BARIŞ TERKOĞLU’ndan Tarihsel Savunma..

BARIŞ TERKOĞLU’ndan Tarihsel Savunma..

Harika bir savunma, mümkünse daha çok kişiye ulaştırın

Gazetemiz yazarı ve Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile gazeteci Hülya Kılınç dün sabah gözaltına alınmalarının ardından, çıkarıldıkları Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince gece saatlerinde tutuklandılar. Barış Terkoğlu kararın ardından,

  • Bugün bir çetenin bizi susturma kararı yüzümüze okundu ama susmayacağız. dedi.

Barış Terkoğlu, mahkemede yaptığı savunmada şunları söyledi:

“HAKKIMDA DAHA SORUŞTURMA BİLE YOKKEN İDDİANAMELERİ YIRTIP BU SALONLARDAN ÇIKTIM”

“Bahse konu haber içeriği ile ilgili üzerime atılı suçu kabul etmiyorum burada hukuki bir yargılama olduğunu varsayarak savcılık aşamasında bir savunma yaptım. Ben bu soruşturmada evimden alındığım andan çok daha öncesinde burada sanık olarak bulanacağımı biliyordum. Bunu avukatıma da önceden haber verdim. Üstelik burada şüpheli olmamın bu haber ile ilgisi olduğunu da düşünmüyorum, bu haber beni burada bu mahkemelerde sanık yapabilmek için üretilmiş bir bahanedir. Ben 9 yıl öncesinde bu zamanlarda bu mahkemelerde savunma yaptım ve tutuklandım, yıllar sonra o yargılama bizim karşımıza kumpas olarak çıktı, bugünse sadece adı değişmiş bir zihniyet eli ile bana ve bize tezgah kurulmuştur, bunu söylememdeki amacım 9 yıl öncesinde daha hakkımda soruşturma bile açılmamışken bugünkü iktidarın desteklediği Fethullahçı yapılanma beni günlerce hedef gösterdi. Hakkımda daha soruşturma bile yokken iddianameleri yırtıp bu salonlardan çıktım.

“GÜNLERDİR İKTİDAR İÇİNDEKİ BİZİM DEŞİFRE ETTİĞİMİZ ÇETELER BİZİ HEDEF GÖSTERDİ”

Bugün de daha dün bu haber girmeden çok daha önce günlerdir iktidar içindeki bizim deşifre ettiğimiz çeteler bizi hedef gösterdi, yargılanmamızı defalarca dile getirdiler, hakkımızda mahkeme kararları verdiler, yetmedi TV ekranından Almanya’daki Kızılordu örgütü gibi önce hapse atılıp sonra hapiste infaz edilmemiz gerektiğini söylediler, bütün bunlar olurken memleketin bir tane savcısı bir tane yargı mensubu çıkıp bir yurttaşını korumak için adım atmadı, bu haber sadece hakkımda verilmiş olan cezalandırmanın yargı aracı kalınarak yargı yapılarak üstüme bindirilmiş halidir. O gün nasıl o yargılamayı hazırladılarsa bugün de bu yargılamayı hazırladılar. Bunun tek bir sebebi vardır çünkü biz yazdığımız yazılar ile haberler ile korkup kaçmadan duruşumuz ile tıpkı dün yaptığımız gibi bugün de kendilerini devleti yuva bilmiş çeteleri açığa çıkardık. Delillerini sunduk, bir aydının yapması gerekeni yaptık, ben bu mahkeme kararını hiç önemsemiyorum. Zira ben asıl kendi tarih mahkememde bu tür yargılamaların sonunun bu tezgâhları kuranların eline dolaşacak şekilde çıkacağını adım gibi biliyorum.

“NASIL GAZETECİLİK YAPILACAĞINI SEVK YAZILARINDAN ÖĞRENECEK DEĞİLİM”

