ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 14 Temmuz 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

YARGI-BAY

Yargıtay, FETÖ sanığı Mustafa Bilgili iddianamesini esas alarak 28 Şubat Davası sanıklarından 14’üne verilen müebbet hapis cezasını onadı.

Türk Milleti adına mı, FETÖ adına mı?

Yargıtay, yargıya bay bay!..

ALDIRMA

Devlet Bahçeli, “Kim demiş Sayın Soylu yalnız diye, kim demiş Soylu sahipsiz diye. Hakkında ne söylenirse söylensin, bizim denilenlere aldırış etmemiz mümkün değildir” dedi.

Tutmayın Soylu’yu…

DEVRİM

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “4-6 yaş sınıfı çocuklarımız için açtığımız Kur’an kursları ülkemizin manevi kalkınmasında devrim niteliği taşıyan çok önemli bir projemizdir” dedi.

Karşı devrim niteliği dese daha yakışır…

UÇAK

İktidara gelince Cumhurbaşkanlığı uçakları ve arabalarını satacağını söyleyen Kılıçdaroğlu’na RTE, “Dünyayı dolaşacaksın. Neyle? Tarifeli uçaklarla mı?” dedi.

Tarifeli uçakla dolaşırsa, tek alyansla yola çıkanın itibarı sıfırlanır!…

SEÇİM

İzmir’de aralarında CHP ve HDP’nin de olduğu “Emek ve Demokrasi Güçleri” miting düzenledi.

Mitingde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “sonuna kadar hep beraberiz” dedi.

Pervin Buldan da terörist başı Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılmasını istedi.

Hırsızlık, yolsuzluk, israf, yobazlık, yasa tanımazlık ve diktatörlükten kurtulalım derken karşı seçenek bölücülük mü olacak?..

KALP

RTE Diyarbakır konuşmasında, “Bir insanın kalbinde ve kafasında ne varsa dil onu söyler” dedi.

Konuşmalarında AKP’liler dışındakilere hakaret ve nefret yağdırmasını daha iyi anladım…

SOLCU

Zülfü Livaneli, Atatürk, İnönü ve Baykal’ın solculuğunu beğenmemiş.

Onlar emperyalizme hizmet etmedi, sıkışınca yurdu terk etmedi…

SİLAH

Sedat Peker, 15 Temmuz’dan sonra Bakan Soylu tarafından AKP’li gençlere silah dağıtıldığını yer-zaman- şahıs göstererek açıkladı.

Eyyy savcılar, soruşturmazsanız bir gün size de döner o silahlar…

ETİK

Kamu Görevlileri Etik Kurulu oluşturuldu.

Kurul üyeleri eski Cumhurbaşkanı danışmanları, AKP milletvekilleri ve belediye başkanı. Kurul Başkanı da RTE ile çay toplayan eski Danıştay Başkanı.

Kurulun oluşumu etik olacak ki, görevlilere etikten dem vurabilsin…

FAKİRLİK

Karaköy’de çöpten yemek yiyen bir vatandaş görüldü.

Montajdır. AKP fakirliği bitirdi!..

CEZA

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, daha önce “medeni hukuk ve laikliği hedef alan açıklamalarıyla” tepki çeken Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin (GATA) eski başhekim yardımcısı Ali Edizer’in, “30 ihtar puanıyla cezalandırıldığını” ve disiplin raporu kapsamında Ankara Güdül Devlet Hastanesi’ne atandığını açıkladı.

Okşama gibi…

AÇILIM

RTE, Diyarbakır’da çözüm sürecinin yeniden canlandırılacağı sinyalini verdi.

Nagehan Alçı desteği çaktı.

Millet İttifakı’nı suçlar, iktidar için her kapıyı çalar…

PROTOKOL

AKP Genel Başkanvekili Kurtulmuş’un da bulunduğu protokol davetlileri için Fatih Camisinde koltuk düzeni oluşturuldu.

Cemaatte eşitlik mi vardı?..

