ARINÇ-ERDOĞAN-GÜL VE ÜÇLÜ İHANET

ARINÇ-ERDOĞAN-GÜL VE ÜÇLÜ İHANET

Arınç-Erdoğan-Gül ve Üçlü İhanet

Rifat Serdaroğlu

Devlet yönetmek, zor iştir. Önce devletini sevmek gerekir!
Bu görev, otelde T.C. Cumhurbaşkanlığı postunu, Suudi Kral’ın ayaklarına sermekle olmaz.
Bu görev, ederinden çok pahalı ihaleler yapıp, süper zengin olmakla olmaz.
Bu görev, Asteğmen Kubilay’ın kafasını kesen dedenin, intikamını almak için Türk Ordusuna iftira atmakla olmaz.
Devlet yönetmek, göreviniz gereği verdiğiniz sözlü-yazılı emrin sonucuna katlanmaktır.
Aralık 2009’da Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast yapıldı iddiasıyla, FETÖ’cu Savcı-Yargıçlar (Şu an kaçaklar) Türk Devletinin “Devlet Sırlarının” bulunduğu Kozmik Odaya girmek istediler.
Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a gider ve Kozmik Odadaki belgelerin dışarı sızması halinde, çok ciddi olaylar yaşanacağını söyler.
Bülent Arınç; Paşa, Paşa! Faili meçhul cinayetlerin sırrı o odada saklı. Kozmik Odaya girilmesine kimse engel olamaz, der.
Başbuğ, daha sonra Cumhurbaşkanı ve Başkomutan Abdullah Gül’e gider;
Abdullah Gül; Paşam, Devletin Savcılarına, Hakimlerine güvenmiyor musunuz? Açın, der.Başbakanı Erdoğan’a

Başbuğ, en son olarak dönemin  gider ve durumu anlatır.
Erdoğan; Bizden saklayacak neyiniz var? Niye böyle yapıyorsunuz? Açın, der.
Bunun üzerine Başbuğ, görevli Tümgeneral Selahattin Kısacık’a “Açın, verin oraların hesabını” diye emir verir.
Cumhurbaşkanı-Başbakan-Başbakan Yardımcısı üçlüsünün “Kozmik Oda Açılsın” emirleri üzerine, binlerce yıllık Türk Devletinin belgeleri, 2229 yıllık geçmişi olan Türk Ordusunun bilgi ve belgeleri, FETÖ kanalıyla, CIA ve PKK Narko-Terör Örgütünün eline geçer…
Aylar önce, Türk Ordusunun 26. Genelkurmay Başkanı Başbuğ şunları söyledi;
Kozmik Odadaki belgelerin yabancı istihbarat örgütleri ve terör örgütlerinin eline geçmesiyle, devletin istihbarat örgütlerine ve terör örgütlerine sızdırdığı 813 (Sekiz Yüz On Üç) vatan evladı öldürüldü…
Geçen hafta, Türk Ordusunun emekli Korgenerali Erdoğan Karakuş şunları söyledi;
Kozmik Odanın açılmasıyla, 813 (Sekiz Yüz On Üç) evladımız öldürüldü!
Yetkili iki Türk Ordusu Komutanı, bu iddialarını basına ve Türk Milletine açık olarak yaptılar. Bu korkunç iddialar karşısında;
11. Cumhurbaşkanı, sustu!
12. Cumhurbaşkanı ve Dönemin Başbakanı, sustu!
Dönemin Başbakan Yardımcısı, sustu!
Askeri Okulları kapatan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, sustu!
MİT Başkanı Emekli Başçavuş, AKP Milletvekili Adayı Hakan Fidan, sustu!
Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler, sustu!
Bu kişilerin çoğu ile bendeniz mahkemelik oldum. Sanki ben emir vermişim gibi!
Bu sorumlu ve yetkili kişiler şunu diyemediler;
“Sayın Başbuğ ve Sayın Karakuş yalan söylüyorlar! Türk Milletinin 813 evladı öldürülmemiştir. Bu bir iftiradır. Yargıya başvuracağız!”
Atasözümüz ne diyor? Sukut, ikrardan gelir!

Değerli Okurlar;

Bu yapılan Türk Tarihine, Türk Devletine, Türk Milletine, Türk Ordusuna ihanettir. Hem de topluca yapılan organize bir ihanettir.
Çoban Ateşi İktidarında bu katliama sebep olanların tamamı yargılanacak, yargılama canlı olarak televizyonlardan yayınlanacak, mahkeme salonuna sadece şehit olan 813 evladımızın çocukları dinleyici olarak alınacaktır.
Yazıyı Büyük Atatürk’ün sözü ile bağlayalım;

  • İhanetin nedeni olmaz, bedeli olur.
  • O bedel, ihanet edenlere mutlaka ödettirilir…
    Not; Kozmik Odaya girilmesi için emir veren üç kişi de şu an hayatta.

