Etiket arşivi: liyakat

Halil Çivi şiiri : UZLAŞIN BEYLER

ŞİİR KÖŞESİ..

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

 

 

UZLAŞIN BEYLER
(Dost acı söyler)

Siyaset ırmağı kirli akıyor,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Siyasetin dili ocak yıkıyor,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Toplumdaki birlik bağı çürüdü,
Millet kutuplaştı, vicdan kurudu,
Barış hayal oldu, ahlak eridi,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Siyasetin terazisi bozuldu,
Ulus birliğinin bağı çözüldü,
Enflasyon şahlandı, yoksul ezildi,
Uzlaşın anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Devletin dinine adalet derler,
Adalet ahlakla kardeş olurlar,
Adaleti liyakatta bulurlar,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Irkçılık, dincilik halkı terk etsin,
Ayrımcılık bizden uzağa gitsin,
Birliğin, dirliğin mayası tutsun,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Korku kültürünün kökü kurusun,
Cebir, şiddet bir mum gibi erisin,
Her gönülü barış, sevgi bürüsün,
Uzlaşın anlaşın dost olun beyler.
Xxx
Herkes eteğinin taşını atsın,
Kin ve nefret ülkemizi terk etsin,
Adalet borusu her işte ötsün,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Din ve vicdan özgürlüğü yerleşsin,
Millet özgür olsun, sesi gürleşsin,
Herkes laik anlayışta birleşsin,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Çağdaş demokrasi koşulsuz gelsin,
Siyaset milletin emrinde olsun,
Hak, hukuk, adalet yerini bulsun,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Fabrikalar artsın, çarkları dönsün,
İşsizin, yoksulun acısı dinsin,
Mutfaktaki yangın acilen sönsün,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Ortak sorunları öne alalım,
Ortak akıl ile çare bulalım,
Ortak çaba ile hizmet sunalım,
Uzlaşın, anlaşın dost olun beyler.
Xxx
Bir olalım, tek hedefe koşalım,
Çok çalışıp, üreterek coşalım,
Her sorunu uzlaşarak aşalım,
Uzlaşın anlaşın dost olun beyler.
Xxx
Ayrıştıran eğitimden kaçalım,
Akılla, bilimle ışık saçalım,
Helal kazanç ile yiyip içelim,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar bitsin,
Güven bunalımı defolsun gitsin,
Medya ayrıştıran dili terk etsin,
Uzlaşın, anlaşın, dost olun beyler.
Xxx
İç ve dış sorunlar doruğa vardı,
Gençliğin gelecek ufku karardı,
Halil Çivi sizi dostça uyardı,
Uzlaşın anlaşın dost olun beyler.
Sakın unutmayın, dost acı söyler.
X xx

Prof. Dr. Halil Çivi
19 Kasım 2021
Çiğli / İZMİR

Halil Çivi şiiri : …DİN GÖÇTÜ

ŞİİR KÖŞESİ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

DİN GÖÇTÜ

Çıkarcı dinbazlık aldı yürüdü,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Adalet mülkünü duman bürüdü,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Xxx
Vatan, millet duyguları kaşındı,
Çıkarcılık siyasete taşındı,
Tüm kutsallar çıkar için aşındı,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Xxx
Cehalet akıldan üstün tutuldu,
Ahlak, vicdan haraç, mezat satıldı,
Liyakat ilkesi çöpe atıldı,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Xxx
Dinbazlık tuzağı halka ulaştı,
Düzenbazlar memleketi bölüştü,
Cennet yoksulların payına düştü,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Xxx
Her seçimde din pazarı kuruldu,
Din, mezhep üstüne nutuk verildi,
İnsanlar ayrıştı, millet gerildi.
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Xxx
Akıl pınarları bulanık aktı,
Eğitim sistemi rayından çıktı,
Topluma ikilik tohumu ekti,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Xxx
Adalet çarkının mili bozuldu,
Siyaset yapanın dili bozuldu,
Terazi tartanın eli bozuldu,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.
Xxx
Halil Çivi din kutsaldır satılmaz,
Yurttaşların aklı çöpe atılmaz,
Dindar ile dinbaz eşit tutulmaz,
Ahlak göçtü, iman göçtü, din göçtü.

