SURİYE’de NE OLDU??

SURİYE’de NE OLDU??

Türker Ertürk
E. Amiral, Araştırmacı–
Yazar
 http://www.turkererturk.com.tr/suriyede-ne-oldu/

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Geçtiğimiz Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece beklenen oldu ve ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail, Suriye’ye saldırdı. İngiltere ve Fransa’nın bu saldırıdaki rolleri sembolikti. İsrail ise saldırıya; istihbarat, elektronik harp ve siber güç desteği verdi. Ancak, Fransa’yı bundan sonra Suriye konusunda daha aktif göreceğiz. Suriye ile olan tarihi bağları ve AB’nin lider ülkelerinden biri olması nedeniyle ABD onu bu işe bulaştırdı. Yalnız kalmamak ve AB’yi de işin içine çekebilmek için!

Öncelikle, bu saldırıyı kınıyorum ve lanetliyorum. Bu saldırının en ufak bir haklı gerekçesi yoktur. Saldırganlar tarafından kamuoyuna sunulan “kimyasal silah saldırısı” bahanesi tamamen uyduruktur. Savaşı kazanma aşamasında olan Suriye Yönetimi, kimyasal silah saldırısının kırmızı çizgi olduğunu bile bile niçin kullansın ki!

İnsanlığından Şüphe Ederim

Hiç kuşku yok ki; kimyasal silah saldırısının arkasında; Suriye’ye müdahale edilmesini isteyen güçler ve taşeronlar var. Ortadoğu bölgesinin karışmasından, yangının büyümesinden ve istikrarsızlığın artmasından yana olanlar saldırıyı destekliyor. Saldırgan ülkeleri bir dereceye kadar anlayabiliyorum. Çünkü insanlıklarını ayaklar altına alıyor olsalar da bu saldırıdan çıkarları var. Ama bu işten hiçbir çıkarları olmadığı izleyen aşamalarda yaşamsal düzeyde zarar görecekleri halde destekleyenlerin zekâsından, aklıseliminden, sağduyusundan ve insanlığından şüphe ederim.

Eğer masum insanları katlettiği için bir ülkeye çağdaş dünya tarafından müdahale edilecekse; o ülkenin, Yemen’de katliamlar yapan Suudi Arabistan olması lazımdı! Aynen, tam 7 yıl önce Suriye’de vekâlet savaşı başladığında köşemizde yazdığımız ve ekranlarda anlattığımız gibi; “22 Arap ülkesi arasında demokrasi ve insan hakları kriterleri (AS: ölçütleri) açısından en iyi durumda olan Suriye’de, en kötü durumda olan Suudi Arabistan’la işbirliği yapılarak, rejim değişikliği yapılmaya çalışılmaktadır.”

İslam’ın İtibarını Kurtardılar

Saadet Partisi’ni Suriye konusundaki doğru duruşu ve daha önce de yanlış ittifak içinde yer almaması ile İslam’ın yaşadığımız topraklarda iktidarın her geçen gün aşındırdığı itibarını kurtardığı için kutlarım. Umarım, bu duruşları uzun soluklu olur!

Evet, Suriye’ye yapılan müdahaleden iki gün önce “Müdahalenin Eli Kulağında” başlıklı köşe yazımızda ne analiz yaptıysak, üç aşağı beş yukarı gerçekleşti. Bir okurum şöyle yazmış; “Geçen haftadan bugünü yazmışsınız. Ne yazmışsanız, tek tek hepsi oldu!..”

Esas Hedef; İran ve Rusya

Söylediğimiz gibi; müdahalenin hedefi Beşar Esad değildi. Cerrahi ve mahdut hedefli bir saldırıydı. Suriye’deki İran ve Rus güçlerine bizzat saldırılmamasına rağmen, esas hedef İran ve Rusya idi! Bu saldırı aynı zamanda; İran’a karşı ekonomik, siyasi ve askeri alanda başlatılacak yeni adımların ilk kilometre taşıydı. Önümüzdeki günlerde ABD Başkanı Trump’ın İran’la olan nükleer anlaşmayı iptal edeceği artık kesin gibi! Hedef; İran’ın Suriye başta olmak üzere artan etkinliğini azaltmak, onu köşeye sıkıştırmak ve müdahaleye gerekçe oluşturabilecek hataya zorlamaktır.

