Mansur Yavaş ve gözyaşları içindeki anne!..

Mansur Yavaş ve gözyaşları içindeki anne!..

Uğur Dündar
SÖZCÜ, 26.12.19

(AS: Bizim kapsamlı irdelemememiz yazının altındadır.)

Cumayı cumartesiye bağlayan gece yarısı saatleri… Ankara’nın değerli Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, “Bundan böyle Ankara’nın rantı, Ankaralıların olacak, hiç kimse yetim hakkı yiyemeyecek” diyerek rant baronlarına savaş ilan ettiği “Demokrasi Arenası” henüz bitmiş… Programı coşkuyla izleyen konuklar evlerine dağılırken ev sahibi Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar “Buyurun birer yorgunluk çayı içelim” diyor. Hep birlikte onun inşaatını tamamlayarak ilçesine kazandırdığı muhteşem eserlerden biri olan Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin kulisine geçiyoruz.

Çaylarımızı yudumlarken odaya, gözyaşları arasında “Ne olur beni Mansur Bey’le görüştürün” diye yalvaran bir kadın giriyor. Kısa sürede çok dertli bir anne olduğunu anladığımız kadın, hıçkırıklar arasında Başkana yaşadıkları çaresizliği anlatmaya başlıyor:
★★★
“Kızım 2012 yılında (…) Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden onur derecesiyle mezun olduğunda çok mutlu ve gururluyduk. Aynı yılın Aralık ayında girdiği Hakimlik ve Savcılık Yazılı Sınavı’nda 80 küsur puan aldı. Mülakat 2013 yılı Mayıs ayında yapıldı ve yalnızca 3 dakika sürdü!.. Kızımın elenmesine neden olan sorulardan biri Urla’daki antik Klazomanai Zeytinyağı İşçiliği,  diğeri  ise Endülüs Uygarlığı idi. 3 dakikada bir insanın bilgisinin, kişiliğinin ve liyakatının nasıl anlaşıldığını hiçbirimiz anlayamadık!.. Kızım aynı yıl girdiği Hazine Müsteşarlığı yazılı sınavını Türkiye 5. si olarak kazandı. Ancak mülakatta 70 verildi ve yedeğe bırakılıp elendi!.. Yani Türkiye beşinciliği, kızımızın bu sınavları kazanmasına yetmedi!.. “
★★★
Mansur Bey’in sakinleştirme çabalarına karşın kadın hem gözyaşlarını hem de içini dökmeye devam ediyor: “İki yıl sonra, bu kez, Dışişleri Bakanlığı Uzman Yardımcılığı Sınavı’na girip onu da kazandı. Ama mülakatta elenmekten yine kurtulamadı! Mülakatlarda sürekli elenmesine bir anlam veremiyor ama gizli bir elin evladımızı engellediğini görüyorduk! Bu gizli elin sahibini ancak 15 Temmuz’dan sonra FETÖ gerçeğiyle yüzleştikten sonra anlayabildik!..

Onur diplomasıyla mezun olduğunda ülkesine büyük ideallerle hizmet edeceğini düşünüp güzel hayaller kuran yavrumuz, son olarak, yurt dışında yüksek lisans yapmak için Milli Eğitim Bakanlığı bursuna başvurdu, ancak yine mülakatta elendi!..   Bunun üzerine eşimin emekli ikramiyesiyle aldığı arsamızı satıp, Amerika’ya yüksek lisans yapmaya gönderdik. Orada hem yüksek lisansını tamamladı hem de bir Amerikalının bile ilk girişte kazanmakta zorlandığı New-York Barosu’nun sınavını büyük başarıyla geçerek New York Barosu avukatı olmaya hak kazandı…”
★★★
Kadının gözyaşları sel olurken, iki kız evlat sahibi Mansur Bey’in de gözleri buğulanıyor.  “Kızım ana dili gibi İngilizce, orta düzeyde Fransızca ve İspanyolca biliyor. Ancak takdir edersiniz ki, yabancı ülke vatandaşının oralarda referansı olmadan bir hukuk bürosunda iş bulması çok zor. Size yalvarıyorum. Eğer New York’ta tanıdığınız bir hukuk bürosu varsa, kızıma destek olur musunuz?.. Son bir umutla size geldim. Yalvarıyorum Mansur Bey, yalvarıyorum…”

Başkan hemen yanındaki özel kalem müdürüne dönüyor. Dertli annenin telefon numarasını yazdırıp elinden ne geliyorsa yapacağı sözünü veriyor. Kadın odadan çıkıp gittikten sonra bile Nazım Hikmet’in dev salonunda hıçkırık sesleri yankılanıyor.
★★★
İçim yanıyor, vicdanım isyan ediyor. Başkanlarla vedalaşıp otele geldiğimde adı bende saklı anneyi arıyorum. Kendimi tanıttıktan sonra bunu yazı konusu yapacağımı söyleyerek, başka bilgiler de öğreniyorum. Dedesi Çanakkale gazisiymiş. Savaş bitip memleketine döndüğünde, teklif edilen gazilik maaşını “Ben bu vatanı para için savunmadım” diyerek reddetmiş ve çiftçilikle hayatını kazanmayı sürdürmüş. Ailesine de ölümünden sonra gazi maaşı almamalarını vasiyet etmiş. Emekli astsubay olan babası da Kıbrıs Barış Harekatı’nda gazi olmuş… Ailesinin öyküsünü kısaca dile getirdikten sonra şunları söylüyor:

