ERDOĞAN’IN KURUCU OLDUĞU YENİ DEVLET

ERDOĞAN’IN KURUCU OLDUĞU
YENİ DEVLET

Zeki Sarıhan

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

AKP’nin yetkili isimlerinden biri, katıldığı bir televizyon programında söz düşürerek Yeni bir devlet kuruyoruz. Kurucusu da Recep Tayyip Erdoğan’dır demiş. “İster beğenin, ister beğenmeyin” diye de eklemiş. “İster beğenin ister beğenmeyin” sözünü, “Siz karşı çıksanız da zorla kuracağız” diye anlamak gerekir.

“Yeni bir devlet kurulacağı”, geniş bir tepki aldı. Ucu açık bu ifadeden birçok yurttaş ürküntüye kapılmış olmalı. Öyle ya, kurulmakta olan veya kurulacak bu yeni devlet nasıl bir şey olacak? “Yeni” olacağına göre bayrağı, başkenti, resmî dili, toprakları, yönetim biçimi ne olacak?

Bu ürküntüyü sakinleştirmek için hükümet yetkililerinden bazı açıklamalar geldi. Sonunda bu yeni devletin “kurucusu” olduğu söylenen Erdoğan da konuştu. Yoktu öyle bir şey! Bu konuda açıklama yetkisine sahip yalnız kendisiydi. Tek vatan, tek bayrak…” diye başlayan Rabiasını sıraladı.

Uzunca bir süredir tehlikeyi görenler ve uyarı görevlerini yapanlar için bu hiç de inandırıcı bir açıklama değil. “Yeni bir devlet kuruyoruz” diyen sözcünün kastı da vatanı, bayrağı vb.ni değiştirmek olamazdı. Çoktandır zaten adım adım değişmekte olan, bu devletin içeriğidir. Başkanlık sistemi boşuna getirilmiş değildir. Türkiye bu sistemle kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter bir sistemden çıkmış, hem parti başkanı hem de devletin başı olan, fiilen de her işte tek karar verici padişahlık benzeri bir sistemle yönetilmeye başlanmıştır. “Cumhuriyet” adını değiştirip yerine “Sultanlık” demenin bir anlamı var mıdır? Bu gibi işlere daha sonra sıra gelecektir.

Türiye’nin hukuk sistemi değişmemiş midir? Değişmemiş ise, bir devlet başkanı, kendisinin ve partisinin atadığı hukuk adamlarına nasıl olur da kimlerin suçlu olduğuna, bunların nasıl cezalandırılacağına, hatta hangi tutuklulara nasıl bir elbise giydirileceğine varıncaya kadar talimat verebilmektedir?

Türkiye’nin eğitim sisteminin laiklikle bir ilgisi kalmış mıdır? Anaokullarından başlayarak çocukların ve gençlerin bilimden uzak tutulduğu, bütün eğitim kurumlarının İmam Hatipleştirildiği,

  • Şeriatçı bir düzene geçmek için acele edildiğinden, iktidarın emir ve kumandasındaki
    dinci vakıfların yardıma çağrıldığı bir eğitim sistemi,
    yeni kurulmakta olan devletin kanıtı değil midir?

“Eski” dedikleri devletin “Yurtta sulh, dünyada sulh” ilkesi bir yana bırakılalı çok oldu. Yeni devlet hâkimiyet alanı olarak Türkiye topraklarıyla yetinmeyeceğini ilan etti. Stratejik Derinlik politikası gereği Saraybosna’dan Endonezya’ya kadar varına yoğuna selam gönderilen Müslüman ülkeler, şimdi Suriye ve Irak topraklarından başlayarak göz dikilen ülkeler oldu.

“Eski” devlet, çağdaşlaşmayı hedeflemişti ve bu nedenle Batı’daki demokratik kurumları ülkeye getirme çabasındaydı. İkinci Mahmut’tan, özellikle Tanzimat’tan beri böyleydi. Yeni devleti kurmaya niyetlenenlerin özellikle 2012’den beri böyle bir çabasına tanık olan oldu mu? Onlar aksine kumanda ettikleri bütün kurumlara “Geriye dön! Marş marş!” komutunu verdiler. Bazı safdiller, bunu emperyalizmle mücadele zannetseler ve bu yorum iktidarın işine gelse de,

  • hedef Ortadoğu ve Körfez’dekilere benzer gerici bir kabile yönetimi kurmaktır.