Suriye’ye yönelik müdahalenin mahdut hedefli olarak gelişmesinde ve İran’a yönelik müdahaleye kadar gidebilecek sertleşmenin engellenmesinde, ABD Savunma Bakanı James Mattis önemli bir faktör. Mattis görevden alınırsa veya görevi bırakmak zorunda kalırsa; bu bölgemiz için iyi bir haber olmayacak!

Müdahale Hedeflerine Ulaştı mı?

Suriye’ye yapılan müdahalenin diğer bir hedefi ise; Rusya ve onun bölgede artan itibarıydı. Müdahale öncesinde Rusya; çok sert açıklamalar yapmasına, karşılık vereceğini ifade etmesine, çizdiği kırmızı çizgiler aşılmasına rağmen kınamaktan öteye gidemedi, kırmızı çizgisini geriye çekmek ve sınırlandırmak zorunda kaldı. Hatta operasyondan sonra, krizin artması beklenirken, Rusya geri adım attı ve Dışişleri Bakanı Lavrov; “Her türlü diyaloğa hazırız” dedi. Yani Rusya, alttan alıyor ve itidalli davranıyor.

Müdahale askeri olarak hedeflerine ulaştı mı? Bu konuda her iki taraf farklı şeyler söylüyor. Ruslar “Çoğunu düşürdük” diyor, Amerikalılar ise “Füzelerimiz hedeflerini vurdu” diyor. Kim daha doğru söylüyor bilemem ama Amerikalıların zaten müdahaleden beklediği askeri bir hedef yoktu ki! Çünkü Suriye’nin yok edilecek kimyasal ve biyolojik silahları yoktu! Var olduğu iddiası, saldırmak için bahaneydi! Önemli olan; siyasi hedeflerdi!

Diğer Bir Hedef de Türkiye!

Haksız ve hukuksuz olan bu saldırıyı yapmış olmak, başlı başına müdahaleden beklenen siyasi hedeflerden biriydi. Bu saldırı ile ABD, hem aynı tür bahanelerle tekrar tekrar yapılabilecek diğer saldırıların önünü açıyor, hem de Suriye, İran, Rusya ve Türkiye’ye “Bölgeye müdahale etmek için gerekçeye ihtiyacım yok” mesajını vermeye çalışıyordu. Bu hareket, aynı zamanda “Suriye’de barış ancak benim liderliğimde olabilir” mesajını da vermeye yönelikti.

Suriye’ye yapılan müdahalenin hedeflerinden biri de Türkiye’yi Rusya ve İran bloğundan koparacak yol ayrımına doğru gitmeye zorlamaktı. Bu olabilir mi? Yakın zaman içinde göreceğiz.
***
Sedat Şenermen’in Nergiz Yayınlarından çıkan “Atatürk İslam ve Laiklik-Halifeliğin Kaldırılması-Cumhuriyet Döneminde Din Öğretimi ve Eğitimi” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. (20.04.2018)

======================================
Dostlar,

E. Amiral Ertürk dostumuza teşekkür ederiz.
FETÖ kumpaslarına, daha doğrusu bu ABD operasyonuna TSK içinde bile etkin önlem alınmayışına isyan edip görevinden istifa etmeseydi, Amiral Ertürk günümüzde belki de Deniz Kuvvetleri Komutanı idi.. Veya Devletimizin önemli katlarında askeri danışman idi. Devlet aklı da ekbette O’nun engin birikimini dikkate alırdı; belki de Suriye’de emperyalizmin taşeronluğuna soyunmazdı Türkiye!

Şimdiyse gırtlağına dek bu utancın içindedir, 7 yıldır yapmadığı gaf kalmamıştır ve hala tehlikeli – irrasyonel zikzaklar içindedir. Girilen batak doğrudan kendilerince de itiraf edilmekte ve AKP = Erdoğan Suriye ve Irak’tak gelişmeleri “tarihsel” olarak nitelemekte, olası ürkütücü belirsizliklere gönderme yapmaktadır korku ve hatta panik içinde..