“Uğur Bey bu ülkenin bağımsızlığı için canını vermeyi göze almış bir ailenin torunu olan kızımın hayalindeki  savcılık mesleğini yapması engellendi. Ne yazık ki umutlarımızın ve hayallerimizin hepsi uçup gitti. Çok sevdiğimiz vatanımızda Suriyeliler kadar bir hükmümüz olmadı. Şevki ve geleceğe ilişkin umudu tükenen kızım, artık bu ülkede çalışmak da, yaşamak da istemiyor. İnanır mısınız, içinde adalet olmayan adalet saraylarının önünden geçerken içim kan ağlıyor. Kızımız da burada savcı olarak çalışıp adalet dağıtacaktı diye rüyalar görürken, şu anda biz adalete muhtaç hale gelmiş durumdayız. Ancak şuna kesinlikle inanıyorum Uğur Bey; gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Elbette bu devran dönecek. Atalarımızın söylediği gibi ‘Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!..’

Bu vatan, kendisini koruyup kollamak ve yüceltmek için hangi meslekten olursa olsun özveriyle çalışmış evlatlarını bir gün mutlaka kucaklayacak ve onları bağrına basacak…”
★★★
Ne diyeceğimi bilemedim. Dedesi ve babasının uğrunda can vermeyi göze almış olmalarına karşın, bu cennet vatanda hiçbir değeri kalmadığına inanmak zorunda bırakılmış yüreği yanık bir anneye ne diyebilirdim ki?..
===================================
Dostlar,

2019 BİTERKEN AKP’nin
UTANDIRICI SİCİLİ

Sn. Uğur Dündar’ın yukarıda aktardığı bu çok acı veren olay bizim de gözlerimizi epey nemlendirdi.. Ancak ne yazık ki tekil değil; genel – geçer AKP uygulaması..
Adındaki ilk sözcük “Adalet” olan bu parti, 2001’de kurulduğunda 3 temaya odaklanarak PR (Halkla ilişkiler, Public Relations) çalışması kurguladı :

– Yoksulluk
– Yolsuzluk
– Yasaklar…

Türkiye’de bu sorunlara öncelikle çözüm getirilecekti. Çok ağır 2001 ekonomik bunalımının belini büktüğü halk, bir umutla AKP’nin bu “politik olta” sına tutundu. AKP’ye %35 dolayında oy akıttı halkımız  ve adaletsiz seçim sisteminin cilvesiyle AKP, TBMM’de %65 oranında MV elde etti. 3 Kasım 2002 seçimleri, 2 yaşını bitirmeyen bir siyasal partinin, girdiği ilk genel seçimde büyük utkusu ile sonlandı.

Ancak zamanla AKP ve izlediği siyaset zamanla çok ağır biçimde yozlaştı.
Cumhuriyetin temel direklerine ağır dinci saldırı başlatıldı.
AKP = Erdoğan, “dindar ve kindar” nesiller yetiştireceklerini söyleyerek ulusal birliği yaraladı ve laik rejime savaş ilan etti..

  • Hatta Partisine oy vermeyenleri “zillet, illet” olarak suçlayacak kertede şiddet dili kullandı, politik hırsını gemleyemedi AKP’li cumhurbaşkanı Erdoğan

3-5 yaşındaki anaokulu çocukları bile vahşice – utanmazca – kör intikam duygularıyla türbana bulandı! (Basın 17.12.19)

Dinci – siyasal islamcı AKP iktidarı, vahşi Kapitalizmle işbirliği yapıp İslamın öz değerlerini çiğneyerek ulusal ekonomik varlıkları yandaş ve yabancı sermayeye özelleştirmeyle sattı.

Kamuda korkunç düzeyde yandaş kadrolaşmasıyla “liyakat“in zerresini bırakmadı.

Ülke korkunç borçlandırıldı. 2002 sonunda 129 milyar $ olan kamu borcu 450 milyar $’ı aştı.
Ulusal gelir 230 milyar $ iken 2018 sonunda 700 milyar $’da kaldı.. Kamunun dış borcu
450/129 = 3,5 kat büyürken, toplam ulusal gelir 700/230 = 3 kat büyüyebildi yalnızca..

Halkın bankalara borcu onlarca kez katlandı.
Gelir dağılımı iyileşmedi, bozuldu, Gini katsayısı hala .42’lerde.
Fitre – zekat ve cemaat – tarikat yardımları dışında yoksulluk için bilimsel politika üretilmedi.

IMF‘nin son gözden geçirme raporunda (Aralık 2019) şunlar kaydedildi :

  • Yıl sonu enflasyon 2019’da %13,5, 2020 ve 2021’de %12 olacağı,
  • İşsizliğin 2019’da %13.8, 2020’de % 13.7, 2021’de 12.9 düzeyinde beklendiği ..
  • Türk ekonomisinde bu yıl (2019) % 0.2, 2020’de ise % 3 büyüme öngörüldüğü…

Oysa 2018’de nüfus %1,47 büyüdü. 2019 için de aynı hız geçerli olursa, bu yıl %0,2 olarak gözüken büyüme gerçekte eksi %1,3’tür. Ülke büyümeyip küçülmekte, yoksullaşmakta, güçsüzleşmektedir gerçekte. AKP = Erdoğan, akıl dışı – gereksiz nüfus artışını akıl almaz biçimde teşvik etmektedir. Sonuç; kalabalık, niteliksiz, dincileştirilmiş…. bir topluluktur.

