Etiket arşivi: toplum bağışıklığı

Flash Haber TV Programımız – 26 Kasım 2022

Dostlar,

Dün, 26 Kasım 2022 gecesi FLASH HABER TV‘de Sayın Burcu UĞUR‘un konuğu olduk.

Sn. Uğur, MİLLET MASASI programında CHP, Deva P, Demokrart Parti ve Gelecek Partisi temsilcilerini Gn. Bşk. Yrd. / Milletvekili düzeyinde davet etmişlerdi. Saat 21:00’de başlayan programa biz 80. dakikalarda çağrıldık ve yaklaşık 45 dakika kaldık. (Programın 01.20 – 02:05 saatleri arasında).

CHP İstanbul Milletvekili Sn. Özgür Karabat
DEVA Partisi Gn. Bşk. Yrd. Sn. Av. Doğa Şanlıoğlu,
Gelecek Partisi Gn. Bşk. Yrd. Sn. Doğan Demir
DP Gn. Bşk. Yrd. Sn. Bülent Şahinalp program konukları idiler ve bize sunumumuzun ardından sorular yönelttiler :

– Kovit-19 salgını ne durumda?
– Salgın yeniden patlayacak mı?
– Türkiye’de 2020 ve 2021’de TÜİK ölüm istatistiklerini neden yayınlamadı?
– Kovit-19 ölümleri gerçekten Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı 105 bin dolayında mı yoksa yaklaşık 3 katı mı?
Neden AKP = RTE anti-demokratik “tek adam rejimi” ölüm sayılarını açıklamıyor? Dünyada bir başka örneği var mı bu fiyaskonun?
– Aşılar hala güvenli mi?
– “Anımsatma dozu” ne anlama geliyor son durumda.. 6., 7. aşı mı yapılmalı?
Toplum Bağışıklığı ne düzeyde?
– Neden Türkiye 15 günde bir Kovit-19 verisi açıklıyor ve neden sayılar toplumda algılanan / yaşananın çoook çook altında?
– Birçok dünya ülkesi günlük veri açıklamayı sürdürürken Türkiye neden 2 hafta geriden ve 2 haftalık güncel olmayan ve Epidemiyolojik açıdan değersizleşen veriler açıklıyor, Dünya Sağlık Örgütü‘ne güncel ve gerçek veriler sunmuyor?

Ve… program sahibi Sn. Burcu Uğur‘un yerinde soruları.. Aşı Karşıtlığı vd.
***
2023 Sağlık Bakanlığı bütçesi 379,4 milyar TL / 4,47 trilyon TL = %8,4.. Gene %10’un gerisinde ve sağlık emekçilerinin geliri büyük çoğunlukla yoksulluk altında. Bu güdük bütçenin %15’i ise salt 8 şehir hastanesine :

  • Ulusun alın terini rant aktararak Türkiye’yi talan etmeye ve yerli  – yabancı yandaşları varsıllaştırmayı kurgulu biçimde sürdürüş! İhanetle eşdeğer!

Neden salgın 3. yılı biterken “bitirilemedi” !?
Neo-liberal kapitalizmin vahşeti ve masum insanların
– aşıya,
– erken tanıya,
– etkin sağaltıma
erişemeden önlenebilecek iken salgına kitlesel kurban verilmesi!!??

  • Küresel toplumun asıl sorgulaması gereken ve mutlaka üstesinden gelmesi gereken insanlık dışı köhnemiş ideolojisi.. Türkiye’deki uzantısı ile..

AKP = RTE hukuk dışı TEK adam rejiminin genel kötücül (malign) yönetimi sağlık alanına da tüm yabanıllığı (vahşeti) ile yansıyor.. Hızla kurtulmalıyız bu kahredici kuşatmadan / çökertmeden, ilk seçimde..

İzlemek için lütfen tıklayınız..
İzlenmesi, paylaşılması ve gereklerinin dayanışma ile – örgütlülükle yerine getirilmesi dileğiyle..

https://youtu.be/ramDpo_Q58o

  • “Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.” M. K. ATATÜRK

Sevgi ve saygı ile. 27 Kasım 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net            profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik           twitter : @profsaltik

KRT TV Programımız : Sağlık Bakanlığından “Negatif Aktif Vaka” Skandalı

KRT TV Programımız :

Sağlık Bakanlığından “Negatif Aktif Vaka” Skandalı

30 Nisan 2022 Cumartesi gece saat 22:00’de KRT TV’de, başarılı programcı Sn. Semra Topçu‘nun konuğu olduk. Sağlık Bakanlığı Dünya Sağlık Örgütüne Kovit-19 aktif olgu sayısını “-4716” olarak bildirmişti! Aynı gün Sağlık Bakanı Dr. Koca açıklama yaparak bu olanaksız durumu “senkronizasyon hatası” olarak bildirdi. Geriye doğru 14 günlük veriler hatalıydı.

 

Ama bu “hatalı” verilere dayalı olarak 26 Nisan 2022 günü kaçak sarayda yapılan Bilim Kurulu toplantısında AKP = RTE, nerdeyse salgının bitirildiği muştusu verdi! “Hamdolsun“, AKP iktidarı salgının da hakkından pek çok ülkeden önce yüzünün akı ile çıkmıştı! Üstelik Kovit-19‘a karşı dünyada aşı geliştiren 9 ülkeden biri bile olmuştuk! Afrika’da kimi ülkelere bağış yapmıştık..

2021 sonu toplam ulusal geliri 692 milyar Dolara gerileyen (90 milyon nüfusa bölünce 7689$, Dünya ortalaması 12 bin $!), dünya sıralamasında 17. sırada aldığı ülkemizi G20’den düşürerek 23. sıraya indiren AKP = RTE, bir de aşı geliştirmişti! Üstelik 17 çeşit aşı üreten, Cumhuriyet’in armağanı, çok başarılı Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü‘nü 2011’de kapatmış ve aşıda tümü ile dışalıma (ithalata) bağımlı duruma düşmüş bir iktidar..

TURKOVAC adı verilen ve Urfa’da Bakan Koca tarafından “aşı” olarak duyurulduğu 23 Aralık 2022’den bu yana hala Dünya Sağlık Örgütü’ne başvurularak uluslararası aşı belgesi alın(a)mayan, uluslararası bilimsel koşulları yerine getirmeyen ama salgında etkinliği / güvenliği kuşkulu bir sıvıyı, AŞI diye yurttaşına yapabilen bir siyasal kadro!
***
Sağlık Bakanlığı nasıl bir “senkronizasyon hatası” yaptı acaba??
Sokaktaki yurttaş bu süslü sözden ne anladı acaba??
Bakanlık Saray’ın açıklanmasını istediği verilerle mi senkronize olamadı acaba??

Bu hata 14 gün boyunca nasıl sürdürülebildi?
Veri kayıt ve işleme süreçlerinde bir sistem kurulamadığı anlaşılıyor.
“Sistem” kurulmuş olsa ve yaraşır (liyakatli), usta (ehil) ellerde olsa, Dünya Sağlık Örgütü’ne yollanmadan önce birkaç basamakta hata – tutarlılık denetimine alınır ve mutlaka yakalanırdı.

İşin içyüzünü ne yazık ki, şimdilik öğrenemeyeceğiz..
Tıpkı 2020 ve 2021 yılı ölüm verilerini halan öğrenemediğimiz, TÜİK’e açıklattırılmadığı gibi!
***
Salgın gerçekten bitti mi, maske ve öteki alanlarda gevşeme önlemleri yerinde mi??
Ayrıca MHRS’nin (Merkezi Hekim Randevu Sistemi) kaldırılması, Mart 2022 TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) kadrolarının 6 binden 12 bine çıkarılması, sağlıkta şiddet ve hekim göçü de konuşulan sorunlar arasında idi. İzlemek için lütfen tıklayınız.. (https://youtu.be/34gb8Yh0f2w)

Program 21:00’de başlıyor, biz 22:00’de katıldık..

Şu hesapları yaptık    :

30 Nisan günü yoğun bakımda yatan kovit-19 hasta sayısı 975. Sağlık Bakanı Dr. Koca’nın düzelterek açıkladığı aktif hasta sayısı 17,259. Ülkemizde Omicron varyantının egemen (baskın) olduğu düşünülmekte. Klinik tablo hafif, ayakta geçiyor, hastaneye yatma ve hele hele yoğun bakıma düşme oranları önceki varyantlara göre oldukça düşül.. 1/100’ün altında. 1/100 kabul edilirse, 975 x 100 ? 97,500 aktif hasta beklenir o gün. Ama açıklanan 17,259.. Beklenenin 1/6’sı!!?? Niçin???

Son 1 haftada önceki haftaya göre olgu sayısında dünya genelinde %12 azalma varken bizde %36! Ölüm sayılarında azalma aynı sırayla %7 ve %22. Türkiye, dünyadan farklı ve üstün olarak  ne yapıyor da, olağanüstü hızla olgu ve ölüm sayıları azaltılabiliyor??

Üstelik son 4-5 haftadır, yapılan toplam aşı dozu 147 milyonu aşıp 148 milyon olamadı! Günde 15-20 bine düştü aşılama.

  • Uyaralım : Toplum bağışıklığı artmayıp azalıyor ve %30 dolayında, son derece yetersiz.
  • Dünya Sağlık Örgütü “SALGIN HENÜZ KESİNLİKLE BİTMEDİ” diye ısrarla uyarıyor.
  • Yeni 2 varyantı “tehlikeli” olarak kayda aldı ve duyurdu..
  • Turizm mevsimi geliyor, Avrupa Kovit-19 kaynıyor, Uzakdoğu da öyle, hangi önlemimiz var?
  • Dünya Sağlık Örgütü’nün hemen hemen hiçbir önerisi yerine getirilmiyor.
  • Böyle giderse; yazın değilse bile Sonbaharda yeni bir dalga ile karşılaşma riski az değil! 
    ***

Türkiye hemen her bakımdan yönetilemez bir aşamaya sürüklenmiş bulunuyor.
Bu tablo sürdürülemez.
Ya AKP = RTE iktidarının aklını başına alarak silkinmesi, uçuruma gidişi frenlemesi ya da iktidarı bırakması gerekiyor.
Milyonlarca insan yoksul, yeterli – dengeli beslenemiyor, işsiz, konut koşulları elverişsiz, borçlu, ruhsal olarak gerilimde ve kaygı içinde; BAĞIŞIK SİSTEM STRES ALTINDA…
Bu sonki hastalıklarla savaşta kritik.
Yeni bir dalga riski ciddi olarak vardır ve gerçekleşirse, açıklayageldiğimiz gerekçelerle çok yıkıcı  olur.
Bir kez daha uyarmış olalım..
Bereket Ulusumuz bizi dikkatle izliyor ve geribildirimleri ile güvenini bildiriyor.
26 Nisan 2022 günü, kaçak sarayda RTE başkanlığında bilim kurulu toplantısının hemen ardından paylaştığımız aşağıdaki tweet iletimiz 1 milyon okuyucuyu çok aştı…


Bilgi ve ilginize saygı ile sunarız..

Sevgi ve saygı ile. 02 Mayıs 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

 

SALGIN MI BİTTİ, AKP Mİ BİTTİ?

Dostlar,

Bu gün (19.4.22) sabah 11:20 – 11:40 arasında ARTI TV‘de Sn. Kemal Göktaş’ın konuğu olduk.
Sağlık Bakanı Dr. F. Koca’nın son günlerdeki salgının bitmek üzere olduğu / bittiği yönündeki söylemleri çok merak ediliyor. Dün de Cumhuriyet gazetesi bizimle ve sevgili dostumuz Prof. Mehmet Ceyhan ile söyleşi yapmış ve demeçlerimizi manşetten vermişti.. Bakınız :

Dr. Saltık : Salgının bittiğini söyleyemeyiz! | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

  • Gerçekte biten salgın değil AKP!

Yaz geliyor, turizmi mutlaka ayağa kaldırmak istiyorlar. Hem geçen 2 yıldan büyük yitikler var hem bu yıl ödenecek 170 milyar $ dolayında borç için döviz olağanüstü gerekli. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya askeri operasyonu boyut bakımından çok büyüdü, süre olarak da epey uzadı, uzayabilir. Oysa bu 2 ülkeden gelen turistler, toplam ziyaretçilerimiz içinde çok önemli oranda.

Bunlara ek, AKP = RTE‘nin, ülkemiz aşkın (hiper) enflasyondan kırılırken gündemi olabildiğince saptırmaya ve daha da önemlisi bir başarı öyküsüne gereksinimi çok ciddi.

  • “Salgını dünyada herkeslerden önce biz bitirdik, hamdolsun!” diyebilmek istiyorlar!!

Oysa yaşamın gerçekliği çok acı. Dünya Sağlık Örgütü geçen hafta

  • Salgın henüz kesin olarak bitmedi!” uyarısı yaptı.

Omicron’un BA.4 ve BA.5 varyantlarını “endişe verici varyant” olarak duyurdu.

