Yeni çıkış hattı cumhuriyetçi cephedir!

Yeni çıkış hattı cumhuriyetçi cephedir!

Merdan YANARDAĞMerdan YANARDAĞ
merdanyanardag@abcgazetesi.com

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye, yeni bir rejim inşa etmeye yönelen siyasal islamcı gücün karşı devrimci hamlesi ile bu saldırıya karşı koymaya ve kazanımlarını savunmaya çalışan dağınık toplumsal direniş odaklarının yarattığı gerilim ikliminde sarsılıyor. Ülke, tarihsel yönünü yeniden belirleyeceği bir yol ayrımına doğru gidiyor. Bütün uzlaşma zeminlerinin imha edildiği bu süreçte, sert bir çatışma ve kırılmanın yaşanması kaçınılmaz görünüyor.

AKP, bazı liberallerin ve parti yöneticilerinin ileri sürdüğü gibi, ne akademik ne ideolojik ne de siyasal anlamda muhafazakâr / merkez sağ bir siyasal hareket değildi, hiç olmadı da. AKP, esas olarak rejimle çatışan, onu köklü bir şekilde değiştirmeyi hedefleyen dinci/mezhepçi, yani siyasal islamcı bir partiydi. Takiyeci AKP liderliği ve liberallerin perdelediği bu gerçek görüldüğünde çok geç kalınmıştı.

Türkiye gericiliği ne yapmak istediğini biliyor, siyasal islamcılar programını uyguluyor. Buna karşılık, ülkenin ilerici, cumhuriyetçi, sol, laiklikten yana güçleri bu saldırıyı karşılayacak bir cephe ve programdan henüz yoksun görünüyor. CHP’nin başlattığı Adalet yürüyüşü, mitingi ve kurultayının böyle bir ihtiyaca yanıt vermeye çalıştığı anlaşılıyor.

Ancak, bir yandan solun ve sosyalist hareketin yeterince dikkate alınmadığı, diğer taraftan solun ve sosyalist hareketin de anlaşılamaz bir aymazlıkla kayıtsız kaldığı bu girişimin, böyle kaldığı sürece başarılı olması çok zor görünüyor. Çünkü, bugün için tek çıkış hattı olduğunu söyleyebileceğimiz cumhuriyetçi bir cephenin dinamosu ve militan gücünü ancak solun oluşturabileceğini görmek gerekiyor.
* * *
Yaklaşık 70 yıla yayılan karşı devrim, siyasal islamcıların talepleri ile emperyalizmin bölgesel ve küresel ihtiyaçlarının örtüştüğü bir tarihsel kesitte başarıya ulaştı. İktidarı eline geçiren siyasal islamcı AKP, önüne gelen fırsatı utanç verici yöntemlerle değerlendirerek, zaten içi boşaltılmış ve bir kabuğa dönüşmüş 1923 Cumhuriyetini emperyalizmle işbirliği içinde yıktı.

Dünyada, kapitalist pazarın bütünleşmesinin önündeki en büyük engeli oluşturan Sosyalist Blokun çözülmesinin ardından, sıra, daha geçirgen olsa da sermayenin serbest dolaşımını sınırlayan ulusal devletlerin yıkımına gelmişti. Türkiye’de, Kemalist bağımsızlıkçı çizgileri silikleşse de Cumhuriyetin yıkılması, Avrupa’da Yugoslavya’nın parçalanması, Ortadoğu’da (buna Müslüman coğrafyası da diyebiliriz) Cumhuriyet Türkiyesi modelini izleyen seküler ya da yarı laik ulusal devletlerin imhası ve nihayet Latin Amerika’da Bolivarcı rejimlerin tasfiye edilmesi gibi hedefler, bu küresel siyaset planlamasının köşe taşlarını oluşturdu.

Türkiye’de 15-20 Temmuz darbe sürecinin mekaniği içinde, Cumhuriyet’e son darbe vurulup, düşük yoğunluklu da olsa bir dinci/mezhepçi devletin kuruluşu için radikal adımların atılmaya başladığı tarihsel dönemeçte, dünyada da köklü bir değişim yaşanıyordu. Başta ABD olmak üzere, Batı’nın (emperyalizmin) siyasal islamla giriştiği işbirliği, o kirli dans büyük bir başarısızlık ve fiyaskoyla sonuçlanıyordu. Emperyalizmin, küresel sermayenin serbest dolaşımının önündeki ulusal (buna ulusalcı da diyebiliriz) devletleri ve ideolojik direniş hatlarını yıkmak için başlattığı bu işbirliği, dönüp kendisini vuran bir silaha dönüşmüştü.
* * *
Başta bölgemiz olmak üzere dünyada siyasal islamcılık iflas ediyor, 21. yüzyılda IŞİD ve El Kaide anlayışı dışında insanlığa bir gelecek ufku sunamayan Ortaçağ artığı bir gücün bütün insanlık için tehdit oluşturduğu dramatik şekilde görülüyor. Siyasal islamcı hareket içindeki “en iyi seçenek” diye sunulmaya çalışılan İhvan (Müslüman Kardeşler) hareketinin de özünde IŞİD ya da El Kaide’den farklı olmadığı anlaşılıyor.

Çok açık ki, ılmlısıyla radikaliyle siyasal islamcılık çöktü. Bu çöküş kaçınılmazdı. Çünkü 11. yüzyılda teolojik temelleri atılan ve Emevi rejimi tarafından kurumsallaştırılan bugünkü egemen Sünni İslam anlayışı (Muaviye ideolojisi) kendi Ortaçağını aşamadı. İslamın uzayan bu Ortaçağı, günümüzde bütün Müslüman halkları sefalet, cehalet, yıkım, ilkellik, zavallılık, kan ve gözyaşı içinde boğuyor.