Merkez Bankası’nın yedek fonları (yaklaşık 40 milyar TL) ve kârı (yaklaşık 40 milyar TL) 2019 bütçesine aktarıldığı halde, Bütçe yasasında öngörülen 82 milyar TL açık, 125 milyar TL’ye çıkarıldı. Böylelikle 961 milyar TL öngörülen 2019 bütçesi, gerçekte 200+ milyar TL açık vererek Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı.

Geçtiğimiz haftalarda Saraya 108 m2 tek parça halı alındı, 324 bin TL..
162 asgari ücrete bedel!

AKP = Erdoğan‘ın örtülü ödenek harcamaları anormal şişmeye devam ediyor.

Dış politikada tam anlamıyla bataktayız.. Kendi nüfusu olmayan 8,1 milyon insana Türkiye bakıyor. Bunların 5 milyonu içeride, 3,1 milyonu Suriye sınırımıza yakın yerlerde. Bu rakam Türkiye nüfusunun %10’u ve dünyada bu denli ağır, ölçüsüz yük üstlenen ülke yok! Ülkenin demografik – kültürel – sosyal – etnik yapısı ağır ve çok tehlikeli biçimde değiştiriliyor.

Batı emperyalizmi şöyle ya da böyle AKP = Erdoğan‘ı tümü ile ele geçirdi ve “her istediğini” yaptırıyor! ABD açıkça, Erdoğan ve ailesinin malvarlığını araştıracağını dünya kamuoyuna açıkladı ve Erdoğan tek sözcük bile edemedi; ABD ile ilişkilerde “çooooooooooooooooook” yumuşayarak (!?) istenenleri uysalca – çaresizce yapmaya başladı..

Alın işte KANAL İSTANBUL.. Apaçık ABD dayatması ve Erdoğan tüm Türkiye’yi hiçe sayarak bu emperyalist projeye gövdesini siper etmiş durumda.. Apaçık, kendisini – partisini ve 83 milyonluk Türkiye’yi günü kurtarma pahasına ateşe atmaktan çekinmemekte..

  • ABD kılıcı ensesinde : Malvarlığını açıklarız!

Abdestinden kuşkun yoksa neden susuyor ve ısrarla açıklama yapman istenmesine karşın sessiz kalıyorsun?? Çık, haykır :

  • “Eyyyy Amerika, malvarlığımı açıklamazsan, namertsin!” desene! Neden diyemiyorsun?

Demokratik kurumsal mekanzimalar bir kurgu ile yok edildi Türkiye’de.
TEK ADAMA teslim edildi koca Türkiye. Hesap sormak, katılımcı karar almak olanaksız.

TEK ADAMI da türlü yöntemlerle suçüstü yakalayıp dosyaladın mı, artık koca Türkiye, 1 kişi üzerinden tam anlamıyla tutsak edilmiş oluyor..
***
30 Aralık 2019 Pazartesi, TBMM’ye Tezkere geliyor.. Anayasa md. 92 uyarınca Libya’ya asker yollamak üzere..

  • Sıra Mehmetçiğin kanına – canına mı geldi?

Sağduyulu – vicdanlı AKP’li vekil tükenmedi bu ülkede sanırız. 1 Mart 2003 Tezkeresinde 65 bin ağır silahlı ABD askerinin İskenderun limanından girerek Müslüman komşumuz Irak’ı kuzeyden işgaline TBMM izin vermemişti. Yüz dolayında AKP’li vekil, Başbakan Abdullah Gül hükümetinin istemine “hayır” diyebilmişti.

Tipiktir; ülkeyi batıran siyasetçiler dışarıda ulusalcı duyarlıklara dönük senaryolarla gündem değiştirerek ömürlerini uzatmaya çabalarlar. 30 Aralık 2019 günü, TBMM’de, vicdanlı – sağduyulu AKP’li vekiller için, Suriye’den ders almaksızın ülkemizi yeni bir kanlı senaryoya sürükleme sevdasına son verme sınavıdır.

  • Mehmetçik Libya’ya asla yollanmamalıdır.

    ****
    Göz yaşları içinde, telef edilen hukukçu kızı için ABBB Mansur Yavaş’a yakaran ve Uğur Dündar’a telefonda içini döken annenin dramı (SÖZCÜ, 26.12.19) bize bu dizeleri yazdırdı.

Muhalefet, artık sürdürülemez ve politik ömrü bitmiş bu iktidarın bir an önce ülkenin başından indirilmesi için etkin, demokratik kitlesel politikalar geliştirmek ve uygulamak zorundadır. Sonuç vermeyen genelgeçerden farklı.. Yeni, yepyeni, yaratıcı, birleştirici, yürekli, akılcı!

Kurtuluş tek başına olanaksız.. Örgütlü politik mücadele ile hep birlikte ve el ele!

Sevgi ve saygı ile. 28 Aralık 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

EMEKÇİNİN ALINTERİ, YALAKALIĞIN DEĞİL MÜCADELENİN HAMMADDESİDİR!

