Halk ozanı Hozatlı Ahmet Yurt Dede yaşamını yitirdi

Anadolu’nun Kayıp Şarkıları albümünde ‘Eşrefoğlu’ parçasını seslendiren Hozatlı Ahmet Yurt Dede yaşamını yitirdi

Tuncelili halk ozanlarından Hozatlı Ahmet Yurt Dede yaşamını yitirdi.
Hozatlı Ahmet Yurt Dede, Kalan Müzik’in geçen ay vefat eden kurucusu Hasan Saltık’ın da amcasıydı.

Hozatlı Ahmet Yurt Dede’nin eşi Fethiye Yurt 2 hafta önce yaşamını yitirmişti.

Sarı Saltık Ocağı Pirlerinden Ahmet Yurt Dede, bugün Hozat Cemevi’nden Hakka uğurlandı
(https://www.tum-haberler.com/haber/ahmet-yurt-dede-hakka-ugurlandi-18273, 09.07.2021)

Yaşa bağlı sağlık sorunları nedeniyle bir süredir sağaltım (tedavi) gören Ahmet Yurt Dede, dün gece saatlerinde yaşamını yitirdi. Bu gün Hozat Cemevinde düzenlenen cenaze töreniyle ilçedeki aile mezarlığına defnedildi. Cenazeye, Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan, kurum amirleri ve vatandaşlar katıldı.
***
KÜLTÜR BAKANLIĞI TAZİYE İLETİSİ YAYINLADI

Tuncelili Alevi Dedelerinden Hozatlı Ahmet Yurt, 87 yaşında vefat etti. Ahmet Dede için Kültür ve Turizm Bakanlığı taziye mesajı yayınladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda “Halk ozanlarımızdan Hozatlı Ahmet Yurt Dede’nin vefatını üzüntüyle öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine sabırlar diliyoruz” denildi.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener de başsağlığı iletisi yayınladılar.

HOZATLI AHMET YURT DEDE KİMDİR ?

1934 tarihinde Tunceli’nin Ovacık İlçesi’nin Güneykonak (Eski ismi Çakperi) köyünde doğdu.

Okuduğu deyişlerle Alevi inancını tüm dünyaya tanıtan bir kültür ataşesi olarak da bilinen Ahmet Yurt Dede uzun zamandır Hozat’da yaşıyordu.

ALEVİ OCAKLARINDAN SARI SALTIK OCAĞI MENSUBUYDU

Sevilen Halk Ozanı Ahmet Yurt, Sarı Saltık Ocağı mensubuydu. Anadolu’nun Kayıp Şarkıları albümünde “Eşrefoğlu” şarkısını seslendiren Hozatlı Ahmet Dede, geniş kitlelerce tanınmıştı. Yurt’un 600’ün üzerinde şiir ve deyişi bulunuyor.
(cumhuriyet.com.tr  ve basın 08 Temmuz 2021)
=========================================

Dostlar,

Can akrabamız Ahmet Yurt dedemizi de Hakka uğurladık..
Önceki ay Hasan Saltık‘ı..
Daha dün, Emre Saltık‘ı..
Kurşun mu döksek (!)…
***
Kişisel arşivimizden birkaç paylaşım…
14 Mayıs 2009, Ankara – Batıkent Cemevi, Cem’i yürütürken… yakaladığımız 3 kare..


İnsanın içini yakan deyişlerinden birkaçını izlemek için..

https://www.youtube.com/watch?v=u6-U7q7GDZA

https://www.youtube.com/watch?v=DXqog9hzHDM

https://www.youtube.com/watch?v=c7UAP2KCcnQ

https://www.youtube.com/watch?v=-6ta9njqF98

Sevgi ve saygı ile. 09 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Salgın Önerileri Mektubu..

Sayın

           Kemal Kılıçdaroğlu
           CHP Genel Başkanı

Konu: Pandemi sürecinde alınabilecek önlemler konusunda öneri hk.

1-Mart/2020 tarihinde başlayarak ülkemizde de ortaya çıkan Koronavirüs salgınının halen ivme kazanarak devam ettiği; günlük açıklanan/açıklanması uygun görülen vaka sayısının son olarak 42.308, ölen kişi sayısının da 179’a ulaştığı görülmektedir.

Salgın hastalık ülkemizin ekonomisi ve topumsal yaşamını derinden etkilemiş, etkilemeye devam etmektedir.

