CHP KONGRESİNDE İNCE ŞOV ve DEVAMI..

CHP KONGRESİNDE İNCE ŞOV ve DEVAMI..
-GEÇ KALMIŞ BİR YAZI MI ACABA?-

Konuk yazar : 
Mustafa AYDINLI
11.08.2018, Çorlu

CHP’nin 36. Olağan Kurultayını izledik (3-4 Şubat 2018). Aslında kurultay tartışmaları aylar öncesinden başlamıştı. Birçok TV kanalında açık oturumlar, tartışmalar, yorumların ardı arkası kesilmiyordu. CHP açısından bu boyutta tartışılıyor olmanın yadırganacak bir yanı olamaz. Ne var ki izleyenler bilir, tartışmaların hemen hemen % 90’ı CHP’yi yerden yere vuruyor, Parti içindeki muhaliflere çağrı yapıyor. CHP’ye inananları nasıl dumura uğratırız çabası içindeler. Bununla bitiyor mu? Hayır! Kongre sürecinde ve sonrasında da aynı koro devam ediyor. Sanırsınız CHP iktidar partisi ve ülkede kötü giden her şeyin sorumlusu bu parti. Hiç iyi giden bir şeyde katkısı yok!? Ne garip, yandaşlaş(tırıl)mış medya CHP’ye eleştirisinin, % 10’unu iktidar partisine yöneltse, ülkede sorun kalmayacak neredeyse!.

Tüm bunlar bir yana, izlediğim kongreyi ve kongre sürecinde olup bitenleri,  gözlemlerimi 6 ay sonra serinkanlılıkla aktarmak ve günümüze bağlamak istiyorum:

İyi hazırlanmış, çok emek verilmiş ve yoğun ilginin olduğu coşkulu, güzel bir kongreydi. 10 400 kişilik Ankara Spor Salonu hınca hınç dolu, bir o kadar insan da salon dışında, içeride ayakta duracak yer bile yok. Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu söz aldı ve gündemi değerlendiren bir konuşma yaptı. Ağırbaşlı, vakur, konusuna egemen, güven veren, asil bir görüntü sergiledi. Liderliği de, güvenilirliği de, sorunlara egemenliği ve gelişmeleri irdelemesi, tam bir devlet adamı ciddiyetinde, güven veren, yol gösteren, ilkeleri olan, ufuk açan..  bir konuşmaydı kesinlikle. Hak ettiği coşkulu alkışı da salondan aldı.

Sonra Sayın Muharrem İnce söz aldı. İnce her ne denli Partide özgürlük ve adalet yok dese de, beş dakikalık bütçe üzerine konuşmak üzere söz aldı, ama Örgütün ve rakiplerinin hoşgörüsüyle tam 70 dakika konuştu. Daha doğrusu bana göre tam bir görsel şov yaptı.  Sayın İnce’nin konuşmasında ilkesel bir program göremedik, yalnızca “Ben başaracağım.., bir de beni deneyin..” falan, filan. Güvencesi ne başarı vaadinin? Sözü döndürüp dolaştırıp,   “..ben daha çok bağırıyorum..” demeye getirdi. Ses tonunu giderek yükselterek, tam bir görüntülü şova dönüştürdü. Görselliğe dikkat çekmek için, pehlivanvari ceket çıkartıp atmalar.. vs.. Oysa yakınındaki bir genç ceketi almak için elini uzatıyor ama O, dikkat çekmek için artistik pozlarla ceketini yere atıyor… Sonra gömleğinin kollarını geri kıvırmalar.. güreş tutacak sanki.

Sayın İnce öğretmenlikten gelen ders anlatım becerisi ile görselliği öne alıyor ama bu gösteriyi (şovu) sınıfta yapsa, öğrenciler sanırım gülmekten yere yıkılırdı. Oysa sayın İnce, AKP’nin ferasetine güvendiği cahillere hitap etmiyor; eğitimden, politik bilinçten payını almış CHP kitlesi karşısında. Tümüyle tribünlere oynadı. Kongreyi bir şova, sirke dönüştürdü. Salonun bir ucundan öbür başına artistik yürüyüşler, sahne sanatçısı benzeriydi. Elindeki mikrofon ve ses sistemi nefes alışverişini salonun her köşesine eksiksiz duyuruyor. Fizik hocası olarak bunu kendisi de biliyor kuşkusuz ancak politik şov böyle gerektiriyordu (!)

Sayın İnce’ye göre Kılıçdaroğlu Alevilerin hakkını savunamıyormuş. “Ben daha iyi savunurum..” demeye getiriyor. Peki, nasıl olacak o iş? Açıkça mezhepler üzerine ince ince dikkat çekiyor. Güldürmeyin adamı Sayın İnce, bu halk o devri çoktan geçti, gülünç söylemlerle uğraşmayın. O sizin dediğinizi AKP genel başkanı her gün yapıyor zaten. Aslı varken sezin teziniz silik kalıyor.