EMEKÇİNİN ALINTERİ, YALAKALIĞIN DEĞİL MÜCADELENİN HAMMADDESİDİR!

Kamu emekçisinin Toplu İş Sözleşmesi hakkı için yetkili konfederasyon Türk-İş ve hükümetin kurduğu pazarlık masası, işçi sınıfı için ortaya çıkan hezimet kadar skandallarıyla da ibretlik olmuştur.
Bilindiği üzere; kamu işçisi için % 15 zam istemiyle masaya oturan Türk-İş, isteminin neredeyse yarısına, % 8 zamma razı olarak masadan kalkmıştır. Ancak daha vahimi, masanın sonucunu açıklamak için yapılan toplantıda, Türk-İş Genel Başkanı Ergun Atalay‘ın, mikrofonun açık olduğunu unutarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a fısıldadığı o sözler olmuştur.  Atalay’ın Bakan Selçuk’a mahcup bir ifadeyle “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle” demesi ve Bakan’ın da bu sözün üstüne memnun bir ifadeyle kafasını sallaması, emekçinin alınterine nasıl ihanet edildiğinin kanıtı olmuştur.
Halihazırda aynı basın toplantısında Bakan’ın “Bizi en ilgilendiren şey, kamunun genel yararı. Mali ve sosyal dengeleri korumaya dikkat ettik. Bunları göz önünde bulundurarak işçi sendikalarımızla uzlaşı ve anlayış içinde geçmişteki gibi hareket ettik” ifadelerini kullanması, karanlık tabloyu daha da anlaşılır kılmıştır. Yani AKP’li siyasetçilerin neredeyse hepsinin liyakatı bir yana atarak kamuya doldurdukları akrabalarının aldığı 3’er 4’er maaşla bozulmayan kamudaki “mali ve sosyal dengeler”, sıra kamu emekçisinin hakkına gelince birden hassaslaşmıştır!

Hükümet ne şanslı ki, bu kıymeti hükümetten menkul “hassasiyetleri”, adına konuştuğu emekçilerden daha önemli bulan Türk-İş imdadına yetişmiş ve “işi uzatmadan” kendi tabiriyle “bağlamıştır”.

TÜRK-İŞ TABANI ÖRGÜTE SAHİP ÇIKMALIDIR

Buradan sesleniyoruz: “Bağladığınız” tek şey kendi bileğinizdeki prangadır ve bunun anahtarını seve seve Saray’a vermiş bulunmaktasınız! O koltuklarda sendika ağalığı yapmak, sarı sendikacılığın yeni markası olmak için değil, size güvenmiş bulunan emekçilerin haklarını savunmak için oturmaktasınız. Bu rezil davranışınızla, hem koltuklarınızı değersizleştirmiş, hem de Türkiye İşçi Sınıfı’na ihanet etmiş oldunuz.

Emekçinin durumu ortadayken Anlaşmaya göre; ücreti 3500 liranın altında olan işçiye yalnızca 150 TL iyileştirme, tüm işçilere ise bu yıl ilk 6 ayı için % 8, ikinci 6 ayı için %4, 2020’nin ilk ve ikinci 6 ayı için % 3’er ve enflasyon farkı oranında zam yapılacaktır. Yani en temel tüketim maddeleri-nin bile son bir yılda % yüze yakın zamlandığı ülkemizde, kamu emekçisinin payına yine sefalet düşecektir. Hükümetin dalga geçer gibi  pinpon topuna göre belirlediği enflasyon oranının gerçeği yansıtmadığını bile söyleyemeyen, koltuğunu her değerden daha kıymetli bulan, işçinin emeğini üç kuruşa Saray’a satan Türk-İş Genel Başkanı derhal istifa etmelidir!
İşçi sınıflarının mücadelesi öğretmiştir ki “özgürlük ve adalet önündeki en büyük engel, gönüllü kölelerdir.” Seve seve bu sistemin muktedirlerine köle olmuş, emekçinin alınterinin kutsallığını unutmuş bir isimden işçi temsilcisi değil, ancak  patron yardımcısı olur.
Kamu işçilerini masada satan zihniyetin benzerini memurlar geçmiş yıllarda yaşamış,  genel başkanları mecliste koltuk alırken, halefleri buçukların bağışlanmasına razı olarak imza atmışlardır.
Kısa bir süre sonra sona erecek memurlara yönelik toplu sözleşmede aynı oyunu oynayacaklara da Türk-İş başkanına da en büyük dersi emekçiler vermek zorundadır. Aksi halde ilk olmayanın tekerrürü (AS: yinelemesi), kalıcılığı kaçınılmazdır.
(http://www.egitimis.org.tr/guncel/sendika-haberleri/emekcinin-alinteri-yalakaligin-degil-mucadelenin-hammaddesidir-3149/#.XVh8y-MzZ1s)

MERKEZ YÖNETİM KURULU

Kılıçdaroğlu’ndan belediye başkanlarına talimat

Kılıçdaroğlu’ndan belediye başkanlarına talimat

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 11 büyükşehir belediye başkanına kırsal kesimlerde CHP’ye karşı olan önyargının kırılması için çalışma yapılması için talimatı verdiği belirtildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında, CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanı dün, 31 Mart seçimlerinin ardından ilk kez bir araya geldi. Genel başkan yardımcıları Seyit Torun, Oğuz Kaan Salıcı ve Faik Öztrak’ın da bulunduğu toplantıda, belediyelerin uygulayacağı politikalar ele alındı.

Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre, CHP lideri Kılıçdaroğlu toplantıda 11 büyükşehir belediyesine ilişkin beklentilerini dile getirdi. Seçimden önce 31 Mart’a ilişkin açıklanan seçim bildirgesi ve açıklanan temel ilkelerin dikkate alınması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu’nun, 11 büyükşehir belediye başkanına talimatlarını 13 başlık altında sıraladığı öğrenildi.

‘HESAP VEREBİLİR OLUN’

Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanlarına, kimi görevlerin çok önemli olduğuna işaret ederek, “Belediyede kadrolarınızı liyakate göre oluşturun” dediği öğrenildi. Bütün belediyelerden saydam bir yönetim istediğini söyleyen Kılıçdaroğlu’nun, “Her zaman hesap verebilir olun. Gerekirse bağımsız denetçilerle kendinizi denetlettirin” dediği belirtildi.

Sivil toplum örgütlerinin yönetime katılımının sağlanmasını isteyen Kılıçdaroğlu’nun belediyelerde kır-kent dengesinin de iyi kurulmasını istediği kaydedildi. Özellikle kırsal kesimlerde CHP’ye yönelik önyargının kırılması için büyükşehir belediyeleri tarafından çalışma yapılması talimatı verdiği de öğrenilen Kılıçdaroğlu’nun, gelecek genel seçimlerde partinin oyunun artırılmasına yönelik çalışmaların ihmal edilmemesini istediği ifade edildi.

‘AİLE SİGORTASINI YAPTIRIN’

Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanlarına her kent için yoksulluk envanteri oluşturulması talimatı verdiği de belirtilerek, “Yoksullara yardımı aile sigortası olarak gerçekleştirin. Halk kart uygulamasını yaygınlaştırın. Yoksulların onurlarını zedelemeden, nakdi olarak yardımda bulunun” dediği öğrenildi. Deprem kuşağında olan Türkiye’de kentsel dönüşümün çok önemli olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, “Türkiye çok hızlı ve kötü kentleşti. Kentsel dönüşüme önem verin” diye konuştu. (Cumhuriyet internet, 27.4.19)

McKinsey’e Kaç para ödendi?

CHP ile AKP arasında sözleşme polemiği: Kaç para ödendi?

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
CHP, “Bu şirkete para ödendi mi? Ödendiyse geri alınacak mı?”

[Haber görseli]Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD’li danışmanlık şirketi McKinsey ile çalışılmayacağını açıklamasının ardından CHP, “Bu şirkete para ödendi mi? Ödendiyse geri alınacak mı?” sorularını yöneltti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Bundan sonraki süreçte sorular şunlar: Bu şirkete para ödendi mi? Bu şirkete danışılmayacaksa, eğer ödendiyse paralar ne olacak, geri istenecek mi?. Bu süreçte özellikle damadın vermiş olduğu beyanlar var. Karşı çıkanlar hakkında ‘cehalet’ ifadelerini kullandı. Bu şirkete denetleme görevi verilmesinin gündemden kalkması, şirketin Türkiye’nin ekonomiyle ilgili kozmik odalarına girmemesi nedeniyle önemli bir gelişmedir” dedi.

Öztrak “Zaten baştan bir Amerikan şirketinin ya da yabancı bir şirketin kredibilitesinin arkasına sığınarak yabancıları Türkiye’ye çekme stratejisi yanlıştı. Burada 3 ana başlık var:

1) Bunlardan birincisi demokrasi ve hukukun üstünlüğü,
2) ikincisi ekonomide Türkiye’nin dünyada yarışma gücünü artıracak, istikrarı sağlayacak yapısal reformlar.
3) Üçüncüsü de saydamlık ve hesap verilebilirlik.

Bu üçünü bir araya getirip dünyanın önüne güven uyandıran bir program konulması gerekiyor.

Albayrak ‘ihanet’ demişti

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, eylül ayı sonunda, BM zirvesi için gittiği New York’ta yaptığı açıklamada, “Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek” demişti. Açıklama kamuoyunda tartışma yaratınca Albayrak, “Ortadaki spekülatif söylemler cehaletten değilse ihanettendir” açıklamasını yaptı.

“Albayrak’tan alınsın”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren CHP’li Murat Emir, McKinsey firmasıyla yapılan sözleşmenin tek taraflı iptali sonucunda çıkacak tazminatın, kim tarafından ödeneceğini sordu. CHP’li Emir, sözleşmeden cayma bedelinin kim tarafından ödeneceğinin belirsiz olduğunu, ödenecek bu bedelin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a rücu edilmesini önerdi. (Cumhuriyet internet, 7.10.18)

*****
Dostlar,

Hazin savruluşlar kumkuması içinde iktidar partisi..
Tüm nobranlık ve dağlarca kibire karşın, kamuoyunun kapsamlı isyanı AKP’ye geri adım attırdı..
Yapılan –küresel finans kapitalin şatolarından McKinsey ile anlaşma– öyle basit bir imtiyaz sözleşmesi değildi; açıkça KAPİTÜLASYON idi ve Lozan Andlaşmasına da aykırı idi.
Ne var ki, iktidar öylesine çaresiz ki; mutlaka her yıl 240 milyar dolar dolayında sıcak para girişini sağlamak zorunda. Ayda ortalama 20 milyar $! Katar, bedeli çoook ağır olabilecek 15 milyar $ getirdi / getirecek diyelim; hangi dişin kovuğunu dolduracak?? Sonra??

