65 ve Ötesi

YEŞİM YASİN
Acıbadem Üniversitesi, Tıp Fakültesi
Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi

65 ve Ötesi

Yeşim Yasinİstanbul – BİA Haber Merkezi24 Mayıs 2020
http://m.bianet.org/bianet/yasam/224719-65-ve-otesi
Bilim Kurulu üyelerini tek tek, belki kendi kuzenlerimizden daha yakın tanımaya başladık. Uzaktan kumandamızı onlara yakınlaşmak için kullandık, tüm sanal ortamlarımıza buyur ettik her birini. Misafirperver bir milletiz malum!

Artık biliyoruz; COVID-19 açısından 65 yaş üstü nüfus en kırılgan gruplardan biri. O nedenle güvende olmaları için aylardır evlerinde ve oda sıcaklığında muhafaza ediliyorlar*. İlk kez iki hafta önce birkaç saatliğine dışarı çıkmaları mümkün oldu.

Bir sunumum için veri toplarken farkettim ki, bir ‘uzman’ onlara 16 maddelik bir listeyle ‘tavsiyelerde’ bulunmuş. Dört saat için tam 16 madde; şaka değil saat başına dört madde düşüyor!

Listede, dışarı çıkarken hangi ilaçları yanlarına alacaklarından, kalp hastalıkları ve ani damar tıkanıklıkları riskine karşı dikkatli olmaları gerektiğine kadar, aklınızı uçuracak cinsten bir dizi tavsiye süsü verilmiş uyarı bulunuyor.

Bu coşkulu listenin mimarı bir ‘göğüs hastalıkları uzmanı’. Anlaşılan uzmanlık eğitimi sırasında verem, astım, KOAH, zatürre gibi hastalıkların tedavisi ya da bronkoskopi gibi teknik uygulamalarla ilgili eğitimin yanı sıra “pandemilerde açık kamusal alanlara gerontolojik yaklaşımlar” gibi konular da ele alınmış. Hayret ve kaygı verici.

Neden böyle bir giriş yaptım?

Böyle bir giriş yaptım ama bu örnekle başlamamın asıl nedeni son günlerde fazlaca maruz kaldığımız ‘uzman hadsizliğinin’ gelebileceği seviyeye dikkat çekmek değil. Bu örnek beni şaşırttı, sarstı, kızdırdı ve bir başka noktayı fark etmemi, üzerinde düşünmemi sağladı.

Öyleyse bu yazının asıl derdi ne?

Şöyle girebilirim asıl konuya: Bilgi politik bir meseledir. Neyin bilindiği ya da öğretildiği politiktir. Neyin bilinmediği ya da öğretilmediği de politiktir. Nelerin konuşulduğu, en çok da nerelerde susulduğu politiktir. Ve bilgi, sadece iktidarı meşrulaştıran araçlardan biri değil aynı zamanda iktidar kuran da bir güçtür.

Bir süredir olağandışı bir dönemden geçiyoruz. Daha COVID-19 henüz pandemi ilan edilmemişken Sağlık Bakanlığı’nın bir ‘bilim kurulu’ oluşturduğu haberini aldık. Sevindirici bir gelişmeydi, çünkü toplum olarak en büyük ihtiyacımıza karşılık geliyordu: Güven.

Derken Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi ilanı geldi ve 11 Mart’ta yani pandemi ilanıyla aynı gün Türkiye, ilk vakanın tespit edildiğini açıkladı. O günden sonra hangi ‘mahalleden’ olursa olsun herkes efsunlanmış gibi medyayla yattı, medyayla kalktı.

Bilim Kurulu üyelerini tek tek, belki kendi kuzenlerimizden daha yakın tanımaya başladık. Uzaktan kumandamızı onlara yakınlaşmak için kullandık, tüm sanal ortamlarımıza buyur ettik her birini (misafirperver bir milletiz malum).

Kahvaltıda karşımıza bir enfeksiyon hastalıkları uzmanı oturdu, öğle yemeğimizde bir göğüs hastalıkları doçenti, ikindi çayımızı bir halk sağlığı öğretim üyesiyle beraber yudumladık (daha cana yakın oluyorlar), akşam yemeğinde bir yoğun-bakım profesöründen kaç kişinin daha entübe edildiğini öğrendik. Yemekten sonra da gece boyunca atıştırmalık mikrobiyoloji, psikiyatri, pediatri, patoloji, farmakoloji konularında bilgilendirildik.

