İstanbul Seçimleriyle İlgili Düşünceler

İstanbul Seçimleriyle İlgili Düşünceler

Onur Öymen
31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerin üzerinden yaklaşık iki ay geçmesine karşın seçim süreciyle ve özellikle YSK’nın İstanbul seçimlerinin yenilenmesine ilişkin kararı ile ilgili tartışmalar bitmedi.
Saygın hukuk uzmanlarının büyük bir bölümü yapılan kimi işlemlerin, özellikle YSK’nın kararının ‘tam kanunsuzluk’ niteliği taşıdığı için yok hükmünde olduğu görüşünde ısrar ediyorlar.
Aynı zarftan çıkan dört oy pusulasından üçünün geçerli, birinin geçersiz olduğu yolunda YSK’nın aldığı kararın hukukun temel ilklerine, yasalara hatta sağduyuya aykırı olduğunu dile getirenler çoğunlukta. Dünyada da bu durumun bir benzerini hatırlayan yok.
Yasaların açık hükmüne rağmen, oylamanın yedi üyeden oluşan asıl üyeler yerine, dört yedek üyenin de katılımıyla yani 11 üyenin oyuyla gerçekleştirilmesinin ‘tam kanunsuzluk’ oluşturduğu görüşüyle değerli hukukçular Atilla Kart ile Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun yaptığı girişimler konuyu bir kere daha gündeme getirdi.
AKP’nin kurucularından, Başbakan eski Yardımcısı, tanınmış hukukçu Ertuğrul Yalçınbayır’ın tartışmaların başından beri, bu oylamanın ‘tam kanunsuzluk’ oluşturduğu için yok hükmünde sayılması ve buna karşı Danıştay’da dava açılması gerektiği yolundaki görüşünde ısrar etmesi dikkat çekici.
Bütün bu gerçekler ortadayken yeni bir seçim sürecine girildiği için artık sorunun hukuksal boyutu üzerinde ısrar edilmemesi gerektiğini düşünenlerin bulunduğu görülüyor. Bu görüşü savunanlar esasen YSK’nın kararlarının kesin olduğunu, bu nedenle iç ve dış yargı yoluna gidilmesinin sonuç vermeyeceğini ileri sürüyorlar. Bence, “nasıl olsa beklediğimiz kararı alamayız, o nedenle hukuk yollarına başvurmaktan vazgeçelim” görüşü hukukun üstünlüğünün sağlanması için mücadele etmekten vazgeçmek ve hukuka uygun olmadığını bile bile bir kararı içimize sindirmek anlamına gelir.
Yaşanan bütün olumsuzluklara ve hukuken savunulması olanaklı olmayan engellemelere karşın, Ekrem İmamoğlu’nun 31 Mart’ta olduğu gibi 23 Haziran’da da başarılı bir sonuç alacağı inancı toplumun geniş kesimlerince paylaşılıyor.
Ancak hukukun üstünlüğünün, demokrasinin ve insan haklarının korunması en az seçimin kazanılması ölçüsünde önemlidir. Bu konu, ayrıca, hukukun en eski ve en geçerli kurallarından biri olan “kanunsuz suç olmaz, kanunsuz ceza olmaz” ilkesinin açık bir ihlalini oluşturmaktadır.
Çünkü, hiçbir belgede 31 Mart seçimlerini Ekrem İmamoğlu’nun değil de, rakibinin kazandığını gösteren bir kanıt yoktur. Dolayısıyla, gerek Ekrem İmamoğlu, gerek O’nu destekleyen siyasal partiler, gerekse İmamoğlu’na oy veren seçmenler hukukun temel ilkelerine aykırı biçimde cezalandırılmış olmaktadırlar. Aynı zamanda, bu durum İmamoğlu açısından tam bir hak ihlali oluşturmaktadır.
Şu veya bu gerekçeyle, herhangi bir yargı kurumunun bu gerçeği göz ardı etmesi yalnız hukuka değil, akla ve sağduyuya da aykırı olacaktır.
2017 yılından beri, Türkiye’nin hukuk ve demokrasi alanlarındaki eksiklikleri gerekçesiyle yeniden Avrupa Konseyi’nin denetimine alınmış olması da göz ardı edemeyeceğimiz ölçüde ciddi bir konudur ve Türkiye’nin üyelik sürecinin sürdürülmesinin önündeki en büyük engellerden biridir.
O bakımdan, YSK’nın aldığı kararla ilgili tartışmaların ve bu konuda atılacak adımların büyük önemi vardır.
Bence, bu aşamada yapılabilecek hatalardan en büyüğü hiçbir şey yapmamaktır.
Saygılar, sevgiler. 29.05.2019