  • İktidarın salgını yönetemediği de bilinmektedir.

Salgının mevcut durumu ve salgınla mücadele için alınması gereken önlemleri konusunda halkımız yeterli / güvenilir bilgilere sahip değildir. Bu durum; salgınla mücadele işlerini  de olumsuz etkilemektedir.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu; üstlendiği konumun gereği yapması beklenen görevlerini yerine getirememektedir. Bilim Kurulunca karara bağlanmış ve halkımıza doğrudan açıklanmış bir kararı yoktur.

Bilim kurulu üyelerinin sıklıkla TV ekranlarına çıktıkları, duruma göre, çoğu bilime dayanmayan kişisel görüşlerini açıklama, tanınır olma çabası / gayreti/yarışı içinde hareket ettikleri anlaşılmaktadır.

Güvenilir / saygın bilim adamları, Türk Tabipleri Birliği ve muhalefete mensup siyasi parti yetkililerinin salgın hastalık ve hastalıkla mücadele edilmesi konusunda yaptıkları açıklamalar; sistematik olmaması, çoğunlukla kişisel görüşleri içermeleri, erişim konularında karşılaştıkları güçlükler nedeniyle halkımız üzerinde arzu edilen etkiyi sağlamaktan uzak kalmaktadır.

2-Yaşamsal önemdeki salgının ( ne yazık ki ) azımsanmayacak bir süre daha devam edeceği, mevcut iktidarın yönetme güç / yeteneğini yitirmiş olduğu, salgının halkımız üzerindeki olumsuz etkilerinin gün geçtikçe arttığı / artacak olduğu açıktır.

Bu yüzden konuya çok daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.

Salgın hastalığın mevcut durumu ve alınması gereken önlemler konusunda halkımız düzenli olarak (belirli aralıklarla) bilgilendirilmeli, doğru / gerçek bilgilerin halkımıza iletilmesi, halkımızın aydınlatılması sağlanmalıdır.

Salgın hastalık ortamında ne yapacağı, kime inanacağı konularında duraksama yaşayan halkımıza; bu koşullar altında bile çaresiz / yalnız olmadıklarını, bu sorunlara ve çözümlerine CHP’nin  hazır / istekli olduğunun vurgulanması, böylelikle iktidara yürümekte olduğunun daha etkili olarak gösterilmesinde yarar vardır.

Bu bağlamda konu ile ilgili olarak;

a)- Acilen bir pandemi çalıştayı düzenlenmesi;

b)-Halk Sağlığı, Enfeksiyon Hastalıkları, Mikrobiyoloji vb. ilgili alanların tıp bilimcileri akademisyenlerinden, tıp meslek örgütleri temsilcilerinden oluşan “seçenek pandemi bilim kurulu” oluşturulması; kurul üyelerinin belirli aralıklarla toplanmaları, karar almaları ve açıklamaları için zemin hazırlanması, bu konularda kendilerine her türlü kolaylığın gösterilmesi;

c)- Alınan kararların CHP belediyeleri aracılığıyla uygulamaya sokulmasının;

Uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bilgilerinize arz.

Saygılarımla. 03 Nisan 2021

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi
(Em.)

 

 

Koronavirüs vaka sayısı Koca’nın açıkladığının 20 katı!

CHP’li Emir belgelere dayandırdı:

Koronavirüs vaka sayısı Koca’nın açıkladığının 20 katı!

CHP’li Murat Emir, Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi’ne girilen verilere dayanarak, koronavirüs vaka sayısının Koca’nın açıkladığının 20 katı olduğunu belirtti. Emir, “Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, koronavirüs verilerinin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Emir, Bakan Koca’ya seslenerek, “Sayın Bakan bu belge doğru mudur? Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.

