Meslek Hastalıkları – Occupational Diseases

logo_AUTF

Sevgili AÜTF Dönem 5 Öğrencilerimiz ve asistanlarımız,
Emekçilerimiz, Site Okurlarımız…

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem V’te işlediğimiz
MESLEK HASTALIKLARI konulu dersin güncellenmiş yansılarını
(178 yansı, 4,5 MB) pdf olarak incelemek için lütfen tıklayınız. (26 Mayıs 2017)

Meslek_hastaliklari

Bu sunu, 13 Mayıs 2014’te Soma maden faciasında, iktidarın göz yumması ile sermayenin dizginsiz kâr hırsına göz göre göre kurban edilen 301 (üç yüz bir) masum emekçiye
ve ailelerine adanmaktadır…
 Karadon_faciasi_5._yil_17.5.15

ATA_Ergani'de_Kaza_Kader_Talih_Tesaduf_Arapcadir

Yüreğimiz Siirt – Şirvan – Maden köyü bakır madeni göçüğü kurbanı 16 emekçiye yandı.. Heyelan diyorlar ama Maden Mühendisleri Odası raporuna göre resmen şiv kayması ve işletmenin hatası – ihmali sonucu.. Sitemizde işledik :

Soma kırımının (katliamının), 301 masum maden emekçisinin ilkel ve vahşi – rezil sermaye birikimine kurban edilmesini lanetliyoruz..

4. yılında hala yargılamanın bitmemesi ve sorumluların hak ettikleri yaptırımı görmemeleri sonucunu esefle kınıyoruz..

Sorunların çözümünün EMEKÇİLERİN BİRLEŞMESİNDEN GEÇTİĞİNİ
bir kez daha anımsatıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 26 Mayıs 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı

Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dağlıca ve Aktütün kırımları bize ne anlatıyor ? / What says Daglica & Aktutun massacres to us?

Dostlar,

20 Haziran 2012 tarihli yazımızı, PKK’nın Dağlıca baskınının ardından yazmıştık.

Bu gün, 3 yıl sonra benzer bir baskın daha ve ilk bilgilere göre 16 şehit daha!

AKP’yi suçluyoruz, haklıyız; ama bu karakol daha önce feci vurgun yemiş..

Onu gereğince tahkim etmek gerekmez miydi?
Bu yapılmadı ise sorumluları kimler??

Yüreğimiz yangın yeri olarak soruyoruz..

Ve bu 3 yıl önceki yazımızı öne bu güne çekerek yeniden yayımlıyoruz..

O zaman “muhasebe zamanı”.. demiştik..
İyice anlaşılsın (!) diye İngilizcesini de yazmıştık..

  • AKP damgalı seçim hükümeti derhal istifa etmeli ve öbür 3 parti ortaklığında olağanüstü geçiş / seçim hükümeti kurulmalıdır.

Makaleyi okumak için lütfen tıklar mısınız??

Daglica_ve_Aktutun_Sinir_Karakolu_Baskinlari_Tarih_Laboratuvari_4.10.08_ve_20.6.12


Sevgi, saygı ve kahreden bir acıyla.
06.09.2015, Datça


Dr. Ahmet SALTIK

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

======================================

Lütfen tıklar mısınız??

Daglica_ve_Aktutun_Sinir_Karakolu_Baskinlari_Tarih_Laboratuvari_4.10.08_ve_20.6.12

Sevgi ve saygı ile.
20.06.2012, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

OZANİ; AYDIN, EĞİTİMCİ, OZAN


OZANİ; AYDIN, EĞİTİMCİ, OZAN

portresi

 

Mustafa AYDINLI

 

 