Afrika’da halkın %80’inden çoğunun aşılan(a)madığının altını çizdi.

Örtün başı Genel Sekreter Dr. T.A. Ghebreyesus şunları vurguladı :

  • Her ülke virüsü (varyantları) izlemeli,
  • Etkin aşılarla yaygın aşılamayı sürdürmeli (Toplum bağışıklığı yüksek tutulmalı)
  • Kovid-19’a karşı dayanıklı sağlık sistemi gerekli, (Türkiye son derece yanlış olarak ,1. Basamağı hala yeterince güçlendirmedi, salgını hastanelerde göğüslemeyi hüner saydı!)
  • Yurttaşlara, özellikle yoksullara, virüsle savaşım araçlarına eşit ulaşım sağlanmalı
  • Küresel işbirliği konularına önem verilmeli.

Bunları ve daha çoğunu programda aktardık ve S. Göktaş’ın sorularını yanıtladık.

Türkiye 5. dalgayı yaşıyor, 4 haftadır inme eğilimindeki veriler rahatlatıcı ama Sağlık Bakanlığı verilerine güvenilmiyor, sayılar gerçeği yansıtmaktan çok uzak. Salgın eğrisinin her an yükselmeye geçme riski var.. Yeni ve tehlikeli varyantların gelişme riski de.

  • Ne yazık ki, AKP iktidarı halkın sağlığı ile kumar oynamayı sürdürüyor!

İzlemek için lütfen tıklayınız : https://youtu.be/OHzKKpE0fhM

İzlenmesi, paylaşılması ve gereğinin yapılması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile. 19 Nisan 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

Prof. Kaboğlu’ndan Zorunlu Aşı Hakkında Soru Önergesi

Dostlar,

Kovit-19 salgınını unuttuk adeta…
Kanıksadık, duyarsızlaştık!
Böyle istedi iktidar cenahları da, istemekte..
Hemen hemen hiçbir “kısıt” yok. Aşı olup olmamak da yurttaşın paşa gönlüne bırakıldı.
Ama son günlerde “resmi” verilerle 70 bin dolayında günlük yeni kovit-19 hastası ve 150-200 arasında insanımızı kurban vermekteyiz; salgın hastalığa mı, salgının kötü yönetilmesine mi??

Salgınla savaşta etkili – güvenli aşı en temel araçlardan biri iken, halen Türkiye’de toplum bağışıklığının oranı bilinmemektedir. Çünkü “tam aşılı” kavramının tanımı belirsizleşmiştir. Son verilerle 3 ya da duruma göre 4 doz mRNA aşısı ya da 2 doz inaktif aşıya ek 2-3 doz mRNA aşısı olmak gerekmektedir tam aşılı sayılabilmek için. Bu oran kaçtır? Sağlık Bakanlığı biliyor mu?

Öte yandan, kısa sürede hızla – seferberlik bilinciyle etkili – güvenli aşılama yapılmadıkça bulaş (enfeksiyon) sürmekte ve bu yüzden de mutasyonlar – varyant virüs tipleri evrilmektedir. Vayantlar aşı – hastalık bağışıklığından kaçabilmekte, bulaş sürmekte ancak tam aşılılarda hastalık genellikle hafif seyretmekte, hastaneye yatış – yoğun bakımı gereksinimi ve ölümler azalmaktadır. Ama Omicron ile olgu sayısında kısa sürede patlama gözlendiğinden, hastaneye yatış – yoğun bakımı gereksinimi ve ölümlerde artış yaşanmaktadır ve dünya diken üstündedir. Ülkemizde ise akıl almaz bir pervasızlık gözlenmekte. Oysa koşullar, Omicron kaynaklı yeni varyantlar için çok elverişlidir ve beklenebilecek bu mutasyonların yönü kestirilemez. Hastalığın klinik gidişi de değişebilir, riskli hastalarda tablo hala ciddidir. Ek olarak, karmaşık ve uzun yıllar sürebilecek olan kovit sonrası (post-kovit) rahatsızlıklar gündemdedir.

Birçok ülke ciddi kısıtlamalara yeniden yönelmekte ve aşıya zorlama yaptırımları konmaktadır. Ülkemizde, verili mevzuat buna elvermekte iken bile iktidarca uygulanmamaktadır (bkz. Umumi Hıfzıssıhha Yasası md. 57, 64, 72 ve 94).

  • TURKOVAC ise henüz aşı değil, aşı adayıdır.

CHP İstanbul Milletvekili, Anayasa Hukuku Uzmanı Sayın Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, TBMM Başkanlığına, “zorunlu aşı” için bir soru önergesi sundu 02 Aralık 2021’de. Metin aşağıda..
*****

Prof. Dr. İbrahim Ö. KABOĞLU / İstanbul Milletvekili
Anayasa Komisyonu Üyesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 96 ve 99’uncu maddelerine uygun olarak T.C. Sağlık Bakanlığı’na iletilmesi ve Sayın Bakan tarafından yazılı olarak yanıtlanması için gereğinin yapılmasını arz ederim.  

İbrahim Ö. KABOĞLU / İstanbul Milletvekili

COVID-19’un küresel ölçekte ölümcül etkileri karşısında, tıbbi olarak en etkili mücadele aracı olarak aşı öne çıkmaktadır. Tanımı gereği kitlesel olan salgın hastalık için, koruma önlemleri de kitlesel olmalıdır. Bu itibarla, tıbbi ve hukuki bir gereklilik olarak, zorunlu aşı uygulaması gereğinin altı ivedi şekilde çizilmelidir. 

  1. Genel Olarak 

Türkiye, ilk günden bu yana, pandemiyle mücadelede bilimsel akla tutarlı şekilde sarılmamış, tıbbi zorunluluklara kör topal yanıt verebilmiş ve hukuki gerekliliklere sırtını dönmüştür. Hukuki açıdan bakıldığında; tehlikeli salgın hastalık nedeniyle Anayasa madde 119 gereği olağanüstü hal (OHAL) ilan edilerek gerekli önlemler daha hızlı alınabilir ve düzenlemeler yapılabilirdi. Bu yapılmadığı halde, Anayasa’nın, ancak OHAL döneminde uygulanabilecek madde 15 gibi kimi yasaklayıcı hükümleri zaman zaman uygulandı; uygulanması gereken maddeler ise, uygulanmaktan kaçınıldı. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmadı, yürürlükte olanlar da etkili bir biçimde uygulanmadı.

COVID-19 yönetimi, çoğunlukla Anayasa ve yasa dışı uygulamalar eşliğinde yürütüldü:

  • OHAL ilan edilmediği halde birçok yasak, genelge yoluyla Anayasa dışı olarak uygulandı. Örnek vermek gerekirse; 65 yaş ve üstü yurttaşların sokağa çıkma ve genel olarak seyahat yasakları bunlar arasında yer alır.
  • Sosyal devlet öncelikleri (md.65), sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması (md.56) gerekleri ihmal edildi.
  • Yaşam hakkı (md.17) gerekleri ile Devletin temel amaç ve görev (md.5) yükümlülükleri yerine getirilmedi.
  • Bireyler arası yatay ilişkilerde, hak ve özgürlük (md.12) sorumlulukları öne çıkarılmadı.

COVID-19 ile mücadelede aşı zorunluluğunun öngörülmemiş olması, devletin insan yaşamını korumakla ilgili hukuki yükümlülüklerinin ihlaline ilişkin çok önemli başka bir boyuttur. 

  1. Zorunlu Aşının Hukuki Temelleri 

18 aylık bir aradan sonra okulların yeniden açılmasıyla beraber, salgınla mücadele için, “aşı yaptırmayan öğretmenlere PCR testi” uygulaması ile yetinildi. Buna karşın, salgın hastalığın Türkiye’de bir türlü denetim altına alınamaması ve yeniden bulaşın artacağı kış mevsimine girmiş olmamız, salgınla mücadelede en nitelikli aracımız ve tıbbi bir gereklilik olan aşının, öncelikle öğretmenler ve kamu görevlileri, ardından da herkes bakımından zorunlu kılınması ihtiyacını gündeme getirmektedir. Zira, toplumun kimi kesimlerinin; bilimsel bilgi yerine hurafeleri ve komplo teorilerini referans aldığını, salgınla mücadelemizi zorlaştıran bir aşı karşıtlığı tavrını benimsediğini ve COVID-19’a karşı toplumsal bağışıklık edinmemizi güçleştirdiğini gözlemliyoruz. Bu bakımdan,

  • aşının zorunlu kılınması, toplum içinde yaşama iradesi gösteren ve birbirlerinin yaşam haklarına saygı gösterme yükümlülüğünde bulunan insanların birbirlerine karşı temel bir ahlaki ve siyasi sorumluluğu olarak tanımlanabilir.

Ancak ahlaki ve siyasi yükümlülük oluşturmanın ötesinde, zorunlu aşının, halihazırda anayasal ve yasal temelleri vardır. Anayasa’nın, devletin pandemiyle mücadelede zorunlu aşı uygulamasına başvurma gereğini temelleyen ilgili maddeleri şunlardır:

  • Devletin temel amaç ve görevleri (md.5)
  • Temel hak ve hürriyetlerin niteliği (md.12)
  • Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı (md.17)
  • Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması (md.56).

Aşı için başlıca yasal dayanak ise, 24/4/1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’dur (UHK). Umumi Hıfzıssıhha Kanunu madde 72’de, salgın durumlarında gerek görülen aşıların zorunlu kılınabileceği açıkça yazılıdır. Buna göre, 57 nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur: hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum ve aşı tatbiki.

UHK madde 64 ise, hastalık ve yetki üzerine genel bir düzenleme öngörmektedir: “57 nci maddede zikredilenlerden başka herhangi bir hastalık”. Bu hastalıklara karşı bu yasada öngörülen önlemlerin tümünü veya bir kısmını uygulama yetkisi Sağlık Bakanlığına aittir.

III. Devletin Çok Yönlü Yükümlülüğü

Hak ve özgürlükler karşısında, Devlet, genel olarak ve Anayasamıza göre şu üçlü yükümlülük karşısında konumlanmaktadır: saygı göstermek/önlemek, korumak ve önlem almak. COVID-19 salgını karşısında bu yükümlülükler, Devlet görevli ve yetkilileri için en üst (azami) düzeye çıkar:

  • Sosyal mesafe” kurallarına uymak ve bunu bozacak toplantılardan kaçınmak.
  • Sosyal mesafe” riski nedeniyle toplu etkinlikleri en aza indirici önlemleri almak.
  • Yaşam tehlikesini en aza indirecek önlemleri almak: yaşama hakkı, ”vücut bütünlüğüne dokunma” yasağını da kapsar. Bunun istisnası, “tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller”dir (md.17).

Şu halde; -bizzat Sağlık Bakanı’nın da sürekli vurguladığı üzere- pandemiyle mücadelede aşı yapılması, “tıbbi zorunluluk”tur. Yukarıda da ifade edildiği üzere, UHK aşı zorunluluğu bakımından gerekli yasal temeli sağlamaktadır. Salgın hastalıktan kaynaklı tıbbi zorunluluk, Devletin hak ve özgürlükler karşısındaki yükümlülüklerini en üst düzeye çıkarırken; bu yükümlülüğü, “sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” ve “Devletin iktisadi ve sosyal ödevleri” de pekiştirmektedir:

  • herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak;…” (md.56).
  • sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek” yerine getirmek (md.65).

Kişiler açısından ise, “Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da” kapsadığı için (Anayasa, md.12), aşıdan kaçınma hakkı yoktur. Her ne kadar aşı zorunluluğunun kademeli olarak ve kamu görevlilerinden başlayarak öngörülmesi, lojistik ve bulaş riskinin yüksekliği ölçütleri açısından anlaşılabilir olsa da; Anayasa ve UHK’nin anılan hükümleri uyarınca, Devlet, Türkiye’de mukim (AS: yerleşik) olan herkese, tıbben ya da yaşa bağlı bir engeli olmadıkça, aşı zorunluluğunu getirebilir.

Sonuç olarak; Covid-19 vb. salgın hastalıklar ve sağlık OHAL’i üzerine, hukuk devleti ve sosyal devlet gerekleri doğrultusunda bütüncül yasal düzenleme gereğini göz ardı etmeksizin, şu saptama yapılabilir: UHK md.57, 64 ve 72’yi birlikte, Anayasa md.5,12,17, 56 ve 65’i birlikte ve hepsini bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle

  • aşılamak, Devlet için yükümlülük; aşı olmak ise, bireyler için kamusal ve toplumsal sorumluluktur.

Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, kamu makamları, anayasal yükümlülüklerini görev + yetki + sorumluluk ilkesi gereği yerine getirme yükümlülüğündedir; yurttaşlar ise, özgürlük ve haklarını, hak + ödev + sorumluluk ilkesi gereği kullanmak zorundadır.