Dün nasıl bir çete yargıyı kendi önünde engel gördüğü bizleri üstünde sopa olarak kullandıysa bugün de yargıya baskı kuranlar aynı sopayı bizim üzerimizde kullanıyorlar, herkes şunu bilmelidir ki bir ülkede benim gibi sade bir yurttaşın hukuk güvenliği yoksa hiç kimsenin hukuk güvenliği yoktur. Benim bu mahkemeye çıkarılma nedenim bir tane haberdir. Burada savunma yapmaya zorlanmamın nedeni bir gazetecinin hassasiyet ile hazırladığı haberi yayınlayan kurumun haber müdürü olmamdır. Ben gazeteciliği sorgulamaları bu hale dönüştüren kimselerden öğrenmedim. Nasıl gazetecilik yapılacağını bu iddianame gibi taleplerden mahkeme kararı gibi sevk yazılarından öğrenecek değilim. Bugün bu talebe konu olan MİT kanunu bu adliye salonundaki bazı yargı mensuplarının bilmediğine eminim. Bundan 9 sene öncesinde ben bu salonlarda bir MİT yöneticisi ile sanık oldum. O MİT yöneticisinin adını vermiyorum. O MİT yöneticisi daha mahkeme önüne bile çıkarılmadan cezaevinde katledildi. O katliamın hesabını sözüm ona bugünkü hukuk adamları gelip sormadı. Ama ben sordum. O gün benim de yargılandığım MİT mensubunun adı soyadı, ailesinin adı adresi kimlik numarası fotoğrafı, kitaplığındaki kitaplar, müzik kasetleri, iddianamelere konuldu, medyaya servis edildi. Bunun yanlış olduğunu ben savundum.

“ODATV DAVASINDAKİ MİT YÖNETİCİSİ KATLEDİLİRKEN NEREDEYDİLER”

Merak ediyorum; yaşı benden büyük hukuk adamları Odatv davasındaki MİT yöneticisi katledilirken neredeydiler. Beni bu kadar korkak olmadığım için mi yargılayacaksınız? Beni bu ülkenin kurumlarına kurulmuş kumpasları o gün açığa çıkardığım gibi bugün de açığa bugün de açığa çıkarmaya devam ettiğim için mi yargılayacaksınız? MİT kanununu bilmiyorlar dedim, belki de bilmek işlerine gelmiyor. Zira benim birlikte yargılandığım MİT’çi yalnız değildi. Ergenekon davasında, KCK davasında, MİT TIR’ları kumpasında, 7 Şubat kumpasında, MİT mensuplarının bütün özel hayatları bu adliyenin önünde gazetecilere dağıtıldı. Ve o bilgiler çarşaf çarşaf yayınlandı. Sadece Fethullahçı çete tarafından değil daha birkaç hafta öncesinde bu adliyeden hatta bu iddianame gibi talebi yazan savcıdan 7 Şubat kumpası iddianamesi çıktı. O iddianame gösteriyor ki adliye önünde, emniyet önünde, MİT’çilerin kimlik bilgilerini alıp yaptıkları operasyon bilgilerini alıp devletin onlara verdiği görev bilgilerini alıp kendi gazetelerinde basanlardan bir kısmı da iktidar medyası imi, o iktidar medyası bugün bizim burada her türlü cezayı almamız için kampanya yapıyor. Onları suçlamıyorum. Çünkü onlar kendilerine ne emredilirse onu yaparlar. Ancak ben bunu yapmadım.

“HIRSIZLIK HUKUKU HIRSIZLIKTAN SONRA, YOLSUZLUK HUKUKU YOLSUZLUKTAN SONRA ÇIKTI”

Beni bu ülkeye bu kadar ihanet etmediğim için mi yargılayacaksınız? Dün bir çetenin koynunda yatıp bugün başka bir çetenin koynuna girmediğim için mi yargılayacaksınız? Bugün MİT kanunu var ise bundan 9 sene öncesinde bir mahkeme salonunda direnenler sayesinde var. Çünkü bu mahkeme salonlarında direnenler üstünde cüppe olan kimileri gibi yorganı kafasına örtmedi. Bugün benim haber müdürü olduğum sitede yayınlanan haberin MİT kanunu ile herhangi bir ilgisi yoktur. Çünkü kanunların bir ruhu vardır. Kanunlar tarih önünde kendilerini yaratan eylemlerden sonra düşerler. Hırsızlık hukuku hırsızlıktan sonra, yolsuzluk hukuku yolsuzluktan sonra çıktı. MİT Kanunu da Fethullahçı çete ile bugün iktidar içerisindeki çeteler el ele MİT mensuplarını terör yapılanmalarına yem ettiği için çıktı. Bir daha bunlar yaşanmasın diye çıktı. Benim yargılandığım bu haber vatanından çok uzakta şehit olmuş bir MİT’çinin şehadetinin ardından kendisine yapılan cenaze törenini haberleştirmekten ibarettir. Bu haberin hali hazırda şehit olmuş bir yurttaşımızın görevi ile gizli görevi ile sırları ile ne ilgisi vardır? Buna ilişkin bir tek cümle gösterebilir misiniz? Ayrıca aynı gün benim haber müdürü olduğum sitede başka bir toprakta şehit olmuş askerlerin de haberleri yapıldı. Polisler şehit olduğunda onların da haberlerini yapıyoruz. Bizim için asker de polis de MİT mensubu da öldükten sonra şehitlikte eşitlenirler ve bu topraklarından bağrına emanet edilirler. Bu haber, okuyanların anlamak isterse anlayabileceği gibi köşe bucakta cenazesi yapılan bir MİT mensubunun anısına hiçbir olumsuz öge barındırmamakla aksine onun şehadetini hatırlatmaktadır.

