NEREDEN ÇIKTI İDAM ?

NEREDEN ÇIKTI İDAM ?

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Akit TV muhabiri Mehmet Özmen bir cezaevinin idam sehpasını göstererek; “Millet, örneğin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bazı isimlerin de işte bu darağacında asılmasını, idam edilmesini bekliyor diye düşünüyorum” ifadelerine yer vermesi hayra alamet değildir. Toplumda yerel seçim üzerinden bir karmaşa (kaos) yaratmanın hesabı mıdır? İdam sözcüğünün sık konuşulur olması, gündeme gelmesi, ülkemizde işlerin şirazesinden çıktığını gösteriyor.

Türkiye’de idam cezası 1920’de BMM’nin aldığı kararla uygulanmaya başladı. Türkiye’nin 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında idam cezası vardı. Bu ülke, son derece üzücü, insanlık adına utanç duyulacak idamlar gördü. Ancak, 1984 sonrasında bu ceza eylemli olarak uygulanmadı, bir bakıma askıya alındı. 1991’de yapılan yasal düzenlemeler sonucu idam alanların cezaları ömür boyu hapse çevrildi. AB’ye üyelik görüşmeleri gereği, AİHS’nin 6 ve 13 sayılı Protokollerinin imzalanmasıyla idam cezası, “Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” ile (yasa no 5218, RG 21 Temmuz 2004, sayı 25529) 1926 tarihli ve 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunundan çıkarıldı.

Türkiye “barış zamanında” idam cezasının kaldırılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. Protokol’ü 15 Ocak 2003’te imzaladı. TBMM, 26 Haziran 2003’te bu protokolün onaylanmasını uygun buldu. 6. Protokol’deki “savaş ve yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş fiiller için ölüm cezası öngörülebileceği” istisnası 13. Protokol’le kaldırıldı ve ölüm cezasının her koşulda kaldırılması benimsendi. Türkiye, 2004’te 13. Protokol’ü imzaladı. 7 Mayıs 2004’te tarihli anayasa değişikliği ile anayasadan idam cezasının kalıntıları tümüyle ayıklandı. Ardından ceza yasalarından çıkarıldı. Böylece ölüm cezası Türk hukukundan (savaş halleri dışında) bütünüyle kaldırılmış oldu. Yenilenen TCK’nda da yer almıyor. İdamın kaldırıldığı dönem DSP-MHP-ANAP koalisyonudur. 9 Ağustos 2002 tarih ve 4771 sayılı yasayla da “Savaş, yakın savaş ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilmez” kararıyla idam cezası kaldırılmıştır.
****
Günümüzde 58 ülkede halen idam cezası vardır. Çin, Hindistan, Endonezya ve ABD gibi (50 eyaletin 30’unda) ülkelerde idam cezası uygulanmaya devam ediyor. Bu da dünya nüfusunun yaklaşık % 60’ına denk düşmektedir. Bu ülkelerin 35’inde idam cezası, savaş ve olağanüstü hal ile sınırlandırılmıştır. Yine bu ülkelerin 32’sinde en az 10 yıldan beri idam cezası infaz edilmemektedir. Pek çok gelişmiş ülke idam cezasını kaldırmıştır : Finlandiya 1826’da, Norveç 1875’te, Danimarka 1892’de, İsveç 1910’da, Hollanda 1850’de Portekiz 1867’de, Almanya 1949’da, Mussolini dönemi dışında İtalya 1890.. Türkiye ise idam cezasını kaldırmakta geç bile kalmıştır. Araştırmalara göre idam cezasını en çok uygulayan ülkeler Çin, İran, Pakistan, S. Arabistan, ABD (30/50 Eyalette), Irak, Somali, Mısır, Endonezya, Çad. İdam daha çok 3. dünya ülkeleri veya geri kalmış ülkelerde uygulanan bir ceza. ABD bu kuralın dışında görünüyor ancak ABD tarihinde sömürge (koloni) döneminden kalma gelenekler temelli.
****
İdam istemleri kimi kez can acıtıcı ve toplumsal tepkiye konu “haklı” (!?) reflekslerle gündeme geliyor. Olabilir, “asalım gitsin!” gibi kestirme istemler toplumda dillendirilebilir. Ne var ki insan hakları bağlamında en temel insan hakkı olan “yaşam hakkı tepkisel dürtülerle tartışılamayacak ölçüde kritik bir konudur. Tarih boyunca uygulanagelen sayısız idam cezası, suç ve suçluluğu bitirmeye yetmemiştir.

Dolayısıyla idam cezasının bütünüyle caydırıcı ol(a)madığı anlaşılmıştır..
İdam cezası çözüm olabilseydi, ilgili ülkelerde benzer suçlar artık işlenmezdi.
Ayrıca idamla birlikte kurbanın aileleri de büyük ızdırap çekiyor, birlikte cezalandırılıyor.
Oysa cezaların kişiselliği evrensel bir hukuk kuralıdır..

Uygar insanlığın idama karşı oluşunun ana teması, “İdam bir cinayettir” odaklıdır..
Hem de devlet eliyle işlenmiş bir cinayet! Oysa Devlet kin güdemez, cinayet işleyemez.

  • Adli hata yapıldığında idam cezasının geriye dönüşü yoktur!

Yakın tarihimizde en iz bırakan idamlardan örneğin Başbakan Menderes ve 2 Bakanı’nın idamının ardından (17 Eylül 1961) Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşının idam cezası “3’e 3, intikam” çığlıkları ile TBMM’de onanmış (Başbakan Demirel 2 elini de “evet” için kaldırmıştır!) ve 6 Mayıs 1972’de yerine getirilmiştir. İdam cezaları genellikle kamu vicdanında çelişik izler bırakmaktadır.

