Seçim Tartışmalarında Dile Getirilen Önemli Bilgiler

Seçim Tartışmalarında Dile Getirilen Önemli Bilgiler

Onur Öymen
İstanbul Seçimleriyle ilgili tartışmalar çerçevesinde bugün Fox TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında yasalara ve YSK’nın önceki kararlarına atıfta bulunarak görüşlerini açıklayan Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Burak Çelik özetle şunları anlattı:

“Maltepe’de oyların tümünün sayılmasına YSK karar verdi. YSK, İlçe Seçim Kuruluna bir karar göndererek seçimin bir an önce bitirilmesini istedi. Siyasi partileri de bu sürece davet etti. YSK, partilerin oyların sayımı sırasında orada bulunabileceğini ve hatta bulunmalarının uygun olduğunu belirtti. Bulunmazlarsa veya ayrılırlarsa bu sayımı durdurmaz dedi. İlçe seçim kurulu da buna dayanarak masa sayısını artırdı. Maltepe’de iki seçim kurulu var. Bu masa sayısının artırılması kararını iki seçim kurulu birleşerek aldı. Bunun üzerine yapılan yeni bir itiraz nedeniyle YSK, “İlgili kararınız doğru ancak her iki kurul ayrı ayrı karar almalıdır.” dedi. 

Türkiye’deki sisteme göre il ve ilçe seçim kurullarında siyasal partiler de bulunur. İlçe seçim kurulları, yargıç üyelerin muhalefetine karşın, sayılmış olan oyların kabul edilmemesine ve yeniden sayılmasına karar verdi.” 

Küçükkaya: “Maltepe’deki seçimler İmamoğlu’nun seçimini etkiler mi?” 

Burak Çelik: “Bu özetlediğim tablo, bu tartışmayı hiçbir şekilde etkilemez. O tartışma YSK’nın kararıyla sonlanmıştır. YSK, benim kararıma uyun demiştir. Ayrıca, en son olarak YSK, sayılmış oylar geçerlidir de dedi. Maltepe’ye ilişkin bir de seçmen taşıma iddiası var. İkincisi de sandık kurulunun usulüne uygun oluşturulmadığı iddiası.

Şimdi şunu anımsatmak istiyorum: Bütün bu süreç takvime bağlanmış ve yargı gözetiminde yürütülen bir süreçtir. Dolayısıyla sandık kurullarının oluşumu da takvime bağlanmıştır. 13 Aralık 2018’de bunun usulleri belirtilmiştir. 

22 Şubat’ta İlçe seçim kurulu başkanı olan yargıç, mülki idare amirlerinin kendisine gönderdiği listeden kura yöntemiyle sandık kurulu üyelerini belirledi. Buna karşı yapılacak itirazın süresi 2 Mart Cumartesi son buldu ve itirazlar kesin olarak sonuçlandırıldı. Dolayısıyla sandık kurullarının usulüne uygun oluşturulmadığı yönündeki iddia da, artık süreç tamamlandığı için Büyükşehir seçimlerini hiçbir şekilde etkilemez.” 

“Önemli bir husus daha var: 298 sayılı seçim kanununun ilgili maddesinde seçim iptallerinin hangi durumlarda yapılabileceği belirtiliyor.”

 Küçükkaya:”14 bin ile 13 bin arası bir farkla Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı gözüküyor ve burada bu gerçeği değiştirecek bir durum olmadığı anlaşılıyor.” 

Burak Çelik: “Öyle gözüküyor.”  

