VİCDANSIZ TEMMUZ

VİCDANSIZ TEMMUZ

Ceyhun Balcı
2 Temmuz 2018

Sıcak temmuzla birlikte ateş, kan, barut ve yanık kokusu hiç sektirmeden kendini gösterir. Üzerinden 25 yıl geçse de acılar küllenmemiştir. Dün olmuş gibi sıcaktır yaşananlar.

İnsan yakmak ortaçağda kaldı sanılır. Naziler bile hiç olmazsa önce öldürüp sonra yakmışlardır. Çeyrek yüzyıl önce diri diri insan yakmak eylemi Sivas Madımak’ta yaşama geçirilmiştir. Bilgeliğin, insanseverliğin beşiği olan Anadolu’nun orta yerinde.

510

Madımak aradan yıllar geçse de unutulmadı. Madımak’ın kahramanlarından birisi şu günlerde BİLGE DEDE konumuna yükseltilse ve önemli bir ayrıntı unutulsa da vahşetin unutulması olanaksız.

Vahşetin yaşandığı gün bu dehşetin yaşanmasının önüne geçmekle görevli siyasilerin ve devlet ileri gelenlerinin demeçleri arşivlerden bulunup okunsa olayın ağırlığıyla orantısız hafiflik gözler önüne bir kez daha serilmiş olur.

tansu

temel

mesut

erdal

Ölümcül Temmuz 2 Temmuz’da Sivas’ta yaşananlardan ibaret değildir oysa.

Bu olaydan 3 gün sonra Erzincan’ın kuş uçmaz, kervan geçmez köyü Başbağlar’da yaşananlar da Madımak’la boy ölçüşecek türdendir. Yediden yetmişe 33 vatandaşımızın delik deşik edilen bedenlerine ilişkin görsellere aradan geçen bunca yıldan sonra bile bakabilmek, bakılabilse de etkilenmemek olanaksız.

 

Tam da burada, bir haksızlıktan söz etmek gerekiyor. İleri gelenlerinden birisi BİLGE DEDE yapılsa da unutulmayan Madımak’a karşı unutulan, yok sayılan Başbağlar utanç kaynağımızdır.

Türkiye’ye uzun yıllardan bu yana egemen olan sen-ben, biz-siz kavgasının izleri sürülebilir Başbağlar unutkanlığında. Gözden ırak olan gönülden de ırak mı tutulur oldu? Madımak’ta yitirilen cansa Başbağlar’da yitirilen ne?

Hiroşima’yı anıp, Nagazaki’yi unutmak, hatta böyle bir şey olmadı edsıyla davranmak kabul edilebilir mi?

Üç gün arayla yaşanan, Türk halkını derinden yaralayan ardışık iki vahşete ilişkin duyarsızlık neden?

Eski sağ-sol hastalığımızın depreşmesi mi söz konusu?

Basın tarandığında kimi kendini bilmez sefil yaratıkların Madımak’ın intikamı Başbağlar’da alındı yollu nitelemelerine rastlayabilirsiniz.

Başbağlar’ın iyiden iyiye unutulması, şimdilerde ise hiç olmamış muamelesi görmesinin güncel PKK seviciliğiyle bağlantısı var mıdır?

Madımak’ı unutmamakta kararlı olan ama buna karşılık Başbağlar söz konusu olduğunda belleğini yitirmiş görünen Türk entelijensiyası, üzerine yapışan bu utanç etiketinden kurtulmalıdır.

Madımak’ta da, Başbağlar’da da yitirilen bizim canlarımızdır. Birinin diğerinden farkı daha az tanınmış olmak ya da hiç tanınmamış olmak mıdır?

Çoğunluğu hızlı solculardan oluşan unutkanlar yaptıklarını gururlarına yedirebiliyorlar mı?

