MEDYASCOPE TV Konuşmamız – 28 Mayıs 2021

Dostlar,

28 Mayıs 2021 Cuma günü 14:30’da MEDYASCOPE TV’de Sn. İlayda Biberoğlu’nun konuğu olduk. Bize yönelttiği soruları yanıtlamaya çabaladık (26. dk.)

Son durum şöyle turkuvaz (!) tabloda :


Türkiye gene olağanüstü başarılı SALGIN YÖNETİMİNDE!
Destanlar yazmayı sürdürüyor!!??

Son haftada dünyada PCR+ olgu sayısında %14 azalma olurken bizde %1 oldu.
Yine son haftada dünyada ölümlerde %8 azalma olurken, ülkemizde %14 oldu.
Üstelik aşılamada, 2 doz aşılananlar 12.2 milyon kişi ile %14.9 iken.
Bu veri ile dünyada 12. sıradaki yerimizi korur iken..
Tüm dünyada kullanılan toplam aşı dozu 1,55 milyar oldu, bizde 28,6 milyon.

29 Nisan – 17 Mayıs arası kapanma asla bir “tam kapanma” olmadı, delik – deşik, çok esnek ve kısa idi. Turkuvaz tablodaki “destanı” bilimsel olarak Epidemiyolojik ilkelerle açıklama olanağı ne yazık ki yok.. Eski tas, eski hamam. Gerçek verilere Bakanlık da erişemiyor, eriştiğini de tam paylaşmıyor.

27 Mayıs 2021 günü açıklanan 8426 PCR+ verisi ile Dünyada 9. sıradayız.
5.2 milyonu aşan toplam olgu – vaka (hasta!) sayısı bakımından ise Dünyada 5. sıradayız.
Dünkü (27 Mayıs) verileri, ilk dalgayı yaşadığımız Nisan 2020 verilerinin çok çok üstünde.
O sırada en çok 5500 dolayına günlük hasta ve en çok 127 ölüm görmüştük.
Dolayısıyla hem kendi içimizde hem de dünya ile karşılaştırıldığında parlak bir yerde değiliz.

21 Nisan’da 65 binlere dayanan günlük olgu sayısı “resmen” 8 binlere indi.
Ama hala “resmen” 200’e yakın insanımızı her gün yitiriyoruz.
Durum hala ciddi.
Salgınlar dalgalarla gider. Bu 3. dalga idi inişe geçen.
Ancak daha pek çok bilinmeyen var.
Birden gevşemeye gelmez.
17 Mayıs sonrası tersine yaygın göç sonuçları henüz tam belli değil.
Bir de Haziran ortası önemli, 2. kuluçka dönemi (2 x 14 = 28 gün).

  • O zamana dek BİLİMSEL ÖZENLİLİĞİ elden bırakmamak zorundayız.

Ancak ülkemizin turist beklentisi çok yüksek. Sektör çalışanları tümüyle aşılanamadı.
Varyant – mutant tipler sayıca çok ve dünyada yaygın.
Bunlar ülkemize girebilir ve aşıdan kaçan enfeksiyonlar görebiliriz.
Sınır kapılarında test – karantina önlemleri, turisti kaçırmayalım diye gevşetilmemelidir.

  • 4. dalga riski kuramsal olarak ülkemizde vardır.

– Ro değeri 1’in altına inmeli ve birkaç hafta öyle kalmalıdır.
– Haftalık yüzbinde insidens hızı 10’un altına inmeli ve kalıcı olmalıdır.
– Doğru test politikası ile tarama testlerinde (başvuranlara değil!) (+) lik %1-2’nin altına çekilmelidir.
– Testler güncellenmeli, yeterli dizin çözümlemesi (sekans analizi) yapılmalıdır.
– Ölümler günlük 10’un altına inmelidir.