Kongrede Sn. Kılıçdaroğlu salonla birlikte Türkiye’ye hitap etti, milyonları hedef aldı. Sn. İnce ise salt salona (delegelere!) hitap etti.. Kılıçdaroğlu AKP ve iktidara yüklendi, İnce’nin ise tek derdi Kılıçdaroğlu idi.

Sayın İnce’ye şu soruyu soruyoruz : 447 oy aldınız, bunu nasıl başardıysanız, gerekli güveni verip çalışasaydınız, 847 oy da alabilirdiniz. Kimse sizin ve delegelerin elini tutmadı. Neden sonuca razı ve saygılı olmuyor, partiyi ve değerli genel başkanını kırıp döküyorsunuz? AKP bile CHP’ye sizin verdiğiniz zararın yarısını veremezdi. Genel başkanınızı yuhalatmayı bile başardınız, o asil insan Kılıçdaroğlu, bu halinizi acı bir tebessümle izledi. Hatta ortamı germemek için yanıt bile vermedi. Evet “yuh” seslerini susturdunuz ama kapalı kapılar ardında parti liderine o hakaretin yapılabileceği cesaretini vermiş olmalısınız ki, kötü yakalandınız. Açığa düştünüz Muharrem bey… Bu taktiğiniz, sizin partili yoldaşlarınızı gerçekte sevemediğinizi ancak her şeyi kişisel çıkarınıza dönük tasarladığınızı kanıtlıyor. Politik ikbaliniz adına neleri neleri göze alabileceğinizi ibretle sergiliyor.

Çok dikkatle ve yakından izledim; salonun sağına – solunda 25’şer kişi ayakta, merdivenlere yerleştirilmiş, toplamda saymaca elli kişi. Bunlar açıkça amigoluk yapıyor. Amigoluk diyoruz çünkü genel başkanını yuhalatan – yuhalayan bir kitleye ne denebilir ki? Amigoların koro halinde ses dalgası mikrofona ulaşıyor ve güçlenerek tüm salonda yankılanıyor. Yandaş medya da bu sahneyi evire çevire, büyük başarınız olarak sunuyor. Yuhalatma kurgularınıza karşın Kılıçdaroğlu’nu destekleyen kesimlerin gençlerinden tık çıkmaması, her şeye karşın oradaki topluluğa ve parti disiplinine saygı sorumluluğudur.

Ayrıca 49 imza olayı.. Neymiş efendim, O, lütuf istemezmiş. Vermeseniz adaletsizlik deniyor, verince lütuf istemiyor Beyefendi.. Peki nasıl olacak? İnce’ye göre şov olsun da, şamata olsun da.. nasıl olursa olsun. Derdi, kendince salonda psikolojik üstünlüğe ele geçirmek. Doğru söylediği şeyler yok mu? Elbette var. Bu düşünceler doğallıkla alınır ve parti yararına kullanılır. Kırıp dökmeden yapılan eleştiriye de saygı duyulur. Ne var ki, son çözümlemede çıkan sonucu, üzüm yemekten çok bağcıyı dövme niyetini üzülerek gözledik..

Sayın İnce’yi önceleri, kimi söylemleri nedeni ile sever ve sayardık. Üzülerek ifade edelim ki, bu kurultayda değindiğimiz olumlu yargılarımızdan iz bırakmadınız. Ayrıca ülkeyi yönetme birikiminiz yok, ilkeleriniz yok, ürettiğiniz yeni bir söylem – politika önermesi yok. Idı dıdı, vıdı vıdı..  Ülke ajitasyonla, bağırıp çağırarak yönetilmez. Şovla, sirk oyunculuğu ile hiç olmaz. Bütünsel bir program ve uyumlu – yetenekli kadrolar vazgeçilmezdir. Bunlar yok?

Doğrusu burnumuza pis kokular geliyor. Bu Parti neler neler görmedi ki. Genel sekreterliğine dek yükselenleri AKP’de Bakan olarak bile gördük. Kılıçdaroğlu’na güveniyoruz, birikimleri ve ilkeleri var. İdealleri var, deneyimli ve  kritik olaylar karşısındaki güven veren duruşu test edildi. İktidarın 4 koldan saldırısı boşuna değil. Silaha, yumruğa varan saldırılar boşuna değil. Artvin’de az kalsın kim vurduya kurban edilecekti! AKP = Erdoğan için kanıta dayalı söyledikleri için bile, “sayın yargımız” tarafından 1 milyon TL’ye varan maddi tazminata mahkum edildi. AKP iktidarının DP’den devşirme İçişleri Bakanı, hiç sıkılmadan “Şimdi seni zıplatayım mı Kılıçdaroğlu?!” diyebildi ve yeniden Bakan yapıldı.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun Sputnik’te yayınlanan (27.7.18) şu demeci çok uyarıcı :

  • “..Mümkün değil çünkü işler bildiğiniz gibi değil, çok büyük bir kumpas var. Muharrem İnce’yi partinin başına getirmek isteyen derin devlet!
    Ben buna asla müsaade etmeyeceğim.”