Büyük ölçüde bilinçli olduğunu düşündüğüm bu unutkanlığın yaratıcılarını ve sürdürücülerini kınarken hem Madımak hem de Başbağlar kurbanlarını saygıyla anıyorum.
Ruhları şad olsun!

Artlarından sergilenen ikiyüzlülük ve vicdansızlık hepimize ders olsun!

Kaygılarımla…

(İZMİR’DEN) SEÇİM SONUCUNU YORUMLAMAK

(İZMİR’DEN) SEÇİM SONUCUNU YORUMLAMAK

Ceyhun BALCI

Bir seçim daha geride kaldı. Hemen her seçimde oy kullandığım sandığın bulunduğu okulda gözlemcilik yapma geleneğim bu kez de değişmedi.

Oy sayımı ve dökümü sonrası eve varınca gözlemcisi olduğum sandıklardaki sonuçlarla taban tabana zıt tabloya alıştığım için her kezinde daha da duyarsızlaştığımı ve seçim sonuçlarını çok daha sakin karşılar olduğumu söylemeliyim. Bunda, akılcı ve neden-sonuç ilişkisine dayalı irdeleme alışkanlığının da payı olduğunu eklemeliyim. Herkese tavsiye derim bu yaklaşımı!

Bu seçimde de durum değişmedi. Sonuçları akılcı irdeleme yerine gizemli ve sonucu gölgede bırakıma amaçlı yorum ve asılsız haberler sosyal ortamları etkisi altına aldı. “Yüksek Seçim Kurulu’nun yarısı istifa etti” haberlerinden tutun da “seçimi yitiren muhalif adayların kayıp oldukları, tehdit aldıkları”na varan pek çok asparagas sayısız insanı etkisi altına aldı.

Aklı başında olduğu varsayılan insanlar arasında gerçekçilik yerini romantizme bırakınca seçim sonuçlarına kılıf bulma arayışları ve bu arayışlara sayısız alıcı çıkmasına şaşırılmamalı.

Muharrem İnce seçimin ertesi günü öğle saatlerinde kameraların karşısına geçip de durumu açıklıkla ortaya koyunca “biz ne yaptık?” özeleştirisine gerek görmeyen bizim mahallenin klavşörleri son 16 yılda hiç elden bırakmadıkları tanıdık bir başka silahla yaylım ateşe başladılar. Başta bir milletvekilinin salvoları olmak üzere bir hekimin kaleminden çıktığı öne sürülen satırlarla “kendimiz için bir şey istiyorsak namerdiz” tadında zavallı halkımıza arka çıkar görünümde; ama satır aralarında AKP’ye oy veren yığınların zekâsını sorgulayan yazılar sosyal ortamlara egemen oldu. Gözyaşlarıyla okunan bu türden yazılar sorunu çözmese de seçim sonuçlarına kılıf hazırlaması bakımından epeyce işlevli olmuştur denebilir.

Hoşumuza gitmeyen siyasi eğilimlere oy veren yığınları aptallıkla ve salaklıkla suçlayanların aynaya bakmalarında yarar var. Ortalama yurttaşın onları geri zekâlılıkla suçlayanlar kadar akıl ve izan sahibi olduğundan kuşku duyulmamalıdır.

İzmir’de ya da benzeri bir ortamda yaşayıp, hemen hiçbir biçimde bu ortamların dışında yaşam sürmemiş kimselerin ülke gerçeklerinden kopuk düşünce dünyasından sıyrılmalarında sayısız yarar var.