İktidar mensuplarının bu geriye gidişte dayandıkları kuvvet, Türkiye’nin kırsalıdır. Bu “kır” artık yalnız köylerde ve taşra kentlerinde değil, büyük kentlerin varoşlarına yığılmış ancak kırsal kültürü terk edememiş, az eğitimli ve maalesef az kazançlı yığınlar ve onların dilinden anlayan açıkgözlerdir.

Bir torba kömür ve birkaç kilo makarna ile durumu anlatmak pek basit olur. İktidar son 15 yıldır kendisi için pek verimli bir strateji ile bu kitlenin iplerini eline geçirmiştir. Seçmenlerin yaklaşık yarısının hâlâ desteğini elinde tutuyor. İşte bu kitle, kendisini iktidarda sanıyor ve rejim değişikliği konusundaki gelişmelere şimdilik duyarsız kalıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin AKP’nin eline geçinceye kadarki yaklaşık 90 yıllık öyküsü de derslerle dolu olmalıdır. Çağdaşlaşma ve laiklik iyidir, ancak bunların karın doyurucu da olması gerekirdi. Gelecek yazımda “Deveyi Yardan Uçuran…” yazımda bu konuyu irdelemeye çalışacağım.

Bir açıklama : “Osman Bolulu İçin” başlıklı yazımda şöyle bir cümle vardı: “Bolulu’nun Türkiye’nin geldiği bu beklenmedik durum karşısında kahır içinde öldüğü bir gerçektir. Sami Nabi Özerdim’in, Kenan Evren rejiminin yürürlükte olduğu bir dönemde “Artık yaşamanın bir anlamı yok!” dediğini hatırlıyorum. Nitekim Yalnızlık ve kahır içinde öldü. Bugünkü rejimin de birçok aydının ömrünü kısalttığını sanırım.”

Evlatları bu cümleden Bolulu’nun rahatsızlığı dönemde kendileri tarafından yalnız bırakıldığı anlamını çıkarmışlar.  Oysa paragraftan da anlaşılacağı gibi yalnızlık Sami Nabi Özerdim için kullanılmıştır. Bunda bile O’nun yalnızlığı ailesine değil, Kenan Evren rejimine bağlanmıştır. Kahır içinde ölmek ise bağımsızlığı, çağdaşlaşmayı ve toplumsal adaleti yaşamasının anlamı haline getiren her aydının, günümüzde gelinen yer açısından taşıdığı bir duygudur. Cümlede de anlatıldığı gibi “kahretmek” onların yüce umutlarıyla ilgilidir. Hangimiz kahretmiyoruz ki? Osman Bolulu da umutlarıyla yaşamış bir devrimciydi. Yazıdaki hiçbir ifade ailesiyle ilgili değildir. (Ayvalık, 8 Ağustos 2017)
===================================
Dostlar,

Sayın Zeki Sarıhan oldukça önemli bir irdeleme yapmakta bu yazısıyla.
Yazı içeriğine biz de bütünüyle katılıyoruz.
Ancak, 21. yy’ın şafağında AKP = RTE‘nin gönlünde yatan şeriat düzenini Türkiye’de “Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti” adı altında değilse bile “niteliğinde” kurmak için tarihsel konjonktür elverişli değil. Bu bağlamda bir makalemiz web sitemizde yayınlanmıştı :

Ne var ki, Türkiye Aydınlanmacıları elbette bu tarihsel diyalektik saptama – beklentiye bel bağlayacak değillerdir!

Tersine, söz konusu tarihsel – konjonktürel -diyalektik gerçekliğin – beklentinin enerjisini ve rüzgarını da ardımıza alarak; asla umutsuzluk ve yılgınlığa düşmeden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün görkemli yapıtı ve kutsal armağanı Cumhuriyetimizi savunacak ve bu kuşatmayı da savuşturacağız.. 94. yaşını sürdüren Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana kaçıncı saldırı bu AKP = RTE kuşatması; tarihsel bellek ve bilincimizde kazılıdır.

İç ve dış koşullar herkesi terbiye eder. Jeopolitik yasalar AKP = RTE’yi de gereken rotaya sokacaktır.

Stratejik diyalektik ya da diyalektiğin şaşmaz stratejisi kimseyi istisna tutmaz.