SORUYORUM                         :

  1. 128 milyar Dolar nerede?
  2. Sarıklı amiral soruşturması kaç yıl sürecek?
  3. Ruhsar Pekcan ve öbür Bakanların devlete mal satışının soruşturulması neden engelleniyor?
  4. Sedat Peker’in iddiaları neden araştırılmıyor? Suçlananlar neden konuşmuyor?
  5. Halkın silahlandırılması (AS: AKP yandaşlarının) iç savaş hazırlığı mıdır?

DİNCİLİK, IRKÇILIK ve DEMOKRASİ ÜZERİNE KISA NOTLAR…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

1- DİNCİLİK

Gerçek ve içten (samimi) dindarlar “DİNCİ” olamazlar. Onların inançları, ahlakları, adalet, liyakat ve vicdan ölçüleri Allah’ın ilahi kutsal buyruklarını kendi çıkarlarına alet etmeye uygun değildir. Dindarlar kul hakkı yemezler. Her türlü cebir, şiddet, kin, nefret, yalan, iftira ve haksızlıklardan uzak dururlar. Yaşadıkları ortama huzur, güvenlik, esenlik ve barış getirirler. Selamlaşmaları bile güven ve esenlik üzerinedir. Olağan yaşamlarına yardımlaşma, dayanışma, dostluk, iyilikseverlik ve hoşgörü … egemendir.

  • Dindarlık ilahidir; dincilik ise ideolojiktir. Dinin kötüye kullanılmasıdır.

2- IRKÇILIK

Gerçek ve içtenlikli (samimi) milliyetçiler (ulusalcılar) asla ırkçılık, kabilecilik ve kafatasçılık yapmazlar. Milliyetçiliği (Ulusalcılığı) bireysel çıkar ve bireysel istikbal  (gelecek) devşirme aracı olarak kullanmazlar. Kendi milletlerinin içerde ve dışarda, her yönden gelişmesi ve çıkarlarının korunması için üstün çaba ve çalışma içinde olurlar. Ancak başka milletlere karşı da düşmanlık beslemezler. Bu tür doğru milliyetçiliğin (ulusalcılığın)  en güzel örneğini M. K. Atatürk göstermiştir. Kurtuluş Savaşı kuvvetleri İzmir’i geri alırken, kendi ülkesine saldıran Yunan Milletinin bayrağını çiğnememiştir.

Tarihsel gelişme süreçlerine ve çağımızdaki çoğu güncel gelişmelere bakılınca şöyle genel bir saptama yapılabilir :

Genelde dincilik ve ırkçılık kozları; toplumları baskılamak, çoğu zaman da, siyasal, ekonomik, hukuksal, sosyal, kültürel (ekinsel) ve sanatsal…. alanlardaki haksızlık, yolsuzluk, adaletsizlik, ahlaksızlık, zorbalık ve çeşitli yetersizlikleri örtbas etmek için kullanılagelmiştir.

3- DEMOKRASİ

Daha iyisi bulunana dek, çağımızdaki en geçerli ve en erdemli yönetim biçimleri, hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına, evrensel insan haklarına, din, vicdan ve basın özgürlüğüne, serbest, güvenli ve adil seçim sistemlerine dayalı ve milli iradeyi (ulusal istenci) doğru yansıtan çoğulcu, parlamenter sisteme dayalı anayasal gerçek DEMOKRASİLERDİR.

Darısı Türk Toplumunun başına.

Enseyi karartmayalım ve umutlarımızı diri tutalım.
***
Ek not :

KÖY ENSTİTÜLERİ NİÇİN KAPATILDI?

Köy Enstitülerinin kapatılması; Türkiye’nin akıl, bilim, sanat ve uygarlık yönündeki en önemli kalesinin düşürülmesi, Batı emperyalizminin, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye siyasetine büyük oranda egemen olması; feodal dönemdeki tarikat, cemaat ve aşiret kültürünün yeniden tedavüle (AS: dolanıma) sokulması, Kurtuluş Savaşı ile kazanılan milli irade (AS: ulusal istenç), ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerinin yara alması, karşı devrim hareketlerinin önündeki engellerin kaldırılması demektir.

Aynı geri bıraktırıcı rota, çeşitli askeri darbelelerle daha da güç kazanarak hala sürmektedir.

