NECATİ DOĞRU: Dişleme!

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)
Tümgeneral Mehmet Dişli 15 Temmuz’da darbecilerin yanında yer aldığı suçlamasıyla tutuklandı. Cumhurbaşkanı da kalktı onun büyük kardeşi Şaban Dişli‘yi ekonomi baş danışmanı yaptı. Bu haber üzerine iktidar yağcılığı için her gün uyarım kollayan yazarlar; “Gördünüz mü adalete saygılı lideri… Suç kişiseldir, kardeşi bağlamaz, Reis adalet dersi verdi” diye 3-4 gün yazı döktürdüler. İnsan beyni böyle işliyor:
Uyarımı alıyor. Ona göre hatırlıyor.
Benim beynim ise, “adalete ne kadar da saygılı cumhurbaşkanımız var, ne mutlu bize” diye gevşeyip rahatlayamadı. Bendeki beyin nedense hep gerilimli işliyor.
9 yıl önceki uyarımı hatırladı. 9 yıl önce VATAN Gazetesi’nde “Arsa Dişleme” diye bir yazı yazmıştım. İşte o yazı:
* * *
“Arsa dişleme!”
Eski hortumcular laik ve Atatürkçü geçiniyorlardı. Atatürkçülüğün arkasına saklanarak; sıfır kuruş para, sıfır kuruşluk emekle bir gecede 10 milyon dolar, 20 milyon dolar, 100 milyon dolar vuruyorlardı. Hortum büyükse! Rüşvet irileşiyordu.
Halk uyandı, laik hortumcuların hesabını seçim sandığında kesti. Şimdi “dişleme” var.
Arsa dişleme! Arsa dişleme hortumculuğa çok benziyor. Şablon aynı. Götürücüler değişti. Laikler gitti, yerlerini her fırsatta Allah’ın adını ağızlarından eksik etmeyen ve “durmak yok çalışmaya devam” diyen dini bütünler aldı.
Arsa dişleme nedir? Arsaya diş nasıl atılır?
Cepten bir kuruş çıkmadan, taş atıp yorulmadan bir arsa bir gecede 13 milyon dolar değere çıkarılıp, Türkiye’nin perakende piyasasına “diş atmaya gelmiş yabancı sermaye şirketine” nasıl satılır? Bizim gazete VATAN’ın Yayın Koordinatörü Atilla Güner ile ekibinin temiz bir gazeteciliğin “halk uyansın” diye yazdığı “Beş Kuruş Harcamadan 10 Milyon Doları Vurdular” haberini okuyun.
İşte “Arsa Dişleme” odur.
Yabancı şirket gelmiş. Büyük market kuracak. Ona büyük arsa lazım.
Büyük arsa bulunur: 3.4 milyon dolara anlaşılır. Bankaya gidilir, kredi alınır, köylünün imar görmemiş arsası sahibinden kapatılır. İktidar Partisi AKP’nin yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden imar planı değiştirilir ve arsanın değeri bir gecede 13 milyon dolara çıkar, yabancı şirket TESCO‘ya satılır. Bu işin bitirilip tamamlanmasından sonra Başbakan’ın (o zaman Tayyip Erdoğan) adamı ve Cumhurbaşkanı’nın (o zaman Abdullah Gül) parti arkadaşı AKP Milletvekili ve partinin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli‘ye iş bitiriciliğinin karşılığı olarak 1 milyon dolar ödeme yapılır.
Arsa dişleme tamamlanır.
Belgeler açıklanıyor. Dişleme, geliyor, geliyor. En tepeye ulaşıyor…”
(13 Ağustos 2008 VATAN Gazetesi-Necati Doğru)
* * *
Tam 9 yıl önce böylesine bir “arsa dişleme” işine adı karıştığı ve bu da basında o zaman muhalefet yapan VATAN’da belgeleriyle yazıldığı için ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli parti görevinden uzaklaştırmıştı. 9 yıl sonra “metal yorgunluğunu” gidersin diye Şaban Dişli Cumhurbaşkanı’na ekonomi baş danışmanı yapıldı.
Metal yorulmasına eski dişleme!
Benim beyin böyle işliyor. Kuşkusuz suç, kişiseldir!
Günün sorusu : SARAY AHIR OLMALI!
Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu “İktidara gelirsek Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı üniversiteye (ODTÜ’ye) vereceğiz” demişti. Arkadaşlarıyla beraber yeni bir parti kurma hazırlığında olan Ümit Özdağ da “ İktidar olursak sarayı üniversite yapacağız” sözünü veriyor. Orman Çiftliği’ni Atatürk, millete emanet edip “tarım ve hayvancılığımızın gelişmesine katkısı olsun” diye Hazine’ye bağışladığına ve saray da Atatürk Orman Çiftliği tarımsal arazisi üzerinde kurulduğuna göre, ahır yapılması daha uygun olmaz mı? (SÖZCÜ, 03.09.2017)
========================================
Dostlar,
Sayın Necati Doğru‘nun SÖZCÜ‘deki yazıları son günlerde daha da bir nitelik kazandı. Türkiye’deki soygun – talan, DİN – DİNCİLİK maskesiyle acımasız ve ölçüsüz sürdürülüyor. Öyle ki, ülkenin serveti büyük ölçüde el değiştirdi ve laik kesimden dincilere aktarıldı.
Dişli – Dişili skandalı, öyle Ceza Hukukunun bir ilkesinin ardına saklanarak örtülemez!
AKP = RTE‘nin tükenişine ilişkin somut kanıtlardan biridir. Politikacı Dişli gerçekten ”dişli” çıkmıştır ve sahip olduğu ”sırlar” nedeniyle bir tür eylemli (de facto) dokunulmazlık kazanmıştır. Kardeşi Tümg. Dişli ”şimdilik FETÖ’den tutukludur.. Hele biraz sabır, Allah büyüktür bizim balık belekli toplumumuzda.. Politikacı Dişli AKP’deki Ekonomiden sorumlu MYK üyeliği (eski Genel Bşk. Yrd.) gibi kritik bir görevden alınmıştır..
Haydi biz de 1 kezlik ”yandaş basın” aklıyla (!?) yazalım..