Ölümün, hastalanmanın ya da yılgınlığa kapılarak tasfiye olmanın zamanı değil!

Sevgi ve saygı ile. 068 Ağustos 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

12 Eylül Darbesinin tek kazananı Emperyalizm ve 34 yıl sonra bir muhasebe..


Türker Ertürk : 12 Eylül Darbesinin tek kazananı Emperyalizm
ve 34 yıl sonra bir muhasebe..

Evet dostlar…

34 yıl önce bu gün..
Sabahın erken saatlerinde Türkiye’de bir askeri darbe daha yapılmıştı.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Halk Sağlığı Dalında uzmanlık eğitimi alıyorduk (ihtisas yapıyorduk yaygın deyimiyle).
Eskişehir yolu üzerindeki Yapracık köyünde 1 yıllık Sağlık Ocağı rotasyonumuzdaydık
(Ankara’ya 28 km). Sabah erkenden, eşini yitirdiği için köydeki çok mütevazi lojmanımıza, yanımıza aldığımız Annemiz bizi uyandırdı :

Kalkın, kalkın.. Askeri darbe olmuş!

Buruk bir sevinç içinde idi!?.. Günlük ortalama 20 insan öldürülmekteyken,
bıçakla kesilir gibi “asayiş berkemal” oluvermişti!?
Birkaç ay önce neden yapılmamıştı ki bu hünerli (!) darbe?
İki ay önce olaydı belki babamızı da yitirmezdik örneğin..
Ancak General Kenan Evren, “1 yıl kadar olgunlaşmasını beklediklerini..” belirtiyordu sonraları Darbe koşullarının..

12 Eylül darbesine koşar adım giden kanlı süreçte biz de Emniyet Başkomiseri babamız Halis Zeki Saltık’ı görevi başında bir çatışmada İstanbul’da
şehit vermiştik..
07 Temmuz 1980..
Bu acı olayı ve ailemizin ödediği – ödemekte olduğu ağır bedeli
2 ay önce sitemizde paylaşmıştık :

7 Temmuz 1980.. 34 Yıl Sonra Şehit Olan Babamızı Analım İstedik..
(http://ahmetsaltik.net/2014/07/07/7-temmuz-1980-34-yil-sonra-sehit-olan-babamizi-analim-istedik/)

1938’de Tunceli – Hozat – Karaca köyünde ailemizden – köyümüzden
40’a yakın
masum insan topluca katledilmiş,

ardından

Afyon – İsparta ilçelerine 10 yıl boyunca sürgün edilmiştik!.

Bu çok boyutlu, ağır, uzun erimli örselenmenin (travmanın) yaralarını sar(a)madan,
belimizi büken çok ağır bir yitik daha yaşamaktaydık..

*****

12 Eylülcüler,
yeryüzünün en ilerici anayasalarından olan 1961 Anayasasını toptan kaldırdılar.

61 Anayasası ülkemize 27 Mayıs Devrimcilerinin eşsiz bir armağanıydı.

Zaten 10. yılında 12 Muhtırasının başı Gnkr. Bşk. Org. Memduh Tağmaç,
bu özgürlükler Anayasasının ülkemize bol geldiğini buyurmuşlardı ve özellikle sosyal ve ekonomik haklarla ilgili 35 önemli maddeyi ara rejim döneminde değiştirmişlerdi.

Bu kez 10 yıl sonra KüreselleşTİR meciler = Yeni emperyalistler yeni (!) bir Anayasa istiyorlardı ki, Türkiye küresel piyasalara sosyal devlet olmaktan çıkartılarak eklemlensin, özelleştirmelerin önü iyice açılsın,
Türkiye küresel piyasalara pazar olsun, yem olarak sunulsun..

İşte 12 Eylülcüler bunu yaptılar 82 Anayasası ile.. Bu Anayasa da 32 yılda işlevini tamamladı. Zaten 32 yılda 117 maddesi 20’ye yakın değişiklikle adeta başkalaştırıldı. Eldeki artık 82 Anayasası olmaktan çok uzak.. Özellikle 2002 sonundan günümüze
12 yılda gerici AKP – RTE rejimince epey değişiklik daha yapıldı. Sonki 12 Eylül 2010 referandumu ile idi ve 26 madde daha değiştirildi.. AKP – RTE gerici – irticacı rejimi özgürlüklerden – demokrasiden yana görünerek otoriter, giderek totaliter bir yapı kurguladı. Örn. YÖK düzenine hiç dokunulmadı.. tersine pekiştirildi (tahkim edildi) ve tepe tepe kullanılarak tüm üniversiteler ele geçirildi. Ayrıca 81 ilde sözde üniversitecikler kurularak, 18’i bizzat RTE’nin itirafıyla Cemaat’e ikram edilerek sistem
dikensiz gül bahçesine dönüştürüldü.