“ÜMİT ÖZDAĞ YERİNE İKTİDAR VEKİLİ BU AÇIKLAMAYI YAPMIŞ OLSAYDI SANIK OLUR MUYDUM”

Bu haber yayınlanmadan öncesinde İYİ Partili Ümit Özdağ, Meclis’te Libya’da şehit düşen MİT mensuplarını ifade ettikten sonra adlarını ve soyadlarını kamuoyuna açıkladı. Bu talebi yapan yargı mensupları çok açık bir şekilde soruyorum, eğer Ümit Özdağ yerine bir iktidar partisi milletvekili bu açıklamayı yapmış olsa idi beni yine burada sanık yapacaklar mıydı? Yoksa susup bir kenarda bekleyecekler miydi? Bu salonda bu sorunun yanıtını bilmeyen biri var ise çok açık şekilde yalan söylüyordur. Bir MİT mensubunun kimliği açıklanmış, şehit düştüğü söylenmiş, bizzat Cumhurbaşkanı şehit düştüğü memleketi söylemiş. Bu cenaze töreni nasıl devletin gizli kalması gerek istihbaratı bilgisi olabilir? Üstelik bu haberi yayınlayan gazeteciler ismi belli olduğu halde MİT mensubunun soyadını karalamışlar. Cenaze fotoğrafları ortaya döküldüğü halde kimseyi rahatsız etmeyecek fotoğrafları seçmişler ve dünya üzerinde evrensel gazetecilik standartlarında bir haber olarak yayınlanmışlardır. Türkiye’nin büyük şehirlerinden birinde belediye başkanının siyasi parti yöneticilerinin, orada yaşayan bütün vatandaşlarının katıldığı bir cenaze töreni devletin nasıl gizli kalması gereken bir bilgisi olabilir?

“GEREKİRSE BETONA GÖMÜLECEĞİZ AMA BU TEZGAHI KURAN ÇETEYE TESLİM OLMAYACAĞIZ”

Burada çok açık bir şey var. 9 sene önce bu salonda,  ‘kurt kuzuyu yemeye karar verdiyse sizin yapacağınız hiçbir şey yoktur’ demiştim. Bugün iktidarın içerisindeki çeteler bizi yargı eli ile yemeye karar verdiyse bugün yapacak hiçbir şeyimiz olmayabilir. Ama emin olun buradaki çığlığımız, yarınki çığlığımız, vereceğimiz mücadele bu duvarları da yıkacaktır. Bizden yazdıklarımızdan çizdiklerimizden gazeteciliğimizden, yazarlığımızdan vazgeçmemizi ülkenin içinde suça bulaşmış yapılanmalar ile daha fazla uğraşmamamızı bekliyorlarsa daha çok beklerler. Gerekirse betona gömüleceğiz, ama bize bir haber bahanesi ile bu tezgahı kuran çeteye teslim olmayacağız. Gerekirse bir daha güneş yüzü görmeyeceğiz. Yargıyı kendi hesaplarına meze eden yapılanmalar ile mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.

  • Bu dava, bu savunma bu mücadele beni yoksul bir halk çocuğu olarak alıp bu ülkenin yurttaşlarının arasına yerleştiren bu ülkeye bu Cumhuriyete benim borcumdur.
  • Bu tezgahı kuranlar şunu bilsinler ki, emin olun tarih göstermiştir ki, hukuku kendi ikballerine aracı yapanlar er ya da geç o hukukun pençesinde can çekişir. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.”

“TARİHE ÖNEMLİ BİR NOT”

Terkoğlu’nun avukatı Hüseyin Ersöz ise mahkemede şu savunmayı yaptı:

“Şüphelinin savunmalarına aynen katılıyoruz, müvekkilimiz huzurunda aslında belki de son 10 senenin özeti diyebileceğimiz bizim de tarihe önemli bir not olarak değerlendirebileceğimiz nitelikte bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma içinde hem hukuku hem vicdanı hem ahlakı barındıran unsurları taşımaktadır. Şimdi kanunun şu maddesinin şu fıkrasında suçun unsurlarının oluşmadığına dair değerlendirmeler yapmak hem benim vicdanımda hem de müvekkilim ile bu zamana kadar yaptığımız kader birliğine zul gelecek bir yaklaşım olacaktır.