“Büyükçekmece’deki temel iddia farklı. Büyükçekmece’de bir memurun, İstanbul’un başka ilçelerindeki seçmenleri Büyükçekmece’ye taşıyıp orada nüfusa kaydettirdiği iddiası var. Bununla ilgili olarak seçim öncesinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş ve memur tutuklanmış. Bu iddialara dayanarak da AKP Büyükçekmece’deki seçimlerin iptal edilmesi istemiyle İl Seçim Kuruluna başvurmuş. İl Seçim Kurulu da şöyle bir gerekçeyle bu iddiayı reddetmiş:

1. Bu iddialara karşı henüz açılmış bir kamu davası yok.
2. Yargı kararıyla kesin mahkûm olmadıkça herkes masumdur.” 

“Bu kararın üzerine AKP, Büyükçekmece seçimlerinin iptali için başvurdu. Aynı zamanda, yalnızca Büyükçekmece’deki seçimlerin değil, Büyükçekmece’deki seçimlerin İstanbul Büyükşehir seçimlerini de etkilediği gerekçesiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin de iptalini isteyeceğini söyledi.” 

“Ama, burada birkaç şeyin söylenmesi gerekiyor: YSK’nın 2014 tarihli Iğdır kararı. 2004 seçimleri ile ilgili bir karar aslında bu. Buradaki duruma çok benziyor. Buna benzer başka kararlar da var, 1992, 1994 hatta 2014 seçimleri sonrası verilmiş kararlar. Ama, bu olay daha çok benziyor. O olayda da Iğdır dışından yani çevre ilçelerden ve köylerden seçmen taşındığı iddiası var. Bu iddia yargıya taşınmış, karar 10 yıl gibi uzun bir sürede kesinleşmiş ve bu kişiler mahkûm olmuştu.  

Fakat, 2014’te bu başvuru YSK’nın önüne geldi ve YSK şöyle bir karar aldı: Bu süreç takvime bağlanmış bir süreç. Burada itirazlar için belirli süreler öngörülmüş durumda. Bu süreler geçirilmiş. Ayrıca burada itirazlar üzerine verilen yargı kararları var. Yargı kararları da artık kesinleşmiş. Kesinleşmiş yargı kararları kesindir, herhangi biçimde değiştirilemez.” 

“Büyükçekmece olayına da örnek oluşturacak biçimde bu gibi birçok karar var ve her kezinde “kesin yargı kararı, kesin yargı kararıdır, başvuruyu takvime göre yapmadınız” diyor YSK.” 

“YSK eğer bu içtihada bağlı kalırsa, Büyükçekmece’yi de reddedeceğini düşünüyorum.” 

Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Burak Çelik, özetle şunları vurguladı:

“1. YSK’nın Büyükçekmece itirazını reddetmesini bekliyorum.
2. Eğer bu iddialara itibar ederse ve eski içtihadından ayrılırsa bile, nüfus nakli varsayılsa dahi, hangi ilçeden oy verirse versin seçmenin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimlerinde vereceği oy değişmez ve Büyükşehir sonuçlarını etkilemesini beklemiyorum.” 

Saygılar, sevgiler. (16.4.19)

İstanbul Seçimleriyle İlgili Düşünceler

İstanbul Seçimleriyle İlgili Düşünceler

İstanbul seçimleriyle ilgili tartışmalar seçmen kaydırma iddialarına odaklandı. CHP yetkilileri seçmen kaydırma iddiaları konusundaki gelişmeleri anlattılar, seçmen sayılarıyla ilgili olarak kamuoyuna bilgi verdiler ve bir usulsüzlük olmadığını söylediler.
Meselenin başka bir boyutu da şu:
2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Büyükçekmece’de oyların dağılımı şöyleydi:
Recep Tayyip Erdoğan 67879 (%45,47)
Muharrem İnce 65365 (%43.78)
Merak Akşener 8364 (%5.60)
İnce + Akşener Toplamı 73729
2019 Belediye Seçiminin sonuçlarına göre İYİ partinin desteklediği CHP ile rakibi AKP’nin aldıkları oylar şöyle:
CHP 72.853
AKP 68.671
Büyükçekmece’de CHP’li ilçe başkanının aldığı oy Cumhurbaşkanlığı seçiminde İnce ve Akşener’in aldığı oy toplamından 876 oy daha azdır. Buna karşılık AKP’nin aldığı oy sayısında küçük de olsa bir artış var.
Peki kaydırıldığı söylenen 10 binden fazla kişinin oyu nereye gitti?
Saygılar, sevgiler, 09.04.2019

