ATATÜRK VE ÇEVRE

ATATÜRK VE ÇEVRE


Dr. Ceyhun BALCI
https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2017/06/04/ataturk-ve-cevre/, 04 Haziran 2017 

 

IMG_4308

Bu yazıya da esin kaynağı olan kitapta çok daha fazlasını okuyacak ve yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı’nın deyişiyle “SEN BİZİ SAKIN AFFETME ATAM!” demek geçse de içinizden siz siz olun çok çalışıp, O’na yaraşır olmaya bakın derim sizler.

Bu Dünya Çevre Günü’nde “Atatürk ve Çevre” diyelim. Pek çok alanda 100 yıl önceki söylem ve eylemleri ve elbette öngörüleriyle bizleri şaşırtmayı sürdüren Atatürk’ü rehber ediniriz.

Çevre duyarlılığı Atatürk’ün her nedense çok da öne çıkartılmayan yönlerinden birisidir.

Hem çevre günü olması hem de zeytin gibi bir sıradışı varlığı gözden çıkartılmasının denendiği bugünlerde Atatürk ve Çevre’ye değinmek güncel gereklilik.

Yaşamı savaş alanlarında acılarla, sıkıntılarla geçen Atatürk’ün ağladığı anlar yazılara konu edilecek denli az.

Gözyaşı döktüğü az sayıdaki olgudan birisi Çanakkale’dedir. Bir diğeri ise doğayla ilgilidir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara başkentliğe hazırlanırken Çankaya yolundaki bir iğde ağacının kesilmiş olmasına ağlamış Atatürk. Yol yapımına engel görülen bölgenin tek ağacının yaşamına son verilmesi Atatürk gibi anıt adamı ağlatmış. İğde demişken iğde cenneti olabilecek Türkiye’nin iğde dışalımı yapmakta oluşunu içimiz sızlayarak anımsatalım.

Çevre konusunda da duyarlı ve rehber olası bir önderimiz olduğu için gurur duyalım!

Özellikle çevre duyarlılığı Türkiye’nin kökü dışarıda etkinlik alanlarından birisidir. Kökü burada olmayan, ayağı bu topraklara basmayan hiçbir hareketin, etkinliğin başarı şansı bulunmadığını unutmamak gerekir. Bu gerekçeyle çevrecilik diyenlerin bu yalın gerçeği göz önünde tutmaları dileğiyle.
=================================
Değerli meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı’ya bu sıra dışı yazısı için pek çok teşekkürlerimizi gönderiyoruz İzmir’e..

Sevgi ve saygı ile. 06 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

ATATÜRKÇÜLÜK AĞLAMA DUVARI DEĞİLDİR!

ATATÜRKÇÜLÜK
AĞLAMA DUVARI DEĞİLDİR!

portresi

Dr. Ceyhun BALCI

Bir 10 Kasım’da daha kimselerin zorlaması olmadan duygulanacağız! Adı yalnızca coğrafyamıza değil insanlık tarihine de altın harflerle yazılmış o güzel ve büyük insanı saygıyla, özlemle anacağız!

Pek çok yerde, pek çok kişi Atatürkçülük tanımı yapacak! Kemalizm mi Atataürkçülük mü tartışmalarına tanıklık edeceğiz. Hiç birisinin zararı yok. Konuşmak, tartışmak bir noktada buluşmaya çalışmak iyidir deyip geçelim!

Geçtiğimiz günlerden birinde saygın bir internet gazetesinde yazan bir emekli amiral ve Atatürkçülüğü de tartışılmaz bir dostun yazısına rastladım. Türkiye’nin içine sürüklendiği durumdan kurtulma olasılığı yoktur demeye getiren sözlerini her zamanki etkileyici biçemiyle bezeyerek yazıya dökmüştü. Denizci olduğuna göre matematiği de güçlüdür diyerek anlamaya çalıştım yazıya döktüklerini!

Hemen geçmişe götürdü belleğim beni!

“Geldikleri gibi giderler!” 13 Kasım, 1918, İstanbul, Mustafa Kemal. (Boğaza demirleyerek toplarını kente çevirmiş düşman donanması karşısında)

214377082_640

Bugünün Türkiye’sinde kolay olan umutsuzluk, yılgınlık anaforuna kapılmak. Öldük, bittik, yıkıldık deme kolaycılığına sapmak! İşin ilginç yanı bu kolaycılığın alıcısı sanılandan da fazla. Kapış kapış gidiyor dense yeridir.

Buna hakkımız yok!

Atatürk’ü seviyorsak, Kemalist olduğumuzu ileri sürüyorsak öncelikle o düşüncenin sahibini iyi tanımak, algılamak ve özümsemek göreviyle karşı karşıyayız!