Doğu’nun parlayan yıldızı ve İslam dünyasında Ortaçağı aşan tek örnek durumundaki modern ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılarak, yerine bir din devletinin kurulmaya çalışılması, söz konusu zavallılığı daha da derinleştirecek gibi görünüyor. Çünkü, imam hatipçi anlayışı temel eğitim sistemi haline getiren; akla, bilime ve seküler hukuka dayalı kamu düzenini tasfiye eden AKP, ülkeyi bir din toplumu olarak yeniden inşa etmeyi hedefliyor. Ülke hızla Pakistanlaşıyor.
* * *
Bugün Türkiye’nin tarihsel ilerleme yatağının dışına çıktığını tespit edebiliriz. Ülke, Ortaçağa iade edilme girişimiyle karşı karşıya. Ancak, ortada çok önemli bir sorun var; Erdoğan ve militan İslamcı ekibi, eski rejimi, cumhuriyeti yıktı yıkmasına ama, yerine kendi rejimini, islamo-faşist bir düzeni henüz kuramadı.

Diğer taraftan, bu girişime karşı büyük bir toplumsal direniş şekilleniyor. Daha önce liberallerin desteğiyle bu direniş refleksini kıran AKP, artık bu yeteneğini de yitirmiş görünüyor. Cumhuriyet Mitingleri, ulusal bayramlarda yapılan büyük laiklik gösterileri, Gezi/Haziran direnişi, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra yapılan 24 Temmuz Taksim mitingi, 13 Haziran Adalet Yürüyüşü, 9 Temmuz büyük Maltepe Mitingi ve Adalet Kurultayı gelişen bu direniş dinamiğinin kilometre taşlarını oluşturuyor.

Erdoğan-AKP iktidarı, inşa etmeye çalıştığı yeni rejim konusunda siyasal zor ya da toplumsal rızaya dayalı bir mutabakat da oluşturabilmiş değil. Tam tersine, kurmaya çalıştıkları yeni rejimi hukuksal bakımdan güvenceye de alamadılar. Öyle ki, yeni rejimin hukuksal temelini oluşturacak Anaya değişikliklerini yapmak üzere düzenledikleri 16 Nisan Referandumu da bir yenilgiye işaret ediyordu. Çünkü, 1,5 milyon sahte oya karşın ancak burun farkıyla kazanılan bir referendumdu ve bu yanıyla bir ‘Pirus zaferi’ bile değildi.

Şimdi ortada tanımsız, anayasasız, tarihsel referansları belirsiz, üzerinde mutabakat sağlanmamış bir devlet ve iktidar var. Türkiye tam anlamıyla hem bir iktidar boşluğu hem de bir iktidarın tek elde toplanmaya başladığı bir diktaya sürüklenme süreci yaşıyor. Devleti bir arada tutan, üzerinde anlaşma sağlanmış zeminlerin olmadığı bir dönemden geçiliyor.
* * *
Erdoğan, AKP ve siyasal islamcı hareket cumhuriyeti yıktı ve fakat yeni bir kurucu iradeyi güçlü şekilde ortaya koyamadı. Çünkü, Erdoğan ve AKP’yi iktidara taşıyan iç ve dış dinamikler köklü bir şekilde değişti. Örneğin Batının siyasal islamla bağını kestiği bir konjonktürde (toplu durum) AKP iktidarı, dinci/mezhepçi bir rejim kurma ısrarı nedeniyle Batı’dan dışlandı. Suriye’de ağır bir yenilgiye uğradı ve dünyada yalnızlaştı… AKP, Türkiye’de cami cemaatinin bir bölümü dışında toplumun bütün kesimleriyle çatışmaya girişti. Hala belli bir güç olan kitle tabanını bir yana bırakırsak eğer, servetten ve iktidardan daha çok pay almaya çalışan yağmacı çevreler dışında anlamlı bir desteği kalmadı.

Daha da önemlisi, iktidar gücünü elinde tutmasına karşın, yeni bir rejim kuruculuğu için gereken birikime, donanıma, görgüye, bilgiye, tarihsel referanslara ve güce sahip olmayan bir kadronun, bir kurucu irade oluşturması da son derece zordu. Nitekim öyle de oldu. Diğer taraftan, Erdoğan ve siyasal İslamcı ekibi, Türkiye’nin aydınlanma ve modernleşme birikimini hafife aldı. Bu ülkenin ilerici ve devrimci geleneğini dikkate almadan atılacak her radikal adımın, toplumun işleyiş yasalarına, tarihin mantığına ve insanın doğasına karşı bir savaş, üstelik kazanılması imkânsız bir savaş olduğunu anlayamadılar.

Türkiye’yi yeniden aydınlığa çıkaracak, Ortaçağın saldırısını püskürtecek ve dinci gericiliği bir daha tarih sahnesine çıkamayacak derinlikte yenilgiye uğratacak bir siyasal inisiyatifin alınması için bütün koşullar uygun. Bugünkü krizi çözecek, toplumu yeniden birleştirecek ve ileriye taşıyacak kurucu irade, ancak, tarihin çağrısına uygun devrimci bir atılımla mümkün..

Bu anlamda, temelini emekçilerin oluşturduğu geniş bir ilerici-cumhuriyetçi cephe ve tarihin çağrısına uygun bir program oluşturulması için her şey hazır. Böyle bir cephe zaten yaşamın içinde fiilen oluşuyor. Sol, böyle bir cephenin kurulması ve programının oluşturulması sürecine etkin şekilde katılmalıdır. Böyle bir cephenin başarılı olması, hedeflerini gerçekleştirmesi de solun oynayacağı etkin role bağlıdır. Sosyalist hareket, laiklik ve Cumhuriyet mücadelesine abdestinden emin olarak, ‘amasız – fakatsız’ bir şekilde katılmadığı taktirde tarihin dışına düşecektir. (http://www.abcgazetesi.com/yeni-cikis-hatti-cumhuriyetci-cephedir-8014yy.htm, 01.09.17)
=============================================
Dostlar,

Sayın Merdan Yanardağ’ın bu çok önemli ve değerli irdelemesini büyük ölçüde paylaşıyoruz..

Katılmadığımız, katılamadığımız, katılmamızın olanaksız olduğu önerme;

  • Erdoğan ve militan İslamcı ekibi, eski rejimi, cumhuriyeti yıktı…

belirlemesidir. Büyük ATATÜRK‘ün kutsal ve biricik emaneti Türkiye Cumhuriyeti,
O’nun 1926 İzmir öldürü (suikast) girişimi sonrasında üstüne basa basa vurguladığı üzere;

  • Benim naçiz bedenim elbet bir gün toprak olacaktır
    ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır..”