– Yandaşlara bu üniversitelerin yapılanmasında kaynak aktararak
– Bu üniversitelerde ciddi biçimde kadrolaşılarak
– Ve kuruldukları küçük – orta kentlerin yapısını gericileştirerek..
başkaca kuşlar da vuruldu bu plan üzerinden..

***

Şimdilerde istenen “YENİ ANAYASA” (!) ise
Büyük Atatürk’ün kurduğu Laik-demokratik-sosyal-hukuk devletini,
tekil (üniter) yapıyı, parlamenter rejimi tasfiye ile en geç 2023’te Başkanlık rejimli Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti‘ni kurmaya yöneliktir.

AKP – RTEnin dilinden düşürmediği sloganı “HEDEF 2023” ün kod açılımı budur!

*****

Sayın Ertürk Amiralimizin belirttiği gibi kökleri dışarıda işbirlikçi darbeciler,
kendilerini yurtsever ülke savunucularını darbeci gibi göstererek saklamaya almışlardır.

Dış desteklidirler; hem irticacı hem de bölücüdürler.

Olanaklıysa bir iç savaş çıkarmadan, olabildiğince kansız
-ama gerekliyse ondan da gözlerini sakınmadan- önümüzdeki 9 yılda son hedeflerine varmak istemektedirler.

2015 seçimlerinde Anayasa’yı değiştirebilecek bir çoğunluk 330+ vekil çıkarabilirlerse, Cumhuriyet Türkiye’sinin ruhuna fatihayı okuyacaklardır.

Yeni Anayasa başkancı ve federal bir yapıda olacak, laiklik rafa kaldırılacaktır.

Şimdiki HDP ile uzlaşarak,
APO’yu salarak,
PKK’yı yasallaştırarak….
367’yi de aşarak, halkoylaması olmaksızın köktenci bir anayasa değişikliği yapabilirler.

Özetle, Sn. Ertürk’ün vurgusuyla 12 Eylül Darbesi gerçek anlamda emperyalizmin
işine yaramış, ülkemizi güdümlü işbirlikçi siyasal kadrolara teslim etmiştir.

Önümüzdeki çoooook kritik ve daralan zaman kesitinde, “hızlandırılan gündemde
tüm yurtseverlerin bu stratejik planı ve son 9 yılı dikkate alarak ivedi bir
birleşik eylem planı geliştirmeleri kaçınılmazdır.

ATATÜRK’te birleşerek..

Ülke ve Ulusun bölünmez bütünlüğünde birleşerek..
Cumhuriyetimizin Anayasa da tanımlı 6 temel niteliğinde birleşerek..
Bilmeyiz, CHP (Y-CHP mi desek??) tüm bunların ayırdında mı?

Ya da Atlantik ötesine daha da fazlasını vaadederek AKP’nin yerine mi istekli?

Zaman hızlanmıştır!

AKP – RTE giderek çemberi daraltmakta
, deyim yerinde ise ümüğümüzü sıkmaktadır.
Bu tablo sürdürülemez ve katlanılmaz bir cendere olmuştur.
Koşullar kendi çözümlerini de üretecektir.

  • T.C., AKP – RTE üzerinden emperyalist ağababalara teslim edilmeyecektir!

Tıpkı 92 yıl önce yapıldığı gibi.. Gene başarılacaktır;

Bulunacaktır bahtı karanın maderini kurtaracak boz atlı kadim yiğitler;
çıkıp geleceklerdir AYDINLANMA’nın nurlu ufuklarından..

Hesabı sorulacaktır vatana ihanetin bir kez daha ve son kez..

Ve T.C. ilelebet payidar kalacaktır..

Büyük Atatürk’ün – Yüceler Yücesi’nin hedefe attığı ok dönüşümsüzdür.

Bu yazı böyle yazılmıştır..

Böyle bilinmeli ve herkes ama herkes ayağını denk almalı,
adımını buna göre atmalıdır.

