Rejim Güçleri mi?

Rejim Güçleri mi?

Zahide UÇAR 

ABD, BOP adıyla bir proje ortaya koydu. Saklamadılar. Bu bir Haçlı Seferidir dediler. Haçlılar nasıl yağma için Haçlı Savaşlarını başlattı ise… Küresel şirketler de, ABD ÜZERİNDEN Ortadoğu’nun yer altı ve yer üstü kaynaklarını yağmalamak için, 21. yy’ın haçlı savaşını başlattı. Üstelik kendileri için savaşacak taşeronlar da buldular. Suud Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE gibi ülkeler finansör olacak, Türkiye gibi ülkeler de savaşacaktı.

Yandaş Dilipak bile, ABD’li yetkililer ile bu konuda anlaşarak AKP’nin iktidar olduğunu açıklamak durumunda kaldı. Soros; ‘Türkiye’nin en iyi ihraç malı ordusudur’ dedi. Türk askerinin küresel şirketler adına savaşmasını istiyorlardı.

Ergenekon, Balyoz ve türevi kumpaslar, Türk Ordusu’nu vekalet savaşlarına razı etmek için yapıldı.

Türk askerini Suriye ile savaştırmak isteyenler, Türk Halkının direnişi ile karşılaştı. Bu direniş karşısında askeri Suriye’ye direk sokamayan AKP, Muhalif dedikleri unsurlar ile Suriye’ye girdi. Suriye’nin Kuzeyi boşaldı. 7 milyon Suriye vatandaşı, denetimsiz bir biçimde Türkiye’ye dağıldı. Suriye’nin Kuzeyine PKK yerleşti. BOP işliyor, PKK koridoru açılıyordu. Gerçekte ise;
Büyük İsrail’in ikinci parçası kotarılıyordu.

AKP, BOP peşine takılarak İsrail koridorunun yolunu açmıştır.
Suriye sınırımızı, mayın temizleme bahanesi ile 49 yıllığına İsrail’e vermeye kalkan AKP Genel Başkanının hedefi neydi? Bu sorunun cevabını bilen var mı?
* *
Savaş ne zaman zorunludur?
Vatan tehlikeye düştüğü zaman savaş zorunludur.
Vatan tehlikede değilken savaş bir cinayettir.
* *
En başında, Türkiye’nin çıkarı düşünülerek hareket edilseydi, Türkiye komşularımızla birlik oluştururdu. Türkiye Suriye, Irak, İran ile işbirliği yapsaydı, bugün Güney sınırımızda PKK, ABD, Rusya, İran olmazdı. Akdeniz’de kıta sahanlığı sorunu da yaşamazdık.

Şehitlerimiz geliyor. Yüreklerimiz yanıyor. Neden? Birinin Emevi Camisinde namaz kılma sevdası, Türkiye’yi haksız bir savaşın içine soktu. Suriye Devleti ülkesinin bütünlüğünü korumak için haklı bir savaş veriyor. Dinimizin de izin verdiği gibi, vatanı işgal edildiği için kurtuluş savaşı yapıyor.

  • AKP ne uğruna Suriye ile savaşmanın bütün koşullarını oluşturuyor?

    * *
    AKP’nin Suriye konusunda hedefi nedir? Türk Milleti olarak bunu biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Türk Milletinin Ordusu savaşıyorsa, milli mutabakat olmalıdır. TBMM acilen toplanmalı, Suriye’de hedeflenen ne ise, muhalefete anlatılmalı, ortak bir karar alınmalıdır.

Türkiye’nin Suriye politikası gözden geçirilmelidir.

  • Türkiye Rusya ve İran ile karşı karşıya getiriliyor.

Askerlerimiz öldükçe yüreğimiz yanıyor. Yüreğimiz yandıkça, Suriye ile doğrudan savaşa girmek için kamuoyu ikna olur. Savaşa karşı çıkanlar da vatan hainliği ile suçlanır.

  • En başından beri ABD’nin istediği Türkiye-Suriye savaşıdır.

Ergenekon, Balyoz, Casusluk adıyla kurulan kumpaslar Orduyu zayıflattı. 15 Temmuz operasyonu ile altın vuruş yapıldı. Operasyon Suriye kumpası ile devam ediyor.

Türkiye ABD veya bir başka ülke adına savaşamaz. Türkiye vatanımız tehlikeye düştüğünde savaşmak zorundadır. Vatanımız tehlikeye düştüğünde biz milletçe savaşırız ama Kore’de olduğu gibi, Suriye’de ABD adına savaşmaya HAYIR diyoruz.

  • Suriye savaşı 3. Dünya Savaşını başlatabilir!

Rusya Suriye’de elde ettiği kazanımlarını terk etmeyeceğine göre, Suriye’de Rusya ve İran ile de savaşmayı mı düşünüyorlar?

Hangi akılla Türk askeri teröristlerle Suriye Ordusu arasına yerleştirildi?
* *

Bütün kanallarda ‘rejim güçleri’ diye bir cümle türettiler. Rejim gücü deyince meşru olmaktan çıkıyor mu? Rejim güçleri değil, Suriye Devletinin meşru ordusu. Her devletin kendini savunma hakkı da vardır, zorunluğu da… Esat Suriye Devleti’nin meşru başkanıdır. AKP’nin Esat düşmanlığı bu gerçeği değiştirmez. Konuşacaksanız, düşman da olacaksanız, savaşmayı da düşünüyorsanız, bu gerçek üzerinden hesap yapmak zorundasınız.

Suriye ile doğrudan sıcak savaşa girdiniz!