ONUR ÖYMEN’in “İstanbul seçimlerinin iptali” HAKKINDA HALK TV’ye DEMECİNİN ÖZETİ

ONUR ÖYMEN’in “İstanbul seçimlerinin iptali” HAKKINDA HALK TV’ye DEMECİNİN ÖZETİ

Onur Öymen

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bu gün (14 Mayıs 2019) İstanbul seçimlerinin iptaliyle ilgili olarak Halk TV’ye verdiğim demecin özeti aşağıdadır:

Yüksek Seçim Kurulu’nun 31 Mart 2019’da İstanbul’da yapılan yerel seçimlerin yenilenmesi kararı birçok açıdan Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasinin geleceği açısından bir nirengi noktası, bir kırılma noktası olmaya adaydır.

Seçmenlerin hiçbir kusuru olmadığı halde milli iradenin gerçekleşmesine olanak verilmemiştir.

Bunun temelinde yatan nedenlerden biri, YSK’nın oy verme usulünde yasayla yapılan düzenlemeden uzaklaşılarak farklı bir yöntem benimsenmesidir. 298 sayılı yasanın 113. maddesi, itirazlarla ilgili oylamanın YSK üyelerinin tam sayısıyla yapılması kuralını koymuştur. Oysa YSK, bir süreden beri yaptığı gibi bu kuraldan uzaklaşarak yedek üyelere de oy verdirmiş, böylece yalnızca 7 asıl üye tarafından verilmesi gereken AKP itirazıyla ilgili karar 4 yedek üyenin de katılmasıyla 11 üye tarafından verilmiştir. Prof. Süheyl Batum, Prof. Oya Araslı, Prof. Levent Gönenç, AKP’nin kurucularından eski Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, Danıştay eski Başkanı Nuri Alan, Anayasa Mahkemesi eski Raportörü Osman Can gibi saygın hukukçular bu konudaki görüşlerini ve kaygılarını dile getirmişlerdir. Sayın Gönenç’in Doçentlik tezi bu konudadır. Aynı görüşü savunan başka bilimsel makaleler de vardır. Birçok hukukçu seçimi iptal kararının tam kanunsuzluk durumu yarattığını ve yok hükmünde olduğunu belirtmektedirler.

YSK’nın 1950 yılındaki kuruluşundan başlayarak, o zaman geçerli olan 5545 sayısı yasaya dayalı olarak salt asli üyeler oy kullanmıştır. Sayın Prof. Gönenç’in TEPAV’da yayınlanan makalesinde de belirtildiği gibi, o tarihlerde 1 Başkan 10 asli üye ve 6 yedek üye bulunmakta ve kararlar 11 asli üyenin salt çoğunluğuyla alınmaktaydı. O yasada üye tam sayısı olarak 11 üyenin belirtilmesi yedekler dışında asıl üyelerin sayısını göstermektedir. Şimdi yürürlükte olan 298 sayılı yasanın 113. maddesinde tam sayıdan söz edilirken 5545 sayılı yasadaki usule atıfta bulunulmakta, yani YSK’nın yalnızca asli üyelerinin oy kullanması öngörülmektedir. Ancak asıl üyelerden birinin özürü olması durumunda onun yerine toplantıya bir yedek üyenin katılması ve onun yerine oy kullanması gerekmektedir. Eğer üye tam sayısından kastedilen asli üyelerle yedek üyelerin birlikte oy vermeleri olsaydı, bir üyenin özürü durumunda oy vermek olanaklı  olamazdı.

Esasen Anayasa Mahkemesinin benzeri konuda yedek üyelerin de oy vermesini öngören bir mahkeme kararına karşı, 30 Temmuz 2007 tarihinde verdiği 2007/84E.2007/74K sayılı kararda da asıl üyelerle yedek üyelerin farklı işlevleri olduğu belirtilmekte ve yedek üyelerin oy vermesi istemi reddedilmektedir.