Günümüzde, söz konusu 2 olayda idam edilenlere anıt mezarlar yapılarak heykelleri dikilmiştir. Görülüyor ki idam, onarımı olanaksız bir cinayet türü gibidir. Uygar insanlık kültürü dışında bir eylemdir.

12 Eylül generallerince “Asmayalım da besleyelim mi?… Bir sağdan bir soldan astık..” gibi bir garabetin ardılı olarak, çocuk yaşta bir mahkumun (17 yaşındaki Erdal Eren‘in!) yaşının büyütülerek asılması, uygar dünyaya asla savunulamayacak bir insanlık suçudur..

Son seçimlerde (24 Haziran 2015) 11,5 milyon oy almış ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na idam istemi aymazlığı ise, ülkede bir karmaşa (kaos) yaratarak toplumu birbirine düşürme kurgusudur. Bu davranış her türlü hukuk ve insanlık sınırını aşmıştır.

6 Eylül 1958’de Adnan Menderes Başbakan iken, CHP genel başkanı İsmet İnönü’ye “İdam sehpalarında can verenlerden ders al” gibi sözler kullanıyor. İsmet Paşa ise “İdam sehpaları bir kez kurulmaya görsün, nasıl işleyeceği belli olmaz!” diyor. Kaderin cilvesine bakın ki; Menederes ve arkadaşları idamla yargılanırken, eşi Berrin Menderes İnönü’ye giderek idamların durdurulması yönünde yardım istiyor. İnönü Org. Cemal Gürsel’e mektup yazarak idamların durdurulmasını istiyor. Ancak İnönü’nün bu çabaları, yaklaşık 15 kişiyi bulacak idamları, yalnızca 3 kişiye düşürmeye yetebiliyor.

Ülkemizin “beka sorunlarını” (!?) tartıştığımız şu günlerde, nereden çıktı idam söylemleri?

Bunlar hayra alamet söylemler değil Herkes ağzından çıkan sözü, hele siyasiler kamuoyu önünde, çok büyük özenle tartmalıdır.
Üstelik 31 Mart 2019 yerel seçimleri Türkiye’de ilk kez olmuyor..
=================
Dostlar,

Sonuçta Erdoğan ve sekreterleri (Bakanları!?) 24 Haziran 2023’e dek iktidardadır olağan koşullarda ve yerel seçim sonuçlarından bağımsız olarak. Halkı ve muhalefeti “idam” cezası ile korkutmak uygar demokratik siyaset kalıplarının çooook dışındadır.

Kaldı ki; tüm uluslararası hukuku, bağlantılarımızı ve yükümlülüklerimizi bir yana koysak bile, hukuk tekniği bakımından Anayasa değişikliği gerektirmektedir idamı yeniden getirmek. Bu da Anayasa md. 175 gereği en az 200 vekil ile teklifi, en 3/5 kabul oyunu (360 vekil) gerektiriyor. 2/3’ten (400’den) az oy ile (360-400 arası) kabul halinde halkoylaması zorunlu. AKP + MHP oyları 360’ı bile bulmuyor.. Öbür partilerin idama karşı çıkması durumunda AKP + MHP ittifakının gücü yetmiyor bu girişime. TBMM’den geçse bile Türk Ulusu ne diyecek buna?

Halkı korkutarak ve asıl yakıcı sorunları gündemden düşürmek üzere gündem oyunları ile siyaset yapmanın ne denli ahlaksal, moral, etik, adil, erdemli… olduğunu da unutmadan.

16 Haziran 1944’te henüz 14 yaşında iken cinayet ile suçlanan George Stinney elektrikli sandalyede idam edilmiş, ablasının açtığı davada 40 yıl sonra 1974’te aklanmıştı! Ancak yaşamının baharında hatta çocuk yaşta idam edilen küçük George çıkıp gelemedi mezarından!

Son olarak ülkemizin bir “beka” sorunu varsa, bunu 17 yıldır tek başına iktidar olan AKP yaratmadı da kim yarattı? Sorunu yaratan bu kez suçuna gerekçe gösterip halktan oy isteyemez!

Beka sorunu AKP içindir, %40’ın altına düşmemek için;
Beka sorunu MHP içindir, %10’un altına düşmemek için;
Beka sorunu, Cumhur ittifakı denen örtük koalisyon içindir, %50’nin altına düşmemek için!

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

CHP’nin 12 maddelik seçim bildirgesi – 2019

Kılıçdaroğlu, CHP’nin 12 maddelik seçim bildirgesini açıkladı

Ankara Kapalı Spor Salonu’nda konuşan CHP lideri Kılıçdaroğlu partisinin 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin 12 maddelik seçim bildirgesini açıkladı.
CHP diğer partilerden CHP’ye geçecek belediyelerin çalışanlarının asgari ücretini 2 200 liraya yükseltmeyi, 1 Ocak’tan başlayarak geçmişe dönük maaş farklarını da ödemeyi vaat etti.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle;

Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok. Çözüm istiyorlarsa gelecekler CHP’nin kadrolarına başvuracaklar. Sorunlara çözüm üretmek için önce soruna sağlıklı teşhis koymalısınız. Çözümü öyle bulursunuz.

-Herkesin ortak düşüncesi şu: ‘Türkiye iyi yönetilmiyor‘ Bir siyasal iktidar sorunlara teslim olmuşsa çözüm üretemez. Şikayet makamı haline dönüşür. Bugün Türkiye’de gelinen nokta budur. Şikayet ediyorsan o koltuktan ayrılacaksın.