– Reis, aslında politikacı Dişli’yi akıllıca tasfiye etti.. Doğrudan görevden alsa idi AKP ve kamuoyunda büyük gürültü çıkabilirdi.. Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına çekerek ustaca kızağa alındı..

Bakalım ağabey Dişli’nin sahip olduğu kritik bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Başkanı tutuklu Tümgeneral Mehmet Dişli’yi kurtarmaya yetecek mi? Bir de TBMM’de dokunulmazlığını kaldırmayı isteyen fezleke hala, aylardır, bekletilirken..

Bir de, FETÖ ile böylesine didişen bir gazete olan SÖZCÜ‘nün FETÖ‘cülükle ilişkilendirilmeye kalkılması var.. 2 yazarı 3 ayı aşkın zamandır hapiste! Yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına bundan ala örnek mi olur? Gökmen ve Mediha salıverilmeli, gerçekte yargılanması gerekenlerden şimdilik vazgeçelim; hiç olmazsa tutuksuz yargılanmalıdır. Ama AKP‘yi kesmez.. Karşıtları susturmak için az gelir tutuksuz yargılama..
Biraz hatta epey, en iyisi olabildiğince zulüm gerek!

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kılıçdaroğlu’nun elindeki özel dosya!

Sabahattin ÖnkibarSabahattin Önkibar

Kılıçdaroğlu’nun elindeki özel dosya!

En önemlisi, bu konularda “elinde özel  bir dosya olduğunu” ifade ediyor.
Bunları söyleyen sıradan biri değil, bu ülkenin anamuhalefet partisi lideri
Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Tam bu noktada soralım, bütün bunları medya önünde söyleyen CHP lideri neden ayrıntı vermeyip susuyor? Öyle ya 15 Temmuz darbesi ile yüzlerce kişi ölmüş, Türk Silahlı Kuvveleri tarumar edilmişti. Özel dosyayı neden açıklamadığına dair soruya verdiği karşılık şu:

  • Bu konu ile alakalı daha sonra bir toplantı yapabilirim.

Pardon ama neden şimdi değil de daha sonra?..
Ayrıca şimdi tam zamanı, zira referandumda oy getirir.