Bugün için Barolarla, Tabip Odalarıyla uğraşmak mı önemli, yoksa Türk Devletine yapılan ihanetin sorumluluğunu üstlenmek mi? Sizce?

Sağlık ve başarı dileklerimle, (05 Mayıs 2020)

NEYİN PAÇASI KURTARILACAK?

NEYİN PAÇASI KURTARILACAK?

Ahmet TAKAN
KORKUSUZ, 04.02.2020

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İdlib’den gelen  şehit haberleri ile pazartesi sabahına acı içinde uyandık. Dişlerimizi sıka sıka en hafif ifadeyle; Türkiye’yi şamar oğlanına çevirdiler!. Birinden tokadı yiyince öbürünün kucağına, ondan da şaplağı yiyince eskisinin kucağına koşan ülke haline geldik!.. Savruldukça savruluyoruz… Bedelini, Mehmetçik, onların masum ana, baba, eş ve çocukları ile günahsız bir millet ödüyor… Daha doğrusu; birilerinin paşa keyifleri için ÖDETTİRİLİYOR!..

Muhteremlerden her zamanki gibi içi boş hamasi nutuklar… Asla, aslı astarı olmayan dümenden efelenmeler… Sokak kabadayısı raconları ile yürütülen dış politika ve

  • hiçbir stratejik öngörüsü olmayan hesapsız kitapsız askeri hamleler…

Kod adı, “Yeni Türkiye” !..

Soruyu tekrarlıyorum : Ne oldu Barış Pınarı Harekatına?.. Neden durdurulmuştu?… Neden üstüne yatılmaya  çalışıldı?.. Neden birden bire o harekat hiç yapılmamış gibi oldu?..

Devam ediyorum : AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Afrika gezisi dönüşünde, ”Astana süreci diye bir şey kalmadı. Rusya, Astana’ya da Soçi’ye de sadık değil” dedi. Neden?.. Yeni miydi, Rusya ve desteklediği Suriye rejimin İdlib’de gerçekleştirdiği kanlı operasyonlar?.. Bir haftadır mı İdlib’de ortalık karışık?.. Ne ayları?.. Yıllardır bir tarafımızı yırtıyoruz!..

Dikkat edin; hani o muhteşem “dostum” hamaseti var ya… Erdoğan’ın Afrika dönüşü çıkışı sonrasında Rusya Devlet Başkanı Putin muhatap alıp da tek satır cevap vermedi. Erdoğan’a yanıtlar sağdan soldan, yanlardan geldi… Her 5 dakikada bir Putin ile yapılan telefon görüşmeler ile yapılan yalaka güzellemelerinin yerini yeller aldı!.. Şu satırların kaleme alındığı anda, ortalıkta bir telefon görüşmesi haberi yoktu. Şehitlerimiz var, telefon açıp da dostun Putin’e bir şeyler söylemeyeceksen ne zaman söyleyeceksin?.. Yoksa Putin telefonlara çıkmıyor mu?.. Peki, neden?..

FETÖ’den boşalan dış politika alanına oturan, Saray’da büyük ağırlığı ile bilinen SETA, son ABD gezisi dahil hemen hemen her dış gezide mutlaka olan başkanı Burhanettin Duran’ın 1 Şubat’ta Sabah Gazetesi’nde yazdığı makaleye bakalım. Esasında, “AB ve ABD, İdlib’de devreye girmeli” başlığı her şeyi izah ediyor;

“…Washington ve Brüksel’in harekete geçerek Moskova üzerinde baskı oluşturması lazım. Erdoğan-Putin diplomasisi sayesinde İdlib krizi bu zamana dek artısıyla eksisiyle bir şekilde yönetildi. Gelinen noktada ateşkes işlemiyor. Esad rejimi sadece sahadaki askeri güçten anlıyor. İdlib’deki çatışma halinin başka bölgelere sıçrama ihtimali de var. Bu haliyle Astana süreci durdu, Cenevre sürecinin adı bile edilemez. Erdoğan’ın önerdiği gibi önce Astana sonra Cenevre sürecinin canlandırılması için ABD ve AB’nin devreye girmesi gerekir. Gerekirse İdlib’den sürülen siviller için askeri güç kullanımı seçenekler arasında olmalı. Erdoğan’ın, ‘sınırdan 30-40 km içeride’ mülteciler için barınaklar yapma fikri bir tür güvenli bölge kurmak için başlangıç olabilir. Merkel elini çabuk tutmalı. İdlib’de Rusya’yı dengeleme yükünü sadece Ankara kaldıramaz. Denge çöktüğünde Avrupa da ciddi zarar görür.”

Kısacası; ABD ve NATO Türkiye’ye çağrılıyor!..