Ancak önünde sonunda aklın, bilimin, uygarlığın parlak ve sürekli ışığı her türlü karanlığı güneş gibi mutlaka aydınlatacaktır.

Millet uyanmaya başlamıştır.

Ayrıca “Z” kuşağından çok umutluyum. Kötümser olmaya gerek yoktur.
================================

Mevlânı arıyorsan,
Sanma ki o Çin’dedir
Gönül gözünü aç bak,
O senin içindedir
(2)
Söz aklın meyvesidir,
Her pazarda satılmaz
Olmuşuna doyulmaz,
Hamı balla yutulmaz
(3)
Yaşi ken eğmek gerek,
Diyerek her fidanı;
Koltuk değneği yapar,
Kullanırlar insanı
(4)
İçki en büyük dostum,
Paramca sarhoş eder,
Benim dost sandıklarım,
Param bitince gider

ÇORUM HABER Gazetesi ile söyleşimiz..

ÇORUM HABER Gazetesi ile söyleşimiz..

TÜRK DEVRİMİ, SÜREKLİ KARŞI DEVRİM GİRİŞİMLERİ İLE BOĞUŞMAK ZORUNDA KALDI..

 

Söyyleşi için, Sn. Mustafa AYDINLI‘ya ve Çorum Haber Gazetesine teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile. 12 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

3 Mart Devrim Yasalarının Hedefi: Cumhuriyeti Koruyacak Kuşaklar Yetiştirmek !!!!

3 Mart Devrim Yasalarının Hedefi: Cumhuriyeti Koruyacak Kuşaklar Yetiştirmek !!!!

Lütfü Kırayoğlu
3 Mart 2020

3 Mart 1924 tarihli Devrim Yasalarının 96. yılını kutluyoruz. 1 Kasım 1922 tarihinde Osmanlı saltanatının kaldırılmasıyla yapılan ilk devrimin üzerinden 16 ay, Cumhuriyetin ilanından yalnızca 4 ay geçtikten sonra yapılan bu büyük devrim atılımı, aynı zamanda günümüzde karşı devrimin de ilk saldırı hedefi oldu.

Yürürlükteki Anayasanın 174. maddesi ile koruma altına alınan 3 Mart tarihli 3 Devrim yasası şunlardır:

• Şer’iye ve Evkaf Vekaletlerinin (din ve vakıf işleri ile ilgili bakanlık) kaldırılarak, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasını sağlayan 429 sayılı Yasa.

• 430 sayılı “Tevhidi Tedrisat (Öğretimde Birlik) Yasası.

Halifelik kurumunun kaldırılmasını sağlayan 431 sayılı Yasa.

Bu yasaların laiklik ilkesi yolunda ilk önemli adımlar olması yanında, gelecek kuşakları etkileme açısından en önemlisi 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Yasasıdır. Bu yasa günümüz diline, öğretimde birlik ya da öğretim birliği olarak çevrilse de “birlik” sözcüğünün farklı anlaşılması nedeniyle yasanın gerçek hedefini ve ruhunu ifadede eksik kalmaktadır. Arapça kökenli “tevhid” sözcüğü “vahid” (tek-teklik) kökünden türemiştir. Tek tanrılı dinlerdeki tanrının tekliğini ifade ettiği için İslamiyet’te Kelime-i Tevhid, temel kavramdır. Mustafa Kemal ve devrimci arkadaşları bu sözcüğü bilinçli şekilde kullanmıştır.

Atatürk, eğitim konusuna Ulusal Kurtuluş Savaşının ateşi içinde bile büyük önem vermiş, her fırsatta öğretmenlerle toplantılar düzenlemiş, bu toplantılarda gelecek kuşakların yapılacak Devrimlere nasıl sahip çıkıp ilerleteceklerinin stratejisi belirlenmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, çizmelerinde zaferin tozu ile geldiği Bursa’da, 27 Ekim 1922’de Şark sinemasında öğretmenlere eğitimin hedefini şöyle özetlemektedir:

  • “Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun, onlara temel olarak şunları öğreteceğiz:

1. Ulusuna
2. Türkiye Devletine
3. Türkiye Büyük Millet Meclisine düşman olanlarla mücadele nedenleri ve araçlarıyla donanmamış uluslar için, var olma hakkı yoktur.”