Dilerim Kılıçdaroğlu’nun dünkü  bu  açıklamaları birkaç gün sonrasına kamuoyunu hazırlamak içindir… Ancak Kemal Bey bunu yaparken FETÖ’cülerin tuzağına düşmemelidir zira
168 general ve 6 bin askerin içinde olduğu kanıtlanan bir darbenin kontrollü olduğunu iddia etmek çok ileri bir yorum zira kontrol elden kaçsa, işin içinde kelleyi vermek vardır ki;
böyle bir riske kimse girmez..

Son bir şey, dilerim Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamaları Adil Öksüz için “MİT  mensubudur” demesi misali balon olmasın, aksi takdirde imajı yine yara alacak.

​TAYYİP, KÜRT BAYRAĞI İLE KERKÜK’E NİYE SUSKUN?

Tayyip Erdoğan önceki gün Diyarbakır’daydı ve yine Türk milleti demedi!
Dahası, günler ve haftalardır Kürt bayrağının Ankara ve İstanbul’da göndere çekilmesine suskun! Keza bin yıllık Türk yurdu Kerkük’te Kürt bayrağının dalgalandırılmasına  oralı olmadı. Söyleyin, böyle davranan birinin PKK bağlamında yaptığı muhalefete nasıl inanılabilir?
Yahu ha PKK ha Barzani ikisi de ABD’nin köpeği değil mi?
Ne yani, PKK da Barzani gibi “evet” vereceğim dese sırtı sıvazlanacak mıydı?

​İŞTE TGB, İŞTE ÜLKÜ OCAKLARI

1980 öncesinde Ülkü Ocaklı olan şahsımın son hükmü:
Türkiye Gençlik Birliği eşittir Türk bayrağı ve Türkiye’dir…
Meral Akşener, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan gibi ülkü devlerine saldıraran Ülkü Ocakları ise
artık eşittir Barzani ve Kürdistan bayrağıdır.
======================================
Dostlar,

Sayın Önkibar gene önemli konuları işlemiş yazısında.
Erdoğan bu gün (4.4.17) Zonguldak mitinginde, gene herkesi aptal yerine koyarak “toplu açılış töreni” yutturmacası ile devlet kaynaklarını tepe tepe kullanarak, bağıra – çağıra, ese – gürleye, muhalefeti aşağılayarak, hakaret ederek, azarlayıp küçük görerek, “terbiyesiz, ahlaksız” bile diyerek SUÇ İŞLEDİĞİ eşitsiz – adaletsiz “evet” kampanyası yaparken, yarım ağızla da olsa Kerkük’e kendisinin şımarttığı Barzani’nin çektiği Kürt flamasını indirme çağrısı yapmak zorunda kaldı..

Bir yandan MHP oylarını kaçırmayıp – kazanacak, bir yandan Kürt oylarını yitirmeyip – tutacak.. Zor denge Erdoğan’ın işi gerçekten.. Uluslararası hukuku çiğneyerek sen Barzani geldiğinde önceki ay (25.02.17) havaalanında ve ikili görüşmelerde sanki BM katında tanınmış egemen – eşit bir devlet varmışcasına ve Irak anayasasına uygunmuşcasına bayrağını göndere çek, sonra Barzani BM genel sekreteri ile görüşmede Kürt flaması için ön alsın, son olarak da yüzyılların Türkmen kenti can Kerkük‘e bölgesel Kürt yönetimi simgesi flama çekilsin.. Haydi milyonlarca gariban Türkiye’de bu ince ayar siyaseti yuttu diyelim, Erdoğan tarihe ve vicdanına, 2 milyonu aşkın Türkmen’e ve onların kuşaklar boyunca çocuklarına nasıl hesap verecek??

15 yıldır tek başına iktidar ve Irak – Suriye – Kürt politikasında içine düşülen hazin ve kanlı batak gün gibi ortada. AKP – RTE yönetimince Kerkük’te Türkmenlere = Irak Türklerine sahip çıkıl(a)madı ve AB – ABD emperyalistleri demografik yapıyı alt üst ederek Türkmenleri büyük ölçüde 2 ateş arasında savunmasız bırakıp Kerkük’ten göçe zorladılar.. Şimdi de Kerkük nüfusunun büyük kesimi Kürt safsatası ile özerk bölge yönetimi flaması çekiliyor..