Bu dönemde bilim kurulu üyeleri kamuoyuna pek çok konuda açıklama yaptı. Başlangıçta bu açıklamalar COVID-19 odaklıydı: hastalığın kaynağı ne, nasıl bulaşır, semptomları neler, tedavisi ne kadar sürer, aşısı var mı, ‘kahramanları’ aşı bulurlar mı ve benzeri konular… Ve fakat zaman ilerledikçe konular çeşitlendi. Misafirlik uzayınca malum, repertuar genişledi.

Bilim Kurulu’ndan bir üye bir TV programına telefonla bağlanıp, falanca adadaki filanca otelde kahvaltı için saat başı kaç kişinin yemek kuyruğuna girebileceğini bildirdi, bir diğeri berberlerdeki ideal muhabbet süresinin formülünü verdi, başka biri milli turist politikamız ile ilgili izlenmesi gereken stratejileri sıraladı.

Okul kantinlerinden, pansiyon mutfaklarına, futbol maçlarından, sahil kenarlarına kadar sair konuda ve yeni doğmuş bebeklerden ergenlere, genç erişkinlerden 65 yaş üstündekilere kadar her yaş grubu için itinayla görüş bildirdiler.

Dönemin açık ara en flaş(ör) açıklaması “Türkçe, korona virüsü daha az yayıyor” olarak kayıtlara geçti ama bunu söyleyen profesör bilim kurulunda değildi. Olsun, o da bir uzman.

Toplumsal faydasının değerini nasıl ölçebileceğimizi bilemediğimiz bu ‘müstesna’ açıklamasıyla kendisinin bundan sonra oluşturulacak ilk bilim kuruluna asil listeden girebileceğini düşünüyorum.

“Bilim Kurulu’nun uyarmadığı, tavsiye vermediği, fikir beyan etmediği bir konu kaldı mı” diye sorabilirsiniz. Sorun tabii. Sorun, çünkü bu yazının varlık nedeni tam da bu sorunun cevabında.

Suskunluğun politik-ekonomisi

Sunumum için veri topladığımı söylemiştim ya, niyetim COVID-19 bağlamında kırılgan gruplara biraz daha yakından bakmaktı. Hani pandeminin herkesi eşitlediğine dair yaygın bir illüzyon var ya, aslında işin hiç de öyle olmadığını örnekleriyle ortaya koymaktı niyetim. Kırılgan gruplar, zaten işler yolunda giderken bile sağlıklarının bozulma riskleri daha çok ve sağlık hizmetlerine erişimleri daha sınırlı nüfuslarken, pandemi döneminde sorunlarının katmerleneceğini öngörmek hiç zor değildi.

Hayatın hemen her alanında bu derece derin bilgisi olan ve bilgisini her vesileyle sınırsızca paylaşmayı şiar edinmiş bilim kurulunun seçilmiş bilim insanları, bu gruplar için kimbilir ne kıymetli önerilerde bulunmuşlardır diye heyecanla taradım veri tabanlarını! HIV ile yaşayanlar, göçmenler, mülteciler, ev-işlerinden iş-işlerine aralıksız çalışan kadınlar, LGBTİ’ler… Ama en önce mavi yakalılar, emekçiler.

Hani salgının en başından beri işlerine aralıksız devam etmeleri istendiği için “Türkiye toplum bağışıklığı değil ama sınıf bağışıklığı” stratejisi izliyor diye düşünülmüştü.

  • Hani DİSK son raporunda COVID-19’un işçilerde, nüfusun kalanına oranla 3.2 kat daha fazla olduğunu ortaya koymuştu.
  • Hani İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Nisan 2020 verilerinde iş cinayetlerinin %47’sinin COVID-19 nedeniyle meydana geldiğini duyurmuştu.

Baktım. Birkaç kez. Bu konu hakkında bilim kurulunca verilmiş tek bir beyan yoktu.

Ve sustular

Belli ki nüfusun ekonomik üretime katılmayan her kesimi için bilimin sesi gürleşmiş, hatta bilgi üzerimize boca edilmişti. Ve fakat devlet, insani kriz ile ekonomik kriz arasındaki tercih ve iradesini, devasa bir risk grubunun sağlığını gözden çıkararak gösterdiğinde, Kurul bek-vokalde bile yoktu. Anlaşılan sermayenin virüsle ilişkisinde sorun yoktu: Sosyal mesafe de neydi, maskeleri bir bir düşürüyordu. Özellikle cerrahi olanlarını.