Türkiye’deki 7 milyon Suriye vatandaşının içinde ne kadarı Muhaberat ajanı var biliyor musunuz? Suriye’ye teröristlerin geçişine göz yuman siyaset, Suriye’nin sivil görünümlü güvenlik elemanlarını Türkiye’ye sokmadığını söyleyebilir mi?
* *
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Türkiye’ye geldi. Türkçe konuşarak, “Bugün İdlib’de, sahada şehidimiz var. Başınız sağ olsun..” dedi (!)!
Yemeye hazırlandığı avına tuzak yem uzatır gibi..
Başsağlığı mesajları yayınlayan ABD, 2020 bütçesinde de PYD’ye 200 milyon dolarlık bütçe teklif raporu hazırladı…
NATO Türkiye’ye destek mesajı verdi.
Bir NATO ülkesi olan Türkiye’yi NATO ülkesi olmayan Suriye’ye sok. Sonra’da üyemize yardım ediyoruz diye ülkeye çök.

Şeytanla buğday eken samanını alır (atasözü).

Yıllardır diyoruz ki;
Asıl hedef Türkiye!
Gün gelir ülkemizi korumak zorunda kalırsak, Türk Ordusu Rejim Gücü mü olacak? Ülkeyi böyle karanlık bir tünele sokmaya kimin hakkı var?
* *
Sabahattin Önkibar bir iddiayı dillendirdi. İddiaya göre CIA, Malezya’dan Türkiye’ye gemi ile gelen 3 milyar dolara el koydu. Bu para kime ait?

AKP Genel Başkanı birden Ukrayna’ya gitti. Ukrayna Ordusu’na 200 milyon Lira verdi. Rusya mesajı aldı. Olan bizim çocuklarımıza oldu. 13 şehit verdik.

AKP’nin eski bakanlarından ve CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener, Kanal İstanbul projesinin gündeme getirildiği zamana dikkati çekerek,

  • “Dünyada böyle saçma bir proje yoktur.
  • Erdoğan’ın mal varlığı Türkiye’nin milli güvenlik sorunu haline gelmiştir.”

ifadelerini kullandı. (Kaynak Yeniçağ: Abdüllatif Şener: “Erdoğan’ın mal varlığı milli güvenlik sorunu haline gelmiştir.”)

Bu durumda şu sorulara yanıt arıyoruz:

ABD birilerinin mal varlığı üzerinden şantaj mı yapıyor?
CIA’nın el koydu dedikleri 3 milyar dolar kime ait?
Şantaj amaçlı mı el kondu? Bu daha bir ilk mi dediler?
Mafya yöntemi ile hareket eden ABD, el koydu denilen 3 milyar ile kimi topuğundan vurdu?
ABD’ye dümen kırmanın altında şantaj mı var?

* *
ABD (AB, İsrail) ile birlik olmak, Güney sınırımıza PYD (PKK)’nin yerleşmesini, yani;
İsrail koridorunun açılmasını kabul etmek demek değil midir?

NATO müdahalesi ile Libya üçe bölündü. Suriye’nin parçalanmasından Türkiye ne elde etmeyi bekliyor?
Suriye parçalanırsa, Yahudi koridoru hayata geçecek. Güneyimize PYD görünümlü İsrail yerleşecek. Yoksa istenen bu mu?
* *
Almanya, İsviçre hesap bilgilerini şantaj olarak kullandı denilmişti. ABD mal varlığı üzerinden şantaj yapıyor. Ya Rusya? Rusya 15 Temmuz üzerinden, yardım bahanesi ile Türkiye’de çok fazla istihbarat toplama olanağına sahip olmadı mı?
Yarın Rusya da şantaj yaparsa ne olacak?
* *
Birilerinin mecburiyetleri Türkiye’nin mecburiyeti haline getirilemez.
Kim ne söyleyecekse bugün söylesin. (14 Şubat 2020)

BERABER YÜRÜDÜK

BERABER YÜRÜDÜK

Suay Karaman

28 Ağustos 2008 ile 27 Ağustos 2010 arasında 26. Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Orgeneral İlker Başbuğ, 14 Nisan 2009’da Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada cemaat ile tarikatların demokrasi dışı yapılanmaları ve TSK aleyhinde olumsuz çalışmalar yaptığı üzerinde durmuştu. Bu konuşma ile FETÖ’nün hedefi olduğu gibi FETÖ ile beraber yürüyenlerin de tepkisini çekmişti.

28 Ocak 2020’da bir TV kanalında programa katılan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamaları kimi beraber yürüyenleri kızdırdı. Kızmalarının nedeni ise Başbuğ’un FETÖ’nün siyasi ayağına ilişkin söylediği sözlerdi. Özellikle görev süresinde yaptığı kimi hatalara karşın, İlker Başbuğ’un bu TV programındaki konuşmaları çok önemlidir.

Herkesin FETÖ’nün siyasi ayağını arayıp da bulamadığı bir ortamda Başbuğ, “Ergenekon’dan Çıkış” kitabında yazdığı somut olayları TV programında anlattı ve şunları söyledi:

    • “FETÖ’nün siyasi ayağı var mıdır? Vardır. Yok dersek, gerçeği inkâr olur. Askere sızmış, polise sızmış, yargıya sızmış, üniversiteye sızmış bir örgütün siyasal partilere sızmadığını düşünmek akla ziyandır. Mutlaka vardır, hatta her partide de vardır. Kimdir? Bu konuda ben karar verici ya da yorum yapıcı olamam. Bunu yargının çıkarması lazım. Ama burada siyasi iradenin de ağırlığını koyması lazım.”