Mondros Silah Bırakışması’ndan çok değil 15 gün sonra hemen herkesin yılgınlık içinde kıvrandığı günlerde “Geldikleri gibi giderler!” diyebilmekti Mustafa Kemal’i farklı kılan!

sevr-antlasma-haritasi-1600x876

Atatürkçülük bu harita karşısında bile “ağlaşmak” yerine “uğraşmak”tır!

Özetle Atatürkçülük ya da Kemalizm “ağlaşma” değil “uğraşma” alanıdır. Bunun temel ve öncelikli koşulu da Atatürkçülük adına umutsuzluk safında yer almamaktır.

Açık çağrımdır!

  • Eğer Atatürkçüysek, Kemalistsek Atatürk gibi düşünmek,
    Atatürk gibi davranmak göreviyle karşı karşıyayız demektir.

İçine yuvarlandığımız durumdan kurtuluş olasılığımız kalmamıştır diyorsak, yazmayı, çizmeyi bırakmamız daha doğru olacaktır. Hiç olmazsa bu yüce düşünce ve eylem anlayışına zarar vermemek için…

Mustafa Kemal ATATÜRK düşünceleri ve yaratılarıyla yaşıyor!

Bedensel yokluğunun 78. Yıldönümünde yüce anısı önünde saygıyla eğiliyorum!
Ona yaraşır bir duruş içinde olmayı yaşamımın vazgeçilmez önceliği olarak görüyorum.

 

CUMHURİYET 93 YAŞINDA!

CUMHURİYET 93 YAŞINDA!

portresi


Dr. Ceyhun BALCI

Her geçen yıl daha fazla anlıyoruz değerini Cumhuriyet’in ve onun kurucusu ATATÜRK’ün…

img_6246

Kurucu ilkelerden uzaklaştıkça karmaşaya savrulan, yolunu şaşıran, ne yapacağını bilemez duruma düşen bir ülke ve o ülkenin halkı Cumhuriyet’in kurucusunu daha iyi anlamak ve bundan da önce tanımak göreviyle karşı karşıyadır.

Baş edilmesi olanaksız bir anti-emperyalist olduğunu hiç aklımızdan çıkartmamalıyız Atatürk’ün!

Bu yanıyla sert ve köşeli yapısının tersine ülkesini yakan, yıkan bir ülkenin bayrağını yere serdirmeme erdemini gösterebilmesi; tutsak aldığı düşman ordusunun komutanını teselliye varan sıcaklık akla ilk gelen örnekler.

Şu soylu sözlere şapka çıkartmamak olası mı?

soylu sözler

Yıl 1923!

Bir yandan Cumhuriyet kurulurken öbür yandan Cumhuriyet’i yaşatamanın ve onu yükseltmenin sigortaları oluşturulmakta!

Avrupa’ya öğrenci gönderilecektir. Cumhuriyet insan kaynaklarını kendisi yetiştirene dek başkaca yol yoktur. Yüz elli başvurudan 11 kişi seçilmiştir.

O 11 kişiden birisi Almanya yolcusudur! Sirkeci Garı’nda Almanya’ya gideceği tren kalkmadan önce düşüncelere dalmıştır bu Türk Promete

Yaban ellerinde ne yapacaktır, nasıl yapacaktır? Gitmekle kalmak arası bir yerlerdedir! Derin düşüncelere dalmışken adının anıldığını işitir!

Posta görevlisidir “Mahmut Sadiii, Mahmut Sadiii..” diye seslenen! Telgrafın var diyerek uzatır elindeki iletiyi.

Heyecanla bir solukta okuduğu telgrafın göndericisi Mustafa Kemal’dir!

Onca işin arasında güle güle demektedir Mahmut Sadi’ye!

“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum! Ateş topu olarak dönmelisiniz!”

Duygulanır Mahmut Sadi! Birkaç dakika önce aklından geçenlerden dolayı utanç da duyar!

Kıvılcım olarak gidip ateş topu olarak dönenlerden birisidir Mahmut Sadi IRMAK! Tıp doktoru olmuş, yetmemiş profesör olmuş, o da yetmemiş ülkesinde Başbakanlık koltuğuna oturmuş!

Savaş alanlarında karşıtlarını titreten Mustafa Kemal, barış zamanlarının da bilgesidir! Bu kısa telgraftan anlaşılan budur!

Şimdilerde aklına kapağı yurt dışına atmaktan başka şey getiremeyen bir kuşağın bu telgraftan ne anlayacağını kestirmek hiç de kolay değil!