-17 yılda istedikleri kanunu çıkardılar. İstedikleri makamları getirdiler istediklerini götürdüler… İstedikleri atamaları yaptılar. 17 yıldır tek başıma ülkeyi yönetiyor. Bugün ülkeyi bir sorunlar yumağıyla bıraktı. Vergi topladılar, özelleştirme yaptılar yetmedi, Devletin fabrikalarını sattılar yetmedi, dünyanın borcunu yaptılar… Borç buldukları zamanda müjde veriyorlar millete…

Londra’da bir avuç tefeciye bırakılmış bir Türkiye var. Ne kadar faiz ödendi. AKP iktidarı döneminde 163 milyar dolar faiz ödendi…

-Türkiye siyasal ve ekonomik bağımsızlığını kaybetmiştir.

-Domates, biber diyor sonra da ‘bir merminin fiyatı ne kadar?‘ dedi. Anlayışa bakın. Bakın bu şu anlama geliyor: Bir sorumlu bulamıyor. Bir dönem sorumlu CEHAPE diyordu. Bu ülkede 35 yıldır terörle mücadele ediliyor. Hiçbir Cumhurbaşkanı millete biberin fiyatını biliyor musun? Kurşunun fiyatını biliyor musun? demiyor. Akıl fikir diliyorum.

Yahu şu anlayışa bakın!

Türkiye’yi üretimden kopardılar. Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden bir zat şikâyet eder bir konuma geldi. Çatışma kültürü, nefret üretiyor. Sanıyor ki ben milleti kandıracağım. Sivas’ta diyor ki, “Ne diyorlar; domates, patlıcan, sivri biber. Yahu düşünün, bir merminin fiyatı nedir?

-Yahu şu anlayışa bakın. Domates, biber diyen kim? Vatandaş. Soğanı unutmuş ama. Mahzuni diyordu ki; “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana. Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?

-Bir kurşunun hesabını yapıyorsan, buradan askere, orduya gönderme yapıyorsan kendi kötü yönetiminin faturasını onlara çıkarmak istiyorsan, sen neden tank-palet fabrikasını satıyorsun? Efendim bu özelleştirme değil diyor, yalanın bu kadarını görmemiştim.

Mutfakta yangın var, haberi yok beyefendinin. O sanıyor ki bu millet ejder meyvesi yiyor. Bu millet kendisini açlığa mahkum eden bir siyasal anlayışı ders vermek zorundadır. İflas, konkordato günlük hayatımızın standardı oldu.

-Yandaşa köprü, şehir hastanesi yaptırıyorsun dolarla, tık yok. 123 milyar dolarlık garanti veriyorsun onda da tık yok. Bakın bunları hiç tartışmıyor. Neyi tartışıyor; fiyatlar artıyor, suçlu manav, market, çiftçi… Bu saydıklarımın hepsi Türk Lirası kullanıyor dikkatinizi çekerim.

-Türk Lirasıyla karnını doyuranlar sürekli suçlu oluyor, Dolarla iş yapanların sırtı sıvazlanıyor, ses çıkarılmıyor.

-Peki biz ne yapacağız, ne istiyoruz?

1-Hiç kimsenin inancına, kimliğine bakmadan herkese eşit davranacağız.

2-Rantı bölüştürdüğünüz zaman sorun yoktur. Pendik Çınarca mahallesine sesleniyorum, senin sorununa biz sahip çıktık, şimdi sen CHP’yi seçeceksin. Rantı sana vereceğiz kardeşim. Üsküdar’daki, Kirazlıtepe’deki kardeşime sesleniyorum. Sen CHP’ye oyunu vereceksin. Oradaki rant sana ananın aksütü gibi helaldir.

3- Biz belediyeler olarak halktan vergi topluyoruz. Harcadığımız her kuruşun hesabını sana vermek namus borcumuzdur.

4- Her evde huzurun olmasını istiyoruz. Boğazımızdan keseceğiz. Çocuklarımıza hizmet edeceğiz.

Yoksulluğu yenen kentler. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği kentler. 1 Ocak 2019’dan başlayarak CHP’li belediyelerde asgari ücret 2020 lira değil, 2200 liradır.

5-Bir kent her alanda üretmeli. Büyükşehirler kırsalla işbirliği yapmalı.

6- Yenilikçi ve akılcı kentler. Yani teknolojinin insana hizmet ettiği yerler.

7-Ulaşım ve altyapı sorunlarını çözeceğiz. Bütün İstanbul’u yaşanmak isteyen yer haline getireceğiz.

8-Nefes alan kentler. Gökdelenler, binalar, çimenler görünmüyor. Kuşlar yok oluyor. Bağcılar’da kişi başına düşen yeşil alan, 30 santimetre. Bu insan Kadıköy’de, Sarıyer’de yaşamak istiyor. Esenler’de 1 santimetre kare.

9-Sosyal adaleti sağlayan kentler. Yaşlılara, engellilere pozitif ayrımcılık yapacağız. Bütün çocuklara kreş açacağız. Zengin, fakir demeden…

10- Kültür ve sanatı geliştiren kentler. Kenti, Kültür düzeyi yüksek bir hale getireceğiz.

11- Doğal yeşil kentler kuracağız.

12- Biz işçisi, memuru, emeklisi, sanayicisi, çiftçisi, öğrencisi velhasıl tüm yurttaşlarımızla beraber mutlu yaşamak istiyoruz. Bu sözün arkasında duracağız. İnsanlar dışında da kentlerde canlılar var. Tüm canlıları koruyacağız, besleyeceğiz.

Son olarak, tüm yurttaşlarımız beraber bir kentte mutlu yaşamak istiyoruz. Biz size bu sözü veriyoruz.

TOPLANTIDAN NOTLAR

CHP’nin aday tanıtımı ve seçim bildirisinin açıklanacağı salonda parti sözcülerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirirken sık sık kullandığı “efuli atıfı” salonda dinletilen şarkılarda da kullanıldı. Toplantı öncesi Volkan Konak’ın Efulim adlı şarkısı sık sık dinletildi.

