Etiket arşivi: Ümit Özdağ

Muharrem İnce’ye, Ümit Özdağ’a, Sinan Oğan’a açık mektup

Ataol Behramoğlu
Ataol Behramoğlu
ataolbehramoglu@gmail.com
20 Nisan 2023, Cumhuriyet

 

Sayın Muharrem İnce, sizinle ilk kez Yalova’da, Şiir Sokağı’nın açılış töreninde karşılaştık. Yanlış anımsamıyorsam ikimiz de şiir okuduk o törende. Şiir üzerine kısa fakat güzel bir sohbetimiz de oldu.

Sonrasında Haluk Çetin’le şiir-müzik dinletimizi, en ön sırada, yüzünüzde hep sıcak bir gülümseyişle izlediniz.

Çünkü siz siyasetçi olduğunuz kadar, belki ondan da önce, şiirin ne olduğunu ve ne olmadığını bilen bir şair, bir duygu insanısınız.

Daha sonra Adalet Yürüyüşü’nde aynı saflarda, omuz omuza yürüdük.

Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde sizi coşkuyla izleyip alkışlayan ve size oy verenler arasında olduğumu söylememe ise zaten gerek yok.

Sayın Ümit Özdağ, sizinle her karşılaşmamızda aramızda samimi bir selamlaşma, kısa da olsa samimi bir söz ve düşünce alışverişi olduğunu elbette biliyorsunuz.

Size, değerli babanızla tanışmamızdan söz ettiğimi de anımsarsınız.

27 Mayıs’ı gerçekleştiren askerlerin en genci olan Muzaffer Özdağ, 1965’te, kurucularından biri olduğum Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun Sıhhiye’deki lokalini bir iki kez ziyaret etmiş, ülke ve dünya sorunları üzerine görüş alışverişinde bulunmuştuk.

Siz yurtsever bir babanın ona layık çocuğusunuz. Milliyetçiliğinizin şoven, ırkçı, çağdışı bir düşünceden değil, ait olduğunuz ülkeye, onun tarihine ve kültürüne sevginizden kaynaklandığını, Atatürk milliyetçiliği olduğunu biliyorum. Çağdaş, uygar, gerçek bir yurtsever ve bilim insanı olduğunuz apaçık bir gerçektir. Aslında siz de siyasetçi olmaktan çok, sanki bilim ve düşün insanı olmaya daha yakınsınız. Zorunlu olarak, ülkenize hizmet etmek amacıyla siyasetin içindesiniz.

Sayın Sinan Oğan, sizinle kişisel olarak tanışmadık. Fakat TV programlarında, saygılı, ölçülü, samimi konuşmalarınız her zaman dikkatimi çekmiştir.

Sayın İnce, Sayın Özdağ, Sayın Oğan,

Bu her sözcüğünü her zaman savunacağım girişten sonra, sözü hiç uzatmadan asıl söylemek istediğime geliyorum ve bunun ne olacağını zaten tahmin ediyorsunuz.

Kader seçimi yaklaşıyor. Türkiye uçurumun tam kıyısındayken, ülkenin onuru demek olan paramızın değeri dünya paraları karşısında sıfırlanmışken, sadece gelişmiş kapitalist ülkelerin değil hâlâ yoksul sayılabilecek komşu ülkelerin yurttaşları bile kendi paralarıyla Türkiye’ye sömürgeye gelir gibi gelip pazarlarımızı, kıyılarımızı yağmalamaktayken, bu ülkenin çocukları için sadece başka ülkelere seyahat değil kendi ülkeleri içinde bile bir yerden bir yere gidebilmek hayal olmuşken, T.C. yurttaşlığı bir pazar metasına dönüşmüşken, çocuklarımız yeterince beslenemeyerek cılız ve sağlıksız büyümekteyken, eğitim çökmüş ve çağdaş bir eğitime ancak çok yüksek paralar ödenerek ulaşılabiliyorken, kendi yurttaşları için her anlamda ve her alanda gittikçe yaşanılamaz bir ülkeye dönüşen

  • sevgili ülkemiz hızla sömürgeleşmeye, parçalanmaya, yok oluşa sürüklenmekteyken,

bütün bunlar apaçık ve çok acı gerçeklerken, aldatılmış, cahil bırakılmış, korkutulmuş halkımızın küçümsenemeyecek sayıda bir bölümü, uyutulmuş ve uyuşturulmuş gibi, yaşamakta olduğumuz ve çok daha büyükleri gelmekte olan felaketlerin farkında değil gibidir.

Bu ve sonsuzca çoğaltılabilecek başkaca benzer nedenlerle, yaklaşmakta olan kader seçimlerinde tek bir oy bile yaşamsal önem taşımaktadır.

Çağdaş düşünceden, Cumhuriyet değerlerinden yana olan adayların ayrı listelerle seçime girmeleri nedeniyle 1994 İstanbul Belediye seçimlerinin nasıl bir hüsranla sonuçlandığının hepimiz tanığıyız.

Aynı acı sonuç aynı yıl aynı nedenlerle Ankara Belediye Başkanlığı seçiminde de yaşandı.

Sevgili İnce, Değerli Özdağ, Sayın Oğan,

Siyasi görüşleriniz ya da görüşlerimiz farklılık taşısa da Cumhuriyet ve çağdaşlık değerleri konusunda farklı değilsiniz, farklı değiliz.

Aslında ülkemizin insanlarının çoğu (potansiyel olarak ezici çoğunluğu) bu değerlerin yanındadır.

Şimdi, hepimiz, bütün bir ülke olarak yol ayrımındayız.

Yaşam, tarih, kader, bu süreçte özellikle sizlere bir seçenek sunuyor.

Tek bir oyun bile yaşamsal öneme sahip olduğu cumhurbaşkanlığı seçiminde, Millet İttifakı adayı çevresinde kenetlenerek, onun lehine adaylıktan çekilerek, seçimin ilk turda hepimizin, bütün yurtseverlerin, çağdaşlığın, Aydınlanmanın, Cumhuriyetimizin değerlerinin zaferiyle sonuçlanmasına katkıda mı bulunacak, yoksa sevgili ülkemizi sonucu belirsiz bir kumar masasında kötü bir kader olasılığıyla baş başa mı bırakacaksınız?

Sevgili, değerli arkadaşlarım, kardeşlerim, yurttaşlarım, sizlere sadece sevgili ülkemizin sevilen, dünya ölçüsünde de tanınıp değer verilen bir şairi olarak değil, yaşça büyüğünüz, bir ağabeyiniz olarak da sesleniyorum. Milletvekili seçimlerine elbette kendi partilerinizle girin. Buna layıksınız. Parlamento seçimlerinden güçlenerek çıkmanızı da candan dilerim. Fakat cumhurbaşkanlığı seçiminde lütfen, mutlaka bir çaresini bularak Milllet İttifakı adayı çevresinde birleşin.

Her şeyden önce bir yurtseverin yüreğinden kopup gelen bir kaygı çığlığı olarak da algılanabilecek bu sözler, sadece benim değil, inanıyorum ki bütün yurtseverlerin, kendileriyle tek tek konuşmamış olsam da Sanatçılar Girişimi’ni, Pen Yazarlar Derneği’ni, Türkiye Yazarlar Sendikası’nı ve benzer sanat-kültür örgütlerini oluşturan bütün sanatçı ve edebiyatçı arkadaşlarımın, bu ülkenin istisnasız bütün sanat kültür insanlarının da çığlığıdır.

Bu çığlığa sessiz ve duyarsız kalamazsınız. Kalmamalısınız.