Trump’ın Golan Tepeleriyle ilgili Açıklamasının Düşündürdükleri

Trump’ın Golan Tepeleriyle ilgili Açıklamasının Düşündürdükleri

Onur Öymen

Başkan Trump 1967 Arap-İsrail savaşı sırasında İsrail tarafından işgal edilen Suriye’ye ait Golan Tepelerinin İsrail’e ait olduğu iddiasını içeren bir kararname imzalayarak Birleşmiş Milletlerin 17 Aralık 1981’de oybirliğiyle kabul ettiği 497 sayılı karara açıkça meydan okumuştur. Trump’ın bu kararı AB, Rusya, Türkiye ve BM Genel Sekreterinin sözcüsü tarafından tepkiyle karşılanmıştır. 

İsrail Parlamentosu 1981’de Golan Tepelerinin İsrail’e ait olduğu yolunda bir karar almış, ancak bu karar BM Güvenlik Konseyi’nin 17 Aralık 1981 tarihinde oybirliğiyle aldığı söz konusu 497 sayılı kararıyla reddedilmişti. Bütün ABD yönetimleri o tarihten beri bu karara destek olmuşlardı. 

Trump’ın bu yaklaşımı BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesini ve Orta Doğu’daki bütün ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini isteyen 242 ve onu destekleyen 338 sayılı kararlarına da aykırı bulunmaktadır. 

ABD’nin bu tutumu bölgedeki en önemli stratejik müttefiki olarak gördüğü anlaşılan İsrail’e destek vermek için uluslararası hukuku göz ardı edebileceğinin bir işareti olarak görülmelidir. ABD, kısa bir süre önce, gene BM kararlarına aykırı olarak Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini açıklamıştı. 

Stratejik açından büyük önem taşıyan ve zengin su (AS: ve petrol) kaynaklarına sahip olan Golan tepelerinin iadesi, Suriye tarafından, öteden beri barışı sağlamaya yönelik bir anlaşmanın ön koşulu olarak görülmüştür. 

Trump’ın aldığı bu karar, ileride Suriye’nin kuzeyinde, PYD’nin deneetlediği bölgede Suriye’nin egemenliği dışında bırakılacak otonom (AS: özerk) bir bölgenin yaratılması hedefinin ilk işareti olarak da görülebilir. 

Bu gibi gelişmelerin etkisiz kılınabilmesi için Türkiye’nin Arap ülkeleriyle, Batı Avrupa ülkeleriyle ve öbür ilgili ülkelerle yakın temas ve işbirliği içinde olması ve konunun esas muhatabı olan Suriye ile diplomatik ilişkiler kurması şimdi her zamandan daha büyük bir önem kazanmıştır.  

Saygılar, sevgiler, 26.03.2019

 

Adana Mutabakatı

Sputnik ajansının Adana mutabakatıyla ilgili sorularına karşılık verdiğim mülakatın özeti

Onur Öymen

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Sputnik ajansının Adana mutabakatıyla ilgili sorularına karşılık verdiğim mülakatın özetini aşağıda sunuyorum:

Adana Mutabakatı’nın özü şudur : Türkiye ve Suriye arasında terörle mücadele konusunda kapsamlı bir işbirliği gereklidir. Adana Mutabakatı’nın ve sonrasında imzalanan anlaşmanın bir anlam ifade edebilmesi için Türkiye ve Suriye arasında bir işbirliği mekanizmasının çalıştırılması gerekiyor.

“Türkiye ile Suriye arasında mutlaka terörle mücadele konusunda bir işbirliği yapmasının çalıştırılması lazım. Çünkü bir ülkenin topraklarından teröristlerin bertaraf edilmesi öncelikle o ülkenin hükümetinin görevidir. Suriye’de terör faaliyeti varsa IŞİD, PYD, PKK, Nusra, kim olursa olsun, bunlarla mücadele etmek birincil olarak Suriye’nin görevidir. Suriye gerekirse başka ülkelerden de bunun için destek isteyebilir.

