Varyantlar ve aşılar Türkiye için ne anlama geliyor?

author

Unutmamamız gereken, pandemi tarihinin aynı zamanda aklın, bilimin, vicdanın da tarihi olacağı, olması gerektiği. İnsanların önlenebilir ölümlerle yaşamlarını kaybetmelerine neden olanların ise sorumluluklarından sıyrılamayacakları bir hafızayı oluşturmak hepimizin görevi.

Pandemi tüm dünyada yeni bir evreye girdi. Türkiye’de ise hızlı artış kontrolsüz bir dalgayla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Yönetimin göz göre göre ısrar ettiği tedbirsizlik ve plansızlık, Türkiye için faturayı ağırlaştıran faktörler. Türkiye’de başka bir kaygı da varyant virüslerin yayılması. Mutasyonlar, çeşitli virüs tiplerini oluşturmuş ve bu virüslerin de etkileri birbirinden farklılaşmaya başlamış durumda.

Aşılar tüm dünyada hızla yapılmaya devam ederken, bir yandan da varyantların aşıların koruyuculuğuna ve gücüne etkisi de tartışılır hale geldi. En fazla konuşulan varyant B.1.1.7 varyantı. Aralık ayında Birleşik Krallık’ta bulunan varyant %50 daha fazla enfekte etme kapasitesine sahip. Dünyada yaygın hale gelen bu virüs tipi, birçok ülkede %40 – % 60 seviyesinde artık tüm enfeksiyonların büyük bir çoğunluğunu oluşturmakta. Aşıların bu varyanta karşı etkililiği hem şirketler hem de ülkelerin gözlemsel çalışmaları ve laboratuvar incelemeleri sonucunda netlik kazanıyor. Bu varyant, baskın virüs biçimi olmasına rağmen, şansımız, birçok aşının etkinliğinin bu varyanta karşı halen kabul edilebilir seviyelerde kalması. Bunun bir örneği, İngiltere’de uygulanan adenovirüs aşısının ağır hastalıklar ve ölümleri neredeyse %90 oranında azaltmış olması. Bir aşının varyant üzerindeki etkisi derken ne kast ettiğimizi biraz açıklayalım.

Herhangi bir aşıyı olduğumuz ya da virüsle karşılaşıp hastalandığımız zaman vücudumuz belli koruma mekanizmalarını oluşturuyor. Bu bağışıklık mekanizmalarından bir tanesi vücudun ürettiği antikorlar. Bu antikorların bir kısmı nötralize eden antikorlar yani virüse bağlanıp onun etkinliğini ortadan kaldıran etmenler. Bir aşının etkinliğini konuşurken aşı olmayan insanlarla karşılaştırıldığında aşı olanlarda hastalıkla karşılaşma ve semptom gösterme oranının ne kadar düştüğünü belirtiyoruz. Yani bir aşı %95 etkili ise aşı olan birisinin semptomlu hastalık ile karşılaşma oranı % 5’e düşüyor. Bu düşüşteki etkenlerden bir tanesi bahsettiğimiz nötralize eden antikorlar. Bir aşı nötralize eden antikor yarattığında bir sonraki virüsle temasta vücut virüsü etkisiz hale getirebiliyor. Ancak virüsün değişimi sonucunda başka bir varyant olması ve bağışıklık sisteminden kaçabilmesi ihtimali de var. Birleşik Krallık’ta bulunan varyant, bu anlamda nötralize antikorlardan kaçamıyor. Bu sebeple de aşıların etkisi bu varyanta karşı devam ediyor. Bilim insanlarını kaygılandıran başka bir varyant B.1.351 olarak da adlandırılan ve Aralık ayında Güney Afrika’da bulunan varyant, İngiltere’deki varyanttaki bazı mutasyonların yanında onda olmayan mutasyonlar da içeriyor. Bu mutasyonlardan bazıları, virüsün insan hücresine bağlamakta kullandığı S proteininde. Bu değişimler, virüsün hem hücreye daha etkili girmesine hem de bağışıklık sisteminde oluşan antikorlardan kaçabilmesini olanaklı kılıyor. Bu anlamda, virüsün önceki formlarına karşı aşılanmış ya da önceki virüs biçimleri ile hastalanmış kişilerin oluşturduğu antikorlar, bu varyantla karşılaştığında kişiye bir avantaj sağlamıyor ya da daha düşük bir koruma sağlıyor. Birçok aşının etkisi Güney Afrika varyantına karşı düşüş gösteriyor. Hatta bazı aşıların %50 ila %70 arasında etkinlik kaybına uğradığını gösteren çalışmalar ortaya çıkıyor. Bu, pandeminin gidişatı ve Türkiye için ne anlama geliyor?