Ozani; “İbrahim GÖSTERİR” Aydın eğitimci ozanlarımızdan.  1965 yılında Çorum Merkeze bağlı, Sarin ‘’Çalyayla’’ köyünde yoksul bir aile çocuğu olarak doğdu. İlkokula köyünde başladı. Liseyi Çorum’da okudu. 1986 yılında Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesini bitirdi. Ülkenin değişik yerlerinde öğretmenlik yaptı. Ünlü halk ozanlarının şiirlerini okuyup severek, şiirlere gönül verdi.

ozani İbrahim Gösterir

Pek çok yerel gazetede şiirleri yayınlandı. Batman Çağdaş, Çorum, Kılçık, Sorun, Yazılıkaya gazeteleri bunlardan bazılarıdır. 2012 yılında Kaygusuz Abdal Şiir Yarışmasında hece dalında birincilik ödülü aldı. Halkbilimci ve araştırmacı Can YOKSUL “Ozani ve Şiirleri Üzerine” adlı bir inceleme yayınladı. Ozani aynı zamanda halk kültürü üzerine araştırmalarda yapmaktadır.  ‘’Örnekli-Tanıklı Çorum Ağzı’’ sözlüğü ve ‘’Ölüm Var Ayrılık Var-Çorum Manileri’’ adlı derlemesi Çorum belediyesi tarafından yayınlandı. BAHAR TÜRKÜLERİ ise ozanın ilk şiir kitabıdır. Halen Çorum da öğretmen olan ozan evli ve bir çocuk babasıdır.

Ozani halkın arasında yetişmiş, halkın dertlerini sorunlarını yaşayarak öğrenmiştir. Yoksulluğu, ayrılığı, zorlukları yaşayan kişi olduğundan. Şiirlerin mayasını ve hamurunu bu konular oluşturmaktadır. Konuları duyan değil, etinde, kemiğinde yaşayan, hisseden kişidir. Yaşanmış olayları, aydın, ışıklı düşünce ve birikimleri ile birleştirerek ortaya etkili ve olumsuzlukların, haksızlıkların üstüne, balyoz gibi inen şiirler çıkarmıştır.  Şiir bir duygu ve düşünce işidir. Bunu etkili, şiirin kuralları içinde sunmak, okuyucunun düşünce ufuklarında gedikler açmak, onu düşündürmek ve şiiri sevdirmek ise usta ozanların işidir. Ozani bu ustalığı gösteren, kıvrak zekalı, dili etkili kullanan sözcüklerle adeta dans eden usta ozanlarımızdandır. Zengin bir kültürel birikime sahiptir. Çağının hem bilincinde, hem de sorumluluğundadır.  Yaşadığı yerin yöresel ağzını, hem iyi bilmekte hem de etkili kullanmaktadır.   Yer yer hiciv ve mizahi şiirleri ise insanı güldürmekte ve düşündürmektedir. Değerli Ozan Halkbilimci Can YOKSUL; Ozani için şu yorumunda oldukça haklıdır. ‘’Ozani yöresinde olup bitenleri iyi gözlemlemiş, bunları yoğurup bir sentez yaparak kendi dünya görüşünü, bilincini, duygularını katarak çok değerli şiirler üretmiştir.’’  Ozani ve şiirleri üzerine; S.14

                   Hayrettin İVGİN ise, Ozani için haklı olarak şu betimlemeyi yapmaktadır. ‘’Sadece sözcükleri ve deyimleri değil atasözlerini, özlü sözleri, halk yargılarını da şiirlerinde ustalıkla kullanmasını biliyor.’’Bahar Türküleri s, 3

Ozani’nin BAHAR TÜRKÜLERİ kitabında yer alan şiirlerinin yanında Sayın Can YOKSU’un yazdığı ‘’Ozani ve şiirleri üzerine’’ kitabına aldığı seçkilere birlikte bakalım isterseniz.
Ozani seven bir insan, insanı, doğayı, hayatı, uğraşı seven. Sevgisiz ve duygusuz bu dizelerin dökülmesi olanaksızdır.  Şu güzel dizelere söylenecek söz olabilir mi?