Müvekkilimiz evinde gözaltına gece saat 04.00 sıralarında alınmıştır. Sabaha karşı operasyonların yapıldığı dönemlerin geride kaldığını düşünürken bir anda müvekkilimiz eşinin ve çocuğunun yanından alınarak Vatan Caddesindeki Emniyet’e henüz güneş doğmamışken götürülmesinin onun gazeteci kimliği ve kamuoyuna mal olan kimliği açısından farklı bir anlam taşıdığını beyan etmek istiyoruz. Bizler bu tür gözaltı işlemlerinin ne anlama geldiğini ne amaçlandığını ne tür mesajlar verilmek istenildiğini anlıyoruz, sizin oturduğunuz koltuklarda bir dönem Beşiktaş adliyesinde soğuk koridorlarında gazetecilerin, askerlerin, siyasilerin ve sıradan vatandaşların dahi nasıl bir zulme maruz kaldığını bire bir yaşamış, bunu idrak etmiş hukukçularız, şu anda huzurunuzda bu savunmaları yaparken şüphelinin ruh halini ve 2011 senesinde Fethullahçı bir hakimin karşısında yapmış olduğu savunmaların mahiyetini tekrar hatırlatma gereği duyuyorum.

O gün müvekkilimiz ve onunla birlikte gözaltına alınmış olan diğer gazeteci müvekkillerimiz tarafından söylenen söz şu şekilde idi:

Kurt kuzuyu yemeyi aklına koyduysa kuzu ne yapsın!?’ bu aslında şu anda birebir içinde bulunduğumuz durumu yansıtan özlü bir cümledir. O tarihte karşısında geçip hukuka aykırı deliller Odatv internet sitesinde yayımlanmış olan haberler ve müvekkillerimizin yazmış olduğu köşe yazıları ile bizlerin de dahil olduğu ve Türkiye’de birçok kalemin yazdığı yazılar önümüze delil olarak konmuştu. Bugün burada huzurunuzda yapılan sorguda da yine bir haberin önümüze konulduğunu yine bir komplo ile karşı karşıya olduğumuzu ve bizler yaklaşık 24 saate varan bir gözaltı sürecinde iken ve siz hukuk adamlarına derdimizi anlatmaya çalışırken müvekkilimizin de bahsetmiş olduğu bu komployu kuran çete üyelerinin gizli kapılar arkasında sinsi bir şekilde güldüklerini ve yine o karanlık çarkın içinde yeni komploların hazırlıkları içinde olduklarını tahmin edebiliyoruz. Bunlar daha öncesinde kamuoyunda Odatv Davası olarak bilinen yargılama sürecinde de yaşadığımız şeylerdir.

“15 SAAT GÖZALTINDA KALDI”

Müvekkilimiz sorumlu haber müdürü olarak neredeyse her hafta Çağlayan Adliyesi’ne ve Anadolu Adliyesi’ne giderek basın savcılarına ifade verirken, sabaha karşı saat 04.00’te gözaltına alınmasının hiçbir hukuki açıklaması yoktur. Müvekkilimizin sabah saat 04.00’te gözaltına alındıktan sonrasında kendisine isnat edilen suçlar ile ilgili olarak tarafına hiçbir bilgi verilmeksizin, yaklaşık 15 saat gözaltında kaldıktan sonrasında ifadesi dahi alınmaksızın savcılığa getirilmesinin de hukuki bir açıklaması yoktur. Savcılık makamında bize yöneltilen bütün sorulara sorumlu bir gazeteci bilinci ile cevap vermemize bağımsız ve tarafsız bir gazeteciliğin gereği olarak bugüne kadar yapmış olduğumuz ve yayınlanmış olan bütün haberlerin arkasında durmuş olduğumuza dair beyanlarımız göz önüne alındığında, şüphelinin tutuklanma istemi ile ve birtakım uydurma senaryolar ile kaynağının ne olduğu belli olmayan ve tümüyle varsayıma dayanan unsurlar ile tutuklamaya sevk edilmesinin hukuki bir açıklaması yoktur. Hukuki açıklamanın bulunmadığı yerlerde hukuk dışı konular konuşulur ve hukuk dışı değerlendirmeler yapılır. Bütün bu süreci takip eden kamuoyu zaten buna dair değerlendirmeyi yapacaktır. Bugün yalnızca bir haberden kaynaklı olarak isnat edilen suçlamaların O’nun bugüne kadar yapmış olduğu haberlerden bağımsız olarak değerlendirilmesi söz konusu olamaz. Bugüne kadar yüzlerce habere, köşe yazısına imza atmış olan bir gazetecinin sadece huzurdaki tutuklama istemine konu bir internet sitesi yayınından kaynaklı olarak sorgulanması akla da vicdana da aykırıdır. Müvekkilimiz, bugün örneğine çok az rastlanacak araştırmacı gazeteciler arasında yer almaktadır.