Bu bağlamda;

  • Sağlık Bakanı salgınla mücadelede aşının önemini sürekli vurgularken, COVID-19’a karşı aşı bulunmasının üzerinden bir yıl kadar bir süre geçmesine rağmen ve peyda eden yeni virüs varyantları salgınla mücadeleyi gittikçe daha da zorlaştırırken, aşı zorunluluğunun yetki sahibi Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye’de halen öngörülmemiş olması tutarsızlığının gerisinde yatan sebep nedir?
  • Sağlık Bakanlığı; COVID-19 ile mücadelede tıbbi bir zorunluluk olduğu sabit olan ve Anayasa’nın ve UHK’nin devlete bir yükümlülük olarak yüklediği aşı zorunluluğu uygulamasına kamu görevlileri bakımından ne zaman başlayacaktır?
  • Sağlık Bakanlığı; COVID-19 ile mücadelede tıbbi bir zorunluluk olduğu sabit olan ve Anayasa’nın ve UHK’nin devlete bir yükümlülük olarak yüklediği aşı zorunluluğu uygulamasına kamu görevlileri dışındaki kişiler bakımından ne zaman başlayacaktır?
  • Aşı zorunluluğu getirilmiş olsaydı, Türkiye’de aşı uygulamasına başlandığı tarihten bu yana kaç ölüm engellenebilirdi? Geleceğe dönük olarak, zorunlu aşı uygulamasına geçilmesiyle beraber günlük vefat sayılarının ne ölçüde azalacağıyla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’nın bir projeksiyonu var mıdır?
  • Sağlık Bakanı, aylardır çok yüksek günlük vaka ve vefat sayıları açıklayan Türkiye’de, ölümleri çok azaltacağı tıbben kesin olan aşının zorunlu kılınmaması sebebiyle yaşanılan ölümlerin cezai ve hukuki sorumluluğunu taşıdığını düşünmekte midir?
    *****

İktidarı, henüz uluslararası standart kurallara göre aşı niteliği kazanmamış olan TURKOVAC’ı durdurmaya, etkili mRNA aşısı ile seferberlik bilinci içinde hızlı – yaygın aşılamaya çağırıyoruz.

Sn. Prof. Kaboğlu’nun bu soru önergesine de zamanında (Anayasaya göre 15 gün içinde!) “yanıt” vermeye, gereklerini yerine getirmeye de..

Sevgi ve saygı ile. 26 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

 

 

 

 

 

Aşı yetmez ! “Vaccine Plus”

Dr. Akif AKALIN

https://toplumcutip.blogspot.com/p/akif-akalin-ozgecmis.html?showComment=1641289049906
04.01.2022

Dün bilim insanları İngiliz Tıp Dergisi’nde (British Medical Journal) bir “açık mektup” yayınladılar. Mektupta birçok ülkenin pandemiyle “salt aşı” yaparak mücadele ettiğini, ama bunun yeterli olmadığını, aşı yanında halk sağlığı önlemlerinin de alınması gerektiğini ifade ettiler.

HALK SAĞLIĞI ÖNLEMLERİ OLMADAN OLMAZ

Aslında mektupta bilmediğimiz hiçbir şey yok. Pandeminin başından beri söylediklerimiz Omikron vesilesiyle bir kez daha yineleniyor. Bulaşı önlemek için sıkı tedbirler alınan ülkelerde hem ölümlerin, hem de ekonomik zararın daha düşük olduğu anlatılıyor.

Uzmanlar pandemiyle mücadele için önerdikleri “aşı yetmez” (vaccines-plus) stratejisi çerçevesinde özetle şunların yapılması gerektiğini savunuyorlar: aşının yanında halk sağlığı ömlemlerinin uygulanması, üretim kısıtlamasına ilişkin ölçütler getirilmesi ve testlerde pozitif bulunarak izole edilenlerin mali (akçalı) yönden desteklenmeleri.

Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün artık COVID-19 enfeksiyonunun “damlacık yoluyla” değil, “hava yoluyla” bulaştığını açıklaması ve halk sağlığı önlemlerinin hava yoluyla bulaşı önleyecek biçimde güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENMEK

Mektup yayınlanır yayınlanmaz sosyal medyada büyük tepkiyle karşılaştı.

  • Aşı yetmez, “halk sağlığı önlemleri” de aşıya eşlik etmeli..

anlatımının, şu veya bu ölçüde yeni kapanmaları çağıştırdığını bilenler veya “duyumsayanlar” hemen mektuba karşı saldırıya geçtiler.

Aşı yetmez!” stratejisini “yeni bir fantezi” olarak niteleyenler, her zamanki gibi “sol gösterip, sağ vuruyor”. Günümüzde hükumetlerin izole edilen yurttaşları mali (parasal) olarak desteklemelerinin olanaklı olmadığını, böyle bir istemin asla karşılan(a)mayacağını belirtiyorlar.

Halk sağlığı önlemleri de uygulandığında, yani virüsün yayılmasını önlemek için sıkı önlemler alınması durumunda çocukların okullarından geri kalacağını, emekçilerin evlerine ekmek götüremeyeceklerini savunuyorlar.
(AS: HES… Emekçi için “Hayat eve SIĞMIYOR!”)

Özetle söyledikleri şu: Evet, belki Halk Sağlığı önlemleri alın(a)madığı için “virüsten” ölüyoruz, ama Halk Sağlığı önlemleri alınırsa bu kez “açlıktan” öleceğiz!

Ve ölümlerden ölüm beğeniliyor, açlıktan ölmektense, virüsten ölmek yeğleniyor.

Bu “seçim”, eve ekmek götürülemediğinde açlıktan ölümün “kesin” olduğu, ama COVID-19’a yakalanan herkesin ölmediği biçiminde mantığa büründürülüyor (rasyonelleştiriliyor).

DÜŞEREK Mİ, AÇLIKTAN MI ÖLEYİM?

Neredeyse tıpa tıp aynı bir us yürütmeye (rasyonelleştirmeye) yaklaşık on yıl önce katıldığım bir toplantıda da tanık olmuştum.

Tuzla tersanelerindeki işçi cinayetlerine karşı bir İşçi Sağlığı Platformu oluşturulmuştu. Platform, Petrol-İş Sendikası’nda bir toplantı düzenlemişti. Toplantıda söz alan bir tersane işçisi aynen şu tümceleri kurmuştu:

  • “Ben biliyorum, o direğin tepesine çıkarsam düşüp ölürüm. Bilmediğimden değil! Çıkmazsam işten atılırım, açlıktan ölürüm. Ben direkten düşerek mi öleyim yoksa açlıktan mı öleyim; bu ikisi arasında seçim yapmak zorundayım. Benim önümde yaşam seçeneği  yok zaten!”

EMEKÇİLERİN ÖNÜNE YAŞAM SEÇENEĞİ KOYMAK ZORUNDAYIZ

Pandemi, işçi cinayeti, sel felaketi, deprem… Adını siz koyun.

  • İstisnasız (AS: Ayrıksız) bütün felaketlerin (yıkımların) dönüp dolaşıp, yoksulun ve emekçinin başında patladığını biliyoruz.
  • Emekçi çaresiz!

Çünkü 1980’lerden beri tüm dünyaya giderek daha çok egemen olan neoliberal sağcı politikalar emekçinin önünden “yaşam” seçeneğini kaldırıyor. Önünde bir “yaşam” seçeneği göremeyen emekçi, her zaman ölümlerden ölüm beğenmek zorunda kalıyor.

Emekçi bu ruhsal durummdayken biri çıkıp “aşı yetmez, halk sağlığı önlemleri de alınsın” deyince, çılgına dönüyor. Çünkü binlerce yıldır “açlıkla terbiye edildi”. Aç kalmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyor.

Çünkü binlerce yıldır açlıkla terbiye edilmiş bu insanlar,

  • “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” günlerin gelebileceğine inanamıyor.

=============================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. Hakkı Açıkalın‘ı bu başarılı irdelemesi için kutluyoruz. Kendisi ne yazık ki çok erken emekli oldu. Ancak içindeki “HALK SAĞLIĞI” ateşi, –bizde de olduğu gibi– cayır cayır.

Kurduğu web sitesinde çok değerli yazılar yazmakta.

Dr. Akalın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Kanada’ya gitti ve orada Ryerson Üniversitesi Halk Sağlığı Okulunda 4 yıl eğitim aldı. Özgeçmişi ve hizmetlerine bakılmalı:

https://toplumcutip.blogspot.com/p/akif-akalin-ozgecmis.html

Türkiye’de AKP = RTE iktidarı 1 Temmuz 2021’de tüm salgın savaş önlemlerini (Halk Sağlığı Önlemlerini!) kaldırdı AŞI dışında..
Kararlılıkla vurgulandı, “ARTIK AŞI VAR!”

HES : Hayat eve sığar..
HES, Emekçi için kocaman bir aldatmaca!..
“Hayat eve SIĞMIYOR!” eve ekmek girmezse..

Doğallıkla, salt “aşı” ile özlenen toplum bağışıklığına hala erişelemedi, hatta toplumsal bağışıklık ülkemizde artık artmıyor, azalıyor..
3 aşılı olanlar tam bağışık saılırsa, bu sayı 19 milyonu biraz aşıyor.
Gerçekte 3 Biontech aşısı olanları tam aşılı saymak gerek ki bu 10 milyon bile değil korkarız..

Dolayısıyla, başta yetersiz aşılama ve Halk Sağlığı önlemlerinin büyük ölçüde terk edilmesi olmak üzere, pek çok etmene ikincil (bağlı) olarak salgın ülkemizde ve dünyada denetim altına alınamıyor.

Neo-liberal yabanıl (vahşi) kapitalizm, bizim 40+ yıldır öğrencisi olduğumuz Halk Sağlığı / Epidemiyoloji bilim alanının gerekleini yerine getir(e)miyor. Bedeli, en temel insan hakkı olarak SAĞLIKLI YAŞAM HAKKIndan yoksun bırakılan emekçiler canlarıyla ödüyor.

  • Omicron‘dan hastaneye yatış riski Delta’nın yarısı. Ama bulaştırıcılık 70 kat, çok kısa sürede patlayan hasta sayısı hastaneleri zorlayabilir.
  • AŞI + bilinen kişisel korunma yöntemleri ve toplumsal – çalışma yaşamında, eğitimde.. sosyal devlet destekli kimi sınırlamalar zorunlu.

Ülkemizde ve dünyada en can alıcı soru / yumuşak karın, SALGINDA KİMLERİN ÖLDÜĞÜ”DÜR!

Evrensel kuraldır                                 :

  • YOKSUL DAHA ÇOK HASTALANIR, DAHA ÇOK ÖLÜR..
  • Ölmeden kurtulursa daha da YOKSULLAŞTIRILMIŞTIR ve yeni bir hastalık – ölüm daha da yakınlaşmıştır!

Bütün dünyanın EZİLENLERİ birleşmeli ve kapitalizmin – emperyalizmin kanlı ellerinden yaşam haklarını ve onurlarını kurtarmalıdır, hem de bu yüzyıl içinde!

Lütfen tıklayınız, TURCOVAC henüz aşı değil, aşı adayı.. skandal! Evre 3 çalışması yoktur!

http://ahmetsaltik.net/2021/12/30/turkovac-asi-adayinin-bilimsel-verileri-makalesi-nerede/

Sevgi ve saygı ile. 04 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Bilim Kurulu 2. Bşk.

www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik       twitter : @profsaltik     

 

ANKA HABER AJANSINA Demecimiz : “TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR”

PROF. DR. SALTIK:

“TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR”

11.11.2021 16:27
PROF. DR. SALTIK: “TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR” (ankahaber.net)

https://www.gazeteduvar.com.tr/prof-dr-saltik-turkiyede-toplum-bagisikligi-artmiyor-azaliyor-haber-1541526

WhatsAppLinkedIn

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, Sağlık Bakanlığı’nın 2 doz aşılama oranını %80 dolayında gösterdiğini, ancak bağışıklamanın bu oranda olmadığın belirtti. Saltık, “90 milyon hedef nüfusun üçte biri dışarıda tutulup 61 milyon hedef nüfus alındığı için o %79’un üçte birini bir çırpıda indirmemiz gerekiyor. Onun üçte biri 27 yapar ve 52’ye iner. Aradan geçen zaman, ne ölçüde insanların bağışık yanıt verdiği, araya giren yeni varyant tipler nedeniyle o toplum bağışıklığı düzeyi %52’de de değil. Türkiye’de toplum bağışıklığı artmıyor, azalıyor” dedi.

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık koronavirüste gelinen durum ve aşılama hızı hakkında ANKA Haber Ajansı’nı sorularını yanıtladı. Saltık’ın açıklaması şöyle:

“HALK, BİTMİŞ GİBİ SALGINI YAŞIYOR”

“Bugün biliyoruz ki, hastalığı hafif geçirenlerde çok hafif bağışıklık oluşuyor. Ancak ciddi ve ağır geçirenlerde daha güçlü bir bağışıklık gelişiyor. O da yaklaşık 4-5 ay dolayında, en çok 6 ay sürüyor diyelim. Aşıyla elde edilen bağışıklık daha güçlü. Başlangıçta, ‘Doğal yollarla elde edilen bağışıklık daha kalıcı oluyor’ diyorduk. Şimdi böyle olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bir yandan gerek Türkiye’nin gerek dünyanın çok yaygın seferberlik bilinci içinde aşılamayı sürdürürken, bir yandan da toplumsal hareketliliği sınırlandıracak önlemlere gereksinim var. Halk, bitmiş gibi salgını yaşıyor.

“TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR”

Değerli halkımız, aşılardan güvenini eksiltmesin çünkü bu kağıt üstünde eriştiğimiz %80 oranında 2 doz aşılama, gerçek bir toplum bağışıklığı değil. Birincisi, 90 milyon hedef nüfusun üçte biri dışarıda tutulup 61 milyon hedef nüfus alındığı için o %79’un üçte birini bir çırpıda indirmemiz gerekiyor. Onun üçte biri 27 yapar ve %52’ye iner. Türkiye toplumu içinde 2 doz aşı olmuş insanların oranı %52’ye geliyor. İkincisi, ikinci dozdan sonra ne ölçüde insanın bağışıklığı zayıfladı, bunu bilmiyoruz. Üçüncüsü, iki doz aşılı olan insanların ne oranda bağışık yanıtı verdiğini de bilmiyoruz. Yani kağıt üstünde aşılama oranı, aynı zamanda hastalığa karşı bağışık olmak anlamına gelmiyor. Bağışıklama ve aşılama farklı şeyler, halkımızın bunu anlaması gerekiyor. Bağışıklama, ancak aşılamayla ve hastalığı geçirerek sağlanabilir. Aşılama, bağışıklamanın bir aracıdır. Aşılama her zaman birebir bağışıklama demek değildir. Bütün bu nedenlerle; aradan geçen zaman, ne ölçüde insanların bağışık yanıt verdiği, araya giren yeni varyant tipler nedeniyle gerçekten o toplum bağışıklığı düzeyi %52 de değil. Daha aşağılarda ama kaç olduğunu hesaplayabilmek için elimizde Bakanlığın veri tabanının bulunması gerek. Günlük aşılama sayıları çok azaldığı için, geçen zamanla birlikte bağışıklığı zayıflayan ve sönümlenenler kovit-19’a duyarlı duruma geliyor. O toplum bağışıklığı havuzundan ayrılıyor. Havuzun yeni aşılananlarla yukarıdan dolduğunu, geçen zaman nedeniyle bağışıklığı sönümlenenlerin de aşağıdan kaçak verdiğini düşünürsek, Türkiye’de toplum bağışıklığı artmıyor, azalıyor! İşte bu dinamik nedenlerle de salgınla baş etmekte zorlanıyoruz.

“BİR AŞININ 3. DOZUNU YAPMAK İÇİN 3 BİLİMSEL KANIT ARARIZ”

Tıp bilimleri bugün tümüyle kanıta dayalı olarak yürütülmekte. Bakanlığın bu politikasının da bilimsel kanıtlarının olması gerek. Bir aşının 3.dozunu yapmak için 3 bilimsel kanıt ararız. Öncelikle şunu ayırt etmek gerekiyor : Bir tazeleme dozu ile aşının üçüncü dozuna gereksinim duyulması birbirinden farklı şeyler. Örneğin inaktif çocuk felci aşılarını biz bebeklere 2. ayda başlar, 2’şer ay arayla 3 doz yaparız. Bunlar yineleme dozlarıdır ve son dozdan (3. doz) yaklaşık bir yıl sonra ve 48. ay sonunda bir rapel (anımsatma dozu) yaparız. Bu, olağan koşullarda o aşıdan beklenen bağışık yanıtın en üst düzeye erişmesi ve uzun süreli kalıcı olmasıdır.

“BİLDİĞİMİZ RUTİN TAZELEME YA DA GÜÇLENDİRME YA DA RAPEL DOZU DEĞİL”

Fakat şimdi karşı karşıya bulunduğumuz tablo; aşı takvimindeki bildiğimiz rutin tazeleme ya da güçlendirme ya da rapel dozu değil. Bakanlığın gerekçeleri toplumda belirlenen 3 kümeye dönük. Tıp biliminde bu uygulama için 3 gerekçe olmalı. İlki, eğer kişiler bu aşılara yanıt vermediyse siz yinelemeyi düşünürsünüz. Dolayısıyla, ülkemizde BioNTech aşısına yeter bağışık yanıt oluşmadı mı, bunun ortaya konması gerekir. İkinci olarak acaba bağışık yanıt verdiler ancak bu bağışık yanıt beklenenden daha erken dönemde mi zayıfladı? Dolayısıyla zayıflayan bağışıklığı güçlendirmek mi gerekiyor? Üçüncüsü ise birtakım yeni varyantlar mı ortaya çıktı, bu varyant tipler şimdiye dek yapılan aşılardan kaçıyor mu? Bu soruların yanıtı net olarak ortada değil. Sonuncusundan başlamak gerekirse, bu aşılardan kaçan yeni bir varyant ortada yok. Delta + (Plus) varyantı da bir ölçüde aşılardan kaçıyor denmekle birlikte, büyük ölçüde 2 doz mRNA aşısı halen etkili. Bunu nereden görüyoruz, 3 ölçütümüz var:

Birincisi hastaneye yatma hızları. Bu 2 doz aşıyı olan insanların enfeksiyonu almaları durumunda hastaneye yatırılma oranları, farklı aşı olanlar ya da eksik aşı olanlarla karşılaştırıldığında çok düşük kalıyor.
İkincisi hastalığın ağır geçmesi, bu da oldukça az görülüyor.
Üçüncüsü de ölümler. Ölümlerin de büyük oranda 2 doz BioNTech aşısı olmayanlarda görüldüğü biliniyor.

“BAKANLIK BU 3 SORUYA YANIT VERMEDİ”

Bakanlık açıklamalarında bu 3 soruya yanıt vermedi. Yalnızca ‘Bilim Kurulu’nun önerileri doğrultusunda kararımız, yeni politikamız bu yönde’ dedi. Oysa Bilim Kurulu’nun da bu tavsiye kararlarını hangi bilimsel kanıtlara dayandırdığını, hangi sayısal verilere yasladığını, hangi Epidemiyolojik çözümlemeleri (analizleri) kaynak aldığını açıklaması gerekir. Türkiye, çok geri kalmış bir Afrika toplumu ya da Orta Asya’nın derinliklerindeki kim ülkeler gibi ilkel, gelişmemiş bir toplum değil. Cumhuriyet’imiz oldukça gelişmiş bir insan gücü yarattı. Bunlar Türk kamuoyu tarafından rahatlıkla anlaşılabilir.

“ÜÇÜNCÜ DOZ BİONTECH AŞISININ BİLİMSEL KANITLARI AÇIKLANMADIĞI İÇİN BİR BOŞLUK SÖZ KONUSU”

3. doz BioNTech aşısının dayanakları, bilimsel kanıtları açıklanmadığı için bir boşluk söz konusu. Ne yapacağımızı doğrusu biz de bilemiyoruz. Soranlara, ‘3. dozu olun ya da olmayın’ deme konusunda bir sıkıntı yaşıyoruz. 3. doz BioNTech’e başlayan ülkeler, bu 3 soruya bilimsel kanıtlar ortaya koydular ve o çerçevede açtılar. ABD ve kimi Avrupa ülkelerinde 3. doz açıldı. Türkiye’de de açılabilir ama Sağlık Bakanlığı’nın mutlaka hangi bilimsel kanıtlara dayandığını kamuoyunun önüne koyması gerekir.

“AŞILARA GÜVENİNİZİ YİTİRMEYİNİZ”

Seferberlik bilinci içinde yaygın aşılama, 3. doz aşının bilimsel kanıtlarının ortaya konması, toplumsal hareketliliğin mutlaka belli ölçülerde sınırlandırılması ve insanların uyarılarak kapalı alanlarda maske zorunluluğu gibi önlemlerin alınması ve bunların birlikte yeniden güncellenmesi gerekir. Halkımıza son olarak söyleyeceğim şudur:

  • Aşılara güveninizi yitirmeyiniz, aşı olunuz, eksik aşılarınız varsa mutlaka tamamlayınız,
  • 2 doz BioNTech olduysanız üçüncüsünü Sağlık Bakanlığı zaten belli koşullarda verecek.”

 

***
Demecimizden kısa bir süre sonra Sağlık Bakanlığı, 18+ yaş topluma, 2. dozdan 6 ay geçmesi koşulu le 3. doz BioNTech aşılamasını açtı..

Yararlı olması dileğiyle..

Demecimizi izlemek için tıklayınız ( 9 dk.)

Sevgi ve saygı ile. 12 Kasım 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Delta varyantının daha hızlı yayılmasının sebebi

authorÇAĞHAN KIZIL

Bilim insanlarının sorduğu soru şu:
  • Neden Delta varyantı diğer virüs formlarından hızlı ilerliyor? Bunun yanıtı şu an için net değil ancak elimizde bazı bilgiler var.

Pandemide yeni bir dalganın yükselişi ile karşı karşıyayız. Bir önceki dalgadaki en yüksek günlük ortalama vaka sayısı 830 bin civarında iken şu andaki yükselen dalgada günlük 640 bin sınırını aşmış durumdayız.(1) Yaz ayları içinde azalması öngörülen vaka sayılarına rağmen yaşanan hızlı yükseliş, sonbaharın yüksek bir virüs yüküyle başlayacağının işaretçisi. Önceki dalgalardan farklı olarak, elimizde aşılar ve aşıların koruyuculuğu var. Ancak aşılamanın dünya üzerindeki yaygınlığı düşünüldüğünde henüz genel bir bağışıklığa ulaşmaktan çok uzak olduğumuzu söyleyebiliriz. Dünya nüfusunun %31i en az 1 doz aşı oldu, %16’sı tam aşılandı. Günlük 36 milyon doz aşı yapılmasına rağmen, dünyada düşük gelirli ülkelerdeki aşılama oranı sadece %1,2.(2)

  • Bu düşük aşılamanın ve virüsün yeni dalgalar halinde dünya üzerinde kendini çoğaltmasına izin vermemizin bize getireceği sonuç, yeni virüs formlarının ve varyantların ortaya çıkması olacak.

Hâlihazırdaki pandemi dalgasının en önemli bileşeni Delta varyantı olarak adlandırdığımız virüs biçimi. Önceki virüslerden ve diğer varyantlardan Delta‘yı ayıran özellik, daha hızlı yayılması. Salgının hız aldığı bölgelerde Delta varyantının oranı % 100’e yaklaşmış durumda. Bilim insanlarının sorduğu bir soru su:

  • Neden Delta varyantı diğer virüs formlarından daha hızlı ilerliyor?

Bunun yanıtı şu an için net değil ancak elimizde bazı bilgiler var. Öncelikle Delta varyantı daha hızlı yayılmasına karşın, hastalık şiddetinde bir artış sağlamıyor. Bu iyi haber. Önceki Alfa varyantına benzer bir hastalık seyri gerçekleşiyor. Ancak Delta‘nın en önemli özelliklerinden bir tanesi bu virüsle enfekte olanlarda virüs yükünün insan vücudunda daha hızlı artırması. Çin’de yapılan çalışmada, Delta varyantı ile enfekte olan kişilerde virüsün vücutta yüksek seviyelere ulaşıp bulaştırıcılığın başlaması dört gün sürerken diğer SARS-CoV-2 varyantlarıyla hastalanan kişilerde bu süre altı gün (3). Delta varyantıyla enfekte olan kişilerde viral RNA değerlendirmesinde de Delta varyantının genetik yapısı olan RNA’sı, diğer varyantlara oranla 1000 kat daha fazla. (3) RNA analizi virüsün kendisi ve enfekte etme kapasitesi ile birebir örtüşen bir değerlendirme değil ancak bu gözlemlerin bize anlattığı, Delta varyantı bir şekilde diğer varyantlara oranla kendini vücuda girdikten sonra daha hızlı üreterek yüksek seviyelere ve bulaştırıcılığa ulaşabiliyor. Bu nedenle, semptomatik hastalığın ortaya çıkmasından önce bulaştırıcılık seviyesi ve süresi de Delta varyantı için diğer virüs çeşitlerine oranla yaklaşık iki kat daha fazla.