Irak Kürdistanının ayak sesleridir bunlar eyyyy Erdoğan ve AKP, duyuyor musunuz??
Sonra sıra Suriye Kürdistanının da, eli kulağında.. El Bap’tan 1 karış öteye geçilebildi mi?
Sonra İran ya da Türkiye’den –artık hangisi önce olacaksa– koparılacak bölüm…
Veeee. son aşamada ver elini Büyük Özgür Kürdistan = 2. İsrail.. (!)
Bu kukla devletin asıl İsrail ile birleşip Büyük İsrail‘e dönüşmesi :
Siyonizmin Arz-ı mevud topraklar masalı ve dayatması.. 
BOP’un (Büyük Ortadoğu Projesi) finali de bu değil mi??

Ve de can alıcı soru : Türk” demeyen / diyemeyen Erdoğan Başbakan iken onlarca kez

  • Biz Büyük Ortadoğu Projesi’in eşbaşkanlarından bir tanesiyiz.. ve bu görevi yapıyoruz..” 

demedi mi? Niye dedi, niye dedi??!

Türkiye halkı / Ulusumuz, 16 Nisan 2017 günü bu insana padişahtan öte yetki vermeyi oylayacak.. Bir anlamda bu projenin hızlanması, gerçekleştirilmesi için O’na yetki vererek
kendi idam fermanını kendisi onaylayacak “evet” oylarıyla…

Ne hazin tecelli koskoca Türkiye Cumhuriyeti ve 60 milyona yakın Türk seçmen için??!

Türk halkı bu sefil emperyalist oyunu mutlaka bozacaktır; bekası için halkoylamasında
16 Nisan’da mutlaka ama mutlaka “hayır” demeye her bakımdan mahkum ve mecburdur!

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

CHP’ye TARİHSEL GÜÇBİRLİĞİ ÇAĞRISI


CHP’ye
TARİHSEL GÜÇBİRLİĞİ ÇAĞRISI

CHP’nin başta Vatan Partisi, DSP ve toplumun önde gelen vatansever isimleriyle seçim ittifakı yapması gerektiğini seslendirenler giderek artıyor. Bu “birleşik güç”, büyük ölçüde, oy kullanmayan % 16 gibi, yani her 7 kişiden 1’ni bir seçenek sunarak umutlandırır ve oy kullanmaya teşvik eder. Bu kitle, 7 Haziran’da %16 ile 9,1 milyon gibi muazzam bir rakama erişmektedir ve seçimin yazgısını belirleyecek büyüklüktedir. Kuşku yok ki, çok büyük çoğunluğu da AKP seçmeni değildir. MHP ve HDP seçmenleri, AKP çok gibi yüksek oranda oy kullanmışlardır. Atıl kalan bu kitle yüksek oranda coşkusunu yitiren (de-motive olan), CHP’den umudunu kesmiş – küskün kitledir ve “küçük” partilerin oy kullanmayı anlamlı bulmayan seçmenleridir. Unutulmasın, AKP oyları 7 Haziran’da toplam kayıtlı seçmenin yalnızca 1/3’üdür; seçmen kitlesinin 2/3’ü AKP’ni karşısındadır ve bu çok önemli bir veridir.

Söz konusu Güçbirliğini bu kez CHP, “Kapımız açık, isteyen gelsin..” gibisinden örtük bir red anlayışı ile yürütemez. İlgili tüm kesim ve kişilerle sonuç alma kararlılığıyla hızla görüşülmeli ve “makul olmayan” istekler kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu saydamlık tarafları sorumlu davranmaya itecektir. Nitekim Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde CHP ile seçim ittifakı için pazarlığa girmeyeceklerini”CHP’nin Kemalist  – Atatürkçü insanları Milletvekili adayı yapmasını çok önemsediklerini belirtmiştir.

Seçime katılım arttıkça, AKP’nin sayısal olarak (nominal) sabit kalması hatta düşmesi beklenen 7 Haziran’daki 18,8 milyon dolayındaki oyunun toplam içinde oranı düşecektir. %84 yerine, oy kullanmayan %16’lık kitlenin yarısının daha seçime katılması sağlanabilirse, bu %92’lik katılım 4,55 milyon oy demektir ve en az 3/4’ü CHP oyudur. CHP’nin %25 olan oyunu yarı yarıya dek artırabilecek bir büyüklüktür ve % 35’i aşarak 1. parti olma, iktidarı yakalama olanağı sağlayabilir! %92’lik katılım çok güç değildir; 12 Eylülcülerin Anayasa oylamasına katılma 7 Kasım 1982’de %91,3 olmuştu. Ayrıca 1,3 milyonu bulan anormal sayıdaki “geçeriz” oy oranının da düşmesi, CHP’ye yönelmesi beklenebilir.