Elie Wiesel’den aktaralım:

  • “Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir;
    fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı”.

Bilim kurulu, salt tıbbi saiklerle bile itiraz etmedi; suskunluğuyla egemen söylemi ve iktidarın sınıf bağışıklığı stratejisini meşrulaştırdı.
En azından bunu yazarak bir şerh düşmek istedim.
Bulunsun diye.
Bilin istedim. (YY/APA/DB)


* Bu ifade 65 yaş üstü için “yaşlılarımız, kıymetlilerimiz, büyüklerimiz” gibi iyelik soslarına bulanmış cümleler kurunca kendini temize çektiğini sanan ama aslında onları ötekileştiren, sosyal hayatın dışına iten ve kendi kendilerine yetemeyen aciz bağımlılar olarak kodlayanlara bir nazire olarak kullanılmıştır.

Geç Olmadan Harekete Geçmeli

Geç Olmadan Harekete Geçmeli

Marco V. Sánchez CANTILLO
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)
Tarımsal Kalkınma Ekonomisi Bölümü Genel Müdür Yardımcısı
23 Mayıs 2020 Cumartesi

Dünya, Covid-19 yüzünden birçok belirsizlikle karşı karşıya. Ancak bir konuda ise şüphe yok: Küresel ekonomik faaliyetler büyük yara alacak, insanların gelirlerinde ve refah düzeylerinde derin etkiler bırakacak. Özellikle de gerek ekonomik olarak zayıf gerekse de gıdada dışa bağımlı ülkeler için…

Virüsün yol açtığı sorunların çözümüne yönelik gerekli önlemlerin zamanında ve etkili bir şekilde uygulanmaması halinde, dünyada sayıları giderek artan açlıkla mücadele eden kişi sayısı kritik noktalara taşınacaktır.

FAO’nun, BM’nin öbür organizasyonları ve uluslararası ortakları ile birlikte geçen yıl hazırladığı (2019) Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu Raporu’nda (SDG-2 Suistanable Develepmont Goal- Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri) 2011-2017 arasında yaşanan ekonomideki yavaşlama ve gerilemelerin yetersiz beslenme ve açlığa kapı araladığı konusuna dikkat çekmişti. FAO raporunda 2011-2017 arasında yetersiz beslenme sorunu yaşıyan ülke sayısının 65’ten 77’ye yükseldiğine işaret etmişti. Uluslararası Para Fonu da (IMF), küresel GSYH kestirimini 6.3 puanlık bir düşüşle revize ederek, BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün bu analizini, küresel bir tehdit haline gelen sağlık ve açlık krizine karşı geliştirilecek mekanizmaların bir parçası haline getirdi.

IMF, geçtiğimiz ocak ayında küresel ekonomide 3 puanlık bir yükselme öngördüğünü açıklamış ancak bu öngörüsünü salgının dünyayı sarması ve ülkelerin hızla koruma tedbirleri kapsamında kısıtlayıcı önlemlere başvurması nedeniyle yenilemek zorunda kalmıştı. Para Fonu, Covid-19’un küresel ve ulusal piyasalara olumsuz etkilerini göz önüne alarak yaptığı yeni kestiriminde küresel büyüme oranda 3 puanlık bir daralma yaşanmasının beklendiğini duyurdu. Dünyanın halihazırda en yüksek açlık oranlarının bulunduğu, 20 yaş ile ortalaması ile oldukça genç bir nüfusu ev sahipli yapan Sahraaltı Afrika bölgesi, ekonomideki sert daralma sonucun yeni ve derin bir krizle baş etmek zorunda kalacak.

FAO’nun 1995’ten bu yana düzenli olarak tuttuğu, “Yetersiz Beslenme Endeksi (PoU) ve dışarıdan gıda ithalatına bağımlı ülkelerin daha önceki ekonomik göstergeleri temel alındığında,

  • Covid-19’un tetiklediği durgunluk nedeniyle milyonlarca insanın daha açlık sınırına gerileyeceği öngörülüyor.

AÇLIK ORDUSUNA KATILACAKLAR !

