ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT

ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT

Suay Karaman

Toplumsal yaşamı kuran ve yön veren eğitim-öğretim, günümüzde siyasi iktidar tarafından toplumsal yaşamı parçalayıcı ve gericileştiren bir niteliğe büründürülmüştür. Ülkemizde yıllardır ve sistemli bir şekilde laik eğitim terk edilmektedir.

Bir yılda 1002 imam hatip lisesi ve ortaokulu açarak, aydınlanma çağına ulaşacaklarını sananlar, şeriat yolunda hiçbir şeye aldırmadan hızla ilerlemektedirler. Bunun yanında son bir yılda 1777 özel okul açılması da, kamusal eğitimin hızla terk edilerek, eğitimin özelleştirilmesi anlamına gelmektedir.

Günümüzde ilkokullarda okullaşma oranı, son on yılın en düşük düzeyine inmiştir. Ülkemizin şiddetle bilime, teknolojiye ve  üretime ihtiyacı varken, inatla teknik meslek liselerin sayısı azaltılarak, yerine imam hatip okulları artırılmaktadır. Laik eğitim sistemimiz hem gericileştirilmenin, hem de özelleştirmenin kıskacı altına alınmıştır.

Günümüzde öğretim programı (müfredat) sorunu, bir ülke sorunu durumuna gelmiştir. Eğitim ve öğretimin anayasası olan öğretim programı, çocuklarımızın ve gençlerimizin nasıl yetiştirileceğini, neyin öğretileceğini, neyin kutlanacağını, neyin anılacağını gösteren bir programlar dizisidir. Yani öğretim programı, geleceğimizi belirleyecek düşünce sistemidir. Öğretim programı, laikliğe karşı eylemlerin odağı olmuş bir siyasi iktidar tarafından değiştirilemez; bu değişiklik mutlaka konunun uzmanlarının katkılarıyla yapılmalıdır.

Demokratik ve laik cumhuriyetimizi dinsel kurallarla yönetmeyi hedefleyen siyasi iktidar, hazırladığı yeni öğretim programıyla çocuklarımızın aydınlanmacı, bilimsel ve laik eğitim hakkını, zorla elinden almaktadır. Bunun sonucunda geleceğimiz karartılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının düşünmeyen, sorgulamayan dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi ile uyum içindeki yeni öğretim programı, bilimsellik yerine inanç temeline oturtulmuştur.

Yeni öğretim programı ile biat kültürü yaygınlaştırılacak, bakanlığın yetkileri dinci tarikatlara, cemaatlere, Ensar, Türgev gibi vakıflara geçecek, karma eğitime son verilecek ve Öğretim Birliği Yasası da ortadan kaldırılacaktır. Yeni öğretim programı, ataerkil aile yapısının ve erkek egemen toplumun ailedeki varlığını tam anlamıyla koruyup yüceltmekte, erkeği ‘reis’ yapmakta ve kadınların kocalarına itaat etmelerini ‘ibadet’ olarak saymaktadır.

Evrim teorisi çıkarılarak bilimsel içeriği yok edilen öğretim programıyla, cihat kavramına övgüler yapılmakta, Osmanlı hayranlığıyla yoğrulmuş bir tarih teziyle de Cumhuriyet düşmanlığı yaratılmaktadır. Bu öğretim programıyla tarih derslerinde Osmanlı tarihi ve İslam tarihinden söz edilmektedir; Ulusal Kurtuluş Savaşımız, Atatürk ilke ve devrimleri üstün körü geçiştirilmiştir. Benzer şekilde müzik derslerinde çocuk şarkıları ve marşlar yerine sadece ilahi ve benzeri dini müzikler öğretilecektir. Bunun yanı sıra bazı ders kitapları şiddet, kadın düşmanlığı ve şeriat ile yoğrularak, bilimsel gerçeklere ve evrensel değerlere karşı bilgilerle doldurulmuştur. Recm, öldürme, kısas, el-ayak kesme gibi günümüzle bağdaşmayan olgular da ders olarak okutulacaktır.

  • Tek din, tek mezhep ilkesi sadece zorunlu ve seçmeli din derslerinin içeriğini değil, yeni öğretim programının tamamını şekillendirmektedir.