Prof Dr Halil Çivi
15.10.2021
Doğanbey/ Seferihisar/ İZMİR

Kemalistler Ne Yapmalı?

Mustafa Hüsnü Bozkurt kimdir? - Yeni Akit

Dr. MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT
25-26. DÖNEM KONYA MİLLETVEKİLİ

Cumhuriyet, 11 Mayıs 2021

Emperyalizm, 18. yüzyılda Sanayi Devrimiyle başlayan, başta İngiltere olmak üzere kapitalist ülkelerin, ticaret yollarını denetim altına almak, yeni hammadde kaynaklarına ulaşmak, yeni pazarlar edinmek amacıyla mazlum ülkeleri ve ulusları siyasal, ekonomik, kültürel açıdan sömürmelerine verilen isimdir. Faşizm ise emperyalizmin, kapitalizmin, yerli işbirlikçileri de kullanarak uyguladığı kıyıcı diktatörlüktür.

Ülkemizde faşizmin yolunu açan, öncelikle 1950’de başlayan karşıdevrim sürecidir, devamında taşlarını döşeyen 12 Mart 1971 Muhtırası’dır, iktidar olma koşullarını oluşturan da 12 Eylül 1980 Darbesi’dir. 12 Eylül sonrasında dinci hareketler ve faşist eklentileri, darbeci cunta yönetimiyle, arkasındaki emperyalist gücün teşvik ve korumasında örgütlenmiş, güçlenmiştir. 1980’lere dek ancak %3-7 arasında oyu olan dinci hareket, 1994 yerel seçimlerinde %20’ye ulaşmıştır. 2001’de gömlek değiştirmiş, 2002’de ise yeni adıyla ve ABD’nin de desteğiyle, % 34 oyla tek başına iktidara gelmiştir. Sonrasını biliyoruz.

GENETİK KODLAR DEĞİŞTİRİLDİ

İktidarı ele geçiren ve özünde bir tarikatlar koalisyonu olan dinci hareket, liderini cumhurbaşkanı seçtirdikten sonra, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında, rejim değişikliğini ana gündem maddesi yapmıştır. Tesadüfe bakın ki, CIA ajanı Paul Henze de, 2006’da, ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği raporunda “Türkiye’nin ABD çıkarlarına uygun davranmasını istiyorsak başkanlık sistemine geçmesini sağlamalıyız” diyordu. Keza başkanlık sistemini savunurken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2 Ocak 2016’da şu örneği veriyordu: “Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Şu an zaten dünyada bunun örneği var, geçmişten bu yana da var. Yani Hitler Almanyası’na baktığınızda orada da bunu görürsünüz.”

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından, OHAL koşullarında yapılan 16 Nisan 2017 referandumuyla, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmiştir. Fiilen tek adam düzeninde, rejimimizin, siyaset kurumumuzun, devlet aygıtımızın genetik kodları değiştirilmiştir. TBMM işlevsizleşmiştir. Siyaset, mezhep-etnik köken çıkmazında tıkanmıştır. Siyasal partiler etkisizleşmiştir. Millet hiç olmadığı kadar bölünmüş, kutuplaşmıştır. Laiklik ilkesi ve güçler ayrılığı yok edilmiştir. Devlet, hukuk devleti olma niteliğini yitirmiştir. Bürokraside liyakat, nepotizm çukurunda helak olmuştur. Yolsuzluklar ayyuka çıkmış, yoksulluk kemiğe dayanmış, yasaklar tavan yapmıştır. (AS: AKP, 3 Kasım 2002 seçimi öncesi bu 3 Y le savaşma propagandası yapmıştı..)