CHP salt bir lider partisi değil, kadro ve program partisidir. Başarı da başarısızlık da tüm kadroların ve programın sorumluluğundadır. “Ben CHP’liyim” diyen herkes, -öne alınmazsa- 2019 yerel seçim hesaplaşmasına, kafasının arkasındaki tüm planları bir yana bırakıp, ülkenin kurtuluşu için bütün gücüyle enerjisini CHP’yi yerel yönetimlerde güçlenerek iktidar yapmaya yöneltmelidir. Ülkesine ve insanlığa karşı her partili yurtseverin öncelikli görevidir, borcudur bu çaba.

Türkiye son günlerde muazzam bir ekonomik çöküş yaşıyor ve siz, Partinizin kurumsal açıklamasını yapmasından beklemeden, 10 Ağustos 2018 günü, doğrudan Cumhurbaşkanına dönük ilginç bir söylemle, “tavsiye yerine istirhamla”, sözde ülke adına özveride bulunup alttan alarak 4 maddelik öneriler sundunuz. Partinizde hiçbir yönetsel ve temsil yetkiniz yokken ve milletvekili bile değilken. 16 yıl vekillik yapan birisinin, Parti geleneklerine, disiplinine ve siyaset etiğine sığmayan böylesi bir davranışı bile gündemde kalma adına sergileyebildiniz.. Bu gün de (11 Ağustos 2018) CHP, İstanbul’da bir basın toplantısı ile, tüm ağırbaşlılığı ile 13 maddelik bir program sundu. Sizin önerilerinize ve Partinin kurumsal önerilerine bakıldığında ne denli cılız – içeriksiz önermeleriniz oldu, dönüp bakar mısınız? Keşke kişisel hırs – ihtirasınız ile yetenek ve birikimlerinizi dengeleyebilseniz.

Bu yazıyı yazmak istemezdik, Kurultayın üzerinden 6 ay geçti ancak Sn. İnce’nin kişisel ve sekter, üstelik CHP’nin kurumsal kimliğine zarar veren sorumsuz davranışlarının sürmesi nedeniyle kamuoyuyla paylaşmak istedik. Önceleri, kendisini Cumhurbaşkanlığına aday gösteren, kendisinden 15 yaş daha büyük ağabeyi konumunda olan Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na “vefasızlık etmeyeceğini, edemeyeceğini” kamuoyu önünde açıklayan Sayın İnce’yi yönlendiren (manüple eden) kimler ve hangi güçler acaba?

Ülke bir yangının içinde, tek sorumlu AKP= Erdoğan, CHP 13 maddelik akılcı – bilimsel bir politika demeti sunuyor; ancak Erdoğan her zamanki gibi Kılıçdaroğlu’na, dikkat, CHP’ye değil Sn. Kılıçdaroğlu’na olmadık biçimde yüklenerek “..avcunu yalarsın..” diyebiliyor. Hemen ardından AKP sözcüsü Ünal devamla, yine CHP’ye değil Kılıçdaroğlu’na olmadık biçimde saldırıyor. Siz de açık – örtük benzer tutum ve davranış içindesiniz. Niçin ve zamanı mı?

Onur Öymen : Seçimlerin düşündürdükleri

Seçimlerin düşündürdükleri

Onur Öymen 

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri sonuçlandı. Bu seçimler, başkanlık rejimini getiren anayasa değişikliğinin uygulamaya konulmasını engellemenin son fırsatıydı. CHP ve İyi Parti ve o partilerin cumhurbaşkanı adayları, yeniden parlamenter rejime dönüş için gerekli adımları atacaklarını açıklamışlardı. Seçim sonuçları, maalesef bu fırsatın şimdilik kaçırıldığını gösteriyor.

Aynı şekilde OHAL’in sona erdirilmesi, demokrasi önündeki engellerin kaldırılması, özgürlüklerin çağdaş ülkelerdeki düzeye getirilmesi gibi vaatlerin de yaşama geçirilmesi zaman alacak ve yeni cumhurbaşkanının takdirine kalacak.

Ülkemizin ciddi ekonomik sorunlarının köklü çözümlere kavuşturulması için muhalefet partilerinin ve adayların önerilerinin şimdi dikkate alınarak uygulamaya konulacağının işareti de görülmemektedir.

Sayın İnce’nin 50 gün gibi kısa bir zaman içinde hazırlanıp yürüttüğü seçim kampanyasında seçmenlerin %30’unu aşkın bir bölümünden oy alması gerçekten büyük başarıdır. Ancak, bu gibi seçimlerde amaç adayın ve partisinin eski oy düzeylerini yükseltmekten ibaret değil, seçimi kazanmaktır. Maalesef, Sayın İnce’nin ifadesiyle “yorgun ve yıpranmış bir adayın” kendisinden yaklaşık on milyon daha çok oy almasını doğal karşılamak mümkün değildir. Aynı şekilde partinin bu denli önemli bir seçimde eskisinden daha az oy alması üzüntü ve kaygı vericidir.