  • Erdoğan Küresel finans kapital ile aşık atabilir mi??

Güldürmeyin insanı.. susuz götürür susuz getirirler, hem de 40 kez ve ayakta uyutarak..

Yapılacaklar belli :

1)Demokrasi ve hukukun üstünlüğüne derhal dönmek
2) Ekonomide Türkiye’nin dünyada yarışma gücünü artıracak, istikrarı sağlayacak yapısal reformları yapmak.
3) Saydamlık ve hesap verilebilirlik.

  • Damadı kenara çekin,
  • Hanedan saltanatına son verin,
  • Başta TBMM, kurumlar çalışsın ve
  • Ödünsüz liyakat işlesin.

    Başka hiçbir ama hiçbir kurtuluş – çıkar yol yok AKP = Erdoğan, anlaşıldı mı?
    Önünde sonunda buraya geleceksiniz..
    Oyalandıkça batıyor ve Türkiye’yi de yakıyorsunuz!

Sevgi ve saygı ile. 07 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İşte Erdoğan gerçeği

İşte Erdoğan gerçeği

Soner YALÇIN
SÖZCÜ, 22 Haziran 2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Diyorlar ki:
Erdoğan’a-AKP’ye önyar­gılısınız.
Hiç önyargım olmadı.
Sadece, güvenmedim.
Sadece, Erdoğan’ın 16 yıl önce seçmeni kandıracağını öngördüm.
Haklı çıktım! Nasıl mı?
Bu soruyu Erdoğan yanıtlasın!
Tarih: 26 Eylül 2002.
Perşembe. Saat11:00.
Erdoğan, İstanbul Grand Cevahir Otel’de “AK Parti 3 Kasım 2002 Seçim Beyannamesi”ni açıkladı. Mikrofonu eline aldı bakın -16 yıl önce- neler dedi:
Dedi ki: Dünyada kök­lü dönüşümler yaşanırken Türkiye, zamanını ve ener­jisini iç meseleleriyle uğ­raşarak tüketmektedir. Artık, kendi içine dönük böyle bir sistemle toplumun talepleri karşılanamayacağı gibi, uluslararası cami­anın saygın üyesi de olunamaz…
Dedi ki: DSP-MHP-A­NAP koalisyon hükümetinin uyguladığı ekonomik istikrar programları ve acı reçeteler halkı canından bezdirdi. Üre­tim gücü zayıflatıldı, istihdam azaltıldı ve kaynakların üre­timi yerine rant gelirlerine yönelindi…
Dedi ki: Ülke, iç ve dış ya­tırımcılar açısından cazibesini kaybetti; Türkiye ürkütücü boyutlarda mali ve beşeri sermaye kaybına uğradı. İyi yetişmiş nitelikli insanları­mız arasında bile işsizlik had safhaya ulaştı; yetenekli genç beyinler gelecekle­rini yurt dışında iş arama­nın telaşına düştü…
Bugüne ne kadar ben­ziyor değil mi?
Durun yeni başladık; daha neler dedi neler…

YOLSUZLUKLA MÜCADELE

Dedi ki: Kamu açıklarına dayalı ve sadece sıcak para girişiyle desteklenen büyüme modelinin sürdürülemeyeceği açıktır. Kamu açıkları, harca­malarda tasarruf ve verim­liliğin artırılması yoluyla azal­tılacaktır…
Dedi ki: Ekonomik ve sosyal altyapı yatırımlarına öncelik verilecek; taşıt alımı, lojman ve sosyal tesis gibi verimsiz harcamalar yapıl­mayacaktır…
Dedi ki: Siyasi ve ekono­mik istikrarın sağlanmasına paralel olarak döviz kurla­rında da istikrar sağlayaca­ğız…
Dedi ki: Yoksulluğun ve gelir dağılımındaki dengesiz­liğin temelinde yolsuzluk­ların yattığı, son yıllarda açıkça görülmüştür. Kamu kesimi rant dağıtma meka­nizması olmaktan çıkarıla­caktır
Dedi ki: Yolsuzluğun önlenmesinde temel öncelik, siyasetin ve kamu yönetimi­nin yolsuzluktan arındırılması olmalıdır. Ülkemizin ulus­lararası imajını zedeleyen yolsuzluk olaylarının orta­ya çıkarılması ve suçluların cezalandırılması için gerekli idari ve hukuki önlemler alına­caktır…
Dedi ki: Kamu rant dağıt­ma mekanizması olmaktan çıkarılacak. Kamu otoritesini kullanan siyasetçilerin ve kamu yöneticilerinin mal varlıkları şeffaf hale getirile­cektir…
Dedi ki: Kamu yöneticile­rinin atanmasında teknik ye­terliliğin yanı sıra, dürüstlük temel bir ölçüt olarak dikkate alınacak. Personel alımında objektif kriterler getirilecek, terfilerde liyakat ve fır­sat eşitliği esas alınacaktır…
Dedi ki: Partimiz, hü­kümetin ve kamu yönetici­lerinin hesap verme so­rumluluğunu açıkça kabul etmektedir. Yolsuzluklara imkan vermeyen şeffaf devlet anlayışını yerleştirecektir…
Dedi ki: Parti çıkarlarını ülke çıkarlarının üstünde tu­tan “negatif siyaset” değil, ülke çıkarlarını parti çıkarla­rından önde tutan “pozitif siyaset” takip edeceğiz…
Gülmeyiniz!
Daha ne komikleri var!