EMPERYALİZMDEN BAĞIMSIZ FAŞİZM OLMAZ

Faşizm demokrasiyi, hukuku, seçimleri salt bir iktidar aracı olarak görür. Çünkü haksız, hukuksuz, ahlaksız bir sermaye diktatörlüğüdür. Emperyalizmin olmazsa olmazıdır. Acımasız bir baskı rejimidir. O nedenle faşizme karşı mücadele, öncelikle emperyalizme ve küresel kapitalizme karşı ödünsüz ve kararlı bir duruşla mümkündür. Emperyalizme, kapitalizme, serbest piyasa ekonomisi denilen neo-liberal sömürü düzenine karşı çıkmadan, faşizmle mücadeleden söz etmek laf ebeliğidir.

Bir ülkede faşizmin iktidarı ele geçirmesini, sıradan bir siyasal iktidar değişimi olarak görmek vahim (AS: ürkünç) bir yanılgıdır. Bu yanılgı muhalefeti, küresel emperyalizme karşı mücadele etmeyen, antikapitalist duruştan yoksun, emek-sermaye çelişkisinden ve sınıfsal gerçeklerden kopuk kılar. Yalnızca mevcut iktidar karşıtlığına sıkıştırır. Sonuç alması olanaksız bir sözde demokrasi mücadelesine sürükler. Bugün ülkemizde, iktidara karşı olduğunu söyleyen ama emperyalizme karşı olduğunu söyleyemeyen, kapitalist sömürü düzenine karşı çıkmayan sözde bir muhalefet anlayışı oldukça yaygındır. Tıpkı Atatürkçü olduğunu söyleyip Kemalizm’i reddetme dalaleti (AS: sapkınlığı) gibi.!!..

  • Oysa ülkemizde emperyalizmi, faşizmi yenmenin tek yolu Atatürkçü, Kemalist olmaktan geçer.

Ahmet Taner Kışlalı’nın dediği gibi

  • “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür.”

Türkiye için olduğu kadar, bölgemiz ve tüm mazlum milletler için de tek gerçekçi çözüm yoludur.

NE YAPMALI?

Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels şöyle demiştir:

  • “Eğer hasmımız, ne kadar zayıf olduğumuzu bilebilse bizi herhalde un ufak ederdi.”

Dünyanın her yerinde despotik iktidarlar, ancak güçlü demokratik halk hareketlerinin mücadelesiyle işbaşından uzaklaştırılabilir. Faşist iktidarlar, hiçbir zaman sanıldıkları kadar güçlü, söyledikleri kadar cesur, göründükleri kadar muktedir olmamıştır. Milletler bu despotlara her zaman direnmiş, sonunda da mutlaka yenmiştir.

Demokratik haklarını kullanarak birleşecek, Kemalizmi yol haritası olarak belirleyecek, antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı bir yapı, milletin azim ve kararını harekete geçirerek iktidar olacaktır. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’nin, hukuk devletinin, üretim ekonomisinin, hakça bölüşmenin, bilgi toplumunun, laik ve bilimsel eğitimin yaşamaa geçmesi, Cumhuriyetçi, Atatürkçü, Kemalist kadroların güçbirliğiyle mümkündür.

ÇAĞDAŞ ve DOĞRU SİYASET NEDİR?

ÇAĞDAŞ ve DOĞRU SİYASET NEDİR?

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil ÇİVİ
İnönü Üniv. eski İİBF Dekanı

(AS: Yazarın bir şiiri yazının altındadır..)

Vatandaş soruyor: ” Hocam çağdaş siyaset nedir?”

Siyaset, teorik (AS: kuramsal) düşünce bazında (AS: temelinde) bir sosyal bilim dalı; yönetim bilgi ve becerileri açısından da bir yönetebilme yetisi ve sanatıdır.