Cumhuriyet’in 93. yılında el kadar bebelerimiz bile insan kılıklı alçakların cinsel nesnesine dönüştürüldü! Pırıl pırıl genç kızlarımız güpegündüz, onlarca kişinin önünde insan görünümlü yaratıkların tekmeli tokatlı saldırılarına uğramakta!

Aklın ve uygarlığın ülkesi olsun diye kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu utanç verici koşullardan bir an önce kurtarılmalı!

Umarsızlıktan halkı suçlayanlara, umutsuzluk bataklığında çırpınırken ne yapacağını bilemeyenlere!

Bugünün Türk halkı 1919’dakinden, 1923’tekinden daha niteliksiz ve yeteneksiz değil!

Yeter ki, aklını kullanan, vatanını milletini seven önderler ortaya çıksın! Milletin önüne düşsün!

Başta kurucu Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Cumhuriyet’i var edenlerin yüce anısına saygıyla…

TARIK AKAN’IN ARDINDAN…

TARIK AKAN’IN ARDINDAN…

tarik-akan-1b716

Dr. Ceyhun BALCI

portresi

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Şöhretli birisi öldüğünde pek çok kişinin onu kendisine yakın bir yere yerleştirme telaşına düştüğüne tanık oluyoruz. İki yüzlülük ve düzenbazlık kokan bir yaklaşımdır.

Örneğin Tarık AKAN!
Yaşamının son döneminde ulusalcı, Aatürkçü ve Cumhuriyetçi bir tutum sergilemiştir. Bu tutumu gün gibi ortadadır. Doğum gününde bile Silivri barikatlarını yıkanların en önünde yer almıştır. Bu denli ortadayken tutumu şuraya, buraya çekiştirme çabalarını içtenlikten yoksunlukla ve hatta düzenbazlıkla suçlama hakkına sahip değil miyiz?
*****

Tarık AKAN’ın ardından yazılanlar, çizilenler ve söylenenler bende “de ja vu” etkisi yarattı! Çok değil 10 yıl önceye döndüm. Benzer yaklaşım Attila İLHAN’ın ardından da sergilenmişti.

Atilla İlhan’ın şiirine evet ama ulusalcılığına hayır!” diyerek ardından sessiz kalmama görevini yürütenler bir kez daha iş başındadır! Bu kez Tarık AKAN için!

Emperyalizmin kapıkulluğunu etnikçilik kontenjanından yerine getirmekte olanların Tarık AKAN’ın ulusalcılığına dil uzatmakta sakınca görmediklerine tanık oluyoruz. Bunu yaparken de sundukları tatsız, tuzsuz, kokmuş yemeği Marksist-Engelsist sınıf mücadelesi garnitürü ekleyerek servis ettiklerini hiç de şaşırmayarak izliyoruz.

Salon filmlerinden, Hababam’a oradan da toplumcu sinemaya evrilen Tarık AKAN pek az kişide örneği görülebilecek olumlu bir yaşam sürdü.

Yılmadı, köşesine çekilmedi daha da önemlisi halkına küsmedi!

Zor günlerde mücadele vermek için halkını aşağılayan, onu bidon kafalılıkla, göbeğini kaşımakla suçlama kolaycılığına kaçmadı.

O’nun yerine Silivri barikatını yıkan kitlelerin en önündeki yerini almayı seçti. Edindiği haklı şöhreti kendisine kalkan yaparak miskinleşmek yerine şöhretini mücadelesinin gücüne dönüştürdü.

Son dönemde ulusalcı, Atatürkçü, Cumhuriyetçi çizgiyi ikilemsiz benimsedi. Koşullar öyle olmayı gerektirdiği için yaptı bunu!

Ölenin ardından bir şeyler yazmak zorunlu mudur? Bence kesinlikle değildir. Bunu yapmadığınız için yerilmeniz, suçlanmanız söz konusu bile olmaz. Ama, ölenin ardından öleni kendi meşrebinizde bir yerlere oturtmaya çalışmak, yetinmeyip O’nu kendi meşrebinize uymadığı için ateş altına almak doğru olmadığı gibi namuslu da olmayan bir tutumdur.

Tarık AKAN, yaşamı boyunca çeşitli aşamalardan geçerek belirli bir yere erişti. Eriştiği nokta pek çoğumuzun gönül tahtıdır. Son kertede geldiği yer Atatürkçü, Cumhuriyetçi, ulusalcı duruştur.

Neden böyledir? Günümüz Türkiyesi en çok bu duruşa gereksinim duyduğu için!

Parolası vatan, işareti namus olduğu için!