Her iki varyant da dolaşımda

Türkiye’de yeterli genetik dizin analizi yapılmamasına rağmen İngiltere’de bulunan varyantın çok yüksek seviyede olduğu, aynı zamanda Güney Afrika varyantının da dolaşımda olduğunu görebiliyoruz. Değişimlerin etkisi hastalığın daha hızlı yayılması, daha fazla kişinin hastaneye yatması, ağır hasta sayısının artması, ve maalesef ölümlerin artması olarak toplumlara yansıyor. Türkiye için de bir istisna mevcut değil. Türkiye’deki aşılama stratejisi, inaktif aşı üzerinden belirleniyor ve zaten bu aşının da iki doz yapıldığı kişi sayısı henüz toplumun % 9’u. Bu anlamda toplumda yeterli bir bağışıklık tepkisi oluşmuş değil, bunun yanında inaktif virüs aşısıyla aşılanan kişilerde Güney Afrika varyantına karşı korumanın düşük olabileceğini söyleyebiliriz. mRNA aşıları yapılmaya başlandı ancak bu yeterli seviyede değil dolayısıyla toplum bağışıklığını etkileyebilecek bir faktör olarak Türkiye’de mRNA aşılarından konuşamıyoruz. Dünyada, aşılanan kişilerin ağır hastalık ve ölümlere karşı korunduğunu, aşılamanın herhangi bir tip aşıyla da olsa pandeminin etkilerini azaltmak için elimizde bir imkan olduğunu belirtmekle beraber, aşılanan bireylerin zahiri bir güvenlik duygusuyla toplumsal hareketlilikleri artırması, Türkiye’de olduğu gibi yeterli tedbir, aşılama ve planlama olmadan bir normalleşme sürecinin ortaya çıkması gibi durumlar, daha genç bireylerde virüsün yayılmasını ve varyantların yüzdesinin hızla artmasını beraberinde getirdiğini söyleyebiliriz. Türkiye’de de yaşıyor olduğumuz benzer bir durum var. Yeter aşılama olmadığında varyantların yoğunluğu artacak ve bu yoğunluk içinde İngiltere varyantı aşılarla baskılansa bile Güney Afrika varyantı kendini daha başat şekilde hissettirecek olabilir. Bu da aşılama stratejisinin değiştirilmesini gerektirecek, yeterli aşılama yapılsa bile toplumda hâlihazırdaki yayılım devam ettiği sürece, yeni varyantların etkilerine karşı geliştirilecek yeni aşıların da kullanılması gerekliliği ortaya çıkacak. Aşı tedarik mekanizmasında büyük sıkıntılar çeken Türkiye, yeni jenerasyon aşıların tedavi ve uygulanmasında da bu zorlukları yaşayabilir. Bunun da ötesinde, toplum bağışıklığına ulaşana kadar geçecek sürede her gün 50.000’in üzerinde vaka ile karşılaşan Türkiye, çok kısa bir sürede çok yüksek hastalanma oranına ve maalesef yüksek ölüm oranlarına sahip olacak. Aşılama ile pandemi bitirme stratejisi Türkiye için uzak bir hedef gibi görünüyor. Bunun yanında toplumsal tedbirlere muhtaç olduğumuz bu süreçte onların da gerektiği gibi yerine getirilmediğini görüyoruz.

Tam kapanmaya başlanmalı

İşin bilimsel kısmı bize bunları söylerken, ne yapılması gerekir sorusuna çok net yanıtlar aslında pandemi sürecinde dünya pratiklerinden öğrendiğimiz cevaplar olarak verilebilir. Toplumsal yayılmayı önleyecek uygulamaların yaşama geçirilmesi, vaka sayıları kontrolden çıktığında tam kapanmanın kontrollü ve insani bir şekilde yapılması, evde kalanlara ekonomik desteğin verilmesi ve kimsenin yaşamını idame etmede zorlanmaması, hastane ve sağlık kapasitesinin yeterli seviyeye getirilmesi ve koruyucu ekipmanları yeterli seviyede uygulanması, bunlar yapılırken bilimsel verilerin şeffaflıkla açıklanması ve bilim insanlarının, meslek örgütlerinin, sürece dahil olması gereken herkesin yerel yönetimler üzerinden bölgesel pandemi mücadelesine entegre olması, yayılma dinamiklerinin net bir şekilde belirlenip önlemlerin bölgesel ve belki de mikro ölçekte yayılım dinamikleri üzerinden alınması, aşılamanın hızlandırılması, toplumda güvenini yitirmiş salgın yönetimine karşı güven tazeleyecek ve inandırıcılık yaratacak uygulamaların yaşama geçirilmesi gerekmekte. Ancak son bir senede Türkiye’de pandemi yönetimine baktığımızda bunların gerçekleşmeyeceğini söylemek çok zor değil. Pandemi, tüm dünyanın çoğu zaman çaresiz kaldığı bir süreç. Bilimsel çalışmaların geliştirdiği aşılar, tedavi yöntemleri, toplumsal tedbir metotları, virüsü anlamlandırma ve onunla mücadele etmek için geliştirilen teknolojiler gibi katkıların yanında; siyasi yönetimlerin başarısızlıkları, keyfi uygulamalar, çifte standartlı ve ekonomi öncelikli adımlar, pandemiyi ve bilimsel gerçekleri reddetme eğilimi, meslek örgütlerinin süreçlere dahil edilmemesi gibi uygulamalar kazanımlarımızı elimizden alıyor.

Yapılması gereken, virüsün daha fazla değişmesine ve elimizdeki aşı teknolojilerinin etkisini azaltmasına yer vermeyecek şekilde hızlı olarak yayılımın azaltılması yoluna gitmek ve bunu da en insani ve demokratik bir tam kapanma ile başlatmak gerektiğini düşünüyorum.

  • Artık bir ölüm kalım durumu haline gelen pandemide, bilimi ve halk sağlığını önceleyen kim varsa ses çıkartmalı ve sürece müdahil olmalı.

Türkiye için gelinen süreç büyük bir başarısızlığı beraberinde getirdiği için, yönetim ve bilim kurulu süreçte geri plana çekilip yorum yapmamayı ya da suçu virüs mutasyonlarına veya halka atmayı tercih ediyor. Önümüzdeki birinci görev pandeminin büyümesini, yaşam kayıplarını, virüsün yayılımını önlemek. Fakat unutmamamız gereken, pandemi tarihinin aynı zamanda aklın, bilimin, vicdanın da tarihi olacağı, olması gerektiği.

  • İnsanların önlenebilir ölümlerle yaşamlarını kaybetmelerine neden olanların ise sorumluluklarından sıyrılamayacakları bir hafızayı oluşturmak hepimizin görevi.