★★★
Uyarıları hep haklı ve doğru çıkan 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek’ten gelinen son durumu değerlendirmesini istedim. Dilek, son zamanlarda, ABD’den İdlib’de Türkiye’yi destekleyen Rusya’ya karşı çıkan açıklamaların içeriğine işaret etti. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in, geçen hafta yaptığı “Erdoğan’ın yanındayız. Her türlü yardıma hazırız” mahiyetindeki açıklamasına dikkat çekti. Dilek, geçen hafta içinde bazı yerel kaynaklardan kendilerine ulaşan, “ABD, İdlib’de Türkiye’nin de desteklediği bazı yerel gruplara yeniden desteğe başladı”,  “İdlib üzerinde ABD İHA’ları uçuyor” haberlerini hatırlattı ve İncirlik üssüne ek ABD’lilerin geldiğini sözlerine ekledi. Cahit Armağan Dilek, “ABD, Türkiye’nin İdlib’de direnmesini istiyor “dedi. “Neden” diye sorunca da Dilek şunları söyledi;

  • “Esad’ın ve Rusya’nın kazanmasını istemiyorlar. Eğer Esad ve Rusya İdlib’i kontrol ederse ağırlığı bundan sonra Fırat’ın doğusuna verecek ve oradan ABD’nin çıkması için daha rahat hareket eder hale gelecek.

ABD, bizi yerel güç gibi kullanıyor. Neticede bir havuç uzatıyor. ABD’liler, Türkiye’nin kendilerine yardım isteyecek bir konuma düşmesini istiyorYarın bir gün, Suriye’den daha çok saldırı gelirse, doğrudan İdlib’e gelmeseler bile bizim sınırımıza yeni savunma sistemlerinin konuşlandırılması gündeme gelebilirİdlib’de stratejik önemi olan M-4 Karayolu’nun kuzeyini ‘güvenli bölge ilan ettik’ diyebilirler. Eğer amaç ABD ve NATO’yu bizim sınır hattımıza getirmekse, bu çatışmalar sürer. Hatay’da veya İdlib’in kuzeyinde bir yer verilebilir.

Cahit Armağan Dilek, Türk askerine son saldırının İdlib’in doğusunda bulunan İran’lı Şii milisler tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğini belirterek, “Erdoğan’ın ‘Astana, Soçi bitti’ sözlerini İran tehdit olarak algıladı” dedi. Stratejist Cahit Armağan Dilek, “Türkiye bir daha nereye doğru savruluyor” soruma ise şu cevabı verdi;

Bu işin mantıklı cevabı şu an için yok”..

Küçük bir not düşme ihtiyacı hissediyorum!.. Ortadoğu bataklığında içinde bulunduğumuz bu kahredici durumun tek başına sorumlusu Tayyip Erdoğan ve SETA’cılar değil. 2002-2003 yıllarında bizzat benim de tanık olduğum, bildiğim gerçekler var.

  • Bugün gelinen feci tablonun baş mimarları, Tayyip Erdoğan’ın o zamanki akıl hocaları
  • Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan..Şimdi kenara geçmişler particilik oynuyorlar. Bunlar, Türkiye’yi kurtaracak!.. Öyle mi?..
    ===============================
    Dostlar,

    SURİYE BUNALIMI ve
    AKP = ERDOĞAN REJİMİNİN
    AĞIR TARİHSEL SORUMLULUĞU

    Gelinen aşamada acı süreci irdeleyecek çeşitli değerlendirmeler yapılabilir.
    Türkiye’nin askeri birliklerinin egemen bir devlet olan Suriye topraklarındaki varlığı uluslararası hukuka, BM Andlaşması’nın 51 ve ilgili maddelerine dayandırılabilir.
    Ne var ki bu hukuksal dayanak biçimseldir.
    Özünde, Suriye’de Esad yönetimine karşı ABD – AB emperyalizminin başlattığı iç savaş vardır.
    Türkiye, ne yazık ki, kadim komşu Suriye’de emperyal planlara alet edilmiştir AKP = Erdoğan rejimi tarafından.

    Suriye’nin içişlerine BM hukukunun (BM Ana Sözleşmesinin) en temel ilkeleri olan İÇİŞLERİNE KARIŞMAMA ve SINIRLARIN DEĞİŞMEZLİĞİ ilkeleri (1648 tarihli Westphalia Barışı gereği, devletler kesin sınırlara sahiptir ve sınırları içindeki ahali
    üstündeki iktidarları mutlaktır..) çiğnenerek müdahale edilmiş, Türkiye de Batı emperyalizmince kimi vaatlerle istismar edilerek kullanılmıştır. Oysa BM Antlaşması’nın  m. 1/2, 55 ve 76. maddeleri, bir ülkenin halkları içinde kendi geleceğini belirleme (self determinasyon)  hakkını kullanmaları durumunda bile sınırların değişmezliği ilkesini benimsemiştir.