CHP’nin aday tanıtım ve yerel seçim bildirisinin açıklanacağı toplantının gerçekleştirileceği Arena Spor Salonu’nda partinin seçim sloganları ve seçim şarkıları da tanıtıldı. Salonda “Derman Belediyeciliği” ve “Martın Sonu Bahar” sloganlarının yanı sıra “Bereketli, Huzurlu, Özgür Kentler İçin” ve “Bir Arada Huzurlu Yaşamak İçin Halkçı Belediyecilik” yazıları da yer aldı.

Toplantı başlamadan önce dinletilen şarkılardan bir ayrıntı dikkat çekti. Salonda toplantının başlamasını bekleyen binlerce kişi; sık sık dinletilen Volkan Konak’ın Efulim adlı şarkısını eşlik etti. CHP sözcüleri sık sık Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken Saray’da tüketilen yiyeceklerden biri olan efuliye atıf yapıyor.

CHP KONGRESİNDE İNCE ŞOV ve DEVAMI..

CHP KONGRESİNDE İNCE ŞOV ve DEVAMI..
-GEÇ KALMIŞ BİR YAZI MI ACABA?-

Konuk yazar : 
Mustafa AYDINLI
11.08.2018, Çorlu

CHP’nin 36. Olağan Kurultayını izledik (3-4 Şubat 2018). Aslında kurultay tartışmaları aylar öncesinden başlamıştı. Birçok TV kanalında açık oturumlar, tartışmalar, yorumların ardı arkası kesilmiyordu. CHP açısından bu boyutta tartışılıyor olmanın yadırganacak bir yanı olamaz. Ne var ki izleyenler bilir, tartışmaların hemen hemen % 90’ı CHP’yi yerden yere vuruyor, Parti içindeki muhaliflere çağrı yapıyor. CHP’ye inananları nasıl dumura uğratırız çabası içindeler. Bununla bitiyor mu? Hayır! Kongre sürecinde ve sonrasında da aynı koro devam ediyor. Sanırsınız CHP iktidar partisi ve ülkede kötü giden her şeyin sorumlusu bu parti. Hiç iyi giden bir şeyde katkısı yok!? Ne garip, yandaşlaş(tırıl)mış medya CHP’ye eleştirisinin, % 10’unu iktidar partisine yöneltse, ülkede sorun kalmayacak neredeyse!.

Tüm bunlar bir yana, izlediğim kongreyi ve kongre sürecinde olup bitenleri,  gözlemlerimi 6 ay sonra serinkanlılıkla aktarmak ve günümüze bağlamak istiyorum:

İyi hazırlanmış, çok emek verilmiş ve yoğun ilginin olduğu coşkulu, güzel bir kongreydi. 10 400 kişilik Ankara Spor Salonu hınca hınç dolu, bir o kadar insan da salon dışında, içeride ayakta duracak yer bile yok. Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu söz aldı ve gündemi değerlendiren bir konuşma yaptı. Ağırbaşlı, vakur, konusuna egemen, güven veren, asil bir görüntü sergiledi. Liderliği de, güvenilirliği de, sorunlara egemenliği ve gelişmeleri irdelemesi, tam bir devlet adamı ciddiyetinde, güven veren, yol gösteren, ilkeleri olan, ufuk açan..  bir konuşmaydı kesinlikle. Hak ettiği coşkulu alkışı da salondan aldı.

Sonra Sayın Muharrem İnce söz aldı. İnce her ne denli Partide özgürlük ve adalet yok dese de, beş dakikalık bütçe üzerine konuşmak üzere söz aldı, ama Örgütün ve rakiplerinin hoşgörüsüyle tam 70 dakika konuştu. Daha doğrusu bana göre tam bir görsel şov yaptı.  Sayın İnce’nin konuşmasında ilkesel bir program göremedik, yalnızca “Ben başaracağım.., bir de beni deneyin..” falan, filan. Güvencesi ne başarı vaadinin? Sözü döndürüp dolaştırıp,   “..ben daha çok bağırıyorum..” demeye getirdi. Ses tonunu giderek yükselterek, tam bir görüntülü şova dönüştürdü. Görselliğe dikkat çekmek için, pehlivanvari ceket çıkartıp atmalar.. vs.. Oysa yakınındaki bir genç ceketi almak için elini uzatıyor ama O, dikkat çekmek için artistik pozlarla ceketini yere atıyor… Sonra gömleğinin kollarını geri kıvırmalar.. güreş tutacak sanki.

Sayın İnce öğretmenlikten gelen ders anlatım becerisi ile görselliği öne alıyor ama bu gösteriyi (şovu) sınıfta yapsa, öğrenciler sanırım gülmekten yere yıkılırdı. Oysa sayın İnce, AKP’nin ferasetine güvendiği cahillere hitap etmiyor; eğitimden, politik bilinçten payını almış CHP kitlesi karşısında. Tümüyle tribünlere oynadı. Kongreyi bir şova, sirke dönüştürdü. Salonun bir ucundan öbür başına artistik yürüyüşler, sahne sanatçısı benzeriydi. Elindeki mikrofon ve ses sistemi nefes alışverişini salonun her köşesine eksiksiz duyuruyor. Fizik hocası olarak bunu kendisi de biliyor kuşkusuz ancak politik şov böyle gerektiriyordu (!)

Sayın İnce’ye göre Kılıçdaroğlu Alevilerin hakkını savunamıyormuş. “Ben daha iyi savunurum..” demeye getiriyor. Peki, nasıl olacak o iş? Açıkça mezhepler üzerine ince ince dikkat çekiyor. Güldürmeyin adamı Sayın İnce, bu halk o devri çoktan geçti, gülünç söylemlerle uğraşmayın. O sizin dediğinizi AKP genel başkanı her gün yapıyor zaten. Aslı varken sezin teziniz silik kalıyor.