Halk kontrolü eline aldı

Örsan K. Öymen
Örsan K. Öymen
27 Mart 2023, Cumhuriyet

 

İnsanlık tarihinde, bütün hakların tek bir devrimle bir anda elde edildiği tek bir örnek yoktur. İnsan, mükemmel bir varlık olmadığı için, ne yazık ki adım adım, ağır aksak, düşe kalka, öğrene öğrene, zaman içinde ilerlemekte ve gelişmektedir.

14 Mayıs 2023 seçimleri de bu çerçevede ele alınmalıdır. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığında anlaşan “Millet İttifakı”nın ve “6’lı masa”nın, laiklik ve sosyo-ekonomik adalet alanlarında yapısal reformların gerçekleşmesi konusunda yetersiz kaldığı bir gerçektir.

Ancak söz konusu ittifakın, başka alanlarda, örneğin, yargı bağımsızlığının; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığının; düşünceyi ifade, yayın, medya ve örgütlenme özgürlüğünün; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerinin artmasının sağlanması konusunda gerçekleştireceği reformlar, AKP’nin kurduğu teokratik diktatörlük rejiminin sona ermesi doğrultusunda büyük bir adım olacaktır.

Bu büyük adım gelecekte, laiklik ve sosyo-ekonomik adalet konusunda daha ileri reformların yapılması olasılığını da doğuracaktır. AKP’nin kurduğu despotik, dogmatik, teokratik düzenle, anayasada belirtilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin inşa edilemeyeceği açıktır.
***
Muhalefet cephesinde, bu yalın gerçeği dikkate almadan ve kavramadan hareket eden her siyasetçi, siyaset sahnesinden silinecektir.

Halkın çoğunluğu, ekonomik krizin yarattığı olumsuz ortamın da etkisiyle, Türkiye’nin AKP iktidarında dibe vurduğunun, bundan daha kötüsünün olamayacağının farkındadır.

  • Gerçekleştirilen tüm araştırmalara göre, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı şu anda seçimi kazanma olasılığı olan tek cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
  • Halk bu nedenle, ilk turda Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazanmasını zora sokacak olan her siyasetçiyi, oylarıyla sandığa gömecektir.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bu nedenle, siyaseten yok olmaktan son anda kurtulmuştur. Akşener’in yarattığı kriz nedeniyle on binlerce kişi 48 saat içinde İYİ Parti üyeliğinden istifa etmiştir; İYİ Parti Genel Merkezi, çığ gibi gelen tepkiler nedeniyle neye uğradığını şaşırmıştır.

Siyasetçilerin hatalarından, hırslarından, egolarından bunalan halk,
artık kontrolü (denetimi) eline almıştır.

Bundan sonra halk siyasetçilere ayak uydurmayacaktır, siyasetçi halka ayak uydurmak zorunda kalacaktır! Bu kritik dönemde halka ayak uyduramayan siyasetçi, halkta karşılık bulamayacaktır. Halkın vizyonu, siyasetçinin vizyonunun ötesine geçmiştir.

Memleket Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce de, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve Zafer Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan da, bu gerçeği dikkate alarak hareket etmelidirler.
***
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın, AKP’nin ve MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın lehine cumhurbaşkanı aday adaylığından çekileceğini ve HÜDA PAR adlı şeriatçı ve bölücü “partinin”, AKP’nin himayesinde TBMM’ye milletvekili sokacağını açıklamalarından sonra, Memleket Partisi’nin ve Zafer Partisi’nin, yeni oluşan dengeleri de dikkate alarak, tutumlarını gözden geçirmeleri, ayrıca kaçınılmaz hale (duruma) gelmiştir.

  • Halk ne yapıp edip, kuruluşunun 100. yılında, Cumhuriyeti yıkılmaktan kurtaracaktır!

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 24 Ağustos 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

YUTTURMACA

‘Cübbeli Ahmet’ olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü “Müslüman kadına İslamın dışındaki bir dinden kadın aynı yabancı erkek hükmündedir. Kafire kadınların yanında da erkek varmış gibi oturacak.” dedi.

Uydur uydur din diye yuttur…

YOLSUZLUK

Almanya Başbakanı Scholz yolsuzluktan ifade verdi.

Bir gün mutlaka…

GÜVEN

İçişleri Bakanı Soylu Türk vatandaşlığına geçen Suriyeli sayısını 200 bin, ZP Gen. Bşk. Ümit Özdağ ise 1milyon 476 bin olarak açıkladı.

Hangisine inanırsınız?..

KADIN

Kadınların tek başına güvenle seyahat edebileceği ülkeler listesine Türkiye girememiş.

Kendi kadınlarımızın sokağa çıkma güvenliği yokken ne beklenirdi!..

ZAFER

Yolcu garantili Zafer Havalimanı’na garanti edilen sayının %1’ine b’le ulaşılamadı.

Sistem tanımı; yönetici-yüklenici, ikili yiyici…

FAİZ

Merkez Bankası (daha doğrusu baş ekonomist) faiz indirdi, Dolar yine bindirdi.

Bir kazanan var ama onun millet ve devlet olmadığı kesin…

SAVURGAN

Sekiz milyonu aşkın öğrenciye yurt bulamayan Gençlik ve Spor Bakanlığı, araç kiralamaya 208 milyon TL harcamış.

Öğrenciler araçlarda yatsa…

ZAM

Son bir yılda motorine yapılan zam %245 oldu.

2053’te ucuzlama vaat edebilirler…

KISKANÇ

Son yedi ayda 24.696 işyeri kepenk kapatmış.

Avrupa bizi nasıl kıskanmasın? Kıçlarını yırtsalar bu sayıyı yakalayamazlar…

BATIK

RTE, “Hepimiz aynı geminin içindeyiz. Gemi hızla yol alırsa kazanan hepimiz olacağız, su alarak batarsa hepimiz boğulacağız.” dedi.

Kaptan becerisi…

AKTARMA

RTE, ”Her yatırım işte bugünler içindi. Küresel baronlara kaynak aktarmak için değil vatandaşlarımızın hayat seviyesini yükseltmek için yaptık.”

Bizim baronlar yetti…

HALİFE

RTE’nin danışmanı Mariam Kavakçı, “Halifemiz Erdoğan” paylaşımı yaptı.

Hareme kimleri düşünür?..

DUA

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, mezun olan Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Subay ve Astsubay Öğrencilere “Görevinize çıkarken, Allah rızası için abdestli çıkın, Ayet-el Kürsilerle çıkın” diye seslendi.

Savaş duayla kazanılsaydı, Hz. Muhammet yenilir miydi?..

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 11 Mayıs 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

SES

Göçmenlerin ülkemizde çoğunluk sağlama tehlikesine değinen  ‘Sessiz İstila‘ videosunu yayımlayan spiker Hande Karacasu gözaltına alınıp bırakıldı.

İstilaya sesli destek…

KARANLIK

Aydınlık’ın haberi aynen şöyle:

Ümit Özdağ‘ın, ‘Yapım masraflarını ben karşıladım. Senaryoyu ben onayladım.’ dediği ‘Sessiz İstila‘ kısa filmine ilişkin bu etiketle paylaşım yapan hesapların %41.54’ünün bilgisayar tarafından yönetilen bot (sahte) hesaplar olduğu ve paylaşımların FETÖ’cüler ile PKK’lılar tarafından yapıldığı belirlendi”.

  1. Aydınlık, AKP iktidarının yanlışlarına karşı yapılan her eleştiriyi savunma görevi mi aldı?
  2. Ülkenin istilaya uğraması FETÖ’cülerle, PKK’lıları mı üzer?..

ANTİ

Soylu, katıldığı bir televizyon programında Ümit Özdağ hakkında “Sorosun çocuğu”, “hayvandan aşağı biri” ifadelerini kullandı.