    BM Antlaşması‘nın 1. ve 55. maddesinde; uluslararası alanda, halkların eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışını güçlendirmek için gerekli uygun önlemleri alınması kararlaştırılmıştır. (Charter of the United Nations, https://www.un.org/en/charter-united-nations/, erişim 04.02.2020)

  • Dolayısıyla Suriye’nin nasıl yönetileceğine Suriye halkı dışında hiç kimsenin karar verme hak ve yetkisi yoktur.Karşımızda, egemen – bağımsız ve BM tarafından tanınan – BM üyesi bir ülke vardır. Kabul edilsin ya da edilmesin, gerçek budur. Ayrıca bu ülkenin topraklarında askeri varlığımız söz konusudur. Suriye resmi güçleri, bu varlığı işgal olarak kabul etmekte ve eylemlerini meşru görmektedir. Kuşku yok, Rusya’nın açık onayı olmaksızın Suriye bu saldırıyı yapamazdı. Dolayısıyla kritik kırılma noktası tam da buradadır. Salt İran ile şimdiki Suriye politikasını / düşmanlığını AKP = Erdoğan rejiminin sürdürme olanağı yoktur.****
    Şehit edilen asker ve sivil yurttaşlarımızın acıları yüreğimizdedir. Yakınlarına başsağlığı ve sabır dilemek klişedir ve kolaydır. Yaralılara acil şifa dilemek de öyle.. Hatta bu dilekleri dinci hamaset sözcükleri ile bezmek de.. Tıpkı iktidarın başı ve öbür kimi yetkililer ve yalaka basın gibi.. Asıl olan ise, Büyük ATATÜRK‘ün YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ ilkesini dış politikada şaşmaz eksen edinmek ve ulus üyelerinin burnunu bile kanatmamaktır.

Bu acı sonuç ile önceki Suriye operasyonlarında verilen şehitlerin, yaralıların, maddi yıkımların sorumlusu çok net ve tartışmasız biçimde AKP = Erdoğan iktidarıdır. Öylesine boş sözler ve hamasi, duygu sömürüsüne dönük girişimlerle bu yürek yakan sorumluluk perdelenemez.

Bahçeli‘nin, Suriye’de rejim değişmedikçe rahat yok… içerikli sözleri bir başka talihsizliktir. Suriye’de rejimi değiştirmek kimsenin haddi değildir. Suriye’de uluslararası hukuka göre egemen ve meşru bir devlet ve yönetim vardır. Onu beğenmeyebilirsiniz ama İHVANCI bir rejimi bu ülkede kurma heveslerinin bedeli işte böyle ağır olur..

Önemli bir nokta da İSTANBUL KANALI bağlantısıdır… Bu Kanal Rusya’nın güvenliğini olağanüstü düzeyde tehdit edicidir ve bu ülke tarafından kabulü olanaklı değildir. Dolayısıyla, bu Kanal girişimleri gündeme geldiğinden bu yana Rusya – Putin, Türkiye’ye açık – dolaylı iletiler vermektedir. Daha önceki bir yazımızda da konuya değinmiştik.

AKP = Erdoğan rejimi, kendi aklınca ABD – AB – Rusya’yı (+ İran’ı) yönlendirebileceği boş hayallerini kurmuştur. Sonuç hüsrandır. Yapılacak şey YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ politikasına sarılmak ve büyük güçler arasında denge stratejisine yönelmektir.

AKP = Erdoğan rejimi, gelinen çok kritik yerde, bu ağır sorun üzerinden iç politikaya dönük gündem oyunları ve kısır oy hesaplarına asla ve asla girmemelidir. TBMM ivedilikle toplanarak kapalı oturumda ulusal politikalar belirlenmeli ve kamuoyu bilgilendirilerek, saplanılan bataklıktan geri çekilmeye çalışılmalıdır.

Erdoğan bunu yap(a)mayacaksa, bir biçimde çekilmeli / istifa etmeli ve ülkemizi hızla büyüyebilecek kanlı ve çok tehlikeli serüvenlere sürüklemekten kaçınmalıdır.

Batı’nın emperyal abanmaları, Rusya ile önemli ölçüde dengelenebilirdi..
Erdoğan’ın Ukrayna ziyaretinde açıkça Rusya’yı karşısına alan irrasyonel girişimleri, sorunun tuzu biberidir.
Çok yazık oldu..
Türkiye bir kez daha, çok dezavantajlı koşullarda, örneğin çok ağır borç yükü – ekonomik bunalım konjonktürü içinde… Batı emperyalizminin kucağına sürüklenmiştir.

SONUÇ                                             :

Siyasal tarihte bu denli akıl ve bilim dışı, ülkesine çok ağır zararlar veren bir dış politika örneği anımsamıyoruz..

Dinci – gerici -baskıcı AKP = Erdoğan rejiminin Türkiye’ye kestiği en ağır son fatura bu paralizi olsa gerektir. 17+ yıldır vahşetle dayatılan değerler erozyonu ve ekonomik talana ek olarak..

Sahi, 4+ milyon Suriyeli Türkiye’de iken ve bir o kadarı sınırın hemen güneyinde iken Suriye ile bir sıcak çatışma nasıl göze alınabilir ki??!

