Yılmaz Özdil : AHİM

AİHM

Yılmaz ÖZDİL

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Asrın liderimiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu mu hiç? Başvurdu. Hapis cezasına çarptırılmıştı,
adil yargılama yapılmadı dedi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, hem Avrupa’ya haçlı ittifakı diyorsun, hem de memleketi haçlılara şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
Asrın liderimiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bir defa daha başvurdu mu?
Bir defa daha başvurdu. Mahkumiyetine ilişkin sicil kaydı silinmişti ama, Yargıtay bu kararı yok sayıyordu, hukukum çiğnendi dedi, yürütmeyi durdurma kararı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, hem Avrupa’ya gavur toprakları diyorsun, hem de memleketi gavur topraklarına şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
*
Asrın liderimiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne üçüncü defa başvurdu mu?
Üçüncü defa da başvurdu. Hem de YSK’ya karşı başvurdu.
Siyasi yasak getirilmişti, seçme seçilme hakkı elinden alınmıştı, Yüksek Seçim Kurulu kararının haksız, yanlış ve hukuksuz olduğunu belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, hem Avrupa’ya nazi diyorsun, hem de memleketi nazilere şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
*
Dindar cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu mu?
O da başvurdu. Eşi Hayrünnisanım, först leydi olmadan önce türban taktığı için üniversiteye kayıt yaptıramamıştı, haklarım engellendi dedi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy dindar cumhurbaşkanı, kendin muhalefetteyken, Avrupa’ya hıristiyanlar birliği diyordun, Türkiye’yi zenginler köşkünün bahçesindeki köpek kulübesine koyacaklar diyordun, şimdi bizim memleketi o köpek kulübeli hıristiyanlar birliğine mi şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
*
Atatürk Cumhuriyeti‘ne her türlü küfürü eden ticani akit gazetesinin, yobaz yazarları Abdurrahman Dilipakla Hasan Karakaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu mu?
Onlar da başvurdu. Vefat eden Deniz Kuvvetleri Komutanı hakkında hakaret içerikli yazılar yazmış, tazminata mahkum edilmiş, tazminatı ödeyemedikleri için Abdurrahman Dilipak‘ın evine haciz gelmişti, ifade özgürlüğümüz ihlal edildi dediler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdular.
*
Hiç kimse çıkıp “ulan din bezirganları, üç kuruş para için Vatikancı mı oldunuz” dedi mi? Demedi. Anayasal haklarıydı, haklarını kullandılar.
*
AKP hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyor mu? Başvuruyor.
Hollanda devleti, vatandaşlarımızı köpeklere ısırtıp, aile bakanımızı kovalayarak kapının önüne koyduğunda, bizzat asrın liderimiz açıkladı, “bunların yaptığı hukuksuzluktur, göreceksiniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz, bütün bakan arkadaşlarımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat yapacaklar” dedi.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, bunlar haçlı-hilal savaşı başlattı diyorsun, bunlar Müslüman kardeşlerimizi şehit ettiler, yaktılar diyorsun, sonra da bizim memleketi Müslüman yakanlara şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi.
*
Egemenlik gaspedildi. 
Oylarımız çalındı. 
Resmen suç işlendi.
Hukukun gırtlağı sıkılıyor.
CHP, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmaya hazırlanıyor.
*
Daha şimdiden ne deniyor? “Milletin iradesine saygı duymayan ikiyüzlü Cehape zihniyeti,
kendi milletini yabancılara şikayet ediyor!” (SÖZCÜ, 26 Nisan 2017)
==================================
Dostlar,

Ne diyelim?
Değerli yazar Yılmaz Özdil‘e nitelikli emeği için teşekkür ederiz önce.
Bu çelişkili, tutarsız…. hepimizi üzen davranışların sahipleri tarihte hak ettikleri yeri alacak. Dileriz halkımız da bu gerçekleri görür, siyasal tercihlerini gerçeklere göre  düzenler..
Tabii bir de AİHM’nden beklentimiz var…
Uygar Avrupa – Avrupa Konseyi’nn temel organlarından olan AİHM’nin adil, hakkaniyetli, hukuka uygun bir karar vermesini beklemek, demokratik iradesi ters yönde çarpıtılan milyonlarca yurttaşımızın en doğal hakkıdır.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yaptırım organıdır. Bu Sözleşme’nin hükümlerinin çiğnenmesi durumunda, Avrupa Konseyi üyesi uluslararası hukuka göre
AİHS’ne taraf olup AİHM’nin yargı yetkisini kabul etmiştir.

AİHS, 10.3.1954’te 6366 sayılı yasa ile TBMM’ce onaylanmıştır ve Anayasa md. 90 /son fıkra kapsamındadır. 148. madde uyarınca da, AİHS ile korunan haklardan herhangi birinin çiğnemi (ihlali) karşısında ulusal hukuk yollarını tüketen ama adalete erişemeyenlerin bu mahkemeye (AİHM) başvurusu düzenlenmiştir.