Açlık çeken insanlar ordusuna katılması olası bu insanların toplam rakamı, ülke ekonomilerindeki büyüme ve daralma senaryolarına göre 14.4 milyon ile 80.3 milyon arasında değişiyor. Gıdaya ulaşımdaki adaletsiz denge daha da bozulursa sonuçlar, açıklanan projeksiyondan da daha kötü olabilir. Dünya bunun olmasına izin vermemeli.

  • Dünyada, şimdilik bir gıda üretim sıkıntısı görünmüyor.

FAO, tam da bu yüzden bütün ülkelerin gıda tedarik zincirini canlı tutmaları için ellerinden geleni yapmasını öneriyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü, son gelen ekonomik veriler ışığında yaptığı değerlendirmelerde hükümetlere, bölgesel ve küresel gıda tedarik zincirlerinin akışkanlığının sağlanması ve gıdaya erişimin önündeki kısıtlayıcı engellerin kaldırılması çağrısını yapıyor.

  • Yetersiz beslenme ve ekonomik gelişme arasında giderek açılan makas,

BM’nin 2030 yılı için önüne koyduğu açlığı bitirme hedefini de zorlaştırıyor. FAO’nun küresel verilerden derlediği PoU Endeksi uzun yıllara yayılan mücadele sonucu düşüş eğilimindeyken, 2015’ten başlayarak yeniden yükseliş eğilimine girmiş durumda. Ne yazık ki bugün, açlık ve yetersiz beslenme endeksinde yeniden 2010 düzeyine gerilemiş durumdayız.

  • Dünyadaki her 9 kişiden 1’i yetersiz beslenme koşullarında yaşıyor.

Bu oran Asya ve Afrika’da ise çok daha yüksek rakamlarda seyrediyor.

TEDARİK ZİNCİRİNE ODAKLANMALI

Hükümetler, ekonomik sermayeyi korumak ve yeni işsizler için sosyal güvenlik alanlarını desteklemek için benzeri görülmemiş mali ve parasal teşvikler uyguluyorlar. Birçok ülke, bu tür likidite enjeksiyonlarını ve kamu harcama taahhütlerini yerine getirecek araçlardan yoksun. Uluslararası toplumun kendi harekete geçme kapasitesini kolaylaştırması gerekirken, ülkelerde Covid-19’un yarattığı en acil ihtiyaçlara yardım etmenin yanı sıra, kendi kaynaklarını yeniden tahsis etmek için mali sorumluluk bilinci ve objektif bir biçimde hareket etmeli.

  • Sağlık birinci önceliktir. 

Yeterli ve sağlıklı gıda, pandemiye verilen sağlık yanıtının merkezi bir parçasıdır.

Yetersiz eylem, önümüzdeki yıllarda savunmasız nüfusu ciddi şekilde zayıflatacaktır.

Bu, “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”ne ulaşma ihtimalini daha da zorlaştıracaktır.

Dolayısıyla, çabalar yalnızca gıda tedarik zincirlerini canlı tutmaya odaklanmakla kalmamalı, aynı zamanda herkes için gıda erişilebilirliğine odaklanmalıdır. Hükümetler, gerekli resmi teşvik paketlerini en yoksul ve en yetersiz beslenenleri hedefleyerek bu sorunu ele alma şansına sahiptir. Nakit ve ayni transferler, yeni kredi limitleri, güvenlik ağları, gıda bankaları, okul-öğle programlarını canlı tutma gibi araçlar yararlı olabilir.

Varlıkları sınırlı olanlara odaklanmanın, hem en çok gereksinim duyanlara yardımcı olmanın hem de kamu kaynak harcamalarının talep dinamizmini koruma üzerindeki etkisini en üst düzeye çıkarmada etkisinin iki kat olumlu sonucu olacağı her zaman akılda tutulmalıdır.

Olası 3. olumlu etki de, gıdadaki güvensizliği ve yetersiz beslenmeyi önleyecek şekilde açlığı en aza indirmek, durgunluktan kaynaklanan uzun vadeli yara izlerini azaltacak ve gelecekte daha fazla canlılık ve daha az bağımlılık sağlayacaktır. Gerçekten de gıda erişimine yönelik mevcut tehdidi ele alan mümkün olduğunca teşvik edici önlemler, gelecekte ekonomik yavaşlamalara ve gerilemelere karşı onları korumak için gıda sistemlerinin dayanıklılığını artırmaya yönelik bir tasarıma sahip olmalıdır.
****
Aşağıdaki 2 görseli, de biz ekleyelim…

Dr. Ahmet Saltık

Kaynak görüntüyü göster

Kaynak görüntüyü göster

 

ArtıTV programımız : Korona Salgınında Neredeyiz, Ne Yapılmalı??