‘TÜRKİYE BAĞIRSAKLARINI TEMİZLİYOR’ DENİLEN DÖNEMDE DAHİ…”

Geçmişte Odatv Davası’nda tutuklu kaldığı süreçte dahi gazetecilik yapmaya devam etmiştir. Hiç kimsenin sesini çıkartamadığı hatta bir dönem ‘Türkiye bağırsaklarını temizliyor’ denilen dönemde dahi gerçekleri bahsetmekten bu komplo senaryolarını ortaya çıkarmaktan ve bu komplonun mağdurlarının sesi olmaktan vazgeçmemiştir. Karşınızda tüm bunları özgü, bağımsız gazetecilik anlayışı ile yapan bir gazeteci dururken onun pür-i pak geçmişi ve ödediği bedeller sadece kendisi için değil ailesi ve çevresi için de ortadayken savcılık makamınca önünüze getirilen haber içeriği ile tutuklanmasının hukuken de ahlaken de vicdanen de bir karşılığı yoktur. Şüpheli gazetecidir, gazetecilikten başka bir şiarı yoktur. Kafasının arkasında başka planlar yatmamaktadır. Gerçeği dosdoğru kamu faydasını göz önünde bulundurarak yayınlamaktan başka bir amacı da hiçbir zaman olmamıştır. Kendisi tarafından yazılmamış, sadece haber müdürü olması nedeni ile soruşturmanın bir parçası haline getirilen müvekkilimizin bizlere okunan sevk maddesi kapsamında bir eylemi bulunmamaktadır. Müvekkilimiz bugüne kadar yazmış olduğu Sızıntı ve Metastaz isimli kitaplar ile devletin içindeki menfaat çetelerini tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermiş ve bu konuda yargı organlarını göreve davet etmiştir. Bundan yaklaşık 10 sene öncesinde yaptığı haberler ve basılmamış bir kitap gerekçe gösterilerek tutuklanmış, Fethullahçı hakimler tarafından yargılanmış müvekkilimizin atılı suçu işlemesi bunu aklından dahi geçirmesi söz konusu olamaz, bugüne kadar yaptığı haberler yazdığı köşe yazılarının tamamı vatan sevgisi ve kamu faydası gözetilerek kaleme alınan yazılardır. Hiçbirisinde şehitlerimizin hedef alınması, onlar ile ilgili olarak aleyhte bir değerlendirilme yapılması durumu söz konusu değildir.

“BİZ TARİHİN BİR KERE DAHA TEKERRÜR ETMEMESİNİ DİLİYORUZ”

Karşınızda herkesten daha fazla vatanseverlik vasfını hak eden bir vatandaş vardır. O hiçbir zaman boynunu çetelerin önünde eğmemiş onların karşısında dimdik, onurlu bir duruş sergilemiştir. Bugün yaptığı da tam olarak budur. Kendisinin ve diğer meslektaşı Barış Pehlivan’ın henüz daha basılmamış fakat yazımı son aşamaya gelmiş olan Metastaz benzeri başka bir kitabı yayınlanmak üzere iken hedef alınması, bu soruşturmaya muhatap kılınması huzurunuzda özgürlüğü kısıtlanarak tutulması ve özgürlüğünün çok daha fazla kısıtlanması amacı ile mahkemenize sevk edilmesi bunun kanıtıdır. Nasıl bundan yaklaşık 10 yıl öncesinde müvekkilimiz komplo yargılaması ile tutuklanmış ise, bugün kapalı kapılar arkasında bunu tezgahlayanların da yapmak istedikleri tam olarak budur. O gün gerçek hukuk adamlarında talebimiz şüphelinin özgürlüğü olmuştur ancak özgürlüğümüzü talep ettiklerimiz kişilerin Fethullahçı yargı mensuplarından olduğu ve bugün Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nde yargılama konusu olan eylemlerinin suç oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Biz tarihin bir kere daha tekerrür etmemesini diliyoruz. Vicdanlı bir hakimin, gerçek bir hukuk adamının ne şekilde karar vermesi gerekiyorsa müvekkilimiz hakkında da sizin o kararı tesis etmenizi ve müvekkilimize özgürlüğünü iade etmenizi, şüphelinin serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”