25 Haziran 2009’da TBMM’de AB’ye uyum süreciyle ilgili olarak ‘Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ tasarısı görüşülürken gece yarısı 2 önerge verildi. 1. önergeyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesine ekleme yapıldı, 2. önergeyle aynı yasanın 250. maddesinin 1. fıkrasında değişiklik yapıldı. Her 2 önerge askeri yargının konusu olan kimi soruşturmaların FETÖ’nün elindeki özel yetkili mahkemelere geçmesini sağlayacak düzenlemeleri içermekteydi. Bu önergeleri verenler belli, önergelere katılanlar belli, oy verenler bellidir; o zaman FETÖ’nün siyasi ayağına ulaşmak kolaydır.

1. önerge ile asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmesi amaçlanmıştı. 2. önerge ile savaş durumu dışında askeri kişilerin askeri yerlerde işledikleri suçlar nedeniyle sivil mahkemelerde yargılanmasının önü açılıyordu. 2. önerge ile getirilen değişiklik Anayasanın 145. maddesine aykırıydı ama ‘ileri demokrasilerde’ böyle aykırılıkların olması doğaldı (!). Doğal olmayan, hukuk devletinde böyle bir uygulamanın olmasıydı. Buna “sivil darbe” adı verilmektedir. İlker Başbuğ tarafından Anayasaya aykırılığının kezlerce anlatılmasına karşın, bu yasanın dönemin cumhurbaşkanı tarafından nasıl onaylandığı da sorgulanmamıştır.

1. önerge 12 Haziran 2009’sa Albay Dursun Çiçek’e kurulan İrticayla Mücadele Eylem Planı kumpasıyla ilgiliydi ve bu sayede dosya, askerin elinden alınarak FETÖ’nün savcılarına teslim edildi. Bu olayla ilgili olarak Erzincan Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner de tutuklandı. 2. önerge ise 4 Mart 2009’da Kayseri’de Hava Kuvvetleri’nin bilgisayar sistemine sahte evrak sokan asker ve sivillerden oluşan gizli bir yapılanmayla ilgiliydi, FETÖ’cülerin suçüstü yakalandığı bir dosyaydı. Suçu işleyen askerler ışık evlerinde yetiştiklerini itiraf etmiş, FETÖ ile bağlantıları ortaya çıkarılmıştı. Asker, FETÖ’yü açığa çıkarmak için somut delil bulmuşken yasa değişikliği ile bu dosya da askerden alınarak FETÖ’cü savcılara teslim edildi. Bu iki önergeden en çok yararlananın FETÖ olduğu bellidir. Eğer bu iki değişiklik yapılmasaydı Kayseri ve Erzincan soruşturmaları sonucunda 2009’da bile FETÖ’ye ciddi bir darbe vurulabilirdi.

CHP ve MHP bu değişikliklere karşıydı. CHP, bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve 21 Ocak 2010’da iptal edilmesini sağladı. Ancak bu değişiklik, 12 Eylül 2010 halk oylamasıyla Anayasa değişikliği paketinin içine konarak, yasalaştı. CHP ve MHP, bu değişikliğe de hayır oyu vermişti. Bu halk oylamasından sonra yüksek yargı da FETÖ’cülerin denetimine girdi.

Bu önergelerden sonra kabul edilen yasa ile yaklaşık 70 general ve amiral ile 25 albay yargılandı, haksız yere ceza aldı ve hapse atıldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde çok geniş çaplı bir tasfiye gerçekleştirildi. Cumhuriyet değerlerine bağlı subayların Orduyla ilişikleri kesildi. Bu subaylardan boşaltılan yerlere de FETÖ’cü subaylar getirildi.

İlker Başbuğ, 6 Ocak 2012 ile 7 Mart 2014 arasında ‘silahlı terör örgütü yöneticiliği ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamalarından tutuklandı. Zamanın başbakanı Tayyip Erdoğan, İlker Başbuğ’un tutuklanmasının yanlış olduğunu ve bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi yaklaşımları da kesinlikle çok çirkin bulduğunu açıklamıştı.

Bugün o önergelere verdikleri imzalara sahip çıkanlar, FETÖ’nün kurduğu kumpasa da sahip çıkmaktadırlar. Buradan yola çıkarak, Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalara da sahip çıkmaktadırlar. O gün Ergenekon davasının savcısı olduğunu söyleyenler (AS: o dönemin Başbakanı RTE), bugün kandırıldıklarını söylemektedirler!

5 Şubat 2020’de AKP’nin grup toplantısında konuşan genel başkan Tayyip Erdoğan şunları söyledi:

  • “Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan eski bir Genelkurmay Başkanı, 25 Haziran 2009’da yapılan düzenlemeyi bahane ederek, Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Bu düzenlemenin amacı darbelere zemin hazırlanmasını önlemekti. Darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesinin önüne geçen yanlış bir uygulamanın düzeltilmesidir. Tüm partilerin desteği ile çıkarılan bir düzenlemenin üzerine FETÖ gölgesi düşürülmeye çalışılması en hafif tabiriyle Meclis’e saygısızlıktır.
  • Bütün milletvekillerini Başbuğ hakkında dava açmaya çağırıyorum.”

Bunun üzerine 25 Haziran 2009’da önergelerin altında imzası bulunan AKP milletvekilleri Bekir Bozdağ, Ahmet Aydın, Mustafa Elitaş, Mehmet Ceylan, Ahmet Müfit Doğan ve Yahya Doğan, genel başkanlarının talimatına uyarak, avukatları aracılığıyla savcılığa suç duyurusunda bulundular. İlker Başbuğ’un “FETÖ’nün siyasi ayağına yönelik iddialarına” aradan 10 gün geçtikten sonra suç duyurusunda bulunulması da dikkat çekicidir.

17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ardından, FETÖ ile ipler koparıldı. Birçok kişinin yaşamını yitirmesine, intiharlara neden olan davaların kumpas olduğu ortaya çıktı ve sanıkların hepsi aklandı. Fethullah Gülen ile ortaklık kuranlar, kutlu doğum haftası düzenleyenler, “ne istedi de vermedik” diyenler, kandırıldık diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştılar.