Sayın Prof. Gönenç’in makalesinde belirtildiği gibi, YSK’nın bir genelgeyle yedek üyelere asli üyelerle birlikte oy verme hakkı tanıması anayasanın ve yasaların açık hükmünü çiğneme (ihlal) anlamına gelecek ve bu şekilde verilen oylar tam kanunsuzluk sonucunu doğuracaktır. Zira bir genelgeyle Anayasa veya yasanın hükmünü değiştirmek olanaklı değildir.

Sayın Yalçınbayır’ın bir TV programında belirttiği gibi,

  • YSK’nın kararlarının kesin olması seçimlerle ilgili kararlar açısından geçerlidir,
    ama aldığı idari kararların denetim dışı sayılması sonucunu doğurmaz.

Bu nedenle YSK’nın asli üyelerle birlikte yedek üyelere de oy hakkı tanıması yolundaki idari kararına karşı Danıştay’da dava açmak olanaklıdır.

Öte yandan, hukukun temel kurallarından biri Roma hukukundan beri geçerli olan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesidir. AKP’nin itirazının konusu olan sandık kurullarının oluşumuyla ilgili konuda sayın İmamoğlu’nun hiçbir kusuru veya sorumluluğu yoktur. Bu nedenle O’nun kazandığı seçimi kendi kusuru olmayan bir nedenle iptal etmek, yani kazandığı bir hakkı elinden almak açık bir hak ihlalidir. Bu nedenle, O’nun Anayasa Mahkemesine başvurarak bu hak ihlalinin düzeltilmesini istemeye hakkı olduğu kanısındayım. Yasalarımıza göre, böyle durumlarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yolu da açıktır.

Bence bütün bu nedenlerle YSK’nın seçimlerin yenilenmesi kararı yanlıştı, bu yanlışın düzeltilmesi ve İmamoğlu’nun mazbatasının iadesi gerekir.

Aynı zarf içinde bulunun ve aynı sandık kurulu tarafından denetlenen 4 oy pusulasından üçünün geçerli, yalnızca Belediye Başkanlığı için verilen oyun geçersiz olduğunu ilan etmenin de yalnız hukukla değil, mantıkla da bağdaşır bir yanı yoktur.

  • 3’ü tam 1’i şaibeli kararı konusunda zaten yorum dahi yapmaya gerek yoktur.

Nihayet, YSK’nın kararının gerekçesi ve muhalefet şerhleri açıklanmalıdır. Özellikle, karara karşı çıkanların niçin karşı oy kullandıklarını açıklamaları merakla beklenmektedir.

  • Çağdaşlığı ve demokrasiyi yaşatmak, başta siyasal partiler olmak üzere, herkesin görevi ve boynunun borcudur. Tarih ileride hem sorumluluk taşıyanlar hem de haklarını yeterince savunamayanlar hakkında hükmünü verecektir.

Atatürk’ün çağdaş bir hukuk düzeni kurmak ve çağdaş hukukçular yetiştirme yolundaki düşüncelerini merak edenler onun 1925 yılında Ankara Hukuk Fakültesinin açılışında yaptığı konuşmayı okumalıdırlar.

Cumhuriyetimizin fabrika ayarlarına dönmek için adil ve yansız bir hukuk düzenine kavuşmak öncelikli hedefimiz olmalıdır.

Saygılar, sevgiler, 14.5.19

========================================
Dostlar,

Sayın Öymen’in irdelemesini hemen hemen bütünüyle paylaşıyoruz.
Özellikle YSK kararlarının kesin olması ve Anayasa md. 79, ilk fıkra son tümcede yer alan

  • Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.

kuralının doğru yorumu, YSK’nın “seçim işleri ile ilgili kararları ile sınırlı olması” dır. Anayasanın 125. maddesi, daha ill tümcesinde,

  • İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

kuralını içermektedir. YSK’nın 7 asıl üye yerine 4 yedekle birlikte toplanması ya bir idari karar uyarınca yürütülen “idari işlem” dir ya da böylesine bir yazılı karar yok ise eylemli (fiili) bir davranış, hukuksal deyimi ile “idari eylem” dir. Her 2 durumda da Anayasa md. 125 bağlamında idari yargı denetimine bağlıdır ve yetkili organ da 2575 sayılı yasa uyarınca Danıştay’dır.