  • Bir kez daha yenildiniz..
  • Kabul edecek ve usulünce geri çekileceksiniz..
  • Masum vatan evlatlarının kanını daha fazla dökmeyeceksiniz..

    Sevgi, saygı ve ACI ile. 04 Şubat 2020, Ankara
    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

    Hekim, Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yargı’da halen 2221 hakim ve savcı ya FETÖ’cü ya da FETÖ destekçisi!..

Yargı’da halen 2221 hakim ve savcı ya FETÖ’cü ya da FETÖ destekçisi!..

Aytunç ERKİN
SÖZCÜ, 20.09.2019
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır. Ayrıca yazarın konuyla bağlantılı 4 yazısının erişkeleri / linkleri yazının sonunda verilmiştir.)

Balyoz mağduru emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok rakamlarla analiz etti:

✔ YARGITAY: 2014 HSYK seçiminde FETÖ’cü adaya 196 oy verildi. 133’ü ihraç edildi. 63 kişi görevde

✔ DANIŞTAY: 2014 HSYK seçiminde FETÖ’cü adaya 73 oy verildi. 43’ü ihraç edildi. 30 kişi görevde

✔ ADLİ YARGI: 2014 HSYK seçiminde FETÖ’cü adaya 5.319 oy çıktı. 3.236’sı ihraç edildi. 2.083’ü görevde

✔ İDARİ YARGI: 2014 HSYK seçiminde FETÖ’cü adaya 735 oy verildi. 690’ı ihraç edildi. 45 kişi görevde

1 – “Sayın Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e seslenmek istiyorum: Siz 2014 yılında yapılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde FETÖ üyesi hakim ve savcıların Türk yargısı için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu görmüş ve bu ucube yapıyı adalet sistemimizden tasfiye etmek için Yargıda Birlik ile beraber mücadele etmiş birisisiniz. Sayın Gül, şimdi size düşen en önemli görev, Adalet Bakanı olarak o günlerin artıkları olan (Kripto FETÖ’cüleri) temizleyerek yarım kalan bu işi tamamlamaktır. Diğer yandan yeni adıyla Hakimler ve Savcılar Kurulu’na büyük bir görev düşmektedir. Türk yargısının içerisindeki (Kripto FETÖ’cüleri) tespit ederek yargı önünde hesap vermelerini sağlamak onların boyunlarının borcudur.”

Bu cümleler, emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’a ait… Üçok’la, son günlerde yaşanan “Yargıdaki FETÖ’cüler” tartışması üzerine konuştuk. Üçok da, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül başta olmak üzere başta yargı olmak üzere kurumlarda bu örgütle savaşan isimlere desteğini esirgemiyor. Ki, Bakan Gül’ün hedefe konulmasına da karşı çıkıyor! Ancak… Şerhini de koyuyor!

2014 HSYK SEÇİMLERİ ÖNEMLİ

Sözü, Üçok’a bırakıyorum: “…15 Temmuz darbe girişiminin hemen ertesi günü, HSYK, iki binden fazla FETÖ mensubu hakim ve savcıyı ihraç etti. HSYK’nın bu tutumu, FETÖ ile mücadele için atılmış en önemli adımdır. HSYK tarafından, FETÖ üyesi hakim ve savcılar ihraç edilmemiş olsaydı kendi örgüt üyesi asker, polis, sivil, hiç kimseyi ne soruştururlar ne de dava açarlardı. Bu operasyonu yapan, Türk hukuk tarihinin en başarılı HSYK’sı kolay oluşturulmadı. O günleri ve bugünleri anlayabilmek için 23 Eylül 2014 tarihinde yapılan HSYK üye seçimlerini çok iyi analiz etmek gerekir.”

Bu analizi iyi okuyun… Çünkü rakamlar çok dikkat çekici…

Her biri FETÖ abileri tarafından ankesörden aranmış hakim ve savcı var. Ben bu kişiler hakkında HSK’ya giderek suç duyurusunda bulunmaya hazırım.

‘İhraçlara rağmen yargıda tam bir temizlik olmadı’

“2010 yılında 10 bin 739 olan hakim savcı sayısı dört yıllık süreçte neredeyse tamamı FETÖ ile iltisaklı 4 bin 273 hakim savcı alınarak 15 bin 12’ye çıkarılmış, Yargıtay’da 107 yeni üyelik ele geçirmiş ve yargı adeta FETÖ yargısına dönüştürülmüştür.”

YARGI İKİYE BÖLÜNMÜŞTÜ

“O günleri yaşayan ve FETÖ yargısının hukuksuzluklarına bilfiil maruz kalan birisi olarak, 23 Eylül 2014 tarihinde yapılan HSYK seçimlerinin Türk hukuk tarihi açısından ne kadar önemli olduğunu en acı biçimde öğrenenlerdenim. Türk yargıç ve savcıları adeta FETÖ’cüler ve diğerleri olarak ikiye ayrılmışlardı. Türk yargı sistemindeki karanlık gidişi gören diğerleri yani FETÖ üyelerinin dışında kalan sosyal demokratlar, ülkücüler, muhafazakarlar, Atatürkçüler, milliyetçiler, dindarlar hepsi bir araya geldi ve Yargıda Birlik Patformu adı altında birleşti.”