Özellikle 17-25 Aralık öncesinde yapılan anayasal ve yasal düzenlemelerden FETÖ’nün yararlandığına ve kendi amaçlarına ulaşmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nde geniş çaplı bir tasfiye yapılmasına dikkat çeken İlker Başbuğ’un, TBMM’yi toptan FETÖ’cü ilan ettiğini öne sürmek açık bir çarpıtmadır. Başbuğ’un sözleri TBMM’yi itham etmiyor ancak FETÖ için yapılan yasal düzenlemenin arkasındaki aklı sorgulamayı önermektedir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı 15 Temmuz Genelkurmay Çatı Davası’nın iddianamesinde “FETÖ’nün 2008-2014 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ele geçirdiği, 2013 yılı Yüksek Askeri Şura‘sı sonrasında terfi eden generallerin neredeyse tamamının FETÖ üyesi olduğu, tüm düzenlemelerin siyasi otoriteye yaptırıldığı” açıklanmıştır. Bu iddianame, İlker Başbuğ’un açıklamalarını doğrulamaktadır. Şimdi akla şu soru gelmektedir: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı için de herhangi bir yaptırımda bulunulacak mıdır?

CHP, TBMM’de FETÖ’nün siyasi ayağının tartışılmasını istedi ancak AKP ile MHP bunu kabul etmedi.

“Beraber yürüdük biz bu yollarda,
beraber ıslandık yağan yağmurda,
ne istediler de vermedik,
bitsin bu hasret..”

sözlerinin arkasına sığınarak, FETÖ’nün siyasi ayağına ulaşmak zordur. Ancak bir gün kesinlikle bu olayların perde arkasındaki gizli ilişkiler açığa çıkarılacak ve gerekenler yapılacaktır.

SİZİN “BORU” DEDİĞİNİZ ASLINDA…

SİZİN “BORU” DEDİĞİNİZ ASLINDA…

V. Murat Tulga / Emekli Kurmay Albay
Odatv.com, 07.02.2020

Sizin “boru” dediğiniz aslında kokuşmuş, çürümüş hukuk uygulamalarıdır, kumpaslardır. O “boru” hukuksuzluğun, adaletsizliğin ta kendisidir…

Genelkurmay Eski Başkanlarından Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bir haber kanalına verdiği mülakatta, Meclisten bir gecede geçirilen torba yasadaki, “Asker kişilerin Özel Yetkili Mahkemelerde (ÖYM) yargılanması”na ilişkin maddeyi hatırlatarak, “26 Haziran 2009’da askeri şahısların, askeri mahalde işledikleri suçlar da dâhil ÖYM’de yargılanmasının önünü açan yasa teklifi getiriliyor. Bunu kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili, bu araştırılsın” demiş.

Demiş de, noksan söylemiş.

Başbuğ’un görev süresince yaptıkları ve yapamadıkları tartışmaya açıktır. Bu süreçteki vebali çoktur. Bu nedenle ifadesi noksandır, sürecin tümünü kapsamamaktadır. Bu nedenle,“Ülkemiz insanı balık hafızalıdır, çabuk unutur, unutulmasın” diye ben kronolojiyi kabaca bir hatırlatayım dedim.

– 12 Şubat 2009 günü Taraf Gazetesi, askerlerin sivil savcılar tarafından soruşturulması için bir yazı kampanyası başlatır…

– Adli Tıp, Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü ve TUBİTAK’a yeni atamalar yapılır. (Bu kurumların verdiği evlere şenlik adli tıp, bilirkişi raporlarını hatırlayalım…)

– 26 Haziran 2009 günü gece baskını ile AKP, TBMM’de CMK/250 son maddeye değişiklik yapan (Asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanması) yasayı meclisten geçirir ve tasarı yasalaşır. (Neden? Çünkü Balyoz Davası hazırlanmaktadır, yakında piyasaya çıkartılacaktır.)

– Bu yasaya yönelik olarak ana muhalefet CHP Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.

21 Ocak 2010 günü Taraf Gazetesinde Sahte Balyoz belgeleri yayınlanır,  savcılar soruşturma başlatır. Aynı gün Anayasa Mahkemesi ana muhalefetin iptal davası hakkında karar verir, yasayı iptal eder. (Fakat buna rağmen sivil savcılar Balyoz soruşturmasını durdurmazlar!)

– AKP tarafından 12 Eylül Anayasa Değişiklik Referandum taslağına bu yasa tekrar ilave edilir ve 12 Eylül 2010 günü referanduma “Evet” çıkar.

– 12 Eylül 2010 referandumu için FETÖ lideri Gülen “Mezardakileri bile kaldırarak o referandumda evet oyu kullandırmak lazım” der.

– Bu referandumla HSYK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay yapıları da değiştirilir.

– HSYK, Balyoz Davasının başlamasından 48 saat önce davayı görecek 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanını değiştirir. (Kendisi Hâkim müsvettesi Ömer Diken olur, 15 Temmuz sonrası FETÖ’den hüküm giydi…)

– Referandum sonrası HSYK için yapılan seçimlerde iktidar yanlısı liste firesiz HSYK’ya seçilir.

– “Haberal Davası”  diye bilinen tazminat davasında hâkimlere tazminat ödettirilmesine karar verilir, iktidar tedbirini alır, bu tür tazminatların devlet tarafından ödenmesi yönünde yasa çıkartır. (Sonra tekrar bu yasa değiştirildi…)

– ÖYM’lerin kararlarına bakmak üzere Yargıtay’da yeni 16’ncu Daire kurulur. Nokta atamalar yapılır. (Kumpas Davaları onaylayan Yargıtay’ın bu Dairesinin bazı üyeleri 15 Temmuz sonrası hüküm giydiler…)

– Kararları siyasi iktidarca tasvip edilmeyen ÖYM hakim ve savcıları yapılan atama ve baskılar sonucu görevlerinden uzaklaştırılır veya yetkisiz mahkemelere atanır.