BM Yasasının 2. maddesinin en önemli hükmü;

devletlerin egemenliğinin,
bağımsızlığının ve
toprak bütünlüğünün korunması ve buna saygı gösterilmesidir.

‘Efendim, Suriye’de yanlış işler yapılmıştır, o zaman topraklarının bir kısmına el koyarız’ demek BM yasasına uygun bir yaklaşım değildir.

Şu anda Suriye topraklarının %33’ü PYD ve onun yönetimindeki gruplar tarafından işgal edilmiş vaziyettedir. Suriye’nin başka bazı bölümleri başkalarının denetimi altında, İdlib gibi. Bu uluslararası hukuka açıkça aykırıdır. Bunu hiç kimse savunamaz. Bu bakımdan öncelikle üzerinde durulması gereken bu ilkelerdir.

Bu çerçevede yapılmış olan mutabakatın ve antlaşmanın yürürlüğe konulması gerekiyor.. Bu antlaşmanın yürütülmesi için de Türkiye ile Suriye arasındaki mekanizmalarının faaliyete geçirilmesi bence en uygun yoldur.

Bir, doğrudan doğruya temas etme yolu var. Bu, bugünkü ortamda sağlanamıyorsa, bir ülkenin aracılığıyla bu temasları sağlama yöntemi var. Üçüncü bir ülkede temas imkanı var, Bir uluslararası kuruluşta, diyelim ki BM’deki Türk – Suriye temsilcileri arasında görüşme yöntemi var. Uluslararası alanda evvelce buna benzer yöntemlerin hepsi uygulanmıştır.

Terörle mücadele Türkiye’nin lehine olduğuna göre ve terörle mücadelede Suriye’ye çok önemli bir görev düştüğüne göre, böyle bir temas mekanizması terörle mücadelede daha etkili sonuç verir, ayrıca siyasi çözüm bulunmasına da katkıda bulunur.

Öte yandan terörle mücadelenin hep askeri boyutu düşünülüyor, diplomatik boyutu hemen hemen hiç düşünülmüyor . Oysa Adana Mutabakatı gösterdi ki; Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması, kampların kapatılması, hiçbir askeri güç kullanmadan dahi diplomasiyi etkili bir şekilde kullanarak sonuç alınabilir.

Saygılar, sevgiler.
=========================================
Dostlar,

Erdoğan bilmem kaçıncı kez Moskova’ya gitti önceki günlerde. Belki de Katar’ın “hibesi” (!?) yarım milyar Dolarlık uçağına binmek için gerekçe olmuştur. Kabindeki yandaş gazeteciler de dönüşlerinde kamuoyunu “biçimlendirmek” üzere görevlerini yapacak ya da borç ödeyecektir..

Artık Rusya – Putin de bıkmış olmalı benzer önerileri Erdoğan’ın önüne habire koymaktan ve ikircikli politika (double – track policy) gütmekten vazgeç(e)meyen bu iktidardan. Bir yandan 10-15 bin km uzaktaki bir küresel şeytanın Rusya karşıtı NATO’da sözde “stratejik müttefiki” olacaksınız, bu haydut devletin başı, önceki hafta “Türkiye’nin ekonomisini mahvederiz..” diye dünya diplomasi tarihinde görülmemiş nitelikte bir çıkışla küstah bir tehdit savuracak ve yutkunup yalnızca “üzüldük” diye geveleyecek ve utandırıcı bir siliklikle “stratejik müttefikler birbirine böyle yapmaz..” diye ağlaşacaksınız; bir yandan da yüzyılların sınır komşusu devasa ve kadim Rusya ile aşık atacaksınız..