İHAM-AİHM, Sözleşmede (AİHS) tanınan hakların içeriğini kendisi özerk olarak tanımlar… “Esasa ilişkin içeriği ve etkilerine göre“…
Dolayısıyla Uluslararası Mahkemenin yetki alanını dışarıdan karışma (müdahale) ya da yönlendirme ile belirlemek olanaklı değildir. Ne yazık ki ülkemizde başta Erdoğan olmak üzere kimi çevreler, mezarlıkta korkudan ıslık çalarcasına AİHM’nin Türkiye’den CHP ya da başkaca gerçek – tüzel kişilerin açacağı davayı -sözde- etkilemek için halkoylaması sonuçlarını incelemenin AİHM’in görev alanı dışında olduğu propagandası yapıyor. Oysa hukuka (=haklara) saygısı olanlar öncelikle oylamaya hile karıştırmazlar herhalde! Ardından da, böyle bir sav varsa gerçeği ortaya koymak üzere elinden geleni yaparlar…
Sonra da, ulusal – uluslararası yargı kuruluşlarına başvuru varsa, görülmekte olan bir dava hakkında yönlendirici görüş belirtmek yerine (ki bu suçtur!);

  • “… konu yargıya yansıtılmıştır, bağımsız – tarafsız yargı organlarının kararlarını bekliyoruz ve elbette saygılı olacağız.. “ denmesi gerekir.

Anayasa md. 138 çok açıktır :
“Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. 
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. 
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

Dileyelim AİHM’nden halkoylamasında milyonlarca insanın özgür demokratik istencine (iradesine) dönük hak çiğnemi (ihlali) kararı çıksın ve halkoylaması yenilensin.. Çünkü açık bir meşruluk sorunu belgeleriyle ortadadır ve bu tablo pek çok potansiyel ciddi soruna gebedir. AKP-RTE’nin boynunda onca yanlış ve sorumluluğa karşın bir de bu kritik halka var artık. Türkiye’nin olabildiğine ağır sorunlarına ek olarak..
Kimse unutmasın; Ülkenin temeli ADALETTİR!

Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Saray’a para dayanmıyor! Ve Çocuk tecavüzleri!

Saray’a para dayanmıyor!
Ve 
Çocuk tecavüzleri!

portresi

Rahmi Turan
SÖZCÜ
, 19.09.2016

(AS : Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

İster kaçak olsun, ister olmasın, gerçek şu ki, Beştepe Sarayı artık Türkiye’nin siyaset merkezi haline geldi.
En önemli kararlar orada alınıyor. Bu arada Saray’ın masrafları da rekorlar kırıyor!
Yılbaşında 434 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği, yılın ilk yarısında 278 milyon liralık bir artışla 712 milyon 844 bin liraya yükseltildi.
Abdullah Gül‘ün son yılında 199 milyon 500 bin lira olan ödenek, Tayyip Erdoğan geldikten sonra yüzde yüzlük bir artışla 397 milyon lirayı aştı.
Bu da yetmedi, harcamalar önce 434 milyon, sonra 712 milyon lira oldu ama bu da yetmedi!
* * * * *
CHP İstanbul Milletvekili Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Aykut Erdoğdu:

  • “Bütçe devletin mali disiplininin belgesidir. ‘Şu kadar gelir elde edeceğim, şu kaynaklardan sağlayacağım, şuralara harcayacağım’ demektir. Çadır devletine döndüğümüz için söz verilen giderlerin çok daha üstünde harcama yapılıyor. Eminim ki, bu para da yetmeyecek, ilerideki aylarda ek ödenek alınacaktır. Saray’a para dayanmıyor. Kayıtsız, kuralsız harcamanın, lüks, şatafat ve israfın faturasını ise her zamanki gibi halk ödeyecektir.” diyor.Aykut Erdoğdu, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak böyle eleştiriyor ama yapılan harcamalarda hiçbir değişiklik olmuyor.

    *****

Çocuk tecavüzleri!

Atatürk için, birçok yabancı yazar, yüzlerce kitap yazmıştır. Bunlardan biri de 1901 ile 1983 yılları arasında yaşayan Fransız tarihçi, yazar ve askeri uzman Jacques Benoist Mechin’dir.
Mechin’in ülkemizde en çok bilinen eseri “Kurt ve Pars” adlı kitabıdır.
O kitapta Mechin, Atatürk‘ün şu sözlerini yazar:

  • “Ben çocuk bayramı tesis ettim. Neden? Çocuklara hürmet edilmesini temin ve onların zaafından yararlanarak onlara eziyet ve hayvan gibi muamele edilmesini önlemek için yaptım. Bu tedbirim, milletin geleceğine bir saygı olarak görülmelidir.”