Ağır hasta oranımız hala kaygı vericidir; dünyada %0.6, bizde %1. Oysa hastalıktan ölüm oranı ülkemizde %0.9, dünyada %2’dir. Bu akıl almaz çelişkili veriler açıklanıyor her gün.
Oysa salgın yönetiminde güncel epidemiyolojik verileri SAYDAMLIKLA – GÜVEN VERECEK BİÇİMDE açıklamak zorunludur. Bu hem bilme hakkı hem de halkın savaşıma (mücadeleye) katılmasını sağlamanın başlıca aracıdır.

Havuzda hala 102.764 hasta var…
Hastalığı geçiren 5,2 milyon + 2 doz aşı olan 12,2 milyon.. Toplasak 17,4 milyon eder. Bu insanları 6-9 ay hastalığa dirençli saysak, 90 milyonluk ülkede %20’nin altındadır. Bu oran yeterli olmaktan çok uzaktır. Ülkemizde toplam ölümler “resmen” 47 bine erişmiştir. Dünya Sağlık Örgütü geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir raporda gerçek sayının açıklananın 2-3 katı olduğu kaygısını paylaşmıştır. Buna dolaylı – ikincil ölümler katılmamıştır. Bu varsayımlarla ülkemizde toplam ölümler rahatlıkla 200 (iki yüz) bini aşabilir ki çok ürkütücü bir sayıdır.

  • İktidarlar, masum tek bir insanın hastalanmaması ve ölmemesi için olanaklı her şeyi bilimsel çerçevede yapmakla yükümlüdürler. Tersi, son derece ağır ve bağışlanamaz bir suçtur!AŞILAMA, varyant tipler karşısında güncellenmiş etkili aşılarla hızla yapılmalıdır.
    Zamana yayılan aşılamada varılan en son aşılama oranı, pratik olarak erişilen TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI oranına denk değildir. “Her aşılanan bağışık oldu” çıkarımı yanlıştır.
    Nitekim Ocak 2021’de yapılan seroprevalans çalışması verileri henüz açıklanmadı!?İzlemek için lütfen tıklayınız..

Sonuç olarak; geçen yıl 1 Haziran’da, 2021’de de 1 Mart’ta yapılan ölçüsüz açılımlar yinelenmemelidir. Belirtilen Epidemiyolojik ölçütler dikkate alınarak, dünyadaki veriler de çok özenle izlenerek, Sosyal devlet sorumluluğu bırakılmadan, salgın tümüyle bilimsel yönetilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 28 Mayıs 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

İlk Yanlış Çıkmaza Soktu

Bir 1 kişi, ayakta ve takım elbise görseli olabilir

Dr. Murat EMİR
CHP ANKARA MİLLETVEKİLİ

Gelişmiş ülkeler, etkin aşılama politikası sayesinde bugünlerde normalleşme adımlarını konuşurken Türkiye’nin aşı tedarik (AS: sağlama) süreci bir bilinmezliğe doğru ilerliyor. Çünkü pandeminin ilk gününden itibaren (AS: başlayarak) başarılı yönetim algısı yaratabilmek için gerçekleri halktan gizleyen ve salgın yönetiminde ipin ucunu kaçıran AKP iktidarı, aşı tedarikinde de Türkiye’yi bir çıkmaza soktu. Çünkü AKP ilk düğmeyi yanlış ilikledi.

PLANSIZLIĞIN SONUCU

Türkiye’yi aşısızlık girdabının içine sokan süreç ise AKP iktidarının her konuda olduğu gibi aşı tedarikinde de (AS: sağlanmasında da) yandaşa para kazandırma kaygısını öncelemesinden kaynaklandı. Birçok ülke ön anlaşma ve sözleşmelerini 2020 yılının Kasım ayından itibaren  (AS: başlayarak) yapmaya başlarken Sağlık Bakanlığı, diğer aşıları dışlayarak yalnızca Çin aşısı Sinovac’a yöneldi. Kendi aşısını üretebilme yetkinliğine sahip ülkeler dahi farklı aşılardan tedarik edebilmek için yeni sözleşmeler imzalamıştı. İktidar, “teminat” (AS: güvence) bahanesiyle Biontech’i (AS: BioNTech) aylarca kapıda bekletirken yandaşın daha rahat para kazanabildiği, fiyatın şeffaf olmadığı ticaret yönteminde ısrar etti. Bu ısrarın bedeli Türkiye için çok ağır oldu. Oysa Biontech ve başka üreticilerle görüşmelere de çok daha erken başlanıp sözleşmelerin imzalanmış olması gerekirdi.