ArtıTV programımız :
Korona Salgınında Neredeyiz,
Ne Yapılmalı??

Sn. Nazım Alpman beyefendi ile bu sabah 10:00’da başlayarak Korona Salgınını değerlendirdik. 48 dakika sürdü.
Sn. Alpman’ın sorularını yanıtlamaya çalıştık.
Önce 19 Mayıs 1919’un 101. yılının anlamını aktardık.
Ardından da COVID-19 salgınını irdeledik.
Olanak verildiği için teşekkür ederiz.
Kayıdın herkese yararlı olmasını dileriz.
Ne yazı ki ortada bilimsel olmayan bilgileri kimi “uzmanlar” (!?) dillendiriyor.
Bilgi kirliliğinden çok ürküyoruz.

  • Çocuklara bir şey olmazmış, futbolculara bir şey olmazmış!?

Dünya Sağlık Örgütü‘nün uyarıları ortada:

  • Her yaştan insanın virüsten korunmak için gerekli tüm adımları atması isteniyor..Genç insanların da, ek hastalıkları olmasa bile (eşlik eden 5 önemli hastalık) bu hastalıktan (COVID-19) ölme olasılığı var.. Bu risk göz ardı edilemez.Bütün birikimimiz ve bilim namusumuzla halkımıza doğruları aktarmak için olağanüst bir çaba ile çalışıyoruz.Paylaşılması, dağıtılması… dileğiyle

    Sağlık Bakanı F. Koca’nın deyimi ile “kelebek etkisine” feda etmeyelim insanlarımızı. Dr. Koca “haklı” olarak uyarıyor cik (tweet) ietisi ile : Dr. Fahrettin Koca @drfahrettinkoca

  • Küçük bir etkenin, kestirilemez büyüklükte sonuçlar doğurmasına Kelebek Etkisi denir. Vuhan’da ortaya çıkan Koronavirüs’ün tüm dünyada hayatı alt üst etmesi gibi. Şimdi de küçük bir ihmal, bir uçtan bir uca tüm Türkiye’yi etkileyebilir. Risk devam ediyor. Tedbirlere uyalım.

    Image

İyi de, kabak çiçeği gibi açılma girişimlerine ne demeli??

Geçelim KELEBEK ETKİSİ’ni, TSUNAMİ ETKİSİ riski ile yüz yüze gelebiliriz..

  • Salgın ANONİM ŞİRKET’in kör kâr güdüsüyle yönetilemez!Yalnızca EPİDEMİYOLOJİ BİLİMİ ilkeleri ile yönetilir.İktidarın sözü ve eylemi çok çelişkili..
  • Dileriz faturası fazladan ama önlenebilir masum insan ölümleri olmasın / olmaz ??!!

Sevgi ve saygı ile. 20 Mayıs 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Şehir hastaneleri hakkında sorular

Şehir hastaneleri hakkında sorular

Emre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet, 07 Mayıs 2020

Cumhuriyet’te Tuncay Mollaveisoğlu’nun başlattığı, TELE 1’de İsmail Dükel’in sürdürdüğü “Şehir Hastanelerini sorgulama” sürecine bugün Balıkesir Milletvekili Op.Dr. Fikret Şahin’in Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın cevaplaması için TBMM’ye vermiş olduğu soru önergesi ile devam ediyorum:

(Aslında bu konu, medya tarafından değil, COVID-19 sürecinde, doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirildi; medya da bunun üzerine olaya yeniden ayrıntılı olarak eğildi.)
***
Sağlıkta Dönüşüm programının bir parçası olarak yapılan Şehir Hastanelerinin yatırım maliyetlerinin gerçek değerinin çok üzerinde olduğuna ve Devlet Bütçemize büyük oranda yük getirdiğine dair değerlendirmeler ve raporlar bulunmaktadır.

Ayrıca Şehir Hastanelerine ait sözleşmelerin Bakanlığınız tarafından “ticari sır” gerekçesiyle kamuoyu hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle paylaşılmaması bu kaygıları daha da artırmaktadır.

Kamu harcamaları şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleriyle yapılması gerekirken, Bakanlığınız tarafından Şehir Hastanelerine ait sözleşmelerin gizlenmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin denetim yetkisini de engellemektedir.