Atatürk, sanki günümüzde yaşanan çirkinlikleri 93 yıl öncesinden, olağanüstü sezgisiyle tahmin ediyor gibiydi…

* * * * *
Gerici bazı yurtlarda küçük erkek çocuklarının başına gelenler ortaya çıktıkça, bunlardan nefret ediyor, tüm sorumluları lânetliyoruz.
On çocuğa tecavüz eden son tecavüzcü, çocuk başına 50 küsur yıldan toplam 508 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, fakat… Yasalara göre bu sapık en fazla 32 yıl hapis yatacak!
Çocuk tecavüzlerinin hepsi ortaya çıkmıyor maalesef… Kim bilir daha başka ne facialar var? Bu konuda çok zayıf kalınıyor. Yazık!

=====================================

Dostlar,

Tam bir oryantal çelişkiler tablosu değil mi??
Bir yandan ülkede bacak kadar masum çocukların ırzına geçiliyor, sıklıkla aile içi “sapık büyükler” tarafından ve bu iğrenç insanlık suçu “insest” olguları halının altına süpürülüyor;
bir yanda ise Tayyip beyin sarayının giderlerine bu yoksul halk yetişemiyor.. Bunca ölçüsüz ve Bütçe yasasına / namusına aykırı harcama yapanlar ise kendilerince “Müslümanlığı” kimseciklere bırakmıyor!?.. Onların secde gören alınları, herhalde bu günahları işlemelerine
vize veriyor!? Ya da secdeye varan alınlar bu tür eylemlerin maskesi – korunağı mı oluyor?

Vah Türkiyem vaaah vaaahhh..

Bunca kokuş(turul)an bir toplum, zerrece kuşku yok, bedelini en ağır biçimde diyalektik olarak kaçınılmaz biçimde ö-de-ye-cek-tir..

Ya da “ilahi” bakacaksanız, Allah bile bunca pisliğe tahammül edemeyecek ve merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok yerinde deyimiyle bu “kötülük toplumu” nu en şiddetli biçimde mutlaka cezalandıracaktır.. Gerçekte bunca zillet ve sefalet, aslında söz konusu kokuşmanın kaçınılamaz bedeli olarak ödenmiyor mu? Yoksa rastlantı mı??

Halk otobüsünde tutamak demirlerine asılarak bir yobazın şortlu genç hemşire Ayşegül’e uçan tekme savurması ve gerekçeleri, içine sürüklendiğimiz yangının bir başka alameti değil mi??

AKP  – RTE otoriter – totaliter monarşik iktidarı bu hazin çöküşe çare olabilir mi?
Neden olan ve neden olmaya devam eden çözüm üretebilir mi?
İlkokul çocuklarına “Arapça” dayatması, herhalde en saf iyimserleri bile uyarmalıdır!

AKP – RTE’nin artık kendini toplaması için pek zaman kalmadı korkarız..

Ülke göz göre bir iç çatışmaya sürükleniyor!
Görmeyen ve duymayan aymazdır (gafildir)!
Görüp – duyup düzeltmeyen yetkililer, devlet ehli sapkın (dalalet içinde)ve hatta haindir!

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

TÜRKİYE AKP-RTE’nin CEHENNEMİ KISIR DÖNGÜSÜDEN ÇIKARILMALIDIR..


TÜRKİYE AKP-RTE’nin
CEHENNEMİ KISIR DÖNGÜSÜDEN ÇIKARILMALIDIR.. 


Dostlar
,

Saygıdeğer okurumuz – yazarımız Prof. Dr. D. Ali Ercan Hocamız,
Özgecan Aslan cinayeti üzerine sitemizde yer verdiğimiz

Özgecan Aslan‘ın katil zanlılarından baba Necmettin Altındöken’in
dehşet dolu ifadesinde, kan donduran ayrıntılar ortaya çıktı..
(http://ahmetsaltik.net/2015/02/18/ozgecan-aslanin-katil-zanlilarindan-baba-necmettin-altindokenin-dehset-dolu-ifadesi/başlıklı yazımıza bir yorum getirmiş :

***

Özgecan cinayetinin, 2015 Türkiye toplumu için beklenmeyen, çok sürpriz bir olaymış gibi algılanmasını garipsiyorum. Ortalama zekası 90 olan ve kadını 2. sınıf gören bir dinin etkisinde henüz bir Ortaçağ’ı yaşayan geri bir (Ortadoğu) toplumunda, örneğin 7 yaşındaki çocukların eline bıçak verilip Kurban Bayramında kuzu kesmeleri teşvik ediliyorsa,
yani genç erkekler potansiyel birer katil olarak yetişiyorsa,
hangi insancıl değerlerden bahsedebiliriz ki?

Bence Türkiye’deki 30±10 yaş aralığındaki ergen erkeklerin en az yarısı psikopattır
ve bunların en az binde 5’i derhal bıçağa sarılacak yapıdadır.
Yani en az 100 bin katil adayı serseri mayın gibi aramızda dolaşıyor.æ

*****
Sayın Prof. Ercan’ın öngörüleri dehşet verici..

..“30±10 yaş aralığındaki ergen erkeklerin en az yarısı psikopattır..” saptaması
umarız epey abartılıdır. Çünkü “Psikopati” ağır bir ruhsal bozukluk kategorisidir.