GİZLİLİK KUŞKU ARTIRDI
Çin, taahhüt ettiği (AS: yükümlendiği) aşıları vermeyince alelacele Rus aşısına yönelen Sağlık Bakanı, Rusya’dan 6 ay içinde 50 milyon doz aşı ithal edileceğini söyledi. Oysa Sputnik V’nin Türkiye’de üretilmeyeceği ilk günden belliydi. Yandaşa para kazandırma hırsı ile Türkiye’ye aylarca vakit kaybettirdiler. Rusya’nın üretim lisansı verdiği birçok ülke, üretim miktarlarını ve takvimlerini çoktan açıkladı bile.
Aşı tedariki plansız ve öngörüsüz şekilde yürütülünce Sputnik V aşısına 30 Nisan’da verilen AKO (Acil Kullanım Onayı) da tartışma konusu oldu. TİTCK’nin (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu) Sputnik V’ye, bazı ülkelerden henüz onay alamamış olmasına karşın, hangi veriler ışığında onay verdiği açıklanmadı. TİTCK’deki görüşmelerin ve çekincelerin kamuoyundan gizlenmesi de şüpheleri artırdı.
BU BİÇİMDFE BAŞARI ZOR
Ortak üretim ve AKO konusunda bu tür sıkıntılar yaşanırken ithal edileceği belirtilen aşının miktarı ile ilgili de soru işaretleri bulunuyor. Rusya, yıllık 700 milyon doz aşı üretim kapasitesinden bahsetse de henüz yalnızca 0 milyon doza yakın aşı üretebildi. Bu miktarın ise ancak 30 milyon dozluk kısmı ihracata ayrıldı.
Sonuç olarak; en başından beri bilimsel kriterlere (AS: ölçütlere) göre hareket eden, aşı kaynaklarını çeşitlendiren ülkeler, nüfuslarının % 15-20’den fazlasının 2 doz aşısını tamamladı. Ancak bu oran ülkemizde % 7’ler (AS: son verilerle %12 gibi) seviyesinde (AS: düzeyinde) ve vakit geçtikçe Türkiye, toplumsal bağışıklık hedefinden gittikçe uzaklaşıyor. AKP’nin en başından yanlış iliklediği düğme, salgın yönetiminde başarı sağlamayı olanaksız hale (AS: duruma) getiriyor.

TELE1 TV Programımız – 02 mayıs 2021

Dostlar,

02 Mayıs 2021 Pazar günü saat 11:00’de,
TEE1’de Sn. Namık KOÇAK’ın konuğu olacağız.

Yarı buçuk alaturka kapanmanın 4. gününe girdik.
Türkiye’de ve Dünyada “Salgının Seyir Defteri” ne hangi notlar düşüldü, düşülebilir?
2. açılım – saçılım kumarını oynamaya başladığımızda (1 Mart 2021) turkuvaz tablo aşağıdaki gibi idi :


Neredeyse tüm Türkiye’nin sözbirliği edercesine TAM KAPANMA temposu tutturması üzerine, anormal artan günlük hasta ve ölüm sayıları (sırasıyla 60+ bin ve 300+) ve de özellikle yaklaşan turizm mevsimi kaygısı ile AKP = RTE 26 Nisan akşamı kendince “tam kapanma” ya gitti.