Aydınlık, Özdağ’ın tepkisini Soylu’nun ABD ile mücadelesine karşı kampanyaya destek olarak niteledi.

Antiemparyalist olmak antiterbiyeli-antiseviyeli olmayı mı gerektiriyor?..

KORKMA

Aydınlık yazıyor:

”Suriye arka arkaya af çıkardı. Ülkede hayat normale dönüyor. Ancak Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde ticaret tekeli kuranlar, Ankara’nın Şam’la temasına engel oluyor. Sınırdaki iş insanları ve esnaf durumdan rahatsız. Sahadaki güvenlik güçlerinin de gidişattan endişe duyduğu bildirildi”

Beyler biraz cesaret, biraz dürüstlük, görüşme yapmayanın adını yazıverin…

KARDEŞ

Devlet Bahçeli, MHP genel merkezinde, suç örgütü liderliği, yağma ve tehdit gibi birçok suçtan hüküm giymiş Kürşat Yılmaz’ı kabul etti.

Dava kardeşliği?..

TIRIS

Nagehan Alçı, Ertuğrul Özkök gibi her devrin adamlarını-dönekleri, Balyoz-Ergenekon destekçilerini uçağına alması ile ilgili eleştirilere İmamoğlu, “Vız gelir tırıs gider” dedi. Tepkiler üzerine özür diledi.

Güç şaşkını olanlar tırıs tırıs gider…

REKOR

Enflasyon pik (tepe) üstüne pik (tepe) yapıyor. Nisan’da yeni rekoru kırdı. (TÜİK’e göre %70, ENAG’a göre %150)

TEK adamlı AKP iktidarı şahlanışa devam ediyor…

ORTAK

Bakan Nebati, ”Enflasyon hepimizin ortak meselesi”

“Bana bakmayın” diyor…

GÖÇMEN

Yeni Akit Gazetesi, “Kapımız İdlibli’ye de açık Selanikli’ye de” manşeti atarak Selanik göçmeni Türklerle Suriyelileri bir tuttuğunu gösterdi.

Milliyet kavramına yabancılıktan olsa gerek…

ENSAR

Göçmenlerin geri gönderileceği ifadelerine karşılık RTE,

  • “Bunları yapmaya hiçbirinizin gücü yetmez. Zira biz Ensar kökeniyle yetişmişiz.  Suriyeli kardeşimize sahip çıktık, sahip çıkacağız Bay Kemal.”
  1. Birkaç gün önce kendisi de göçmenlerin uygun şekilde gönderileceğini söylememiş miydi?
  2. Türk milleti Ensar kökenli değildir. Türk milletini yönetip milleti kabul etmemek nasıl bir çelişkidir?
  3. Muhalefete çatmanın dışında bir konuda tutarlı politika izleyebilecek mi?..

HAYRET!

Yeniçağ Gazetesi’nin haberi:

”Bursa’da askerlik yaşına gelen gayrimüslim vatandaş Yakup Bilensir, bağlı olduğu mezhepte silah tutmanın günah olduğunu iddia etti ve askere gitmek istemedi. Yerel mahkeme, dava açılan genç adamın beraatına hükmetti. Üst mahkeme de “Türkiye Cumhuriyeti İslam devleti olsa da diğer dinlere karşı hoşgörülüdür” diyerek kararı onayladı.”

Bravo hakim bey! 70 yaşımı aştım devletimin ne olduğunu öğrenememişim, sayenizde öğrendim. Umarım HSK da sizin değerinizi takdir eder.

Hayırlı mahkemeleeer…

ÜNLÜLERDEN ÜNLÜ SÖZLER

Dinlerin kitaplarını okuyup
anlayana ”ateist”,
okuyup anlamayana “dindar”,
hem okumayıp hem de anlamayana “yobaz” denir…

 

 

Türkiye için ne yapmalı?

Yılmaz ÖZDİL

SÖZCÜ, 17.7.2021

Memleketini seven her yurttaş gibi, her dost sohbetinde aynı karamsarlığa kapıldığınızı, çocuklarınızın torunlarınızın geleceğine dair dile getirmeye bile korktuğunuz endişelere sahip olduğunuzu, umut ışığı göremediğinizi, dönüp dolaşıp “ne yapmalı?” sorusuna cevap aradığınızı biliyorum.

Yüreğinizi ferahlatmak için bağımsız tabir edilen televizyonları seyrettiğinizi, ama her gece fotokopi gibi aynı tiplerle karşılaştığınızı, klişe cümleler duyduğunuzu, muhalif gazeteci ayaklarına yatan, habire sorunu anlatan, çözüme kafa yormayan, size bilgi vermeye uğraşmak yerine, muhalefet yöneticilerinin gözüne girmeye çalışan bu tipler yüzünden, yüreğinizin daha da daraldığını biliyorum.

Çünkü…
Size gerçekten çözüm yolu gösterecek liyakat sahibi insanlarımıza, tıpkı Akp medyasında olduğu gibi, bağımsız tabir edilen medyada da ambargo uygulandığını, kasıtlı olarak ekrana çıkarılmadıklarını, bağımsız medyaya rutubet gibi sızan mutant gazetecilerin, liyakat sahibi insanların size ulaşmasını engellediğini de biliyorum.

Bu çerçevede size bir önerim var : Bedel ödemeyi göze alarak, fırsat buldukları her platformda Türkiye Cumhuriyeti için mücadele veren 32 aydınımız, ortak bir kitap yazdı.
İsmi…
Türkiye İçin Ne Yapmalı?

Mesleğinde zirveye ulaşmış aydınlarımızın, kanaat önderlerimizin, kendi alanlarındaki dörder sayfalık görüşlerinden oluşan bu kitap, Boğaziçi Aydınlar Topluluğu kurucusu Profesör Ahmet Ercan‘ın koordinasyonuyla, Sözcü Kitabevi’nden yayınlandı.

Kimler var derseniz?
Bedri Baykam var, “Türkiye sevdası için ölmeye değer, ama aslında yaşayacak ve yaşatacak kadar cesur olmamız lazım” diyor.

Önay Alpago var, partilerde partiiçi demokrasi olmadan, ülkede demokrasinin olamayacağını örnekleriyle anlatıyor.

Ataol Behramoğlu var, tee 1980’de kaleme aldığı şiiriyle omuz veriyor…

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
boynu bükük ay çiçeği, şiirin ve aşkın geleceği
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
dağ rüzgarı, portakal balı, alçakgönüllü, hünerli, sevdalı
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
harlı bir ateş gibi derinde yanan, haramilerin elinde bunalan
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
bozlak, ağıt, halay ve zeybek, dumanı üstünde ekmek
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
zinciri altında kımıldayan, bitecek sanıldığı yerde başlayan.

Hüsamettin Cindoruk var, Akp tarafından “eski Türkiye” denilen Türkiye’yi adeta ders gibi anlatıyor.

Benim canım Muazzez İlmiye Çığ var, memleketin ancak “sahiplenmek duygusu”yla düze çıkabileceğini, bunun öğretilmesi gerektiğini anlatıyor.

Onur Öymen var, çağdaş uygarlık düzeyiyle bağımsızlık arasındaki olmazsa olmaz ilişkiyi anlatıyor.

Profesör Ümit Özdağ var, futbol maçında basketbol oynayarak sonuç alamayacağımıza dikkat çekiyor, Akp stratejilerine hizmet eden “sarı muhalefet”e dikkat çekiyor.

Uluç Özülker var.
Fikri Sağlar var.
Ufuk Söylemez var, ulusal çıkarlarımızı, milli ekonomiyi, ideolojik saplantılardan uzak, içinde “insan” olacak şekilde hayata geçirebilmemizin yollarını anlatıyor.