FOX TV’nin CHP Ankara Milletvkili Murat Emir‘in paylaştığı belgelere dayandırdığı haberine göre, 10 Eylül günü 157,975 kişiye koronavirüs testi yapıldı ancak Bakan Koca’nın aynı gün paylaştığı tabloya göre, o gün yapılan test sayısı 107,702 olmuştu. Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi verilerinin yer aldığı belirtilen belgeye göre, yapılan 157,975 testten 128,645’i negatif, 29,377’si negatifti.
CHP’li Emir FOX TV’de , Bakan Koca’ya seslenerek, “Sayın Bakan bu belge doğru mudur? Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.
Daha önce de Bakan Koca’nın paylaştığı tablodaki ‘vaka sayısı’ ifadesinin ‘hasta sayısı’ olarak değiştirilmesi tepki çekmiş, bakanlık şeffaf olmamakla suçlanmıştı. (BİRGÜN, 29.9.2020)
==============================================
Dostlar,
Başından beri, AYLARDIR uyarmaktayız…
Açıklanan rakamları “uygun bir çarpanla çarparak” değerlendirmek gerekiyor ne acı ki!
Öyle %10-20 eksik, yarıdan azı açıklanıyor.. değil…
En az “10 X” diyerek TV konuşmalarımızda hep vurguladık..
CHP‘yi, basını, kişi ve kurumları karanlığı aydınlatmaya çabaladık ve hep gerekçelerini sıraladık.
Sn. Kemal Kılıçdaroğlu‘na çağrısı üzerine, makamında kapsamlı bilgi ve somut öneriler sunduk (16.9.2020; Gn. Bşk. Yrd. Prof. Fethi Açıkel ve Gn. Sekr. Prof. S. Sayek Böke varlığı ile)
Ölüm tehditleri dahil, her tür taciz ve linç girişimlerine karşın, açtığımız yolda ilerleyen kişi ve kurumlara teşekkür ederiz.. (Biz hiç dava açmadık, hiçbir C. Savcısı da kamu davası açmadı!?)
CHP’ye, milletvekili meslektaşlarımız Dr. Murat Emir ve Dr. Mustafa Adıgüzel’e, CHP Gn. Bşk. Yrd. Seyit Torun’a,
SÖZCÜ‘den yiğit gazeteci Yılmaz ÖZDİL‘e (6 Eylül 2020 günü SÖZCÜ’de tüm arka kapağı bizim makalemize ayırdı..)
İYİ Parti‘den meslektaşlarımız Dr. Aytün Çıray ve Dr. Aylin Cesur’a,
10 Eylül 2020 günü tüm arka sayfasını bizim makalemize ayıran BİRGÜN’e,
15 Ağustos’ta 2. sayfada makalemize yer veren ve sıklıkla söyleşilerimizi yayınlayan Cumhuriyet‘e.. ve öbürlerine

TELE1 TV’ye
HALK TV’ye
KRT TV’ye
MEDYASCOPE’A…
…………….
…………………
Şükranlarımızı sunuyoruz bize söz hakkı verdikleri için.

  • Salgının başından bu yana 130’u aşan TV konuşması yaptık.
  • Bu güne dek, salgın yönetimi için yazıp konuştuğumuz tek 1 hecemiz yalanlanamadı!
Söyleye söyleye, ısrarla – bıkıp usanmadan yineleyerek kimi acı gerçekler topluma mal oldu ve gerekli duyarlığı, epey gecikmeyle de olsa yarattı sanırız..

Umar ve dileriz ki; geldiğimiz yerde iktidar artık halka dürüst davranır ve yanlışlarını sürdürmeyip, salgın yönetimini epidemiyolojik ilkelere, YAŞAM HAKKINA dayandırır..

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Muharrem İncenin Yeni Çıkışı: ZAMANSIZ BİR EGO PATLAMASI

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com, 12.8.2020

CHP’nin ele avuca sığmaz çocuğu Muharrem İnce, haftalardır gündemde kalmayı başardı. Hedefleri büyüktü. CHP’de aldığı bazı görevler ona yetmemişti.  Genel Başkanı olmak istiyordu. Üç genel başkanlık yarışına girdi. “Hadi bir de bunu deneyelim” diyen CHP delegelerinden aldığı oy da azımsanamazdı. Ama üçünde de Kemal Kılıçdaroğlu karşısında yenildi. CHP yönetiminin onu cumhurbaşkanlığına aday göstermesinin nedeni ise çaresizlikti. Öteki muhalefet partilerinin seçmenlerinden de oy alacak bir aday üzerinde anlaşmaya varılamayınca, ortada ısrarla aday olmak isteyen İnce’ye fırsat doğdu. Hareketli bir seçim kampanyası da yürüttü. Erdoğan’ın karşısında 2. tura bile kalmayı başaramadan 1. turda elenmiş oldu.