Her türlü siyasi faaliyetlerin (AS: siyasal etkinliklerin) Hukuk, adalet, liyakat, iş ve meslek etiği sınırları içinde yerine getirilmesi lazımdır (AS: gereklidir). Siyaseti kesin olarak tanımlamak zordur. Ancak konunun daha iyi anlaşılabilmesi için şöyle bir tanım yapmak belki amacına daha iyi hizmet edebilir :

Doğru, bilimsel ve çağdaş siyaset;
Toplumdaki
– Farklı ırk, soy ve dil öbeklerini,
– Farklı din ve inanç kümelerini,
– Farklı ideoloji ve değer gruplarını,
– Farklı çıkar odakları,
Toplumun
– Ortak iyileri,
– Ortak çıkarları,
– Ortak beklentileri
– Ve ortak idealleri konusunda, hepsini hukuk, adalet, liyakat ve ahlak ilkelerini zedelemeden; sevgi, barış, kardeşlik ve dayanışma duyguları içinde bir arada tutabilme ve yaşatabilme sanatıdır.

Siyaset, genelde kalıcı, adil bir yöneten ve yönetilen düzeni ve ahengi (AS: uyumu) oluşturabilme anlamına gelir.

Demokratik siyaset tarzının geçmişi iyi incelendiği zaman ortaya çıkan ana tespit (AS: saptama) şudur :

Yönetenlerin yetki ve yaptırım sınırları giderek giderek daralmış, keyfi (ben öyle istiyorum) yönetim biçimi bitmiş, halkın ortak istekleri (milli irade) yani demokrartik yönetim biçimi egemen olmuştur.

İktidar gücünü kullanan siysetçılerin, bir başka söyleyişle ülkeyi yönetenlerin, attıkları her adım, aldıkları her karar, verdikleri ter talimat (AS: yönerge) anayasal ve yasal sınırlar içinde, adil, ahlaki, aleni (şeffaf) ve mutlaka denetlenebilir olmak zorundadır.

Son yıllarda Türkiye siyasetindeki durum tarihsel gelişmeler ve demokratik ülkelerin siyaset anlayışına taban tabana zıttır. Çünkü yönetenlerin güç ve yetkileri olağanüstü artmış, Meclis ve Yargı iradesi (milli irade) zayıfla(tıl)mış ve âdeta tek merkezden yönetme tekeline dönüşmüştür.

Bu durumun çağımızın demokratik siyaset eğilimleri ile bağdaşmamaktadır.

Sonuç                    :

Şu temel kural hiç unutulmamalıdır: Yönetim gücünün tekelleşmesi ve hukuksal denetim dışına kayması yönetim erkini otokrasiye ve diktatörlüğe, toplumsal ve bireysel faaliyetin kullanılmasındaki hukuku ve yasa tanımazlıklar da devlet düzenini kaosa (AS: karmaşa) ve anarşiye sürükler.

Bu dengenin çok iyi kurulması gerekir.

Denetlenemeyen güç her zaman tehlikelidir.

Dip not :

  • Türkiye’ de rektör atama tartışmaları ne zaman biter?
    • Rektörlere siyasal ve ideolojik misyonlar yerine akademik ve yönetsel misyonlar yüklendiği zaman.
      ====================================
      ECEL VE GÖNÜL

      Hiç kimse dünyaya kazık çakamaz,
      Bir gün çağırırlar gidersin gönül.
      İnsan bu yasaya karşı çıkamaz,
      Can borcu kesindir, ödersin gönül.
      Xxx
      Bilirim bu dünya tatlıdır sana,
      Ölüm derdi ağır gelir insana,
      Can alıcı melek kıyar her cana,
      Er geç bu acıyı tadarsın gönül.
      Xxx
      Bu gelenek gelir ta dip dedende,
      Bakarsın ki canın çıkmış bedende,
      Kul hakkı kesindir; kalmasın sende,
      Sonra sorgucuya ne dersin gönül.
      Xxx
      Gençliğin tükenir, kudretin biter,
      Varsa oğlun – kızın; ocağın tüter,
      Kural böyle işler, gelenler gider,
      Doğumdan ölüme kadarsın gönül.
      Xxx
      İhtiyarlık çöker, bezer gidersin,
      İşini, gücünü bozar gidersin,
      Bu kötü yazgıya kızar gidersin,
      Ecel şerbetini tadarsın gönül.
      Xxx
      Çıplak tenin giyer beyaz kefeni,
      Musalla taşına koyarlar seni,
      Dostların uğurlar cansız bedeni,
      Çıkılmaz çukura yatarsın gönül,
      Xxx
      Doğarken alnına ölüm yazılır,
      Bir gün kepek biter, mezar kazılır,
      Börtü-böcek türer; tenin çözülür,
      Toprağa karışır, tozarsın gönül.
      Xxx
      Halil Çivi söyler ibret alasın,
      Kadim devran böyle, iyi bilesin,
      Dünya bir efendi, sen bir kölesin,
      Bir gün efendinden bezersin gönül.
      Xxx
      Prof. Dr. Halil Çivi.
      7.05.2003 Malatya