  • Profesör Ahmet Ercan, Cumhuriyet devrimlerinin kasıtlı olarak aşındırıldığını, köy enstitüleri başta olmak üzere, eğitim sistemini kuruluş ayarlarına döndürmek gerektiğini izah ediyor.

Türkiye’nin kahramanı Nasuh Mahruki var, “kök sorun” kavramına dikkat çekiyor, geriye kalan tüm sorunlarımızın Atatürk’ün ilerici vizyonundan vazgeçmekle başladığını anlatıyor.

Profesör Osman Korkut Kanadoğlu var, Profesör Kemal Alemdaroğlu, Profesör Coşkun Özdemir, Profesör Mehmet Tevfik Özcan var.

Mavi vatan” kavramının mucidi Cem Gürdeniz var.

Can Ataklı, gerçekten ilham verici bir açılım yapıyor, seçime “kazanacak bir aday”la girmek yerine, “kazanacak bir kavram”la girmemiz gerektiğini anlatıyor.

Namık Tan var, ihtiyacımız olan sadece gerçekçilik ve akılcılık diyor, hatalarımızla yüzleşmeden, yüzleşmeyi idrak etmeden toparlanmanın mümkün olmadığını özetliyor.

Profesör Tolga Yarman var, altını çize çize okumamız gereken bir tarif yapıyor, “son yirmi yıl, dincilerden memlekete hiçbir yarar sağlanamayacağını göstermiştir, ama şu da var ki, bu dincileri başımıza, gardrop Atatürkçüleri, samimi inananları küstüren, görenekten nasibini alamamış, Cumhuriyet’i anlamamış, Atatürk’ü hiç anlamamış, halka tepeden bakan, kibirlerinden geçilmeyen, sözde ilerici gabiler bela etmiştir” diyor.

Sedef Kabaş var, 3T formülüne vurgu yapıyor; Teknoloji, Tarım, Turizm diyor.

Ümit Zileli var, Şahin Mengü var, Salim Şen var, Arslan Bulut var, Deniz Kutluk, Tarık Özkut, Ertuğrul Kumcuoğlu, Mustafa Duman, Haluk Dural, Orhan Eraslan, Ümit Ülgen var.

Kitap diyoruz ama, 160 sayfalık “kurtuluş reçetesi” demek daha doğru.
Memleket için endişeleniyor, karamsarlığa kapılıyor ve acaba ne yapmalı diye kafa yoruyorsanız, “Türkiye İçin Ne Yapmalı?” kitabını okuyarak başlamanızı öneriyorum.

 

 

BARIŞ TERKOĞLU’ndan Tarihsel Savunma..

BARIŞ TERKOĞLU’ndan Tarihsel Savunma..

Harika bir savunma, mümkünse daha çok kişiye ulaştırın

Gazetemiz yazarı ve Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile gazeteci Hülya Kılınç dün sabah gözaltına alınmalarının ardından, çıkarıldıkları Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince gece saatlerinde tutuklandılar. Barış Terkoğlu kararın ardından,

  • Bugün bir çetenin bizi susturma kararı yüzümüze okundu ama susmayacağız. dedi.

Barış Terkoğlu, mahkemede yaptığı savunmada şunları söyledi:

“HAKKIMDA DAHA SORUŞTURMA BİLE YOKKEN İDDİANAMELERİ YIRTIP BU SALONLARDAN ÇIKTIM”

“Bahse konu haber içeriği ile ilgili üzerime atılı suçu kabul etmiyorum burada hukuki bir yargılama olduğunu varsayarak savcılık aşamasında bir savunma yaptım. Ben bu soruşturmada evimden alındığım andan çok daha öncesinde burada sanık olarak bulanacağımı biliyordum. Bunu avukatıma da önceden haber verdim. Üstelik burada şüpheli olmamın bu haber ile ilgisi olduğunu da düşünmüyorum, bu haber beni burada bu mahkemelerde sanık yapabilmek için üretilmiş bir bahanedir. Ben 9 yıl öncesinde bu zamanlarda bu mahkemelerde savunma yaptım ve tutuklandım, yıllar sonra o yargılama bizim karşımıza kumpas olarak çıktı, bugünse sadece adı değişmiş bir zihniyet eli ile bana ve bize tezgah kurulmuştur, bunu söylememdeki amacım 9 yıl öncesinde daha hakkımda soruşturma bile açılmamışken bugünkü iktidarın desteklediği Fethullahçı yapılanma beni günlerce hedef gösterdi. Hakkımda daha soruşturma bile yokken iddianameleri yırtıp bu salonlardan çıktım.

“GÜNLERDİR İKTİDAR İÇİNDEKİ BİZİM DEŞİFRE ETTİĞİMİZ ÇETELER BİZİ HEDEF GÖSTERDİ”

Bugün de daha dün bu haber girmeden çok daha önce günlerdir iktidar içindeki bizim deşifre ettiğimiz çeteler bizi hedef gösterdi, yargılanmamızı defalarca dile getirdiler, hakkımızda mahkeme kararları verdiler, yetmedi TV ekranından Almanya’daki Kızılordu örgütü gibi önce hapse atılıp sonra hapiste infaz edilmemiz gerektiğini söylediler, bütün bunlar olurken memleketin bir tane savcısı bir tane yargı mensubu çıkıp bir yurttaşını korumak için adım atmadı, bu haber sadece hakkımda verilmiş olan cezalandırmanın yargı aracı kalınarak yargı yapılarak üstüme bindirilmiş halidir. O gün nasıl o yargılamayı hazırladılarsa bugün de bu yargılamayı hazırladılar. Bunun tek bir sebebi vardır çünkü biz yazdığımız yazılar ile haberler ile korkup kaçmadan duruşumuz ile tıpkı dün yaptığımız gibi bugün de kendilerini devleti yuva bilmiş çeteleri açığa çıkardık. Delillerini sunduk, bir aydının yapması gerekeni yaptık, ben bu mahkeme kararını hiç önemsemiyorum. Zira ben asıl kendi tarih mahkememde bu tür yargılamaların sonunun bu tezgâhları kuranların eline dolaşacak şekilde çıkacağını adım gibi biliyorum.

“NASIL GAZETECİLİK YAPILACAĞINI SEVK YAZILARINDAN ÖĞRENECEK DEĞİLİM”

Dün nasıl bir çete yargıyı kendi önünde engel gördüğü bizleri üstünde sopa olarak kullandıysa bugün de yargıya baskı kuranlar aynı sopayı bizim üzerimizde kullanıyorlar, herkes şunu bilmelidir ki bir ülkede benim gibi sade bir yurttaşın hukuk güvenliği yoksa hiç kimsenin hukuk güvenliği yoktur. Benim bu mahkemeye çıkarılma nedenim bir tane haberdir. Burada savunma yapmaya zorlanmamın nedeni bir gazetecinin hassasiyet ile hazırladığı haberi yayınlayan kurumun haber müdürü olmamdır. Ben gazeteciliği sorgulamaları bu hale dönüştüren kimselerden öğrenmedim. Nasıl gazetecilik yapılacağını bu iddianame gibi taleplerden mahkeme kararı gibi sevk yazılarından öğrenecek değilim. Bugün bu talebe konu olan MİT kanunu bu adliye salonundaki bazı yargı mensuplarının bilmediğine eminim. Bundan 9 sene öncesinde ben bu salonlarda bir MİT yöneticisi ile sanık oldum. O MİT yöneticisinin adını vermiyorum. O MİT yöneticisi daha mahkeme önüne bile çıkarılmadan cezaevinde katledildi. O katliamın hesabını sözüm ona bugünkü hukuk adamları gelip sormadı. Ama ben sordum. O gün benim de yargılandığım MİT mensubunun adı soyadı, ailesinin adı adresi kimlik numarası fotoğrafı, kitaplığındaki kitaplar, müzik kasetleri, iddianamelere konuldu, medyaya servis edildi. Bunun yanlış olduğunu ben savundum.