Sevgi ve saygıyla.
12.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

DEVLETİN DİLİ TÜRKÇE, SİYASAYA ARAÇ YAPILAMAZ! SİYASAL ÇIKAR İÇİN TÜRK ABECESİNE HARF EKLENEMEZ!


Dostlar
,

Bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği‘nin AKP tarafından “AÇILIM -SAÇILIM” saçmalığı bağlamında “Türk abecesine 3 yeni harf eklemesi” hakkındaki
basın açıklamasını paylaşıyoruz..

AKP “proje parti – taşeron” işlevini inanılmaz bir sadakatle, benzetmek yerinde ise (teşbihte hata olmazmış!) “burnunda metal halka varmışçasına” yerine getirmeye çırpınıyor..

“Deliğe süpürülmek” istenmiyor; Cüneyt Zapsu‘nun telkiniyle ABD’lilece kullanılıyor..
(ZAPSU’NUN TEYP DEŞİFRESİ: ‘KULLANIN’
AKP yetkililerinin yalanlama çabalarına karşılık, Washington’daki toplantının teyp kayıtları, Cüneyd Zapsu’nun Başbakan Erdoğan için Amerikalılara iki kez “use…” ‘kullanın’ dediğini ortaya koyuyor.  http://www.milliyet.com.tr/2006/04/12/siyaset/axsiy02.html)

AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si de bu yöntemi seçiyor.. Öylesine suça bulaştılar ki, elleri öylesine kanlandı ki, dokunulmazlık denen kepazelik kalktığında yaptıklarının altından kalkamayacaklarını çoook iyi biliyorlar…. Fakat gözler de öylesine kararmış ki, giderek daha ağır anayasa çiğnemleri (ihlalleri) yapıyorlar.. Bir yğın bürokratı da toplu özekıyıma (intihara) sürükleyerek..

Örneğin Cumhuriyet Başsavcılarını!..

Bir kez daha uyarmış olalım..
Tarih Diktatörlerin kendiliklerinden çekildiklerine ilişlin örnek içermiyor ne yazık ki!

RT Erdoğan bir istisna olabilir mi?

Hayalci olmayalım..

Hedef 2023; ANADOLU FEDERE İSLAM CUMHURİYETİ!

ANADOLU TAYYİBAN – TAYYİBİSTAN KRALLIĞI

Öylesine hedefe kilitliler ki, böylelikle kendilerinden sonsuza dek
hesap sorulamayacak!?

Türkiye, çağdışı vehhabi Suud ailesinin krallığındaki gibi rezil – sefil bir yönetim altına konacak..

Evdeki hesap bu..

Bakalım çarşıya uyacak mı??

  • AKP ve şürekası aklını başına alsın, burası tekin bir coğrafya değil..

Burası Gazi Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti!

Biz onu sonsuza dek yaşatmak üzere kutsal bir emanet olarak aldık.

Gereği yapılacaktır; tarihin bu kadim coğrafyada akışı çizilmiştir.

Cumhuriyet_sonsuza_dek_yasayacak

 

 

 

 

 

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 3.11.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Dil_dernegi