Şeker fabrikalarının kapatıldığı illerden gelen AKP oylarından patates, soğan fiyatlarının tavan yapmasına karşın düşmeyen iktidar oyları üzerine kalem oynatmadan önce kimi sayıları bilmekte yarar var  : Türkiye’nin köylerinde insan kalmadı. Ülkenin kırsal nüfusu % 15’lerin altına indi. Hızla dibe doğru ilerlemeyi sürdürüyor. Dolayısı ile ülkenin kırsalında yaşayanların tarımsal ve hayvansal üretim gibi bir beklenti ve hedeflerinin olmadığı gerçeği akıldan çıkartılmamalıdır. Tarımsal ve hayvansal üretim yetersiz olmanın yanı sıra, endüstriyel ortamlarda yürütülmektedir. Köylerde yaşayan kalmadığı gibi yaşamayı sürdüren az sayıdaki insanımız tarımsal ve hayvansal üretim yapmak yerine bu gibi gereksinimlerini biz kentlerde yaşayanlar gibi çarşıdan, pazardan edinmektedir.

İnsan toplulukları az sayıdaki bölümü bir yana bırakılırsa, kısa erimli beklenti ve çıkarları üzerine kurmaktadır siyasal tercihini. Bu yalnız Türkiye’de değil dünyada da böyledir. Bu yazıyı okuyanların derdi olan sosyo-kültürel ortam değişiklikleri, yaşam biçimine müdahale ve kamusal ortamlardaki dinselleşme gerçekte geniş halk yığınlarının en azından öncelikli kaygıları arasında yer almamaktadır.

Muharren İnce’nin estirdiği hava, oluşturduğu coşkulu ortam yukarıda özetlenen gerçekler ışığında değerlendirilirse seçim sonuçlarıyla ilgili daha sağlıklı irdeleme yapılabileceği öngörülebilir.

Seçim çalışmalarını iktidara karşı duyarlılıklar çerçevesine sıkıştırmak bir çıkmaz sokağa girmek anlamına gelmiştir.

Ülkenin ayrılıkçı terör sorununa ilgisiz ve duyarsız yaklaşıma eklenen FETÖ’ye yönelik belirsiz tutum, muhalefetin bir kez daha başarılı olamama tablosunu açıklayabilecek denli önemlidir.

Bu seçimlerin benim açımdan dikkat çekici bir başka yönü, ayrılıkçı HDP’nin oy hayırseverliği yoluyla parlatılması ve dolayısı ile Misakı Milli karşısındaki tutumu artık kesinleşmiş siyasal yapıya bir kez daha güç kazandırılmasıdır.

Bu seçimlere damga vuran bir başka önemli gelişme de, başta partisi olmak üzere Kemalizm’in rafa kaldırılmış olmasıdır. Oysa,

  • Günümüz Türkiye’sinin sorunlarının çözümünde Kemalizm, hiç olmadığı ölçüde gerekli ve seçeneksizdir.

Kemalizm’i sırtında yük, başarıya giden yolda balondan atılan ağırlığa eşdeğer ayrıntı olarak görenlerin başarısızlığı bu bakımdan da şaşırtıcı değildir. (26.06.2018)

TURKEY HAS RIGHT TO DEFEND ITSELF

 

TURKEY HAS RIGHT
TO DEFEND ITSELF

Değerli okur,

Bu yazı uluslararası okunurluğu ve saygınlığı (!) olan The LANCET adlı tıp dergisi
yayın yönetmenliğine iletilmiştir. Nedeni, aşağıdaki bağlantı okunarak anlaşılabilir.