Bu söylem, biz Kemalistlerin şaşmaz mottosudur ve temel moral – motivasyon kaynağıdır. Türkiye Cumhuriyeti, özellikle son 15 yılda AKP = RTE‘nin Batı emperyalizmi ve kimi İslam ülkelerinin de desteği ile islamcı – gerici saldırısı yüzünden önemli ölçüde yara almıştır.
Ancak bu ”örselenme – zedelenme” mutlaka onarılacak, lanetli – meş’um parantez de kapatılacaktır.

21. yy’ın şafağında Türkiye’nin aydınlanmacı – devrimci dinamikleri ve birikimine ek olarak küresel topludurum da (konjonktür) –zorunlu olmamak üzere– ilkel ve artık tarihsellikle sakat (malul) aşamaya gelmiş dinci – gerici kuşatmayı yarmaya elverir konum ve güçtedir.

Türkiye’nin sağlıklı – zinde güçleri, bir kez daha, 1920’lerde olduğu gibi ULUSAL BİRLİK – KOALİSYON ile yüz yıl sonra yinelenen ”yedi düvel” (Küreselleşen emperyalistler!) rövanşını ver-me-ye-cek-tir!

Atatürk’ün partisi CHP, –yer yer yalpalasa da– son çözümlemede tarihsel görevini bir kez daha, kadim Anadolu halkı ile başaracaktır. Bu başarı Cumhuriyet için, tarihin akışında çooook uzun dönemlere (belki de sonsuzluğa!) uzanan ciddi bir bağışıklık da sağlayacaktır..

Devrimciliğin mayasında hep ama hep emperyalizmi yenme inanç, tutku ve kararlılığı olmuştur.

Böylece biline..

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Yetkin İktisatçı sayın Mustafa Pamukoğlu, sitemizde yayınladığımız (16.7.17) “FETÖ’nün mali örgütlenmesi” başlıklı makalesinde önemli bir irdeleme yapıyor, belirlemeleri ve önerileri var (lütfen tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2017/07/16/fetonun-mali-orgutlenmesi/). Genel bir çözümleme (analiz) yaptığı. FETÖ‘ye ilişkin ayrıntılı akçalı (mali) bilgileri FG’in (Fetullah Gülen) 35 yıl 1. yardımcısı olan Nurettin Veren’den öğreniyoruz. Habertürk TV’de 2006’da Merdan Yanardağ 2 gece saatler boyunca bu kişi ile derinlemesine söyleşi yapmıştı. Sayın Yanardağ bu çok önemli söyleşiyi yazıya dökerek kitaplaştırdı ve yayınladı:

Kuşatılan Türkiye

  • Kuşatılan Türkiye : Gülen Hareketinin Perde Arkası

Bugünlerde bir kez daha dikkatle okumanın ya da video kayıtlarını dikkatle izlemenin zamanı.

Ayrıca değerli yazar Serdar Akinan’ın “BUZDAĞI”
adlı yapıtı.. Kitap kapağındaki çizime dikkat:

Buzdağı’nın üstünde Türkiye; altında ise
AKP – FETÖ – CIA var!

 

Buzdağı  Serdar Akinan

15 Temmuz adına AKP = RTE tarafından yaptırılan törenlerin – ritüellerin, bunca abartılı, duygu sömürüsü yüklü, dinci istismar odaklı olması; Kuran’ın – Caminin – Selaların – Şehit – Gazilerin, maneviyat ve mistisizmin… katılması, gözyaşlarıyla ıslatılmış algı operasyonu, vıcık vıcık popülizm (halk yardakçılığı) ve ağır toplumsal hipnotizmanın.. ardalanında ne yatıyor acaba?
Ankara ve İstanbul’da 2 dev anıt hangi alternatif tarih yaratma çabasının figürü?

Çok net sosyopolitik-psikolojik gerçektir :

  • Sabahlara dek minarelerden yüksek sesli selalar korku bastırma ritüelidir.

Farklı düşünen insanların Anayasal hakları ayaklar altındadır. Herkesin bu selaları sabahlara dek dinleme  zorunluğu  olmadığı gibi, hiç kimsede böyle bir yetki de yoktur.

Açıkça suç işlenmiştir.

Böyle bir şey ancak dinci – şeriatçı ilkel ülkelerde olabilir.

Bilinç altına itilmesi gereken / zorunlu olan yoğun korkular vardır?
Suç ortaklığının gün ışığına çıkması / çıkarılması paniği ciddi olarak yaşanmaktadır? 

Kendilerince de itiraf edilerek Kandırıldık söyleminin yetmeyebileceği,
atakların üstlerine üstlerine geleceği hezeyanıyla

  • Saf ve masum halktan / müritlerden savunma hattı / canlı kalkan oluşturma mıdır kurgulanan??

    15-16 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi.. 250 ölüm, iki bini aşkın yaralı kurban yetmemiş midir!

  • Ne denli trajiktir ki, sorumlular en önde “anma” yapmaktadır!?
    Bu açık günah çıkarma, neyin ve ne ölçüde diyeti olabilir ki??
  • “Bakın, bana bir şey yapacak olursanız milyonlar sokağa dökülür
    ve bedelini feci ödetir size..”

gözdağı / retoriği midir; binler / onbinlerce olduğu savlanan kişisel para-militer birliklere ek??

Bu dehşet dengesi nereye dek sürdürülebilir ki Türkiye’de?

2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı sonrası NATO – Varşova (Warsaw) Paktı ekseninde yaşanan soğuk savaş yılları – dehşet dengesine uluslararası toplum bile dayanamadı ve “Détant” (Yumuşama) politikaları ile zorunlu olarak karşılıklı uzlaşmaya gidildi..

Türk halkı da acı gerçekleri er ya da geç, yavaş da olsa öğrenecektir, öğrenmektedir.