ÖZGÜRLÜKÇÜ ERDOĞAN

Dedi ki: Önyargılardan ve saplantılardan arınmış ger­çekçi bir dış politika izle­yeceğiz. Dış politikada karar verme ve uygulama süreci­ne parlamento ve toplu­mun çeşitli kesimlerinin katılımı sağlanacaktır…
Dedi ki: Partimiz, siyasi alanın daralmasına, temel hak ve özgürlüklerin kısıt­lanmasına, kamuda göreve alınmada eşitsizliklere neden olan düzenlemelere ve uygula­malara son verecektir…
Dedi ki: Partimiz, düşünce ve ifade özgürlüğünün tam olarak sağlanmasını sınır­layan engelleri kaldıracaktır. Devlet yönetimini şeffaf hale getirecektir…
Dedi ki: Temel yasal düzenlemelerin ve anayasal değişikliklerin yapılmasın­da partimizin Meclis’teki sayısal üstünlüğü yeterli olsa bile, mümkün olabilecek en geniş toplumsal mutabakat aranacaktır…
Dedi ki: Hukuku, korkut­manın ve cezalandırmanın de­ğil, adaleti sağlamanın ara­cı olarak görüyoruz. Hukukun siyasallaşmasını engelleyen önlemler alınacaktır..
Dedi ki: Eğitimde önyargılı ve ezbere dayanan yaklaşım terk edilecek; evrensel değerleri öne alan çağdaş yaklaşım benimsenecektir. Üniversiteler, her çeşit düşüncenin demokratik bir ortamda, hoşgörü içinde öğretilip tartışıldı­ğı, yasakların ve sınırlama­ların olmadığı özgür foruma dönüştürülecek. Rektör, dekan, bölüm başkanı gibi her kademedeki yöneticinin­seçimle işbaşına gelmesi sağlanacaktır…
Dedi ki: Ülkemizin te­mel gıda ürünleri açısından kendi kendine yeterli olması sebebiyle, tarım arazileri­nin sürekli işlenir halde tutulması, tarımsal üretimde verimliliğin artırılması ama­cındayız. Hayvancılığı mutlak geliştirmek zorundayız…
Dedi ki: Çevrenin korun­ması amacıyla yenilenebilir-temiz enerji kaynaklarından yararlanacağız…
Dedi ki: İşçilerden alı­nan gelir vergisi ve sigorta primlerini mutlak azaltaca­ğız…
Dedi ki: Partimiz, siyaseti ahlaki bir çizgiye yerleştire­cektir..
Uzatmayayım… Neler dedi Erdoğan biliyorsunuz.
Peki, 16 yılda ne yaptı?
24 Haziran’da kandırılmak­tan hoşlananlar hala var­sa ne diyebiliriz?
Böyle bir sonuç; siyasetin değil, psikolojinin alanına girer!
=============================================
Dostlar,

AKP = Erdoğan SEÇİMİ YİTİRMEYİ BİNLERCE KEZ HAK ETTİLER!

Değerli yazar Sayın Soner Yalçın’ın yazdıklarına ne eklemeli ki?? Sitemizin manşetine koyduk Erdoğan’ın 2002 sonrasında iktidar oluşundan 2010’a dek söylediklerini..

file:///G:/ST3%20DOCS/Ki%C5%9Filer/RTE/RTE%20z%C4%B1rvalar%C4%B1.htm

2010 sonrası ise iyice kantarın topuzunun kaçırıldığını dünya alem görüyor. Ülkemiz tam bir TEK ADAM rejimine, despotizme ve dinci faşizme sürüklendi.

21. yy’ın şafağında gerek küresel gerekse kadim Anadolu’nun birikimi – gelenekleri ve bir bütün olarak konjonktürü böylesi bir dayatmaya asla izin vermez, vermeyecektir.

Dolayısıyla Erdoğan ve AKP’si, kendilerine cömertçe sunulan siyasal kredileri tükettiler.

Halkı bezdirdiler, can – mal ve iş – hukuk – aş güvenliğini yok ettiler, gelecek umudunu ellerinden aldılar. Makro-ekonomik ölçekte Türkiye borçlarını döndüremez duruma, iflasın eşiğine sürüklendi. Halkın karnını doyuracak tarımsal – hayvansal üretim bile yapılamıyor. Adalet, sağlık, eğitim, iç – dış güvenlik başta olmak üzere 4 temel – vazgeçilmez kamu hizmeti verilemiyor.

Listeyi uzatmak olanaklı..

Dahası, yarın yapılacak baskın çifte seçimde milyonlarca insan SEÇİM GÜVENLİĞİ için çırpınıyor. Müslümanlıklarına toz kondurmayan, sözde herkesten daha müslüman ve dahası başkalarının müslümanlıklarını sorgulama hakkını bile kendinde gören AKP = RTE cenahından halk “oy” namusunu korumak için seferber.. Bu ne hazin tecellidir!