 

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)
Tümgeneral Mehmet Dişli 15 Temmuz’da darbecilerin yanında yer aldığı suçlamasıyla tutuklandı. Cumhurbaşkanı da kalktı onun büyük kardeşi Şaban Dişli‘yi ekonomi baş danışmanı yaptı. Bu haber üzerine iktidar yağcılığı için her gün uyarım kollayan yazarlar; “Gördünüz mü adalete saygılı lideri… Suç kişiseldir, kardeşi bağlamaz, Reis adalet dersi verdi” diye 3-4 gün yazı döktürdüler. İnsan beyni böyle işliyor:
Uyarımı alıyor. Ona göre hatırlıyor.
Benim beynim ise, “adalete ne kadar da saygılı cumhurbaşkanımız var, ne mutlu bize” diye gevşeyip rahatlayamadı. Bendeki beyin nedense hep gerilimli işliyor.
9 yıl önceki uyarımı hatırladı. 9 yıl önce VATAN Gazetesi’nde “Arsa Dişleme” diye bir yazı yazmıştım. İşte o yazı:
* * *
“Arsa dişleme!”
Eski hortumcular laik ve Atatürkçü geçiniyorlardı. Atatürkçülüğün arkasına saklanarak; sıfır kuruş para, sıfır kuruşluk emekle bir gecede 10 milyon dolar, 20 milyon dolar, 100 milyon dolar vuruyorlardı. Hortum büyükse! Rüşvet irileşiyordu.
Halk uyandı, laik hortumcuların hesabını seçim sandığında kesti. Şimdi “dişleme” var.
Arsa dişleme! Arsa dişleme hortumculuğa çok benziyor. Şablon aynı. Götürücüler değişti. Laikler gitti, yerlerini her fırsatta Allah’ın adını ağızlarından eksik etmeyen ve “durmak yok çalışmaya devam” diyen dini bütünler aldı.
Arsa dişleme nedir? Arsaya diş nasıl atılır?
Cepten bir kuruş çıkmadan, taş atıp yorulmadan bir arsa bir gecede 13 milyon dolar değere çıkarılıp, Türkiye’nin perakende piyasasına “diş atmaya gelmiş yabancı sermaye şirketine” nasıl satılır? Bizim gazete VATAN’ın Yayın Koordinatörü Atilla Güner ile ekibinin temiz bir gazeteciliğin “halk uyansın” diye yazdığı “Beş Kuruş Harcamadan 10 Milyon Doları Vurdular” haberini okuyun.
İşte “Arsa Dişleme” odur.
Yabancı şirket gelmiş. Büyük market kuracak. Ona büyük arsa lazım.
Büyük arsa bulunur: 3.4 milyon dolara anlaşılır. Bankaya gidilir, kredi alınır, köylünün imar görmemiş arsası sahibinden kapatılır. İktidar Partisi AKP’nin yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden imar planı değiştirilir ve arsanın değeri bir gecede 13 milyon dolara çıkar, yabancı şirket TESCO‘ya satılır. Bu işin bitirilip tamamlanmasından sonra Başbakan’ın (o zaman Tayyip Erdoğan) adamı ve Cumhurbaşkanı’nın (o zaman Abdullah Gül) parti arkadaşı AKP Milletvekili ve partinin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli‘ye iş bitiriciliğinin karşılığı olarak 1 milyon dolar ödeme yapılır.
Arsa dişleme tamamlanır.
Belgeler açıklanıyor. Dişleme, geliyor, geliyor. En tepeye ulaşıyor…”
(13 Ağustos 2008 VATAN Gazetesi-Necati Doğru)
* * *
Tam 9 yıl önce böylesine bir “arsa dişleme” işine adı karıştığı ve bu da basında o zaman muhalefet yapan VATAN’da belgeleriyle yazıldığı için ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli parti görevinden uzaklaştırmıştı. 9 yıl sonra “metal yorgunluğunu” gidersin diye Şaban Dişli Cumhurbaşkanı’na ekonomi baş danışmanı yapıldı.
Metal yorulmasına eski dişleme!
Benim beyin böyle işliyor. Kuşkusuz suç, kişiseldir!
Günün sorusu : SARAY AHIR OLMALI!
Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu “İktidara gelirsek Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı üniversiteye (ODTÜ’ye) vereceğiz” demişti. Arkadaşlarıyla beraber yeni bir parti kurma hazırlığında olan Ümit Özdağ da “ İktidar olursak sarayı üniversite yapacağız” sözünü veriyor. Orman Çiftliği’ni Atatürk, millete emanet edip “tarım ve hayvancılığımızın gelişmesine katkısı olsun” diye Hazine’ye bağışladığına ve saray da Atatürk Orman Çiftliği tarımsal arazisi üzerinde kurulduğuna göre, ahır yapılması daha uygun olmaz mı? (SÖZCÜ, 03.09.2017)
========================================
Dostlar,
Sayın Necati Doğru‘nun SÖZCÜ‘deki yazıları son günlerde daha da bir nitelik kazandı. Türkiye’deki soygun – talan, DİN – DİNCİLİK maskesiyle acımasız ve ölçüsüz sürdürülüyor. Öyle ki, ülkenin serveti büyük ölçüde el değiştirdi ve laik kesimden dincilere aktarıldı.
Dişli – Dişili skandalı, öyle Ceza Hukukunun bir ilkesinin ardına saklanarak örtülemez!
AKP = RTE‘nin tükenişine ilişkin somut kanıtlardan biridir. Politikacı Dişli gerçekten ”dişli” çıkmıştır ve sahip olduğu ”sırlar” nedeniyle bir tür eylemli (de facto) dokunulmazlık kazanmıştır. Kardeşi Tümg. Dişli ”şimdilik FETÖ’den tutukludur.. Hele biraz sabır, Allah büyüktür bizim balık belekli toplumumuzda.. Politikacı Dişli AKP’deki Ekonomiden sorumlu MYK üyeliği (eski Genel Bşk. Yrd.) gibi kritik bir görevden alınmıştır..
Haydi biz de 1 kezlik ”yandaş basın” aklıyla (!?) yazalım..