Fakat bu yenilginin nedeni İnce değildir. Türkiye’deki tarihi sağ – sol konuşlanmasının devam etmekte oluşudur. Erdoğan MHP’yi yanına alarak İttifak siyasetinin önünü açınca, CHP’ye de muhalefetten bir blok oluşturma düştü ve son yerel seçimde Erdoğan’ın önünün ancak bu yolla kesileceği anlaşıldı. Bu politika CHP içinde Kılıçdaroğlu’na muhalif olanların seslerini kesmelerine neden oldu. Son genel kurulda İnce de içinde olmak üzere Kılıçdaroğlu’na karşı hiçbiri aday olma cesaretini gösteremedi.

Tam da bu aşamada İnce yeniden piyasaya çıktı. CHP’ye genel başkan olamadıysa bir parti kurup seçime girmesinin önü de kapalı değildi ya! Kendisine yar olmayan varsın başkalarına da yar olmasındı! Basına bu yolda haberler sızdırarak nabız yoklamaya başladı. Önce İktidar yanlılarının ağızlarından sular aktığı görüldü. TV kanallarında sayıp döktüler: Muharrem İnce iyi bir insandı ve CHP yönetimi ona haksızlık yapmıştı. Parti kurması en doğal hakkıydı… Sonra Kılıçdaroğlu ve ekibinin politikalarına muhalif bazı CHP seçmeninin de umuda kapıldığını gördük. Anketler yapıldı. %4’ten %15’e dek oy alabileceği ilan edildi. Cumhuriyet gazetesi bile, yazarlarını görüşlerinde serbest bırakmakla birlikte İnce ile CHP arasında tarafsız kalacağını ilan etti!

İNCE’NİN DÜNYA GÖRÜŞÜ NEDİR?

14 yaşından beri CHP’li olduğunu, ne pahasına olursa olsun bu partide kalacağını ilan etmiş olan Muharrem İnce, CHP ile yolunu ayırmaya niçin karar vermişti? Bunun zamansız bir ego patlaması olduğu, CHP’ye başkan olamayınca ondan ayrılıp bir parti kurarak şansını denemek istediği açık iken, bu ayrılığı sırf buna dayandırmak yakışık almazdı. Politik başka gerekçeler bulunmalıydı. Yeni partinin “Atatürkçülerden” oluşacağı, “bir ayağının Kandil’de olmayacağı” gibi CHP’yi suçlayan ifadeler basına sızdırıldı. Gerçekte bu 2 tanımlama tek bir tutumun ifadesi. İnce, CHP’yi, Atatürkçülükten sapmakla suçluyor. Genel merkezin Atatürkçü olmayanlar tarafından ele geçirildiğini ileri sürüyor.

CHP’nin bir ayağının Kandil’de olduğunu, kendi kuracağı partinin ayaklarının Ankara’da olacağını ilan etmesi, çıkmaya hazırlandığı yeni yolculukta Kürt karşıtı milliyetçi oylara da göz diktiğini açıklıyor. Bu suçlama şimdiye dek CHP’ye iktidar tarafından yöneltiliyordu.  Bir ayağın Kandil’de olması iftirasının anlamı gerçekte bu ayağın Diyarbakır’da olmasıdır. İnce böylece CHP ile HDP’nin güçbirliğini de hedef alıyor. Oysa kendisi Cumhurbaşkanı adayı olduğu zaman ilk iş olarak Edirne’de tutuklu Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmiş, ilk mitingini de Diyarbakır’da yapmıştı. Türk milliyetçisi CHP’liler, buna itiraz etmemişlerdi. Amaç, Kürtlerin oyunu almaktı. Onların bir bölümü, bu politikayı iktidar umuduyla daha sonra da savundular, bir bölümünün ise alttan alta eleştirileri sürdü.

İnce şimdi, CHP ile yollarını ayırırken buna ideolojik bir gerekçe arıyor. Bundan önceki Kürt politikasında da ne denli içtenliksiz olduğunu kanıtlıyor. İnce’nin, genel, yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhur İttifakının önünün nasıl kesileceği, iktidara nasıl gelineceği konusunda tutarlı bir öngörüsünün de bulunmadığı anlaşılıyor. Elde kala kala, 1930 modeli bir Atatürkçülük kalıyor. Oysa bunun seçim kazanmaya yetmeyeceğini, geçmiş bütün seçimler gösteriyor.