Bu nasıl Müslümanlıktır!? Müslümanlık her şeyden önce DÜRÜSTLÜK – İYİ AHLAK demek değil midir??

Neden AKP = RTE karşıtı onmilyonlarca halkta bu kaygı – endişe oluşmuştur? Yersiz midir? Hayır, yerindedir. AKP = RTE bu bakımdan sabıkalıdır, 16 Nisan 2017 halkoylamasında yapılan hileler – yasa dışı işler gün gibi ortadadır. Oylar sayılırken, YSK ne yazık ki açık yasa hükümlerini çiğneyerek “mühürsüz oyları” (!?) da geçerli saymış ve kıl payı, halkoylaması sonucu tersine çevrilmiştir. Ardından da günümüze sürüklenen eğik düzlem AKP = RTE tarafından ülkemize -ve de kendilerine- dayatılmıştır.

Gelinen yerde EKONOMİK İFLAS tamtamları AKP = RTE‘nin kulaklarını sağır etmeye başladığında da seçimler 16 ay öne çekilmek zorunda kalınmıştır.

TEK ADAM, ülkeyi bir anonim şirket gibi yönetmek istediğini pervasızca söylemektedir.

Ne var ki, Türkiye bir şirket olmadığı gibi, kimsenin babasının malı da değildir!

Bu devlet, Türk Ulusuna aittir ve EGEMENLİK BAĞSIZ KOŞULSUZ HALKINDIR!.

Erdoğan’ın 16 yıl kadar önce söylediklerinin TÜMÜYLE TERSİ yapılmıştır.

file:///G:/ST3%20DOCS/Ki%C5%9Filer/RTE/RTE%20z%C4%B1rvalar%C4%B1.htm 

3 Y hedefi Yoksulluk – Yolsuzluk – Yasakları gidermeye dönüktü, yerindeydi.

Şimdilerde ise “3 Y”, tam zıddıyla, ülkede genelgeçer ve kopkoyu egemen kılınmıştır.,

  • Halk yoksullaştırılmış, yandaşlar çooooook zengin edilmiştir.

  • Yolsuzluklar, yoksullaşTIRmanın temel nedeni ve aracı olmuştur.

Ülke neredeyse 2 yıldır OHAL altında yasaklarla – hak ihlalleriyle inletilmektedir. FETÖ bağırlarında yetişmiş ama siyasal ayağı ısrarla örtülmüştür. FETÖ kalkışması bahane edilerek, haber alındığı halde darbe girişimine “önlem alınarak” yol verilmiş, 250 insanımız feda edilmiş ve 5 gün sonra AKP = ERDOĞAN‘ın kurgulu sivil darbesi ile ülke – halk demir yumrukla ezilmiştir.

Bu senaryoyu bu halkın yutması ve daha fazla katlanması olanaksızdır.
AKP = RTE gemileri yakmış ama kendilerince emin limanlara da erişememişlerdir; açıkçası bir İSLAMİ FAŞİST DEVLET’i hala tam olarak inşa edememişlerdir. Bütün çırpınmalarına karşın halkın en az, en az yarısı hala ve şiddetle direnmekte, Cumhuriyetin temel değerlerini sahiplenmektedir

Dileriz yarın seçimler güvenlik içinde ve dürüstçe yapılır. Bunu sağlamak iktidarın baş görevidir.

Sonra da, AKP = RTE seçimi yitirirse, paşa paşa sonucunu kabul edip muhalefete geçmelidir. Bu dünyanın sonu değildir. AKP = RTE için pek çok “hayırlı” yönü de olabilir. Bir kez iflas eşiğindeki ekonomiyi çok acı reçetelerle toparlamak muhalefetin iktidarına kalır.. İkincisi AKP = RTE kadroları olağanüstü yorgun – bitkin tükenme tablosunda olduklarından, biraz dinlenir, muhalefeti tadar ve demokratik olarak olgunlaşırlar.. Dünyanın sonu değil, demokratik siyasal yaşamın olağan sonucudur seçim kazanmak ve de yitirmek.. Buna herkes hazır olmalıdır.

  • Kaldı ki Erdoğan, kişi – yer- zaman – olaylar bakımından yönelimini yer yer yitirmiş, belleğinde ciddi boşluklar oluşmuş ve düşünce akışında net kopukluklar belirmiştir. Durum kameralar önünde açık, net ve sabittir. Bu tıbben ciddi bir tablodur ve bu durumdaki insanların uzun süre dinlenmesi, hatta sağaltım alması gereklidir. Tersi durumda değindiğimiz bilişsel bozukluklar (cognitive disorder) derinleşebilir ve kalıcılaşabilir. Söz konusu olan, 81 milyonluk dev bir ülkenin yönetimidir ve en küçük bir zaafiyet asla kabul edilemeyeceği gibi, hiç kimse ama hiç kimse Türkiye’den daha önemli ve değerli de değildir!

Yineleyelim; 2 olgu akut olarak son derece önemli                   :

1. Seçim güvenliği ve dürüst – hilesiz – saydam sayım – döküm
2. Seçimlerde asla şiddet kullanılmaması ve kimsenin burnunun kanamaması…

Herkesten, herkesten ama özellikle iktidardan – hükümetten özel ricamız, beklentimizdir.

Sevgi ve saygı ile. 23 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com