– Anayasa Mahkemesine yeni üyeler atanır.

– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’ne gidişin önünü kesmek için Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yasası çıkartılır. (24 Eylül 2012)

– AİHM nezdindeki ülke kadrosuna İktidar Partisi yanlısı yazılar yazmakta olan bir kişinin eşi atanır. (Bu şahsın AİHM’deki yanlı uygulamaları AİHM’e şikayet edilmiştir…)

– ÖYM’ler haddini aşar, ÖYM’ler kaldırılır (02 Temmuz 2012), fakat ellerindeki eski kumpas davaları sonuçlandırmalarında bir sakınca görülmez!

Balyoz, Ergenekon, Casusluk Davası, Poyrazköy, Atabeyler vs. davalar sonuçlanır, Emekli Orgeneral İlker Başbuğ dâhil, birçok askeri şahıs cezalara çarptırılır.

FETÖ çok olur, iktidarı da hedef alır, 17-25 Aralık 2013 olur.

– AKP Milletvekili ve Erdoğan’ın Siyasi Danışmanı Yalçın Akdoğan, 24 Aralık 2013’de, “Türk Ordusuna kumpas kurulduğunu” açıklar.

– Kumpas Davalar çöker ve yeniden yargılama süreçleri başlar ve çoğu dava beraatla sonuçlanır.

Devamı var fakat sayfalar yetmez. Makale yerine kitap çalışması olur…
Şimdi nispeten hatırladık mı? O halde devam edelim.

Sayın Cumhurbaşkanı, emekli orgeneralimize çok kızmış, “Düzenlemenin amacı, darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesinin önüne geçen, yanlış bir uygulamanın düzenlenmesidir. Suç işleyen kişinin asker kimliğinin ona ayrıcalık tanımasının ne hukukta ne de demokrasi de yeri zaten yoktur.  Elinde belge olmaksızın devletin sahip olmadığı birtakım iddialar üzerinden şunu bunu suçlayarak bu mücadele desteklenemez… Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan bir eski Genelkurmay Başkanı ki kendisini gayet iyi tanırım, bu düzenlemeyi bahane ederek Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Şimdi ben, özellikle kendi grubumuza sesleniyorum; burada Parlamentonun hukukunu korumak için süratle hepiniz dava açmalısınız.” buyurmuş.

Daha sonra da Parlamentonun hukuku boru ile sindirilemez…” diye bir ifade kullanmış. Bunca yaşanana ve aldanmışlığa karşın…

Bizler, sizin önayak olduğunuz, siyasi sorumluluğunuz bulunan yasalarla, yıllarca Silivri, Hasdal, Mamak vs. cezaevlerinde yatan şerefli Türk Subaylarıyız.

  • Hala bizden özür dilenmedi, arkadaşlarımızı mahpuslarda şehit verdik.

Mesleğimizden olduk, tasfiye edildik. Yerlerimize atananlar da 15 Temmuz Hain Darbe girişimine kalkıştılar.

Tüm bunlara karşın yine de siz haklısınız ha?

2000’li yıllarda, Türkiye’de yapılan birçok haksızlık ve kanunsuzluğun haklı ve gerekli olduğunu kabul ettirmek amacıyla, askeri darbe ve vesayet konusunu canlı ve güncel tutarak sözde demokratikleşme gerekçesiyle nelerin mümkün hale getirildiğine, bunlar yapılırken kimlerin kimlerle omuz omuza olduklarına yakinen şahidiz. Yoksa

  • .. işin boru, hukuk veya demokrasi falan olmadığını da çok iyi biliyoruz ve görüyoruz da.
  • Sizin “boru” dediğiniz aslında kokuşmuş, çürümüş hukuk uygulamalarıdır, kumpaslardır.
  • “boru” hukuksuzluğun, adaletsizliğin ta kendisidir.

Biz bunları yaşadık, yılmayacağız, yaşadıklarımızı da sonuna kadar haykıracağız…

BİZLER HARBİYELİLERİZ

LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN
İŞTE BİZ BUYUZ, BİZLER HARBİYELİLERİZ


E. Albay Ömer ERBIYIK 

24 Şubat 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bizler Harbiye ruhu ile yetiştirildik. Kalplerimize vatan sevgisi kazındı.
Bayrağımız için, vatanımız için yeri geldiğinde ölmeye yemin ettik.
Çocuklarımızı, eşlerimizi bırakıp birçok memurun gitmemek için gayret gösterdiği,
Devreye torpil mekanizmasını sokmaya çalıştığı ,
Hatta istifa  ederek gitmediği yerlere bizler gideriz.
Hatta oralarda canımız pahasına terörle mücadele ederiz.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarında vatan için, milletimizin güvenliği için şehit olanlar da biziz. Şehitlik ve gazilik bizler için onurdur, bunu böyle biliriz.

Bizleri dualar ederek bekleyen,
Arkamızdan her gün göz yaşları döken sadece eşlerimiz, çocuklarımız ve de birkaç sevenimiz vardır. Kaçınızın çocukları, eşleri “Kocam şehit mi oldu?”,”Babam şehit mi oldu?” diyerek  haberlerde her gün ölüp ölüp dirilmiştir? Kaçınız bu duyguyu anlayabilir?