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) 2001’de yıllık Raporunu (World Health Report 2011)
“World Mental Health” olarak yayımlamıştı. Verdiği rakamlar ürkütücü idi :

The world health report – 2001 Mental health : new understanding, new hope

  • ” The 2001 report focuses on the fact that mental health -neglected for far too long- is crucial
    to the overall well-being of individuals, societies and countries. 
    The report advocates policies that are urgently needed to ensure that stigma and discrimination
    are broken down and that effective prevention and treatment are put in place.”

Bir alıntı daha :

Dünya nüfusunun ¼’ü ruhsal olarak rahatsız!
450 milyon insan ruhsal açıdan sıkıntı içinde..
Depresif bozukluklar 4. sırada hastalık nedeni (15-44 üretken yaş diliminde)
Dünyada her yıl 1 milyon insan intihar ediyor!
– Sürekli stres altında yaşama, tehlikeli koşullar, istismar, sağlıksız ortamlar,
GELECEK ÜMİDİNİN YİTİRİLMESİ gibi nedenler,
yoksulların daha çok ruhsal sorun yaşamasının nedendir…

****
Burada kullanılan terminolojiye dikkat; altını çizdik :
– ruhsal olarak rahatsız
– ruhsal açıdan sıkıntı içinde

***
10 Ekim 2007 Dünya Ruh Sağlığı Günü açıklaması özetle şöyle :
10 Ekim 2007 : DÜNYA RUH SAĞLIĞI GÜNÜ Türkiye’nin ruh sağlığı bozuk !

  • “Türkiye’de 18+ yaş kişilerde ruhsal bozukluk görülme sıklığı % 17.2 !
    Her 5 kişiden birinin de ruhsal sağlık sorunu yaşadığı ortaya çıktı. Bu durum, Avrupa’da
    her 4 kişiden birinin ruh sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. Ruh Sağlığı Platformu üyeleri, Türkiye’de Ruh Sağlığı Yasası‘nın en geç 2008 yılına dek çıkarılması gerektiğini belirterek,
    ruh sağlığının koruyucu sağlık hizmetleri ile entegre edilmesi gerektiğini söylediler.
    (
    Cumhuriyet, 11.10.07)

*********
Şimdi yapılması gereken belli :

  • “Sürekli stres altında yaşama, tehlikeli koşullar, istismar, sağlıksız ortamlar,
    GELECEK ÜMİDİNİN YİTİRİLMESİ gibi nedenler,
    yoksulların daha çok ruhsal sorun yaşamasının neden..”
  • DSÖ saptamasının gereklerini yapmak.. =
    Türkiye özelinde AKP ve RTE’den kurtulmak!

Ama Yüce TBMM ne ile meşgul??
İÇ GÜVENLİK YASA TASARISI (!)..
Meclis’te kafa göz kırarak, nerdeyse CHP’lileri – HDP’lileri öldürecek kadar…

Ve bu gün 3-4 kadın cinayeti – şiddeti – ırza geçme daha var ülke genelinde…

Biz de itiraf edelim, hiç bu denli gerilmemiş ve kaygılanmamıştık..

12. CB – Yarıbaşkan RTE Elazığ’da bu gün da Anayasayı bir kez daha çiğneyerek
Başkanlık rejimi için halktan “partisine” oy istedi. “Partisine” diyoruz çünkü ilişkisini kesmiş değil. Anayasa gereği CB görevine başlarken ettiği yemini ayaklar altına almış durumda..
Yarın da Malatya’da benzer çağrıyı yapacak.. Halkın %70’i Başkanlık sistemine yandaş imiş..
Tam bir algı yönetimi.. Oysa gerçek veriler tam da tersi..

Ayrıca Bay RTE TBMM’deki sözde “İç Güvenlik Yasa Tasarısı” nın da er ya da geç geçeceğini söyleyerek bir kez daha yansızlığını yitirdi.. “Partisine” kamuoyu önünde apaçık talimat verdi..
Ek olaraki bu Tasarı TBMM’den geçerek önüne geldiğinde hiç sorun çıkarmadan, yayımlanmak üzere hemen Resmi Gazete’ye yollayacağını da açıklamış oldu..
İhsas-ı rey oldu Anayasa gene çiğnenerek..

***

Yurt genelinde şiddet, yoksulluk, ağır kış koşullarında iflas eden yerel yönetimler ve
ulaşım hizmetleri sorunu sürüyor.  İŞSİZLİK artık saklanamıyor..
Resmen % 10,7 ve son 4 yılın en yüksek rakamı..
Son 1 ayda TL 1 Dolar = 2,27 TL’den 2,47’ye değer yitirerek % 9 dolayında enflasyon yaşanmış ve insanımız – ülkemiz yoksullaştırılmıştır. Bu hazin tablodan da Bay RTE, TCMB Başkanı’na “çatarak”, “faiz indirimi dayatarak” -ama bunu da başaramadan- doğrudan sorumludur.
(Bu konuyu sitemizde kapsamlı yazdık (http://ahmetsaltik.net/2015/02/09/29809/):

RTE’nin TCMB’na Çatmasının Arka Yüzü ve Ülkeye Muazzam Maliyeti..