Kongrede Sn. Kılıçdaroğlu salonla birlikte Türkiye’ye hitap etti, milyonları hedef aldı. Sn. İnce ise salt salona (delegelere!) hitap etti.. Kılıçdaroğlu AKP ve iktidara yüklendi, İnce’nin ise tek derdi Kılıçdaroğlu idi.

Sayın İnce’ye şu soruyu soruyoruz : 447 oy aldınız, bunu nasıl başardıysanız, gerekli güveni verip çalışasaydınız, 847 oy da alabilirdiniz. Kimse sizin ve delegelerin elini tutmadı. Neden sonuca razı ve saygılı olmuyor, partiyi ve değerli genel başkanını kırıp döküyorsunuz? AKP bile CHP’ye sizin verdiğiniz zararın yarısını veremezdi. Genel başkanınızı yuhalatmayı bile başardınız, o asil insan Kılıçdaroğlu, bu halinizi acı bir tebessümle izledi. Hatta ortamı germemek için yanıt bile vermedi. Evet “yuh” seslerini susturdunuz ama kapalı kapılar ardında parti liderine o hakaretin yapılabileceği cesaretini vermiş olmalısınız ki, kötü yakalandınız. Açığa düştünüz Muharrem bey… Bu taktiğiniz, sizin partili yoldaşlarınızı gerçekte sevemediğinizi ancak her şeyi kişisel çıkarınıza dönük tasarladığınızı kanıtlıyor. Politik ikbaliniz adına neleri neleri göze alabileceğinizi ibretle sergiliyor.

Çok dikkatle ve yakından izledim; salonun sağına – solunda 25’şer kişi ayakta, merdivenlere yerleştirilmiş, toplamda saymaca elli kişi. Bunlar açıkça amigoluk yapıyor. Amigoluk diyoruz çünkü genel başkanını yuhalatan – yuhalayan bir kitleye ne denebilir ki? Amigoların koro halinde ses dalgası mikrofona ulaşıyor ve güçlenerek tüm salonda yankılanıyor. Yandaş medya da bu sahneyi evire çevire, büyük başarınız olarak sunuyor. Yuhalatma kurgularınıza karşın Kılıçdaroğlu’nu destekleyen kesimlerin gençlerinden tık çıkmaması, her şeye karşın oradaki topluluğa ve parti disiplinine saygı sorumluluğudur.

Ayrıca 49 imza olayı.. Neymiş efendim, O, lütuf istemezmiş. Vermeseniz adaletsizlik deniyor, verince lütuf istemiyor Beyefendi.. Peki nasıl olacak? İnce’ye göre şov olsun da, şamata olsun da.. nasıl olursa olsun. Derdi, kendince salonda psikolojik üstünlüğe ele geçirmek. Doğru söylediği şeyler yok mu? Elbette var. Bu düşünceler doğallıkla alınır ve parti yararına kullanılır. Kırıp dökmeden yapılan eleştiriye de saygı duyulur. Ne var ki, son çözümlemede çıkan sonucu, üzüm yemekten çok bağcıyı dövme niyetini üzülerek gözledik..

Sayın İnce’yi önceleri, kimi söylemleri nedeni ile sever ve sayardık. Üzülerek ifade edelim ki, bu kurultayda değindiğimiz olumlu yargılarımızdan iz bırakmadınız. Ayrıca ülkeyi yönetme birikiminiz yok, ilkeleriniz yok, ürettiğiniz yeni bir söylem – politika önermesi yok. Idı dıdı, vıdı vıdı..  Ülke ajitasyonla, bağırıp çağırarak yönetilmez. Şovla, sirk oyunculuğu ile hiç olmaz. Bütünsel bir program ve uyumlu – yetenekli kadrolar vazgeçilmezdir. Bunlar yok?

Doğrusu burnumuza pis kokular geliyor. Bu Parti neler neler görmedi ki. Genel sekreterliğine dek yükselenleri AKP’de Bakan olarak bile gördük. Kılıçdaroğlu’na güveniyoruz, birikimleri ve ilkeleri var. İdealleri var, deneyimli ve  kritik olaylar karşısındaki güven veren duruşu test edildi. İktidarın 4 koldan saldırısı boşuna değil. Silaha, yumruğa varan saldırılar boşuna değil. Artvin’de az kalsın kim vurduya kurban edilecekti! AKP = Erdoğan için kanıta dayalı söyledikleri için bile, “sayın yargımız” tarafından 1 milyon TL’ye varan maddi tazminata mahkum edildi. AKP iktidarının DP’den devşirme İçişleri Bakanı, hiç sıkılmadan “Şimdi seni zıplatayım mı Kılıçdaroğlu?!” diyebildi ve yeniden Bakan yapıldı.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun Sputnik’te yayınlanan (27.7.18) şu demeci çok uyarıcı :

  • “..Mümkün değil çünkü işler bildiğiniz gibi değil, çok büyük bir kumpas var. Muharrem İnce’yi partinin başına getirmek isteyen derin devlet!
    Ben buna asla müsaade etmeyeceğim.”

CHP salt bir lider partisi değil, kadro ve program partisidir. Başarı da başarısızlık da tüm kadroların ve programın sorumluluğundadır. “Ben CHP’liyim” diyen herkes, -öne alınmazsa- 2019 yerel seçim hesaplaşmasına, kafasının arkasındaki tüm planları bir yana bırakıp, ülkenin kurtuluşu için bütün gücüyle enerjisini CHP’yi yerel yönetimlerde güçlenerek iktidar yapmaya yöneltmelidir. Ülkesine ve insanlığa karşı her partili yurtseverin öncelikli görevidir, borcudur bu çaba.