Cumhuriyet Gazetesi’ne demecimiz – 16 Kasım 2020

Cumhuriyet Gazetesi’ne demecimiz..

Dostlar,

Demecimize 1. sayfada bir bölüm giriş ve arka sayfada devamı verilmiş.
pdf dosyaları aşağıda..

Cumhuriyet’e_demec1_16.11.20

İSTANBUL TIKANIYOR..

Cumhuriyet’e_demec2_16.11.20

SALGIN TEPE  NOKTADA!

Gazete‘ye yolladığımız tam metin ise aşağıda..
****

İstanbul’da yoğun bakımda alarm zilleri çalıyor : İstanbul tıkanmak üzere

  • Prof. Dr. Ahmet Saltık :
  • Hasta seçme durumunda kalınabilir. Acil 14 günlük kapama yapılmalı’

‘Aşı ile ilgili dünyanın haberinin olmadığı bir sürpriz var. Aşı yeterince üretilse de eksi 70-80 santigrat derecede soğuk zincirle ulaştırılmalı. Dünyanın hiçbir yerinde böyle yaygın bir donanım yok. Bu şu an büyük sorun’

SİBEL BAHÇETEPE

Ülkemizde koronavirüs salgını 8. ayını geride bırakırken, özellikle İstanbul’da sıkıntı giderek artıyor. Vaka sayısı “resmen” (!) günlük 3 bine yaklaşırken; sahadan gelen bilgilere göre, koronalı hastalar için hastane hastane dolaşıp yatak aranıyor, hatta özel hastanelerde bile yatışlar için sıra olduğu belirtiliyor. Yoğun bakımlar adeta alarm veriyor. Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi (E) Prof. Dr. Ahmet Saltık, İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde 14 günlük kapatma yapılması gerektiğini belirterek “İstanbul’daki salgın durumu nisan ayındaki tepe değerlerine yaklaşmış hatta aşmış durumda denebilir. Doktorlar yoğun bakıma alacakları hastaları seçmek durumunda kalabilir, bu çok acı” dedi.

  • Birleşmiş Milletler’e de çağrı yapan Saltık,

    tüm dünyada eş zamanlı 14 günlük kapatama yapılmasını

    bunun bir küresel dayanışma örneği olacağını söyledi.

Prof. Saltık, gazetemize yaptığı açıklamada, İstanbul’daki salgın durumunun Nisan ayındaki tepe değerlerine yaklaştığını hatta aştığını söyledi. Saltık “Birçok kaynaktan ve hastanelerden arkadaşlarımızdan gelen bilgiler bu yönde. Yoğun bakım yatağı bulmak son derece güç, cankurtaranlar saatlerce gelemiyor, merkezi yönlendirme ile hangi hastanede boş yatak varsa (?) oraya götürüyor cankurtaranlar. Ama yönlendirildikleri hastanelerde de rahatlık yok, tıkanmak üzere İstanbul’daki durum” uyarısında bulundu. Hangi ilde, hangi ilçede ne denli hasta olduğu, artış hızı, ölümler.. gibi epidemiyolojik verilerin bilinmesi ve buna göre önlemler alınması gerektiğini vurgulayan Saltık, “Sahadan gözlemlerimiz, meslektaşlarımızdan gelen bilgilere göre yoğun bakımlar doldu, hastalar sedyelerde bekletiliyor deniyor. Sağlık Bakanı 14 gün kapatma çağrısının yanlış olduğunu düşünüyorsa bilimsel gerçeklerle açıklamalı. İstanbul’dan başlayarak, epidemiyolojik verilerle uyumlu bicide 14 günlük kapatma yapılmalı” dedi.