“ODATV DAVASINDAKİ MİT YÖNETİCİSİ KATLEDİLİRKEN NEREDEYDİLER”

Merak ediyorum; yaşı benden büyük hukuk adamları Odatv davasındaki MİT yöneticisi katledilirken neredeydiler. Beni bu kadar korkak olmadığım için mi yargılayacaksınız? Beni bu ülkenin kurumlarına kurulmuş kumpasları o gün açığa çıkardığım gibi bugün de açığa bugün de açığa çıkarmaya devam ettiğim için mi yargılayacaksınız? MİT kanununu bilmiyorlar dedim, belki de bilmek işlerine gelmiyor. Zira benim birlikte yargılandığım MİT’çi yalnız değildi. Ergenekon davasında, KCK davasında, MİT TIR’ları kumpasında, 7 Şubat kumpasında, MİT mensuplarının bütün özel hayatları bu adliyenin önünde gazetecilere dağıtıldı. Ve o bilgiler çarşaf çarşaf yayınlandı. Sadece Fethullahçı çete tarafından değil daha birkaç hafta öncesinde bu adliyeden hatta bu iddianame gibi talebi yazan savcıdan 7 Şubat kumpası iddianamesi çıktı. O iddianame gösteriyor ki adliye önünde, emniyet önünde, MİT’çilerin kimlik bilgilerini alıp yaptıkları operasyon bilgilerini alıp devletin onlara verdiği görev bilgilerini alıp kendi gazetelerinde basanlardan bir kısmı da iktidar medyası imi, o iktidar medyası bugün bizim burada her türlü cezayı almamız için kampanya yapıyor. Onları suçlamıyorum. Çünkü onlar kendilerine ne emredilirse onu yaparlar. Ancak ben bunu yapmadım.

“HIRSIZLIK HUKUKU HIRSIZLIKTAN SONRA, YOLSUZLUK HUKUKU YOLSUZLUKTAN SONRA ÇIKTI”

Beni bu ülkeye bu kadar ihanet etmediğim için mi yargılayacaksınız? Dün bir çetenin koynunda yatıp bugün başka bir çetenin koynuna girmediğim için mi yargılayacaksınız? Bugün MİT kanunu var ise bundan 9 sene öncesinde bir mahkeme salonunda direnenler sayesinde var. Çünkü bu mahkeme salonlarında direnenler üstünde cüppe olan kimileri gibi yorganı kafasına örtmedi. Bugün benim haber müdürü olduğum sitede yayınlanan haberin MİT kanunu ile herhangi bir ilgisi yoktur. Çünkü kanunların bir ruhu vardır. Kanunlar tarih önünde kendilerini yaratan eylemlerden sonra düşerler. Hırsızlık hukuku hırsızlıktan sonra, yolsuzluk hukuku yolsuzluktan sonra çıktı. MİT Kanunu da Fethullahçı çete ile bugün iktidar içerisindeki çeteler el ele MİT mensuplarını terör yapılanmalarına yem ettiği için çıktı. Bir daha bunlar yaşanmasın diye çıktı. Benim yargılandığım bu haber vatanından çok uzakta şehit olmuş bir MİT’çinin şehadetinin ardından kendisine yapılan cenaze törenini haberleştirmekten ibarettir. Bu haberin hali hazırda şehit olmuş bir yurttaşımızın görevi ile gizli görevi ile sırları ile ne ilgisi vardır? Buna ilişkin bir tek cümle gösterebilir misiniz? Ayrıca aynı gün benim haber müdürü olduğum sitede başka bir toprakta şehit olmuş askerlerin de haberleri yapıldı. Polisler şehit olduğunda onların da haberlerini yapıyoruz. Bizim için asker de polis de MİT mensubu da öldükten sonra şehitlikte eşitlenirler ve bu topraklarından bağrına emanet edilirler. Bu haber, okuyanların anlamak isterse anlayabileceği gibi köşe bucakta cenazesi yapılan bir MİT mensubunun anısına hiçbir olumsuz öge barındırmamakla aksine onun şehadetini hatırlatmaktadır.

“ÜMİT ÖZDAĞ YERİNE İKTİDAR VEKİLİ BU AÇIKLAMAYI YAPMIŞ OLSAYDI SANIK OLUR MUYDUM”

Bu haber yayınlanmadan öncesinde İYİ Partili Ümit Özdağ, Meclis’te Libya’da şehit düşen MİT mensuplarını ifade ettikten sonra adlarını ve soyadlarını kamuoyuna açıkladı. Bu talebi yapan yargı mensupları çok açık bir şekilde soruyorum, eğer Ümit Özdağ yerine bir iktidar partisi milletvekili bu açıklamayı yapmış olsa idi beni yine burada sanık yapacaklar mıydı? Yoksa susup bir kenarda bekleyecekler miydi? Bu salonda bu sorunun yanıtını bilmeyen biri var ise çok açık şekilde yalan söylüyordur. Bir MİT mensubunun kimliği açıklanmış, şehit düştüğü söylenmiş, bizzat Cumhurbaşkanı şehit düştüğü memleketi söylemiş. Bu cenaze töreni nasıl devletin gizli kalması gerek istihbaratı bilgisi olabilir? Üstelik bu haberi yayınlayan gazeteciler ismi belli olduğu halde MİT mensubunun soyadını karalamışlar. Cenaze fotoğrafları ortaya döküldüğü halde kimseyi rahatsız etmeyecek fotoğrafları seçmişler ve dünya üzerinde evrensel gazetecilik standartlarında bir haber olarak yayınlanmışlardır. Türkiye’nin büyük şehirlerinden birinde belediye başkanının siyasi parti yöneticilerinin, orada yaşayan bütün vatandaşlarının katıldığı bir cenaze töreni devletin nasıl gizli kalması gereken bir bilgisi olabilir?

“GEREKİRSE BETONA GÖMÜLECEĞİZ AMA BU TEZGAHI KURAN ÇETEYE TESLİM OLMAYACAĞIZ”

Burada çok açık bir şey var. 9 sene önce bu salonda,  ‘kurt kuzuyu yemeye karar verdiyse sizin yapacağınız hiçbir şey yoktur’ demiştim. Bugün iktidarın içerisindeki çeteler bizi yargı eli ile yemeye karar verdiyse bugün yapacak hiçbir şeyimiz olmayabilir. Ama emin olun buradaki çığlığımız, yarınki çığlığımız, vereceğimiz mücadele bu duvarları da yıkacaktır. Bizden yazdıklarımızdan çizdiklerimizden gazeteciliğimizden, yazarlığımızdan vazgeçmemizi ülkenin içinde suça bulaşmış yapılanmalar ile daha fazla uğraşmamamızı bekliyorlarsa daha çok beklerler. Gerekirse betona gömüleceğiz, ama bize bir haber bahanesi ile bu tezgahı kuran çeteye teslim olmayacağız. Gerekirse bir daha güneş yüzü görmeyeceğiz. Yargıyı kendi hesaplarına meze eden yapılanmalar ile mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.

  • Bu dava, bu savunma bu mücadele beni yoksul bir halk çocuğu olarak alıp bu ülkenin yurttaşlarının arasına yerleştiren bu ülkeye bu Cumhuriyete benim borcumdur.
  • Bu tezgahı kuranlar şunu bilsinler ki, emin olun tarih göstermiştir ki, hukuku kendi ikballerine aracı yapanlar er ya da geç o hukukun pençesinde can çekişir. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.”