8 Haziran 2017 tarihinde yürürlüğe giren “Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği”ne göre etkinlik listesinden
– 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı,
– 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile
– 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı çıkarılmıştır.

Bu ulusal bayramlar yerine 15 Temmuz gibi ne olduğu tam olarak anlaşılmayan, soru işaretleriyle dolu bir gün ile kutlu doğum, Ku’tül Amare, İstanbul’un fethi gibi etkinliklere yer verilmiştir.

Yıllardır eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e karşı sistemli bir sindirme politikasının sonucunda yeni öğretim programından Atatürk de kaldırılmıştır. Halbuki Atatürk, öğretim programı için zorunluluktur, olmazsa olmazdır. İşte siyasi iktidarın hazırladığı yeni öğretim programı, laik ve bilimsel eğitim anlayışına, cumhuriyet değerlerine, Atatürk ilke ve devrimlerine açılan bir savaş manifestosudur. Geleceğimize sahip çıkan herkes ve her kuruluş, siyasi iktidarın yeni öğretim programına karşı çıkmalıdır. Eğitimdeki gerici dayatmalara karşı ortak mücadele edilmesi gerekmektedir.

Bunun için yurtsever siyasi partilerin, eğitim sendikalarının ve demokratik kitle örgütlerinin tek ses olarak bu mücadeleye katkı vermeleri bir zorunluluktur. Ülkemizin aydınlık geleceği olan çocuklarımız, düşünen, sorgulayan, haksızlıklar karşısında boyun eğmeyen, insanlık değerlerine saygılı, bilime, sanata, müziğe, edebiyata ve spora ilgi duyan, sevgiyle beslenmiş bireyler olarak barış içinde yetişmelidir. Bunu sağlamak, eğitimdeki ve ülkemizdeki emperyalist kuşatmayı yok etmek hepimiz için en önemli görev ve sorumluluktur. (18.09.2017)

NAZIM HİKMET’İ SAYGIYLA ANIYORUZ..

NAZIM HİKMET’İ SAYGIYLA ANIYORUZ..
(15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963)

Suay KARAMAN

Yok öyle umutları yitirip
Karanlıklara savrulmak..
Unutma; aynı gökyüzü altında
Bir direniştir yaşamak...

NAZIM_HIKMET_Suay_Karaman_3Haziran2017
==============================================
Dostlar,

Sevgili dostumuz Suay Karaman‘ın hazırladığı yansıları izlemek için
yukarıdaki erişkeyi (linki) tıklamak gerekiyor..
Aramızdan ‘‘vatan hasreti” ile ayrılan bu büyük yurtseveri 54 yıl sonra bir kez daha anıyoruz..

Sitemiz manşetinin an altında epeydir bu büyük ulusal ozanın (milli şairin) önemli bir sözünü tutuyoruz : Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!

Sevgi ve saygı ile. 04 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

27 MAYIS 1960

27 MAYIS 1960

Suay Karaman

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Askeri harekatlar ki buna darbe, ihtilal, devrim de denebilir, topluma olumlu getirileri ya da olumsuz götürüleriyle önem kazanırlar. Devrim ya da darbe oldukları da ancak bu şekilde belirlenir. 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 57. yılını kutladığımız bugünlerde, henüz bunun ayırdına varamayanların, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni anlayamayanların olduğunu görmek, şaşırtıcı gelmemelidir.

Koşullar tamam olduğu zaman ihtilal kaçınılmaz olur. Her ihtilalin, onu yapanlar kadar onun koşullarını hazırlayanların da eseri olduğunu unutanlar, 27 Mayıs konusunda sürekli hataya düşmektedirler.

  • 27 Mayıs 1960, seçimle gelen sivil iktidarın demokrasi dışı tutum ve davranışlarıyla diktatörlüğe giden yönetimine karşı bir tepki sonucu gerçekleştirilmiştir.