Aşılar, Salgını Önlemenin en önemli yoludur

Aşılar, Salgını Önlemenin en önemli yoludur

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu
Çocuk İmmünoloj – Allerji Uzmanı
https://kurtulusyolu.org/asilar-salgini-onlemenin-en-onemli-yoludur/

AKP iktidarı, baştan beri Koronavirüs salgınını yanlış yönetti.

Salgının başında Koronavirüs vakaları ve virüs kaynaklı ölümler bile geç açıklandı. Daha sonra sürekli olarak vaka ve ölüm sayıları konusunda tartışmalar yaşandı. Çünkü yaşanan gerçeklik ile akşam Sağlık Bakanlığının açıkladığı sayılar birbirini tutmuyordu. Bilim Kurulunda bulunanlar bile gerçek vaka ve ölüm sayılarını bilmediklerini kezlerce açıkladılar.

Bu bilinmezlikler ile salgının yönetilemeyeceği açıktır. Bakan ikide bir şurada ya da burada vakalar %50 arttı, diye açıklamalar yapıyor; gerçekleri açıklamaktan ısrarla kaçınıyor. Bunun sonucu olarak da toplumda çoğu kimse salgını ciddiye almadı. Yaz aylarında açık havada salgının hızının yavaşlamasına karşın, dünyanın öbürr ülkelerinden farklı olarak, Türkiye’de vaka sayıları düşmedi.

AKP iktidarı Çin, Hindistan ve pek çok Avrupa ve Amerika kıtasındaki ülkelerin uyguladığı tam karantina önlemlerini uygulamaya koymadı.  Nisan, Mayıs aylarında yarım yamalak karantina önlemleri alınmıştı. Bu süreçte Organize Sanayi bölgelerindeki pek çok fabrika üretimi sürdürdü. İstanbul, Kocaeli, Bursa, Gaziantep gibi kentlerde fabrikalar virüsün yayılma merkezleri oldu.

Koronavirüs bu nedenle sonbahar başında, başta İstanbul olmak üzere, tüm illerimizde hızla yayıldı; sürekli tepe noktalarda oldu. Her gün resmi ölüm sayılarında rekorlar kırıldı. Ama günlük vaka sayılarını açıklamaktan hep kaçınıldı. Gerçekler hep gizlenmeye çalışıldı. 26 Kasım’da ise günlük vaka sayısının da bundan böyle açıklanacağı belirtildi ve o gün için vaka sayısının 28.351 olduğu açıklandı. Geriye dönük olarak da vaka sayılarının açıklanacağı söylendi ama hâlâ açıklanmadı. (AS: Daha sonra o veriler de açıklandı)

AKP iktidarı pratik olarak sürü bağışıklığı (AS: toplum bağışıklığı) politikası uyguluyor. Yapması gerekenleri yapmayarak, en az 3 haftalık karantina uygulamayarak, karantina süresince halkın temel gereksinimlerini karşılamayarak, vatandaşı salgınla ve ölümle karşı karşıya bırakıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Ekim ayında uyarısını yaptı: DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni tip Koronavirüs (Covid-19 etkeni) salgınıyla mücadelede “sürü bağışıklığı” stratejisine ilişkin; “Tam olarak anlayamadığımız tehlikeli bir virüsün serbestçe dolaşmasına izin vermek, basit bir şekilde ahlâk dışıdır. Bu bir seçenek değildir”, dedi. “Sürü bağışıklığı” stratejisini ahlâk dışı bir yöntem olarak nitelendirildi.

Salgından çıkmanın şu anda 2 yolu var:

1- Sıkı karantina önlemleri,

2- Aşı.

Aşı konusunda dünyada önemli gelişmeler var. Evre (Faz) 3 çalışmaları biten veya bitmek üzere olan beş aşı (Pfizer&BioNTech: BNT162b1, Moderna: mRNA-1273, Oxford & Astra-Zeneca: AZD1222, Gamaleya: Sputnik V, Sinovac: Coronavac) var.

Ülkemize de bu aşılardan Çin’de üretilen Sinovac firmasının geliştirdiği Coronavac aşısını almak için görüşmeler yapılmış durumda. Fakat kaç doz, ne kadar alınacağı belli değil. 50 milyon dozluk anlaşma yapıldığı söyleniyor. Aşı iki kez yapılmak durumunda. Dolayısıyla ancak 25 milyon insanımız aşılanabilecek. Oysa en az 70 milyon insanımızı hızla aşılamak gerekiyor. Bunun da yaklaşık bedeli 4,2 milyar Doları buluyor.

Bulaşıcı hastalığa karşı olan aşının, vatandaşlara ücretsiz yapılması gerekiyor.
Vatandaş için kılını kıpırdatmayan bu iktidarın, bu aşıları alması zor görünüyor.

Salgının başında vatandaşına 5 maskeyi sağlayamayan ama maskeleri 100’ün üzerinde yabancı ülkeye yardım diye gönderen ve bununla övünen bir ülkeyiz.

  • AKP iktidarı kendini vatandaşa karşı sorumlu görmüyor.

En son, salgında gelinen son durumdan (başarısızlıktan demek daha doğru olur) da Bilim Kurulunun sorumlu olduğu bile açıklandı Tayyip tarafından.

Öte yanda diğer bir sorun, AKP iktidarının yarattığı bu güvensizlik ortamında, Aşıların Güvenilirliği konusunda meydana getirilen kafa karışıklığıdır.

  • Aşılar yüzyıllardır toplumu bulaşıcı hastalılardan korumanın en önemli yöntemidir.

Bu konuda bilim dışı görüşlere itibar etmemek gerekir. Ülkemizde kullanılacak olan aşının güvenilirliği konusunda görüşlerini özgürce açıklayacak ve tartışacak olan bilim insanlarımız vardır. Yeni her aşı ve ilacın kimi riskler içermesi doğaldır. Bir yanda salgın nedeniyle ölümler, öbür yanda bizi bu bulaşıcı hastalıktan koruyacak olan aşı var ise, Aşıyı seçmemiz en doğru olandır.