CHP’DEKİ KAÇINILMAZ AYRIŞMA

İnce’nin çıkışı, bir ego patlamasının sonucu olmakla birlikte, CHP’de ileride bir ayrışmanın da ipuçlarını veriyor. Bu ayrışmanın bir tarafı Turhan Feyzioğlu’nun Ortanın solu hareketine karşı Güven Partisine benzeyecektir. Sloganı, içine halkın giremediği “Cumhuriyetçilik”tir. Öteki taraf ise “Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak” hedefini güdüyor. Daha solda olanlar buna “Demokratik Cumhuriyet” diyorlar. Bu iki eğilimin ayrı siyasi partiler haline gelmesi herhalde CHP’nin yararınadır. Bundan önce paylaştığım “CHP Nasıl İktidar Olabilir?” yazımda da vurguladığım gibi CHP, emekçi kitlelerin (yoksulların) gözünde kendisi için ayak bağı olan bagajındaki yüklerinden de kurtulabilir.

Muharrem İnce gibi bir figür, sonradan ağız değiştirip parti kurmayacağını, Anadolu’yu dolaşacağını söylese de, CHP için bir kangren haline gelmiş bulunuyor. Bir partinin başına geçmenin yolu, parti içinde seçimlere girip delegelerden yeterli oyu almaktır. Bunu başaramayanların yapacağı şey, yerlerine oturmak ve parti yönetimlerine eleştirileri varsa bunu parti içi organlarında dile getirmektir. “Başkan olmazsam yeni parti kurarım” diyen bir kişi bunu söyledikten sonra hâlâ bu partide durabilir mi? CHP’ye daha fazla askıntı olmadan istifa etmesi gerekmez mi? Onu partide tutmaya çalışmanın partiye ne yararı vardır?

Kongre salonunda hela önüne oturtulmuş! Eski bir cumhurbaşkanı adayı olduğu için genel başkanın yanına oturtulmalıymış! Bundan daha gülünç bir eleştiri olamaz. Partide eski cumhurbaşkanları adaylarının oturacağı yeri belirleyen bir yönetmelik mi vardır? Delege arkadaşlarıyla aynı sırayı paylaşmayı küçüklük sayan bir adayın ileride önemli bir makam sahibi olunca halkla neleri paylaşabileceği merak konusudur.

CHP’de genel başkanlığa ilk adaylığını koyduğu zaman “Onu Hiç Gözüm Tutmamıştı” diye yazmıştım. Beni Allah söyletmiş olmalı! (12 Ağustos 2020)

KILIÇDAROĞLU’NUN KERİM DEVLETİ

KILIÇDAROĞLU’NUN KERİM DEVLETİ


Zeki Sarıhan

CHP Kurultayına giderken Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin yeni hedefinin “Kerim Devlet”, Kemal Tahir’in ifadesiyle “Devlet Ana” olduğunu açıkladı ve CHP’nin “6 Ok” undan biri olan Devletçiliğin yeniden tanımlanması gerektiğini söyledi.

Bu sözler, 1960 sonlarında aydınlar arasında çokça tartışılan fakat artık neredeyse unutulmuş olan Kemal Tahir’in Devlet Ana romanındaki tezini hatırlamamıza neden oldu. Tartışmanın ucu Karl Marks’ın 1850’lerde değindiği, fakat daha sonra üzerinde durmadığı  “Asya Tipi Üretim Tarzı”na kadar uzanıyor.

Marks’tan sonra iyice biçimlenen klasik anlayışa göre toplumlar ilkel, köleci, feodal, kapitalist toplum aşamalarından geçmiştir ve kaçınılmaz olarak Sosyalist topluma ulaşılacaktır. Asya Tipi Üretim Tarzı, Çin, Mezopotamya ve Osmanlı İmparatorluğunda uygulanan ve onu Japonya ve Avrupa feodalizminden ayıran bir üretim biçimidir.

İleri sürüldüğüne göre, Japonya ve Avrupa feodalizminde özel mülkiyet esas olduğu halde, Asya Tipi Üretim Tarzı’nda mülkiyet devlete aittir. Devlet, köylerde yaratılan artı ürüne el koyarak bunun bir kısmını kamu işlerine ve hizmetine harcamıştır. (Vikipedi)

Osmanlı ile Avrupa arasındaki bu mülkiyet farkının nedeni şudur: Mezopotamya, Çin gibi coğrafyalarda bireysel üretim yapmak zordur. Büyük akarsuların havzalarında sulu tarım yapabilmek için bireysel çaba yetmez. Bunun yerine nüfusun seferber edilmesi gerekir. Bunu da ancak devlet sağlayabilir.