CHP’yi ve bu bağlamda muhataplarını ağır ve ciddi bir tarihsel siyasal sorumluluk beklemektedir. Ülkenin, AKP – RTE tarafından içine sürüklendiği iç savaş eşiğinden mutlaka alınması gerekmektedir. Bu kaçınılmaz zorunluk ivedidir ve ötelenemez. Gereğini yapmayanları tarih ve bu toplum bağışlamayacaktır. Zaten AKP bu seçimi de alırsa, artık Türkiye’de çok partili demokratik yaşam göstermelik olacak, izleyen sözde seçimleri hep muktedirin partisi % 80’lerle alacaktır; tipik totaliter rejimlerdeki gibi. Bir kez daha yazmış olalım: Hesap matematik netlik ve kesinliktedir. Dostumuz, arkadaşımız, hemşehrimiz, Büyük ATATÜRK‘ün çooook onurlu o ökçüde de sorumluluğu ağır koltuğunda oturan sevgili Kemal Kılıçdaroğlu‘ndan kamuoyu önünde bizim de tarihsel ricamızdır.. Kendi adımıza hiçbir beklentimizin olmadığını belirtmemize bile gerek yoktur, kamu görevimizi halen sürdürmekteyiz..

Yazının pdf biçimi : CHP’ye_TARIHSEL_GUCBIRLIGI_CAGRISI_14.09.2015


Sevgi ve saygı ile.
15.09.2015, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net,
profsaltik@gmail.com

Bekir COŞKUN : TUZAK

Bekir Coşkun

sözcü, 28 Temmuz 2015

TUZAK

AKP-CHP koalisyonu olabilecek mi?..
Dün Kemal Kılıçdaroğlu ile konuştum…
Bazı bölümlerini yazmamak kaydıyla her şeyi açık açık anlattı…
Umut çok yok…

Niçin?..
Çünkü koalisyonu memleketin Cumhurbaşkanı istemiyor…
Engelliyor…

Kemal Bey diyor ki:
“Biz AKP ile bir koalisyonu çok düşündük… Bir sürü riski olduğunu biliyoruz…
Ama söz konusu Türkiye ise bizler önemli değiliz… Türkiye her şeyin üzerindedir…
İyi niyetle elimizi uzattık… Çalışmalar başladı… Ben Davutoğlu’nun samimi olduğunu görüyorum… Bizimle koalisyon kurmak istiyor, ama tepedeki engel… Demokrasinin önündeki en büyük engel Erdoğan’dır…”

Koalisyon çalışmaları sürdüğü için Kılıçdaroğlu dikkatli konuşuyor, karşı tarafa bahane vermemek için şimdilik sabrediyor…
“Yazılmamak kaydıyla” olduğu için ben size dilimin döndüğü kadar durumumuzu anlatayım…

Türkiye’nin başı ciddi derttedir…
Türkiye bir tuzakla karşı karşıya…
Cumhurbaşkanı; bu sınırlarda başlayıp ülkeyi saran kaos ortamının hemen arkasından erken seçime gitmeyi, yeniden meydanlara çıkıp “Bakın koalisyon olmuyor” demeyi planlıyor… HDP’nin baraj altında kalacağı, MHP’nin milliyetçi oylarının AKP’ye kayacağı bir erken seçimde yeniden tek başına AKP iktidarını tezgahlıyor…

İktidarın 13 yıllık tüm siyasi kadrosu elinde…
Bürokrasi tümden onun…
“Gerekirse adam gönderip Türkiye’ye sekiz füze attırırım” diyen istihbarat gücü emrinde…
Necdet Paşa; Arjantin’e hücum desin, gider…
Kısacası; sen istediğin kadar koalisyon bekle, o istemiyorsa, zor…

Türkiye bu tuzağın içinde…Ülkenin başı ciddi biçimde dertte…
Arkadaş bence şansını zorluyor… Belki sonu olur?