Bu bilgilere istinaden;

1- Yabancı menşeli (ABD) yönetim danışmanlık şirketi Frost & Sullivan tarafından hazırlanan ve

https:// ww2.frost.com/frostperspectives/analysis-public-private-partnershipppp-hospital-campusesconstruction-programme turkey/

internet adresinde, Haziran 2015 tarihinde yayımlanan “An Analysis of Public-Private-Partnership (PPP) Hospital Campuses Construction Programme of Turkey” isimli raporda yer alan tabloda; ülkemizde yapılmış veya yapılması planlanan 15 Şehir Hastanesine ait yatırım maliyetlerinin miktarları belirtilmektedir.

Maliyet miktarları 255.000.000 – 1.232.000.000 USD arasında değişen bu 15 Şehir Hastanesinin tabloda yer alan yatırım miktarları doğru mudur?

2- Hastanelerin yatırım maliyetleri, yatak sayısına bölündüğünde her hastane için yatak başına düşen maliyet miktarının 255.148 USD (Kayseri Şehir Hastanesi) ile 459.358 USD (İstanbul İkitelli Şehir Hastanesi) arasında değişmekte olduğu görülmektedir.

Yatak başına düşen yatırım miktarında bu derece büyük oranda farklılıklar olmasının sebebi nedir?

3- Şehir Hastaneleri için yapılan yatırımlar; Kamu Özel İş Birliği modeli benimsenmeden doğrudan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmış olsaydı maliyetleri ne olacaktı? Bu konuda bir çalışmanız oldu mu?

4- Şu ana kadar sözleşmeleri yapılan ve işletilmekte olan Şehir Hastanelerine ödenen kira bedelleri nedir?

Hastanelerin gelirleri kira bedellerini karşılayabilmekte midir?

5- Şehir Hastanelerini işleten şirketlerle yapılan sözleşmelerde hasta sayısı garantisi ve tıbbi hizmet garantileri verildiği doğru mudur?

Verilen garantiler doğru ise hangi oranda garantiler verilmiştir?

6- Yabancı menşeli danışmanlık ve yatırım şirketlerinin bilgisi dahilinde olan şehir hastanelerine ait sözleşmelerin örnekleri daha önce istenmiş olmasına rağmen neden Milletin Temsilcileri olan Milletvekilleri ile paylaşılmamaktadır.

Bu sözleşmelerin açıklanmasının mahsuru nedir?

Sözleşmelerin açıklanmamasının nedeni aşırı kamu zararı barındırıyor olması mıdır?

7- Şehir Hastanelerine ait sözleşmelerin birer örneğini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde paylaşılmak üzere tarafımıza göndermeyi düşünüyor musunuz?

***

Bu yazıyı yazmadan önce, Fikret Şahin’e yeniden, “Bir yanıt geldi mi” diye sordum ve hiçbir açıklama yapılmadığını öğrendim.

Gelirse açıklama metni ve kısa yorumlar yarınki yazıya!

Koronavirüs: Salgın grafikleri ne anlama geliyor, salgın eğrisini nasıl doğru yorumlayabiliriz?

 

Covid-19 hastalığına yol açan yeni tip koronavirüs salgını devam ederken, her gün açıklanan vaka ve ölüm sayılarını gösteren grafikler, günlük hayatımızın adeta bir parçası.Salgının yayılımıyla ilgili eğriyi düzleştirmek, zirve (pik) noktası, plato, R0 gibi kavramlar sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Örneğin, koronavirüs tedbirlerinin sıkılaştırılıp gevşetilmesi aslında R0 değeriyle doğrudan ilişkili. Peki R0 değeri nedir ve nasıl hesaplanır biliyor muyuz?

Gelişmeleri ve grafiklerin anlattıklarını doğru anlayıp yorumlayabilmek için öne çıkan kavramları derledik.

Salgının gidişatını gösteren SIR modeli

Onlarca milyon insanın hayatına malolan İspanyol gribi salgınının ardından bilim insanları, 1920’lerde bir istatistik modeli geliştirdi.