Ankara’dan, İstanbul’dan birçok kişi ahkam keserek, malum TV kanallarında boy göstererek masa başında sözüm ona ülkeyi kurtarırlar. Soruyorum sizlere : “Kaloriferli evlerinde sıcacık  yatarken acaba kaç kişi dağlarda yorganı kar olan, yağmur olan,
Dondurucu soğuklarda günler süren operasyonlardaki askerlerin halini düşünmüştür?”
Kaçınız bırakınız ayları, bir haftayı, bir gece dahi o bölgede dağlarda kalma cesaretini gösterebilir? Bırakın dağlarda mücadele etmeyi o bölgede seyahat etmekten dahi korkar birçok kişi.

Evlatlarınız askere gidince dönünceye kadar geceleri dahi kabuslar görenler,
Evlatları askerden döner dönmez hemen her şeyi unutmaz mı?
O bölgeye çocuğum, eşim gitmesin diye kaç kişi torpil bulmaya çalışmıştır. Açık yüreklilikle söyler misiniz lütfen. Ama söz konusu vatan olunca  mangalda da kül bırakmayanların kendi çocuklarının askere gitmesi söz konusu olunca “Bedelli Askerliği” seçtiklerini veya “Çürük”  raporu aldıklarını basından takip ediyorsunuzdur herhalde.
Yeri geldiğinde “Allah bize de şehit olmak nasip eylesin” diyenler de sahi kimler?
Masa başında oturarak şehit olanları ben hiç görmedim.
Unutmayınız ki, terörle mücadele etmek herkesin değil ER kişilerin işidir.

Terörle mücadele elbette İMAN ister, YÜREK ister,
VATAN ve BAYRAK sevgisi ister, KAHRAMANLIK ister.
Dikkat ediniz DANTELLİ KEFENLER giyerek meydanlarda gezmek birilerine,
Kanlı üniformalarıyla defnedilmek askere nasip oluyor.
Unutmayınız Allah şehitlik mertebesini herkese nasip etmez.

İftiralarla, kumpaslarla hapislerde çürüyenler bizler,
Müslümanlığı alet ederek güç sahibi olmak isteyenlere inananlar sizlerdiniz.
Askere iftiralar atılırken toplum tarafından, hatta bazı komutanlarımız tarafından sahip çıkılmayan da bizler değil miyiz?
Evet evlatlarımız göz yaşları dökerken, eşlerimizin göz yaşı pınarları kururken, kahpece iftiralara maruz kalanlar da bizleriz elbette.

Malum kesimlerin planları ile bunların destekçilerinin “Ülke bağırsaklarını temizliyor.“ nidalarıyla, PKK’lı teröristlerin tanıklıklarıyla hapse atılanlar da bizleriz. Bunlar Allah’tan da  korkmadılar, kuldan da utanmadılar. PKK’lı teröristlere dahi yapılmayan,
Sabah’ın 4’ünde evlerimiz basılarak çocuklarımızın göz yaşları içinde ve de “babaa babaa” diyen haykırışları ile götürülenler de yine bizleriz.
Çocuklarımızın oyun CD’lerine el koyanları,

  • Getirdikleri kendi üretimleri olan suç delillerini evlerimize yerleştirip “işte bulduuk, işte bulduuk “diye kıçlarını yırtanları

ne de çabuk unuttunuz değil mi?

FETÖ’cülerin devlet kurumlarında, özellikle Silahlı Kuvvetler ile yargıda yaygınlaşmasının sorumluları kimlerdi?
Bu kişiler kimlerin siyasi desteği ile biz masum askerlere, kader arkadaşlarımıza alçakça  operasyonları yaptılar? Bunu asla dile getirmezsiniz.
Orduyu milletten ayırmaya çalışanlara ses çıkarmadınız.
Yandaş medyanın “zalim ordu”, “dinsiz ordu”, “darbeci ordu” iftiralarına da ses etmeyenlerdiniz.
O dönem kaçınız bize, askerine sahip çıktı ki? Silahlı Kuvvetlerin o dönem aldığı yara bugün hala devam etmektedir. Bu yaranın iyileşmesi de yıllar ama yıllar alacaktır.

Bu çirkinlikler yaşanırken, çirkin iftiralara maruz kalan silah arkadaşlarımıza sahip çıkmayan komutanların kimler olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Hapse atılan arkadaşlarımızın ailelerine de nasıl sahip çıkılmadığını,
Sadece moral için dahi olsa ziyaret dahi edilmediklerini yaşayarak bilenlerdeniz.
Bu mu silah arkadaşlığı, bu mu kader arkadaşlığı?

“Atatürkçü subayları tasfiye etmek için”  bir ay içinde KADRO DEĞİŞİKLİĞİ yaparak Güneydoğu ve Doğu’nun birçok alakasız yerine “ihtiyaç olmadığı halde” Albay kadrosu açıp  buralara Albay’ları gönderip emekli olmaya zorlayan komutanlarımıza ne dersiniz?
Yazıklar olsun, yazıklar olsun ,yazıklar olsun. Biliniz ki unutmadık bunları.
Unutmadık, unutmayacağız. O komutanlar bugün tarihin çöplüğünde yerlerini aldılar.

Tatbikat ve gece eğitimlerinde, Çoğu kez hafta sonu tatillerinde ,
Hatta birçok tatil günlerinde ilave hiçbir ücret almadan çalıştığımızı biliyor musunuz?
Güneydoğu’daki görevlerimizde de hiçbir ilave mesai ücreti almadan çoğu zaman 8 saat değil 24 saat görev yaptığımızı,
Karakollarda Mehmetçikle yatıp Mehmetçikle kalktığımızı kaçınız bilirsiniz, söyleyiniz kaçınız?
Dini bayram tatillerinde sizler ana, baba ziyaretlerinde şehir dışlarında,
Bizler kahraman Mehmetçiklerimizle bayramlaşmak için kışlalardayız.