Gelecekte başarılı sonuçlar almanın en önemli yollarından biri, anayasa referandumunda ve bu seçimde yapılan hataları bütün boyutlarıyla ortaya çıkarmaktır. Partinin izlediği politikalar, söylemler niçin daha geniş kitlelerin desteğinin sağlayamamıştır? Bunda partinin temel ilkeleri ve ideolojisi doğrultusunda, birlik içinde bütün birikimini seferber edememesinin de rolü olmuş mudur?

En önemli soru bence şudur: Parti aynı politikalar, aynı söylemler ve aynı yönetimle daha başarılı sonuçlar alabilir ve iktidar şansını yakalayabilir mi?

Çağdaş demokrasilerde özellikle bu gibi özel önem taşıyan seçimlerde başarılı sonuç alamayan partilerin liderlerinin sorumluluğu doğrudan üstlenmeleri ve bunun gereğini yapmaları gelenek durumuna gelmiştir. Yeni hayallerin, yeni umutların yeşertilebilmesi bu gibi cesaretli adımlar atılmasıyla olanaklı olabilecektir.

Atatürk’ün şu sözleri herkes için esin kaynağı olmalıdır:

  • ‘Hayal ettim, hayalimin önündeki manileri tespit ettim.
    Manileri kaldırdığımda, hayalim kendiliğinden gerçekleşti.’

Saygılar, sevgiler, 25.6.18
=============================================
Dostlar,

SEÇİM MATEMATİĞİ A-NORMALDİR;
AKIL DIŞI BİR KURGU – SONUÇ MUDUR?

Sayın Öymen örtük – açık “kurban” istiyor..
Kendince CHP’nin başarısızlığının diyetini Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu‘na yüklemeye çalışıyor.
Ceberrut konjonktürü, küresel destek ve işbirliğini ve daha pek çok etmeni; OY SAYIMINA müdahale (manüplasyon) olasılıklarını yersiz komplo kuramları sayıyor galiba..

CB adayı M. İnce’nin oylarının 15 milyon ve %31’ler düzeyinde çıkması açıklanabilir, anlaşılabilir ve kabul edilebilir değildir.

24/25 Haziran 2018 gecesi yaşanan birkaç saatlik ‘karartma‘ döneminde neler olmuştur, mutlaka bilmek istiyoruz. 

Her şeye karşın OHAL baskısını sürdüren AKP’nin tüm Devlet olanaklarını sonuna dek ve çok katı kullanarak, medyayı susturarak, yönlendirerek…
elde ettiği sonuç; her tür baskıya, hakarete, aşağılamaya, hak çiğnemlerine.. demokratik değerleri savunan kesimlerin direncini bir kez daha ve çok güçlü olarak kanıtladı. Toplumsal barışı çok önemsiyoruz; ama… 

AKP = Erdoğan SEÇİMİ YİTİRMEYİ BİNLERCE KEZ HAK ETTİLER!

  • CHP’nin / Millet ittifakının CB adayı Muharrem İnce’nin görkemli İstanbul mitingi, 23.6.18.. Şimdiye dek görülen en kalabalık miting.. 6,742 milyon rekor katılım oldu!
    İzmir 3, Ankara 2 milyon.. 3 büyük kent 12 milyon oy ediyor!?
  • CHP‘li seçmenler stratejik oy kullanarak hem İYİ Parti’yi hem de HDP’yi deyim yerinde ise ”emzirdi” ler. (aşağıdaki karikatürde fikir bizim; çizim, resim sanatçısı Birsen İğci Saltık’ın..)
    Bu da oy oranının %25’in altına düşmesinin temel nedeni oldu. Ne ağır yük CHP‘ye..! İYİ Parti için 15 ödünç vekil çok ustaca bir girişimdi sağolsun Kılıçdaroğlu..
  • Fakat 24/25 Haziran 2018 gecesi, mutlaka açıklanması gereken kritik – karanlık – stratejik manevralar oldu!

Seçim matematiği sağlıklı değil! 

YSK sandık verileriyle CHP – İYİ Parti ve HDP’nin elindeki verilerin örtüşüp örtüşmediğini bilmeliyiz. İYİ Parti kıl payı %10.. HDP %1-2 fazla.. Baraj altında kaldılar da bu “bonus” lara fit mi oldular? Bu 3 parti sorumuzu yanıtlasın; yurttaşlara, STK’lara bu açıklamalarını doğrulama olanağı versin.. YSK’daki ıslak imzalı tutanaklar korunsun. Gerekirse uluslararası hakemler, Noter çağrılsın.

  • AKP’den bir de SEÇİM DARBESİ yemeyelim!

Bu şaibe toplumda huzur, BARIŞ bırakmaz!
Er ya da geç gerçekler öğrenilir; keser döner, sap döner, hesap da döner; TAMAM mı!?