  • Bu noktada AKP iktidarınım ikiyüzlülüğünü, halkı nasıl aldattığını görmemiz gereklidir.

AKP iktidarı  “Saldım, çayıra, Mevlam kayıra” atasözümüzdeki gibi, halka karşı herhangi bir sorumluluk duymamaktadır. “Kasap mal derdinde, koyun can derdinde” atasözümüzde olduğu gibi bizler canımızın derdinde iken, kendileri hizmet ettikleri Parababaları düzeninin sürmesinin derdindedirler.

TELE1 Programımız – 07 Şubat 2021

Dostlar,

Dün, 06 Şubat 2021 günü akşam 19:00’da haber bülteni içinde TELE1‘in konuğu olduk.

Sayın B. Begüm AYDOĞAN’ın sorularını yanıtladık (yaklaşık 15 dk.)

Birçok bakımdan zordayız…
Aşı çok kıt, parça parça geliyor. Öngörülen 50 milyon doza erişim çok sarkacak korkarız; dahası, belirsizlik egemen.. Türkiye’nin yaklaşık 150 milyon doz aşı gereksinimi var!

Çin ile yapılan anlaşmanın içeriğini, Reis Hazretleri = AKP halktan gizliyor.. oysa bizim  vergilerimizle bu ödeme yapılıyor. Hiçbir demokratik ülkede hayal bile edilemeyecek bir karartma sürdürülüyor ısrar ve inatla. Örn. 1 doz aşı kaç Dolar? Swap anlaşması mı yapıldı? Aşı sağlama (tedarik) aksarsa bir giderim (tazminat) hükmü var mı sözleşmede?? AKP = RTE ödemeyi düzenli yap(a)madığı için mi aşılar zamanında ve yeterli yollanmıyor?? Bu anlaşma hemen kamuoyuna açıklanmalı eğer iktidarın gocunacak yanı yok ise..
***

  • Damla damla da olsa gelen aşılar gerekli hızla yapıl(a)mıyor! Çıldırmamak elde değil!

TV’lerden aşıya çağrı duyuruları yok.. Hiçbir ek aşılama hazırlığı yok. Aile hekimlikleri ve hastanelere yıkıldı yük ve 14 Ocak’tan bu güne, 6 Şubat’a dek 24 günde ortalama 110 bin doz / gün uygulama yapılabildi. Oysa bunun en az 10 katına erişmeliyiz. Bu hızla gidersek her ay yaklaşık 3,3 milyon kişiyi aşılayabiliriz. 0-18 yaş arası 20 milyon nüfusu düşersek, 2,5 milyon da hastalığı geçiren, bir miktar aşılanması uygun bulunmayanları… çıkarırsak, en az 65-66 milyonluk bir kitleyi 66/3,3=20 ayda ancak aşılayabiliriz! Bu durum kabul edilemez ve salgın da asla bastırılamaz. Bu yaz da turizm sezonu yitirilirse, akçalı (mali) yükü belimizi büker.
Üstelik bu hesap tek doz için yapıldı. 4 hafta ara ile 2 doz gerekli… bu hesap tutmaz, işlemez.

  • İVEDİLİKLE, seferberlik koşullarında yaygın – hızlı aşı yapılması sağlanmalıdır.
  • Okulların açılması akıldan geçiriliyorsa, 1 milyonu aşkın öğretmen ve öbür okul çalışanları, servis çalışanları… öncelikli aşılama dilimine alınmalıdır. Bu kesim sayıca rahatlıkla 2 milyona yakındır ve bu hafta aşılanıp bitirilse (!!??), 4 hafta sonra 2. dozu alsalar, bu tarihi izleyen 10-15 sonra ancak %50’si bağışık olabileceğinden (bizde uygulanan Çin kökenli aşının etkinliği %50,65!), en iyimser Mart sonunda erişilebilecek en yüksek kitle bağışıklığına ulaşılabilir. Bu oranın en ideal ve hızlı koşullarda ve Mart sonunda, %50 olabileceğini akıldan çıkarmadan OKULLARIN AÇILMASINI tartışabiliriz ancak.. Başka koşullar da var elbette..
  • Unutulmasın, 0-18 yaş dilimine elde aşı yok ve bu kesim en bulaştırıcı olanlar; ayakta, sessiz – belirtisiz geçiriyorlar KOVİT-19‘u ama bulaştırıcılar, hastalığı ev-okul ekseninde yaymaktalar!

Bir başka olgu, toplum bağışıklığı hesapları alt üst olmuştur. Sağlık Bakanlığının politik kaygılarla, denetleyemediği salgında “aşılamaya geçiyoruz” algı yönetimi ile Bilim Kurulunu etik ve bilim dışı biçimde zorlamasıyla açıklanan %91,25 etkinlik oranı, SİNOVAC firmasının resmi açıklaması ile suya düşmüştür; zaten bilimsel olarak YOK HÜKMÜNDE idi!. Resmi etkinlik oranı %50,65’tir. Yukarıda da açıkladığımız üzere, 90 milyona yakın insanın yaşadığı Türkiye’de hedef kitle 70 milyondur ve en ideal koşullarda, büyük bir hızla, 2’şer doz aşılama çoooook ütopik beklenti ile Haziran-Temmuz sonunda firesiz gerçekleşse bile (ki bu olanaksız görünüyor!), verili koşullarda (mutant tiplerin hızla yayılması nedeniyle eldeki aşının etkinliği daha da düşmezse!?), sağlanabilecek toplum bağışıklığı oranı 70 m X %50.65 = 35,5 milyon kişi olacaktır ve bu kitle Türkiye nüfusunun 35,5 / 90= %39.4’üdür. Pratik hesapla her 5 kişiden 2’sidir. Bu düzeyde bir toplum bağışıklığı, geçerli koşullarda (dünyada yaygın, Ro >1, mutasyon çok yaygın ve hızlı!) salgını bastırmak için kesin olarak yeterli değildir. Ancak bir miktar yavaşlatılabilir / hafifletilebilir ancak sürer, gider salgın.