Ne var ki, ilan edilen sözde tam kapanma tam alaturka, ve ne yazık ki yoz bir AKP klasiği daha. Pek çok bakımdan Epidemiyoloji bilimi ilkeleri ile uyumsuz. Bekleneni vermesi çok güç. Oysa 1 Mayıs 2021 günü turkuvaz tablosu, son 1 haftadır her nasılsa hızla inişe geçen verilere karşın (örn. test sayısı 320 binden 240 bine %25 azaltıldı; tersi zorunlu iken!?) hala çok ürkütücü :

Sağlık Bakanı Dr. Koca’nın sözleri çelişkilerle dolu ve üzücü:

– Mutasyonların da bir sonunun olacağını söyledi, tümü ile bilim dışı olarak..
– Önümüzdeki 2 ay aşı kıtlığı yaşanacağını açık açık itiraf etti; salgının ortasında aşımız yok!
– Daha da çarpıcı olanı; Ramazan bayramına, “vakaların artış hızında azalma görerek” bayram yapmayı umduğunu da söyleyebildi!

Demek oluyor ki 11 gün sonra 13 Mayıs’ta, vakalar (kaçınılmaz olarak ölümler de!) hala artıyor olacak ancak artış hızında bir düşme olacak ve bu durum bize çifte bayram yaşatacak!!??

Pes, pes, pes…

Devasa hasta havuzu inanılmaz bir el çabukluğu – hamaratlıkla boşaltılmaya çalışılmaktadır!? Yine de resmi verilerle 1 Mayıs 2021 günü havuzda 400 bin dolayında PCR testi (+) insan vardır (olgu – vaka – hasta). 17 günde bu havuz gerçekten boşaltılabilecek midir? Ne mümkün!

İşte ülkemizde salgın ne yazık ki böylesi sui generis (kendine özgü) bir anlayış ile yönetiliyor / YÖNETİL(E)MİYOR ama kullanılıyor! Tüm toplumsal muhalefet, toplanma vb. pandemi kalkanına (!) çarpıyor!

  • Pekiiiii, gerçekte AKP kadroları hiç de beceriksiz değil, örn. salgın ortasında bile yandaşlarını kollayabiliyor. O zaman salgın yönetiminde neden bunca fahiş hata, tüm uyarılara karşın ısrarla sürdürülüyor??
  • Çok sayıda ülke birkaç kez uzayan ve çok sıkı kapanmalara başvurmuşken Türkiye neden ayak sürümüştür? Taa ki açık ara Dünya birincisi olana dek!
  • Yoksa temel tasamız yaklaşan turizm mevsimi midir? Galiba öyledir, veriler bu yönde..

Tek ya da temel sorun tam kapanmanın finanse edilemeyeceği kaygısı mıdır?

Çok çarpıcıdır ki, ilan edilen 17 günlük sözde tam kapanmada, zorunlu / yaşamsal  sosyal devlet desteği son derece güdük kalmış ve tam kapanma duyurusunu izleyen günlerde gelebilmiştir.

Türkiye bu sorunun yanıtını hızla ve doğru olarak bulmak zorundadır.

İktidar, salgının denetim altına alınarak sürmesinden yana mıdır?
Öyle ise niçin??
Bunları derinlemesine tartışmak gerekiyor mutlaka…


Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 02 Mayıs 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

 

KRT TV ve ARTI Programımız – 30 Nisan 2021

Dostlar,

30 Nisan 2021 Cuma günü KRT Televizyonunda Sn. Aslı KURTULUŞ MUTLU‘nu konuğu olduk (saat 13:15 – 13:35 arası 20 dakika)

“AKP usulü Kapanma” Salgın yönetimine ne katabilir, irdeledik.

Özellikle bu “yarı kapanma” nın beklenen yararı sağlayabilmesi için hızla alınması gereken önlemleri vurguladık. 17 günün yeterli olmayacağını,

  • Epidemiyolojik verilerin en az 4 haftalık bir kapanmayı zorunlu kıldığını vurguladık. 

Takvim günü ve kapanma süresi belirlemek yerine, Epidemiyolojik hedefler konması gerektiğini, kapanma süresinin o hedeflere erişilmesine göre ilan edilmesi gerekliliğini savunduk.

  • Gelişmiş Batı ülkelerinin 3-4 kez, 4 haftayı aşan sürelerle ve çok katı ölçütlerle kapandığını örnekledik.

Hele hele son haftada olgu sayılarında küresel ölçekte %3, ölüm sayısında ise %10 gibi çok ciddi artışlar gözlenirken!