Halimden anlarsan ey güzel peri
Usulca ruhumdan süzül içeri
Elleme bağrımda yaktığın yeri
Aşkından kor gibi yansın bir daha

Bahar Türküleri syf. 11

Bir başka dörtlük         :

İçimde bir umut yeşermiş gibi
Uzuyor bir dosta gidermiş gibi
Çölde bir çiçeğe su vermiş gibi
Bir güzele gönül vermek ne güzel

Bahar Türküleri syf. .52

Ozan sevgiyi, aşkı sözcüklerin sihirli gücünü kullanarak adeta bir nakış gibi işliyor.

Günümüz de ham sofuların, din cambazlarının, dini duyguları kişisel ve siyasi çıkarlara
alet ettiği günümüz de, Ozani, şu altın dörtlükleri söylüyor.

Vicdanında yoksa terazi tartı
Kurtarmaz kimseyi dinin beş şartı
Ne gezer cennette yobazın kartı
Cennet diye inileme boşuna

Tanrı yarattığı insanı yakmaz
Götürüp sen gibi çarmıha çakmaz
Ozani tehdide pabuç bırakmaz
Arkam sıra çenileme boşuna

Bahar Türküleri syf,15

İnsanlık bugüne dek ne çektiyse savaşlardan çekti. Savaş ölüm, yıkım, ayrılık, yokluk yoksulluk, gözyaşı demektir. Savaşı Emperyalistler ve egemen güçler çıkarır.
Ancak faturayı yoksullar ve çaresizler öder. Bu gerçeği gören etinde, kemiğinde hisseden ozan, savaşların yıkımına duyarsız kalmıyor. Yüreğinden koptuğu şekilde söylüyor.

Savaşın ektiği yokluk, yoksulluk
Barışın harmanı bereket bolluk
Ne yokluk yoksulluk, ne kula kulluk
Hür büyüsün oğlum kızım barışta

Savaşsız dünyada hayatlar solmaz
Barışsız dünyada insanlık onmaz
Ozani akan kan, kan ile yunmaz
Kanda, kinde değil, çözüm barışta

Bahar Türküleri syf. 18

*****

Cumhuriyet Devrimi ile ülkemiz yönünü batıya dönmüştür.

Batı ise çoktan Reform ve Rönesans devrimlerini geçmiştir. Bizim Cumhuriyetin kazanımlarını genişletmek gibi bir dönemde olmamız gerekirken. Ne yazık ki doksan yıl sonra hala Cumhuriyeti koruma mücadelesi veriyoruz. Aydınlanma devrimi ile birlikte, yok etme duygusunu taşıyanlarla mücadele sürüp gitmektedir. Halkın uyanması, bilinçlenmesi adeta
öcü gibi görülmekte, bunu yüreğinde duyan ozan, bu halk ne zaman uyanacak
diye haykırmakta :

Gece gündüz uykuda hep
Bu halk ne gün uyanacak?
Teneke mi çalsak acep
Bu halk ne gün uyanacak?

Uyanır derken sabaha
Ne oldu ki uyur daha
Kuşluk da savuştu aha
Bu halk ne gün uyanacak?

Bahar Türküleri syf, 47

Emperyalizm; Halkların kanını iliğini emen, sömüren, başta savaş olmak üzere,
çıkarı için her tür yolu meşru sayan rejimin adı.