Bu yolun hızla denenmesi ve “yürütmeyi durdurma” istemli dava açılması çok yerinde olacaktır. Olası red kararında ise, bu kararın kesinleşmesini izleyerek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu (Anyasa md. 148) yolu açıktır. Ne var ki bu işlemler zaman alıcıdır ve 23 Haziran öncesi sonuç almak neredeyse olanaksız gibidir. Seçim sonrasında olumlu sonuç alınırsa, AKP iktidarı bu kez “eylemli olanaksızlık” (fiili imkânsızlık) gerekçesine sarılabilecektir.

Gene de ülke içinde hukuksal olanakların kullanılması, tüketilmesi ve böylelikle AİHM yolunun açılması uygun olacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 14.5.19

Ahmet SALTIK BSc, MSc
Anayasa Hukuku PhD Öğrencisi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net

 

23 Nisan’da Egemenlik, Bağımsızlık, Hukuk ve Demokrasi Düşünceleri

23 Nisan’da Egemenlik, Bağımsızlık, Hukuk ve Demokrasi Düşünceleri

Onur Öymen

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümünü kutladığımız bu günlerde Atatürk’ün egemenlik ve bağımsızlıkla ilgili sözlerini, milli irade, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına ilişkin düşüncelerini anımsamakta yarar var.  

Atatürk şöyle diyordu:

  • “Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin sürekli biçimde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve gerçek manasıyla ulusal egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır.” 

Şu sözler de Atatürk’e aittir:

  • “… Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu milletin başında hiçbir güç yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.” 

Atatürk milli iradeye dayalı parlamenter demokrasiyi kuvvetle savunuyordu. Ülkemizde Amerikan tipi bir rejimin benimsenmesine karşıydı.  

Şu sözler Atatürk’e aittir:

  • “…Hep biliyoruz ki, memleketin başına gelen felaketlerin çoğu kişisel idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca nedenlerinden biri budur. Biz öteden beri böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim, sistemsiz ve kanunsuz tarzda Reisicumhurluk ile Başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim.” 

Atatürk milli iradeye dayalı demokrasiyi ancak çağdaş bir hukuk sistemi içinde gerçekleştirebileceğimizi düşünüyordu. 1925 yılında Ankara Hukuk Fakültesinin açılışında yaptığı konuşma bu konudaki düşüncelerini açık bir dille yansıtıyor.   

Atatürk o konuşmasında şöyle diyor:

  • “…Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul’un fethini gözlerinizin önünde canlandırınız. Bütün bir dünyaya karşı İstanbul’u sonsuzluğa değin Türk topluluğuna kazandıran güç ve kudret, aşağı yukarı aynı yıllarda bulunmuş olan matbaanın Türkiye’ye kabulü için hukukçuların uğursuz direncini kırmayı başaramamıştır. Bunun için üç yüz yıl beklemek gerekmiştir…Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluş anlarında onun bugünkü nitelik ve durumunu hukuk esaslarına ve bilim esaslarına aykırı sayanların başında ünlü hukuk bilginleri geliyordu. Mecliste egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olduğunu belirten kanunu önerdiğim zaman bunun Osmanlı Anayasasına aykırı olduğunu iddia ederek karşı çıkanların başında yine eski hünerleri ile ulusu aldatan tanınmış hukuk bilginleri bulunuyordu….”
  • “Yüksek Uzmanlardan kurulu Baro Kurulu, açıkça Halifeci olduğunu duyuran birisini seçip kendisine başkan yapmıştı.”
  • “Büsbütün yeni kanunlar yaparak eski hukuk esaslarını temelinden ortadan kaldırmak girişimindeyiz…Sizler Cumhuriyet döneminin gerçek hukuk bilginleri, olacaksınız.”  

 Hukuk, yargı, adalet, seçim hukuku gibi konularda önemli gelişmelerin ve tartışmaların yaşandığı bu günlerde bütün siyasetçilerimizin, hukukçularımızın, gazetecilerimizin ve aydınlarımızın  Atatürk’ün Ankara Hukuk Fakültesi’nin açışında yaptığı konuşmanın tümünü okumalarının çok yararlı olacağı düşüncesindeyim. 