Hasta havuzu büyük bir hızla boşaltılmakta! Havuzdaki 460 bin hastadan 68 bini daha iyileşti 30 Nisan günü!!?? Havuzun %15’i!

  • Bu, karantina süresinin Sağlık Bakanlığınca 7 güne indirildiği anlamına geliyor ki, hiçbir bilimsel temeli yok.. Çok tehlikeli bir uygulama. Verilerin iyileştiği görünümünü yapay olarak sağlama işgüzarlığı.. Çok yanlış..

Üstelik ülkemizde karantina merkezleri kurularak temaslılar buralarda toplumdan ayrılmış ve PCR testleri negatifleşince topluma iade edilmiş de değiller..

Başta İstanbul, büyük kentlerden Anadolu’ya “salgın göçü” nün beklenen tehlikelerine dikkat çektik ve hiç olmazsa 17 Mayıs’ta bu yarı kapanma sonlandırılacaksa, tersine bir göçün 2 hafta süre ile engellenmesi gerektiğini vurguladık. (Yaklaşık 20 dk.)

***
Akşam 18:00’de ise ARTI TV‘den Sn. Fatih Yapıcı bizi programına konuk aldı. Meslektaşımız Kardiyoloji uzmanı Sn. Prof. Dr. Bengi Başer ile salgının güncel boyutlarını konuştuk. Özellikle “alaturka kapanma” olgusunu, aşı kıtlığından aşı yoksunluğuna sürüklenişimizi..
43 kalem kapanma bağışıklığı (muaflığı) tanınan kesimleri.. Örn. inşaat sektörü ve işçileri.. Ardından 5 kalem daha bağışıklık..26.8 milyon toplam istihdamın %61’i kısıtlama dışı, çalışmayı sürdürecek emekçiler. %22’si bir ölçüde bağışık, kısmen çalışacaklar. Salt %17’si, yaklaşık 4,5 milyon emekçi çalışmayacak bu 17 günde..

Daha baştan, %95’lere erişmesi gereken kapanma oranı kabaca %50’lere, YARI KAPANMAYA indirgendi. Bir de milyonlarca insanın kapanma öncesi kentler arası göçü, yer değişimi.. Çok ağır faturası olabilecek ve öngörülerek engellenmesi gereken bir olaydı. Hiç olmazsa 17 Mayıs sonrasında bu kitlelerin 14 gün daha yerlerinde kalmaları, aynı kitlesel toplum hareketliliğinin mutlaka engellenmesi gerek.

Salgında “kapanma” uygulamasının ciddi ve ağır bedelleri olan bir uygulama olduğunu açıkladık. 3 ayaklı bir sehpa modeli aktardık. Sehpanın yüzeyinde kapanma oranı var.. %95’leri bulmalıydı ama %50’ler gibi görünüyor ne yazık ki..

Sacayaklarından biri kapanmada yaygın – hızlı AŞILAMA! Ama aşı yok!!?? 

İkinci ayak AKTİF SÜRVERYANS ile toplumda saklı – gizli olguları erken yakalayıp toplumdan ayırarak EVLERİNDE DEĞİL, karantina merkezlerinde yalıtmak.. (izole etmek)

3. adım ise kapsamlı SOSYAL DESTEK… Yoksula, işsize, kısa süreli çalıştırılana, ücretsiz izne ayrılana, küçük esnafa ve KOBİ’lere…

Sehpanın düzlemi darmadağın; kapanma yarım yamalak..
Her 3 bacak da kırık..
Eee, biz bu sözde kapanmadan ne yarar bekliyoruz??
Dileriz 17 Mayıs’ta düş kırıklığı yaşamayız ama Sağlık bakanı Dr. Koca’nın itirafı net :

  • “Artış hızında azalma” görerek bayram yapmak… (!!??)

Demek ki salgın eğrisi yükselmeyi sürdürecek ve eğri azalmış (!?) bir hızla yukarı tırmanırken biz 17 günü bitireceğiz ve hatta 3-4 gün öncesinde Bayram yapmaya başlayacağız!!??