Emperyalizmin dünya gezegeninde sicili bozuktur. Uzağa gitmeye gerek yok, hemen yanı başımızda komşumuz Irak’ta nükleer silah var diyerek, uydurma yalanlarla Irak’a saldırıp bir milyon insanın ölümüne sebep olduğu, sonrada pardon yanılmışız dediği henüz hafızalarımızda tazedir. Oysa aynı Emperyalizm Hiroşimo’ya atom bombasını kendisi atmıştır. Çağından sorumlu hiçbir ozan Emperyalizmin bu acımasızlığına duyarsız kalamaz. Ozani’de kalamıyor ve diyor ki;

Onca insanoğlu düşmüşken dara
Lüzum var mı daha azsın bu yara?
Silaha, kurşuna, bombaya para/utanmadan yatırana karşıyım

Emperyalist hırsız ile bir olup
Riyayla yalanla milleti soyup
Yoksul yurttaşını aç açık koyup
Adaleti bitirene karşıyım

Bahar Türküleri syf. 59

Ozani’in şiir güzelliğinin ötesinde kimi dizeleri tek başına da veciz anlam ifade etmekte.
İşte bunlardan bazıları : 

Ne yokluk yoksulluk, ne kula kulluk,
Mülke sultan oldu zulmün kralı,
Benim mürşidim insandır, 

Kimsesiz maraba ağa derdinde
Gökten çile yağar, yerden dert biter
Adın dudağımda üç harf bir hece,
İnsandır kıblemiz sevgi dinimiz,’
ygarlığa kapı açar kitaplar,
Yol sorduk yobaza hep kaldık geri,
Okudum, öğrendim özümü bildim
Kıble diye insanlığa yöneldim
Ozan susmaz can bedenden çıkmadan
Meydan düzenbazın paye namerdin
Balyoz et sözünü zalimlere vur..
 

Ve sayabileceğimiz benzeri pek çok söz. İnanıyorum ki her biri tek başına altın değerinde
bu sözler, bir gün çerçeveletip duvarlara asılacak yol boylarına yazılacak değerde ve güzellikte.
Ozani ‘’Bundan Kelli’’ şiiriyle yöresel ağzı iyi gözlemlemiş ve oldukça ustaca işlemiştir. Bununla kendine yeni bir çığır açma yolunda olduğunu da söyleyebiliriz. İşte bu zenginliği
ifade eden bir dörtlük;

Yeter yeliktiğin döme döşünü
Daştan daşa vurma şinnek başını
Şirikli gözünü yoluk gaşını
Cabcık göbellere çat bundan kelli

Ozani’in birbirinden güzel ölçülü, uyaklı, sekiz ve on bir heceli şiirlerini okumazsak,
bir şeyler eksik demektir.  İnanıyorum ki, Ozan bundan sonra da, sorumluluğunun bilincinde olarak ışıklı şiirlerini sunmaya devam edecektir.

Eline yüreğine sağlık Ozani.
Esin pınarların kurumasın.

Kaynak : Bahar Türküleri Kültür Ajans yay.

Ali Nejat ÖLÇEN : KİMLER HAİN ??


KİMLER HAİN ??

 portresi

 

Dr. Ali Nejat Ölçen

 

20. yüzyıla dek Emperyalizm, gelişmekte olan ülkeleri silah zoruyla işgal eder ve
doğal kaynaklarına  el koyardı. 21. yüzyılda bile bu geleneksel hunhar yöntemi sürdürdü. Demokrasiyi füzelerle Irak’a iletmesi bunun örneklerinden en sahtekârca olanı. Şimdi artık kendisinin kan dökerek ülke işgal etmesine gerek kalmadı.
Öylesi pahalı yöntemi tek ederek bunu artık o ülkede satın aldığı hainler aracılığıyla  gerçekleştirmekte, daha fizible yani daha ucuz ve daha kolay olduğu için. Öylesi ülkeler arasına Türkiye de girdi ve ABD-AB emperyalizmi  içimizdeki hainleri satın alarak, onurumuza, doğal kaynaklarımıza, inançlarımıza, insan gücü varlığımıza el koymaya
ve buna karşı çıkanları, acımasızca susturmaya, yok etmeye başlamıştır.