*****
Bay RTE’nin ödü patlıyor 2013 Haziran Gezi eylemleri benzeri bir direniş olur mu diye!
O yüzden daha şimdiden gözdağı ve polis devleti uygulaması ile faşizme kayıyor..
Hem 7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarından kaygılı hem de öncesinde sivil itaatsizlik eylemlerinden, meşru direniş hakkını kullanarak sokaklara inecek kitlesel eylemlerden..

On milyonlarca insanımız ise ay – nen Dünya Sağlık Örgütü’nün çizdiği ağır tablo içinde..

  • “Sürekli stres altında yaşama, tehlikeli koşullar, istismar, sağlıksız ortamlar,
    GELECEK ÜMİDİNİN YİTİRİLMESİ gibi nedenler,
    yoksulların daha çok ruhsal sorun yaşamasının nedendir…”

Bu tablodan AKP’ye iktidar çıkmaz!
Herkes, öncelikle de AKP ve Erdoğan derhal aklını başına almalıdır.

11. CB Abdullah Gül bile bu gün verdiği demeçte söz konusu yasa tasarısının düzeltilmesi gereken yanları olduğunu, bunu tavsiye ettiğini, geçmişte polisin kimi yetkileri istismar ettiğini gördüklerini, yasal düzenlemelerin konjonktürel (duruma göre..) olmaması gerektiğini vurguladı.

AKP ve Erdoğan Türkiye’de fiili bir sivil darbe yapmışlardır.
ANAYASA ASKIDADIR ve Bay Erdoğan mutlak – tek egemendir.
Bu durum Türkiye’yi neredeyse 1. Meşrutiyet öncesine savurmuştur.

  • Erdoğan, 2. Abdülhamit kadar / belki daha fazla yetki kullanmaktadır!

  • Ülkemiz, artık “meşruluğunu yitirmiş” bir siyasal iktidarca yönetilmektedir.

    Tarih bize bu dönemlerin çok uzun sürmediğini – sürdürülemediğini,
    HALKLARIN HAKLARINI ER YA DA GEÇ ALDIKLARINI öğretiyor..
    Despotlaşan – Neronlaşanlardan – Hitlerleşenlerden… de hesabını mutlaka
    ve acı biçimde sorarak!

    Bir kez daha çağrımızdır : Ülke hızla normalleştirilmelidir.
    Başbakan Davutoğlu yaşamının kumarını oynamaktadır.
    Üstüne düşen tarihsel görevden, sorumluluktan kaçmamalı ve bu cehennmi kısır döngüyü durduracak tüm çabaları hem de ivedilikle sergilemelidir.

    Sevgi ve saygı ile.
    20 Şubat 2015, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net

Tayyip’i böyle tehdit ettiler!

Tayyip’i böyle tehdit ettiler!

Tayyip’i böyle tehdit ettiler!

Sebahattin ÖNKİBAR

Önceki akşam Gazıosmanpaşa’da eski bir bakanın bürosunda karşılaştığım
AKP’li merkez sağ kökenli bir milletvekili ile aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Yüce Divan komisyonuna yapılan baskı TBMM’nin hür iradesine darbe değil mi?

-Teorik olarak öyle.!

-Peki “Yolsuzluk yapan kardeşimiz de olsa, kolu kesilir.” diyen Davutoğlu’nun çiğnenmesi?

-”Hoş olmadı ancak AK Parti seçmeni ve kamuoyu bunları çok önemsemez zira
Tayyip bey AK Partinin hala her şeyi.”

-Üyelerini Abdullah Gül’ün atadığı mahkemeye güvenmiyoruz açıklaması olacak şey midir?

-”Teorik olarak izahı zor ama unutmayın Tayyib Bey’in büyük bir şansı var.”

-Nedir o ?

-”Birincisi liderliği yani algı yaratmada ustalığı .. İkincisi karşısında zerre  inandırıcılığı ve itibarı olmayan bir muhalefetin varlığı. Sayın Kılıçdaroğlu ile Sayın Bahçeli hem AK Parti  hem de Tayyip Bey’e çıkan büyük bir piyangodur. Bu şartlarda bile AK Parti %50’lere ise bunun sorumlusu, ‘olmayan‘ muhalefettir.”

-Tayyib Bey’in 4 bakanı  ısrarla sahiplenmesi  neden?

-”Yakından biliyorum iki tanesi Sayın Erdoğan’la görüşmesinde örtülü olarak
tehdit etmişler. Bildiklerimizi anlatırız.. falan demişler.”