Seçim sayımına güvenmiyoruz, güvenemiyoruz.. Ama hile yapanlar gerçeği biliyor.
Altlarının boşaldığını biliyorlar. Bulundukları yeri hak etmediklerini de..

Seçim matematiği, Siyaset bilimi kurallarına uymuyor, açıklanamıyor.
Kurla dışı, istisna bir seçim ise değil; açıklanabilmeli siyaset bilimince..

O halde bir kez daha soruyoruz :

  • 24 / 25 Haziran 2018 gecesi hangi oyunlar – senaryolar, B – C planları uygulandı da bu akıl – mantık dışı kurgu – sonuç elde edildi??

Erdoğan’ın dehşet veren sözlerini unutmayalım.. İbretle anımsayıp paylaşalım…
Huylu huyunu terk eder mi?!

file:///G:/ST3%20DOCS/Ki%C5%9Filer/RTE/RTE%20z%C4%B1rvalar%C4%B1.htm 

Sevgi ve saygı ile. 26 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)
Tümgeneral Mehmet Dişli 15 Temmuz’da darbecilerin yanında yer aldığı suçlamasıyla tutuklandı. Cumhurbaşkanı da kalktı onun büyük kardeşi Şaban Dişli‘yi ekonomi baş danışmanı yaptı. Bu haber üzerine iktidar yağcılığı için her gün uyarım kollayan yazarlar; “Gördünüz mü adalete saygılı lideri… Suç kişiseldir, kardeşi bağlamaz, Reis adalet dersi verdi” diye 3-4 gün yazı döktürdüler. İnsan beyni böyle işliyor:
Uyarımı alıyor. Ona göre hatırlıyor.
Benim beynim ise, “adalete ne kadar da saygılı cumhurbaşkanımız var, ne mutlu bize” diye gevşeyip rahatlayamadı. Bendeki beyin nedense hep gerilimli işliyor.
9 yıl önceki uyarımı hatırladı. 9 yıl önce VATAN Gazetesi’nde “Arsa Dişleme” diye bir yazı yazmıştım. İşte o yazı:
* * *
“Arsa dişleme!”
Eski hortumcular laik ve Atatürkçü geçiniyorlardı. Atatürkçülüğün arkasına saklanarak; sıfır kuruş para, sıfır kuruşluk emekle bir gecede 10 milyon dolar, 20 milyon dolar, 100 milyon dolar vuruyorlardı. Hortum büyükse! Rüşvet irileşiyordu.
Halk uyandı, laik hortumcuların hesabını seçim sandığında kesti. Şimdi “dişleme” var.
Arsa dişleme! Arsa dişleme hortumculuğa çok benziyor. Şablon aynı. Götürücüler değişti. Laikler gitti, yerlerini her fırsatta Allah’ın adını ağızlarından eksik etmeyen ve “durmak yok çalışmaya devam” diyen dini bütünler aldı.
Arsa dişleme nedir? Arsaya diş nasıl atılır?
Cepten bir kuruş çıkmadan, taş atıp yorulmadan bir arsa bir gecede 13 milyon dolar değere çıkarılıp, Türkiye’nin perakende piyasasına “diş atmaya gelmiş yabancı sermaye şirketine” nasıl satılır? Bizim gazete VATAN’ın Yayın Koordinatörü Atilla Güner ile ekibinin temiz bir gazeteciliğin “halk uyansın” diye yazdığı “Beş Kuruş Harcamadan 10 Milyon Doları Vurdular” haberini okuyun.
İşte “Arsa Dişleme” odur.
Yabancı şirket gelmiş. Büyük market kuracak. Ona büyük arsa lazım.
Büyük arsa bulunur: 3.4 milyon dolara anlaşılır. Bankaya gidilir, kredi alınır, köylünün imar görmemiş arsası sahibinden kapatılır. İktidar Partisi AKP’nin yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden imar planı değiştirilir ve arsanın değeri bir gecede 13 milyon dolara çıkar, yabancı şirket TESCO‘ya satılır. Bu işin bitirilip tamamlanmasından sonra Başbakan’ın (o zaman Tayyip Erdoğan) adamı ve Cumhurbaşkanı’nın (o zaman Abdullah Gül) parti arkadaşı AKP Milletvekili ve partinin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli‘ye iş bitiriciliğinin karşılığı olarak 1 milyon dolar ödeme yapılır.
Arsa dişleme tamamlanır.
Belgeler açıklanıyor. Dişleme, geliyor, geliyor. En tepeye ulaşıyor…”
(13 Ağustos 2008 VATAN Gazetesi-Necati Doğru)
* * *
Tam 9 yıl önce böylesine bir “arsa dişleme” işine adı karıştığı ve bu da basında o zaman muhalefet yapan VATAN’da belgeleriyle yazıldığı için ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli parti görevinden uzaklaştırmıştı. 9 yıl sonra “metal yorgunluğunu” gidersin diye Şaban Dişli Cumhurbaşkanı’na ekonomi baş danışmanı yapıldı.
Metal yorulmasına eski dişleme!
Benim beyin böyle işliyor. Kuşkusuz suç, kişiseldir!
Günün sorusu : SARAY AHIR OLMALI!
Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu “İktidara gelirsek Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı üniversiteye (ODTÜ’ye) vereceğiz” demişti. Arkadaşlarıyla beraber yeni bir parti kurma hazırlığında olan Ümit Özdağ da “ İktidar olursak sarayı üniversite yapacağız” sözünü veriyor. Orman Çiftliği’ni Atatürk, millete emanet edip “tarım ve hayvancılığımızın gelişmesine katkısı olsun” diye Hazine’ye bağışladığına ve saray da Atatürk Orman Çiftliği tarımsal arazisi üzerinde kurulduğuna göre, ahır yapılması daha uygun olmaz mı? (SÖZCÜ, 03.09.2017)
========================================
Dostlar,
Sayın Necati Doğru‘nun SÖZCÜ‘deki yazıları son günlerde daha da bir nitelik kazandı. Türkiye’deki soygun – talan, DİN – DİNCİLİK maskesiyle acımasız ve ölçüsüz sürdürülüyor. Öyle ki, ülkenin serveti büyük ölçüde el değiştirdi ve laik kesimden dincilere aktarıldı.
Dişli – Dişili skandalı, öyle Ceza Hukukunun bir ilkesinin ardına saklanarak örtülemez!
AKP = RTE‘nin tükenişine ilişkin somut kanıtlardan biridir. Politikacı Dişli gerçekten ”dişli” çıkmıştır ve sahip olduğu ”sırlar” nedeniyle bir tür eylemli (de facto) dokunulmazlık kazanmıştır. Kardeşi Tümg. Dişli ”şimdilik FETÖ’den tutukludur.. Hele biraz sabır, Allah büyüktür bizim balık belekli toplumumuzda.. Politikacı Dişli AKP’deki Ekonomiden sorumlu MYK üyeliği (eski Genel Bşk. Yrd.) gibi kritik bir görevden alınmıştır..
Haydi biz de 1 kezlik ”yandaş basın” aklıyla (!?) yazalım..