O halde artık ülkemizde emperyalizme karşı kendimizi savunabilmemiz için öncelikle
ve ivedikle kim ya da kimler haindir tanımını yapmamız gerekecek:

  1. Mustafa Kemal Atatürk’ün seküler (ne dinden yana ne dine karşı) devletini,
    o devletin laiklik ilkesini sahiplenmeyen ve karşı çıkmaya yeltenen kim olursa olsun hain’dir. 
  1. Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetine, o Cumhuriyetin korunmasını sağlayan kültürüne, o kültürün eğitimine kim karşı karar ve eylem içindeyse o kişi hain’dir.
  1. Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı vatan bildiğimiz toprağımıza ve toprağımızı korumakla görevli Ordumuza ve o Orduyu yaratan Ulusumuza, Ulusumuzun varlığına ve onuruna kim sahip çıkmıyor, sahip çıkmayı engelliyorsa o hain’dir.
  1. Mustafa Kemal Atatürk’ün Çağdaşlaşma sürecinde ileri  muasır medeniyetlerin ötesine ulaşmamızı sağlayacak bilim, bilimsel düşünceye, düşün özgürlüğüne ve özgür düşüncenin tartışılarak toplumsallaşmasına kim engel olmaya yelteniyorsa o kişi hain’dir.
  1. Mustafa Kemal Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesinin temeli olan kendine yeterli ekonomiye o ekonominin açık vermeyen dış ticaretine, bütçe açığı vermeyen  (Dr. Eruğrul Aytekin’in deyimiyle denk bütçeye) ve üretken, dış borca muhtaç olmaksızın ekonominin adil ve dengeli gelişmesine ve o gelişmenin ulusal tasarrufla ve o ulusal tasarrufu üretken yatırıma dönüştürerek  sanayileşmeyi ve teknolojik gelişmeyi sağlamaya önem vermiyor,
    uygulama dışına itekliyorsa o kişi hain’dir. 
  1. Kim ve hangi siyasal grup, ulusun devletiyle birlik ve bütünlüğünü korumak pekiştirmek yerine ikilem yaratıyorsa, hain’dir.
  1. Uluslararası kurum ve kuruluşlarla sözlü ya da yazılı, ulusumuzun bilgisi ve TBMM’nin kararı olmaksızın üstelik ulusal yararı korumaya gereksinim duymaksızın ilişkiye giriyorsa o kişi kim olursa olsun hain’dir.
  1. Adaleti hukuktan, Hukuku adaletten kopararak, suçluyu suçsuzdan suçsuzu suçludan ayırmayarak hukuksuzluğun hukukunu yaratanlar kimler olursa olsun hain’dirler.

Böylesi hainleri dışlayan, yetki ve görev dışına iten; yargılanmalarını olanaklı kılan hukuku yaratarak ve özendirerek, ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü korumayı,
her kararın Ulus tarafından öğrenilmesini sağlamayı amaçlayan; emperyalizmin karşısında tam bağımsızlığımızı ve ulusal varlığımızı korumayı görev bilen bir Cumhurbaşkanını Çankaya’da görebilmek ve;

Özel ya da kamusal kurumlarda hain’lerin yer almasına engel olacak
demokratik araçları yılmadan çekinmeden, kullanma  karar ve özlemiyle;

Bu yazı, laf salatasıyla  zaman  yitiren, emperyalizme hizmet ettiklerinin bilincine varamayan Aydıncık’larımıza ithaf ediliştir.

Böyle biline, çare buluna.
6.7.2014

Dr. Ölçen

SOMA’DAN ŞİLİ’YE ANADOLU STRATEJİSİ!

SOMA’DAN ŞİLİ’YE ANADOLU STRATEJİSİ!

portresi

 


Dr. Alper AKÇAM

Ortaokul ve lise öğrenim yıllarında çok duyardık,

  • “Anadolu çok stratejik bir noktadadır;
    bütün düşmanların gözü bizim topraklarımızdadır!”