-Tayyip Bey bu tehdide susmuş mu?

-Bana anlatılana göre ağır hakaretlerle makamından kovmuş ama yine de sahiplenmek  zorunda kalmış çünkü Sayın Erdoğan Yüce Divan olayını kendini tasfiye projesi olarak görüyor.

-AKP Meclis gurubu tavrı ne olur?

-”Oylama gizli olduğu için özellikle üç dönemlikler arasından bir tepki olacak
ancak sınırlı olur.”

-Bu teslimiyet değil mi?

-”Siyaset güce eğilir ve ondan biçimlenir. Şu gün için AK Parti dışında bir iktidar alternatifi yok. Ayrıca AK Parti gurubu da Tayyiph Bey’in kuşatıldığını görüyor ve O’nu sahiplenmeyi görev biliyor.”

Diyalog bu, yorum sizin!

TAYYİP VE FETHULLAH ÖLÜRSE BUNLAR OLUR?

Tayyip Erdoğan’a emrihak vaki olur  yani ölürse, Abdullah Gül nerede kalmıştık der
ve siyasi mirası sahiplenmeye kalkışır. 

-Fethullah vefat ederse Cemaat anında paramparça olur ve başlangıtça en az üç,
sonrasında
7-8 parçaya ayrılır.

-Tayyip ölürse Bilal Erdoğan ya yurdu terk eder ya da hakkında onlarca dava açılır.

Fethullah vefat ederse yeğenleri ile cemaat abileri arasında miras kavgası başlar.

Tayyip ölürse AKP inişe geçer,Yüce Divanlar ardı ardına kurulur.

-Fethullah vefat  ederse bürokrasideki haşhaşileri başka radikal İslamcı guruplara savrulur.

-Tayyip ölürse itiraflar tezahür eder ve gizli olan pek çok şey adım adım afişe olur.

-Fethullah ölürse CIA ile Mossad yeni bir önder isim aramaya kalkar.

NOT: Biz ikisine de uzun ömürler diliyoruz..

ERDOĞAN, DEMİREL’E NİYE GİTTİ?

Tayyip Erdoğan’ın Demirel ziyaretine kardeşi Hacı Ali’nin vefatına başsağlığı denmesi   ambalajdır zira aynı Erdoğan Nazmiye Demirel vefat ettiğinde böyle bir ziyareti yapmamıştı.

Hadise başsağlığı adı altında ortak fotoğraf verme hesabının ürünüdür.

Evet, Tayyip Erdoğan artık Demirel’le bile beraber görünme ihtiyacı içinde
zira tümden kuşatıldığının farkındadır.

ABD ve AB ile ipler kopma noktasına gelmiş,
İsrail ise F Tipi örgüt aracılığı ile hücumdadır.

Keza TÜSİAD gibi içerdeki egemenler de karşısındadır.

İşte böyle bir süreçte kimi çevreler tarafından hala sembol görülen Demirel’le resim vermeyi uygun bulmuş ki, böyle bir resim TSK tarafından iyi karşılanacağı hesaplanmış.

KİLİSEYE EVET CEM EVİ’NE HAYIR

İstanbul’da 90 küsur Kilise var.
Peki Hıristıyan Cemaat toplamı ne kadar mı?
Ancak bir Kiliseyi dolduracak kadar!
Realite bu iken Davutoğlu ferman yayınladı:

-”Türkiye olarak İstanbul Yeşilköy’de yeni bir Kilise inşasına omuz vereceğiz..
Arsası bizden”

Pardon ama, o kilisede martılar mı ibaret edecek, hani cemaat nerede?

Buna karşılık Türkiye’de on küsur milyon Alevi‘nin ibadet ihtiyacına set olunuyor.
Kilise yapımına destek, Cem Evi’ne köstek AKP’nin temel politikası bu.

Anadulu’yu Türkleştirip vatan yapan Aleviler, hala öz yurdunda garip ve paryadır!
(AYDINLIK, 7.1.15)

AYM’den çok sevindirici kararlar


AYM’den kritik – sevindirici kararlar
02 Ekim 2014 Perşembe, 17:51


Dostlar
,

Anayasa Mahkemesinden çok sevindirici kararlar..

Hukuk tanımayan, hukuku oyuncak durumuna indirgeyen, TBMM’yi iktidarın noterine çeviren (TBMM de bunu reddetse ya!?) AKP – RTE’ye tokat gibi kararlar…

Hem bu 6552 sayılı hukuk garebeti – ucubesi Torba Yasanın Anayasaya
apaçık aykırı 4 maddesini AYM’ne hızla taşıyan CHP’ye, hem de hızla, 15 gün içinde başvuruyu sonlandıran ve demokratik hukuk devleti ile bağdaştırılması olanaksız
kritik yasal düzenlemeleri iptal eden AYM’ne burada açıkça teşekkür ediyoruz..