“TARİHE ÖNEMLİ BİR NOT”

Terkoğlu’nun avukatı Hüseyin Ersöz ise mahkemede şu savunmayı yaptı:

“Şüphelinin savunmalarına aynen katılıyoruz, müvekkilimiz huzurunda aslında belki de son 10 senenin özeti diyebileceğimiz bizim de tarihe önemli bir not olarak değerlendirebileceğimiz nitelikte bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma içinde hem hukuku hem vicdanı hem ahlakı barındıran unsurları taşımaktadır. Şimdi kanunun şu maddesinin şu fıkrasında suçun unsurlarının oluşmadığına dair değerlendirmeler yapmak hem benim vicdanımda hem de müvekkilim ile bu zamana kadar yaptığımız kader birliğine zul gelecek bir yaklaşım olacaktır.

Müvekkilimiz evinde gözaltına gece saat 04.00 sıralarında alınmıştır. Sabaha karşı operasyonların yapıldığı dönemlerin geride kaldığını düşünürken bir anda müvekkilimiz eşinin ve çocuğunun yanından alınarak Vatan Caddesindeki Emniyet’e henüz güneş doğmamışken götürülmesinin onun gazeteci kimliği ve kamuoyuna mal olan kimliği açısından farklı bir anlam taşıdığını beyan etmek istiyoruz. Bizler bu tür gözaltı işlemlerinin ne anlama geldiğini ne amaçlandığını ne tür mesajlar verilmek istenildiğini anlıyoruz, sizin oturduğunuz koltuklarda bir dönem Beşiktaş adliyesinde soğuk koridorlarında gazetecilerin, askerlerin, siyasilerin ve sıradan vatandaşların dahi nasıl bir zulme maruz kaldığını bire bir yaşamış, bunu idrak etmiş hukukçularız, şu anda huzurunuzda bu savunmaları yaparken şüphelinin ruh halini ve 2011 senesinde Fethullahçı bir hakimin karşısında yapmış olduğu savunmaların mahiyetini tekrar hatırlatma gereği duyuyorum.

O gün müvekkilimiz ve onunla birlikte gözaltına alınmış olan diğer gazeteci müvekkillerimiz tarafından söylenen söz şu şekilde idi:

Kurt kuzuyu yemeyi aklına koyduysa kuzu ne yapsın!?’ bu aslında şu anda birebir içinde bulunduğumuz durumu yansıtan özlü bir cümledir. O tarihte karşısında geçip hukuka aykırı deliller Odatv internet sitesinde yayımlanmış olan haberler ve müvekkillerimizin yazmış olduğu köşe yazıları ile bizlerin de dahil olduğu ve Türkiye’de birçok kalemin yazdığı yazılar önümüze delil olarak konmuştu. Bugün burada huzurunuzda yapılan sorguda da yine bir haberin önümüze konulduğunu yine bir komplo ile karşı karşıya olduğumuzu ve bizler yaklaşık 24 saate varan bir gözaltı sürecinde iken ve siz hukuk adamlarına derdimizi anlatmaya çalışırken müvekkilimizin de bahsetmiş olduğu bu komployu kuran çete üyelerinin gizli kapılar arkasında sinsi bir şekilde güldüklerini ve yine o karanlık çarkın içinde yeni komploların hazırlıkları içinde olduklarını tahmin edebiliyoruz. Bunlar daha öncesinde kamuoyunda Odatv Davası olarak bilinen yargılama sürecinde de yaşadığımız şeylerdir.

“15 SAAT GÖZALTINDA KALDI”

Müvekkilimiz sorumlu haber müdürü olarak neredeyse her hafta Çağlayan Adliyesi’ne ve Anadolu Adliyesi’ne giderek basın savcılarına ifade verirken, sabaha karşı saat 04.00’te gözaltına alınmasının hiçbir hukuki açıklaması yoktur. Müvekkilimizin sabah saat 04.00’te gözaltına alındıktan sonrasında kendisine isnat edilen suçlar ile ilgili olarak tarafına hiçbir bilgi verilmeksizin, yaklaşık 15 saat gözaltında kaldıktan sonrasında ifadesi dahi alınmaksızın savcılığa getirilmesinin de hukuki bir açıklaması yoktur. Savcılık makamında bize yöneltilen bütün sorulara sorumlu bir gazeteci bilinci ile cevap vermemize bağımsız ve tarafsız bir gazeteciliğin gereği olarak bugüne kadar yapmış olduğumuz ve yayınlanmış olan bütün haberlerin arkasında durmuş olduğumuza dair beyanlarımız göz önüne alındığında, şüphelinin tutuklanma istemi ile ve birtakım uydurma senaryolar ile kaynağının ne olduğu belli olmayan ve tümüyle varsayıma dayanan unsurlar ile tutuklamaya sevk edilmesinin hukuki bir açıklaması yoktur. Hukuki açıklamanın bulunmadığı yerlerde hukuk dışı konular konuşulur ve hukuk dışı değerlendirmeler yapılır. Bütün bu süreci takip eden kamuoyu zaten buna dair değerlendirmeyi yapacaktır. Bugün yalnızca bir haberden kaynaklı olarak isnat edilen suçlamaların O’nun bugüne kadar yapmış olduğu haberlerden bağımsız olarak değerlendirilmesi söz konusu olamaz. Bugüne kadar yüzlerce habere, köşe yazısına imza atmış olan bir gazetecinin sadece huzurdaki tutuklama istemine konu bir internet sitesi yayınından kaynaklı olarak sorgulanması akla da vicdana da aykırıdır. Müvekkilimiz, bugün örneğine çok az rastlanacak araştırmacı gazeteciler arasında yer almaktadır.

‘TÜRKİYE BAĞIRSAKLARINI TEMİZLİYOR’ DENİLEN DÖNEMDE DAHİ…”

Geçmişte Odatv Davası’nda tutuklu kaldığı süreçte dahi gazetecilik yapmaya devam etmiştir. Hiç kimsenin sesini çıkartamadığı hatta bir dönem ‘Türkiye bağırsaklarını temizliyor’ denilen dönemde dahi gerçekleri bahsetmekten bu komplo senaryolarını ortaya çıkarmaktan ve bu komplonun mağdurlarının sesi olmaktan vazgeçmemiştir. Karşınızda tüm bunları özgü, bağımsız gazetecilik anlayışı ile yapan bir gazeteci dururken onun pür-i pak geçmişi ve ödediği bedeller sadece kendisi için değil ailesi ve çevresi için de ortadayken savcılık makamınca önünüze getirilen haber içeriği ile tutuklanmasının hukuken de ahlaken de vicdanen de bir karşılığı yoktur. Şüpheli gazetecidir, gazetecilikten başka bir şiarı yoktur. Kafasının arkasında başka planlar yatmamaktadır. Gerçeği dosdoğru kamu faydasını göz önünde bulundurarak yayınlamaktan başka bir amacı da hiçbir zaman olmamıştır. Kendisi tarafından yazılmamış, sadece haber müdürü olması nedeni ile soruşturmanın bir parçası haline getirilen müvekkilimizin bizlere okunan sevk maddesi kapsamında bir eylemi bulunmamaktadır. Müvekkilimiz bugüne kadar yazmış olduğu Sızıntı ve Metastaz isimli kitaplar ile devletin içindeki menfaat çetelerini tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermiş ve bu konuda yargı organlarını göreve davet etmiştir. Bundan yaklaşık 10 sene öncesinde yaptığı haberler ve basılmamış bir kitap gerekçe gösterilerek tutuklanmış, Fethullahçı hakimler tarafından yargılanmış müvekkilimizin atılı suçu işlemesi bunu aklından dahi geçirmesi söz konusu olamaz, bugüne kadar yaptığı haberler yazdığı köşe yazılarının tamamı vatan sevgisi ve kamu faydası gözetilerek kaleme alınan yazılardır. Hiçbirisinde şehitlerimizin hedef alınması, onlar ile ilgili olarak aleyhte bir değerlendirilme yapılması durumu söz konusu değildir.