Güneydoğu’daki birçok görev yerine, her defasında eş ve çocuklarını batıda yalnız başlarına  bırakarak giden,
Bu  görev yerlerimizde eş ve çocuklarımızın hasreti ile yıllarca görev yapanlar da bizleriz.
Çocuklarımıza çoğu kez hem analık hem de babalık yapan,
Onların her türlü sıkıntılarıyla tek başına ilgilenmeye çalışan,
Kimsesizliklerini kimselere anlatamayan gözü yaşlı eşlerimizin ruh halini kaçınız anlar?

Küçük olup da babasının yüzünü  unutan çocuklar,
Geceleri yalnızlıktan korkan eşler,
Bir türlü geçmeyen geceler,
Küçücük çocuklarının nefesinden cesaret almaya çalışan görünmez kahraman olan eşler,
Ana, baba ve yakınlarının cenazelerine dahi yetişemeyen bizler.

Çok sık yapılan tayinlerden dolayı sık sık okul değiştirir çocuklarımız. Her gittiği okula ve arkadaşlarına adapte sorunu yaşar çocuklarımız. Eğitim durumu olumsuz etkilenen çocuklarımız. Bütün bunlar ve baba özlemi ile Psikolojisi bozulan yine bizim çocuklarımız, yine bizim çocuklarımız.

Orduevlerine girebilmek için maaşlarımızdan her ay para kesildiğini,
Emekli subayların yıllık bandrol parası ödemeden orduevlerine alınmadığını,
Çocuklarımız evlenir evlenmez jet hızıyla askeri kimlik kartları iptal edilerek orduevlerine alınmadığını kaçınız bilirsiniz?
Acaba bu jet hızı ile askeri kimlik kartı iptalini sağlayanlar Ordu içindeki FETÖ’cü subay, astsubayları tespit etmede neden bu jet hızı reaksiyonu göstermediğini de sarmak gerekir.

Her kurumun mesleklerinden dolayı birçok maddi avantajları, sosyal tesisleri olmasına rağmen  onlara ses çıkarılmazken Orduevleri’nde içtiğimiz bir bardak çayın parasını bile vicdansızca eleştirmez misiniz?
Sizlerin çok büyük bir bölümü mesleğe bir yerde başlar.
En fazla bir iki yer değiştirdikten sonra emekli olurken, bizlerin meslek hayatı boyunca 10-11 defa tayin gördüğümüzü,
Her tayinde eşyalarımızın zarar görüp birçoğunu attığımızı hiç dile getirmezsiniz.
Bir evin kaç günde toplandığını, çekilen o sıkıntıları kaçınız bilir ki?
Tayinlerde devlet asla ve asla evden eve nakliyat parası bize ödemez.
Gittiğimiz yerde ev bulana kadar ailece kaldığınız otel parasını da bize ödemez.

Eğer lojman puanımız yeterli ise bütün memurlara tanınan haklar gibi bizler de lojmanda oturabiliriz. Ancak puanı yeterli olmayan bir subay hangi rütbede olursa olsun asla lojmanda oturamaz. Dışarıda oturan silah arkadaşlarımız da terör örgütlerinin hedefidirler. Haberlerde ise dışarıda oturan asker kişilerin şehit edildikleri, ya da saldırıya maruz kaldıkları ya hiç söylenmez ya da şöyle böyle geçiştirilir.

Birçok kişinin utanmadan “subaylar bedava lojmanlarda oturuyorlar, hatta elektrik, su ve yakıt  ücreti ödemiyorlar.” demeleri ise bizleri kahreder. Unutmayınız ki bunların paralarının hepsini kuruşu kuruşuna öderiz. Şu anda birçok yerde askeri lojmanlar çok eski, kırık dökük ve de bakımsızdır. Eğer lojman çıkarsa buraları kendi paramızla adam etmeye çalışırız.

Kantinlerimizden aldığımız ürünlerin ücretini ödeyerek alış veriş ederiz. Sivildeki bazı kişiler kantinlerden ücret ödemeden ürün aldığımızı vicdansızca dile getirirler. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olursan, hele ki art niyetli olursan böyle dersin. Yazıklar olsun demekten başka bir şey diyemiyorum.

Puanı yetmeyen birçok subay askeri kamplarda kalamazlar. Kendilerine o yıl kamp çıkanlar ücreti mukabilinde kalırlar. Bu kamplardaki fiyatlarda birçok kurumun aynı ayardaki sosyal tesisinden pahalıdır. Kamptan bir kez yararlandığınızda yıllarca kamp çıkmadığını kaçınız bilir?
Eğer kampa günübirlik yatılı olmayacak şekilde gidecekseniz, öyle ücret ödemeden bedava  asla giremezsiniz. Orduevleri’nde de dışarıdaki otellere yakın oranda ücret ödeyerek “EĞER YER VARSA” kalabiliriz. Ama şunu da biliniz ki, çoğu zaman gittiğinizde yer yok derler. Bunlardan hiç haberiniz var mıdır? Diğer meslek gruplarının kampları, kantinleri, otelleri ise nedense
hiç de gözünüze batmaz.

Ayrıca güneydoğu görevlerimiz esnasında çift maaş aldığımız “YALANLARINI“ söyleyenlere  de yazıklar olsun diyorum. Her ay kendi maaşlarımızdan OYAK’a para kesilir. OYAK’tan aldığımız parayı da hesaba katarak “Askerler emekli olunca fazla emekli parası alıyorlar” diyerek göz dikenlerin vicdanları sızlamaz mı? Hiç utanmaz mı? OYAK’taki paralar bizlerin
alın teri ile kazandığımız, maaşlarımızdan her ay kesilen birikimlerimizdir. Bu durum iyi bilinmelidir.