ASYA TİPİ ÜRETİM TARZI VE DEVLET ANA

Bu tezi geliştirenlerin başında Prof. Sencer Divitçioğlu (1927-2014) geliyor. Kitapları arasında yer alan “Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu” bu konuyu ele alıyor. Marksist romancımız Kemal Tahir de onun önerisi üzerine 1967’de yayımlanan ve ertesi yıl TDK roman ödülüne değer görülen Devlet Ana romanında, konuya Osmanlı Devleti özelinde yer veriyor. Romana göre kuruluş döneminde Osmanlı Devleti her milliyete eşit davranıyor, halkı koruyor ve onlara iyilik yapıyor. Yani evlatları için didinip duran bir ana gibi davranıyor.

Kemal Tahir çok okunan ve sevilen bir romancı olduğu halde, devleti kutsallaştırdığı için bu teze dönemin solcularından çok, devlete her zaman kutsallık atfeden Osmanlıcılar ve milliyetçiler itibar ettiler. Solcular için ise o dönemi Yunus Emre şu dizeleriyle daha gerçekçi anlatıyordu:

Geçti beyler mürveti
binmişler birer ata
Yediği yoksul eti
İçtiği kan olmuştur

Kuşkusuz ki Osmanlı Devleti, henüz sınıflaşmanın keskinleşmediği bir aşiretten doğmuştur. Dönemin bütün devletleri gibi zalimdir, kan emicidir. Onun Avrupa feodalizminden farkı, Avrupa’da yerel senyörler güçlüyken Osmanlı, merkezî bir feodalitedir. Anadolu’da beylikler dönemi sona erdikten sonra Osmanlı’da bu merkeziyetçilik giderek koyulaşmıştır. Eski devrin kalıntıları olarak Avrupa’da feodal beylerin şatoları her yerde görünürken, Osmanlılarda Beylikler dönemi sonrasında böyle eserler görülmez. Avrupa’da yaygın yerel yönetimler, bu yerel iktidarlar temeli üzerine kurulmuştur. Türkiye’de ise Rıdvan Akın’ın TBMM Devleti (1920-1923) adlı kitabında (İletişim Yayınları, 2001) yetkinlikle irdelediği gibi, yerel yönetim anlayışı Sovyet Devrimi’nin de etkisiyle Kurtuluş Savaşı meclisinde planlanmış ve 1921 Anayasası’na da yazılmışken, Tek Parti döneminde bundan vazgeçilmiş, bölünme korkusuyla merkezin gücünü artırma yoluna gidilmiştir.

DEVLETÇİLİK İLKESİNİ GÖZDEN GEÇİRMEK

Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin “6 Oku” ndan biri olan Devletçiliği yeniden yorumlama ve ona “sosyal devlet” biçimi kazandırma niyeti yerindedir. Çünkü Türkiye’de devletçilik, halkı korumanın ve onu kucaklamanın değil, devlet eliyle bir sınıfın zengin edilmesinin adıdır. CHP, şu kadar zamandan beri, bu izlenimi silememiştir. CHP Genel başkanı ve kadrolarının bir bölümü bunun farkındadır.

Konu artık “Asya Üretim Tarzı”nın temellendiği, büyük sulama alanlarının küçük mülkiyetle sulanamadığı ve devletin bundan doğduğu tartışması üzerinden yürütülemez. “Ceberrut devlet”ten “sosyal devlet”e dönülmesi, bugünün de temel ihtiyaçlarındandır.

  • Devleti kutsallaştırarak, devletçilikten burjuvazi için güç toplayanlar, devletten geçinenler ve devletçilik yoluyla yüklerini tutanların devri sona ermelidir.

Marksist tanıma göre devlet, “hâkim sınıfların halk üzerindeki baskı aracı”dır. Bu tanım, bugün de geçerlidir. “Ceberrut Devlet”le “Kerim Devlet” arasındaki fark, bu baskının derecesi kadardır. “Ağalık vermekle olur” atasözünün de özlü biçimde anlattığı gibi “veren” ağaların ağalığı ortadan kalkmaz. Hatta ağanın iktidar süresini uzatır. “Sosyal devlet”, bu ağalara benzer. (23 Temmuz 2020)