‘Yoğun bakım hastaları seçilebilir’!

Hastanelerde doktorların “hasta seçme” durumuna düşebileceğini söyleyen Prof. Saltık, “Meslektaşlarımız neredeyse artık yoğun bakıma hasta seçmek durumda kalacaklar. ‘Bu hastayı mı, şu hastayı mı yoğun bakıma alalım?’ .. Bu çok ağır bir sorumluluk. Yoğun bakıma veremediğiniz hasta ölecek, böylesine ağır ve kritik, insan yaşamıyla ilgili kararlar vermeye siyasal iktidar bizi, kötü yönetimi ile zorluyor. Salgın yönetiminde gerek Türkiye genelinde gerek İstanbul’da geldiğimiz bu tıkanmanın temel sorumlusu siyasal iktidarın akıl ve bilim dışı kötü yönetimidir veya yönetimsizliğidir” diye konuştu. Saltık, şöyle devam etti:

“Türkiye, PCR testi pozitif insanların tümünü DSÖ’ye bildirmeyip neredeyse onda birini, yirmide birini bildiriyor. Dünya alem herhalde kör ve sersem değil. Uyarılar da gelmeye başladı. 9 aydır aşağı yukarı hükümet benzer yöntemleri izliyor ve Türkiye salgınla başedemiyor. Bu yöntemlerde eksiklik ve hatalar olduğunu artık kabul etmek gerekir, değiştirmek gerekir.

Ne yapılabilir?

Öncelikle bilimsel danışma kurulu ne kararlar alıyor, bunları iktidarın kamuoyu ile paylaşması gerekir. Sonra neden o kararları uygulamadığını gerçekleri ile paylaşması gerekir. Salgınla ilgili verileri DSÖ’nün kurallarına uygun biçimde PCR (+) çıkanların tümünü, negatif çıksa da klinik olarak tanı konan olguların tümünü kamuoyuna ve DSÖ’ye bildirmelidir.

  • Pek çok ülkede, Türkiye içinde olmak üzere ekonomik kaygılar ve sermayenin kârı öne çıkarılarak, masum insanların önlenebilecekken ölümleri önlenmiyor.
  • Ülkemizde salgınla başetmenin öndeki temel 3 engelden biri, talan edilen ekonomi nedeniyle salgına yeterli finansal kaynağı ayır(a)mamak geliyor.”

Ek Sağlıkçı ataması yapılmalı

Sağlık çalışanları sayısının yetersizliğine de dikkat çeken Prof. Saltık “En az yüz bin yeni sağlık çalışanı alınması gerekir diye aylardır uyarıyoruz.. Varolan sağlık personeli yetersiz, OECD’nin dibindeyiz” dedi.

Salgınla ilgili başarısızlığın bir başka nedeninin ise liyakat olduğunu anımsatan Saltık, Sağlık Bakanlığının liyakata dayalı kadrolarla değil ahpap çavuş ilişkisiyle, yandaşlarla yönetildiğini (nepotizm) anlattı.

“Salgından çok, Türkiye’deki kötü siyasal yönetim masum insanların ölümünün temel sorumlusu“

diyen Saltık, “11 Mayısta AVM’ler açılmıştı, Temmuz gelince yükselmeler başladı. ‘Böyle giderse Eylül – Ekimde Türkiye 14 gün kapama ile karşı karşıya kalabilir, buna hazırlıklı olun.’ demiştik. Şimdi o günlere geldik ne yazık ki.

  • Özellikle İstanbul’da ve büyük kentlerde en az 2 haftalık bir tam kapatma gerekiyor.