Türkiye son günlerde muazzam bir ekonomik çöküş yaşıyor ve siz, Partinizin kurumsal açıklamasını yapmasından beklemeden, 10 Ağustos 2018 günü, doğrudan Cumhurbaşkanına dönük ilginç bir söylemle, “tavsiye yerine istirhamla”, sözde ülke adına özveride bulunup alttan alarak 4 maddelik öneriler sundunuz. Partinizde hiçbir yönetsel ve temsil yetkiniz yokken ve milletvekili bile değilken. 16 yıl vekillik yapan birisinin, Parti geleneklerine, disiplinine ve siyaset etiğine sığmayan böylesi bir davranışı bile gündemde kalma adına sergileyebildiniz.. Bu gün de (11 Ağustos 2018) CHP, İstanbul’da bir basın toplantısı ile, tüm ağırbaşlılığı ile 13 maddelik bir program sundu. Sizin önerilerinize ve Partinin kurumsal önerilerine bakıldığında ne denli cılız – içeriksiz önermeleriniz oldu, dönüp bakar mısınız? Keşke kişisel hırs – ihtirasınız ile yetenek ve birikimlerinizi dengeleyebilseniz.

Bu yazıyı yazmak istemezdik, Kurultayın üzerinden 6 ay geçti ancak Sn. İnce’nin kişisel ve sekter, üstelik CHP’nin kurumsal kimliğine zarar veren sorumsuz davranışlarının sürmesi nedeniyle kamuoyuyla paylaşmak istedik. Önceleri, kendisini Cumhurbaşkanlığına aday gösteren, kendisinden 15 yaş daha büyük ağabeyi konumunda olan Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na “vefasızlık etmeyeceğini, edemeyeceğini” kamuoyu önünde açıklayan Sayın İnce’yi yönlendiren (manüple eden) kimler ve hangi güçler acaba?

Ülke bir yangının içinde, tek sorumlu AKP= Erdoğan, CHP 13 maddelik akılcı – bilimsel bir politika demeti sunuyor; ancak Erdoğan her zamanki gibi Kılıçdaroğlu’na, dikkat, CHP’ye değil Sn. Kılıçdaroğlu’na olmadık biçimde yüklenerek “..avcunu yalarsın..” diyebiliyor. Hemen ardından AKP sözcüsü Ünal devamla, yine CHP’ye değil Kılıçdaroğlu’na olmadık biçimde saldırıyor. Siz de açık – örtük benzer tutum ve davranış içindesiniz. Niçin ve zamanı mı?

Onur Öymen : Seçimlerin düşündürdükleri

Seçimlerin düşündürdükleri

Onur Öymen 

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri sonuçlandı. Bu seçimler, başkanlık rejimini getiren anayasa değişikliğinin uygulamaya konulmasını engellemenin son fırsatıydı. CHP ve İyi Parti ve o partilerin cumhurbaşkanı adayları, yeniden parlamenter rejime dönüş için gerekli adımları atacaklarını açıklamışlardı. Seçim sonuçları, maalesef bu fırsatın şimdilik kaçırıldığını gösteriyor.

Aynı şekilde OHAL’in sona erdirilmesi, demokrasi önündeki engellerin kaldırılması, özgürlüklerin çağdaş ülkelerdeki düzeye getirilmesi gibi vaatlerin de yaşama geçirilmesi zaman alacak ve yeni cumhurbaşkanının takdirine kalacak.

Ülkemizin ciddi ekonomik sorunlarının köklü çözümlere kavuşturulması için muhalefet partilerinin ve adayların önerilerinin şimdi dikkate alınarak uygulamaya konulacağının işareti de görülmemektedir.

Sayın İnce’nin 50 gün gibi kısa bir zaman içinde hazırlanıp yürüttüğü seçim kampanyasında seçmenlerin %30’unu aşkın bir bölümünden oy alması gerçekten büyük başarıdır. Ancak, bu gibi seçimlerde amaç adayın ve partisinin eski oy düzeylerini yükseltmekten ibaret değil, seçimi kazanmaktır. Maalesef, Sayın İnce’nin ifadesiyle “yorgun ve yıpranmış bir adayın” kendisinden yaklaşık on milyon daha çok oy almasını doğal karşılamak mümkün değildir. Aynı şekilde partinin bu denli önemli bir seçimde eskisinden daha az oy alması üzüntü ve kaygı vericidir.

Gelecekte başarılı sonuçlar almanın en önemli yollarından biri, anayasa referandumunda ve bu seçimde yapılan hataları bütün boyutlarıyla ortaya çıkarmaktır. Partinin izlediği politikalar, söylemler niçin daha geniş kitlelerin desteğinin sağlayamamıştır? Bunda partinin temel ilkeleri ve ideolojisi doğrultusunda, birlik içinde bütün birikimini seferber edememesinin de rolü olmuş mudur?

En önemli soru bence şudur: Parti aynı politikalar, aynı söylemler ve aynı yönetimle daha başarılı sonuçlar alabilir ve iktidar şansını yakalayabilir mi?

Çağdaş demokrasilerde özellikle bu gibi özel önem taşıyan seçimlerde başarılı sonuç alamayan partilerin liderlerinin sorumluluğu doğrudan üstlenmeleri ve bunun gereğini yapmaları gelenek durumuna gelmiştir. Yeni hayallerin, yeni umutların yeşertilebilmesi bu gibi cesaretli adımlar atılmasıyla olanaklı olabilecektir.

Atatürk’ün şu sözleri herkes için esin kaynağı olmalıdır:

  • ‘Hayal ettim, hayalimin önündeki manileri tespit ettim.
    Manileri kaldırdığımda, hayalim kendiliğinden gerçekleşti.’

Saygılar, sevgiler, 25.6.18
=============================================
Dostlar,

SEÇİM MATEMATİĞİ A-NORMALDİR;
AKIL DIŞI BİR KURGU – SONUÇ MUDUR?

Sayın Öymen örtük – açık “kurban” istiyor..
Kendince CHP’nin başarısızlığının diyetini Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu‘na yüklemeye çalışıyor.
Ceberrut konjonktürü, küresel destek ve işbirliğini ve daha pek çok etmeni; OY SAYIMINA müdahale (manüplasyon) olasılıklarını yersiz komplo kuramları sayıyor galiba..

CB adayı M. İnce’nin oylarının 15 milyon ve %31’ler düzeyinde çıkması açıklanabilir, anlaşılabilir ve kabul edilebilir değildir.

24/25 Haziran 2018 gecesi yaşanan birkaç saatlik ‘karartma‘ döneminde neler olmuştur, mutlaka bilmek istiyoruz. 

Her şeye karşın OHAL baskısını sürdüren AKP’nin tüm Devlet olanaklarını sonuna dek ve çok katı kullanarak, medyayı susturarak, yönlendirerek…
elde ettiği sonuç; her tür baskıya, hakarete, aşağılamaya, hak çiğnemlerine.. demokratik değerleri savunan kesimlerin direncini bir kez daha ve çok güçlü olarak kanıtladı. Toplumsal barışı çok önemsiyoruz; ama… 

AKP = Erdoğan SEÇİMİ YİTİRMEYİ BİNLERCE KEZ HAK ETTİLER!

  • CHP’nin / Millet ittifakının CB adayı Muharrem İnce’nin görkemli İstanbul mitingi, 23.6.18.. Şimdiye dek görülen en kalabalık miting.. 6,742 milyon rekor katılım oldu!
    İzmir 3, Ankara 2 milyon.. 3 büyük kent 12 milyon oy ediyor!?
  • CHP‘li seçmenler stratejik oy kullanarak hem İYİ Parti’yi hem de HDP’yi deyim yerinde ise ”emzirdi” ler. (aşağıdaki karikatürde fikir bizim; çizim, resim sanatçısı Birsen İğci Saltık’ın..)
    Bu da oy oranının %25’in altına düşmesinin temel nedeni oldu. Ne ağır yük CHP‘ye..! İYİ Parti için 15 ödünç vekil çok ustaca bir girişimdi sağolsun Kılıçdaroğlu..
  • Fakat 24/25 Haziran 2018 gecesi, mutlaka açıklanması gereken kritik – karanlık – stratejik manevralar oldu!

Seçim matematiği sağlıklı değil! 

YSK sandık verileriyle CHP – İYİ Parti ve HDP’nin elindeki verilerin örtüşüp örtüşmediğini bilmeliyiz. İYİ Parti kıl payı %10.. HDP %1-2 fazla.. Baraj altında kaldılar da bu “bonus” lara fit mi oldular? Bu 3 parti sorumuzu yanıtlasın; yurttaşlara, STK’lara bu açıklamalarını doğrulama olanağı versin.. YSK’daki ıslak imzalı tutanaklar korunsun. Gerekirse uluslararası hakemler, Noter çağrılsın.

  • AKP’den bir de SEÇİM DARBESİ yemeyelim!

Bu şaibe toplumda huzur, BARIŞ bırakmaz!
Er ya da geç gerçekler öğrenilir; keser döner, sap döner, hesap da döner; TAMAM mı!?

Seçim sayımına güvenmiyoruz, güvenemiyoruz.. Ama hile yapanlar gerçeği biliyor.
Altlarının boşaldığını biliyorlar. Bulundukları yeri hak etmediklerini de..

Seçim matematiği, Siyaset bilimi kurallarına uymuyor, açıklanamıyor.
Kurla dışı, istisna bir seçim ise değil; açıklanabilmeli siyaset bilimince..

O halde bir kez daha soruyoruz :

  • 24 / 25 Haziran 2018 gecesi hangi oyunlar – senaryolar, B – C planları uygulandı da bu akıl – mantık dışı kurgu – sonuç elde edildi??

Erdoğan’ın dehşet veren sözlerini unutmayalım.. İbretle anımsayıp paylaşalım…
Huylu huyunu terk eder mi?!