Mustafa Kemal Atatürk, bu hedefleri 15-21 Temmuz 1921’de ve 16 Aralık 1921’de toplanan Maarif Kongrelerinde olgunlaştırmış, 1 Mart 1922’de Meclisin açış konuşmasında ayrıntılarını açıklamış, zaferden hemen sonra 27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere anlatmış, 17 Şubat 1923 günü İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi katılımcıları ile de paylaşmıştır. Ve nihayet 1 Mart 1924 günü Meclis açılış konuşmasında ayrıntılarını bir kez daha açıkladıktan sonra 3 Mart 1924 günü bu büyük devrimi gerçekleştirmiştir.

Tevhidi Tedrisat Yasasının çıkarılmasından önce ülkede birbiri ile hiç ilgisi olmayan 3 ana eğitim sistemi dışında hiç bilinmeyen, denetlenmeyen ve adına “eğitim” denen sistemler ile çocuklar “geleceğe” hazırlanıyordu. Yüzyıllar öncesinden gelen medrese sistemi yanında tümüyle yabancıların denetiminde olan misyoner okulları ile 1. Meşrutiyet ile birlikte başlayan modern eğitim sistemi rekabet edemiyordu.

O günlerde Osmanlı’dan devralınan eğitimin genel durumu içler acısıdır. Cumhuriyetten hemen önce ülkede ilkokuldan üniversiteye dek öğrenci sayısı nüfusun yalnızca % 3’üdür. Toplam nüfusun yalnızca % 6’sı okur-yazardır. Darülfünun’da 185’i kız 2088 öğrenci, bütün ülkede 230’u kız toplam 1241 lise öğrencisi, 543’ü kız, 5905 ortaokul öğrencisi, 783’ü kız 2526 öğretmen okulu öğrencisi, 62954’ü kız, 273107’si erkek toplam 336061 ilkokul öğrencisi vardır. Okulların çoğu misyoner okullarıdır. Tanzimat sonrası misyoner okullarının sayısı artmış, 1914’te yalnızca Amerikan okullarının sayısı 435’tir. Azınlıklar için açıldığı söylenen misyoner okullarında Türk öğrenci oranı 1920’de tüm okullarda okuyan öğrencilerin % 75’idir.

İşte bu hedefsiz, ulusal birliğe hizmet etmeyen ve Ortaçağ sistemlerini de barındıran eğitim sistemini kırıp atmanın biricik yolu vardır: Ülkesini, ulusunu ve cumhuriyetini seven, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine geçmeyi hedefleyen, pozitif bilgi ile donanmış genç bir kuşak yaratmak. Bu hedefe ulaşmadan genç cumhuriyeti ayakta tutmanın olanağı yoktur.

İşte bu nedenle, bin yıllar öncesinin karanlık  kafalı tek tip insanını hedefleyenler de, misyoner okullarında gençleri emperyalist kültürile tek tip yetiştirmek isteyenler de Mustafa Kemal Atatürk’ün Tevhidi Tedrisat yasasına “tek tip insan yetiştirmek istiyorlar” söylemleri ile saldırmışlar ve ne yazık ki başarılı da olmuşlardır. Günümüzde öğrenci sayıları yukarıdaki gibi olmasa da “öğrenim” kurumlarındaki denetimsizlik ve çeşitlilik 100 yıl öncesi ile aynıdır.

Bir yanda bu saldırıya direnmeye çalışan Cumhuriyetin eğitim kurumları, bir yanda ancak varsıl ailelerin çocuklarını gönderebildikleri ve içlerinde ulusal birliği zedeleyici kimi okulların da bulunduğu yerli ya da yabancı misyoner eğitim kurumları, öbür yanda da Ortaçağ karanlığına gömülmüş, çocukların tecavüze ve cinsel istismara uğradığı, beyinlerinin iğdiş edildiği denetim dışı karanlık odaklar…

Bu karanlık tabloyu dağıtmanın yolu, Cumhuriyet devriminin en temel yasası olan Tevhidi Tedrisat yasasını doğru kavrayarak yeniden yaşama geçirmek, Cumhuriyete sahip çıkacak ve onu sonsuza dek yaşatacak Atatürk devrimcisi gençler yetiştirmektir.