DEVLETİN DİLİ TÜRKÇE, SİYASAYA ARAÇ YAPILAMAZ!
SİYASAL ÇIKAR İÇİN TÜRK ABECESİNE HARF EKLENEMEZ!
     Mustafa Kemal Atatürk, 93 yıl önce TBMM’yi, 90 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş; 85 yıl önce Harf Devrimini, 81 yıl önce Dil Devrimini yaşama geçirmiş; birbirini izleyen devrimlerle yüzyıllarca “kul” olan halkayurttaşlık bilinci kazandırmıştır. Bu nedenle bize hak ve özgürlüklerimizin ne olduğunu öğreten Atatürk’le hesaplaşanları, inanç ve köken farkı gözetmeden hepimize çağdaş dünyada yer açan Türk Devrimini karalayarak yok etmeye çalışanları şiddetle kınıyoruz!
     Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini, inancı ve kökeni farklı yurttaşların
yurdun her bölgesindeki yaşama biçimlerini göz önüne almayan; ortak çıkarın güvencesi “yurttaşlık” bilincini korumayan, “yurtseverlik” duygusunu pekiştirmeyen “iki dilde eğitim” tartışmaları, kaygı verici ölçüde siyasallaştırılmıştır. 1 Kasım 1928’de yasayla kabul edilen, Anayasayla korunan
Harf Devriminin devlet eliyle çiğnenecek olması, dilin ve eğitimin özgün bilim alanları olduğunu önemsemeyen politikacıların halkın 90 yıllık kazanımlarını pazarlık konusu yapması, 21. yüzyıl Türkiyesi için utanç verici bir durumdur.
     Değişik kökenden insanların bir arada yaşadığı ülkelerdeki gibi ülkemizde de
kimi yurttaşlar “ikidilli”dir; bireysel ikidillilik, gelişmiş ülkelerde ayrışma aracı değil, varsıllık olarak değerlendirilir. Gelişmiş ülkelerde de anaokulundan başlayarak eğitim, resmi (ortak) dille yapılır; birey, devletle olan tüm ilişkilerinde ortak dili kullanır.
  •      Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak dili Türkçedir.
     Ortak dil, başta sağlıklı iletişim olmak üzere, ortak akıl ve bilgi üretilmesinin;
bilginin yayılmasının ve paylaşılmasının; her yurttaşın eğitim, sağlık, adalet kurumlarından ve ulusal gelirden hakça pay almasının aracıdır.
     İktidarın tutarlı eğitim-kültür siyasası olmaması, düşünce özgürlüğünün ve
yaratıcı aklın engeli olarak önümüzde durmakta, yurttaşların çoğu ortak dil Türkçeyi öğrenememekte, düşüncesini doğru aktaramamaktadır.
     Yabancı dille öğretim, anaokullarına dek inmiş; 4+4+4’lük sistemle
eğitim dinselleştirilmiş; köken ayrımı gözetmeksizin bütün yurttaşları
çağdaş olanaklarla donatması gereken ulusal eğitim anlayışı çökmüştür.
     Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizde de ortak (resmi) dille eğitim zorunludur. Bütün aydınlar, politikacılar, bu konuya bilimsel akıl ve sağduyuyla yaklaşmalıdır;
çünkü ülkemizde Türkçe ve Kürtçeden başka diller de konuşulmaktadır;
ortak dille birbirini doğru anlayan her yurttaş, ikidilli olan herkese saygı duyma kültürü edinir.
  • Türk abecesine “x – q – w” eklenemez!
    Bu konuda AİHM kararı da bulunmaktadır.
     Aynı dil ailesinden olmayan Türkçe ile Kürtçenin ses, biçim ve anlam özellikleri birbirine benzememektedir; bu nedenle iki dili aynı abeceyle yazmaya çalışmak,
iki dili de bozacak bilgisizliktir.
     Bugün eğitim, sağlık ve adalet açısından yaşanan sıkıntılar, bütün yurttaşların sorunudur; asıl sorun da budur. Sınıf farkını derinleştiren, toplumsal barışı zedeleyen bu sorunun aşılması için inancı ve kökeni farklı

  • bütün yurttaşlar, ortak dille düşünerek ortak akılla birlikte savaşım vermelidir.
     Bu duygularla kamuoyuna saygılarımızı iletiyoruz. 1.11.13
                                       Dil Derneği Yönetim Kurulu adına
                                       Başkan Sevgi Özel

Karşıyaka Adliyesine “T.C.” yi Simgesel Olarak Asmak ve Başsavcıya Dilekçe Vermek..


Karşıyaka Adliyesine “T.C.” yi Simgesel Olarak Asmak ve
Başsavcıya Dilekçe Vermek..


Dostlar
,

ATATURK_bustleri_resimleri_kaldirildi1

 

ATATURK_bustleri_resimleri_kaldirildi2

Aşağıdaki haber bu gün Cumhuriyet‘te yer aldı..

Cumhuriyet’in Başsavcısına dilekçe verdi yurttaşlar..

Yeniden “T.C.” simgesi Karşıyaka Adliyesine konsun diye..

Bu olacak şey midir??

  • AKP iktidarının gizli gündemi artık faşolmuştur.

Duyduk – duymadık denilmesin..

Türkiye’de yaşananlar, Prof. Celal Şengör‘ün deyimiyle “YOBAZIN İNTİKAMI” dır..
(Bu yazıya sitemizde yer vereceğiz..)

Cumhuriyet’in Savcılarına gelince :

Cumhuriyetin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt‘tan utanarak okuyalım :

  • “Cumhuriyet savcıları; Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz.”