Son gelişmeler, başta hukuk olmak üzere, Cumhuriyetimizin kuruluşundaki fabrika ayarlarına dönmemizin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermektedir.  

Saygılar, sevgiler, 25.4.19

Seçim Tartışmalarında Dile Getirilen Önemli Bilgiler

Seçim Tartışmalarında Dile Getirilen Önemli Bilgiler

Onur Öymen
İstanbul Seçimleriyle ilgili tartışmalar çerçevesinde bugün Fox TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında yasalara ve YSK’nın önceki kararlarına atıfta bulunarak görüşlerini açıklayan Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Burak Çelik özetle şunları anlattı:

“Maltepe’de oyların tümünün sayılmasına YSK karar verdi. YSK, İlçe Seçim Kuruluna bir karar göndererek seçimin bir an önce bitirilmesini istedi. Siyasi partileri de bu sürece davet etti. YSK, partilerin oyların sayımı sırasında orada bulunabileceğini ve hatta bulunmalarının uygun olduğunu belirtti. Bulunmazlarsa veya ayrılırlarsa bu sayımı durdurmaz dedi. İlçe seçim kurulu da buna dayanarak masa sayısını artırdı. Maltepe’de iki seçim kurulu var. Bu masa sayısının artırılması kararını iki seçim kurulu birleşerek aldı. Bunun üzerine yapılan yeni bir itiraz nedeniyle YSK, “İlgili kararınız doğru ancak her iki kurul ayrı ayrı karar almalıdır.” dedi. 

Türkiye’deki sisteme göre il ve ilçe seçim kurullarında siyasal partiler de bulunur. İlçe seçim kurulları, yargıç üyelerin muhalefetine karşın, sayılmış olan oyların kabul edilmemesine ve yeniden sayılmasına karar verdi.” 

Küçükkaya: “Maltepe’deki seçimler İmamoğlu’nun seçimini etkiler mi?” 

Burak Çelik: “Bu özetlediğim tablo, bu tartışmayı hiçbir şekilde etkilemez. O tartışma YSK’nın kararıyla sonlanmıştır. YSK, benim kararıma uyun demiştir. Ayrıca, en son olarak YSK, sayılmış oylar geçerlidir de dedi. Maltepe’ye ilişkin bir de seçmen taşıma iddiası var. İkincisi de sandık kurulunun usulüne uygun oluşturulmadığı iddiası.

Şimdi şunu anımsatmak istiyorum: Bütün bu süreç takvime bağlanmış ve yargı gözetiminde yürütülen bir süreçtir. Dolayısıyla sandık kurullarının oluşumu da takvime bağlanmıştır. 13 Aralık 2018’de bunun usulleri belirtilmiştir. 

22 Şubat’ta İlçe seçim kurulu başkanı olan yargıç, mülki idare amirlerinin kendisine gönderdiği listeden kura yöntemiyle sandık kurulu üyelerini belirledi. Buna karşı yapılacak itirazın süresi 2 Mart Cumartesi son buldu ve itirazlar kesin olarak sonuçlandırıldı. Dolayısıyla sandık kurullarının usulüne uygun oluşturulmadığı yönündeki iddia da, artık süreç tamamlandığı için Büyükşehir seçimlerini hiçbir şekilde etkilemez.” 

“Önemli bir husus daha var: 298 sayılı seçim kanununun ilgili maddesinde seçim iptallerinin hangi durumlarda yapılabileceği belirtiliyor.”

 Küçükkaya:”14 bin ile 13 bin arası bir farkla Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı gözüküyor ve burada bu gerçeği değiştirecek bir durum olmadığı anlaşılıyor.” 

Burak Çelik: “Öyle gözüküyor.”  