Yemezler efendiler yemezler…

Sonra da dönüp gelecek ve “Adana mutabakatı” ndan söz edeceksiniz mal bulmuş mağribi gibi.. Sizin “monşerler” dediğiniz dünyanın önde gelen Dışişleri kadrolarından birini dağıtır ve hacı – hoca – takunyalı – çember sakallı – türbanlı – imam.. ehliyetsiz ama sadık (?) yandaş … takımını doldurursanız; 20 yılı geçmeyen yakın tarihte parlak bir diplomasi zaferiniz olan Adana Mutabakatını bile size Rus Dışişleri anımsatır!

Ne acınacak durumdur değil mi??

Ama daha da acınası olan, bu hazin tablo bile içeride AKP tabanına politik pazarlama aracı olabiliyor.. Kapalı salonlarda, ezici bölümü erkek, ezici bölümü türbanlı kadınlar hezeyanla alkışlıyor, alkışlatılıyor!

İnsanımızın düzeyi, eğitimi, politik bilinci böylesine vahim derecede geriletilmiştir.

Asıl endişe edilecek olgu budur ve böylesine afsunlanmış kitlelere tapılan karizmatik önderlerin neredeyse yaptıramayacakları şey yoktur.. Bu sosyo-politik tablonun adı nedir, nasıl kavramlaştırılır?

Kitlesel hipnotizma mıdır?
Sürü psikolojisi midir?
Sosyo-manyak absürdite midir?
Kitlesel dissosiyatif sendrom (sosyal şizofreni) mudur?
……
Nedir nedir ve sonucu nereye varır??
Yakın tarih yıkıcı örnekleriyle dolu..

Sevgi ve saygı ile. 28 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Yeniçağ gazetesinin sorularına verdiğim yanıtlar

Yeniçağ gazetesinin sorularına verdiğim yanıtlar

İran’a yönelik Amerikan ambargosuyla ilgili olarak Yeniçağ gazetesinin sorularına verdiğim yanıtlar aşağıda özetlenmiştir:

Türkiye’nin güvenlik, siyasal, ekonomik çıkarlarını engelleyen ambargoların hangileri olduğunun belirlenmesi gerekiyor. Bunların kaldırılması için neler yapılabilir, bunları düşünmemiz gerek. Yoksa, ABD’nin İran’a koyduğu ambargodan Türkiye bir süreliğine muaf (bağışık) kaldı diye sevinmek bence çok yerinde değil. Bir bütün olarak bakalım. Şu anda Türkiye’yi etkileyen ambargolar nelerdir? Soydaşlarımızın oluşturduğu KKTC’yi etkileyen ambargolar hangileridir, nasıl kaldırılır bunlara kafa yormamız lazım.

İran’a yönelik ambargo Orta Doğu’daki dengeleri ister istemez etkileyecektir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken kimi konular var. Öbür ülkelerin tepkileri ne olacak? İran’ın bu ambargoları telafi etme olanakları ne olacak? Avrupalılar da bu ambargolara karşı olduklarına göre İran’ın bu sıkıntısını hafifletecek önlemler alabilirler mi? Şunu da unutmamalıyız ki, BM’de alınan bir ambargo kararı olmadıkça ülkelerin tek tek aldıkları ambargo kararlarının etkisi sınırlı oluyor. Ambargoyu koyan devlete de olumsuz etkisi oluyor. Türkiye’nin de buradan ders çıkartması gerekiyor.

ABD’nin ve Avrupalıların özellikle KKTC’ye uyguladıkları ambargolar çok önemli.

Spor ambargosu bile uyguluyorlar. Ekonomik, ticari, ulaşım buna benzer ambargolar var. Bunları gündeme getirmek gerekiyor. Bunlara yeterince tepki göstermedik.

Kıbrıs’la bağlantılı olarak AB’nin Türkiye ile müzakere başlıklarından sekizine ambargo koydu. Fransa 5 maddeye ambargo koymuştu, sonra geri çekti, Kıbrıs Rum Kesimi 6 müzakere başlığına ambargo koydu. O bakımdan ambargoya karşı çıkarken tepkimizi İran ambargosuyla sınırı tutmak doğru değil. Bunların hepsini bizim masaya yatırmamız gerek.”

Saygılar, sevgiler, 13.11.18