16 Nisan deli saçması halk oylaması
nda AKP + MHP bloku gene de salt çoğunluğu sağlayamamışYSK hileye alet edilerek tam hukuksuz – gayrımeşru bir fiili durum
(Anayasa değişikliği ile gerçekte rejim değişikliği!) ülkemize dayatılmıştır.

  • Asıl darbe Saray’ın 20 Temmuz darbesidir! Bu durum kabul edilemez, sürdürülemez!

    Kitleler bu hazin oyunların ayrımındadır. Ne yazık ki her geçen gün ek – yeni ve daha ciddi hatalar sürdürülmektedir.

    Klasik diktatoryal tırmanış, “bir süre” tepede kalış (plato dönemi)ve ka-çı-nı-la-maz çöküş!

    Tarihsel eytişimin (diyalektiğin) şaşmaz yasası budur. AKP = RTE de aynı yasaya bağlıdır
    ve ne yazık ki uzlaşma – normalleşme zamanları, seçenekleri hoyratça tepilmektedir.

    Tüm iyiniyetli uyarı çabaları adeta kayalara çarpıp sönümlenmektedir!?

  • Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MALTEPE MİTİNGİ’nde yapılan 10 maddelik çağrıya uzlaşmacı yanıt vermeye en çok gereksinimi olanlar artık bu kitleler değil, AKP = RTE‘dir!

Sevgi, saygı ve kagı ile. 17 Temmuz 2017, Ankara

FETÖ’nün mali örgütlenmesi

FETÖ’nün mali örgütlenmesi

Mustafa PamukoğluMustafa Pamukoğlu

 Aydınlık Gazetesi, 16.7.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

FETÖ ve benzeri örgütlerin temel gücü mali yapısıdır. Mali güce ulaşmak bu tür örgütlenmeler için temel gerekliliktir.

Bir örgüt kurmak ve bunu geliştirmek için paraya ihtiyaç vardır. Bu para 3 temel yoldan
temin edilir. FETÖ bu üç kaynağı en iyi organize eden örgüt olarak yıllardır faaliyet gösteriyor.

1-Yurt içi ve yurt dışı bağış ve yardımlar
2-Ticari faaliyet gelirleri
3-Devlet teşvik ve destekleri

BAĞIŞLAR VE YARDIMLAR

Bağış ve yardımları temin etmek için örgütün ikna edici veya aldatıcı bir misyonunu ve amacını ortaya koymak gerekiyor. FETÖ burada “Ilımlı İslam” teorisi ile din için eğitim amacı ile faaliyetini sürdürdü. Dini anlamak için eğitim şarttır, iddiası ile hareket edildi. Eğitim için de okullar açmak ve bu okullarda eğitilecek donanımlı kişilerle misyonun geniş halk yığınlarına ulaşmasını sağlamak öncelik olmuştur.

Bu misyon ve vizyonla hareket eden FETÖ öncelikle bağış ve yardımları her türlü amaç ve faaliyette bulunan çeşitli dernekler ve vakıflar kurarak sağlamıştır. Çünkü dernekler ve vakıflar vergi avantajları nedeniyle bağış ve yardımları en kolay biçimde temin eden kurumlardır. Bunun yanında aidatlar, giriş ödentileri, sponsorluk gibi destekler de dernek ve vakıflar bünyesinde kolaylıkla organize edilebilmektedir.

TİCARİ FAALİYETLER

Vakıf ve dernekte toplanan kaynakların büyümesi ve kazanç sağlaması için gelir getirici alanlara aktarılması gerekir. Bunun için de iktisadi faaliyetlere girmek ve şirketler kurmak gerekir. FETÖ bunu eğitim kurumları şirketleri ile başarılı biçimde yapmıştır. Önce dershaneler sonra ilköğretim, lise sonrasında da üniversiteler kurarak temel amacı eğitim olan ama kazanç da sağlayan iktisadi faaliyetlere girişmişlerdir. Eğitim kurumları yanında medya şirketleri ve örgütlenmesi de sağlanınca ticari hayatın en önemli kazanç getiren etkili alana girilmiştir.

BÜYÜK ŞİRKETLEŞMELER

Ticari faaliyetler FETÖ güç kazandıkça farklı bir anlayışla da yapılmaya başlamıştır.
Bu misyona inanan tüccar, iş adamı, esnaf ya kendi şirketine ya da kurulacak başka şirketlere yine aynı inançta olan kişileri ortak almaya başlamıştır. Ortaklık ya isme ya da hamiline (yani kimin ortak olduğunun belli olmadığı ve onu mutemet bir kişinin temsil ettiği) olmak üzere dev şirketler kurulmaya başlamıştır. Öte yandan sermayeler birleştirilerek yeni işler ve projelere girilmeye başlanılmış ve dev şirketler ve finans kurumları ortaya çıkmıştır.

DEVLET TEŞVİKLERİ

Bu ticari faaliyetleri kolaylaştıran ve kazançları artıran birçok teşvik ve destek vardır. Biz burada vergi teşviklerinden en önemlilerini sayalım. FETÖ kurumları bundan fazlasıyla yararlanmıştır.

*Dernekler ve vakıflar vergi mükellefi değildir. İktisadi faaliyet gösterirlerse bu faaliyetleri vergiye tabidir.
*Kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin %5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için %10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar vergiye tabi kardan indirilir.
*Öğrenci yurtları, camiler, din eğitim verilen yerlere yapılan bağışlar ve harcamalar vergiye tabi gelirden indirilebilmektedir.
*Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı vergiye tabi kardan indirilir.
*Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okulları, özel kreş ve gündüz bakımevleri ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) tanınan vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere bağlı rehabilitasyon merkezlerinin işletilmesinden, beş hesap dönemi itibarıyla (AS: boyunca) elde edilen kazançlar vergiden istisnadır.
*Vakıf üniversitelerine yapılan bağışlar gider olarak indirilebilmektedir.