3926 KİŞİYE İHRAÇ

“Bu seçimde FETÖ üyesi hakim, savcı, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile Yargıda Birlik Platformu adayları kıyasıya yarışmışlar, adeta bir ölüm kalım mücadelesi vermişlerdir. FETÖ üyesi hakim ve savcıların, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin aldıkları oy miktarları Türk yargısı iindeki FETÖ’cülerin miktarını da ortaya çıkarmıştır. Sayın Adalet Bakanı’nın açıklamalarına göre bugüne kadar 3926 hakim ve savcı FETÖ iltisakı nedeniyle ihraç edilmiştir.

  • Türk yargısı FETÖ’den temizlendi mi? Tabii ki hayır.”

İŞTE RAKAMLARLA ‘KRİPTO’ GERÇEĞİ

“Yargıtay’da, Danıştay’da mevcut görev yapan FETÖ’cü kaç üye var, adli yargıda, idari yargıda halen FETÖ’cü kaç hakim savcı var” soruma Üçok, “ Yüksek Seçim Kurulunun resmi tutanaklarında tespit edilmiş olan rakamlarla bunları sunuyorum” dedi.

YARGITAY: 23 Eylül 2014 tarihinde yapılan HSYK seçimi sırasında 387 Yargıtay üyesi mevcuttur. 373 Yargıtay üyesi, üç HSYK üyesini belirlemek için oy kullanmışlardır. FETÖ kontenjanından seçime giren ve 15 Temmuz sonrası ihraç edilen isim 196 (FETÖ üyesi ya da FETÖ’severler) oy almıştı. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası 133 Yargıtay üyesi FETÖ iltisakı nedeniyle ihraç edildiğine göre; 196’dan 133’ü çıkarırsak halen görevde olan 63 Yargıtay üyesinin FETÖ üyesi veya FETÖ müzahiri (destek çıkan) olduğu, Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilan edilen rakamlara ve HSYK verilerine dayanarak söyleyebiliriz.

DANIŞTAY: 23 Eylül 2014 tarihinde yapılan HSYK seçimi sırasında mevcut 156 Danıştay üyesinden 151 kişisi iki HSYK üyesini belirlemek için oy kullandılar. Yapılan seçim sonrasında  FETÖ kontenjanından seçime giren ve 15 Temmuz sonrası ihraç edilen isim 73 oy aldı. 15 Temmuz sonrası 43 Danıştay üyesinin FETÖ’cü olmaktan ihraç edildiğini göz önüne alacak olursak, Danıştay’da görev yapan 30 üyenin FETÖ üyesi veya FETÖ müzahiri olduğu anlaşılmaktadır.

ADLİ YARGI: 2014 yılında HSYK verilerine göre, adli yargıda 6841 hakim, 4777 savcı olmak üzere toplam 11618 kişi görev yapmaktadır. FETÖ listesinden seçime katılan ve 15 Temmuz sonrası ihraç edilen isim 5319 oy almıştır. 15 Temmuz sonrası FETÖ iltisakı nedeniyle 2047 hakim ve 1189 savcı olmak üzere toplam 3236 adli yargı mensubu ihraç edilmiştir. Bir gerçek var ki ihraç edilen isme oy veren 5319 hakim-savcının, 3236 kişisi atılmış. Adli yargıda görev yapan 2083 hakim savcının FETÖ üyesi veya müzahiri olduğu kesindir.

İDARİ YARGI: Seçimlerin yapıldığı 2014 yılında HSYK verilerine göre 1147 hakim vardır. Bilmeyenler için söyleyelim idari yargıda savcılık makamı yoktur. İdari yargıdan HSYK’a seçilen ve 15 Temmuz sonrası ihraç edilen isim 735 oy almıştır. 15 Temmuz sonrası idari yargıdan 690 hakim FETÖ iltisakı nedeniyle ihraç edilmiştir. Bu ihraçları dikkate aldığımızda idari yargıda halen görev yapan 45 hakim FETÖ üyesi veya FETÖ müzahiri olduğu anlaşılmaktadır.