Bu tablo tam bir akıl tutulması değil de nedir?
Bunca açık – belirgin hata ısrarla sürdürüldüğüne göre AKP’nin gerçek niyeti nedir?

Kendince salgını denetim altında tutarak ama
“UZATARAK kullanmak” ne hikmettir, hangi üst akıl ürünü – yönlendirmesidir; halkın yaşam hakkı ile kumar oynayarak??

Bilgi ve ilginize kaygı ile sunarız. (yaklaşık 45 dakika)

Sevgi ve saygı ile. 01 Mayıs 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Pandemide bir yılın yanıtı belli soruları

Pandemide bir yılın yanıtı belli soruları

Prof. Dr. Esin DAVUTOĞLU ŞENOL
https://www.birgun.net/haber/pandemide-bir-yilin-yaniti-belli-sorulari-337433 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2019 yılı Aralık ayında Çin’de ağır zatürre olguları ile başlayan Covid-19 için,11 Mart 2020’de “pandemi” ilan ettiğinde, dünyada, toplam118 bin 319 olgu ve 4 bin 292 ölüm olmuştu. Aslında bu yüzyılın, daha önceki SARS-CoV-1 ve MERS-CoV gibi koronavirüs salgınları, koronovirüslerin genomlarında ölüm kodlayabileceğini gösterdiği için, koronavirüsler yakın gözlem altındaydı. 2012 yılında “Spillover; Animal Infections and Next Human Pandemic” kitabında, David Quammen, birlikte çalıştığı ekiple beş yıllık araştırmalarına dayandırdığı şu savları öne sürüyordu:

  • “Yeni bir hastalık olacak, bu hastalığa koronavirüsler yol açacak, yarasalardan kaynaklanacak ve Çin’deki “vahşi hayvan pazarı” kaynaklı olacak.”

    Anlaşılacağı üzere, bu sapasağlam öngörünün temeli ne astrolojinin yıldız haritası ne de kahinlerin kristal küresiydi.

Bilim insanı olmasak bile biyolojik bir küre olan ve trilyonlarca virüs ile paylaştığımız yerkürede, yakın zamanda izlediğimiz Ebola, Zika virüs ve önceki koronavirüs salgınları yaklaşık 50 bin omurgalı türünde bulunan 1 milyon virüs türünün, onları taşıyan hayvanlarla yakın ilişkiye geçtikçe bize sıçrama potansiyelinin arttığını anlatmış olmalıydı. Ancak beklediğimiz bir salgına hiç beklemediğimiz ölçüde hazırlıksız yakalanmıştık. Salgının sessiz seyri denilen aylar öncesi dönemde ve hemen başlangıcında salgının başladığı kentten, bölgeye ve dünyaya milyarlarca insan seyahat etmişti. Ocak 2020 tarihli bir makalede, IATA (International Air Transport Association) verisi kullanılarak yapılan bir modelleme çalışmasında, Wuhan’dan Ocak – Nisan 2019 arasında en az 100 bin yolcu taşıyan havayolları tarandığında, bölgedeki dokuz şehirden yolcu almış olan 50 uluslararası şehir ve salgına duyarlılıkları rapor edildi.

Bu rapora göre başta Asya kentleri olmak üzere Avrupa, ABD ve Avusturalya‘ya çok sayıda yolcu seyahat etmişti. Tahran, Londra, Paris, Sidney, Toronto, Milano, Barselona, Amsterdam, Frankfurt, Dubai, LosAngeles, New York, San Francisco, Moskova ve İstanbul bu bölgelerden en çok yolcu alan şehirlerdi. Bu raporun yayımlandığı tarihte, virüsün insandan insana yayılım potansiyeli, oldukça uzun olan kuluçka süresi gibi veriler henüz olmamakla birlikte, raporun sonunda yazarlar, çok seyahat alan bu bölgelerin, salgın duyarlılıklarının yüksek olabileceği için, iyi izlenmesi gerekliliği konusunda uyarıyordu. Çünkü, bu salgından on yedi yıl önce gene Çin’de başlayan SARS-CoV-1’in kıta dışına yayılımı da uçaklarla olmuştu.