Birçok memura belli dönemlerde ilave maaş artışı, özlük haklarında iyileştirme yapılırken, bizim üvey evlat muamelesi gördüğümüzü de unutmayalım. Vatanı korumak söz konusu olunca “birinci hatta “ nimetler söz konusu olunca “ihtiyatta” olduğumuzu da gayet iyi biliriz .
Kısacası nimetlerde üvey evlat gibiyiz. Hangi asker ve onun eşi, çocukları, damatları, gelinleri, yakınları köşeyi dönmüştür? Söyleyen var mı? Ama bir de geçmişten bu yana birçok siyasetçilerimize, onların damatlarına, çocuklarına, gelinlerine, eniştelerine bir bakınız. Yeri gelince “Bal tutan parmağını yalar” dersiniz. Devletin malı bal değildir. Bunda fakir fukaranın kısacası herkesin payı  yok mudur?

Evet bizler buyuz, vatan için ölmeye hazır Harbiyelileriz.
Vatan söz konusu olunca bizim için her şey teferruat olur.
===============================================

Değerli Albay Ömer ERBIYIK,

İçinizi dökmekle iyi ettiniz.. Halkımız bu acı gerçeklerin büyük bölümünü bilmiyor olabilir.

Biz Ergenekon – Balyoz- Poyrazköy… vb. kumpasları taa başından fark ettik ve doğru konum alarak Kemalist subaylarımızı sahiplendik.

Kezlerce Silivri’ye geldik Ankara’dan..

Ankara’da SESSİZ ÇIĞLIK eylemlerinin neredeyse tümüne katıldık ve konuşma yaptık, uyardık, yol gösterdik..

web sitemizde sabahlara dek çalışıp makaleler – raporlar yayınladık.. Uyardık, çağrı yaptık..

Ancak 12 Mart ve 12 Eylül’de halkımız, bizim ailemiz çooooooooooooooook  ağır bedeller ödedi. Bunları da unutmak olanak dışı..

EMEĞE SAYGILI HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, insan – yurt sevgisi, demokrasi, hoşgörü… hepimize gerek.

Ülkemiz için güzel eylediğiniz her şeye teşekkür ederiz.
Ancak yanlış ve hukuk dışına çıkanlar için hem özeleştiri dileriz hem de yargıda hesabının verilmesini..

Sevgi ve saygı ile. 07 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

  

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 06.12.2017

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 06.12.2017

Naci BEŞTEPE

VEKİL
AKP Ordu mv. Metin GÜNDOĞDU, protokol tribününe çocuklarını sokmaması için uyarıda bulunan görevliyi darp etti.
AKP’li vekildir, ne yapsa yeridir…

BOŞ
Diyanet sitesinde “boşadım, boş ol” ifadelerinin boşanma için yeterli olduğu yazıldı.
Diyanet böyle, kadın köle…

KADINLARIMIZ
CB Başdanışmanı Av. Özlem ZENGİN, Erdoğan’ın başbakanlığından başlayarak
kadınlarımız için hukuk alanında fevkalade iyileştirmeler yapıldığını söyledi.
Ne demezsin; erken yaşta evliliğe ceza azaltılması, müftü nikahı, türban özgürlüğü…
Say say bitmez…

TRT
Kılıçdaroğlu, ”kutuyu açıyorum” deyince TRT yayını kesti.
Açtırma kutuyu, gösterme kötüyü!…

ÖRGÜT
AB, FETÖ’yü terör örgütü olarak kabul etmediklerini ve etmeyeceklerini açıkladı.

Bekle kapısını, besle yılanı…

KAÇIRMAK
AKP’li Mustafa ŞENTOP, “Zarrab’ın gidişine seyirci kalmak ihanettir.”
Zarrab’la işbirliği yapıp rüşvet yemek vatana hizmettir!…

SAHTE
Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerle ilgili soruşturma açılması
TBMM’de AKP ve MHP ‘lilerce engellendi.
Reza’nın Bakanları da bu Meclis’te aklanmıştı. Hiç yanıltmazlar…

AVUKAT
Halk Bankası parasıyla tutulan avukatlar, genel müdür S. ASLAN’ın rüşvet aldığını itiraf etti.
ABD komplosuna yardım için tutulmuşlar!…

SAVCILIK
Ankara Cumhuriyet Başsavcısı CHP’den belgeleri istedi.
Belgeleri onaylatacak Noter zor bulundu.
Savcı ne yapar? Papatya falına başlayın…

BORÇLU
Kişi başına borç 18 bin TL’yi geçmiş.
Dayanın yiğitler kamçıya!…

ŞEREF
Ali Ağaoğlu, ”Zarrab’a şeref madalyası takmalıydık” demiş.
Şerefsiz/e?…

FEDAKAR
Çalışma Bakanı asgari ücretliden fedakarlık istedi.
Rüşvetten fedakarlık edilse nasıl olur?…

HAYIRSEVER
Bahçeli’nin “şarlatan” dediği Zarrab’ı savcılık da “casus” ilan etti.
Beyler dikkat, hayırsever iş adamıdır kendisi…

ATASÖZÜ
ABD’li yargıç Türk atasözü öğrenmiş.
Gıda ihracatı (sıfır ihraç olduğunu itiraf etti) ödüllü Zarrab’a Türk diline hizmetten de
ödül verilebilir…

MAŞALLAH
RTE, ”Son bir hafta içinde bin teröristi etkisiz hale getirdik”
Dünya genelinde mi?…

DALGA
Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Casusluk, 28 Şubat, FETÖ derken Zarrab tutuklama dalgaları başladı.
Dalgalan Türkiyem dalgalan…

YAHU
Yolsuzluk şüphesi ile polis Netenyahu’nun evini bastı. Onbinlerce İsrailli başbakanı protesto etti.
İsrail’in milli sorunları yok galiba…

Türk vatandaşı Naci BEŞTEPE