Uzayan salgın Endemikleşebilir (yerleşir kalır..)..
Uzayan salgın her an yeni dalgalar doğurabilir..
Uzayan salgın ortamında mutasyon (Evrim!) olasılığı artar. Bu mutasyonların yönü ve sonuçları kestirilemez.. İlaçlara, aşıya, dezenfektanlara, antiseptiklere direnç gelişebilir, daha bulaştırıcı ve öldürücü olabilir..
Uzayan salgın turizm sezonunu öldürür, on milyarlarca Dolar akçalı bedeli belimizi büker..
Uzayan salgın toplum yapısında çok eşitli sosyal, psikolojik, tıbbi, ekonomik…. yıkımlara yol açar… Masum insanlar, önlenebilecek iken ölür; oysa Devletin en temel görevi can güvenliğidir,
……………..
…………………….
***
Görünen o ki, ufukta aşı çeşitlendirmesi olanağı yok gibidir. Egemenler gasp etmişlerdir!
Ancak yeni aşılar geliştirilebilir ve kullanıma girerse, AKP = RTE de bunlara para bulup alabilirse ek seçenekler doğabilir..

  • Türkiye’nin aşı kıtlığından – yoksunluğundan ve doğrudan – dolaylı sonuçlarından hiç kuşkusuz, AKP = RTE doğrudan ve 1. derecede siyaseten ve kamusal olarak sorumludur.

Yerli – Milli aşı yılan öyküsüne dönüşmüş durumda. Onyılların Dünya devi Merck-Sharp& Domes geçtiğimiz ay aşı geliştirmede başarılı olamadığını açıklayarak yarıştan çekildi, antikor kokteylleri üzerinde yoğunlaşacak. Türkiye’nin 8-16 merkezde birden aşı geliştirme gücü yok. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi korunsa idi bu şansımız olur hatta dışsatım bile yapardık! Dolayısıyla bu Merkez hızla ve Yasa ile özerk bir yapı ile yeniden açılmalıdır.
***
Erdoğan’a çağrı..

Aşı geliştirme sevdasını şu koşullarda erteleyerek, GMP – GLP yeterlikli (uluslararası akredite) yerli / fason ilaç üreticisi kuruluşlarımızda aşı üretimini düşünebiliriz! Erdoğan, Çin ile görüşerek, SİNOVAC lisansı altında bu aşının Türkiye’de de üretimi için öneri götürebilir. Bu durumda aşı sağlama artabilir, hızlanabilir. Ancak öncelikli olarak YAYGIN – HIZLI aşılama altyapısı mutlaka iyileştirilmelidir. DSÖ Başkanı da ilaç üreticilerine aşı üretimini artırmak için destek çağrısı yaptı.

  • 2-4 hafta bir tam kapanma hala zorunludur, kaçınılmazdır ve önlemler asla ölçüsüz, hızla gevşememelidir. Tam kapatma yapmamanın akçalı bedeli, yapmayı çoktaaan katlamıştır.
  • Sosyal Devlet sorumluluğu salgında tam olarak yerine getirilmelidir.

***
Site okurlarımız 15 dakikada bunca konuyu nasıl konuştuğumuzu merak edebilirler.
Doğallıkla, bu yazılı aktarımlarımız, TELE1’de mot a mot (sözcük sözcük) söylediklerimizle eş değil.

Aydınlanma kazanacak.. savaşımı sürdüreceğiz…
Salgını siyaset – siyasiler değil Bilim – Epidemiyoloji ilke ve kuralları yönetmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 07 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

ANAYURT GAZETESİ ile SÖYLEŞİMİZ : Aşı karşıtlığına karşı yasal çözüm var

ANAYURT GAZETESİ ile SÖYLEŞİMİZ..

Aşı karşıtlığına karşı yasal çözüm var

Halk Sağlığı ve Sağlık Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık,
katı aşı karşıtlığının salgını ortadan kaldırmada toplumsal bir soruna dönüşebileceğini belirterek, iktidarın bu noktada yasal yollara başvurarak aşıyı zorunlu kılabileceğini söyledi.

Uğur DUYAN -ANKARA (Anayurt Gazetesi ile söyleşi) (23.12.2020)
Saltık: Aşı karşıtlığına karşı yasal çözüm var (anayurtgazetesi.com) 

Küresel salgının 1. yılı dolmadan yeni tip koronavirüs hastalığına (Kovit-19) karşı insanlığın en büyük umudu olan aşılar az sayıda gelişmiş ülkede kullanıma sunulurken, kimi ülkelerde de Acil Kullanım Onayı (AKO) aldı. Önümüzdeki günlerde Türkiye’ye de getirilmesi beklenen Çinli üretici Sinovac‘ın aşısı ise kamuoyunda aşı karşıtı görüşlerin yeniden alevlenmesine neden oldu. Üstelik aşı karşıtlığı yalnızca Türkiye’de değil bütün dünyada salgının söndürülmesinde başlıca umudumuz olan yaygın aşılama süreçlerini de tehdit edecek boyutlara ulaştı.