HAVUZ SİSTEMİ

FETÖ mali örgütlenmesinde en önemli lokomotif yukarıda saydığımız şekilde elde edilen kazançların ve kaynakların havuza alınarak imamlar (mutemetler-eminler) tarafından bir finans kurumu gibi yönetilmesidir. Bu sistemin motivasyonu güçlü dayanışma ve harekete olan sabit inançtır. Unutmayalım ki, bu havuzun en büyük destekçisi de FETÖ’yü kullanan ABD derin devleti ve diğer uluslararası işbirlikçileridir.

  • 15 Temmuz darbe girişimin önlenmesi ile bu dev mali örgütlenme de çökertildi.

Yeniden dirilmeleri bu mücadelenin kararlılık ve samimi biçimde devam etmesi halinde zor gözüküyor. Ama uyanık olmak da şart!
=========================================
Dostlar,

Yetkin İktisatçı sayın Mustafa Pamukoğlu önemli bir irdeleme yapıyor, belirlemeleri ve önerileri var. Genel bir çözümleme (analiz) yaptığı. FETÖ‘ye ilişkin ayrıntılı akçalı (mali) bilgileri FG’in (Fetullah Gülen) 35 yıl 1. yardımcısı olan Nurettin Veren‘den öğreniyoruz. Habertürk TV’de 2006’da Merdan Yanardağ 2 gece saatler boyunca bu kişi ile derinlemesine söyleşi yapmıştı. Sayın Yanardağ bu çok önemli söyleşiyi yazıya dökerek kitaplaştırdı ve yayınladı:

  • Kuşatılan Türkiye : Gülen Hareketinin Perde Arkası

Kuşatılan Türkiye

Bugünlerde bir kez daha dikkatle okumanın ya da video kayıtlarını dikkatle izlemenin zamanı.

Ayrıca değerli yazar Serdar Akinan’ın “BUZDAĞI” adlı yapıtı..

 

 

 

 

Buzdağı Serdar Akinan

Kitap kapağındaki çizime dikkat:
Buzdağı’nın üstünde Türkiye; altında ise
AKP – FETÖ – CIA var!

15 Temmuz adına AKP = RTE tarafından yaptırılan törenlerin – ritüellerin, bunca abartılı, duygu sömürüsü yüklü, dinci istismar odaklı olması; Kuran’ın – Caminin – Selaların – Şehit – Gazilerin, maneviyat ve mistisizmin… katılması, gözyaşlarıyla ıslatılmış algı operasyonu, vıcık vıcık popülizm (halk yardakçılığı) ve ağır toplumsal hipnotizmanın.. ardalanında ne yatıyor acaba? Ankara ve İstanbul’da 2 dev anıt hangi alternatif tarih yaratma çabasının figürü?

Çok net sosyopolitik-psikolojik gerçektir : Sabahlara dek minarelerden yüksek sesli selalar korku bastırma ritüelidir. Farklı düşünen insanların Anayasal hakları ayaklar altındadır. Herkesin bu selaları sabahlara dek dinleme zorunluğu olmadığı gibi, hiç kimsede böyle bir yetki de yoktur. Açıkça suç işlenmiştir. Böyle bir şey ancak dinci – şeriatçı ilkel ülkelerde olabilir.

Bilinç altına itilmesi gereken / zorunlu olan yoğun korkular vardır?
Suç ortaklığının gün ışığına çıkması / çıkarılması paniği ciddi olarak yaşanmaktadır?
Kendilerince de itiraf edilerek “Kandırıldık” söyleminin yetmeyebileceği, atakların üstlerine üstlerine geleceği hezeyanıyla saf ve masum halktan / müritlerden savunma hattı / canlı kalkan oluşturma mıdır kurgulanan?? 15-16 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi.. 250 ölüm,
iki bini aşkın yaralı kurban yetmemiş midir! Ne denli trajiktir ki, sorumlular en önde “anma” yapmaktadır!? Bu açık günah çıkarma, neyin ve ne ölçüde diyeti olabilir ki??

  • “Bakın, bana bir şey yapacak olursanız milyonlar sokağa dökülür ve bedelini feci ödetir size..”

gözdağı / retoriği midir; binler / onbinlerce olduğu savlanan kişisel para-militer birliklere ek??

Bu dehşet dengesi nereye dek sürdürülebilir ki Türkiye’de?
2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı sonrası NATO – Varşova (Warsaw) Paktı ekseninde yaşanan soğuk savaş yılları – dehşet dengesine uluslararası toplum bile dayanamadı ve “Détant” (Yumuşama) politikaları ile zorunlu olarak karşılıklı uzlaşmaya gidildi..

Türk halkı da acı gerçekleri er ya da geç, yavaş da olsa öğrenecektir, öğrenmektedir. 16 Nisan deli saçması halk oylamasında AKP + MHP bloku gene de salt çoğunluğu sağlayamamış, YSK hileye alet edilerek tam hukuksuz – gayrımeşru bir fiili durum (Anayasa değişikliği ile gerçekte rejim değişikliği!) ülkemize dayatılmıştır.

  • Asıl darbe Saray’ın 20 Temmuz darbesidir! Bu durum kabul edilemez, sürdürülemez!

    Kitleler bu hazin oyunların ayrımındadır. Ne yazık ki her geçen gün ek – yeni ve daha ciddi hatalar sürdürülmektedir. Klasik diktatoryal tırmanış, “bir süre” tepede kalış (plato dönemi) ve ka-çı-nı-la-maz çöküş! Tarihsel eytişimin (diyalektiğin) şaşmaz yasası budur. AKP = RTE de aynı yasaya bağlıdır ve ne yazık ki uzlaşma – normalleşme zamanları, seçenekleri hoyratça tepilmektedir. Tüm iyiniyetli uyarı çabaları kayalara çarpıp sönümlenmektedir!?
  • Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MALTEPE MİTİNGİ’nde yapılan 10 maddelik çağrıya uzlaşmacı yanıt vermeye en çok gereksinimi olanlar artık bu kitleler değil, AKP = RTE‘dir!

Sevgi ve saygı ile. 16 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Rifat Serdaroglu : KAÇ TANE BİR NUMARA VAR?

KAÇ TANE BİR NUMARA VAR?