AVANTAJ SAĞLIYOR

Peki, Delta varyantı neden önceki virüslere oranla bu avantaja sahip? Bunun nedeni tam bilinmemekle beraber Delta varyantında bulunan bazı mutasyonların insan hücresine girmekte ve kendini çoğaltmakta virüse avantaj sağladığını düşündürüyor. Bu avantaj, virüsün yaşam döngüsündeki fizyolojik bazı olayların daha etkin şekilde gerçekleştirilmesi ile ilgili olabilir. Bunlardan bir tanesi virüsün hücreye girmek için kullandığı S proteininin kesilmesi ile ilişkilendirilmiş durumda. Virüs, S proteinini ile insan hücrelerindeki yüzeyi tanıyor ve bu protein ikiye kesilip kendi RNA genetik materyalini insan hücresi içine aktarılıyor. Bu kesim ne kadar etkiliyse  virüsün genetik yapısının hücre içine aktarılması o kadar etkin hale geliyor. (4) Bazı deneylerde gösterildiği üzere Delta varyantının taşıdığı bir mutasyon olan P681R, orijinal virüsten daha etkili bir kesim mekanizmasına işaret ediyor. (5) Bu etkin mekanizma ise solunum yollarında daha fazla virüs oluşabilmesine imkân tanıyor. Bazı virologlara göre ise bu mutasyonun tek başına Delta‘nın daha hızlı yayılmasını açıklaması mümkün değil. Örneğin bu mutasyon önceki Alfa varyantında da var ancak yayılımın daha hızlı gerçekleştiği Delta’da farklı bazı mutasyonların da bu hızlı yayılma ve daha etkili enfekte etme surecine katkıda bulunması imkan dahilinde. Bunun yanında, Delta varyantının, önceki varyantlarda görülmeyen ve akciğer içinde öbeklenen virüs parçacıkları oluşturduğu da gösterildiği düşünülünce, var olan mutasyonlar ile yeni biyolojik özellikler kazanan Delta varyantının patojenik etki mekanizması da çeşitleniyor olabilir.(6)

AŞILILAR DA ETKİLENİYOR

Delta varyantı, aşılanmış kişilerde de enfekte ettikten sonra semptomatik hastalık gösterebiliyor. Bu oran oldukça düşük olmasına rağmen, Delta varyantının aşı etkinliğine karşı küçük de olsa bir avantaj sağladığını gösteren bir durum. Amerika Birleşik Devletleri‘nde yapılan çalışmada 156 milyon aşılanan kişiden 153 bininde virüs enfeksiyonu gözlendiği bildirildi. Bu, yaklaşık %0.09 oranına eşit.(7) Enfekte olma oranına bakıldığında ABD’de virüsle hastalanma oranı tüm nüfusun yaklaşık %10’u.

  • Bu, aşılamanın, hastalanma oranını 100 kata yakın düşürdüğünü gösteriyor.
  • Bir diğer pozitif gösterge ise, aşılanan ve enfekte olan kişilerdeki hastaneye yatma ve ölüm oranlarının çok daha düşük olması.

Bu bize şunu anlatmakta: Delta varyantı, önceki varyantlara oranla kendine daha hızlı yayılma ve daha etkili enfekte etmek için bir avantaj sağlamış durumdaŞu anda dünyada yaşadığımız dalganın ana etkisini bu avantaj sağlamış gibi görünüyor. Ancak aşılar özellikle mRNA aşıları, bu varyanta karşı da oldukça etkili.(8) Burada aşılamanın Delta varyantını nasıl etkilediğine de değinmek gerek. Aşılamadan sonra vücut bir antikor tepkisi gerçekleştiriyor ve uzun vadede bu antikor tepkisi azalırken bağışıklık hafızası yaratılarak virüsle tekrar karşılaşıldığında vücudun daha hızlı hareket etmesi sağlanıyor. Aşılama, hastalanmadan bu hafızaya sahip olmamızı sağlıyor. Ancak Delta varyantı, bu antikorların ana saldırısından kendini sıyırabilecek bazı mekanizmaları da geliştirmiş durumda.(9,10) İşte bu nedenle aşılanan bazı kişilerde de yeniden semptomatik enfeksiyonlar görülebiliyor ancak belli etmekte yine fayda var ki

  • aşılar bu enfeksiyonları rağmen hastaneye yatışlar ve ölümleri yüksek oranda önlüyor.

Fakat Delta varyantının aşılanmamış kişilerdeki etkisi ve aşılanmamış toplum kesimlerindeki yayılıma etkisi önceki virüslerden daha fazla. Bu nedenle, aşılanmamış kişilerde daha şiddetli hastalığa yol açmasa bile daha fazla insanı enfekte edeceği, daha fazla insanın hastaneye yatıp daha fazla insanın yaşamını kaybedeceğini öngörmek maalesef yanlış olmayacak.

Önümüzde;
– etkili aşılama ile ulaşılan toplum bağışıklığı,
– toplumsal yayılım dinamiklerinin önlenmesi için
– virüs varlığının dikkatlice kontrol edildiği bir kapalı alan hareketliliği ve
– dünyada henüz sadece %16 olan tam aşılanmanın hızlı şekilde artırılması sorumluluğu var.

Delta varyantı şu anda mücadele ettiğimiz varyant ve kendi biyolojik özellikleri dışında toplumsal hareketliliğin de büyük etkisi ile yayılıyor.(11)

  • Eğer pandeminin devamına izin verirsek, yeni varyantlara da imkân vermiş olacağız.

Aşılama ve bağışıklık için bunun ne anlama geldiğini de o varyantların biyolojik yapılarını anlayabildiğimizde söyleyebileceğiz.

(1) https://www.worldometers.info/coronavirus/
(2) https://ourworldindata.org/covid-vaccinations
(3) https://virological.org/t/viral-infection-and-transmission-in-a-large-well-traced-outbreak-caused-by-the-delta-sars-cov-2-variant/724
(4) https://www.cell.com/molecular-cell/fulltext/S1097-2765(20)30264-1
(5) https://doi.org/10.1101/2021.06.30.450632
(6) https://doi.org/10.1101/2021.06.17.448820
(7) https://www.kff.org/policy-watch/covid-19-vaccine-breakthrough-cases-data-from-the-states/
(8) https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa2108891
(9) https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2021.07.14.21260307v1.full.pdf
(10) https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2021.07.28.21261295v1
(11) https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(21)01358-1/fulltext

HALK TV Programımız : 07 Ağustos 2021

Dostlar,

07 Ağustos 2021 Cumartesi günü saat 20:00’de HALK TV’ de olacağız..
Sn. Fatih Ertürk bizi konuk edecek. / ETTİ..

Konumuz “YANGIN ve SALGIN”

Ülkemizdeki “yaygın” orman yangıları hakkında söylediklerimizi izlemek için tıklayınız (9 dk) :
(254) Prof. Ahmet Saltık: Bu artık iklim değişikliği değil, iklim faciası – YouTube

Konuşmamızın süreğinde (devamında) Kovit-19 salgını ile ilgili youtube erişkesi (linki) bize ulaştığında burada paylaşacağız… Salgınla ilgili, konuşmamızın 2. bölümü (13,5 dk.) : https://youtu.be/77MznEvhRfI

Yukarıda da görüldüğü gibi, bizim katıldığımız 20:10 – 20:38 arası rating özellikle çok yüksek. İzleyicilerin ilgisine, HALK TV’ye ve Sn. Fatih Ertürk’e teşekkür ederiz. Halkımızı doğru ve bilimsel olarak aydınlatmayı yurtseverce sürdüreceğiz.


1 Temmuz 2021’de hemen hemen hiçbir kısıt bırakmaksızın tam gevşemeye geçen ülkemizde salgın verileri ne yazık ki kötüye gitmekte. Üstelik aşılama çabaları yoğunlaşmış iken!


1 Temmuz 2021’de 5288’e inen günlük yeni Kovit-19 tanısı 5 hafta sonra 7 Ağustos 2021’de yaklaşık 5 katına ulaşarak 25.100 olguyu / vakayı gördü.


Ölüm sayısı ise bu sürede günlük 42’den (1 Temmuz) 112’ye tırmandı (7 Ağustos).
Oysa 7 Ağustos 2021 günü aşılama verileri üstteki grafikte izlenebiliyor. 1. doz %67, ikinci doz %46. Toplam 75,86 milyon doz aşıl yapılmış. En az 90 milyon eylemli (de facto) nüfuslu ülkemizde, 0-16 yaş çıkıldığında 70+ milyon nüfus kalıyor. Bu nüfusun 2 doz aşılanması 140 milyon, 3 doz aşılanması ise 210 milyon doz aşı kullanılmış olmasını gerektiriyor. Hedefin hala 1/3’ü düzeyindeyiz. Üstelik bağışık yanıt için 14 gün önceki sayılara bakmalı. Aşı olunduğu gün değil, 10-14 gün sonra beklenebilecek bağışık yanıt yakalanabiliyor.

Kullanılagelen aşılarda özellikle Delta varyantı için belli oranlarda etkinlik yitimi sorunu yazında (literatürde) tartışma konusu. Nitekim hiç de fena sayılmayacak olan 2. dozda %46 oranına erişmek bile bizleri salgında beklediğimiz düzeyde koruyamadı. Gerçekte aşılama artarken ona koşut salgının dizginlenmesini eşzamanlı beklemek bilimsel değil; bunu hep vurguladık. Toplum bağışıklığının hızla kritik eşiğin üstüne yükseltilmesi gerek

Toplum bağışıklığı hala, görgül (ampirik) olarak ülkemizde 1/3 düzeyinde. Oysa birçok nedenle bu oranın %80’in altında olmaması gerek. Bu ise,

  • HEDEF NÜFUSUN TAMA YAKIN AŞILANMASINI ZORUNLU KILMAKTA.

Aşılamada gevşeme – yavaşlama ciddi sorun. Sağlama (ikmal) sıkıntısı riski çok korkutucu.
Bu sorunları birlikte aşmalıyız.
Kişisel ve toplumsal koruyucu önlemleri asla gevşetmemeliyiz.

1 Temmuz 2021 günü 80.662 olan aktif hasta sayısı, 7 Ağustos 2021’de 345.233’e ulaştı, 4.5 kat! Üstelik bunlar yakalanabilenler. 3. dalganın tepesinde 550 bine varmıştı toplam aktif hasta, şimdi o rakama yaklaşıyoruz.

  • Bir yandan da 28 Temmuz’dan bu yana 10 gündür ülkemizi perişan eden yangın afeti..

Salgınla savaşı, aşılama dahil geri düzleme itti ne yazık ki. Özellikle Muğla ve Antalya milyonlarca yerli / yabancı turist ağırlayan yerler olarak ek / artmış risk altında.
Bir yandan yangının yaraları çok yönlü sarılırken, bir yandan da aşılama ve öbür korona korunma yöntemlerini bireysel ve toplumsal ölçekte sürdürmek zorundayız.

CDC koronavirüs geçirenlere çağrıda bulundu: ‘Aşı olun’

Koronavirüse karşı aşılama çalışmaları sürerken virüsün mutasyon geçirerek varyantlarının ortaya çıkmasıyla birlikte olgu sayıları artmakta.

  • 2 doz aşı olmayanların, olanlara göre 2 kat daha çok bulaşı olma riski var.

Kovit-19 geçiren kişilerin ayrıca aşı olurlarsa, bağışıklık hücrelerinde önemli artış sağlanmakta ve yeni varyantlara karşı da koruma gerçekleşmektedir. ABD CDC Direktörü Dr. Rochelle Walensky, “Daha önce Covid-19 geçirdiyseniz bile, lütfen yine de aşı olun” diyor.

“Özellikle daha bulaşıcı delta varyantı tüm ülkeye yayılırken, kendinizi ve çevrenizdekileri korumanın en iyi yolu aşı yaptırmaktır.” diye uyarıyor.

ABD’de aşı olmak istemeyen kişilerin ana nedeninin koronavirüs geçirdikleri için doğal bağışıklığa sahip olduklarını düşünmesi belirlenirken; CDC uzmanları, kişilerin bağışıklıklarının varyantlara karşı etkili olmayacağını özellikle vurgulamaktalar..

ABD Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Direktörü Dr. Anthony Fauci de konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde, “Hiç kuşku yok, Kovit-19’dan kurtulanların aşılanması hem bağışıklığın düzeyini hem de kapsamını (spektrumunu) artırıyor” demişti. “Böylece yalnızca virüsün ilk formuna karşı değil değil, varyantlarına karşı da korunursunuz.” uyarısı yapmıştı..

  1. Lütfen oyalanmadan aşı olalım..
  2. Kişisel  – toplumsal korunma önlemlerini özenle sürdürelim.
  3. Israrla ve keyfi aşı olmayanlara kimi kısıtlar getirelim.
  4. Salgın bitmedi, unutmayalım; 4. dalga tırmanıyor :
    – Son hafta, önceki haftaya göre yeni tanı konan olgu – vaka Dünyada %7 artarken bizde %28 arttı!
    – Ölümler ise aynı bağlamda Dünyada %5, Türkiye’de %67 arttı. Bunlar alarm verici!
  5. Tam – yarım kapanma istemiyorsak sorumlu bir toplumsal dayanışma içinde olalım..

Doğu  – güneydoğuda düşük aşılanma oranı sorunu aşılamadı. Üstüne gidilmeli.
Haftalık yeni olgu hızı (yüzbinde insidens) tehlikeli biçimde yükseliyor. Okulları nasıl açarız?

Sevgi ve saygı ile. 07 Ağustos 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (Em.)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

 

ODA TV Söyleşimiz – 1 Ağustos 2021

“2 kırmızı çizgi çiğnendi”

Nurzen Amuran sordu,
Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık yanıtladı..