Bunun için de ciddi finansal kaynak ayırmalısınız. Ne yazık ki Türkiye iflasın eşiğinde ve AKP para bulamıyor.

  • İktidar, salgın yönetiminde ‘mış’ gibi yapıyor, oyalanıyor ve halkı oyalıyor” değerlendirmesini yaptı.

Maskeden yakında kurtulacağız söylemi yanlış

Sağlık Bakanı Koca’nın ‘aşı yakındır ve yakında maskeden kurtulacağız’ yönündeki söylemlerini de eleştiren Prof. Saltık, özetle şunları kaydetti:

“Bu söylemler halkın desteğini zayıflatır ve bu olmadan salgında başarılı olamazsınız. Maskeden kurtulacağız söylemi son derece yanlış. DSÖ ‘henüz elde aşı yok’ diyor ama çalışmalar hızla ilerliyor. Bu yılın sonlarına doğru belki sınırlı bir dağıtım olabilir. 2021’in ilkbaharı, yaza doğru bir aşı elde edebiliriz ancak bununla da bitmiyor. Ciddi bir üretim yetersizliği sorunu var. Türkiye 90 milyon, 45 milyona aşı yapacaksınız diyelim; bu denli aşıya erişmek olanaklı değil. Ayrıca Türkiye hangi ön anlaşmayı yapmış, bunları bilmiyoruz, İktidar açıklasın. 2 doz gerekli, 90 milyon doz yapar, 1 doz = 15 Dolardan 1,35 milyar Dolar! Bunca kaynak yok!

Ayrıca aşı ile ilgili dünyanın haberinin olmadığı bir tatsız sürpriz de var:

En yakın gibi gözüken aşı eksi 70-80 derecede saklanmak zorunda. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir donanım yok. Bu da ciddi bir kaynak ve zaman gerektiriyor.. üretildiği laboratuvardan çıkarken daha eksi 70- 80 derecede soğuk donanımla taşınacak ve kişinin koluna erişene dek bu soğuk zincir korunacak. Bunun hazırlığı yok, ciddi gider ve zaman gerek.

Daha bir yıl yaklaşık, iyimser söylüyoruz, çok sıkıntımız var.

Bu dönemde hem maske hem fiziksel korunma uzaklığı hem de genel hijyen önlemlerini daha da özenle sürdürmeliyiz.

Temaslılarda belirti yoksa test yapılmayacağı açıklandı. Bu kararın bilimsel dayanağı yok.

Hükümet salgınla mücadele ediyormuş gibi yapıyor.

AKP iktidarı, gerçek anlamda salgın politikası yürütemediği için, bu oyalanmalarla zaman kazanmaya çalışıyor. İlaç / aşı geliştirilmesini bekliyor.

24 Ekim’de BM’nin 75. yılında yaptığım konuşmalarda şunları vurguladım :

  • Yalnız Türkiye için değil, uluslararası toplum için tüm dünyada eşzamanlı 14 gün küresel kapatma çağrısı yapıyoruz.

Bu bir uluslararası dayanışmadır ve insanlığa çok şey kazandıracaktır. BM düzleminde konunun mutlaka ve ivedilikle ele alınması gerek.” (15.11.2020)
*****
Cumhuriyet’e ve değerli muhabiri Sn. Sibel Bahçetepe’ye teşekkür ederken,
bu gün  açıklanan Cumhuriyet Gazetesi’ne 28 gün reklam yasağı cezasını kınıyoruz. Asla adil değil, hukuka uygun değil; buram buram siyasal hınç – intikam – çökerteme saldırısı kokuyor.
Bunlar 21. yy’da Türkiye’ye yakışmıyor ama siyasal islamcı AKP kendine yakıştırıyor.
Bu Gazete neler gördü, geçirdi.. Asırlık çınardır.. Sel gidecek kum kalacaktır, unutulmasın.

Gazetemiz Cumhuriyet’i destekleyelim günde birkaç tane alıp dağıtalım..

Sevgi ve saygı ile. 16 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik