduğunu söyleyenlerle gemilerimiz birbirine benzemez.

Çünkü Türk olmaktan mutlu olan bizler, Kemalist ilke ve devrimlere sahip çıkan, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığını özümseyenleriz.

Bütün bunlar göz önüne alınca, bizim gemimizin Bandırma Vapuru olduğu bellidir
ve Vahdettin’in kaçtığı İngiliz Zırhlısı Malaya ile bir arada olmamız mümkün değildir. (20.08.2018)

EFSANE DEKAN

EFSANE DEKAN

 Suay Karaman
30 Temmuz 2018

Öğretmenimiz, meslektaşımız, dostumuz, dünya tatlısı, sevgili Prof. Dr. İsmail Cevat Geray hocamız, ülkemizin aydınlık geleceğine sevdalı bir akademisyen, gerçek bir yurtsever, yılmaz bir mücadele insanı olarak yaşadı ve 23 Temmuz 2018’de Ankara’da yaşama gözlerini yumdu.23 Mayıs 1930 İstanbul doğumlu olan Geray, 1953’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir. Cevat Geray, zorunlu hizmeti nedeniyle kaymakamlık stajına başlamıştır. Bursa ve İstanbul’da maiyet memurluklarında çalışmış, İstanbul Beyoğlu ve Rize İkizdere kaymakamlıklarında kaymakam vekili, Antalya Gündoğmuş ilçesinde kaymakam olarak çalışmıştır. 1956’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Şehircilik Kürsüsü’nde asistanlık göreviyle akademik yaşama atılmıştır.

Ankara Üniversitesi tarafından 1957-1959 yılları arasında ABD’ye gönderilerek, New York Üniversitesi’nde şehir planlaması, yerel yönetimler ve konut sorunlarıyla ilgili dersler almış, araştırmalarda bulunmuştur. 1960 yılında “Şehir Planlamasının Başlıca Tatbik Vasıtaları” başlıklı doktora tezini sunarak, “Siyasi İlimler Doktoru” olmuştur. 24 Kasım 1966’da “Toplum Kalkınması Deneme Çalışmaları: Bünyan Örneği” adlı çalışmasıyla doçent olmuştur. 1973’te “Planlı Dönemde Köye Yönelik Çalışmalar” adlı kitabıyla profesörlüğe yükselmiştir. 1974-1975 arasında İmar ve İskân Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapmıştır.

Prof. Dr. Cevat Geray, 1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürü, 1977 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı seçilmiştir. Ekim 1980’de yeniden dekan seçilen Geray, YÖK yasası nedeniyle Eylül 1982’de dekanlıktan ayrılmıştır. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin “efsane dekanı” olarak adlandırılan Cevat Geray, en zor ve en baskıcı günlerde hem kuruma, hem de öğrencilerine kol kanat germiş, özenle, güleryüzle, sabırla ve sakince tüm olumsuzlukların üstesinden gelmiştir. 1983 Şubat ayında 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası gereğince üniversitedeki görevlerine son verilmiştir. Ancak 1990’da Danıştay kararı ile üniversiteye geri dönmüştür.

1975’te kurulan Tüm Öğretim Üyeleri Derneği’nin (TÜMÖD) kurucusu ve ilk genel başkanı olarak görev yapan Cevat Geray, birçok üniversitede dersler, seminerler vermiş, birçok demokratik kitle örgütünde konferanslar vermiş, panellere katılmış, dergi ve gazetelerde makaleler yazmıştır. Bilimsel, ekinsel ve toplumsal çalışmalarını, üretkenliğini aralıksız sürdürerek, çok önemli yapıtlarıyla Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinden olan Prof. Dr. Cevat Geray, onurlu yaşamı ile akademik dünyanın önemli bir parçası ve simgesi durumuna gelmiştir. İnsan Hakları Derneği ile Opera ve Bale Sanatlarını Geliştirme Vakfı’nın (OBAV) kurucularındandır ve Dil Derneği’nin kurucu başkanlığını yapmıştır. 2 Temmuz 1993’te aydınların yakıldığı Sivas katliamından kurtulmuş ama acısı her zaman yüreğinde saklı kalmıştır. Bilim, düşün ve sanat yaşamımız açısından birçok kişi ve kuruma öncü olmuş gerçek bir cumhuriyet aydınıdır.

Sevgili Cevat hocamız varlığıyla, düşünceleriyle, eserleriyle, mücadelesiyle ve eylemleriyle herkesin yaşamına güzellikler kattı, iyilikler kattı. Her zaman ve herkese karşı candan ve alçakgönüllü oldu. Ülkemizde Atatürk ilke ve devrimleri ile cumhuriyet aydınlanmasının yılmaz savunucusu, Türkiye’nin şehircilik planlanmasına öncülük eden, sosyal adaletin sağlanmasına katkı sunan, doğanın yağmalanmasına ve rant ekonomisine karşı durulması için çalışmalar yapan, insan gibi insan, ileri düşünceli “efsane dekan” Cevat Geray hocamızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Toplumların kalkınmasında önder nitelikli kişilerin önemli işlevleri vardır; işte değerli eğitimci Prof. Dr. Cevat Geray da, böyle bir kişidir. Sizi yitirdik Cevat hocam ama düşünceleriniz, yapıtlarınız, insan ve vatan sevginiz, dostluğunuz bizlere miras kaldı; ışığınız bize her zaman yol gösterecektir. Huzur içinde uyuyun değerli Cevat Geray hocam, güleç yüzünüz ve halkçı yaklaşımınız hep anılarımızda yaşayacaktır.