TBMM’nin de artık iktidarın oyuncağı olmaktan çıkarak, Güçler Ayrılığı‘na uygun
kimlikli – kişilikli bir duruşun yakıştığını özellikle anımsatmak isteriz.
Parlamenter demokrasilerde Meclisler, Yürütme’nin hukuk içinde kalmasını sağlayan temel kurumdur. Meclis siyasal iktidarın noteri değildir.

Cumhurbaşkanlığı makamı da bir başka denge – denet makamıdır (check & balance).
12. CB – Yarıbaşkan RTE, önüne gelen (10 Eylül 2014) 146 maddelik kırkambar
Torba Yasayı ertesi gün (11 Eylül) yayımlanmak üzere yolladı.
Bunca kapsamlı yasayı 1 günde nasıl da irdeleyebildi??

TİB BAŞKANI’NIN SİTE KAPATMA YETKİSİ İPTAL

Anayasa Mahkemesi aldığı kararlarla, hükümetin TYorba yasayla, Başbakanlık Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) verilen “4 saat içinde internet sitesi kapatma” yetkisini iptal etti. İnternet sitesi kapatmak ya da erişimi engellemek için
ancak mahkeme kararı geçerli olabilecek. Cumhurbaşkanı seçiminin hemen ardından TBMM’den geçen ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın da onayladığı ilk yasa olan Torba Yasada yer alan düzenlemede, TİB Başkanı’na “Milli güvenlik”, “kamu düzeninin korunması” ve “suç işlenmesinin önlenmesi” gibi nedenlerle ve “gecikmesinde sakıncalı bulunan hallerde” bir internet sitesini 4 saat içinde kapatma yetkisini verilmişti.
AYM kararı sayesinde, artık internet siteleri idare tarafından değil, ancak bir yargı kararı olursa kapatılabilecek.

BİLGİLERİNİ TOPLAYAMAYACAK

Yine AYM kararı uyarınca, Torba Yasayla TİB’e verilen internet trafik bilgilerini toplama yetkisi de kaldırıldı.

Abdullah Gül’ün “RAHATSIZ OLDUM” DEDİĞİ DÜZENLEME İPTAL EDİLDİ! 

Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği TİB konusundaki düzenleme, daha önce de
Türkiye gündemine girmiş ve tartışmalara neden olmuştu.

İnternet Yasası TBMM’ye geldiğinde, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
yasada TİB başkanı’na doğrudan site kapatma yetkisi veren hükümlere itiraz etmişti.
Nitekim o dönemde Cumhurbaşkanı olan Gül’ün isteği üzerine TİB Başkanı’na verilen bu yetki kaldırılmış, Gül de bunun üzerine yasayı onaylamıştı.

Ancak Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra TBMM’de kabul edilen son Torba Yasaya bir madde eklenerek, TİB Başkanı’na site kapatma yetkisi tanınmıştı. Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan ise, bu makamda önüne gelen ilk yasa olan torba yasayı onaylayarak, TİB Başkanı’na site kapatma yetkisinin yürürlüğe girmesini sağlamıştı. Anayasa Mahkemesi, Gül’ün o dönemde “rahatsız oldum” dediği  düzenlemeyi iptal etmiş oldu.

ÖZELLEŞTİRME İPTAL KARARLARI UYGULANACAK

Anayasa Mahkemesi, özelleştirmeler konusunda da çok önemli bir karara imza attı.
Daha önce Çeşme Limanı, Kuşadası Limanı, ETİ alüminyum gibi büyük özelleştirmeler yapılmış, ancak mahkemeler uzun bir inceleme süresinin ardından bu özelleştirmelerin kimisi hakkında, çeşitli nedenlerle iptal kararı vermişti.

AKP Hükümeti de bunun üzerine, özelleştirmelerin üzerinden beş yıl geçtikten sonra mahkemelerin vereceği “iptal” kararlarının uygulanmayacağı yolunda bir
Bakanlar kurulu kararı almıştı.

Danıştay bu Bakanlar Kurulu kararını iptal etmişti.
Danıştay’ın bu kararı üzerine, AKP Hükümeti konuyu yasalara taşıyarak, özelleştirmelerin üzerinden 5 yıldan çok zaman geçmesinin ardından mahkemelerin vereceği iptal kararlarının uygulanmayacağına ilişkin bir yasa çıkarmıştı.
Anayasa Mahkemesi 2012’de bu yasayı iptal etmişti. Ancak Torba Yasaya (6552 sayılı, 11.9.14 tarihli) konulan yeni bir hükümle, bu konu yeniden yasalaştırılmak istendi.
Anayasa Mahkemesi bu gün (02.10.14) aldığı kararla, ikinci kez bunu iptal etmiş oldu.

MEMURLAR, MAHKEME KARARIYLA ESKİ GÖREVLERİNE “HEMEN” DÖNECEK

Anayasa Mahkemesi’nin bugün verdiği kararlardan biri ise, 17 ve 25 Aralık 2013 soruşturmalarının ardından başta Emniyet olmak üzere, Devlet kadrolarındaki görevden almaları yakından ilgilendiriyor.