 

Bu yarı demagojik söylemle epeyce yurtseveri CIA güdümündeki sözde milliyetçi örgütlere toplamışlardı. Aydınlara, yazarlara, namuslu hukukçulara, bilim insanlarına kurşun sıkan birçok tetikçi aynı zamanda vatanını kurtarıyor sandı kendini.
Aradan zaman geçti, gelişen iletişim olanakları, koca deniz filoları, havada binlerce kilometre etkili silahlarla toprak olarak coğrafyaların önemi belki geriledi ama, Anadolu hâlâ çok önemli bir stratejiye sahip.

Emperyalizm, Orta Doğu, Yakın Asya ve Afrika politikalarında Anadolu için kurup büyüttüğü farklı bir “Siyasal İslam” modeli ile kültürel, askeri yayılmasını kolayca yaptı.

  • 2002 yılında el çabukluğuyla gerçekleştirilen bir Alicengiz oyunu ile
    AKP birkaç ay içinde iktidara oturuverdi. (AS: 3 Kasım 2002 seçimleri..)

Sonrasında yaşanan gelişmeler sırasında, çevre coğrafyalara ateş düştü,
kardeş kavgaları patlak verdi. Bu arada kimi iç çelişkiler, “iktidar – cemaat”, “cunta – Müslüman Kardeşler” kavgaları yaşanıyor olsa da bu ülkelerde yükselen İslami siyaset ve “köktendinci” hareketlerin arkasında Sovyetlere karşı girişilen
Yeşil Kuşak hareketinden başlayarak emperyalist gizli servislerin ve
işbirlikçi Arap sermayesinin parmağı olduğu çok açıktır.

Kurtuluş Savaşı ile 7 düvele dişle tırnakla karşı koymuş, işgalci güçlere
hiç ummadıkları bir ders vermiş olan Anadolu coğrafyasının şimdi emperyalist yayılmacılık ve şiddet için aracı bir konuma düşmüş olması; Suriye’den Libya’ya,
hatta Nijerya’ya dek yaşanan iç çatışmalarda Türkiye’nin dolaylı olarak da olsa yer aldığı gerçeği içimizi acıtmaktadır.

Emperyalizmin son zamanlarda çok başarılı olamadığı bir coğrafyayı Anadolu’yla birlikte ele almakta yarar var. Birkaç on yıl öncesine dek arka arkaya patlatılan CIA güdümündeki askeri darbelerle milyonlarca evladını toprağa vermiş, işkencelerde yitirmiş Latin Amerika ülkeleri kendi yerli kültürleri üzerinden başlattıkları bir direniş hareketiyle bugün emperyalizme kafa tutar duruma geldi. Chavez’den Morales’e,
yerli önderler, onlarca yıldır ABD’nin burnunun dibinde, tüm bir halk olarak emperyalizme karşı direnen Küba’dan aldıkları esinle yeraltı ve yerüstü zenginliklerini kamulaştırıp halklarıyla paylaşıyorlar. Şirketlerin, yağmacıların kışkırttığı kimi toplumsal güçlerle çatışmalar sürüyor olmakla birlikte, Latin Amerika ülkelerinin eskisi gibi ya da şu andaki Anadolu gibi birilerinin arka bahçesi olmadığı çok açıktır.

Anadolu ile Latin ülkeleri arasındaki ekonomik ve kültürel benzeşmeler ise inanılmaz boyutlardadır. Osmanlı kuruluş döneminde Anadolu’da tüm toprakları Müslüman
ortak malı yapmış “Dirlik Düzeni” yerine, orada “Calpulli” denen bir sistem vardı. Anadolu’da birçok ilerici, devrimci atılımın kaynağı olmuş Horasan gelenekli göçerliğe karşı, Latin Amerika’nın “Çiçimeka” denen yerli göçerleri vardı.
Latin Amerika’nın sözlü kültür geleneklerinden doğmuş “Büyülü Gerçekçilik” ile Cumhuriyet’ten sonra kendi halk kültürünün güçlü kaynaklarına yönelmiş Türk edebiyatı arasında da önemli koşutluklar bulunabilir.