17 yıl önce Irak’ın işgaline dönük operasyonda da kimyasal silah bahanesi sahnedeydi ve TBMM’de 1 Mart 2003 tezkeresi reddedilmişti. Erdoğan ve AKP’si ders almadı ve emperyalizmle ilişkilerini bizleri utandıracak biçimde sürdürdü. Gelinen yer tam bir skandaldır, bedeli maddi ve manevi çok ağırdır, giderimi (telafisi) yoktur! Yükselen haklı ulusal muhalefete iktidarın zerrece tahammülü yoktur ve “ezerek yolumuza devam edeceğiz..” buyurmaktadır Erdoğan! Bunun için ise 16. yılında tek başına iktidar, TBMM’de MHP ile 350/550 dolayında temsil, 18 aydır dayatılan OHAL…. yet-me-mek-te-dir her ne hikmet ise!

TEK ADAM, mutlak bir egemenlik / sultanlık / otoriter – totaliter – mutlakiyetçi bir yönetim istemektedir 21. yy’ın şafağında, Türkiye’de.. Oysa Türkiye’de Mutlakiyet taaa 1876’da kaldırıldı ve mutlak egemen Halife Sultan – Padişah 2. Abdülhamit “meşruti” (şarta bağlı, conditional) yönetime bağlı kılındı. Direnen 2. Abdülhamit 1908’de tedip edilerek tahttan uzaklaştırıldı ve Meşrutiyet (Hürriyet!) 2. kez ilan edildi. Erdoğan ve AKP’si bu tarihsellikle engelli (malul) patolojik sevdadan vazgeçmek zorunda. Zamanın ruhu 3. Abdülhamit’e izin vermiyor.. Bunu yazdık bu sitede daha önce; tıklanarak okunmasını dileriz..

Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor..

Ayrıca Sarayda Tutsak Erdoğan’a Yardım Etmeli.. diye de yazdık..

Sevgi ve saygı ile.20 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Türker amiralimiz, güncel duru Türkçeyi kullanarak Atatürk’ün Dil Devrimi’ne sahip çıkma çağrılarımıza bir türlü yanıt ver(e)miyor.. Bildiğini okuyor. Merinde 2 katkı – anımsatma ile yetindik.. Müteakiben : Ardından ve Şüphe : Kuşku.. 

Jandarma Gn. Kom. Org. Eşref Bitlis’i öldürülmesinin 24. yılında anıyoruz..

Jandarma Gn. Kom. Org. Eşref Bitlis’i
öldürülmesinin 24. yılında anıyoruz..

Yaşamını Türk Yurdunu ve Türkiye Cumhuriyetini korumaya ve yüceltmeye adamış,
görev yaptığı 41 yıla kolay kolay erişilmez başarılar sığdırmış,
şerefli Atatürk Askeri,
Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’i,
kuvvetli suç şüphesinin ABD üzerinde yoğunlaştığı bir suikastle,
aramızdan ayrılışının 24. yılında saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz.
Türker Ertürk


Displaying Eşref Bitlis.png

Memleket yanarken Komutan köprü açar mı?

portresi_sade


Türker Ertürk
Emekli Amiral 27.08.2016

Memleket yanarken
Komutan köprü açar mı?

Emekli Amiral Türker Ertürk, dün (AS: 26.08.2016) köprü açılışına katılan komutanları eleştirdi. Ordu Suriye’de savaştayken ve şehit verdiği günde Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının körü açmasını eleştiren Ertürk,

“Bu tip katılımlar ve görünümler; demokrasi ile yönetilen ülkelerde değil, baskıcı ve otoriter ülkelerde olur.
Belli ki; Genelkurmay Başkanı’nı katılım için zorlamışlar”
dedi.

İşte Türker Ertürk’ün Odatv’ye yaptığı değerlendirme:

“Genelkurmay Başkanı’nın; dün (26 Ağustos 2016), İstanbul’daki köprü açılışına katılması, doğru olmamıştır. Hele hele ilgilenilmesi gereken şehitlerimiz ve aileleri varken! Bu tip katılımlar ve görünümler; demokrasi ile yönetilen ülkelerde değil, baskıcı ve otoriter ülkelerde olur. Belli ki; Genelkurmay Başkanı’nı katılım için zorlamışlar.

İşte bu ve bunun gibi nedenlerle; 15 Temmuz‘dan sonra, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifa etmesini istemiştik. Çünkü; karizmaları çizilmişti ve istismara açık hale gelmişlerdi. Artık, hiç bir konuda “Hayır!” diyemezlerdi! Kanun Hükmünde Kararnamelerle; TSK‘nin bir şekilde tasfiye edilmesine, siyasetin askerin içine girmesine yol açan düzenlemelere ve askeri okulların kapatılmasına bile!