SONUÇ                            :

  • 23 Eylül 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri sonrasında bugün Yargıtay, Danıştay, Adli  ve İdari Yargı ‘da halen 2221 hakim savcının FETÖ üyesi veya FETÖ müzahiri olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Emin olun bu kişiler bugün kendilerini Okuyucu, Yazıcı, Menzilci, sosyal demokrat, milliyetçi gibi başka sıfatlarla tanımlasalar da hepsi yargı tarafından isim isim bilinmektedir.
=====================================

Dostlar,

SÖZCÜ yazarı Sn. Aytunç ERKİN‘in aşağıdaki yazılarının da, yukarıda sunulan çarpıcı makale ile bütünlük içinde okunmasını öneriyoruz :

Hem Sn. Erkin’i hem de FETÖ’nün tuzak (kumpas) davalarında hapis yatarak ağır biçimde mağdur edilen ama sonunda aklanan E. Yargıç Albay Ahmet Zeki Üçok‘u bu cesur girişimleri ve kamuoyunu uyarmaları nedeniyle kutluyoruz.. Ahmet Zeki Üçok, 2009’da Fethullah Gülen cemaati hakkında yürüttüğü soruşturmanın ardından Balyoz Davası sanığı oldu. 4 yıl 9 ay cezaevinde yattı. (https://www.biyografi.info/kisi/ahmet-zeki-ucok, 23.9.19)

Sıra Devletin yetkili organlarında.. Hukuk içinde kalarak gereğini derhal yapmaları zorunlu. AKP içindeki siyasal uzantıları da dahil elbette! Saygı Öztürk’ün yine SÖZCÜ‘de 22.09.2019 günü yayınlanan yazısına göre; durum ciddiyetini korumaktadır ve zaman tehlikeli biçimde hızla akmaktadır. 15 Temmuz’un üzerinden 3+ yıl geçmiştir, sorun şimdiye dek çözülmüş olmalıydı gerçekte..

152 bin kişi hakkında yürütülen gizli soruşturma

Epey uzun zamandır sitemizin manşetinde tutuyoruz :

  • AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi ses ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI
    AKP içi uzantılara dokunmak yok ama her yere, başta TSK, bitmeyen FETÖ operasyonları.. Niye!? Ulusal ordu yerine majestelerinin ordusu mu hedef?! Ya korunan AKP’liler?!

Hesap ortada.. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘e Ergenekon – Balyoz kumpaslarına ilişkin sözde ön bilgi verildiğinde zat-ı muhterem,

  • “..Bir savcı bulun, delillendirin..“buyurmuşlardı. O savcı bulundu, “Zekeriya Öz“ misyonunu yerine getirdi ve 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin eb sıcak zamanlarında “adeta“ elini – kolunu sallaya sallaya yurt dışına çıkmasına göz yumuldu..

Daha da ibret ve acı verici olanı ise, dönemin Başbakanı R.T. Erdoğan’ın kameralar önünde gümbür gümbür ilan ettiği “misyonu“ idi :

  • “… Ben bu davanın savcısıyım…“

Davalar çöktü, siyasal yargılama yapan yargıç – savcılar sanık sandalyesine oturarak hüküm giydiler..

  • Erdoğan, boşa çıkan savcılığının hesabını vermedi, vermeyecek mi, ne aman ve nasıl verecek!?

​Sevgi ve saygı ile. 23 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı​ (Ankara Üniv. Tıp Fak.)
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 24 Temmuz 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 24 Temmuz 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

AYAK
Doğu Perinçek, “Siyasi ayak çıktı işte, Ali Babacan. Siyasi ayak CHP ve Meral Akşener’in müttefiki. Abdullah Gül, Ali Babacan, Davutoğlu kimlerin yanında? Siyasi ayak temizleniyor AK Parti’den. Kimin yanına geçiyor?”
AKP’yi aklama ayağı…

DOĞRUCU
Temel Karamollaoğlu
, “Darbenin siyasi ayağı AKP’dir
Dokuz köyden kovulmaya aday…

RAPOR
FETÖ darbesini inceleyen Meclis Araştırma Komisyonu’nun TBMM Başkanı Kahraman’a verdiği rapor bulunamıyor.
AKP için ne gerekiyorsa, o…

ÇAMUR
Doğu Akdeniz’deki haklarımız konusunda AKP-MHP-CHP ve İYİ P. ortak bildiri yayımlayarak milli davada birliktelik gösterdi.
Yok canım CHP-İYİ.P. sahte imza atmıştır; onlar ABD’ci – FETÖ’cü- PKK’cı…

MELLE
Medreselerde yetişmiş 51 melle Diyanet’in resmi kadrolarına atanmış.
Bilişim çağında geriye gidişim…

BAYRAM
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, diğer bayramlar gibi 30 Ağustos için de ücretsiz toplu taşıma getirilmesi istemini ‘30 Ağustos halkı ilgilendiren bir bayram değil‘ diyerek ”Orman günü” gibi bir gün olduğunu ifade etti.
Biz bayrama, Aktaş ormana…

SAHTEKAR
İlahiyatçı Nihat Hatipoğlu’nun Kurucu Rektörü olduğu Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin öğretim üyesi alım ilanında, kişiye özel kadro açıldığı iddia edildi.
Peygamberin mahalle arkadaşı gibi ahkam kesen sömürücüden ne beklenir?…

KAHRAMAN
Milli Görüşçüler, Kıbrıs Zaferi’nin 45. Yıldönümünde dönemin Başbakan vekili Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yok sayıldığını belirtip tepki gösterdi.
Kıbrıs zaferini RTE kazanmamış mıydı?…