– Reis, aslında politikacı Dişli’yi akıllıca tasfiye etti.. Doğrudan görevden alsa idi AKP ve kamuoyunda büyük gürültü çıkabilirdi.. Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına çekerek ustaca kızağa alındı..

Bakalım ağabey Dişli’nin sahip olduğu kritik bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Başkanı tutuklu Tümgeneral Mehmet Dişli’yi kurtarmaya yetecek mi? Bir de TBMM’de dokunulmazlığını kaldırmayı isteyen fezleke hala, aylardır, bekletilirken..

Bir de, FETÖ ile böylesine didişen bir gazete olan SÖZCÜ‘nün FETÖ‘cülükle ilişkilendirilmeye kalkılması var.. 2 yazarı 3 ayı aşkın zamandır hapiste! Yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına bundan ala örnek mi olur? Gökmen ve Mediha salıverilmeli, gerçekte yargılanması gerekenlerden şimdilik vazgeçelim; hiç olmazsa tutuksuz yargılanmalıdır. Ama AKP‘yi kesmez.. Karşıtları susturmak için az gelir tutuksuz yargılama..
Biraz hatta epey, en iyisi olabildiğince zulüm gerek!

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dağlıca ve Aktütün kırımları bize ne anlatıyor ? / What says Daglica & Aktutun massacres to us?

Dostlar,

20 Haziran 2012 tarihli yazımızı, PKK’nın Dağlıca baskınının ardından yazmıştık.

Bu gün, 3 yıl sonra benzer bir baskın daha ve ilk bilgilere göre 16 şehit daha!

AKP’yi suçluyoruz, haklıyız; ama bu karakol daha önce feci vurgun yemiş..

Onu gereğince tahkim etmek gerekmez miydi?
Bu yapılmadı ise sorumluları kimler??

Yüreğimiz yangın yeri olarak soruyoruz..

Ve bu 3 yıl önceki yazımızı öne bu güne çekerek yeniden yayımlıyoruz..

O zaman “muhasebe zamanı”.. demiştik..
İyice anlaşılsın (!) diye İngilizcesini de yazmıştık..

  • AKP damgalı seçim hükümeti derhal istifa etmeli ve öbür 3 parti ortaklığında olağanüstü geçiş / seçim hükümeti kurulmalıdır.

Makaleyi okumak için lütfen tıklar mısınız??

Daglica_ve_Aktutun_Sinir_Karakolu_Baskinlari_Tarih_Laboratuvari_4.10.08_ve_20.6.12


Sevgi, saygı ve kahreden bir acıyla.
06.09.2015, Datça


Dr. Ahmet SALTIK

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

======================================

Lütfen tıklar mısınız??