http://www.dagarcikturkiye.com/lanset-kocbasi-mi-tip-dergisi-mi-yd-1810.html

Dear editor,
I have a few words on “Health-care crisis in Turkey : urgent actions needed”
As I know, Lancet is a prestigious medical journal. But, this time Lancet has been stretched
its limits. Although, the paper seems touching humanitarian topic, article has not been able to discriminate terrorism from human rights problem.
Have you ever heard the name Jean Charles de Menezes who was shot by snipers immediately following London bombings in July 2006? The reason for this shooting could anybody call up British government cease-fire against terrorist groups/attacks? It would be illogical.
Neither British nor Turkish government can not make peace with terror groups unless they
gave up terror.
In souteastern region of Turkey members of terror organisations under the name of PKK or YPG are in action against our constitutional system.
In Great Britain or at an another European country could it be possible to organize armed struggle against state rules? What would be the reaction against such revolt in your country?
In Turkey, PKK terror has been resulted in over 40 thousand death comprising mostly civilians, since 1984.
So, also in Turkey, government couldn’t let such a terrorist action. In other words,
Turkish government and security forces are simply trying to prevent terrorist actions
not only in southeastern region but also in the whole Turkish territory.
As mentioned, in the article, hospital hasn’t been transformed to fortress.
Security forces had no other choice in order to protect Cizre hospital.
In Great Britain or in an another European country it is possible to shoot someone in order to ensure security! Is it forbidden, to preserve integrity of country in Turkey?
Cant’t we have a security problem?
Is such a paradox acceptable?

Ceyhun BALCI, M.D. Orthopaedic Surgeon
General Secretary of İzmir Medical Chamber
İzmir, Turkey

===================================

Dostlar,

Sevgili meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı‘ya, İzmir Tabip Odası‘na bu yerinde girişimleri için teşekkür ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
08 Eylül 2016, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

HÜZÜNLÜ BAYRAM

HÜZÜNLÜ BAYRAM

43189

İzmir limanına bir günde birden çok kruvaziyer gemisinin yanaşmış olması
hayal değil gerçekti!

Çocukluk yıllarımızda mutlaka farkına varırdık. Şimdilerde coşku ve kutlama bir yana, hüzün kaynağı oldu 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı.
Denizcilik ve Kabotaj Bayramı bir tek evlatları deniz taşımacılığına girişmiş olan büyüklerimiz için geçerli.
İzmir’de yaşayan birisi olarak bu denizcilik bayramı beni hüzünlendirdi.
Her bir yanı denizlerle çevreli ülkemizin bu eşsiz kaynaktan yararlanamıyor oluşu
anlaşılır gibi değildir.
Örneğin, Türkiye’nin hiçbir kıyı kenti arasında vapur seferi yapılmamaktadır.
Bundan 30 yıl önce İzmir-İstanbul arasında vapur seferleri vardı. Hatta, İstanbul’dan çıkıp başka Akdeniz kentlerine ulaşan vapurların çalıştığını da anımsıyorum.
Çok daha eskilerde Karadeniz postası İstanbul’dan aldığı yük ve yolcuları
Karadeniz kentlerine taşırdı.
Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca uluslararası kruvaziyer gemilerinin İzmir limanına olan seferleri sıklaşmıştı. Örneğin bir yılda İzmir limanına yanaşan bu türden gemi sayısı 300’leri aşmaya başlamıştı.
Bu yıl turizm sezonunun açılmasıyla birlikte İzmir limanı bu bakımdan sessiz ve kimsesiz.
Rusya’yla olan uçak krizine bağlanan bu durumun başkaca köklü nedenleri olduğunu tanıklığımla doğrulayabilirim. İlgili ve yetkililer bu nedenleri fark ettiler mi,
tartıştılar mı bilemiyorum.

Kruvaziyer gemisinden İzmir’e adım atan bir gezgini çantalı satıcılar karşılarsa,
taksiciler kişisel turlar düzenleyerek turistleri Kadifekale ve başka turistik yerlere götürmeye kalkışırsa; siz üzeri açık kent içi tur otobüsleri yapıp sefer koysanız da
anlam taşımaz.
Kentin gezginlere dönük yüzü Alsancak’ın sokakları yürünemez durumda,
çevresi kirlilik içindeyse bu gibi olumsuzluklar birilerince not edilir.
Ve bu yıl olduğu gibi İzmir seyahat planlarının dışında kalıverir.
Kentimizin atanmış ve seçilmiş yöneticileri hiç olmazsa şu anda şapkalarını önlerine koyup düşünüyorlar mıdır acaba ülkenin aydınlık yüzü oluşuyla tanınan İzmir’in
başına gelenleri?
Kentimizi yönetenlerin ağır sorumluluğu vardır bu denizcilik bayramının
hüzünlü olmasında!