YAPAY KATLİAM

YAPAY KATLİAM 

Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

18 Kasım 2002’de Ulaştırma Bakanlığı’na getirilen Binali Yıldırım’ın döneminde 22 Temmuz 2004’teki resmi verilere göre 41 kişinin yaşamını yitirdiği, 89 kişinin yaralandığı Pamukova hızlandırılmış tren faciası yaşanmıştı. Son başbakan olarak görevini bırakacağı zaman ise, 8 Temmuz 2018 tarihinde 24 kişinin yaşamını yitirdiği, 338 kişinin yaralandığı Çorlu tren faciası yaşandı. Tabii bu kazalara facia dememek gerekir, çünkü bunların her ikisi de göz göre göre oluşan yapay katliamdır.

Pamukova’daki kazanın ardından istifa etmesi gerektiği yolundaki eleştirilere Binali Yıldırım’ın yanıtı şöyleydi: “Ben çok rahatım. O direksiyonu ben kullanmıyorum ki kardeşim. Bu seferlerle ilgili olarak 600 kişinin imzası var.” Pamukova’daki hızlandırılmış tren kazasının davası 10 yıl sürdü, bakan ve bürokratlar hakkında işlem yapılmazken yalnızca makinistlere ceza verilmişti.

Pamukova’daki kazada altyapısı ve kullanılan vagonların yüksek hıza uygun olmadığı gerçeğini inatla ve ısrarla gizlemeye çalışan siyasal iktidar, kazanın yüksek hızdan kaynaklanmadığını söyleyerek, bilim dışı ve komik açıklamalarıyla, gülünç duruma düştüklerini görememişlerdir. Zamanın başbakanı bu faciaya “abartılmasın” derken, Sağlık Bakanlığı’nın da ölü sayısını bir anda 100 kişi birden düşürmesi, belleklerden silinmemiştir.

Çorlu’daki tren kazasıyla ilgili Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın açıklaması şöyle :

  • Kazanın, aşırı yağmur yağışları nedeniyle menfez ile ray arasındaki toprağın boşalması nedeni ile meydana geldiği tespit edilmiştir.”

Suçluyu hemen buldular: kazanın nedeni yağmurmuş. Kazanın yaşandığı yerdeki demiryolu hattı tarım arazilerinin ve dere yatağının üzerindedir. Ayrıca bölgenin çok yağış aldığı da bilinmektedir. Ancak yağmur yağdı böyle oldu türünden açıklamalar her türlü bilimsellikten uzak, gerçeği yansıtmayan bahanelerdir. Asıl suçlu böyle projeleri yapanlar, yaptıranlar ve yapılmış olanı denetlemeyenlerdir. Yapı ruhsatlarından mühendis ve mimarların imzalarının kaldırılmış olmasının acı sonuçları, bu kazayla (!?) birlikte bir kez daha görülmektedir.

Kazanın olduğu hatta menfez kesitinin yetersiz ve menfez üstüne yapılan dolgunun niteliksiz olduğu bellidir. Sel sularının menfezde yer alan toprak dolguyu boşaltması ile rayların askıda kalması ve kırılması sonucunda, tren vagonları raydan çıkarak bu korkunç kaza meydana gelmiştir. Dere yatağını doldurarak, bilimi hiçe sayarak tren yolu yapılırsa ve “menfez altı toprak kayması” şeklindeki açıklama ile önce insanlar güldürülür, ardından da yayın yasağı getirilir.

Özellikle demiryolu projelerinin güzergah seçiminden başlayarak, tünel, köprü, menfez gibi yol boyu bütün mühendislik yapılarında rant yerine bilimin ve mühendisliğin gereklerinin yerine getirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Bilim ve teknik, ülke ve halk yararına kullanılmak yerine siyaset ve rant için kurban edildiğinde böylesi yapay katliamlar kaçınılmaz olmaktadır. Bu yapay katliamların gerçek sorumluları; yeterli altyapı yatırımı yapmayan, teknik ve bilimsel gerçekleri göz ardı eden, meslek odalarının uyarılarına kulaklarını tıkayan bürokratlar, yöneticiler, siyasiler ve rant peşinde koşanlardır. (16.7.18)
===================================
Dostlar,

“1000Ali”, siyasal tarihin 2 faciası parantezindedir..

Pamukova’da 41 kurban {1000Ali} Çorlu’da 24 kurban..

Güney Kore’nin bir gemisi açık denizde çarpışmasız batıyor; ilgili Bakan kendisini sorumlu sayıp görevi bırakıyor..

Bizde 65 kurban vız geliyor..

Büyük ATATÜRK korkarız şu sözünde yanıldı (!) : 1 Türk Dünyaya bedeldir!..

Oysa 1000 Türk 1 Binali etmiyor!

Ayrıca Devletin 2 numaralı koltuğuna buyur ediliyor..

Üstüne üstlük bir de  Devlet Övünç / Şeref madalyası ile ödüllendiriliyor..

Ama bu ödül alanı da vereni de yüceltmiyor; gerçekte ……….

Yazsak suç olacak..

Sevgi ve saygı ile. 17 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com