ANAYURT_ASI_KARSITLIGINA_COZUM1

Halk Sağlığı ve Sağlık Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, aşı karşıtların 2 ana kümeye ayrıldığını, ilk kümenin aşıya katı (kategorik olarak) karşıt (vaccine rejectors) kesimleri içerdiğini, 2. kümenin ise aşıya karşı çekimserlik (vaccine hesitancy) taşıyanlardan oluştuğunu söyledi. Dr. Saltık, ilk kümeyi oluşturan ve aşıya katı biçimde karşı duran çevrelerin ikna edilmesinin zor olduğunu, aşı çekincesi olan çevrelerin bilimsel dayanaklar ve saydam yönetim anlayışı ile ikna edilebileceğini ifade etti.

Kovid-19’un küresel bir salgına dönüşmekle kalmadığını, yaşamın her noktasını etkilediğini anımsatan Dr. Saltık, aşı karşıtı çevrelerin ısrarcılığı karşısında Anayasa ve yasalara göndermede bulunarak, iktidarın aşılamayı zorunlu kılabilecek hukuksal süreçleri başlatmasının, temel hak ve özgürlükleri korumak açısından kaçınılmaz olabileceğini söyledi.

Aşıya katı biçimde (kategorik olarak) karşı çıkan çevrelerin sözde bilimsel dayanaklarla halka yanlış ve çarpıtılmış bilgiler verdiğini ve bu duruma karşı bir önlem alınmasının gerektiğini de ekleyen Dr. Saltık, şunları kaydetti:

Küresel salgın başladığında sesi soluğu çıkmayan aşı karşıtları, ufukta net bir biçimde aşılar gözükünce birdenbire ortaya döküldüler, kampanyalarını başlattılar. Görüşlerinin dayandığı bilimsel olgular – kanıtlar yok. Kimi hekim, kimi uzman görünümlü hatta hekimlik unvanı sahibi kimi insanları konuşturuyorlar, video kayıtları alıyorlar. Sosyal medya olanağı ile bütün dünyaya görüşlerini dağıtıyorlar ama inanılmaz falsolarla dolu bunlar. Örneğin İngilizce bir videoda, burundan örnek almak için kullanılan sürüntü çubuklarının (nasal swab) kan-beyin bariyerini zedeleyeceğini dolayısıyla yaşamsal tehlike doğurabileceğini (!) duydum. Hekim olarak takdim edilen bir konuşmacıdan işittim bu sözleri! 44 yıllık hekim ve 40 yıllık Halk Sağlığı Uzmanı olarak burundan sokulan sürüntü çubuklarının böylesi bir zarar verebileceğini duymadım, böyle bir anatomik ve tıbbi gerçeklik yok, böyle bir şey yok. Ortalama halk buna inanma eğiliminde oluyor. Uzmanlarımızın sürekli olarak aşıyla ilgili bilimsel gerçekleri halka açıklaması, aşılar hakkında sürekli eğitim vermesi gerekiyor.”

ANAYURT_ASI_KARSITLIGINA_COZUM2

Kovit-19’a karşı geliştirilen ve kullanıma giren / girecek olan aşıların yeterince etkili olduğunu dolayısıyla halkın aşı yaptırmaktan kaçınmamasını öneren Dr. Saltık, insanlığın bu hastalığı sağaltacak (tedavi edecek) özgül ilaçlardan yoksun olduğunu anımsattı ve aşının, azgın salgının ortasında elimizdeki en etkili çözümlerden olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“Halkımızın ve aşı karşıtlarının unutmaması gereken; biz hekimlerin hastalığı sağaltırken (tedavi ederken), verdiğimiz sağaltımın destek amaçlı olduğudur. Hastalığı sağaltırken gelişen komplikasyonları, örneğin böbrek yetmezliğini tedavi ediyoruz. Vücut virüse yenene dek destek tedavisi veriyoruz, virüsü yenebilirse tabii.”

Hastalığa karşı kullanılan ilaçlara virüsün yer yer direnç geliştirdiğinin gözlendiğini de kaydeden Dr. Saltık, virüsün mutasyon geçirme olasılığın yüksek olduğunu, mutasyonun virüsü zayıflatmaktan çok güçlendirebileceğine değinerek, “İngiltere’de Kovit-19 virüsünün mutasyon geçiren (varyant) bir türüne rastlandı. Yani bu olasılık – risk hep var. Bu da en çok ilaç ve aşı geliştirme çalışmalarını ve hastalığın yayılımını olumsuz etkileyecektir” dedi.

Katı (Kategorik) aşı karşıtlığının salgını ortadan kaldırmada toplumsal bir soruna dönüşebileceğini kaydeden Dr. Saltık, iktidarın bu noktada yasal yollara başvurabileceğini ve aşıyı zorunlu kılabileceğini ifade etti. Sağlık Hukuku Uzmanı da olan Dr. Saltık, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anayasa’nın 56’ncı maddesinde ‘Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir‘ yazıyor. Türkiye’de nüfusun çok büyük bir kesiminin aşılanması gerek, %10’luk bir kesim bile aşılanmayı reddederse salgın uzar. O nedenle de aşı yaptırmamak keyfe keder bir karar değildir. Anayasa’nın 12’nci maddesi de temel hak ve özgürlüklerin kullanımıyla ilgilidir. Kesin aşı karşıtları, ‘..bu beden benim..’ diyerek aşıya karşı çıkabiliyorlar. Anayasanın 12’nci maddenin 2. fırkası ‘Temel
hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içerir
‘ diyor. Elbette kişinin anayasal ve hukuksal dokunulmazlıkları vardır, bunlara kimse müdahale edemez ancak toplum içinde birlikte yaşamanın da kimi kuralları vardır. Bilimsel bir gerekçe – kanıt olmadan aşıyı reddetmek, yaptırmamak bu bağlamada, temel hak ve özgürlüğünü kullanmak değil; başkalarının temel hak ve özgürlüklerini, SAĞLIKLI YAŞAM HAKKINI çiğnemektir.