Dr. Ceyhun BALCI

==============================

Çook teşekürler değerli meslekteşımız Dr. Ceyhun Balcı..

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı‘nı andığı için..

Bu vesile ile bir not da biz düşelim :

23 Nisan’da bir bilimsel kongrede konferansımızı vermek üzere İzmir’de idik.
Bindiğimiz metro olağanüstü gürültülü idi.. Daha kendisi görünmeden muazzam bir gürültü bize erişiyordu. Doğallıkla yolculuk sırasında da tren – katar ayrıca serseri serseri, son derece güvensiz gidiyor, kulakları sağır eden bir gürültü çıkarıyordu..
Neredeyse hiç süspansiyon yoktu trende.. At arabasında farksızdı, kütür kütürdü..

Neden böyledir? İzmir bunca sahipsiz midir?
Bu bağlamda kent yöneticilerine, yerel yönetime hiç yakınma ya da bildirim
gitmemiş midir? Yöneticiler hiç halkın arasına girerek onların yaşantı deneyimlerini gözleme fırsatı sunmazlar mı kendilerine? Hepsini geçelim, işletmedeki mühendisler sorunun ayrımında mı? Değilse neden? Bu gürültü ve süspansiyon sorununa
güvenlik sistemlerinin de eklenmeyeceğinin güvencesini kim verebilir??

İki ay sonra da olsa yazmış olalım.. Ciddi sorunlar doğmadan önlem alınsın..

Türkiye’de demiryolları da denizyolları da üvey sektörler..
1947’lere tarihlenen ABD Marshall yardımlarından (!?) bu yana 70 yıldır böyle
ne yazık ki!

Sevgi ve saygı ile.
02 Temmuz 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

ÖZ-KARA


ÖZ-KARA

portresi
Dr. Ceyhun BALCI

12.08.2015

 

 

ÖZ’ÜNE DÖNEN KARA’NLIKLAR!

Türkiye geçtiğimiz 7-8 yıl boyunca yargıç/savcı kılıklıların terörüyle sarsıldı. Kişilerin başına gelenler de hiç kuşkusuz önemliydi! Bu nedenle aramızdan ayrılanların adlarını bile bir çırpıda sayamaz olduk! Hesabı sorulmalıdır! Ama, asıl hedef Türkiye’ydi! Emperyalizm (AS: ve yerli işbirlikçileri), adliyeden devşirdiği piyonlarla tek kurşun atmadan koca bir orduyu teslim alabildi. Parti önderleri, aydınlar, yazarlar ve onlara eklenen başkaları! Tek suçları vatansever olmak olan insanlara darbecilik yaftası yapıştırılmak istendi.

İlginç bir not   : Hakkında iddianame düzenlediklerinden birisi olan Mehmet Perinçek
“Ermeni Soykırımı Yalanı”yla ilgili akademik çalışmalarıyla tanınır. (AS: Bu devşirmeler) Akademik çalışmaları iddianameye terörist faaliyet olarak yazabilecek denli piyondu!
Önce Gürcistan’a oradan da Ermenistan’a kaçması manidardır (AS: anlamlıdır). Türkiye’de Ermeni Soykırımı Yalanı bayraktarlığı yaptığına göre orada el üstünde tutulacaktır. Türkiye
ve Ermenistan arasında suçlu ve zanlıların iadesi anlaşması olasılıkla yoktur. Dolayısı ile burnumuzun dibinde adaletten kaçabilecektir, yıllar boyunca adaleti ters yüz etme becerisi gösterebilmiş bu adam!