Sevgili okurlar,

“Rant uğruna ağaçlarımızı kesmeyin, doğanın dengesiyle oynamayın, sanayi atıklarıyla denizlerimizi kirletmeyin, çevre kirliliğine yol açmayın, doğa sadece insanlara odaklı değildir onun varlığı bizi insan kılar” derken, Kovit 19 gibi bir biyolojik düşmanla uğraşırken, Afgan göçleri gündeme otururken, en acı haberi eş zamanlı başlayan ormanlarımızın cayır cayır yandığını duyduk. Travma üstüne travma. İçimiz yanıyor. Yangınla yitirdiğimiz insanlara mı yanalım, bu doğanın asıl sahibi olan ağaçlarımızın yangınla başlayan feryatlarına sessiz mi kalalım, yanarak kül olan hayvanlarımızın acı çığlıklarına kulak mı tıkayalım? O zaman biz insan olmaktan çıkarız. Son yıllarda artan yangınlara karşı alınan önlemler neden hep aynı? Yangın için, var olan uçaklarımız neden hemen uçamadı, iş birkaç helikoptere kaldı? Olağanüstü hallerde alınacak önlemlerin eksiksiz olması gerekmez miydi? “İtibar” bu acı felaketlere tam donanımlı hazır olmak değil midir?

Prof. Dr. Erdoğan Atmış, basına yaptığı açıklamada toplumun sesi oldu:

Ormanlarımız parçalanıyor tahsislerle. Golf sahası için, otel için, maden sahası için, enerji tesisi için birçok amaç için ormanlar, orman dışı amaçlara tahsis ediliyor.. İnsanlar bu kadar içinde yer aldığı zaman da yangınlar çıkar.” dedi. Öte yandan eşzamanlı yangınlar başka soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Terör mü? İlerleyen günlerde nedenler elbette tartışılacak. Şu anda yeni önlemlerin alınması yaraların sarılması zamanı. İnanıyoruz yönetimde bulunanlar da bizim kadar acı çekiyorlardır. Ama isteğimiz, şeffaf olarak kamuoyu önünde özeleştiriler yapılması, dile getirilen eksiklerin tamamlanmasıdır. Artık önlem zamanı. Gelecek haftalarda gelişen olaylar ve yapılan yorumlar değerlendirilerek orman yangınlarını bu işin uzmanlarıyla konuşacağız..
***

Bugün gündemimiz varyantlarıyla vaka sayıları giderek artan Kovit 19. Konuğumuz Prof. Dr. Ahmet Saltık.

Sayın Saltık, 10 günlük bayram tatili süresince duyduğumuz ilk yakınma halkın korunma önlemlerini bıraktığı. Aşı, yalnızca tek bir önlem ama kişilere bağlı diğer önlemler maske mesafe ve hijyende ciddi bir duyarsızlık egemen. Aşı yüzde yüz çare değil. Öbür önlemlerle sonuç alınıyorsa bu bilinç neden oluşturulamadı? Burada yönetimin ciddi, inandırıcı bir bilgi paylaşımının olmaması, halkı gevşemeye (rehavete) mi sürükledi, ne dersiniz? 

Ahmet Saltık – 1 Temmuz 2021’de, 3. dalganın ardından 4. kez salgın önlemleri bütünüyle kaldırıldı. 16 Temmuz akşamı başlayan uzatılmış Bayram dinlencesi (tatili) 25 Temmuz’a dek sarktı. Bu sırada, artık yerleştiği üzere çok sayıda trafik kazası da olaylandı; 50 kişi yaşamını yitirdi, 373 kişi yaralandı. 30 Haziran 2021 akşamı 5496 yeni Kovit-19 olgusu (vakası) ve 45 ölüm kayda alınmıştı. 16 Temmuz 2021 akşamı ise bu resmi veriler, aynı sırayla 6918 ve 35 idi. Günlük yeni tanı alan olgu sayısı %26 artmış ancak beklendiği üzere ölüm sayılarına aynı orana yansımamıştı. Genel olarak önce olgu sayısı artışı, 2-4 hafta ardından da ölümlerde artış gözlenmekte. O arada dış turizm de açılmıştı ve öncekilere göre %60-65 daha bulaşıcı olan Delta varyantı yayılmaya başlamıştı. Özellikle Rusya’da bu mutant tiple bulaş (enfeksiyon) hızla yaygınlaşmıştı. 22 Haziran 2021 günü başlayan uçak seferleri ile özellikle Antalya’ya büyük bir Rus turist akını başlamıştı. Sınır kapılarında Kovit-19’a dönük önlemler çok esnek tutuluyordu turist gelişlerini çeldirmemek için, Antalya’da patlama oldu. On milyonu aşkın insanımız ise ülke içinde bayram dinlencesi, ziyaret, kurbanlık hayvan satışı gibi gerekçelerle hareketlendi, yer değiştirdi. Kovit-19 gibi hava yolu ve yakın temasla bulaşan bir hastalık için son derece olumsuz koşullar yaratıldı. Salgının bittiği havası abartılı biçimde kamuoyuna yansıtıldı. Oysa aşılama oranları, toplum bağışıklığı çok yetersizdi. Uzayan salgın ve kurban bayramı psikolojisi nedeniyle kamuoyunun yükselen gevşeme beklentisi frenlenmedi. İktidar, hem bir erken başarı gereksinimi içindeydi hem de dışarıdan turist çekme çabası baskındı. Özellikle açık havada, kıyı kesimlerinde maske – uzaklık – hijyen önlemleri çok savsaklandı.

Bu arada aşılama çabası özlenen hızda ilerlemedi ve kişisel korunma önlemleri halka çok vurgulanmadı. 29 Temmuz 2021 akşamı ulaşılan günlük 22.161 olgu ve 60 ölüm ürkütücü oldu. Oysa halka gerçekçi bilgi aktarılmalı ve abartılı iyimserlik iletisi, izlenimi verilmemeliydi. Gevşemenin başlatıldığı 1 Temmuz 2021 verilerine göre günlük yeni olgu sayısı 4’e katlandı, ölümler ise %43 arttı. Oysa bir yandan 1-29 Temmuz 2021 arasında aşılama da artıyordu!?

Amuran – Tatilciler döndü memleketlerine. Şu süreçte en çok nelere özen göstermek gerekiyor? Önlemler açısından en önemli kırmızı çizgimiz ne olmalı?

Saltık – Yersiz uzatılan, gerçekte salgın ortamında uzatılmaması gereken 9 günlük Kurban bayramı boyunca yaşanan milyonlarca insanı içeren toplumsal hareketlilik bağışlanmaz bir epidemiyolojik hata olmuştur. Artan aşıla(n)ma oranlarına karşın günlük yeni olgu ve ölüm sayısındaki anormal artışlara 1. sorunuza yanıtta vurgu yapılmıştı. Bu sürede aşılamaya yeter özen gösterilemedi. Özellikle otobüslerle, azalan oranlarda tren ve havayoluyla insanlar uzun süreli yolculuklar yaptılar. Oysa en azından %50 dolayında seyreltilmiş yolcu sayısı sağlanmalıydı, sağlanamadı. 3 yanı denizle çevrili ülkemizde, salgın koşullarında çok daha güvenli olabilecek açık hava deniz yolcu taşımacılığı ise yok düzeyinde idi. Bu riskli yolculuklarda N95 maske kullanımı da sağlanamadı. Kaldı ki, bu maskeler de 4 saati aşan kullanımla değiştirilmesi gerekirdi. Bayramda insanlar ziyaretleri özellikle kapalı alanlarda kısa tutmalı, kucaklaşmamalı, el öpmemeliydi. Bunlar büyük ölçüde sağlanamadı. Giderken yörelerindeki virüs tiplerini götürdüler, dönerken de oralardan getirdiler. İnsanlara, olanak varsa, gittikleri yerde 2 x 14 = 28 gün kalmaları, bayram boyunca da aşılanmaları önerilebilirdi, bu tür yönlendirmeler cılız kaldı. Sağlık Bakanlığı günlük verileri 4 Temmuz 2021’den başlayarak çok daha sınırlı vermeye başladı. Eksiği – yanlışı ile artık o ünlü turkuaz tablo yok! Aşı verilerini öne çıkaran bir yaklaşım öne çıkarıldı. Günlük yeni olguların bulaşı nasıl aldıklarına ilişkin kamuoyuna bilgi verilmedi. Hatta 28 Temmuz 2021 akşamına dek günlük olguların aşılanma durumları da belirsizdi. Sağlık Bakanı Dr. F. Koca, o günkü tweet iletisinde “Vakaların %87’si aşılanması tamamlanmamış kişiler” bilgisini paylaştı. “Mevcut aktif vakalar içinde tam aşılı olup hastalığa yakalananların oranı %5’den az. Hastanede yatan hastalarımızın %95’i de aşısı tamamlanmamış kişiler.” Ek önemli bilgiler olarak toplumla paylaşıldı. Dolayısıyla hem aşılamada beklenen hız ve orana erişilemedi hem de bireysel korunma önlemleri, 2 kırmızı çizgi çiğnendi.

Amuran – Sığınmacılar arasında bayram tatilini geçirmek üzere ülkelerine dönen binlerce kişi var. Yeniden ülkemize geliyorlar… Sığınmacılığın tanımında olmayan bir grup bunlar. Bu ayrı bir tartışma konusu ama bu kişiler dönüşlerinde karantinaya alınıyorlar mı, gelen Afgan sığınmacıların sağlık önlemleri ne derece etkili? Siz yaptığınız açıklamalarda “Doğu ve Güneydoğuda aşılama oranlarının ülke genelinin ürkütücü derecede gerisinde olduğunu söylüyorsunuz.” Beklenen olası riskler neler?

Saltık – Türkiye belki de dünyanın en yoğun – riskli geçiş (transit) coğrafyası… 3 kıtanın kesişim alanında.

Ek olarak kendi başına bela ettiği 5-6 milyondan az olmayan bir yurttaş dışı toplum yükü taşıyor. Özellikle Suriye’den gelenler çoğunlukta ve Bayramda yarım milyona yakın bir kitle çoluk – çocuk ana ülkelerine gittiler. Bu kitle tatil bitimi geri döndü. İki ülke arasında virüs aktarımı – değişimi bu! Suriye’nin sınırda etkili karantina uygulaması yok. Bu saptama Türkiye içinde yakın ölçüde geçerli. Bu tablo uluslararası hukukta “Mülteci – iltica eden” tanımına uymamakta. Suriye’de Kovit-19 ile savaşım da çok yetersiz. Aşılama oranları çok çok düşük ve olgu yakalama da son derece eksik. Üstelik Türkiye açısından Doğu – Güneydoğu kentlerimizde aşılanma oranı öbür kesimlerden çok düşük, bulaş yaygınlığı ise tersine çok yüksek. Sınır kentleri için daha da özenli olmak zorunlu. Aşılama oranlarını Doğu – Güneydoğu (Orta Anadolu’da Aksaray!) kentleri için hızla büyütmek zorundayız. Bayram tatili için ana ülkelerine giden insanlara 2 x 14 = 28 gün kalma kuralı da uygulanmadı. Giderek artan günlük yeni olguların sayısı dışında başkaca özelliklerini, bulaşın kaynağını… Bakanlık açıklamıyor!?

Amuran- Delta varyantının olası sonuçları konusunda yeterli bir bilgiye sahip miyiz? Ülkemiz de ve dünyadaki değişimler bize neyi gösteriyor?

Saltık – Dünya genelinde 28-22 Temmuz 2021 haftasında önceki haftaya göre Kovit-19 olgu – vaka sayısında %7, ölümlerde %8 artış oldu. Bu oranlar aynı sırayla Türkiye için %96 ve %21 olarak belirlendi. Tek sözcükle ÜRKÜNÇ (vahim)! Dolayısıyla, “..salgın Dünyada da tırmanıyor..” savunması yapılamaz! Bir kez daha görülüyor ki, henüz tam yansıması görülmemiş de olsa, uzun bayram dinlencesi ve 1 Temmuz’dan bu yana ölçüsüz gevşeme, çok ağır bir fatura doğurmuştur. Üstelik Temmuz 2021 boyunca aşılama giderek artmıştır. Buna karşın hastalık sayısı ve ölümlerde patlama, AŞIYA KARŞIN yaşanmıştır. Salt AŞI ile korunmanın olanaksızlığı açıktır taa ki Toplum Bağışıklığı %80-90+ olana dek. Mutlaka bireysel ve kitlesel önlemler eşlik edecektir. Bu arada kullanılan aşıların etkililiği de önemli bir etmendir. Türkiye’de SINOVAC ve BioNTech aşıları kullanımdadır. İlkinin etkililik oranı net değildir, yeter kanıt elde yoktur ancak %50’den aşağı olmadığı düşünülmektedir. BioNTech ise yeni Delta ve Delta + (plus) varyantından bir miktar olumsuz etkilenmiştir tüm aşılar gibi (halen Dünyada 11 aşı acil kullanım onayı aldı), % 88 dolayında etkili olduğu belirtilmektedir. Salgın uzadıkça kaçınılmaz biçimde, durdurulması olanaksız mutasyonlar olmakta ve varyant tipler gelişmektedir; bu olgu aşıya direnç sorunu yaratmaktadır. Delta varyantı ülkemizde de yaygın olmak gerekir, çünkü DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) verisiyle 120’yi aşkın ülkeye yayılmıştır, Avrupa ve AB coğrafyasında %90’lara yakındır, İngiltere ve Portekiz’de neredeyse tamama yakın baskın dolaşan tiptir. ABD’de sonbaharda baskın tip olması beklenmektedir. Bu tip ile deneyimlenen Kovit-19 hastalık tablosu, yaz ortasında (Kuzey Yarımkürede) şiddetli soğuk algınlığıdır. Tipik nefes darlığı, tad – koku yitimi görülmemektedir ve insanlar ayakta geçirerek bu süre içinde bulaştırıcı olmaktadırlar. Dolayısıyla toplumda gerçek olgu sayısı yakalanın çok üstünde olabilir, ölümlere yansıması şimdilik olgu sayısı artışına koşut gitmeyebilir. Bulaş toplumda sürer, zincir kırılamaz ve yeni mutasyonlar kaçınılmaz olur.