CEMAAT
Siirt’te medreselerin yasal dayanaktan yoksun olduğu için, çoğunlukla Diyanet çatısı altında Kuran kursu adı altında faaliyet gösterdiği açıklandı.
Başımız dertten kurtulmayacak…

BİRLİK
Dört Parti Doğu Akdeniz konusunda ortak bildiri yayımladı.
Kavgacı-kutuplaştırıcı- çamur atıcı birileri olmasa milli birlikte sorun olmaz zaten…

ADALET
ODTÜ’de ağaçlar kesildikten iki yıl sonra Ankara İdare Mahkemesi ”kesilemez” kararı verdi.
Bu hız kaza yaptırır!…

TATİL
TBMM  2.5 aylık tatile çıkmış.
Çalışıyor muydu?…

SİSTEM
Bahçeli, “Cumhurbaşkanlığı sistemi bir macera değil, mecburiyettir”
Mecburcu açıklamacı…

ÖMER HAYYAM’dan..

Dünya yıldıramazsın beni ne yapsan,
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni tek korkutan…

VERGİLER NEDEN YÜKSELİYOR??

VERGİLER NEDEN YÜKSELİYOR??

KONU ESKİ CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL..
ARTIK CUMHURBAŞKANI OLAMAMASINA RAĞMEN HALA MAAŞLARI DEVLETTEN ÖDENEN 40 PERSONEL 18 ADET MAKAM ARACI,
OTURDUĞU KONUT BEDAVA.
BİR DE DEVLETTEN MAAŞ ALIYOR.
YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ, YE YE BİTMEZ.
FATİH ALTAYLI YAZIYOR, ABDULLAH GÜL’ün KORUMA MÜDÜRÜ OSMAN ÇANGAL AÇIKLIYOR. FATİH ALTAYLI DİYOR Kİ :

Konu, benim önceki gün yazdığım ‘Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 18 araç tahsis edilmiş’ yazım. Çangal şu bilgileri verdi :
– Cumhurbaşkanı Gül’e tahsis edilen araç sayısı 18 değil 17 imiş.
– Benim de tahmin ettiğim gibi bunlardan biri Abdullah Bey’in, diğeri ise eşinin makam otomobilleri, bir de yedek makam otomobili varmış.
– Her makam aracının önünde eskortluk yapan bir araç, bir de takip aracı varmış.
Bunların dışındaki 11 araç, Cumhurbaşkanı Gül’ün yanında görevli yaklaşık 40 kişilik ekibin taşınması, sekretaryasının işleri, günlük bürokratik işler için kullanılıyormuş.”

“GÜL EMEKLİ DEĞİL, ÇOK AKTİF…”

Altaylı yazısını şöyle sürdürdü:
“Çangal, ‘Sayın Gül emekli değil. Çok aktif bir eski Cumhurbaşkanı. Sürekli geziyoruz. Mesela şu an Urfa’dayız. Geçen ay içinde bir Londra, iki de Arap ülkesi ziyaretimiz oldu. İstanbul’daki ofiste de çok yoğun bir programımız var. Zaten 40 kişilik personelin önemli bir bölümü koruma. Konut koruması, ofis koruması. Yolda koruma gibi zorunluluklar var’ dedi.
– Cumhurbaşkanı Gül’e tahsis edilen araç sayısı 18 değil 17’dir.
– Bunlardan biri Abdullah Bey’in, diğeri ise eşinin makam otomobilleri, bir de yedek makam otomobili vardır.
– Her makam aracının önünde eskortluk yapan bir araç, bir de takip aracı vardır.
– Bunların dışındaki 11 araç, Cumhurbaşkanı Gül’ün yanında görevli yaklaşık 40 kişilik ekibin taşınması, sekretaryasının işleri, günlük bürokratik işler için kullanılmaktadır.
****
KİM BU ADAM ARKADAŞ, HALKA NE YARARI VAR?
KİME ÇALIŞIYOR?
BU ADAMA NİYE BU KADAR MASRAF YAPIYORUZ?
O PERSONELİN, MAKAM ARAÇLARININ MASRAFLARINI, KONUTUNUN KİRASINI,
NİYE BİZ ÖDÜYORUZ?
GECE SAAT 22.00’lere DEK ÇALIŞIP KAZANCIMIN VERGİSİ, BU ve BENZERİ GEREKSİZ ŞEYLERE NEDEN HARCANIYOR?
HARAM ZIKKIM OLSUN ABDULLAH GÜL BEY!
DİNİ BÜTÜN GEÇİNİYORSUNUZ BİR DE!
GİDİN ARTIK, DÜŞÜN BU HALKIN SIRTINDAN.

Not   :
“Sayın Ahmet Necdet Sezer de Cumhurbaşkanı idi şimdi sade vatandaş gibi yaşıyor bu nedenle şerefli ve büyüktür”
==============================
İnternette paylaşılan anonim yazı.. 02.11.18