– Reis, aslında politikacı Dişli’yi akıllıca tasfiye etti.. Doğrudan görevden alsa idi AKP ve kamuoyunda büyük gürültü çıkabilirdi.. Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına çekerek ustaca kızağa alındı..

Bakalım ağabey Dişli’nin sahip olduğu kritik bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Başkanı tutuklu Tümgeneral Mehmet Dişli’yi kurtarmaya yetecek mi? Bir de TBMM’de dokunulmazlığını kaldırmayı isteyen fezleke hala, aylardır, bekletilirken..

Bir de, FETÖ ile böylesine didişen bir gazete olan SÖZCÜ‘nün FETÖ‘cülükle ilişkilendirilmeye kalkılması var.. 2 yazarı 3 ayı aşkın zamandır hapiste! Yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına bundan ala örnek mi olur? Gökmen ve Mediha salıverilmeli, gerçekte yargılanması gerekenlerden şimdilik vazgeçelim; hiç olmazsa tutuksuz yargılanmalıdır. Ama AKP‘yi kesmez.. Karşıtları susturmak için az gelir tutuksuz yargılama..
Biraz hatta epey, en iyisi olabildiğince zulüm gerek!

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kılıçdaroğlu’nun elindeki özel dosya!

Sabahattin ÖnkibarSabahattin Önkibar

Kılıçdaroğlu’nun elindeki özel dosya!

En önemlisi, bu konularda “elinde özel  bir dosya olduğunu” ifade ediyor.
Bunları söyleyen sıradan biri değil, bu ülkenin anamuhalefet partisi lideri
Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Tam bu noktada soralım, bütün bunları medya önünde söyleyen CHP lideri neden ayrıntı vermeyip susuyor? Öyle ya 15 Temmuz darbesi ile yüzlerce kişi ölmüş, Türk Silahlı Kuvveleri tarumar edilmişti. Özel dosyayı neden açıklamadığına dair soruya verdiği karşılık şu:

  • Bu konu ile alakalı daha sonra bir toplantı yapabilirim.

Pardon ama neden şimdi değil de daha sonra?..
Ayrıca şimdi tam zamanı, zira referandumda oy getirir.

Dilerim Kılıçdaroğlu’nun dünkü  bu  açıklamaları birkaç gün sonrasına kamuoyunu hazırlamak içindir… Ancak Kemal Bey bunu yaparken FETÖ’cülerin tuzağına düşmemelidir zira
168 general ve 6 bin askerin içinde olduğu kanıtlanan bir darbenin kontrollü olduğunu iddia etmek çok ileri bir yorum zira kontrol elden kaçsa, işin içinde kelleyi vermek vardır ki;
böyle bir riske kimse girmez..

Son bir şey, dilerim Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamaları Adil Öksüz için “MİT  mensubudur” demesi misali balon olmasın, aksi takdirde imajı yine yara alacak.