Çıkarılan Torba yasalar konan hükümlerle, görevden alınan Daire Başkanı ve üzerindeki kadrolar ile Emniyet personeli hakkında mahkemelerin vereceği “iptal”
ve “göreve iade” kararlarının “2 yıl içinde uygulanabilmesinin” önünü açmıştı.
Oysa eski düzenlemelerde, mahkemelerin vereceği göreve iade kararlarının
en geç bir ay içinde uygulanması öngörülüyordu.

(AS: Bu en geç “1 ay içinde uygulanacak” yargı yaygın ama yanlıştır. Mahkeme kararları hemen – gecikmeden uygulanır. İptal kararı verildiğinde idarenin hukuk dışı işlem – eylemi bütün sonuçlarıyla “hemen” ortadan kalkar.. İdarenin bu doğrultuda adım atması için 30 gün zamanı yoktur! Kaynak : AÜ SBF Prof. Onur Karahanoğulları;
İdare Hukuku ders notları..)

Anayasa Mahkemesi, “göreve iade kararları iki yıl içinde uygulanır” hükmünü iptal etti.
Böylece, görevden alınan kamu görevlilerinin mahkemeye gidip, “göreve iade” kararı almaları halinde, en geç bir ay içinde eski görevlerine atanmalarının yolu yeniden açılmış oldu.

GÖREVE İADE ETMEYEN AMİR CEZA GÖREBİLECEK

Yine görevden almalar konusunda Anayasa Mahkemesi bir başka önemli karara daha imza attı. AKP Hükümeti Torba Yasa ile görevden alınan kamu personelini, aksi yöndeki mahkeme kararlarına karşın eski görevlerine iade etmeyen amirler hakkında
“ceza soruşturması açılmayacağını” yasalaştırmıştı.
Bir bakıma Türk Ceza Yasası’nın ilgili hükümlerini ortadan kaldırıyordu!

Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Böylece, görevden alınıp, mahkeme kararıyla göreve iade edilen memurları, eski görevlerine atamayan amirler hakkında
ceza soruşturması açılabilecek.

Anayasa Mahkemesi, görevden alınan memurların iki yıl göreve dönmelerini engelleyen yasayı iptal etti. AYM, TİB’in yargı kararı kararı olmaksızın internet sitelerini 4 saat içinde kapatma yetkisi veren düzenleme ve internet trafiğini
kayıt altına alma yetkisini de iptal etti.

AYM'den kritik kararlar
ANKARA – Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) başvurusu üzerinde Torba Yasada yer alan 4 maddeyi iptal etti.
Torba Yasayla (AS: 6552 sayılı 11.9.14 tarihli RG’de yayımlanan) getirilen;
– Üst düzey bürokrat ve kolluk kuvvetleri ilgili yapılan görevden alınma gibi kararların 2 yıl içinde yerine getirilmesini öngören yasa maddesini anayasaya aykırı bularak iptal etti.
– Mahkeme kararlarını yerine getirmeyen kişilerle ilgili ceza soruşturması açılamayacağı yönündeki hükmü iptal eden AYM,
– Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) internet sitelerini 4 saat içinde kapatma yetkisi veren düzenleme ve
– TİB’e verilen internet trafiğini kayıt altına alma yetkisini de iptal etti.
148 maddelik (AS: 146 madde) (6552 sayılı) Torba Yasa başlangıçta
Soma’da yaşamını yitiren 301 madenci ve madencilerin sorunlarını çözmek için hazırlanmıştı ancak ilerleyen süreçte madencilikle ilgili olmayan birçok düzenleme yasaya dahil edildi. CHP, 148 maddelik (AS: 146 md.) Torba Yasada yer alan kimi maddelerin yürürlüğünün durdurulması ve iptali için 15 Eylül 2014 Pazartesi günü AYM’ye başvurmuştu. Torba Yasada anayasaya Aykırılık oluşturan 11 madde belirlediklerini belirten CHP, 4 madde için 60 günlük süreyi beklemeden AYM’ye başvurmuştu. CHP, kalan 7 maddeyi de 60 günü beklemeden AYM’ye götüreceğini belirtmişti. (Cihan)

**********

Biraz nefes alma olanağı bulduk..

AKP faşizmi artık ülkeyi yaşanmaz duruma getirmiştir.
Türkiye, kurumlaşmış yapıları ile AKP – RTE’nin çağdışı rejim heveslerini önleyecek güçte ve birikimdedir. Hiç kimsenin gücü ülkemizi çağdışı bir rejime sürüklemeye yetmeyecektir.

Ankara’da yargıçlar vardır ve olmaya devam edecektir.
AKP – RTE ayağını denk almalı, haddini bilmelidir.
RTE sık sık söylerdi : “Herkes haddini bilecek..”
Sen de bileceksin..

Sevgi ve saygıyla.
02.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net