    27 Mayıs 1960 için “demokrasiye darbe” diyenler, 27 Mayıs 1960 öncesinde demokrasi olduğunu sanan aymazlardır.

On yıllık Demokrat Parti iktidarında devrim karşıtı hareketler ve olgular yaratılmıştı. Bunun yanında anayasa ve hukuk dışına çıkılarak, ülke büyük karışıklıklara sürüklenmişti. Özellikle Meclis Tahkikat Komisyonu kurularak, diktatörlüğe giden bir yolun başlangıcına gelinmişti.
İşte bu koşullarda Türk Silahlı Kuvvetleri, anayasa ve hukuk dışına çıkmış bir siyasal iktidara karşı direnme hakkını kullanmış ve ülke yönetimine el koymuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin arkasında milletin desteği bulunmaktaydı. Siyasal iktidarın baskısına ve faşist diktatörlüğe gidişe karşı verilen bu mücadelede üniversite, gençlik, aydınlar, basın ve muhalefet partileri de Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikteydi.

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin en büyük eseri 1961 Anayasası’dır. Bu çağdaş anayasa, Cumhuriyet Senatosu, Anayasa Mahkemesi, Devlet Planlama Teşkilatı, Yüksek Öğrenim ve Kredi Yurtlar Kurumu, Devlet Personel Dairesi, Türk Standartları Enstitüsü, Basın İlan Kurumu başta olmak üzere getirdiği kurumlarla demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletinin yolunu açmıştır. 1961 Anayasasıyla bağımsız yargı ve hakim güvencesini sağlayacak kurumlar oluşturulmuş, grev ve toplu sözleşme hakkı kurumlaştırılmış, üniversiteye ve TRT’ye özerklik sağlanmıştır. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasası, Basın-Fikir İşçileri Yasası, İlköğretim ve Eğitim Yasası, Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası, Gelir Vergisi Yasası gibi yeni düzenlemeler yapılmıştır. 1961 Anayasası ile ülkemize sosyal devlet anlayışı yerleştirilmiş, özgür bir ortam yaratılmış, çağdaş bireysel hak ve özgürlüklerin sağlanması başarılmıştır.

Türk halkının insanlık, haysiyet ve haklarını, fikir ve vicdan hürriyetini koruyan, demokratik bir düzen içinde ve ekonomik bir planla kalkınabilmesinin şaşmaz reçetesi olan

  • 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin Anayasası, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlılığın
    bilinci ile hazırlanmıştır.

    Bu çağdaş anayasa ile geçen altmışlı yıllar, Türk toplumun aydınlık ve özgürlük yıllarıdır.

Seçimle iktidara gelen bir partinin kurduğu hükümetin ve onu oluşturan

  • Siyasi iktidarın, her koşulda hukuka, adalete, ahlaka ve
    bütün halkın çıkarına dayanması gereklidir
    .

    Ülkeyi yöneten iktidarların hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak, gerçek demokrasiyi etkin hale getirdikleri zaman, darbe ya da darbe ortamları yaşanmaz. Gerçek demokrasiyi yok eden darbelerin her türlüsüne, her zaman ve her koşulda karşı konulmalıdır. Hukuk devleti ve demokrasiyi ortadan kaldıran askeri darbelerin ve içinde yaşadığımız sivil darbe sürecinin,
    haklı ve meşru gösterilebilecek bir yanı yoktur. Sivil yönetimler demokrasiyi benimsedikleri, hukuk ilkelerine bağlı kaldıkları ve ülkenin çıkarlarını korudukları zaman, darbe ortamlarının yaşanmadığı herkes tarafından görülecektir.

  • 27 Mayıs 1960 Devrimi, ülkemize 1961 Anayasası ile özgürlüğün ve evrensel demokrasinin kapılarını açmıştır.
  • Getirdiği kurumlar ve sonuçlarıyla 27 Mayıs 1960, tartışmasız bir devrimdir..
    (İlk Kurşun Gazetesi, 29 Mayıs 2017)
    ====================================
    Dostlar,

    Değerli dostumuz sevgili Suay Karaman‘ın yukarıda yazdıklarına birebir katılıyoruz..
    Kendisi, 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin MBK (Milli Birlik Komitesi) üyesi merhum
    Suphi Karaman‘ın oğludur ve babasından, O’nun arşivinden bu konuyu en iyi bilenlerdendir.
    Bu kez yazısı 2 gün gecikerek geldi!?.. Merhum MBK üyesi Suphi Karaman; Menderes, Polatkan, Zorlu’nun idam cezasının infazı için MBK’da “hayır” oyu kullanan üyelerdendir…