​TAYYİP, KÜRT BAYRAĞI İLE KERKÜK’E NİYE SUSKUN?

Tayyip Erdoğan önceki gün Diyarbakır’daydı ve yine Türk milleti demedi!
Dahası, günler ve haftalardır Kürt bayrağının Ankara ve İstanbul’da göndere çekilmesine suskun! Keza bin yıllık Türk yurdu Kerkük’te Kürt bayrağının dalgalandırılmasına  oralı olmadı. Söyleyin, böyle davranan birinin PKK bağlamında yaptığı muhalefete nasıl inanılabilir?
Yahu ha PKK ha Barzani ikisi de ABD’nin köpeği değil mi?
Ne yani, PKK da Barzani gibi “evet” vereceğim dese sırtı sıvazlanacak mıydı?

​İŞTE TGB, İŞTE ÜLKÜ OCAKLARI

1980 öncesinde Ülkü Ocaklı olan şahsımın son hükmü:
Türkiye Gençlik Birliği eşittir Türk bayrağı ve Türkiye’dir…
Meral Akşener, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan gibi ülkü devlerine saldıraran Ülkü Ocakları ise
artık eşittir Barzani ve Kürdistan bayrağıdır.
======================================
Dostlar,

Sayın Önkibar gene önemli konuları işlemiş yazısında.
Erdoğan bu gün (4.4.17) Zonguldak mitinginde, gene herkesi aptal yerine koyarak “toplu açılış töreni” yutturmacası ile devlet kaynaklarını tepe tepe kullanarak, bağıra – çağıra, ese – gürleye, muhalefeti aşağılayarak, hakaret ederek, azarlayıp küçük görerek, “terbiyesiz, ahlaksız” bile diyerek SUÇ İŞLEDİĞİ eşitsiz – adaletsiz “evet” kampanyası yaparken, yarım ağızla da olsa Kerkük’e kendisinin şımarttığı Barzani’nin çektiği Kürt flamasını indirme çağrısı yapmak zorunda kaldı..

Bir yandan MHP oylarını kaçırmayıp – kazanacak, bir yandan Kürt oylarını yitirmeyip – tutacak.. Zor denge Erdoğan’ın işi gerçekten.. Uluslararası hukuku çiğneyerek sen Barzani geldiğinde önceki ay (25.02.17) havaalanında ve ikili görüşmelerde sanki BM katında tanınmış egemen – eşit bir devlet varmışcasına ve Irak anayasasına uygunmuşcasına bayrağını göndere çek, sonra Barzani BM genel sekreteri ile görüşmede Kürt flaması için ön alsın, son olarak da yüzyılların Türkmen kenti can Kerkük‘e bölgesel Kürt yönetimi simgesi flama çekilsin.. Haydi milyonlarca gariban Türkiye’de bu ince ayar siyaseti yuttu diyelim, Erdoğan tarihe ve vicdanına, 2 milyonu aşkın Türkmen’e ve onların kuşaklar boyunca çocuklarına nasıl hesap verecek??

15 yıldır tek başına iktidar ve Irak – Suriye – Kürt politikasında içine düşülen hazin ve kanlı batak gün gibi ortada. AKP – RTE yönetimince Kerkük’te Türkmenlere = Irak Türklerine sahip çıkıl(a)madı ve AB – ABD emperyalistleri demografik yapıyı alt üst ederek Türkmenleri büyük ölçüde 2 ateş arasında savunmasız bırakıp Kerkük’ten göçe zorladılar.. Şimdi de Kerkük nüfusunun büyük kesimi Kürt safsatası ile özerk bölge yönetimi flaması çekiliyor..

Irak Kürdistanının ayak sesleridir bunlar eyyyy Erdoğan ve AKP, duyuyor musunuz??
Sonra sıra Suriye Kürdistanının da, eli kulağında.. El Bap’tan 1 karış öteye geçilebildi mi?
Sonra İran ya da Türkiye’den –artık hangisi önce olacaksa– koparılacak bölüm…
Veeee. son aşamada ver elini Büyük Özgür Kürdistan = 2. İsrail.. (!)
Bu kukla devletin asıl İsrail ile birleşip Büyük İsrail‘e dönüşmesi :
Siyonizmin Arz-ı mevud topraklar masalı ve dayatması.. 
BOP’un (Büyük Ortadoğu Projesi) finali de bu değil mi??

Ve de can alıcı soru : Türk” demeyen / diyemeyen Erdoğan Başbakan iken onlarca kez

  • Biz Büyük Ortadoğu Projesi’in eşbaşkanlarından bir tanesiyiz.. ve bu görevi yapıyoruz..” 

demedi mi? Niye dedi, niye dedi??!