Nitekim salgın deneyimleri nedeniyle, sınır alarm sistemlerini erkenden ve yüksek düzeyde çalıştıran Tayvan, Güney Kore, Vietnam gibi ülkeler, salgını karantina olmaksızın denetim altına almaya başladılar. Salgının kıtalararası yayılımına baktığımızda, Ocak 2020’de erken dönemde yayınlanmış bu rapora göre, sınır taraması ve alarmları kurulabilmiş olsaydı, büyük olasılıkla salgın dünyada bu denli katastrofik (AS: yıkıcı) seyretmeyecekti.

Türkiye, Avrupa’da ilk ölümün olduğu Fransa, salgının adeta bir bomba gibi patladığı İtalya, 19 Şubat’ta ilk olgusunu bildiren İran ve 2 Mart’ta ilk olgusunu bildiren Suudi Arabistan ile yoğun hava ve karayolu trafiği içindeydi. Ayrıca, Ocak ayında başlayan Çin’in bahar tatili nedeniyle Türkiye’de çok sayıda Çin’den gelen turist bulunuyordu. 22 Ocak’ta Çin uyruklu bir turist, Covid-19 hastalığını düşündüren bulgularla İstanbul’da bir hastaneye başvurmuştu. 24 Ocak’ta bu kuşkulu olgu ve aynı gruptaki öbür yolcuların kendi istekleriyle ülkelerine döndüğü bildirildi. Ancak bu yolcuların, ülkelerine bir ambulans uçakla gönderilmiş olması ve Çin basınında paylaşılan haberlerden anlaşıldığı kadarıyla, ilk vakanın açıklandığı tarih olan 11 Mart 2020’den yaklaşık bir buçuk ay önce saptanmış ancak paylaşılmamış olduğu sonucu çıkarılıyor.

İlk olgu bildirimlerini yapan ülkelerde salgın yayılımı S şeklinde bir eğri ile izlenebiliyor ve yayılımın çok hızlı ve üstel olduğu bu eğride rahatlıkla gözleniyordu. Türkiye’de bulunan Çinli turist kafilelerinden ya da riskli seyahat ve bulguları olanların hastane başvuruları oluyor ancak o dönemde Covid-19 hızlı tanı kiti bulunmadığı için vakalar doğrulanamıyordu. Türkiye, Ulusal Halk Sağlığı Laboratuvarı tarafından hazırlanan bir kitin tanı için kullanılmaya başlandığını bildirdi. Ancak test kitlerinin hızlandırılması için, virüs RNA’sının izole edilmesi sürecinin kısaltılması için kimi çalışmalar yapıldı. Bu aşamada RNA saflaştırılması yerine, bir çözelti (solüsyon) ile virüs parçalanarak RNA dışarıya alınıyordu ve bu da testte yalancı negatifliğe yol açıyordu. Erken alarm sistemlerinin devrede olması gereken en önemli aşamada, hata payı yüksek olan test kitlerini kullanıyorduk.30 Ocak’ta DSÖ, “Uluslararası Acil Durum” ilan ettiğinde, ülkemizde sınır denetimi yalnızca termal kamera ile ateş ölçerek yapılıyordu. Salgının, bu ilk üç aylık dönemde, yalnızca Türkiye değil, pek çok ülke seyahat kısıtlamaları ve sınır taramalarındaki gecikmelerle salgının girişini önlemenin ya da erken kontrol edebilmenin mümkün olacağı zaman aralığını çoktan kaçırmışlardı.