Atatürk ile Mahmut Esat Bozkurt arasındaki Savcıların görev ünvanlarında neden “Cumhuriyet” sözcüğünün yer aldığını da.. Dünyaya örnek olmak üzere..

Lozan’da hukuk doktorası yaptıktan sonra ATATÜRK tarafından hukuk reformu yapmakla görevlendirilen Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, savcılar için ‘Cumhuriyet savcısı‘ unvanının isim babasıdır.

Ata’nın huzurunda ‘hukuk reformu’ için düşün fırtınası yapılırken,
Bozkurt çok tepki alır ve sıkıştırılır:

‘Neden yalnızca savcılara ‘Cumhuriyet savcısı’ denilir?
Cumhuriyet başbakanı,
Cumhuriyet bakanı,
Cumhuriyet müsteşarı,
Cumhuriyet valisi,
Cumhuriyet büyükelçisi olmuyor da,
neden Cumhuriyet savcısı?
Savcılara neden bu ayrıcalık (imtiyaz)?

Atatürk, Bozkurt’a ‘Ne diyorsun?’ diye sorar.
Bozkurt’un yanıtı çok nettir :

  • ‘Çünkü öyle zaman olur ki, Cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet savcısı’dır.’

Atatürk, gülümseyerek hoşnut kaldığını belli eder. ‘Devam et Bozkurt’ der.
Cumhuriyet savcısının bu Cumhuriyeti korumak ve kollamak yetkisi hukuk reformuna ve Atatürk’ün yorumuna dek uzanır.

Bugün kimi Cumhuriyet başsavcıları / savcıları ülkede şimşekler çaktırırken,
bu anının gündeme getirilmesi umarız bir işe yarar.

Mühürlenmiş sağır kalplere, kör gözlere, aymaz beyinlere, nasırlaşmış vicdanlara ve de
3 maymunlara kaygı ile duyurulur.

*****

Bu Karşıyaka -Cumhuriyet- Başsavcısının amiri yok mudur?
İzmir Cumhuriyet Başsavcısı olup biteni onamakta mıdır??
Yoksa “pilot uygulama” nın sonucu mu merak edilmektedir?
Cemaat – Hükümet arasında kimi karmaşık hesapların taktik manevrası mıdır?

Peki ya HSYK??

Pekiiii ya Yargıtay’daki Cumhuriyet’in 1  Numaralı Başsavcısı ne buyurmaktadır??

Tarih tüm bunları elbet kaydetmektedir.

Niyetin ve hedefin “Türkiye Cumhuriyeti” olduğu artık çoook nettir..

Yerine ne konacaktır?

Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti mi örneğin??

Çıkarın dilinizin altındaki baklayı artık..

Bu yapılanlar apaçık Devleti başkalaştırma, değiştirme, parçalama,
rejimi değiştirme
değil midir? Aapaçık Anayasal suç değil midir?

Türk Ceza Yasası‘nın 302. maddesinde sayılan suç değil midir?
Eski Türk Ceza Yasası’nın 141, 142 hatta 146. maddesi kapsamında idamlık suç değil midir??

Türk Ceza Yasası‘nın 302. maddesi :

  • “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”

Bırakın Devleti, sözde “hükümete darbe yapma…” vb. suçlamalarla yüzlerce yurtsever yıllardır hücrelerde yargılanmaktadır..

Yüzlerce yurtsevere Balyoz davasında yaşam boyu hapis cezası verilmemiş midir?

Bu ne biçim ve kimin adaletidir??

Sürdürülebilir mi ve bedeli nicedir??

Sevgi ve saygı ile.
30.4.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Mahkeme salonundan ATATÜRK’ü indirdiler!


Dostlar,

Aşağıdaki haber bu gün Cumhuriyet‘te yer aldı..

Cumhuriyet’in Başsavcısına dilekçe verdi yurttaşlar..

Yeniden “T.C.” simgesi Karşıyaka Adliyesine konsun diye..

Bu olacak şey midir??

AKP iktidarının gizli gündemi artık faşolmuştur.

Duyduk – duymadık denilmesin..

Türkiye’de yaşananlar, Prof. Celal Şengör‘ün deyimiyle “YOBAZIN İNTİKAMI” dır..

Cumhuriyet’in Savcılarına gelince :

Cumhuriyetin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt‘tan utanarak okuyalım :

  • “Cumhuriyet savcıları; Meriç kıyılarında çalışan Tükr köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz.”