Türkiye halkı / Ulusumuz, 16 Nisan 2017 günü bu insana padişahtan öte yetki vermeyi oylayacak.. Bir anlamda bu projenin hızlanması, gerçekleştirilmesi için O’na yetki vererek
kendi idam fermanını kendisi onaylayacak “evet” oylarıyla…

Ne hazin tecelli koskoca Türkiye Cumhuriyeti ve 60 milyona yakın Türk seçmen için??!

Türk halkı bu sefil emperyalist oyunu mutlaka bozacaktır; bekası için halkoylamasında
16 Nisan’da mutlaka ama mutlaka “hayır” demeye her bakımdan mahkum ve mecburdur!

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

CHP’ye TARİHSEL GÜÇBİRLİĞİ ÇAĞRISI


CHP’ye
TARİHSEL GÜÇBİRLİĞİ ÇAĞRISI

CHP’nin başta Vatan Partisi, DSP ve toplumun önde gelen vatansever isimleriyle seçim ittifakı yapması gerektiğini seslendirenler giderek artıyor. Bu “birleşik güç”, büyük ölçüde, oy kullanmayan % 16 gibi, yani her 7 kişiden 1’ni bir seçenek sunarak umutlandırır ve oy kullanmaya teşvik eder. Bu kitle, 7 Haziran’da %16 ile 9,1 milyon gibi muazzam bir rakama erişmektedir ve seçimin yazgısını belirleyecek büyüklüktedir. Kuşku yok ki, çok büyük çoğunluğu da AKP seçmeni değildir. MHP ve HDP seçmenleri, AKP çok gibi yüksek oranda oy kullanmışlardır. Atıl kalan bu kitle yüksek oranda coşkusunu yitiren (de-motive olan), CHP’den umudunu kesmiş – küskün kitledir ve “küçük” partilerin oy kullanmayı anlamlı bulmayan seçmenleridir. Unutulmasın, AKP oyları 7 Haziran’da toplam kayıtlı seçmenin yalnızca 1/3’üdür; seçmen kitlesinin 2/3’ü AKP’ni karşısındadır ve bu çok önemli bir veridir.

Söz konusu Güçbirliğini bu kez CHP, “Kapımız açık, isteyen gelsin..” gibisinden örtük bir red anlayışı ile yürütemez. İlgili tüm kesim ve kişilerle sonuç alma kararlılığıyla hızla görüşülmeli ve “makul olmayan” istekler kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu saydamlık tarafları sorumlu davranmaya itecektir. Nitekim Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde CHP ile seçim ittifakı için pazarlığa girmeyeceklerini”CHP’nin Kemalist  – Atatürkçü insanları Milletvekili adayı yapmasını çok önemsediklerini belirtmiştir.

Seçime katılım arttıkça, AKP’nin sayısal olarak (nominal) sabit kalması hatta düşmesi beklenen 7 Haziran’daki 18,8 milyon dolayındaki oyunun toplam içinde oranı düşecektir. %84 yerine, oy kullanmayan %16’lık kitlenin yarısının daha seçime katılması sağlanabilirse, bu %92’lik katılım 4,55 milyon oy demektir ve en az 3/4’ü CHP oyudur. CHP’nin %25 olan oyunu yarı yarıya dek artırabilecek bir büyüklüktür ve % 35’i aşarak 1. parti olma, iktidarı yakalama olanağı sağlayabilir! %92’lik katılım çok güç değildir; 12 Eylülcülerin Anayasa oylamasına katılma 7 Kasım 1982’de %91,3 olmuştu. Ayrıca 1,3 milyonu bulan anormal sayıdaki “geçeriz” oy oranının da düşmesi, CHP’ye yönelmesi beklenebilir.

CHP’yi ve bu bağlamda muhataplarını ağır ve ciddi bir tarihsel siyasal sorumluluk beklemektedir. Ülkenin, AKP – RTE tarafından içine sürüklendiği iç savaş eşiğinden mutlaka alınması gerekmektedir. Bu kaçınılmaz zorunluk ivedidir ve ötelenemez. Gereğini yapmayanları tarih ve bu toplum bağışlamayacaktır. Zaten AKP bu seçimi de alırsa, artık Türkiye’de çok partili demokratik yaşam göstermelik olacak, izleyen sözde seçimleri hep muktedirin partisi % 80’lerle alacaktır; tipik totaliter rejimlerdeki gibi. Bir kez daha yazmış olalım: Hesap matematik netlik ve kesinliktedir. Dostumuz, arkadaşımız, hemşehrimiz, Büyük ATATÜRK‘ün çooook onurlu o ökçüde de sorumluluğu ağır koltuğunda oturan sevgili Kemal Kılıçdaroğlu‘ndan kamuoyu önünde bizim de tarihsel ricamızdır.. Kendi adımıza hiçbir beklentimizin olmadığını belirtmemize bile gerek yoktur, kamu görevimizi halen sürdürmekteyiz..

Yazının pdf biçimi : CHP’ye_TARIHSEL_GUCBIRLIGI_CAGRISI_14.09.2015


Sevgi ve saygı ile.
15.09.2015, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net,
profsaltik@gmail.com