  • Gerçekte Darbe Girişimi nedeniyle bir yer suçlanacak ve kapatılacaksa; orası AKP olmalıydı!

Askerler de dahil olmak üzere, üst düzey devlet görevlileri ve siyasilerin bazen istifa ederek ülkesine yapacağı hizmet; görevde kalarak yapabileceğini düşündüğü hizmetten katbekat fazla olur! Ne yazık ki Komutanlar, böyle bir fırsatı tepti!”

Odatv.com

Kestanepazarı Camisini yıkacak mısınız?

Kestanepazarı Camisini yıkacak mısınız?

“15 Temmuz’da darbe girişimine katılan helikopterlerin kalktığı ve tankların çıktığı kışlalar ve üsler kapatılacak” açıklaması; dünyanın en saçma sapan, akıldan ve izandan yoksun sözleridir…

“15 Temmuz’da darbe girişimine katılan helikopterlerin kalktığı ve tankların çıktığı kışlalar ve üsler kapatılacak” açıklaması; dünyanın en saçma sapan, akıldan ve izandan yoksun sözleridir. Belki de, bunun biraz daha ötesinde; mevcut durumu istismar etmeye ve durumdan faydalanmaya çalışan bir zihniyetin tezahürü de olabilir. Umarım yanılıyorumdur! Buradan, Sn. Cumhurbaşkanı’nı ve Sn. Başbakan’ı uyarmak istiyorum. Bunlar yanlış işlerdir, darbenin arkasında emperyalizm vardır, tehlike geçmemiştir ve ülkemizi Suriye’leştirmek için çalışmaktadırlar! Kurtulabilmek için; birliğe, beraberliğe ve dayanışmaya ihtiyacımız var!

Tabanca ve tüfek gibi bir silah; bir cinayette kullanıldı diye yargılanabilir mi, cezalandırılabilir mi, tahrip edilerek infaz edilebilir mi? Yanıt evetse, kusura bakmayın ama; ya sizin akıl sağlığınızdan şüphe edilir, ya da zır cehaletinizden emin olunur.

CANSIZLAR CEZALANDIRILMAZ

Cansız varlıklar cezalandırılmaz. Cezalandırma; akıl ve irade gibi kavramları olan insanlar için geçerlidir. Hatta çağdaş hukuk, suçun faili insan olsa bile, akıl sağlığı yerinde olmayanları farklı bir bakış açısıyla değerlendirir.

Tabanca ve tüfek neyse; helikopter, tank, kışla ve üs de aynı şeydir. Cezalandırma; bunları kullanarak suç işleyenlere karşı uygulanır. Başbakan Yıldırım; “Hainlerin yuvalandığı o hain Akıncı Üssü kapatılacaktır ve orası şehitlerimizin anılacağı bir yer haline getirilecektir.” dedi.

DARBENİN BAŞINDA KÂİNAT İMAMI VARDI!

Sayın Yıldırım; bu açıklamanıza bakılırsa, siz meseleyi anlamamışsınız! O üsler, cansız varlıklar. Ayrıca; oralarda kafasında tüy bitmemiş yetimin hakkı olan, trilyonlarca liralık yatırımlar var. Böyle bir şeye hakkınız yok, bunları çöpe atamazsınız.

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi;

  • Darbeyi TSK içine sızan, siyasi iktidarlar tarafından sızmasına imkan sağlanan ve özellikle AKP İktidarları döneminde, geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak şekilde, siyaseten destek alan dinciler yaptı.
  • Dinci darbenin başında, “Kâinat İmamı” ve “Mehdi” Fethullah Gülen vardı! Gülen bu örgütlenmeyi, 1960’lı yıllarda İzmir’de, her cuma Kestanepazarı Camisi’nde verdiği vaazlarla başladı ve örgütledi. Soruyorum: Kestanepazarı Camisi’ni de kapatıp yıkacak mısınız?

DİNCİLİK NE DEMEK?

Dinci denince, özellikle bazı saf ve temiz yürekli Müslümanların alınganlık gösterdiğini biliyorum. İslam, Müslümanlık ve dindarlık; kesinlikle hedefimiz değildir ve asla olamaz. Dinci demek; dini, yani İslam’ı çıkarları için satan ve pazarlayan insan demektir. Dinci demek; ticari girişimleri ve siyasi hedefleri için Müslümanlığı kullanan ve araç haline getiren meczup demektir. Sonuç olarak; dinciler yüzünden din itibar kaybeder. Bugün, çağdaş dünyada İslam itibar kaybediyorsa, nedeni bu dincilerdir.