    Bu şanlı Devrimin ülkemize en görkemli katkılarından biri de
    SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRİMESİ‘dir. Bu amaçla, aynı adı taşıyan
    224 sayılı Yasa, 5 Ocak 1961’de çıkarılmıştır. Sağlık Bakanı olmayıp Müsteşarlığı tercih eden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nusret H. Fişek, halktan yana
    bu sağlık sisteminin ve adı geçen yasanın mimarıdır. 1961-65 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı görevini üstlenmiş ve bu sistemi kurmuştur. 1965 genel seçimlerinde Adalet Partisi seçimi kazanıp Süleyman Demirel 41 yaşında Başbakan yapılınca ilk işlerinden biri
    Nusret Fişek hocamızı görevden almak olmuştu! Fişek hoca Danıştay’a başvurmuş, daha sonra, Hacettepe Tıp Fakültesini kuran sınıf arkadaşı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın çağrısıyla bu Fakülteye Prof. olarak atanmış ve Toplum Hekimliği Bölümü‘nü kurmuştu. Bu Üniversitede halen yaşayan Nüfus Etüdleri Enstitüsü‘nü de Fişek hoca kurdu. Müsteşarlığı döneminde
    27 Mayıs 1960 Devrimi’nin felsefesi ile uyumlu olarak 224, 555 ve 557 sayılı çok önemli 3 yasanın mimarlığını üstlenmişti. 557 sayılı yasayı 1983’te 2827 sayılı yasa ile güncelledi.

    Biz de bu kalpaksız kuvayı milliyeci 27 Mayıs Devrimcisi Prof. Nusret Fişek‘in Hacettepe
    Tıp Fakültesinde öğrencisi ve asistanı olmanın onurunu yaşıyoruz; vasiyetine uygun olarak TÜRKİYE’de  SOSYAL TIBBI KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ.. 27 Mayıs Devrimcilerinin ve O’nun ülkemize – halkımıza armağanı idi.. Dinci – sağcı – sermayeci – işbirlikçi – dış güdümlü siyasal iktidarlar ise bu halktan yana harika sağlık sistemini yok ettiler.. Onlar, işte bu nedenlerle 27 Mayıs Devriminin ve Devrimcilerinin iflah olmaz düşmanı, kinci intikamcısıdırlar..

    27 Mayıs 2017 günü web sitemizde yayımladığımız öbür dosyaların da okunmasını dileriz.

    Sevgi ve saygı ile. 29 Mayıs 2017, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
    AÜTF Halk Sağlığı AbD   Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Eyyy AKP : 19 Mayıs Yasaklarını Der-hal kaldırın ve kutlamalara siz de katılın..

Eyyy AKP : 19 Mayıs Yasaklarını Der-hal kaldırın ve kutlamalara siz de katılın..

Sevgili dostumuz Suay Karaman‘dan, 19 Mayıs kutlaması için bir power point sunumu aldık.. Değerli Karaman güzel güzel öz bilgiler verirken, arka düzlemde etkili görseller ve marşlar sunuyor. Çok başarılı ve etkileyici. Tanımı zor, en iyisi sesli ve kendi akışında izlemek..
Birkaç dakika ve 3,5 MB

19_MAYIS_2017_Suay_Karaman

Sevgili Karaman’a teşekkür ediyor, 19 Mayıslarımızın kutlu ve mutlu olmasını bir kez daha diliyoruz.

Öte yandan;

  • AKP iktidarını, 19 Mayıs kutlamalarıyla ilgili her türlü kısıtlamayı der-hal ve koşulsuz kaldırmaya çağırıyoruz.. 

Halkımızın bu coşkuyu hep birlikte yaşaması ve ulusal birliğin güçlendirilmesi çok ama çoook gerekli. İktidar gerekli güvenlik önlemlerini alsın ve korkmasın.. Kendini de bizi de aldatmaya kalkmasın.. 16 Nisan öncesinde Erdoğan ve Binali beyin çooooook sayıda, devlet destekli, toplama kalabalıklarla mitingleri yapıldı.. Hiç de provokasyon olmadı..

Sözde provokasyon gerekçesi ile ulusal bayram ertelenemez!

Ayıptır.. kendinizi de ülkemizi de dünya aleme rezil etmeyin, akıllı olun, kinci değil.
Unutmayın, siz de varlığınızı ve günümüzdeki yönetici konumunuzu
19 Mayıslara – Cumhuriyete borçlusunuz..