Bu bağlamda, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Yasamızın 72’nci maddesinde, salgın hastalıklar durumunda aşının zorunlu kılınabileceği yazıyor. Apaçık bir salgın yaşıyoruz. 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü KOVİT-19’u küresel salgın ilan etti. Türkiye de aynı gün ilk hastasını duyurdu. Dolayısıyla iktidar, yani AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan isterse anılan 72’nci maddeye dayanarak aşının zorunlu olduğunu ilan edebilir.”

Şu hesabı yapmalı herkes : Türkiye’de 90 milyon insan yaşıyor. Şimdilik 0-18 yaş arası 20 milyon çocuk aşılan(a)mayacak. Kalan 70 milyondan hastalığı geçiren yaklaşık 2+ milyon, gebe – emzikliler, tıbben aşı yapılamayacaklar.. 5 milyon dolayında düşülürse; 65 milyon insanımızın firesiz aşılanması gerekir. %90 koruyucu bir aşı kullanılsa, 65 milyon aşılananın 58.5 milyonu bağışık olur. 2 milyon da hastalığı geçirip bağışık olanlarla yaklaşık 60/90=% 66-67 demektir ki, Türkiye’deki 3 kişiden ancak 2’si bağışıklanmış olur. Bu düzeydeki bir toplum bağışıklığı ile çok azgın salgın ancak sınırlanabilir.

O yüzden, güvenlik – etkinlik bakımından kanıtlanmış herhangi bir aşıya, ayrımsız EVET denmelidir.

  • Uzayan salgın mutasyon riskini büyütür,
    mutasyon salgını sonlandırmayı zorlaştırır; kısır döngü doğar.

Masum insanlar hastalanır, ölür. Ekonomi büyük bedeller öder.

Aşıların kısırlık yaptığı günümüze dek görülmemiştir.

İçimize yonga (çip) yerleştirileceği tümüyle saçmalıktır. Cep telefonları, bilgisayar ve internet, kredi kartı vb. araçlar izlenmeye yeter de artar da.

Dolayısıyla,

  • AŞILARA KARŞIT olmanın hiçbir haklı – bilimsel gerekçesi yoktur.”

Sevgi ve saygı ile. 23 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

AŞI SAVAŞLARI ve AKP İKTİDARININ SINAVI

AŞI SAVAŞLARI ve
AKP İKTİDARININ SINAVI


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Dünya bir aşı savaşı yaşıyor, rekabet çok acımasız ve Türkiye de bunun içinde. Küresel toplumla dürüst işbirliği, eşgüdüm, dayanışma ve bilimsel akılcılık çözüm masamızın 4 ayağı olmalıdır. Türkiye’nin aşı konusunda çok geciktiği ortada. Yalnızca Çin’den 50 milyon doz aşı alınabileceğini biliyoruz. Bu aşının Türkiye’de süren Evre 3 çalışmaları (12.500 gönüllüde) bitmek üzere ve sonuçları olumlu görünüyor. Bu çalışma sayesinde Türkiye’ye bir aşı kotası ayrılmış durumda. Bir de BioNTech – PFIZER’den yalnızca bir milyon doz aşı alınabileceği belirtiliyor.

Bu aşıların 2 doz yapılacağı düşünüldüğünde, 50 milyon doz aşı ile en çok 25 milyon kişiye ulaşılabilir (fire payı da vardır..). Bu sayı Türkiye için kesinlikle yeterli değildir. Türkiye’de 84 milyon vatandaş, 6 milyon göçmen olmak üzere 90 milyonluk dev bir nüfus var. Aşılanmayacak olan 18 yaş altı 20 milyon dikkate alınırsa, aşılanması gereken 70 milyona yakın insan var; 140 milyon doz aşı gerekiyor (fire payı da vardır..)! Buna başka bir yerden ek yapma olanağımız da yok gibi, çünkü aşılar kapışıldı. Örneğin 65 milyon nüfuslu İngiltere, farklı aşılardan 300 milyon doz stokladı. Türkiye’nin umudunun ise, Nisan’da “yerli – milli” aşı!? Bu aşının geliştirildiğini varsaysak bile, Türkiye’nin gereksinimini kısa sürede karşılayacak miktarda üretilmeyeceğini biliyoruz. Ufukta başka bir somut aşı sipariş izi de göremiyoruz. Tıpkı grip aşısında olduğu gibi ciddi bir kıtlık yaşanacak ülkemizde. Yerli aşı bile olsa, 1 yılda 90 milyon doz (50 milyon doza ek) üretimi çok zor, hatta olanaksız.

  • 2021’de Türkiye, duyarlı nüfusunu aşılayabilecek olanağa sahip olamayacak görünüyor..

Oysa Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kapatılmasaydı (2011, 663 s. KHK ile), teknolojisi güncellenseydi, aşı gibi stratejik bir üründe %100 dışa bağımlı olmak yerine, insan aşılarında özyeterlik sahibi olacaktık. Atatürk döneminde 1928’de açılan ve paha biçilmez koruyucu sağlık hizmetleri üreten, aşı – serum gereksinimimizi onyıllarca karşılayan hatta dışsatımını yapan bu saygın ve stratejik Kurum, yönetsel ve akçalı olarak özerk, bilimsel olarak özgür bir yasal yapılanma ile hızla yeniden açılmalı, teknik donanımı güncellenmeli, uzman insangücü sağlanmalı ve salgın yönetimi devredilmelidir.
***
Aşıların etkinliği Evre 3’te, farklı ülkelerde en az 30 bin gönüllü insanda sınanıyor ve bağımsız gözlemcilerce izleniyor. Bu 18-59 yaş aydınlatılmış gönüllü deneklerden (ki saygın bir davranıştır!) kaçı korundu, yeterli ve kalıcı antikor üretti ve/veya hücresel bağışık yanıt verdi, buna bakılıyor. Endonezya’da yeni yayınlanan raporda etkinlik oranı %97 açıklandı. Türkiye ve Brezilya raporları açıklanmadı, birleştirilip yayınlanacak. Önümüzdeki günlerde Sinovac vd. Evre 3 raporlarının yayımlanacağını açıkladı. Bunu beklememiz gerekiyor. Türkiye de Evre 3 raporunun olumlu çıkması koşuluyla bu aşıyı uygulayacağını belirtmeli. Bu raporlar olumlu olmadığı takdirde aşıyı uygulama olanağı yok!