“Büyükçekmece’deki temel iddia farklı. Büyükçekmece’de bir memurun, İstanbul’un başka ilçelerindeki seçmenleri Büyükçekmece’ye taşıyıp orada nüfusa kaydettirdiği iddiası var. Bununla ilgili olarak seçim öncesinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş ve memur tutuklanmış. Bu iddialara dayanarak da AKP Büyükçekmece’deki seçimlerin iptal edilmesi istemiyle İl Seçim Kuruluna başvurmuş. İl Seçim Kurulu da şöyle bir gerekçeyle bu iddiayı reddetmiş:

1. Bu iddialara karşı henüz açılmış bir kamu davası yok.
2. Yargı kararıyla kesin mahkûm olmadıkça herkes masumdur.” 

“Bu kararın üzerine AKP, Büyükçekmece seçimlerinin iptali için başvurdu. Aynı zamanda, yalnızca Büyükçekmece’deki seçimlerin değil, Büyükçekmece’deki seçimlerin İstanbul Büyükşehir seçimlerini de etkilediği gerekçesiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin de iptalini isteyeceğini söyledi.” 

“Ama, burada birkaç şeyin söylenmesi gerekiyor: YSK’nın 2014 tarihli Iğdır kararı. 2004 seçimleri ile ilgili bir karar aslında bu. Buradaki duruma çok benziyor. Buna benzer başka kararlar da var, 1992, 1994 hatta 2014 seçimleri sonrası verilmiş kararlar. Ama, bu olay daha çok benziyor. O olayda da Iğdır dışından yani çevre ilçelerden ve köylerden seçmen taşındığı iddiası var. Bu iddia yargıya taşınmış, karar 10 yıl gibi uzun bir sürede kesinleşmiş ve bu kişiler mahkûm olmuştu.  

Fakat, 2014’te bu başvuru YSK’nın önüne geldi ve YSK şöyle bir karar aldı: Bu süreç takvime bağlanmış bir süreç. Burada itirazlar için belirli süreler öngörülmüş durumda. Bu süreler geçirilmiş. Ayrıca burada itirazlar üzerine verilen yargı kararları var. Yargı kararları da artık kesinleşmiş. Kesinleşmiş yargı kararları kesindir, herhangi biçimde değiştirilemez.” 

“Büyükçekmece olayına da örnek oluşturacak biçimde bu gibi birçok karar var ve her kezinde “kesin yargı kararı, kesin yargı kararıdır, başvuruyu takvime göre yapmadınız” diyor YSK.” 

“YSK eğer bu içtihada bağlı kalırsa, Büyükçekmece’yi de reddedeceğini düşünüyorum.” 

Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Burak Çelik, özetle şunları vurguladı:

“1. YSK’nın Büyükçekmece itirazını reddetmesini bekliyorum.
2. Eğer bu iddialara itibar ederse ve eski içtihadından ayrılırsa bile, nüfus nakli varsayılsa dahi, hangi ilçeden oy verirse versin seçmenin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimlerinde vereceği oy değişmez ve Büyükşehir sonuçlarını etkilemesini beklemiyorum.” 

Saygılar, sevgiler. (16.4.19)

İstanbul Seçimleriyle İlgili Düşünceler

İstanbul Seçimleriyle İlgili Düşünceler

İstanbul seçimleriyle ilgili tartışmalar seçmen kaydırma iddialarına odaklandı. CHP yetkilileri seçmen kaydırma iddiaları konusundaki gelişmeleri anlattılar, seçmen sayılarıyla ilgili olarak kamuoyuna bilgi verdiler ve bir usulsüzlük olmadığını söylediler.
Meselenin başka bir boyutu da şu:
2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Büyükçekmece’de oyların dağılımı şöyleydi:
Recep Tayyip Erdoğan 67879 (%45,47)
Muharrem İnce 65365 (%43.78)
Merak Akşener 8364 (%5.60)
İnce + Akşener Toplamı 73729
2019 Belediye Seçiminin sonuçlarına göre İYİ partinin desteklediği CHP ile rakibi AKP’nin aldıkları oylar şöyle:
CHP 72.853
AKP 68.671
Büyükçekmece’de CHP’li ilçe başkanının aldığı oy Cumhurbaşkanlığı seçiminde İnce ve Akşener’in aldığı oy toplamından 876 oy daha azdır. Buna karşılık AKP’nin aldığı oy sayısında küçük de olsa bir artış var.
Peki kaydırıldığı söylenen 10 binden fazla kişinin oyu nereye gitti?
Saygılar, sevgiler, 09.04.2019