Vefalı olun, azıcık olsun Alla’tan korkun..

Halkın sinir uçlarıyla oynamayın.
Asıl bu isyan ettirici yasaklama provokasyona gerekçe olabilir..
Göreviniz yasaklama değil, makul ölçüde güvenlik önemleri almaktır.

  • Der-hal kaldırın tüm yasakları ve halkla birlikte siz de meydanlara gelin, kutlayın..

Sevgi ve saygı ile. 19 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ŞAİBE UNUTTURULMAMALI

ŞAİBE UNUTTURULMAMALI

Suay Karaman
 
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
16 Nisan 2017 günü yapılan halk oylamasında tüm toplum, Hayır oyunun, Evet oyundan çok daha fazla olduğunu bilmektedir. Bu yüzden Evet oyu verenlerin kutlamaları bile sönük kalmıştır. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) geçici sonuçları açıklamadan önce “atı alan Üsküdar’ı geçti” diye yangından mal kaçırır gibi açıklama yapmak da, bu ezikliğin dışa vurumuydu. Halk oylamasında YSK, başından beri hukuku çiğnemiş ve daha da ileri giderek katletmiştir. Böylece halk oylamasının üzerindeki şaibe ve açık hile gözler önüne serilmiştir. Büyük bir çoğunlukla ve kararlılıkla “Hayır” iradesini ortaya koyan toplum, halk oylaması sonuçlarının meşru olmadığını hep tartışacaktır.
 
En başta ana muhalefet partisi olmak üzere bu Hayır oylarına sahip çıkılmalı ve tüm hukuksuzluklara karşı ciddi yaptırımlarda bulunulmalıdır. Hukuken yapılacak ne varsa yapılmalı, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidilmelidir.
 
Gündemin sürekli ve yoğun olarak değiştirildiği bir ortamda, halk oylamasındaki bu açık hukuksuzluğun unutturulmak istenmesine karşı, bilinçli ve örgütlü olarak hareket edilmeli ve sonuç alınana kadar devam edilmelidir.
 
Meşru olmayan bu halk oylaması sonuçlarına, meşruluk kazandırmak için yapılan ve yapılacak tüm girişimlere karşı dikkatli ve uyanık olmak zorundayız. Bu halk oylamasındaki mühürsüz oylar konusu tam anlamıyla çözülmemiştir ve şaibelidir. Bu süreçte bunu görmeden, iki yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için aday belirleme salvoları yanlıştır, yanıltıcıdır, düşündürücüdür.
 
Mutlaka bu süreçte tüm muhalefet partilerinin yönetimlerinde bir hesaplaşma, bir yenilenme olması normaldir ve yapılması gereken de budur. Ancak bu yapılırken, hukuk sürecinin devam ettiği bir dönemde halk oylamasının sonuçlarına meşruluk kazandırmak gibi bir oyuna da gelinmemesi gerekir.
 
CHP eski genel başkanı ile şimdiki genel başkanının 2019 yılında yapılacak seçimler için açıklama yapmaları çok erkendir ve bu tartışma, halk oylamasının sonuçlarını onaylamak anlamına gelebilir. Yıllardır partide bazı disiplinsizliklere göz yumulurken, yönetimi eleştirenler için birden bire disiplini işletmeye başlamak normal değildir. Bir televizyonda canlı yayın sırasında Tuncay Güney adlı sahte haham, CHP için Cesur Hırsızlar Partisi derken, Ergenekon ve Balyoz gibi davalardaki olumsuz duruşu bilinen Fikri Durmuş Sağlar’ın gülmesi unutulmamıştır. ABD başkan yardımcısının Türkiye’ye gelip sadece TR 705 ve Fikri Durmuş Sağlar ile görüşmesi de çok ilginçtir. Ama bu aşamada, yönetimi eleştirdi diye partiden ihraç gündeme getirilmemelidir.
 