Eğer birisi sizden iş isterken, ne kadar eğitimli, öğretimli, yetenekli ve dürüst olduğunu ispatlamak için belgelerini değil de, ne kadar Müslüman olduğunu göstermeye çalışıyorsa; bilin ki, din satarak sizi kandırmaya çalışıyor demektir. Aynı şey, siyaset için de geçerlidir. İşte biz buna dincilik diyoruz ve İslam’ı bunların şerrinden korumaya çalışıyoruz.

KOMUTA KADEMESİ İSTİFA ETMELİYDİ!

Geçtiğimiz Cuma, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları açıklandı. Geçtiğimiz yıllarda en az 3 gün süre ile toplanan YAŞ, bu yıl kararlarını bir günde, jet hızıyla verdi. Öncesinde; Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifa etmesinin, daha doğru olacağını söylemiştik. Çünkü; 15 Temmuz Darbesi öncesi ve sırasında yaşananlar nedeniyle çok itibar kaybettiler ve karizmaları derin çizgilerle çizildi.

Bunun iki türlü sakıncası vardı;

1- Komuta ettiklerine karşı sesleri gür çıkamaz ve onları zor görevlere gönderecek motivasyonu sağlamakta güçlük çekerlerdi!

2- Emrinde oldukları siyasi iktidarın olabilecek istismarına karşı duramaz, alternatif fikir söyleyemez ve ülkemizin güvenliğini yaşamsal olarak ilgilendiren konularda itiraz edebilme hakkını kaybederler ve ezilirlerdi!

BÖYLE BİRLİK VE BERABERLİK SAĞLANAMAZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Dere geçilirken at değiştirilmez” dedi ve Jandarma Genel Komutanı hariç, en üst komuta kademesi aynı kaldı. Ne diyeyim, hayırlı olsun? Ama gelişmeler, haklı olduğumuzu gösteriyor!

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın hemen İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasının ve tarihi Cumhuriyetimizin kuruluş günlerine kadar giden Muhafız Alay Komutanlığı’nı yok etmenin, yaşanan darbe girişimi ile ne ilgisi var! Belli ki; durumdan istifade ediliyor ve fırsatçılık yapılıyor.

Sırada üsler ve kışlalar var. Amaç şehrin içindekileri, bu bahane ile ranta çevirmek mi? Ya Harp Okulları ve Askeri Liseler için söylenenler! Bunlar doğru şeyler değil, darbeciliğe karşı duruş hiç değil! Gizli niyetlerin, fırsattan istifade ile realizasyonuna benziyor!

Böyle birlik ve beraberlik sağlanamaz, emperyalizme karşı mücadele edilemez.

Saygılar sunarım. 31 Temmuz 2016

Türker Ertürk
Odatv.com

=====================================

Dostlar,

İşin rengi iyice çıkıyor..
Yaşananlar, açıkça bir AKP – RTE darbesidir.
Açık ve nettir.
Bu dayatmayı ve oldubittiyi Türk halkının kabul etmesi olanaklı değildir.
TBMM, OHAL Kararnameleri için ”noter” konumuna indirgenmiştir.
TBMM’de anlamlı hiçbir görüşme yapılmamaktadır.
Oysa Anayasa gereği bu OHAL Kararnameleri’nin de RG’de yayımlanır yayımlanmaz derhal TBMM onayına sunulması zorunludur.
TEK ADAM Türkiye’yi hücrelerine dek teslim almıştır.
OHAL ilan edilmese idi bunca kuşatma hatta Türkiye’ye diz çöktürme
hayal edilebilir miydi?

O halde, böylesi bir altın tepsi fırsatı yakalamak uğruna neler neler yapılmazdı ki?

3 OHAL Kararnamesi Türkiye’yi nerdeyse bitirmiştir.

Bu sorunu kapsamlı olarak web sitemizde yazdık..
Dikkatle okunması, paylaşılması ve ivedilikle birşeyler yapılması gerek..