Anısı önünde saygıyla eğilirken, geride bıraktığı mücadelenin şaşkınlaşan, yolunu yitirme noktasına gelen aydınımıza yol göstermesini diliyorum… (18.09.2016)

===================================

Dostlar,

Bu gün onbinler (80 bin dolayında!) insan saatlerce Tarık Akan‘ı son yolculuğuna uğurlamak için İstanbul sokaklarındaydı.. Muhsin Ertuğrul sahnesinde izdiham vardı.. Yeri geldiğinde Ulusumuzun nasıl vefalı ve değerbilir olduğunu keyifle ve gurula izliyoruz.. Halkımıza değerler katacak erdemli bir Ulusal eğitim sistemine sahip olsaydık acaba nasıl olurdu tablo? Yobaz panik atağa sürüklenirdi herhalde.. Ama çare yok;

  • AYDINLANMA durdurulamaz ve ertelenemez bir evrensel diyalektik gerçekliktir..
    Olsa olsa kimi coğrafyalarda, o arada bu sıralar Türkiye’de AKP – RTE‘nin zavallı ve yenilmeye mahkum geçici engeliyle karşılaşabilir.. Ama “her-kes” iyice anlamalıdır ki;
  • AYDINLANMA aynı zamanda Tanrı buyruğudur! 

    Tarık Akan, son çözümlemede ANADOLU AYDINLANMASINA kendince içtenlikli, değerli katkılar vermiş seçkin bir yurttaşımız, sanatçımızdır; Cumhuriyetin ürünüdür!. Bu eylem ve ürünü O’nu çook saygın kılıyor.

Tarık akanın cenazesi ile ilgili görsel sonucu

Silivri barikatlarının yıkıldığı 13 Aralık 2013 günü biz de oradaydık..

“Atatürk Cumhuriyeti ve Anlamı” konulu konferansımızı sunduğumuz gün, Özel Taş Lisesi‘ nde (İstanbul / Bakırköy ADD Şb. Bşk. Sn. İnci Amca‘nın düzenlemesiyle) 25.10.2005 günü en arkada ayakta bizi izliyordu.. Kendisini selamlamış ve sinema filmleri ile ulusumuza verdiği iletiyi çok değerli bulduğumuzu söylemiştik bir küçük ayraç açarak sunumumuz sırasında.. Gülümseyerek teşekkür etmişti..

O’nu şükranla anarak, emeği önünde saygı ile eğiliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
18 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TURKEY HAS RIGHT TO DEFEND ITSELF

 

TURKEY HAS RIGHT
TO DEFEND ITSELF

Değerli okur,

Bu yazı uluslararası okunurluğu ve saygınlığı (!) olan The LANCET adlı tıp dergisi
yayın yönetmenliğine iletilmiştir. Nedeni, aşağıdaki bağlantı okunarak anlaşılabilir.

http://www.dagarcikturkiye.com/lanset-kocbasi-mi-tip-dergisi-mi-yd-1810.html

Dear editor,
I have a few words on “Health-care crisis in Turkey : urgent actions needed”
As I know, Lancet is a prestigious medical journal. But, this time Lancet has been stretched
its limits. Although, the paper seems touching humanitarian topic, article has not been able to discriminate terrorism from human rights problem.
Have you ever heard the name Jean Charles de Menezes who was shot by snipers immediately following London bombings in July 2006? The reason for this shooting could anybody call up British government cease-fire against terrorist groups/attacks? It would be illogical.
Neither British nor Turkish government can not make peace with terror groups unless they
gave up terror.
In souteastern region of Turkey members of terror organisations under the name of PKK or YPG are in action against our constitutional system.
In Great Britain or at an another European country could it be possible to organize armed struggle against state rules? What would be the reaction against such revolt in your country?
In Turkey, PKK terror has been resulted in over 40 thousand death comprising mostly civilians, since 1984.
So, also in Turkey, government couldn’t let such a terrorist action. In other words,
Turkish government and security forces are simply trying to prevent terrorist actions
not only in southeastern region but also in the whole Turkish territory.
As mentioned, in the article, hospital hasn’t been transformed to fortress.
Security forces had no other choice in order to protect Cizre hospital.
In Great Britain or in an another European country it is possible to shoot someone in order to ensure security! Is it forbidden, to preserve integrity of country in Turkey?
Cant’t we have a security problem?
Is such a paradox acceptable?

Ceyhun BALCI, M.D. Orthopaedic Surgeon
General Secretary of İzmir Medical Chamber
İzmir, Turkey

===================================

Dostlar,

Sevgili meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı‘ya, İzmir Tabip Odası‘na bu yerinde girişimleri için teşekkür ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
08 Eylül 2016, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com