Bilderberg toplantıları, dünya ile ilgili kararların alındığı zirve olarak tanımlanmaktadır. Dünyada en çok bilinen ama toplantılarda konuşulanların dışarıya aktarılmadığı Bilderberg toplantılarının mali kaynakları Rockefeller Vakfı ile ünlü banker Rothschild ailesi tarafından karşılanmaktadır. Bu toplantılarda, dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda emperyalist dayatmaların yapıldığı bilinmektedir. 11-14 Haziran 2015 tarihleri arasında Avusturya’nın Tirol eyaletinde yapılan Bilderberg toplantısına CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke de katılmıştır. CHP’de yaşanan ihraç krizinin ardından Selin Sayek Böke, sahibinin sesi olarak yaptığı açıklama ile, partideki yönetim görevinden istifa etmiştir. Genel başkanı ile her konuda anlaşırken, aniden istifa etmesi anlaşılmamıştır. Sanki bir yerlerden düğmeye basılmış ve Hayır bloğunun dağıtılarak, halk oylaması sonuçlarının kabul ettirilmesi gündeme oturtulmuş gibi bir durumla karşı karşıyayız. CHP’ye ulusallıkla, yurtseverlikle ilgisi olmayanların doldurulması boşuna değildir. CHP’de yalnızca yönetim kadrosu değil, Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemeyen, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığından yana tavır almayan herkesin değişmesi gerekir. Ama bütün bu değişiklikler yapılırken, halk oylamasındaki şaibe, hep gündemde tutulmalıdır, unutturulmamalıdır..
===================================
Evet dostlar..
Ülkemizin yakıcı sorunları sürüyor. CHP elbette sorunlarımızın çözümünde en temel kurumlardan biri hatta başta geleni. Bu yaşamsal ve biricik işlevi – sorumluluğu nedeniyle milyonlarca yurttaşın gözü ve umudu bu siyasal partide, kadrolarında ve yapıp – ettiklerindedir. CHP bir kitle partisi olmakla birlikte seçmen tabanı AKP ile asla karşılaştırıl(a)mayacak ölçüde eğitimlidir. Dolayısıyla düşünmekte ve sesini yükselterek eleştiri yöneltmektedir. Bu olgu siyasetbilimi açısından sağlıklı ve istenendir. Ancak, bu Cumhuriyet kurucusu siyasal partinin içinden eller çekilmemektedir, çekilmeyecektir. Yurtsever taban, tüm sağduyusu ile CHP’ye kol kanat germektedir ancak “siyaset” yaman oyundur özellikle Nicholo Machavelli’den bu yana.. Hele hele emperyalizmin Anadolu coğrafyası iştahı, dinmeyen Sevr özlemleri gündemde tutulurken.

Dolayısıyla CHP’ye dönük iyi niyetli – yapıcı eleştiriler sürmelidir. Eleştiriler politika önerilerini de içermelidir demokratik sorumluluk ve siyasal etik gereği. Kurumsal olarak CHP’ye zarar verici her tür girişimin “HAYIR” oy veren 25 milyon dolayında yurttaşın birlikteliğine de çok zarar vereceği kuşku dışıdır.

En kritik güncel konu, HAYIR oylarının pekiştirilmesi (konsolide edilmesi) hatta artırılması için topyekun – seferberlik bilinciyle çalışmayı sürdürmektir.

YSK’nın su götürmez “tam yasasızlık” dayatması ile halkoylaması sonucunun tersine çevrilmesi asla kabul edilemez, edilmeyecektir. İktidar ve yandaşlarının ucuz politikalarıyla gayrı meşru halkoylaması sonucunu unutturarak gündemden düşürmeye çalışmasına asla izin verilmemelidir, verilmeyecektir.
Herkesin söz ve eylemlerini her zamankinden çoook daha duyarlı ve özenli olarak ayarlaması, Türkiye’nin geleceği bakımından tam bir zorunluluktur. AKP – RTE’nin kökü dışarıda gayrı-milli politikaları Türk Ulusunu teslim alamayacaktır. Bu gayrımilli politika ve kuşatma sonuna yaklaşmaktadır. Erken yapılmazsa, tüm yumurtaları tek siyasal sepete yükleyen AKP – RTE için, 3 Kasım 2019’da yapılacak çifte seçim tam bir çöküş ve yokoluş olmaya adaydır. AKP – RTE %50’yi aşamadığında iktidardan uzaklaştırılmış olacak, koalisyon hükümetleri kurulacaktır.

Halkımıza gerçekleri anlatmaya ve HAYIR oylarının hakkını aramaya devam..

Sevgi ve saygı ile. 09 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com