file:///G:/ST3%20DOCS/Ki%C5%9Filer/RTE/RTE%20z%C4%B1rvalar%C4%B1.htm 

Sevgi ve saygı ile. 26 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)
Tümgeneral Mehmet Dişli 15 Temmuz’da darbecilerin yanında yer aldığı suçlamasıyla tutuklandı. Cumhurbaşkanı da kalktı onun büyük kardeşi Şaban Dişli‘yi ekonomi baş danışmanı yaptı. Bu haber üzerine iktidar yağcılığı için her gün uyarım kollayan yazarlar; “Gördünüz mü adalete saygılı lideri… Suç kişiseldir, kardeşi bağlamaz, Reis adalet dersi verdi” diye 3-4 gün yazı döktürdüler. İnsan beyni böyle işliyor:
Uyarımı alıyor. Ona göre hatırlıyor.
Benim beynim ise, “adalete ne kadar da saygılı cumhurbaşkanımız var, ne mutlu bize” diye gevşeyip rahatlayamadı. Bendeki beyin nedense hep gerilimli işliyor.
9 yıl önceki uyarımı hatırladı. 9 yıl önce VATAN Gazetesi’nde “Arsa Dişleme” diye bir yazı yazmıştım. İşte o yazı:
* * *
“Arsa dişleme!”
Eski hortumcular laik ve Atatürkçü geçiniyorlardı. Atatürkçülüğün arkasına saklanarak; sıfır kuruş para, sıfır kuruşluk emekle bir gecede 10 milyon dolar, 20 milyon dolar, 100 milyon dolar vuruyorlardı. Hortum büyükse! Rüşvet irileşiyordu.
Halk uyandı, laik hortumcuların hesabını seçim sandığında kesti. Şimdi “dişleme” var.
Arsa dişleme! Arsa dişleme hortumculuğa çok benziyor. Şablon aynı. Götürücüler değişti. Laikler gitti, yerlerini her fırsatta Allah’ın adını ağızlarından eksik etmeyen ve “durmak yok çalışmaya devam” diyen dini bütünler aldı.
Arsa dişleme nedir? Arsaya diş nasıl atılır?
Cepten bir kuruş çıkmadan, taş atıp yorulmadan bir arsa bir gecede 13 milyon dolar değere çıkarılıp, Türkiye’nin perakende piyasasına “diş atmaya gelmiş yabancı sermaye şirketine” nasıl satılır? Bizim gazete VATAN’ın Yayın Koordinatörü Atilla Güner ile ekibinin temiz bir gazeteciliğin “halk uyansın” diye yazdığı “Beş Kuruş Harcamadan 10 Milyon Doları Vurdular” haberini okuyun.
İşte “Arsa Dişleme” odur.
Yabancı şirket gelmiş. Büyük market kuracak. Ona büyük arsa lazım.
Büyük arsa bulunur: 3.4 milyon dolara anlaşılır. Bankaya gidilir, kredi alınır, köylünün imar görmemiş arsası sahibinden kapatılır. İktidar Partisi AKP’nin yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden imar planı değiştirilir ve arsanın değeri bir gecede 13 milyon dolara çıkar, yabancı şirket TESCO‘ya satılır. Bu işin bitirilip tamamlanmasından sonra Başbakan’ın (o zaman Tayyip Erdoğan) adamı ve Cumhurbaşkanı’nın (o zaman Abdullah Gül) parti arkadaşı AKP Milletvekili ve partinin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli‘ye iş bitiriciliğinin karşılığı olarak 1 milyon dolar ödeme yapılır.
Arsa dişleme tamamlanır.
Belgeler açıklanıyor. Dişleme, geliyor, geliyor. En tepeye ulaşıyor…”
(13 Ağustos 2008 VATAN Gazetesi-Necati Doğru)
* * *
Tam 9 yıl önce böylesine bir “arsa dişleme” işine adı karıştığı ve bu da basında o zaman muhalefet yapan VATAN’da belgeleriyle yazıldığı için ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli parti görevinden uzaklaştırmıştı. 9 yıl sonra “metal yorgunluğunu” gidersin diye Şaban Dişli Cumhurbaşkanı’na ekonomi baş danışmanı yapıldı.
Metal yorulmasına eski dişleme!
Benim beyin böyle işliyor. Kuşkusuz suç, kişiseldir!
Günün sorusu : SARAY AHIR OLMALI!
Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu “İktidara gelirsek Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı üniversiteye (ODTÜ’ye) vereceğiz” demişti. Arkadaşlarıyla beraber yeni bir parti kurma hazırlığında olan Ümit Özdağ da “ İktidar olursak sarayı üniversite yapacağız” sözünü veriyor. Orman Çiftliği’ni Atatürk, millete emanet edip “tarım ve hayvancılığımızın gelişmesine katkısı olsun” diye Hazine’ye bağışladığına ve saray da Atatürk Orman Çiftliği tarımsal arazisi üzerinde kurulduğuna göre, ahır yapılması daha uygun olmaz mı? (SÖZCÜ, 03.09.2017)
========================================
Dostlar,
Sayın Necati Doğru‘nun SÖZCÜ‘deki yazıları son günlerde daha da bir nitelik kazandı. Türkiye’deki soygun – talan, DİN – DİNCİLİK maskesiyle acımasız ve ölçüsüz sürdürülüyor. Öyle ki, ülkenin serveti büyük ölçüde el değiştirdi ve laik kesimden dincilere aktarıldı.
Dişli – Dişili skandalı, öyle Ceza Hukukunun bir ilkesinin ardına saklanarak örtülemez!
AKP = RTE‘nin tükenişine ilişkin somut kanıtlardan biridir. Politikacı Dişli gerçekten ”dişli” çıkmıştır ve sahip olduğu ”sırlar” nedeniyle bir tür eylemli (de facto) dokunulmazlık kazanmıştır. Kardeşi Tümg. Dişli ”şimdilik FETÖ’den tutukludur.. Hele biraz sabır, Allah büyüktür bizim balık belekli toplumumuzda.. Politikacı Dişli AKP’deki Ekonomiden sorumlu MYK üyeliği (eski Genel Bşk. Yrd.) gibi kritik bir görevden alınmıştır..
Haydi biz de 1 kezlik ”yandaş basın” aklıyla (!?) yazalım..

– Reis, aslında politikacı Dişli’yi akıllıca tasfiye etti.. Doğrudan görevden alsa idi AKP ve kamuoyunda büyük gürültü çıkabilirdi.. Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına çekerek ustaca kızağa alındı..

Bakalım ağabey Dişli’nin sahip olduğu kritik bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Başkanı tutuklu Tümgeneral Mehmet Dişli’yi kurtarmaya yetecek mi? Bir de TBMM’de dokunulmazlığını kaldırmayı isteyen fezleke hala, aylardır, bekletilirken..

Bir de, FETÖ ile böylesine didişen bir gazete olan SÖZCÜ‘nün FETÖ‘cülükle ilişkilendirilmeye kalkılması var.. 2 yazarı 3 ayı aşkın zamandır hapiste! Yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına bundan ala örnek mi olur? Gökmen ve Mediha salıverilmeli, gerçekte yargılanması gerekenlerden şimdilik vazgeçelim; hiç olmazsa tutuksuz yargılanmalıdır. Ama AKP‘yi kesmez.. Karşıtları susturmak için az gelir tutuksuz yargılama..
Biraz hatta epey, en iyisi olabildiğince zulüm gerek!

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com