Bu Karşıyaka Başsavcısının amiri yok mudur?
İzmir Cumhuriyet Başsavcısı olup biteni onamakta mıdır??
Yoksa “pilot uygulama” nın sonucu mu merak edilmektedir?

Peki ya HSYK??

Pekiiii ya Yargıtay’daki Cumhuriyet’in 1  Numaralı Başsavcısı ne buyurmaktadır??

Tarih tüm bunları elbet kaydetmektedir.

Niyetin ve hedefin “Türkiye Cumhuriyeti” olduğu artık çoook nettir..

Yerine ne konacaktır?

Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti” mi örneğin??

Çıkarın dilinizin altındaki baklayı artık..

Sevgi ve saygı ile.
30.4.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================================

‘T.C’yi Avukatlar Astı!

İzmir’de Karşıyaka Adalet Sarayı’ndan “T.C.” yazısının kaldırılması, İzmir Barosu Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu’nun eylemiyle protesto edildi. Eylemde, sembolik “T.C.” yazısı, adalet sarayının tabelasına asıldı. Avukatlar, Karşıyaka Başsavcılığı’yla görüşerek, tabelanın ve fotoğrafların yerlerine tekrar konulması için dilekçe verdi.

CHP ve İşçi Partisi’nin de destek verdiği eylemde görüntü alan sivil polislere de gruptakiler, “Badem bıyıklılar. Bizi fişleyemezsiniz. Biz düşündüğünüzden daha fazlayız.” diyerek tepki gösterdi. Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu Yürütme Kurulu Başkanı Av. İrfan Koçana, T.C. tabelalarının kaldırılmasının tesadüf olmadığını,
bu durumu genel uygulamadan anladıklarını söyledi. Açıklamanın ardından Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu, T.C. yazısını adalet sarayının tabelasına astı.

Cumhuriyet, 30.04.2013

ATATURK_bustleri_resimleri_kaldirildi1

Mahkeme salonundan ATATÜRK’ü indirdiler!

ATATURK_bustleri_resimleri_kaldirildi2

İzmir Karşıyaka Adliyesi’nde mahkeme salonlardaki büstler, köşesi vardı.
Kalem odalarındaki Atatürk resimleri depoya kaldırıldı.

Giriş tabelasından ‘T.C.’ çıkarıldı.

Duruma tepki gösteren Cumhuriyetçi Avukatlar yarın adliye önünde toplanacak.

İzmir Karşıyaka Adliyesi’nde yaklaşık 4 ay önce başlayan tadilatta mahkeme salonlarında “Adalet mülkün temelidir” yazısının altında yer alan Atatürk büstleri kaldırıldı.

Kalemlerde yer alan Atatürk tabloları çalışmaların ardından yerine asılmadı.

Adliyenin girişinde Atatürk’ün büstünün ve özlü sözlerinin yer aldığı Atatürk köşesinin yerine ise bank konuldu.

Yerlerinden çıkarılan Atatürk büstleri ise depoya kaldırıldı.
(AYDINLIK, 28.4.13)

===========================================

Bu davranışı şiddet ve nefretle kınıyoruz !!

Hükümeti derhal duruma müdahale ederek
-emir ordan kaynaklanmıyorsa ya da cüret ordan alınmıyorsa!??-
durumu düzeltmeye çağırıyoruz.

Yapılmak istenen nedir?

Halkın kutsallarına bu denli pervasızca saldırının altında yatan nedir?

Ne amaçlanmaktadır?

Halk kışkırtılarak eyemlere mi çekilmek istenmektedir?

Sonra da kolluk orantısız güç kullanacak ve halk sindirilecek midir?

Ya da kurgulu şiddet eylemleri ile OHAL )Olağanüstü Hal) rejimi hazırlığı mı yapılmaktadır?

Başta AKP içindeki sağduyulu – yurtsever kardeşlerimiz olmak üzere
tüm örgütlü yurttaşları ve örgütleri en üst düzeyde yasal tepki vermeye çağırıyoruz.

Bu davranışı lanetliyoruz!

Vahim yanlıştan derhal geri dönülmesini istiyoruz!

Lütfen artık sağduyu..

Artık yeter!

Yeter artık, anlaşılıyor mu??

Sevgi ve saygı ile.
29.4.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net