Türkiye’de Köy Enstitüleri’ni kurup bu toprağa derin izler bırakmış
Tonguç Baba
ile Meksikalı eğitimci Vasconcelos’un yaptıkları arasında benzerlikler bulmak kolaydır. Tonguç’un Anadolu halk kültürünü temelde tuttuğu eğitim uygulamaları, son zamanlarda EZİLENLERİN PEDAGOJİSİ ile adı çok duyulan Brezilyalı eğitimci Paula Freire’nin kuramsal açıklamalarını ondan 35 yıl önce
yaşama geçirmeyi başarmıştı.

Dün (21 Mayıs 2014 günü), Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma
ve Uygulama Merkezi’nde (LAMER) yapılan bir toplantının izleyicisi oldum.
Arjantinli edebiyatçı Etcheverry ve dostum Haluk Erdem’i dinledim. Merkez Müdürü Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu’nun anlattığı bir öykü tümünden etkili, yürek yakıcı oldu. 2010’nda Şili’de meydana gelmiş ve 33 işçinin 69 gün sonra kurtarıldıkları,
geçen günler içinde işçilerin yer altında maç izleyebildiği kurtarma çalışmalarına katılmış bir ekibi Türkiye’ye çağırmıştık dedi (Yanlarında getirdikleri bir taşı merkezimizin en değerli anısı olarak saklıyoruz diye ekledi). Kurtarma çalışmalarının anlatılacağı toplantıya Zonguldak’taki Amele Birliği’ni de çağırmak istedik,
onların da dinlemeleri, izlemeleri hoş olacaktı… Ancak birçok kez telefonlar etmemize, fakslar çekmemize karşın ilgi göstermediler… Yöneticilerine ulaşmayı başardım sonunda, özel olarak çağırdım kendilerini dedi hocamız… Yanıt olarak bu tür toplantılara katılmalarının hoş karşılanmayacağını, yerel yönetici ve işletme ilgililerinin kendilerini kara listeye alacaklarını bildirmişler, ısrarlara karşın üzülerek gelemeyeceklerini, ekmeklerinden olmak istemediklerini belirtmişler…

Şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünelim…

– 33 işçinin yer altından 69 gün sonra kurtarıldığı bir madenle,
– 301 canın birkaç saat içinde, ömrünün baharında çocuklarını yetim bırakarak uçup gittiği başka bir maden.

İkinci maden bizim ülkemizde, kara toprak Soma’da… Olaydan sonra insanlar tekmelenip tokatlandı, halkı yatıştırmak için Soma’ya kafilerle din adamları gönderildi

  • Madencinin fıtratında ölüm vardır; bu kaderdir denildi,
    hoca vaazlarıyla, futbol toplarıyla kederli insanların acısına kül atıldı,
  • Kapitalizmin iğrenç yüzü gölgelendi, iktidarın zeytinyağı gibi üstte kalarak başkalarını suçlama politikası ile halk bir kere daha kandırıldı.

Evet; Anadolu çok stratejik bir yerde, emperyalizm ve kan emici kapitalizm için
içler acısı günler yaşanıyor… Demokrasi adına bu günlere geldiğimiz yolları emperyalizme ve yerli ortaklarına açmak için kıçını yırtan liboş tayfası
acıyan yerlerine kına yakabilir artık!

İnsanların yüzlerle ifade edilen rakamlarla çıkarlar için toprağa verildiği bu ülkenin özgürlüğe varışı, kurtuluşu, tüm komşu coğrafyaların da kurtuluşu olacak belki.

Tüm dünyanın gamını, efkârını dağıtacak…

  • ŞİLİ’DEN SOMA’YA KARDEŞÇE BİR YAŞAM,
    DÜNYA BARIŞI İÇİN DAVRAN ANADOLU…