“BİZ TARİHİN BİR KERE DAHA TEKERRÜR ETMEMESİNİ DİLİYORUZ”

Karşınızda herkesten daha fazla vatanseverlik vasfını hak eden bir vatandaş vardır. O hiçbir zaman boynunu çetelerin önünde eğmemiş onların karşısında dimdik, onurlu bir duruş sergilemiştir. Bugün yaptığı da tam olarak budur. Kendisinin ve diğer meslektaşı Barış Pehlivan’ın henüz daha basılmamış fakat yazımı son aşamaya gelmiş olan Metastaz benzeri başka bir kitabı yayınlanmak üzere iken hedef alınması, bu soruşturmaya muhatap kılınması huzurunuzda özgürlüğü kısıtlanarak tutulması ve özgürlüğünün çok daha fazla kısıtlanması amacı ile mahkemenize sevk edilmesi bunun kanıtıdır. Nasıl bundan yaklaşık 10 yıl öncesinde müvekkilimiz komplo yargılaması ile tutuklanmış ise, bugün kapalı kapılar arkasında bunu tezgahlayanların da yapmak istedikleri tam olarak budur. O gün gerçek hukuk adamlarında talebimiz şüphelinin özgürlüğü olmuştur ancak özgürlüğümüzü talep ettiklerimiz kişilerin Fethullahçı yargı mensuplarından olduğu ve bugün Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nde yargılama konusu olan eylemlerinin suç oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Biz tarihin bir kere daha tekerrür etmemesini diliyoruz. Vicdanlı bir hakimin, gerçek bir hukuk adamının ne şekilde karar vermesi gerekiyorsa müvekkilimiz hakkında da sizin o kararı tesis etmenizi ve müvekkilimize özgürlüğünü iade etmenizi, şüphelinin serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”

 

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

NECATİ DOĞRU: Dişleme!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)
Tümgeneral Mehmet Dişli 15 Temmuz’da darbecilerin yanında yer aldığı suçlamasıyla tutuklandı. Cumhurbaşkanı da kalktı onun büyük kardeşi Şaban Dişli‘yi ekonomi baş danışmanı yaptı. Bu haber üzerine iktidar yağcılığı için her gün uyarım kollayan yazarlar; “Gördünüz mü adalete saygılı lideri… Suç kişiseldir, kardeşi bağlamaz, Reis adalet dersi verdi” diye 3-4 gün yazı döktürdüler. İnsan beyni böyle işliyor:
Uyarımı alıyor. Ona göre hatırlıyor.
Benim beynim ise, “adalete ne kadar da saygılı cumhurbaşkanımız var, ne mutlu bize” diye gevşeyip rahatlayamadı. Bendeki beyin nedense hep gerilimli işliyor.
9 yıl önceki uyarımı hatırladı. 9 yıl önce VATAN Gazetesi’nde “Arsa Dişleme” diye bir yazı yazmıştım. İşte o yazı:
* * *
“Arsa dişleme!”
Eski hortumcular laik ve Atatürkçü geçiniyorlardı. Atatürkçülüğün arkasına saklanarak; sıfır kuruş para, sıfır kuruşluk emekle bir gecede 10 milyon dolar, 20 milyon dolar, 100 milyon dolar vuruyorlardı. Hortum büyükse! Rüşvet irileşiyordu.
Halk uyandı, laik hortumcuların hesabını seçim sandığında kesti. Şimdi “dişleme” var.
Arsa dişleme! Arsa dişleme hortumculuğa çok benziyor. Şablon aynı. Götürücüler değişti. Laikler gitti, yerlerini her fırsatta Allah’ın adını ağızlarından eksik etmeyen ve “durmak yok çalışmaya devam” diyen dini bütünler aldı.
Arsa dişleme nedir? Arsaya diş nasıl atılır?
Cepten bir kuruş çıkmadan, taş atıp yorulmadan bir arsa bir gecede 13 milyon dolar değere çıkarılıp, Türkiye’nin perakende piyasasına “diş atmaya gelmiş yabancı sermaye şirketine” nasıl satılır? Bizim gazete VATAN’ın Yayın Koordinatörü Atilla Güner ile ekibinin temiz bir gazeteciliğin “halk uyansın” diye yazdığı “Beş Kuruş Harcamadan 10 Milyon Doları Vurdular” haberini okuyun.
İşte “Arsa Dişleme” odur.
Yabancı şirket gelmiş. Büyük market kuracak. Ona büyük arsa lazım.
Büyük arsa bulunur: 3.4 milyon dolara anlaşılır. Bankaya gidilir, kredi alınır, köylünün imar görmemiş arsası sahibinden kapatılır. İktidar Partisi AKP’nin yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden imar planı değiştirilir ve arsanın değeri bir gecede 13 milyon dolara çıkar, yabancı şirket TESCO‘ya satılır. Bu işin bitirilip tamamlanmasından sonra Başbakan’ın (o zaman Tayyip Erdoğan) adamı ve Cumhurbaşkanı’nın (o zaman Abdullah Gül) parti arkadaşı AKP Milletvekili ve partinin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli‘ye iş bitiriciliğinin karşılığı olarak 1 milyon dolar ödeme yapılır.
Arsa dişleme tamamlanır.
Belgeler açıklanıyor. Dişleme, geliyor, geliyor. En tepeye ulaşıyor…”
(13 Ağustos 2008 VATAN Gazetesi-Necati Doğru)
* * *
Tam 9 yıl önce böylesine bir “arsa dişleme” işine adı karıştığı ve bu da basında o zaman muhalefet yapan VATAN’da belgeleriyle yazıldığı için ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli parti görevinden uzaklaştırmıştı. 9 yıl sonra “metal yorgunluğunu” gidersin diye Şaban Dişli Cumhurbaşkanı’na ekonomi baş danışmanı yapıldı.
Metal yorulmasına eski dişleme!
Benim beyin böyle işliyor. Kuşkusuz suç, kişiseldir!
Günün sorusu : SARAY AHIR OLMALI!
Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu “İktidara gelirsek Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı üniversiteye (ODTÜ’ye) vereceğiz” demişti. Arkadaşlarıyla beraber yeni bir parti kurma hazırlığında olan Ümit Özdağ da “ İktidar olursak sarayı üniversite yapacağız” sözünü veriyor. Orman Çiftliği’ni Atatürk, millete emanet edip “tarım ve hayvancılığımızın gelişmesine katkısı olsun” diye Hazine’ye bağışladığına ve saray da Atatürk Orman Çiftliği tarımsal arazisi üzerinde kurulduğuna göre, ahır yapılması daha uygun olmaz mı? (SÖZCÜ, 03.09.2017)
========================================
Dostlar,
Sayın Necati Doğru‘nun SÖZCÜ‘deki yazıları son günlerde daha da bir nitelik kazandı. Türkiye’deki soygun – talan, DİN – DİNCİLİK maskesiyle acımasız ve ölçüsüz sürdürülüyor. Öyle ki, ülkenin serveti büyük ölçüde el değiştirdi ve laik kesimden dincilere aktarıldı.
Dişli – Dişili skandalı, öyle Ceza Hukukunun bir ilkesinin ardına saklanarak örtülemez!
AKP = RTE‘nin tükenişine ilişkin somut kanıtlardan biridir. Politikacı Dişli gerçekten ”dişli” çıkmıştır ve sahip olduğu ”sırlar” nedeniyle bir tür eylemli (de facto) dokunulmazlık kazanmıştır. Kardeşi Tümg. Dişli ”şimdilik FETÖ’den tutukludur.. Hele biraz sabır, Allah büyüktür bizim balık belekli toplumumuzda.. Politikacı Dişli AKP’deki Ekonomiden sorumlu MYK üyeliği (eski Genel Bşk. Yrd.) gibi kritik bir görevden alınmıştır..
Haydi biz de 1 kezlik ”yandaş basın” aklıyla (!?) yazalım..