3 OHAL KARARNAMESİ İLE HUKUK DEVLETİNİN KALINTILARI DA SÜPÜRÜLDÜ .. YA BUNDAN SONRA ??

3 OHAL KARARNAMESİ İLE HUKUK DEVLETİNİN KALINTILARI DA SÜPÜRÜLDÜ .. YA BUNDAN SONRA ??

Sevgi ve saygı ile.
01 Ağustos 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

KANLI NOEL

KANLI NOEL

portresi_papyonlu
Türker Ertürk
E. Amiral, Araştırmacı – Yazar

Kıbrıs’a ilk kez tam tamına 30 yıl önce geldim. Burada, 1985-87 arasında, iki yıl yaşadım ve görev yaptım. Çok olumlu ve güzel anılarla ayrıldım ve hala sürdürdüğüm dostluklar kazandım.
Dün (24 Aralık 2015), eski günleri anmak ve hafta sonunu geçirmek için, Kıbrıs’a geldim. İlk dikkatimi çeken; ekonominin bozukluğu ve insanların mutsuzluğu oldu.
Halbuki 30 yıl önce; Kıbrıs ekonomisi çok canlıydı, insanlar mutluydu ve
gelecekten umutluydu.
Bugün gördüğüm manzara; feci bir ekonomik durgunluk ve umutsuzluk. Bu biraz da; dış dinamiklerin yanında, içeriden kasıtlı olarak yaratılıyor. Amaç; adanın kuzeyini, ‘Türk Tarafı’nı yani KKTC’ni güneye, Rumlara ve AB’ye satabilmek.
Halk zor durumda olsun, güneyi bir çekim merkezi olarak görsün ve güneyle birleşmeyi istesin diye. Bunun başat sorumluluğu; 13 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin sürdürdüğü, yalan yanlış ve kökü dışarıda olan Kıbrıs politikalarıdır.
Ölmüş Eşek Fiyatına
AKP; esasında Annan Planı ile 2004’te, KKTC’ni sattı. Rum Tarafı; daha düşük bir maliyetle, doğrusunu söylemek gerekirse kuzeyi ölmüş eşek fiyatına almak istediğinden, o zaman referandumu reddetti ve almadı. Şimdi ise; zamanı geldi, KKTC’nin ve Türkiye’nin pazarlık gücü azaldı, almayı planlıyorlar.
Türkler, Kıbrıs’ta 444 yıldır var. Varın siz tahmin edin; şu anda yaşayan Kıbrıslı Türklerin, kaçıncı kuşak olduğunu. Ayrıca Kıbrıs; Rumlardan ve Yunanlardan değil, Venedik’ten alındı. Fethedilmesinin nedenlerinden biri de; ağırlıkla Ortodoks yerli halkın, Katolik Venedik yönetimi altında baskı görmesi ve yardım istemesiydi.
Padişah II. Selim’in 21 Eylül 1571 tarihli fermanı ile adaya; Anadolu’dan,
Karaman vilayetinin belli yerlerinden, nitelikli ve seçilmiş ‘Müslüman-Türk’ aileler yerleştirilmiştir.
Kıbrıs Türkleri, işte bu seçilmiş insanların genetik devamı ve torunlarıdır. Ayrıca Kıbrıs Türkleri; 1878’de başlayan İngiliz yönetimi altındaki
ağır baskılar ve haksızlıklar, daha sonra Rum terörü nedeniyle çektikleri acılar ile kimliklerine sahiplik konusunda gösterdikleri duyarlıkla, rüştlerini kanıtlamışlardır.
İfestos
Bugün birleşme adı altında; adanın asli sahibi olan Türkleri önce azınlık statüsüne düşürmek ve sonrasında Kıbrıs’ın dışına sürmek istiyorlar. Dün gece, kaldığımız otelde yabancılar için Noel (Christmas) yemeği vardı. Barış ve huzur içinde yapıldı.
Bir anda, 52 yıl öncesini anımsadım.
Kanlı Noel olarak tarihe geçen barbarlığın yıldönümüydü. Türkleri yok etmeye ve soykırıma tabi tutmaya yönelik saldırılar; 21 Aralık 1963’te başlamış ve 24 Aralık’ta vahşet, doruk noktasına ulaşmıştı. Saldırılar sırasında; Dr. Binbaşı Nihat İlhan’ın
eşi ve üç çocuğunu da evde delik deşik ettiler ve banyo küvetinde katlettiler.
Kıbrıs’ta yaşayan Türkleri, soykırım yaparak ve göçe zorlayarak yok etmek istediler. Bu kötü niyetin yadsınamaz belgeleri var. Soykırım planının adı; “AKRİTAS”.
Bu planın bir de harekât emri var. Ayrıntıları içeren, hangi Türk köyünün hangi birlik tarafından imha edileceği ve hangi toplu mezarlara gömüleceği gibi!
Onun adı da; İFESTOS”. Bu belgeler ve kanıtlar elimizde!
Saf ya da Satılmış ve Hain!
Farklı etnik yapılardan gelen, farklı kültürlere sahip, aynı dili konuşmayan,
aynı dine inanmayan ve geçmişe yönelik kötü deneyimleri olan 2 farklı toplumu
niçin birleştirmeye çalışıyorsunuz?
Bunu istemek ve desteklemek iyi niyetli bir yaklaşımın ifadesi olabilir mi? Size tecavüze yeltenen ve öldürmeye çalışmış birisi ile aynı evde yaşamanız önerilse ve istense, buna rıza gösterir misiniz?
Hiç aklınıza gelmiyor mu? Emperyalizm her yeri bölüp parçalamaya çalışırken,
niye Kıbrıs’ta birleşme istiyor?
Yugoslavya’yı yediye böldü, Libya’yı parçaladı, şimdilik en az üç parça gibi.
Irak bölündü, Sudan aynı şekilde ve Suriye ameliyat masasında. Yüzyılın sonunda
iki bin devlete
(AS: bin devlete..) ulaşmayı planlıyorlar ve açıkça söylüyorlar. Yugoslavya’da; aynı etnik kökenden gelen, aynı dili konuşan ve aynı dine inananları bile birbirinden ayırdılar. Ama her şeyi farklı olan Rumlarla Türkleri birleştirmeye çalışıyorlar. Burada iyi niyet olduğuna inanmak için, ya saf olmak gerek ya da satılmış ve hain!
Gerçekten, 1974’de yapılan ‘Barış Harekatı’ndan sonra, adaya barış gelmiştir.
Sorun budur!