Aydınlardan Erdoğan’a karşı bildiri


Aydınlardan Erdoğan’a karşı bildiri

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran 2015’te yapılacak genel seçimlere gölge düşürdüğünü vurgulayan akademisyenler, yayınladıkları bildiriyle anayasal kurumlara, siyasal partilere ve basın meslek örgütlerine, Erdoğan’a karşı ortak tavır alma
çağrısı yaptı.

Aydınlık / Ankara
03 Haziran 2015

Aralarında Prof. Korkut Boratav, Prof. Ersin Kalaycıoğlu, Erol Katırcıoğlu, Rıza Türmen gibi adların da bulunduğu yüze yakın akademisyen ve hukukçu bir bildiri yayınladı.

‘SEÇİM İLKELERİNİ İHLAL ETTİ’

Anayasa
nın amir hükmü gereği tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nın son haftalarda muhalefet partileri aleyhinde bir seçim kampanyası başlatmasıyla birlikte serbest ve adil seçim ilkelerini ihlal ettiğine dikkat çeken akademisyen ve hukukçular,
Hükümetin de seçim güvenliğini sağlamak bakımından üzerine düşen sorumluluğu
yerine getirmediğine işaret etti.
Bu durumun, çoğulcu-özgürlükçü demokrasiye onarılmaz bir zarar vereceğine yönelik endişelerini dile getiren imzacı akademisyenler, bildirilerinde
Anayasamızın ‘Cumhuriyetin nitelikleri’ arasında saydığı ve tüm uygar uluslarca benimsenen ilkeler tehdit altındadır.” ifadelerine yer verdi.
‘TÜM KURUMLAR GÖREVE’
 
Akademisyen ve hukukçular, bildirinin sonunda– “Başta AKP olmak üzere, seçime katılan bütün partileri;
Cumhurbaşkanı’nın seçim kampanyası dışında kalması için ortak tavır almaya,
– Medyayı; Cumhurbaşkanı’nın seçim konuşmalarını yayımlamamaya,
– Başta RTÜK, YSK ve AYM olmak üzere, sorumlu ve yetkili tüm anayasal kurumları;
bu adaletsizliğin düzeltilmesi için göreve,
– Hükümeti ise devlet olanaklarını Cumhurbaşkanı’nın seçim kampanyasına tahsis etmemeye
  ve seçim güvenliğini tam bir tarafsızlıkla sağlayıcı önlemler almaya çağırıyoruz.” dedi.
MEYDANDAKİLERE AKP SLOGANI ATTIRDI

 

perisan_portresi_28.8.13Tayyip Erdoğan seçim mitinglerine dün Kars ve Hatay’da devam etti. Erdoğan, Kars’taki konuşmasında, meydandakilere AKP sloganı attırdı. Erdoğan, konuşmasının bir bölümünde “Onlar konuşur AKP yapar..” sloganının “Onlar konuşuyor” kısmını dile getirdikten sonra meydanda toplanan kalabalık da hep bir ağızdan “AKP yapar” diye bağırdı. Erdoğan Kars’ta, Kemal Kılıçdaroğlu’nu sert sözlerle
hedef aldı.

Kılıçdaroğlu’na davetini yineleyip, kaçak sarayında altın klozet varsa, cumhurbaşkanlığını bırakmaya hazır olduğunu söyleyen Erdoğan,
“Ama yoksa sen, böyle bir şeyi ispat edemezsen, orada göremezsen, şu Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına bela olmaktan çekilecek misin? Ya zaten bu CHP’nin başına gelirken de
yalan söyledin.” ifadelerini kullandı.
========================================Dostlar,

Bu Bildiriyi / Çağrıyı biz de aynen onaylıyor ve imzamızı koyuyoruz.

Bildiride adı geçen yetkili – sorumlu kurum ve kuruluşları, başta YSK (Yüksek
Seçim Kurulu) olmak üzere Anayasal görevlerini korkmadan yapmaya çağırıyoruz..

Anayasa Mahkemesi’ni “.. 12. CB Recep Tayyip Erdoğan tarafından apaçık anayasa ihlali yapıldığı saptaması ve uyarısı..” yapmaya çağırıyoruz.

Hukuk, çaresizlik kurumu değildir!