– Reis, aslında politikacı Dişli’yi akıllıca tasfiye etti.. Doğrudan görevden alsa idi AKP ve kamuoyunda büyük gürültü çıkabilirdi.. Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına çekerek ustaca kızağa alındı..

Bakalım ağabey Dişli’nin sahip olduğu kritik bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Başkanı tutuklu Tümgeneral Mehmet Dişli’yi kurtarmaya yetecek mi? Bir de TBMM’de dokunulmazlığını kaldırmayı isteyen fezleke hala, aylardır, bekletilirken..

Bir de, FETÖ ile böylesine didişen bir gazete olan SÖZCÜ‘nün FETÖ‘cülükle ilişkilendirilmeye kalkılması var.. 2 yazarı 3 ayı aşkın zamandır hapiste! Yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına bundan ala örnek mi olur? Gökmen ve Mediha salıverilmeli, gerçekte yargılanması gerekenlerden şimdilik vazgeçelim; hiç olmazsa tutuksuz yargılanmalıdır. Ama AKP‘yi kesmez.. Karşıtları susturmak için az gelir tutuksuz yargılama..
Biraz hatta epey, en iyisi olabildiğince zulüm gerek!

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dağlıca ve Aktütün kırımları bize ne anlatıyor ? / What says Daglica & Aktutun massacres to us?

Dostlar,

20 Haziran 2012 tarihli yazımızı, PKK’nın Dağlıca baskınının ardından yazmıştık.

Bu gün, 3 yıl sonra benzer bir baskın daha ve ilk bilgilere göre 16 şehit daha!

AKP’yi suçluyoruz, haklıyız; ama bu karakol daha önce feci vurgun yemiş..

Onu gereğince tahkim etmek gerekmez miydi?
Bu yapılmadı ise sorumluları kimler??

Yüreğimiz yangın yeri olarak soruyoruz..

Ve bu 3 yıl önceki yazımızı öne bu güne çekerek yeniden yayımlıyoruz..

O zaman “muhasebe zamanı”.. demiştik..
İyice anlaşılsın (!) diye İngilizcesini de yazmıştık..

  • AKP damgalı seçim hükümeti derhal istifa etmeli ve öbür 3 parti ortaklığında olağanüstü geçiş / seçim hükümeti kurulmalıdır.

Makaleyi okumak için lütfen tıklar mısınız??

Daglica_ve_Aktutun_Sinir_Karakolu_Baskinlari_Tarih_Laboratuvari_4.10.08_ve_20.6.12


Sevgi, saygı ve kahreden bir acıyla.
06.09.2015, Datça


Dr. Ahmet SALTIK

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

======================================

Lütfen tıklar mısınız??

Daglica_ve_Aktutun_Sinir_Karakolu_Baskinlari_Tarih_Laboratuvari_4.10.08_ve_20.6.12

Sevgi ve saygı ile.
20.06.2012, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Hatay mitingi..

Basın, Hatay’ın ayağa kalkmasına gözlerini kapadı

16.9.12 günü Antakya’da düzenlenen “Türkiye-Suriye Kardeşlik Buluşması” polisin çok sert müdahalesine sahne oldu. Gece boyu devam eden polis saldırısı ve halkın tepkisi karşısında ana akım basının tavrı yine “sessizlik” oldu.

Dün Antakya’da İşçi Partisi’nin çağrısı üzerine düzenlenmek istenen “Türkiye-Suriye Kardeşlik Buluşması” polisin sert müdahalesine sahne oldu. Daha önce Hatay Valiliği tarafından yasaklanan eylem, buna rağmen geniş bir katılımla gerçekleşti. Polisin kitlenin toplanamaması için basın açıklamasının yapılacağı Antakya Doğuş Okulları önüne girişleri bloke etmesi üzerine, kentin dört bir yanı eylem alanına döndü.

BASIN YAŞANANLARA GÖZLERİNİ YUMDU

Eylemler ve polis müdahalesine yönelik tepki gece boyunca da devam etti. Hükümetin Suriye’ye yönelik politikalarını protesto eden halk, “AKP elini Suriye’den çek”, “Suriye-Türkiye kardeştir”, “katil polis hesap verecek” sloganlarıyla müdahaleleri, yaşanan gözaltıları ve hükümetin Suriye’ye ilişkin politikasını yoğun bir şekilde protesto etti. Halk, Armutlu, Sümer ve Akdeniz mahallelerinde barikat kurarak polise direnmeye çalıştı.

Özellikle son aylarda ülke gündeminden düşmeyen ve sık sık basında yer bulan Hatay, dün böylesine hareketli saatler geçirmiş olmasına karşın ana akım basında yaşanan olaylarla ilgili tek bir sözün dahi edilmemesi dikkat çekti. Dün öğlen saatlerinde başlayan ve gece boyunca süren eylem ve çatışmalar, bugün egemen basının ön sayfalarında yer bulamadı.

Hürriyet gazetesi bugün Başbakan Erdoğan’ın TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’e yanıtını
“O işine baksın” manşetiyle verirken, Ahmet Davutoğlu’nun Cansu Çamlıbel’le yaptığı röportaja da manşetinde yer verdi.

Milliyet gazetesi de Başbakanın Boyner’e yönelik sözlerini “O kendi işine baksın” manşetiyle verirken, Hatay’da yaşananlar Milliyet’in de ön sayfasında yer bulamadı.

Akşam, sürmanşetten Ümit Özdağ’ın Şenay Yıldız’a yaptığı açıklamaları

PKK iç savaş istiyor” şeklinde duyururken, manşetine Erdoğan’ın, oğlunu kaybettikten sonra “kanı siz durdurun” diyen BDP milletvekili Sırrı Sakık’a yönelik “Elimden geleni yaptım” sözlerini taşıdı.

Radikal gazetesi ise manşetine Bingöl’de 8 polis memurunun mayınlı saldırı sonucunda yaşamını yitirmesini taşıdı. Radikal de Hatay’da yaşananları görmezden gelen gazeteler kervanına katıldı.

Hatay’da yaşanan olayları görmezden gelmesi şaşırtmayan Zaman ise
“Ölümünün 51. Yılında millet, Menderes’e koştu” manşetiyle çıktı.

Sözcü, Cumhuriyet, Vatan gibi gazetelerin de dün Hatay’da yaşananlara ön sayfalarından yer vermemeleri dikkat çekti.

HATAY’DA YAŞANANLAR ÇİN BASININDA!

Türkiye’de ana akım basının görmediği Hatay olayları, Çin’in resmi haber ajansı Xinhua tarafından dünyaya duyuruldu. Xinhua’nın haberinde “Pazar günü Türkiye’nin doğu kenti Hatay’ın merkezi Antakya’da 5000’i aşkın gösterici, Türk hükümetinin Suriye’ye müdahalesini protesto eden kitlesel bir savaş karşıtı gösteri düzenledi” denildi.

Haberde ayrıca “yerel halk gösteriye katılarak, halk arasında huzursuzluğa neden olan, Türkiye’nin Hatay’da Suriyeli militanları, hatta teröristleri barındırmasından şikayet etti.” denildi. (http://www.ulusalkanal.com.tr, 17.9.12)