Aşı Türkiye’ye geldiğinde en az 14 gün süren biyogüvenlik analizleri zorunlu. Bu olmadan kullanımı olanak dışı. Aşıyla ilgili Sağlık Bakanlığı yeterli açıklama yapmıyor. Aşıların nasıl geleceğini, sözleşme koşullarını, fiyatını bilmiyoruz. Aracı şirket olmaksızın doğrudan Ticaret Bakanlığınca dışalım yapılmalıdır.

Gelen aşılardan belirli oranda örneklem çekilerek yetkili (akredite) ulusal referans laboratuvarlarında biyogüvenlik testlerinin yapılması zorunludur. Örneğin 20 milyon aşıdan,
bin ampul örneklem çekilerek Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü laboratuvarında biyogüvenlik testleri yapılabilir ya da Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu laboratuvarlarında bakılabilir. Bu test süreci en az 2 hafta alır. Aşılar 11 Aralık’ta gelecekse, aşılamaya başlama 2021 başına kalır.

Sağlık çalışanları olağanüstü bir hasta yüküyle boğuşuyor. Onları bir de aşılama hizmetine koşmamak gerekir. Örneğin tıp öğrencileri gönüllülükle aşılama sürecine katılabilir. Hemşirelik, ebelik… öğrencileri aşılama konusunda eğitilip bu hizmeti verebilir. Aşılama için istasyonlar hazırlanmalı; örneğin kapalı spor salonları, sahra çadırları.. bu amaçla hazırlanmalıdır.

Ülkemizin ulusal referans laboratuvarından çıkan rapor olumlu olursa, bu rapor Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna sunulacaktır. Bunlar Sağlık Bakanlığına bağlı bürokratik birimler. Oysa özerk kurumlar olması gerek bu birimlerin. Söz gelimi, ABD’de FDA, Amerikan Başkanından bağımsız özerk bir kurumdur. Özerk kurumlar halka güven verir. Yine ABD’de Surgeon General diye bir “kurum” vardır. Bu kişi Sağlık Bakanlığı sözcüsüdür, Sağlık konusunda O açıklama yapar ve herkes O’na güvenir. Oysa Türkiye’de Bakanın kendisi bile salgın verileri konusunda aylarca halkı aldattı siyasal otoriteye güven yıkıldı.

Aşılamada iktidara güven yeniden kurulmazsa halkın bir kesimi aşıyı reddedebilir.

  • Biz eğer yaklaşık 70 milyon insanımızı hızla aşılayamazsak salgını durduramayız.

Salgın şu anda çok azgın, bir kişi en az 5 kişiye bulaştırıyor. Bu denli şiddetli bir aşamada, nüfusun %60’ını aşılamak bile yetmez, %70-80’ini aşılayarak yüksek düzeyli Toplum Bağışıklığı sağlamak gerekir. 90 milyon nüfusta 20 milyon 0-18 yaş çocuğa aşı yapıl(a)mayacağından, kalan yaklaşık 70 milyon nüfus %90 etkili bir aşıyla 2 kez aşılansa, en iyimser, Şubat içinde Türkiye nüfusunun 63 milyonu (%70’i) bağışıklanmış olur (kalan 27 milyon aşısız!). Bu bile kritik eşiktir, yeterli saymak güçtür.

  • 18+ yaş tek 1 kişi bile (tıbben aşı engeli olanlar dışında) aşılama dışında kalmamalıdır.

İngiltere, BioNTech/PFIZER aşısını uygulamaya başladı (08.12.20). İngiltere’nin biyolojik ürünlere ruhsat veren MHRA adlı özerk kurumu var. İngiliz hükümeti bu konuda yetkili değil, bu özerk kurumun raporuna dayalı siyasal karar aldı. Biz en azından 1 ay sonra aşılamaya başlayabileceğiz. Burada da ciddi bir gecikeme ve can yitiği var. Hiç kuşku yok; bu gecikmeden İktidar / Erdoğan açık ve tek sorumludur!

Salgın bu hızıyla sürerse, 1 ayda en azından, “resmi veri ile” altı bin insanın daha ölümü demektir! Buna katlanılamaz!

  • Türkiye aşılamayı beklemeden, zorunlu ve ivedi olarak tam kapatmaya gitmeli ve
    14 gün mutlaka tam kapatma (lockdown) yapmalıdır.

Azgın salgın yangını böylelikle biraz sakinleştirilebilir, çökme eşiğine sürüklenen sağlık sistemi ve çalışanları mola almış olur; ardından aşılama daha sakin ve daha az dozla götürülebilir.

İktidarın tüm aşı süreçlerini çok saydam yürüterek halkın güvenini kazanması yaşamsal derecede önemlidir. Bu koşulların sağlanması durumunda, aşı seçmeden hepimiz aşı olmalıyız..

  • UZAT KOLUNU TÜRKİYE, UZAT KOLUNU TÜRKİYE..

Sevgi ve saygı ile. 11 Aralık 2020, Ankara