Türkiye, dünyadaki genel tablodan çok daha ağır bir görünüm sergiliyor ne yazık ki. Örneğin 197.3 milyona ulaşan toplam hastadan ülkemize nüfusu ile orantılı olarak %1,14 oranında 2.25 milyon hasta düşmesi beklenebilecek iken, hastalık yükümüz 5.68 milyona ulaşmıştır. Türkiye, bu “resmi” olgu – vaka sayısıyla dünyada 7. sıradadır, oysa nüfus büyüklüğü bakımından 17. sıradayız.

Küresel toplum bu salgınla başetmede iyi sınav veremiyor. Küresel 7,9 milyar nüfusun 4 milyarı en az 1 doz aşı almış durumda ne var ki; “düşük gelirli” denilen gerçekte emperyalizmin sömürerek geri ve yoksul bıraktığı ülkelerde 1 doz olsun aşıya erişebilenler ne yazık ki salt %1,1 düzeyinde!

Amuran – Kovit 19’a bağlı olan hastalarımıza verilen ilaçlarla ilgili bilgi de az. Koruyucu ve tedaviyi etkili kılacak vitamin ve ilaçlarla da ilgili neler biliniyor? Çünkü ayırım yapılmadan her hastaya aynı ilaçların verilmesi de yan etkileri açısından kişilere göre değişen sıkıntılı sonuçlar doğurdu. Bu konudaki gelişmelerle ilgili siz bir hekim olarak neler diyeceksiniz?

Saltık – Kovit-19’un etmeni SARS-Cov2 adlı bir mutant virüs (Wuhan virüsü). Tıp dünyasının viral hastalıkları sağaltımda (tedavide) elinde çok sayıda ilaç seçeneği yok. Bu salgını yönetmeye çalışırken de hastalara etkene özel / özgü (spesifik) bir farmakolojik sağaltım değil, gelişen belirtilere (semptomlara) ve komplikasyonlara dönük destek sağaltımı verildi. Başlangıçta (ülkemizde ilk olgu, Çin’den 2,5 ay sonra 11 Mart 2020 günü duyuruldu) Favipiravir ve Hidroksi klorokin ağır klinik tablo gelişmesini önleme beklentisiyle hastalarda klinikte ve evde uygulandı. Zamanla 2. ajanın yararlı olmadığı hatta kalpte ritm bozukluğuna (artimiye) yol açtığı belirlendi ve Dünyada durduruldu. Ne var ki Türkiye, kanıta dayanmaksızın bu rejimi uzun süre uyguladı. Halen geliştirilmiş etkin bir özgül ilaç elde yok. Denenen formüller var, örneğin antikor kokteyli. Ama bu sağaltım çok pahalı (1600 $ / hasta). Vitaminlerle özgül bir ilişki de tanımlanmadı. Yeterli ve dengeli beslenme dışında özel bir diyet, rejim önerilmedi. Hareketlilik, yürüme, bol sıvı, uyku, stresten sakınma.. gibi genel önermeler paylaşılıyor.

Amuran – Diyorsunuz ki, “aşılama arttıkça buna koşut olarak hastalık azalmamaktadır. Kritik eşik toplum bağışıklığı sağlanmadan salgını denetim altına almak olanaklı değil.” Devletin bu aşamada alması gereken önlemler neler olmalı? Sözgelimi turizm mevsiminde Batı dünyası, aldığı önlemlerde neleri ön plana çıkardı, biz neyi gözardı ediyoruz?

Saltık – 2. sorunuzu yanıtlarken şu aktarımı yapmıştım: Sağlık Bakanı Dr. F. Koca, 28 Temmuz 2021 günlü tweet iletisinde “Vakaların %87’si aşılanması tamamlanmamış kişiler” bilgisini paylaştı.

“Mevcut aktif vakalar içinde tam aşılı olup hastalığa yakalananların oranı %5’ten az. Hastanede yatan hastalarımızın %95’i de aşısı tamamlanmamış kişiler.” Ne var ki, Türkiye’de 1 Temmuz 2021’den bu yana olgu sayısında artışların Dünya genelinden çok yüksek olduğu göz ardı edilemez. Bu yüzden, verilen oranlar anlamlı olmakla birlikte, çarpıcı olan, Türkiye’de aşılamadaki artış, hasta sayısı tırmanışını durduramamıştır. Kuramsal olarak, böyle olmasa idi hasta sayıları çok daha hızlı artabilirdi denebilir ancak bu bir varsayımdır. Gerçeklik (realite), sorunuzda vurguladığınız çelişki eksenindedir. Bu sorunsalın birkaç nedeni var:

– Başlangıçta uygulanan, halen de süren SİNOVAC aşısı öbürleri oranında etkili değildir.
– Aşılananlarda 3-6 ay içinde bağışıklık zayıflayıp sönümlenmektedir, bu durum hastalığı geçirerek doğal bağışıklık geliştirenler için de geçerlidir.
– Türkiye’nin saptanan ve saptanamayan hastalık yükü çok yüksektir ve bulaş zinciri kırılamamaktadır.
– Aşılamaya geç başlanmış, ardından uzun süren sağlama (tedarik) sorunu yaşanmıştır.
– Gelişen varyantlar belli ölçülerde aşı direnci / aşıdan kaçış doğurmuştur.
-Türkiye transit bir coğrafyadır.
– 6-9 milyon arasında kestirilen geçici koruma (statüsü) altındaki yabancılarda aşılama sorundur.
– Komşu ülkelerden başta Rusya ve İran olmak üzere çok olumsuz etkilenilmiştir.
– Aşılama iyi – kötü sürerken toplum bağışıklığı havuzu kaçaklar yüzünden doldurulamamaktadır. 

Biraz önce denildiği gibi, tamamlanmış aşılılık ülkemizde kağıt üstünde %32’ye yaklaşmıştır ancak Sağlık Bakanlığı 61 milyon hedef nüfus alarak bu oranı vermektedir. Gerçek nüfus 90 milyonu aşkındır ve açıklanan oranları 1/3 indirimli okumak gerekir. Üstelik güncel aşı oranı aynı gün bağışık nüfus oranı değildir. 2 hafta geriden gelmektedir.

16 yaş altı çocuklar henüz ülkemizde aşılanmamakla birlikte gerçekte risk altındadırlar; olanaklı olsa da onları da aşılayabilsek. 90 milyon de facto nüfusta ¼ oranında 16+ yaş nüfus vardır. Kullanılan aşılar %100 etkili değildir, varyantlar aşı direnci yaratabilmektedir. Ülkemizde çok yaygın yoksulluk ve özellikle proteinden yoksul beslenme bozukluğu bağışık yanıt vermeyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenlerle 16+ yaş nüfusta %100 aşılama yapılsa bile toplum geneli için bu oran ideal olarak %80’de kalacaktır.

  • Her aşılama bağışıklama değildir, gerçek biyolojik / immünolojik bağışıklık, kağıt üstündeki orandan her zaman daha geridedir.

Türkiye’de bu tablo yaşanıyor, verili (mevcut) aşılama hızı ile gerekli en az %80 gerçek biyolojik toplum bağışıklığına erişemiyoruz ve bulaş zinciri kırılamıyor, salgın sürüyor!

Amuran – Peki çare?

Saltık

  • Çare; toplumsal seferberlik bilinci ile yaygın – hızlı – etkin aşılama yapmaktır. Bu süreç boyunca kişisel – toplumsal korunma önlemleri ve sosyal devlet desteği zorunludur.

Aşılar, bulaşı almamızı engellemedeki başarısından daha yüksek oranda ağır hastalığı ve ölümü önler. Aşılı olmak virüsü almamızı ve bulaştırmamızı tümüyle kaldırmaz. Buna ikincil olarak aşılılar da kişisel korunma önlemlerini sürdürmelidirler.

Keşke özellikle ülkeler arası turizm küre genelinde olabildiğince sınırlanabilseydi. Küresel kapitalizm buna yanaşmadı. 24 Ekim 2020’de BM’nin 75. kuruluş yıldönümünde “14 gün eşzamanlı küresel kapanma” önermiştik ancak yapılmadı. Aşıya erişimdeki korkunç adaletsizlik de temel bir engel.

Amuran – Biraz da sağlıkla ilgili farklı konularda da konuşalım sizinle. Kovit-19 ve varyantları dünyada sağlıkta özelleştirmenin olamayacağını sizce kanıtladı mı? Sağlığın ticari bir hizmetle sınırlı kalacak bir konu olmadığını gösterdi mi, ne dersiniz? 

Saltık – Bu çok çarpıcı bir sorunsal. Neo-liberal küreselleşTİRmeciler sağlıkta da ölçüsüz bir özelleştirmeyi dayattılar. Kamusal sorumluluk giderek daraltıldı ve kazanç (kâr!) getirmeyen koruyucu sağlık hizmetleri çok tavsadı (ihmal edildi). Salgında sağlık güvencesi aranmadan tüm hastalara, topluma hizmet verilmesi zorunlu. Bunu da elbette kamu yapacak. Özellikle 1. Basamak sağlık örgütlenmesi ülkemizde Sağlık Ocaklarından Aile Hekimliğine geçişle çok zayıfladı. Şehir hastaneleri adeta bir talana dönüştü. Salgın savaşı hastane öncesinde toplum içinde 1. Basamak eliyle verilir; şaşmaz altın Epidemiyolojik ilke – kural budur. Türkiye, salgını hastanelerde göğüslemeye çalıştı gerçekte ön cephe muharebesini yitirerek. 2. ve 3. Basamak hastanelerde hastalara yer – yatak – yoğun bakım hizmeti verilebildiği ölçüde de sistem – iktidar kendisini başarılı saydı. Bu büyük bir yanılgı. 250 bin dolayındaki toplam hastane yatağının 1/5’ine ve yoğun bakım yataklarının 1/3’üne sahip özel sağlık sektörü kurulu kapasitesinden gereğince ve yeterince yararlanılamadı. Salgının çok azgınlaştığı dönemlerde yoğun bakım hizmeti için “hasta seçme trajedisi” bile ülkemizde yaşandı.

Kimlerin hastalandığını, öldüğünü Sağlık Bakanlığından bir türlü öğrenemedik ama genel geçer kural şaşmaz : Yoksullar daha çok hasta olur – ölür; iyileşirse daha da yoksullaşmıştır… Dünya verileri, Kovit-19’un da kaçınılmaz olarak sınıfsal özelliğini ortaya koyuyor. Emekçiler, işsizler, kırılgan toplum kesimleri, yoksullar… En önce yakalanan ve ölen kurbanlar oluyor.

  • Sağlık, gebelik planlamasıyla başlayan bir temel insanlık hakkı ve kamusal güvencede olmalı.

Düzenin, sağlık siteminin temel amacı hastalananları sağaltmak (tedavi etmek) değil, sağlıklı toplum yaratmak olmalı tüm boyutlarıyla : Beslenme, çevre, aile planlaması, yeterli gelir…

Amuran – Cumhuriyetin ilk kazanımlarından biri de sizin de değindiğiniz gibi, sağlıkta yaşatılan devrim olmuştu. Bugün pandemi yüzünden yaşanan süreçte tarikatlarla dini eğitim veren kurslarla işbirliği yapılarak yürütülen eğitim politikasının, bilim dünyasına katkı sağlamayacağını bir kısım siyasiler sizce anladı mı? Laik eğitimin önemini bilimsel araştırmaların gereğini devlet bütçesindeki en büyük payın sağlık eğitim ve bilimsel araştırmalara verilmesi gereği anlaşıldı mı?