En çok sınır giriş çıkışımızın olduğu ülkelerden İran’da ilk vakanın açıklanmasından kısa bir süre sonra açıklanan ilk ölümler, İran’da salgın yükünün fazla olduğuna işaret ediyordu. Afrika kıtasının ilk vakasının, İstanbul üzerinden aktarmalı giden bir İtalyan vatandaşı olduğunu, Umre ziyaretinden dönen çok sayıda kafilemizin dönüşlerinde taranmadığı düşünüldüğünde, ilk olgumuza dek çok sayıda olgunun gözden kaçırıldığı anlaşılacaktır. Mart 2020’de uzaydan bakıldığında, çevremizde Türkiye dışında salgının görülmediği tek ülke kalmamıştı. Bu durum bir başarı olarak tanımlanıyordu! Bu “başarı” ise, öbür ülkelerin yapmakta, almakta geç kaldığı önlemlerin bizde erken alınmasına bağlanılıyordu.

Salgın yönetiminde şeffaf davranılmayacağı, salgının yalnızca ekonomik değil, politik önceliklere göre yönetileceği anlaşılıyordu. Mart başında toplam 2 bin kişiye test yapılmıştı, Kuzey İtalya ve İran’da vakalar hızla artıyordu ve biz ülkede vaka olmadığından emindik. Bu dönemde, Covid-19 pnömoni bulguları ile uyumlu bulguları olan ağır hastalarda yaptığımız testlerin negatif olmasına güveniyor ve mevsimsel grip gibi tedavi ediyorduk. Sonradan bu dönemde kullanılan testlerin ancak % 40-60 oranında pozitif olduğu anlaşılacaktı. Tanı testi yapan laboratuvar ve test sayısı da çok kısıtlıydı. Bu nedenle salgın denetiminde önemli olan

  • “test yap ve vakaları bularak izole et, temaslıyı tespit et ve karantinaya al ve bulaşmayı önle”

zincirini sürdüremiyorduk.

Son yıllarda, kamu sağlığından hızla uzaklaşarak, daha çok yaşlanma karşıtı ve kozmetik programlarına yer veren görsel basın, salgının ciddiyetinin anlaşılması yerine bizim ırksal özelliklerimiz nedeniyle, kimi gıdaları daha çok tüketerek salgını hafif geçirebileceğimiz algısına yol açan programlar yapıyordu. Salgın ile ilişkili bilgi akışı ise her akşam bir basın toplantısı ile Sağlık Bakanı’nın kendisi tarafından, turkuaz bir tablodaki rakamlar ile açıklanıyordu.

Okullar, toplantılar ve sanatsal etkinlikler ve 20 kadar ülke ile karşılıklı uçuşlar iptal edilmişti. Hastaneler tümüyle pandemi hastanesi ilan edilmiş, sağlıkçıların izinleri, ivedi (acil) olmayan tüm ameliyatlar iptal edilmişti. Bakanlık saha için hazırladığı rehbere tanı, izolasyon, karantina ve tedavi rehberleri de eklemişti. Tedavi için çok yaygın olarak kullanmakta olduğumuz klorokin adlı ilaç ile ilişkili başlangıçta iyi sonuçlar açıklayan kimi küçük, kontrollü olmayan çalışmalar yayınlanmıştı. Ancak, ilaçlar için yapılan klinik öncesi çalışmaların, ilaçların hastalıkta işe yarayabileceği konusunda yanıltıcı olabileceği anlaşılıyordu. Klorokin için de işe yarayacağını gösteren klinik öncesi çalışmaların yanlış kurgulandığı ve ilacın işe yaramadığı anlaşıldı.

Nisan 2020 sonunda salgın henüz denetim altına alınmamışken birdenbire denetimsiz biçimde yapılan açılmalar sonrasında artan vakaları yönetmek için “filyasyon” ekipleri, evde bakım ekiplerine dönüşünce, işe yaramadığı anlaşılan klorokin ile evde tedavi dönemi başladı. Bir ülkede salgın yönetimine ilişkin başarı için şu 3 soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum:

  • Okullarınız açık kalabildi mi,
  • Hastanelerde Covid-19 dışı hastalar bakılabildi mi ve
  • Toplam ölüm sayılarındaki artış nasıl?

    Belki bu sorulara eklemeye içimin elvermediği bir başka soru da şu olmalı:

    Neden bu denli çok sağlıkçı hastalandı ve öldü?