Şimdi kimi sorular soralım    :

Bundan 8 yıl önce Ümraniye’de metruk bir evde bulunduğu öne sürülen el bombaları ile tetiği çekilen Ergenekon sürecinin (AS: tertibinin) ne olduğu daha baştan tüm açıklığıyla ortaya çıkmıştı! Devşirilerek tanık da yapılan suçlu Osmanım olgusu; biraz daha uzak geçmişinde
Çine (AS: Aydın’ın ilçesi) görevi sırasında haraç toplamaya varan kara lekeler…
Say say bitmeyecek tuhaflıklar!

Her şey bu denli ortadayken!

AKP’ye ve davanın eşsavcısı RTE’ye soru sormaya gerek yok! İktidar kavgası sonrasında aralarına kara kedi girmese, Cemaatle kol kola yürüyüşleri sürüyor olacaktı.

Bu düzmece, kumpas davalar sürecinde TSK’nin üst düzey komutanlarına sormadan geçemeyiz! Ellerinizle çakallara teslim ettiğiniz çok sayıda değerli subayınızın saf dışı bırakılmasına
nasıl rıza gösterdiniz? Kumpasın karşısına dikilmek bu kadar zor bir iş miydi?

Siyaset kurumu da az suçlu ve kusurlu değildir!

Darbecilikle mücadele edilmeli, hukuka güvenilmeli, yargı her şeyi çözer.. yollu uydurma yaklaşımlarınızdan dolayı bugün en ufak rahatsızlık ve utanç duymuyor musunuz?

Bir soru da insanlarımıza!

Birileri canını dişine takıp Silivri kapılarını zorlarken oralı olmayanlar; oralı olur görünüp ortalıkta görünmeyenler! Ya da “Türkiye bağırsaklarını temizliyor..” türünden iğrenç sözlerle hukuksuzluğu göz ardı edenler!

Kabahatin birazı da sizde değil mi? İçiniz rahat, alnınız ak, başınız dik mi?

İçinde yer aldığı şebeke son bir iyilik (!) yaptı belli ki savcı kılıklıya!
Kumpasla Silivri’ye sürdüklerinin yerinde biraz zaman geçirse çok (AS : daha) ibretlik olurdu!
Olmadı, olamadı!

Bu namus yoksunluğunun peşi bırakılmamalı!

Er ya da geç hesap sorulmalı! (AS : yasal) Bedeli gereğince ödetilmeli!

Bu gerçekleştiği gün kafamızı yastığa iç rahatlığıyla koyabiliriz!

Ergenekon tutuklamaları sırasında yasasız biçimde göz altına alınan; ardından kumpas gereğince cezaevine gönderilenlerin başı dik ve haykırarak görüntü verdikleri unutulmuş olamaz!

Gürcistan üzerinden Ermenistan’a kaçan savcı kılıklıların basına yansıyan insan içine çıkamayacak durumdaki görüntüleri her şeyi fazlasıyla anlatıyor aslında!

Kaçış görüntüleri:
http://www.aydinlikgazete.com/politika/savcilarin-kacis-goruntuleri-yayinlandi-h75348.html

========================

Dostlar,

Saygıdeğer meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı (O bu unvanını bile kullanmıyor..
İzmir’de Yetenekli bir ortopedik cerrahi uzmanıdır oysa..)
bizim de yazmak istediklerimize
aracı olmuş.. Sağolsun.. Kalemi ve zekası güçlüdür, bizden daha iyisini yapmış..
Yine de, O’nun engin hoşgörüsünü bildiğimizden, yer yer ayraç içinde önerilerimiz oldu..

Bu 2 eski savcının kaçmasına göz yumulduğunu düşünüyoruz. Örtük bir uzlaşmaydı bu sanıyoruz. Çünkü görevden uzaklaştırılmalarına (meslekten ihraç) ek olarak bir de tutuklansalaradı, belki de yargılanma süreçlerinde kimileri için tehlikeli olabilecek açıklamalarda bulunabilirlerdi..

Gün ola harman ola..
Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste..

Sevgi ve saygı ile.
12 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com