Rifat Serdaroglu

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Şehitlerimizi de ayırdılar! AKP yöneticilerinden, vatan savunmasında PKK ve IŞİD katillerinin şehit ettiği çocuklarımızı ne hatırlayan var ne bir Fatiha okuyan!

  • Kimler tarafından ve ne uğruna şehit edildiklerini bilmediğimiz 15 Temmuz kontrollü darbe girişimi şehitlerini Aydın Doğan bile andı!

Artık her şeyi açık-açık konuşma zamanıdır. 15 Temmuz’un üzerinden 1 yıl geçti.
AKP-FETÖ iş birliğinin tiyatro kısmını seyretmekten bıktık. FETÖ ile ilgili iki kitap yazdık. Birincisini 15 Temmuz’dan 6 ay önce, ikincisini 4 ay önce yayımladık. Ne yazdıysak o oldu.
Hadi şimdi beraberce gerçekleri bir daha yazmaya devam edelim:

FETÖ (Fethullah Gülen Terör Örgütü) uluslararası bir organize terör ve istihbarat örgütüdür.

Fethullah Gülen’in bu devasa örgütü tek başına bu seviyeye getirmesi ve yönetmesi akla ve mantığa aykırıdır.

Cemaat, Türkiye’de büyümek için sağdan-soldan çok sayıda partiyi ve lideri kullandı. İki kişi Cemaatin FETÖ’ne dönüşmesinde başrolü oynadı. Turgut Özal ve Kenan Evren. Cemaat bu ikisinin himayesinde, özellikle darbe lideri Evren döneminde okullaşma ve büyük maddi güç elde etme sürecini tamamladı.

Cemaatin FETÖ’ye dönüşmesi evresinde örgütün BİR numarası elbette ki Fethullah Gülen’dir.

Cemaat ne zaman ki Türkiye’de gelişmesini tamamladı, Fethullah Gülen önce Vatikan’da Papa’nın elini öptü ve O’na teslim oldu, sonra da CIA kontrolünde dünyaya açılmaya başladı.
CIA, 1999 yılında PKK terör örgütünde etkinliği bitmiş, kullandığı uyuşturucudan beyni sulanmış Öcalan’ı paket yapıp Türkiye’ye teslim etti!
Aynı CIA, yine 1999 yılında Fethullah Gülen’i Amerika’ya götürdü, yeni elemanını 107.000 metrekarelik (AS: Nurettin Veren 137 dönüm, 8 villa.. demekte.. Merdan Yanardağ, Kuşatılan Türkiye – Gülen Hareketinin Perde Arkası, 30. bs. syf. 25) bir çiftlikte silahlı koruma altına aldı!

Kim Türkiye’ye Abdullah Öcalan’ı verip, Fethullah Gülen’i rehin aldıysa o FETÖ’nün diğer BİR numarasıdır. Tabii ki bu kuruluş CIA’dır, yani Amerika Derin Devletidir.

CIA satın alıp eğittiği FETÖ militanlarını Türk Devletinin en önemli birimlerine yerleştirmek, Türk Ordusu’nun Atatürkçü subaylarını, ordudan uzaklaştırıp komuta heyetini çökertmek,
22 Müslüman ülkenin sınırlarını değiştireceği projeye Eşbaşkan olacak, hırsı aklından ve vatan sevgisinden yüksekte olan birini, daha Belediye Başkanlığından keşfetmişti!
CIA; yapayalnız yaşayan sevgisiz bir diğer adamına emir vererek, genel seçimlere henüz 1,5 yıl varken Türkiye’yi erken seçime götürttü.

Ilımlı İslam-Muhafazakâr Demokrat- Dinlerarası Diyalog-Kürdistan Devleti gibi önemli konularda kendisi gibi düşünen AKP’yi destekleyerek iktidar yaptı.

  • 11 (on bir) sene gibi uzun bir zaman FETÖ ve AKP koalisyon ortağı gibi çalıştılar.

Bu arada AKP’nin bilgisi ve izni ile Ankara-Kızılay’da bir binada sayıları 35-50 arasında değişen CIA uzmanları taktisyen olarak yıllarca çalıştılar. 11 yılda Cumhuriyetin Değerleri, Hukuk Devleti, Demokratik Kazanımlar, Kuvvetler Ayrılığı, Anayasa çiğnendi. Türk Devletinin binlerce yıllık sırları Kozmik Odanın kapısı FETÖ elemanlarına açılarak, CIA’ya servis edilmesine izin verildi.

Kim 11 sene FETÖ ile koalisyon ortaklığı yapmışsa,
Kim “11 senede ne istediler de vermedim” dediyse,
Kim “FETÖ ile bizim menzilimiz aynı olduğu için onlara yardım ettik” dediyse,
Kim “Rabbim ve milletim beni FETÖ’ne yardım ettiğim için affetsin” diye suç ikrarında bulunduysa!

Herkes bilmelidir ki, FETÖ’nün diğer BİR numarası da odur.
Bu kişi AKP Genel Başkanı ve Dönemin Başbakanı Erdoğan’dır.

FETÖ’nün İKİ numaralı elemanları çoktur!
Cumhurbaşkanlığı makamından “Cemaate her türlü yardımı yapın” diye yurtdışındaki tüm Türk Devleti Temsilciliklerine resmi talimat yazan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakan Sadullah Ergin, Bakan Hüseyin Çelik, Bakan Bekir Bozdağ; Kadir Topbaş, İ Melih Gökçek, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Erkan Mumcu, Özel Paşa ön sıradaki İKİ numaralardır…

Değerli Okurlar;
Bunlar gerçeklerdir. Bu yazıdaki her cümle Türk Milletinin önünde söylenmiştir. Belgeleri dört dile çevrilmiş, sesli ve görüntülü olarak bizde mevcuttur. Soru şu olmalıdır;
Türk Devletinin Cumhuriyet Savcıları ve Yargıçları, dağ başında görev yapan bir öğretmeni yalnızca Bank Asya’da parası var diye “FETÖ mensubu” kabul edip zindana atıyor da FETÖ’nün siyasi ayağını görmüyorlar mı?
Zavallı bir Askeri Okul öğrencisini hapse atan adalet sistemi, nasıl oluyor da iş siyasetçilere gelince kör olabiliyor?