Saltık – Evet demek çok güç. Küresel kapitalizm azgın sermaye birikimi sürecini hala acımasızca dayatmakta. Salgın boyunca küresel gelir dağılımı daha da adaletsizleşti. Yoksulluk ve işsizlik arttı, küresel gelir 2020’de geriledi. Türkiye gibi gelişmekte olan çarpık kapitalist birikim rejimli ülkeler ve halkları çok daha ağır bedel ödediler.

Cumhuriyetimizi kuran Mustafa Kemal ATATÜRK ile dava – silah arkadaşları sağlığı temel insan hakkı olarak görmenin yanı sıra, Devrimlerin yapılması ve yaşatılması için de ulusun sağlığı – sağlamlığı temel koşul – veri olarak alınmıştı. Erken Cumhuriyet yıllarında çok ağır ve çok yaygın bulaşıcı hastalıklarla dünyaya örnek başarılar göstererek savaştılar. Kurumlaştılar, örn. Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kurdular. Tekke – tarikat – türbedarlık – zaviye gibi gericilik kurumlarını kapattılar. En gerçek yol gösterici bilim ve uygarlık idi. İstanbul Üniversitesini kurdular, sağlık ve eğitime bütçeden başat payları ayırdılar. Özellikle son 19 yıldır tam bir gerici karşıdevrim yaşamaktayız. Bilimsel Tıp karşısına hurafeler, hocalar, muskalar, ziyaretler sözde alternatif tıp dayatılmakta. Oysa Bilimsel Tıbbın seçeneği (alternatifi) yine bilimsel tıbbın ta kendisidir.

Amuran – Üniversitelerde bilimsel araştırmaları çalışmaları yürütecek ciddi bir potansiyelimiz var. Ancak yeterli olanaklar verilmediği için gençlerimiz kadar bilim insanlarımız da yurt dışına gitme çareleri arıyorlar. Özellikle hekimlerimiz. Hem sağlık çalışanlarımıza kaldıracakları yükün üstünde sorumluluklar yüklüyoruz hem de onların yaşam standartlarını koruyacak koşulları sağlamıyoruz. Yeni bir sağlık reformuna ihtiyacımız yok mu?

Saltık – Sayısı iki yüzü (200!) aşan sözde üniversitemiz var. Her ilde 1 üniversite yaklaşımı alaturka ve ilkel, gerçekleştirilmesi de olanaksız, tabela üniversiteler dışında. Özellikle dışa hekim göçü doruğa vurdu ve yakıcı bir sorun.

  • Beyin göçü, yeni sömürgeciliğin (neo-koloniyalizm) en vurucu araçlarından.

Öte yandan sayısal olarak yeterli sağlık çalışanlarımız yok. 1,1 milyon dolayında sağlık sektörü çalışanı 80 kişiye 1 sağlık emekçisi demek. Oysa ABD’de 21 milyon sağlık emekçisi var ve 333 milyon nüfusta 16 kişiye 1 sağlık çalışanı düşmekte; Türkiye ile karşılaştırınca katsayı 5! Ek olarak emeğin karşılığı, insanca ve onurlu bir yaşam sürdürmek için gerekli gelir de sağlanmıyor. Daha da acısı, salgın sürecinde Kovit-19’a yakalanan sağlık emekçilerinin bu durumu iş kazası ya da meslek hastalığı sayılmadı AKP iktidarınca. Tüm ısrarlar boşa çıktı ve bu doğal hak tanınmadı. Türkiye salgında en çok sağlık emekçisini kurban veren ülkelerden biri. Sağlık çalışanlarında yüksek hastalanma – ölüm oranlarını, “Sağlıkçılar kendini koruyamıyor..” diye açıklayan Valiler bile oldu!

Özelleştirmeci – piyasacı – sağlık hizmetlerini bir meta gibi gören ve sağlık hizmetinin onurlu – saygın özneleri olarak insanları müşterileştiren yabanıl (vahşi) ilkel anamalcı (kapitalist) yapı yıkılmalı. Sağlıklı yaşam tüm insanlara hak, devlete ödev.. Temel ilke bu olmalı. Türkiye,

AKP iktidarının “Sağlıkta Dönüşüm” adı altında 2003’ten beri dayattığı piyasalaştırma son bulmalı. Bu ideoloji ne yerli ne de milli; tümüyle Dünya Bankası – IMF dayatması, AKP Ulusumuzu aldatıyor. Sağlık sektöründe de yandaş tarikatlara ve yabancı sermayeye ulusal kaynaklarımızı aktarıyor.

Daha az harcama ile daha sağlıklı bir topluma erişmek olanaklı. Devlet, sermayenin sopalı tahsildarı olamaz!

Amuran – Özel bir iki sorum daha olacak. Okuyucularımızın bir bölümü biliyor ama bir bölümü de bilmiyor.. Bizim hayran olduğumuz bir özelliğiniz daha var. Yaşam boyu iyi bir öğrenci olduğunuzu kanıtlayan ilginç bir eğitim programını gerçekleştirdiniz. Önce Tıp daha sonra Mülkiye ve Hukuk. Ankara Üniv. Hukuk Fakültesini bitirmek için 4 dersinizin kaldığını öğrendik. Hukuk öğrenimini anlamak mümkün adaletin tartışıldığı süreçlerde en önemli savunmanın hukuk olduğu bir gerçek. Ama neden Mülkiye? Devletin önemini daha iyi analiz etmek için miydi? Bundan sonraki projeniz nedir? Biraz da kendinizden söz eder misiniz?

Saltık – Babam küçük bir devlet memuru idi, liseyi Van’da bitirdim (1971) ve çok çalışarak Hacettepe Tıp fakültesine girebildim. Hacettepe, Londra, İstanbul Tıp Fakültesi ve 1977’de tıp doktoru oldum (MD). Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği alanında uzmanlaşarak enerjimi Sağlıklı Toplum, koruyucu sağlık hizmetlerine verdim. Bu dalda profesör oldum 1996’da. ABD, Edirne Tıp ve son olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalıştım ve geçtiğimiz yıl (2020) emekli oldum. Sağlık hizmeti ve Tıp eğitimi vermeyi aşkla sevdim. Başka alanlarda da kendimi geliştirmek istedim. Hacettepe Tıp Fakültesinde Biyoistatistik master derslerini tamamladım, Biyomatematiği çok sevdim, derslerini verdim. 2016’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi = Mülkiye’den de mezun oldum (BSc). Sanırım Türkiye’de Tıbbiye + Mülkiyeli tek kişi olabilirim. Sağlık Hukuku alanında tezli yüksek lisans eğitimi aldım, 2018’de MSc derecesi edinerek bu alanda da uzmanlaştım. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de bu dönem mezun olacaktım salgınla boğuşmak tüm zamanlarımı almasa idi. Birkaç ders kaldı, 2022 yazında bitirmiş olurum. Ayrıca Anayasa Hukuku öteden beri çok ilgimi çeken bir alan ve halen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku Doktora (PhD) öğrencisiyim, ders dönemini tamamladım.. Önümde yeterlik sınavı ve tez yazımı var. Amacım, emeklilik yaşamımda SAĞLIK HAKKI – HUKUKU çalışmak. Bu alan çok disiplinli (mülti-disipliner)  yaklaşım istiyor. Sanırım yakında İngilizce eğitim veren bir vakıf Tıp Fakültesinde akademik yaşamımı sürdüreceğim.

Amuran – Sayın Saltık, Pandemi sürecinde yürekli çıkışlarınız oldu. Aileden gelen bir anlayışın aileden edindiğiniz kazanımların sonucu mu? Babanızın şehit bir emniyet mensubu olduğunu okumuştum. Size ve kardeşlerinize verdiği en önemli öğüt ne olmuştu? 

Saltık – Salgınlar toplumlar için çok ağır örselenmelerdir (travmalardır). 44+ yıllık hekimlik yaşamımda epey deneyimledim. Masum insanların ölümünü önlemek olağanüstü yakıcı bir görev. 11 Mart 2020’de ilk Covid-19 olgusu ülkemizde resmen duyurulduktan sonra sürekli ve günün büyük çoğunluğunu salgına ayırarak bir savaşı (mücadele) vermekteyim. Salgın Yönetimi doğrudan, 1. derecede Tıbbın Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği dalının işi. Çok kıdemli bir öğretim üyesi olarak üzerime düşen sorumluluğu üstlendim. 358 radyo, TV, webinar… konuşması yaptım geçen Mart’tan bu yana. Web sitemde sürekli, yazdım, etkinlikleri duyurdum, TV konuşmalarımın erişkelerini (linklerini) koydum. Sosyal medya, telefon vb. araçlarla gelen yüzlerce soruyu yanıtladım. Sağlık Bakanlığına, Bilim Kuruluna (hepsinden daha kıdemliyim) yol ve seçenek gösterdim. Şimdiye dek tek 1 hecemiz bile yanlışlanamadı, tüm öngörülerimiz doğrulandı.

  • SALGIN YAZILARI adlı kitabımız çok yakında Kırmızı Kedi yayınevince basılacak.

Babamızı 47 yaşında bir emniyet başkomiseri olarak görev şehidi verdik. Bize “Yeter ki okuyun, ceketimi satar sizi okuturum..” derdi. Sanırım O’nu bu bağlamda üzmedik. 2 oğlunun hekim olduğunu gördü, kızı ise hukuk öğrencisi idi aramızdan koparıldığında.

Amuran – “Bize cahil insan lazım” diyen bir zihniyetin siyasete yansımasının sonuçlarını hep birlikte izliyoruz. Biraz önce değindiğimiz gibi üniversitelerde bilim özerkliği kalmadı. Özerklik adına yapılan demokratik hak olan gösterilerde özellikle gençlerimize emniyet güçlerinin orantısız güç kullanması hepimizin içini acıtıyor. Babanız, bugün yaşasaydı bu görüntülere ne derdi?

Saltık – Evet, kendince “cahilin ferasetini (!?)” diplomalıya – eğitilmişe yeğleyen “Prof.” Sanlı (unvanlı) insanlar da gördük bu ülkede ne yazık ki. Ben 1979’da Hacettepe Tıp’ta asistan iken asistan temsilcisi seçildim, 1750 sayılı Üniversiteler Yasası yürürlükte idi. Dış güdümlü 12 Eylül gerici darbesi yaşamın her alanını dumura uğrattı kurgulu olarak. YÖK düzeni üniversiteleri cendereye aldı 6 Kasım 1981’den bu yana. Bilimsel özgürlük ve yönetsel – akçalı akademik özerklik yok edildi. Babam olağanüstü insancıl idi. Neredeyse, görevi gereği bile olsa hiç hukuksuz ve orantısız şiddet kullandığını, hele insan onurunu zedeleyecek bir davranışı olabileceğini düşünemiyor, hayal bile edemiyorum. 21. Yüzyılın şafağında özerk – demokratik üniversiter sistemi yeniden örgütlemeden ve bilimsel akılcılığı temel yol gösterici edinmeden, insan haklarına dayalı bir demokratik – laik – sosyal hukuk devleti kurmadan Türkiye’nin uygarlaşması olanaklı değil.

  • Türkiye’nin, kurucu ayarlarına, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Kemalist İdeolojisi 6 Ok’a sarılma dışında tutarı da yok.

Amuran – Evet son olarak salgınla ilgili okurlarımıza anımsatacağınız farklı bir uyarınız olacak mı?

SaltıkHerkes, hemen, gecikmeden, oyalanmadan Aşıya! Uzat kolunu Türkiye!

Salgın ancak Epidemiyolojik ilkelere tam bağlı, insancıl, katılımcı, güven veren, saydam, demokratik sosyal devlet yaklaşımı ile yenilebilir. Toplum katılımı yaşamsaldır; “ben bilirim, yaptım oldu” çıkmaz sokaktır. Ticari, ekonomik, politik, popülist.. dürtüler kesinlikle dışlanmalıdır. Küresel toplumla uluslararası

DAYANIŞMA + İŞBİRLİĞİ + EŞGÜDÜM

zorunludur. Bu 3 büyülü sözcüğün İngilizce ilk 2 harflerini alarak bir savsöz (slogan) geliştirebiliriz:

  • SO – CO – CO
  • SO – CO – CO
  • SO – CO – CO…

Tüm insanlar bu sloganı haykırarak ayağa kaldırılabilse, KOVİT-19 pandemisi (kıtalararası salgın) olabildiğince hızla denetim altına alınabilir ve dahası, benzer ardışık afetler de önlenebilir, geciktirilebilir.

• Daha adil başka bir dünya olanaklıdır ve 21. Yüzyıl bitmeden kurulacaktır.

Amuran – Sayın Saltık, açık yürekle yapılanları ve alınması gereken önlemleri sıraladınız. Sürekli yinelediğiniz gibi sağlık hakkı temel bir insan hakkıdır. Onu korumak da “Bilimin ve Devletin işidir.” Çok teşekkür ederiz.

Saltık – Ben teşekkür ederim. ODATV’ye ve okuyuculara da en iyi dileklerim ve saygılarımla.

Nurzen Amuran
Odatv.com