Türkiye Cumhuriyetinin varlığını sürdürebilmesinin başka yolu yoktur.

Rıfat Serdaroğlu: TÜRK MİLLETİNE

Rıfat Serdaroğlu: TÜRK MİLLETİNE

Satır içi resim 1
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Bu gün 30 Ağustos!
Türk Milletinin emperyalist devletlere karşı verdiği bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin, Türk Milletinin ateşle sınandığı bir büyük kavgadan zaferle ve alnının akıyla çıktığı gün…
Bu muhteşem günden 95 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ne haldeyiz, açık açık konuşalım mı? Buyrun o zaman;
30.08.2017’de Türk Milleti olarak susa-susa, korka-korka duvara dayandık. Daha da gidecek yerimiz yok!
Bunun bir adım sonrası, Lâik Cumhuriyetimizin ve çok partili siyasi hayatımızın içine konulduğu tabutun çivilerinin çakılmasıdır!
Karşı Devrim uygulayıcıları, adım-adım, göstere göstere, dini kullanarak, devleti soyarak ülkeyi bu duruma getirdiler.
Artık ne TBMM var ne Hukuk Devleti var ne de Vatanın Birliği! Ya ne var?
Uzman Tıp Adamlarının, vücut ve ruh sağlığı hakkında ciddi kaygılarının bulunduğunu söyledikleri tek adam ve elinde kılıç olarak kullanabileceği, istediği kişinin malına-mülküne el koyabileceği, istediği kişiyi hapse atabileceği Kanun Hükmünde Kararname adlı silah var…
Lâik Cumhuriyetimizin, Atatürk Devrimlerinin bekçisi olması gereken Milli Türk Ordusu kalmadı! Ya ne kaldı?
Şahsiyetsiz, akılsız, giydiği üniformaya ve Türk Milletine ihanet etmeyi marifet sayan, ters L gibi duran, din devleti savunucuları tarikat şeyhlerinin elini öpen, evlerinde ziyarete giden, sabah namazına resmi üniformasıyla giden, boğazından bağlanıp yerlerde süründürüldüğü halde koltuğuna yapışanların yönettiği kuru kupkuru ruhsuz bir kalabalık…
Lâik Cumhuriyetin, Hukuk Devletinin, Anayasanın savunucuları olması gereken Türk Yargısı kalmadı! Ya ne kaldı?
İktidarda AKP varsa onun kavuğunu, FETÖ alçağı varsa onun kavuğunu, hangi tarikat devlette etkin ise onun kavuğunu sallayan cübbeleri düğmeli, ağızları ve vicdanları mühürlü “Çay Toplayıcıları” kaldı.
İrticai silahlı bir kalkışma anında Türk Milletinin canını-ırzını-malını koruması gereken Polis ve Jandarma Teşkilatı kalmadı! Ya ne kaldı?
Sayıları, Türk Polis gücünden daha fazla olan silahlı-eğitimli- İran Devrim Muhafızları gibi görev yapacak SADAT militanları ve Mafya dünyasının tetikçi elemanları! Bir de her birinde en az birer pompalı tüfek bulunan “evde zorla tutulan” palalı militanlar kaldı…
Ülke ekonomisi, AKP’nin neredeyse tüm dünya ile kavga etmesi sebebiyle tıkanma noktasına geldi. Borcu borçla kapatmak için sekiz takla atan hükümet geleceğimizi de yiyip bitirdi. Cumhuriyetin tüm eserleri peş keş çeker gibi satıldı. Yetmedi, 79 senede yapılan borcun tam beş katı 15 senede yapıldı.
42 milyon insanımız borç batağında debelenip duruyor. Huzur kalmadı!
Ya ne kaldı?
Her sene yeniden yandaşlara yaptırılan duble yollar, ederinden 5-6 kat fiyata mal edilen ve önümüzdeki 25-30 sene boyunca borçlarını ödeyeceğimiz köprü-geçit-otoyollar…
Özü sözü bir, söylediği sözün arkasında duran, bilgili-namuslu-dürüst devlet adamı kalmadı!
Ya ne kaldı?
Külhanbeyi ağzıyla konuşan, elindeki devlet gücüne güvenip herkese hakaret eden, çalan-çaldıran, rejim düşmanı, merdiven altı kültürü ile yetişmiş, demokrasi ve devlet adamı ciddiyetinden uzak, tarikat ve cemaat artıkları!
Daha doğrusu, Türk Milleti gibi binlerce yıllık devlet tecrübesi, milyonlarca aydını, Avrupa’nın çok ülkesinin nüfusunda daha fazla olan 14 milyon öğrencisi, iş-çalışma hayatında kendisini kanıtlamış milyonlarca kadını, ürettiği sanayi ürünlerinin %75’ini Avrupa’ya satabilen Türk Milleti, çapsızların eline kaldı!
Değerli Okurlar;
Bu dakikadan sonra, “Ben demiştim”, “Ama şunların da suçu var”, “Ya üzerime gelirlerse” deyip sinmenin, çekinmenin hiç alemi kalmadı!
Eleştiriyi bırakıp, bu ihanet çemberini nasıl kırarız diye düşünmenin ve anayasal sınırlar içinde eyleme geçmenin zamanı çoktan gelmedi mi?
En azından bu günde, bizlerin özgürlüğü için can veren şehitlerimize böyle bir borcumuz yok mu? Sizce, Türkiye şartlarında, anayasal çerçevede ve siyasetin gerçekleri ışığında neler yapılabilir?
Lütfen benimle paylaşır mısınız?
En azından düşüncelerimi test etmekte bana yardımcı olur musunuz?
Elbette ben de, hem düşüncelerimi hem de temaslarımı sizlerle paylaşacağım.
=====================================
Evet dostlar,