Bir ülkeyi yönetenlerde vicdan, Allah korkusu, utanma duygusu kalmadıysa her türlü kötülüğü yapabilirler. Örneğin bu tarihi gerçekler için bize dava açabilirler.
Yalnız herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, cübbelerini FETÖ’ne veya iktidara kiraya verenlerin sonları Zekeriya Öz denen hainden daha beter olacaktır.

Kim zalimlere kulluk edip, mazlumları ezerse onların yerleri Esfeli Safilin’dir…

Not; Bu yazıdakilere itirazı olan AKP üst yöneticilerinde yüreğin gramı varsa,
istedikleri televizyonda tartışalım. Hadi bekliyorum!

Sağlık ve başarı dileklerimle, 12 Temmuz 2017
================================================
Evet dostlar,

Eski Sağlık Bakanı, günümüzün harman yürekli araştırmacı – yazarı Sn. Rifat Serdaroğlu’ndan mitralyöz gibi bir yazı daha.. Diktatörlük sınırlarına girmiş bir rejimde bunca acı – yakıcı gerçekleri cesaretle yazmak için salt çok sağlam bilgilere sahip olmak da yetmez..

Sn. Rifat Serdaroğlu’nun yaşına gelmiş niceleri yaşamlarının sonbaharının tadını çıkarmakta. Bizim gibi birileri gecenin ilerleyen saatlerinde mışıl mışıl uyumak…. yerine ter dökmekte.. Kezlerce yazdık, artık AKP = RTE despotik rejiminin sürdürülebilir yanı, mecali kalmadı..

AKP Gn. Bşk ve CB Erdoğan’ı dün AKP Grup toplantısı konuşmasında tanıyamadık. Müthiş bir gerginlik, öfke, kızgınlık, kin, nefret, aşağılama, hakaret…. Anamuhalefet CHP’ye ve Gn. Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük olarak sergilendi.. AKP grubuna dönük çok üst düzeyde ajitasyon çalışması yapılmış oldu. “15 Temmuz kontrollü darbe girişimi” anması için 1 hafta ayrılmıştı devletin tüm olanakları ile. TBMM’de yapılacak toplantıda salt AKP ve MHP var. Öbür 2 parti yok..

AKP = RTE, “Büyük Adalet Yürüyüşü” nün ulusal ve yabancı kamuoyunda doğurduğu büyük yankının ayrımında ve bundan ölçüsüz derecede rahatsız. Şimdiye dek görmediğimiz derecede gergin ve ağır sataşma – aşağılama içerikli, baştan sona ötekileştirici – dışlayıcı ve gözdağı veren hatta açık açık tehdit eden “sokağa çıkamazsın” a dek varan bir nefret söylemi.. Hedef belli; AKP tabanı ve kamuoyunda oluşan ADALET YÜRÜYÜŞÜNE dönük sempatiyi kırmak, oluşan olumlu sosyal psikolojik iklimi kırmak ve sulandırmak, nötrallaştirmek, giderek silip unutturmak..

Ancak AKP = RTE‘nin bunun olanaksız olduğunu, artık ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MİTİNGİ ÖNCESİ / SONRASI Miladı yaşandığını, azıcık siyaset bilimi nosyonu varsa kabullenmesi gerek. Ne yazık ki yazmaktan yorulduğumuz üzere tüm bu iç – dış süren uyarıların gerçek ve ciddi iletisini almak ve ülkemizi normalleştirmek seçilecek tek ve en  akla uygun yol iken; siyasal tarihte diktatörleşen ve zulme sarılan – saplanan kişi – iktidarların “tipik” davranış modelini izliyoruz.. Atipik olan bir şey yok! Öngörülebilir olgulara tanık oluyoruz.

Dolayısıyla bu filmin sonu belli ve bütün alametler gösteriyor ki yakın; öyle ya da böyle, diyalektik olarak lanetli yılların sonuna geldik.. Uzatmanın süresi ve “ödenecek bedel” hem AKP = RTE’nin siyasal körlüğü ve inadına hem de başta CHP – Kılıçdaroğlu, muhalefet partilerinin izleyeceği sakin – akılcı – yaratıcı politikalara – araçlara bağlı..

Sevgi ve saygı ile. 13 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Durdu Özbolat : IŞİD TÜRKİYE’de KAFA KESMEYE BAŞLARSA..

Durdu Özbolat: IŞİD Türkiye'de kafa kesmeye başlarsa...

Durdu Özbolat
IŞİD TÜRKİYE’de KAFA KESMEYE BAŞLARSA..
YURT Gazetesi, 20.02.16

Patlama Ankara’daki patlama ve etkilerini irdeleyince, hemen karşımıza, ‘Kim yaptı? Niye yaptı? Yoksa bu bir işaret fişeği miydi?’ sorusu çıkıyor. Ankara’nın ‘tam kalbinde’ çok büyük bir eylem oluyor. Yalnızca TSK mensuplarımız değil, sivil insanlar, kadınlar, çocuklar bu kirli savaşın kurbanı olarak şehit ediliyor. Bu saldırıyı nefretle kınıyoruz. Bu utanılacak katliama kimse mazeret uyduramaz. Hiçbir açıklaması da, izahı da olamaz Bu kirli saldırıyı yapanlar adına da utanılacak bir eylem türü. MİT Başkanı Hakan Fidan, ‘zaafiyet yok’ açıklaması yaptı. Maalesef bu açıklama, ‘vaziyeti düzeltmeye’ yetmiyor. Sizce yetiyor mu? Bu saldırı önlenebilir miydi?  Önlenmeliydi. Öğrenilmeli ve önlenmeliydi. PKK ve PYD  açıklamaları yaparak, eleştirerek Bu işin içinden çıkamazsınız. Kusura bakmayın. Ben kısa süre önce iktidarı bu sütunlardan uyardım. Ama uyarımın dikkate alınmadığını görüyorum. Yarın ya da bir gün yetişmesine ve beslenmesine göz yumduğunuz IŞİD Türkiye’de daha kanlı eylemler yapmaya  ve kafa kesmeye başlarsa ne yapacaksınız? Rusya ve İran’ın desteklediği Suriye  rejiminin sıkıştırmasıyla, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan şimdilik ‘uyutulmuş’ IŞİD militanları kanlı eylemlere başlarsa ne yapacaksınız? Tasnif yapmayacağım ama, daha dün Suriye’de Rock müziği dinlediği için bir gencin kafasını kesenler yarın Türkiye’ye geldiklerinde ne düşünecekler?