Pozitif norm eksikliği varsa, bu özde değil biçimdedir,.
Aslolan seçim güvenliği, adaleti ve hukukunun sağlanmasıdır.
YSK’nın varlık ve kurulma nedeni budur (Anayasa m. 79). Bu temel göreve engel olan
hangi kurum – kişi varsa, ünvanı – görevi – mkamı .. ne olursa olsun engellemelidir.
Yasalar karşısında herkes eşittir, bu bir evrensel hukuk kuralıdır (ayrıca Anayasa m. 10).
Cumhurbaşkanının yasaları ve Anayasayı apaçık – meydan okurcasına çiğneme hakkı
asla yoktur! Anayasal yeminini (m. 101) kezlerce bozmuş, tarafsızlığını apaçık yitirmiştir.
YSK hiçbir gerekçe – özür – çaresizlik belirtmeden Erdoğan’ı uyarmalı ve durdurmalıdır. 
Medeni Yasa’da bile, pozitif norm eksikliği durumunda yasa koyucu, yargıca,
boşluğu Meclis (yasa koyucu) gibi davranarak doldurma hak ve görevi vermiştir.
Medeni Yasa’da bile norm boşluğuna izin verilmemiştir :
Hukukun uygulanması ve kaynakları :
Madde 1 – Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa
kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.)
Seçim mevzuatında (298 sayılı yasa) , Anayasada bu bağlamda boşluk olacağı – olduğu ileri sürülebilir mi?? Olsa olsa korkup çekinmek ya da yandaş olmak olasılıkları kalıyor geriye.
Bunlar YSK için düşünülemeyecek, akla bile gelmemesi gereken tehlikeli durumlardır.
YSK, 6’sı Yargıtay, 5’i de Danıştay’dan gelen 11 yüksek yargıçtan oluşmaktadır ve kararları Anayasaya göre (m. 79) kesin olup itiraz olanağı bulunmayan bir yüksek anayasal kurumdur.

YSK çare üretme makamıdır.
Temel görevi seçimlerin adaleti ve güvenliğidir.
Yasa hatta anayasa koyucunun yüksek muradı budur.
Dolayısıyla, amaca uygun yorumla, YSK gerekirse içtihat hatta hukuk yaratmalıdır.
Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin ilk kez 1803’te (212 yıl önce), yaratıcı ve genişletici,
işlevsel – amaca dönük yorumla, yasaların Anayasaya uygunluğunu denetleme görevini
yürekli bir içtihatla yoktan varetmiş ve anayasaya uygunluk yargısal denetimi kurumunu
dünya hukuk sistemine armağan etmiştir.

YSK’den beklenen bu ölçüde bir yaratıcılık, yüreklilik de değildir.
Eldeki mevzuat (298 sayılı yasa), başta Anayasanın ilgili hükümleri (m. 10. 79 ve 101), yasa – hukuk tanımayan, kendini her şeyin üstünde görme hezeyanı içinde çılgın gidişli ve dünyada örneği görülmemiş bir devlet başkanının durdurulmasına fazlasıyla yeterlidir.

Yeni hukuk üretmeye de gerek yoktur.. Verili normların cesaretle, basiretle yorumu yeterlidir.YSK bu kritik seçimde hem kendini yadsımamalı hem de 80 milyonluk Ülkemizin yazgısını – hukukunu koruma sorumluluğundan kaçınmamalıdır. Tarihe böylesine çaresiz – aciz – teslimiyet içinde.. geçmemeli, varlık nedenini – saygınlığını korumalıdır. Demokrasi uygulama ve kuramına anlamlı bir katkısı olmalıdır; orası sıradan bir bürokratik devlet dairesi değildir..

Mutlaka yargılanacak olan, hukuk tanımayan pervasız AKP’li CB RTE’nin ağır suçlarına
başta YSK ve AYM’nin… RTÜK, TRT ve basın – medya  organlarını asla ortak olmamaya seçime 3 gün kala bir kez daha çağırıyoruz..

Hükümeti de yasal görevlerini aksatmadan, seçim hukukuna tam saygılı olmaya çağırıyoruz.

Seçim psikolojisi içinde boğulmadan, demokrasi ilkelerinden ve hukuktan asla ayrılmadan..
Hepimizin güvencesi bu yolda davranmakta..

Sevgi ve saygı ile.
04 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com