Saygılar sunarım. (25.12.2015)

======================================

Dostlar,

Değerli E. Amiral Sayın Türker Ertürk‘e, 23 Aralık 1963 gecesi Kıbrs’ta Rumların
Türklere uyguladığı kanlı soykırım planını unutmadığı ve unutturmadığı için
teşekkür ederiz. Geçtiğiimiz yıllarda sitemizde bu yakıcı sorunu işlemiştik.
(Kapsamlı ve belgeseldir, bakılmasını dileriz..  KANLI NOEL’in 50. Yılı
http://ahmetsaltik.net/2013/12/23/kanli-noelin-taniklari-konusuyor/
)

Kıbrıs’ta oyun büyük ve AKP bu alanda da ulusal çıkarları değil, Batı’nın isteklerini
öne alıyor. Çünkü bir proje partisi ve bunları yapmak üzere programı dışarıda yazıldı, işbaşına getirildi, işbaşında tutuluyor..

Bunun en büyük kanıtı,
RTE’nin 30+ kez kandi ağzından itiraf ettiği BOP eşbaşkanlığı misyonudur.

Geçtiğimiz ay KKTC’ye bağlanan su hattı ile ilgili AKP’nin kaprisleri acı vericidir.
Böylesi önemli bir ulusal projeyi bile devlet güvencesi yerine özel sektöre (yandaşlara??)
peş keş çekmek için olanca güçleriyle dayatmışlar, çok haklı olarak KKTC hükümetinin
kamu güvencesi istemini geri çevirerek su göndermeyi durdurabilmişlerdir!

Kıbrıs’ta 2 devletli – 2 kesimli bir çözüm dışında kalıcı ve sağlıklı bir çözüm yoktur.
Kurulduğundan bu yana KKTC’deki Türklerin cen güvenliği bu modele dayalıdır.
KKTC bağımsızlığını başka gerekçelerle yeniden feda ederse artık dönüş yoktur
ve Türkiye’nin de yapabileceği birşey kalmayacaktır.
Hele TSK kolordusu Kuzey Kıbrıs’tan çekildikten sonra..

2004 Annan Planı oylaması öncesinde Kıbrıs’ta, merhum kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş döneminde çok emek vermiş, sorunu izleyen bir kişi olarak bir de biz yazmış olalım
Türker Paşaya ek olarak…

Sevgi ve saygı ile.
26 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com