Anayasa görüşmeleri öncesi ‘üçüzlere’ ve CHP’deki ‘tombili baykuşlara’ açık çağrıda bulunarak, yeni anayasa görüşmelerinin de koalisyon görüşmeleri gibi ‘istikşafi (AS: karşılıklı birbirini keşfetme, ne düşündüğünü anlama) görüşme durumuna geleceğini’ gene bu sütunlardan yazmıştım.  Masanın devrileceğini de. Kimse kusura bakmasın. CHP’yi, çoğunlukla ‘siyasete rastlantıyla girmiş kişiler’ yönetmeye çalışıyor. Maalesef CHP sol değerler üzerinden siyaset yapma şansını yitiriyor. Ya bu değerleri  HDP’ye kaptırırsa ne yapacak? İşler iyiye gitmiyor deyince çok bozuluyorlar. Bizim, CHP’nin hiç ama hiçbir biçimde yıpratılmasına gönlümüz razı olamaz. Yalnızca yol göstermeye, bildiğimiz doğruları ‘edebimizle’ söylemeye çalışıyoruz. Bu salt hakkımız değil, görevimizdir de.. Önüme geleni partiden atarım havası ile bir yere varamazsınız.. Gerçek olan şey şudur :

Türkiye’de çok acı bir patlama oldu. Bu patlama Türk siyasetine, dış politikasına, ekonomisine yönelikti. Bu patlama gerek AKP’yi, gerek CHP’yi, gerek MHP’yi gerekse HDP’yi uyandırmalıdır. Özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı. Siyaset sahnesinin başrol oyuncuları ve aktörleri uyanarak, gereğini yapmalılar. Türkiye’miz uluslararası camiada çok yalnızlaşıyor. Güven veren bir reçete yazan muhalefet şart. O görev CHP’nindir,  adres de. Ama CHP seçimde %25-30 türküleri söylüyor. Sonuç ortada ve CHP bu davranışıyla  ‘iktidar hedefi’ ni unutmuş olmuyor mu? CHP finans çevrelerine,  dış dünyaya  böyle bir hedef koyarak iktidar olacağı umudunu veremez. Lütfen gerçekçi ve kendimize karşı dürüst olalım. Bize oy veren 12 milyon insana saygı duyalım. Onların umudunu kırmayalım. Çünkü umudunu kırdığınızda ‘umutsuz insanlar’ başka arayışlara girer. Siyasetçinin görevi  en olumsuz koşulları  olumlu duruma getir-
mektir. Maalesef CHP’de ‘anlık değerlendirmeler’ ve  ‘aklına gelen ilk şeyleri söyleyen’ bir ekip var. Cenaze  törenlerine katılmak yetmez. Altına yüzlerce ‘hakaret’ yazılan tweetler de yetmez.. Bu olup bitene kimse ‘ne oluyor?’ diye itiraz etmiyor. Görmezlikten geliyor, yok sayıyor. Ama  köşede bucakta yönetimi de  genel başkanı da  yerden yere vuruyorlar.  Yüzüne gelince de ‘siz her şeyin doğrusunu yapıyorsunuz efendim’ diyorlar. O da bu sözde değerlendirmeleri  doğru sayıyor. Bizim gibi birisi de doğruyu söylediği zaman, eleştirdiği zaman ‘asi hanesine’ yazılıyor. Kraldan çok kralcılar da durumdan görev çıkarıyor. Onlar çatlasa da patlasa da doğru bildiğimi söylemeye devam edeceğim. Yanlış yönetim anlayışı zoruma gidiyor.  Tekrar ediyorum. Bunu düzeltmemiz gerek..

========================================

Dostlar,

Sayın Durdu Özbolat, YURT Gazetesini epey zamandır kişisel özverisi ile ayakta tutuyor. Merdan Yanardağ ve takımı (ekibi) görevde kalsaydı gazete şimdikinden çok daha ileride olurdu kanımızca.. Hala bu girişim yapılabilir, yapılmalıdır.

Durdu bey içtenlikli bir CHP’lidir ve sadelikle düşüncelerini köşesine aktarmış. Yazdıkça daha da olgunlaşır ve gelişir elbette. Gazetenin düzeltmenleri de en azından başlangıçta, daha bir özen gösterirlerse Sayın Özbolat’ın yazılarına, bizce yerinde olur.

Yazının içeriği ve endişeleri önemlidir.
Başlıkta sorduğu soru yabana atılmamalıdır, dehşet vericidir..
Bu ülke kaç kez Alevi – Solcu kıyımı yaşamış bir ülkedir!
Hiç kimse ama hiç kimse en küçük bir hukuk dışı işlem görmemelidir bu ülkede artık.
Ülkemizde her – ke – se CAN ve MAL GÜVENLİĞİ sağlamak iktidarın vazgeçilmez
ilk ve ivedi görevidir. Bunun bağışlanır yanı yoktur..

Soner YALÇIN‘ın SÖZCÜ Gazetesinde 02 Şubat 2016 günü yazdığı “UYUYAN HÜCRELER” başlıklı çok önemli yazısını bu bağlamda anımsatıyor ve mutlaka okunmasını diliyoruz..
(http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/uyuyan-hucreler-3-1070944/)

Bir de sorumuz var :

  • MİT Başkanı, ülkemizde bir kıyımda en az kaç insan ölürse vicdanına uyarak istifa edecek acaba?? Gerçekleri, gördüğü baskıları… açıklayarak istifası için ek olarak kaç kurban gerek??

    Sevgi ve saygı ile.
    22 Şubat 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com