Daglica_ve_Aktutun_Sinir_Karakolu_Baskinlari_Tarih_Laboratuvari_4.10.08_ve_20.6.12

Sevgi ve saygı ile.
20.06.2012, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Hatay mitingi..

Basın, Hatay’ın ayağa kalkmasına gözlerini kapadı

16.9.12 günü Antakya’da düzenlenen “Türkiye-Suriye Kardeşlik Buluşması” polisin çok sert müdahalesine sahne oldu. Gece boyu devam eden polis saldırısı ve halkın tepkisi karşısında ana akım basının tavrı yine “sessizlik” oldu.

Dün Antakya’da İşçi Partisi’nin çağrısı üzerine düzenlenmek istenen “Türkiye-Suriye Kardeşlik Buluşması” polisin sert müdahalesine sahne oldu. Daha önce Hatay Valiliği tarafından yasaklanan eylem, buna rağmen geniş bir katılımla gerçekleşti. Polisin kitlenin toplanamaması için basın açıklamasının yapılacağı Antakya Doğuş Okulları önüne girişleri bloke etmesi üzerine, kentin dört bir yanı eylem alanına döndü.

BASIN YAŞANANLARA GÖZLERİNİ YUMDU

Eylemler ve polis müdahalesine yönelik tepki gece boyunca da devam etti. Hükümetin Suriye’ye yönelik politikalarını protesto eden halk, “AKP elini Suriye’den çek”, “Suriye-Türkiye kardeştir”, “katil polis hesap verecek” sloganlarıyla müdahaleleri, yaşanan gözaltıları ve hükümetin Suriye’ye ilişkin politikasını yoğun bir şekilde protesto etti. Halk, Armutlu, Sümer ve Akdeniz mahallelerinde barikat kurarak polise direnmeye çalıştı.

Özellikle son aylarda ülke gündeminden düşmeyen ve sık sık basında yer bulan Hatay, dün böylesine hareketli saatler geçirmiş olmasına karşın ana akım basında yaşanan olaylarla ilgili tek bir sözün dahi edilmemesi dikkat çekti. Dün öğlen saatlerinde başlayan ve gece boyunca süren eylem ve çatışmalar, bugün egemen basının ön sayfalarında yer bulamadı.

Hürriyet gazetesi bugün Başbakan Erdoğan’ın TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’e yanıtını
“O işine baksın” manşetiyle verirken, Ahmet Davutoğlu’nun Cansu Çamlıbel’le yaptığı röportaja da manşetinde yer verdi.

Milliyet gazetesi de Başbakanın Boyner’e yönelik sözlerini “O kendi işine baksın” manşetiyle verirken, Hatay’da yaşananlar Milliyet’in de ön sayfasında yer bulamadı.

Akşam, sürmanşetten Ümit Özdağ’ın Şenay Yıldız’a yaptığı açıklamaları

PKK iç savaş istiyor” şeklinde duyururken, manşetine Erdoğan’ın, oğlunu kaybettikten sonra “kanı siz durdurun” diyen BDP milletvekili Sırrı Sakık’a yönelik “Elimden geleni yaptım” sözlerini taşıdı.

Radikal gazetesi ise manşetine Bingöl’de 8 polis memurunun mayınlı saldırı sonucunda yaşamını yitirmesini taşıdı. Radikal de Hatay’da yaşananları görmezden gelen gazeteler kervanına katıldı.

Hatay’da yaşanan olayları görmezden gelmesi şaşırtmayan Zaman ise
“Ölümünün 51. Yılında millet, Menderes’e koştu” manşetiyle çıktı.

Sözcü, Cumhuriyet, Vatan gibi gazetelerin de dün Hatay’da yaşananlara ön sayfalarından yer vermemeleri dikkat çekti.

HATAY’DA YAŞANANLAR ÇİN BASININDA!

Türkiye’de ana akım basının görmediği Hatay olayları, Çin’in resmi haber ajansı Xinhua tarafından dünyaya duyuruldu. Xinhua’nın haberinde “Pazar günü Türkiye’nin doğu kenti Hatay’ın merkezi Antakya’da 5000’i aşkın gösterici, Türk hükümetinin Suriye’ye müdahalesini protesto eden kitlesel bir savaş karşıtı gösteri düzenledi” denildi.

Haberde ayrıca “yerel halk gösteriye katılarak, halk arasında huzursuzluğa neden olan, Türkiye’nin Hatay’da Suriyeli militanları, hatta teröristleri barındırmasından şikayet etti.” denildi. (http://www.ulusalkanal.com.tr, 17.9.12)