Durum vahim ötesidir..
İhanet çemberini kırmak için halkın OHAL ilan etmesinin vakt-i saatidir..

AKP = RTE, OHAL’ini ilan ederek ŞAH MAT HAMLESİ
yapalı 13 ay 11 gün oldu…  

30’a akın OHAL KHK’sı ile rejim ve devlet tanınmaz duruma düşürüldü.
Neler yapılabilir ???

– Anayasa Mahkemesi’ne OHAL KHK’ları için bir kez daha başvurulabilir ve ‘yetkisizlik’ gerekçesi ile reddedilen iptal istemleri yinelenebilir / yenilenebilir; 13 ayda gelinen somut durum sergilenerek AYM’nin yeni bir içtihatla Anayasanın öngördüğü OHAL KHK’sı olmaktan çıkan ama Anayasayı hiçe sayan olağan KHK’lara dur demesi istenebilir.
– Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına AKP’nin başta Anayasayı olmak üzere pek çok yasayı çiğneyen somut edimleri nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunulabilir.
– TBMM’de, iine düşülen ağır bunalımın özel oturumla görüşülmesi için önerge verilebilir; Anayasa md. 98’in tanıdığı olanaklar zorlanabilir..
– CHP’li ve öbür muhalefet belediyeleri kentlerde halkın sorun, dert, önerilerini iletebilecekleri ”duvarlar” oluşturabilir.. Bu zeminler gerçekten yazılabilecek duvar, post it konacak yüzeyler, mantar panolar, cam ya da ahşap yüzeyler olabilir.. Uygun araçlar da sağlanır.. Akıllı tahtalar da olabilir.. Bunlar uygun biçimde paylaşılır, değerlendirilir..
– Değişik mekanlarda HALK FORUMLARI düzenlenerek insanların serbest kürsülerde konuşmaları sağlanabilir…
– Yine değişik mekanlarda ‘sessiz ‘NE YAPMALI” yı düşünme oturmaları yapılabilir..

Özetle Sayın Serdaroğlu’nun önerisi yönünde kafa yormaya başlamak gerek hemen..

Sevgi ve saygı ile. 31 Ağustos 2017, Pertek – Tunceli

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com