SIR modeli adı verilen bu model, nüfusu hastalıkla olan ilişkilerine göre üç gruba ayırıyor:

  • S: Hastalığa yakalanma potansiyeli sağlıklı kişiler
  • I: Hastalığa yakalanmış ve bulaştırıcı olanlar
  • R: İyileşerek bağışıklık kazanan veya hayatını kaybedenler

© BBC

Bu üç grubun zaman içindeki değişiminden yola çıkılarak, hastalığın ortalama ne kadar zamanda bulaştığı, bir kişinin ortalama kaç kisiye bulaştırdığı ve hastalık bulaşan kişilerin ortalama ne kadar zamanda iyileştiği tahmin edilmeye çalışılıyor.

© BBC

‘Üreme katsayısı’ denilen R0 ne anlama gelir?

Bu hesaplanan veriler arasında en kritik olanı R0 diye adlandırılan virüsün “üreme katsayısı”.

Bir kişinin hastalığı kaç kişiye bulaştırdığını ifade eden R0 her hastalığa göre değişiklik gösteriyor.

Zika virüsü icin bu değer 3-4 arasında iken; Ebola için 2, kızamık için ise 12.

© BBC

Örneğin Ebola virüsü bulaşmış bir kişiyi ele alalım.

Bu kişi 2 kişiye daha bu hastalığı bulaştırıyor, artık hasta olan bu iki kişi de bir diğer iki kişiye bulaştırıyor.

Böylece kısa bir süre içinde hastalık yüzlerce, binlerce kişiye yayılıyor ve aşağıdaki salgın eğrisi ortaya çıkıyor.

R0 değerindeki en ufak fark bile çok kritik.

Örneğin ebola 2 degil de 2.1 olsaydı bu fark aynı zaman diliminde enfekte olan kişi sayısıni binlerce kişi artırabilirdi.

© BBC

R0’ın 1’den büyük veya küçük olması ne anlama geliyor?

R0 değerinin 1’den küçük olması, her seferinde bulaşan kişi azaldığı için, salgının bir süre sonra sona ereceği anlamına geliyor.

İskoçya St. Andrews Üniversitesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Viroloji Uzmanı Dr. Müge Çevik R0 sayısının alınan önlemlerle doğrudan bağlantılı olduğunu söylüyor:

“R0 aslında ölüm oranları gibi bulunduğunuz yere özel. R0 şu anda Wuhan’da birin altında. Bu tamamen aldıkları önlemlerden kaynaklı. Eğer o önlemleri kaldırırlarsa birin üzerine çıkabilir. R0 birin üzerinde olduğunda, bir kişi birden daha fazla kişiyi enfekte ediyor demek ve bu enfeksiyonun yayıldığı anlamına geliyor.”

Koronavirüs için hala kesinleşmiş bir sayı olmamakla beraber, Dünya Sağlık Örgütü, virüsün R0’ının 2 ila 2,5 arasında olduğunu hesaplıyor.

Grafikleri nasıl okuyabilir ve yorumlayabiliriz?

Gördüğümüz salgın grafiklerinin çoğunda yatay eksen zamanı, dikey eksen ise vaka veya ölüm sayılarını temsil ediyor.

Sayıların en yüksek değere ulaşmasına zirve yapmak, (İngilizce “peak”ten türetilerek de “pik yapmak”) deniyor.

Grafiğin, zirve değerinden sonra durağan devam etmesine ise “plato çizmek” deniyor.

© BBC

Zirve noktasının önemi, o noktadayken tedaviye ihtiyaç duyan kişi sayısının mevcut sağlık sistemi kapasitesine göre ne durumda olduğunu görebilmek.

Eğer zirve noktasında tedavi gereksinimi olan hasta sayısı, ülkedeki yatak kapasitesinden daha fazla olursa bu kişilerin bir kısmı sağlık hizmetinden mahrum kalabilir ve aslında önlenebilecek can kayıpları yaşanabilir.

© BBCİşte bu yüzden, alınan önlemlerle zirve noktası aşağıya çekilmeye çalışılır.

Salgın grafikleri neden logaritmiktir?

Aynı ülkeye ait iki koronavirüs vaka sayısı grafiğini inceleyelim.

Soldaki grafik daha dik iken sağdaki daha eğik.

Bunun sebebi soldaki grafiğin doğrusal, sağdakinin logaritmik ölçek kullanması.

Dikey eksenleri karşılaştırdığımızda soldaki grafikte vaka sayılarının 10’un katları, sağdakinde ise 10’un kuvvetleri şeklinde arttığını görüyoruz.

© BBC

Matematikçi Dr. Salih Durhan, bunun sebebinin doğrusal grafiklerin ilk günlerdeki vaka sayılarını görmek ve zaman içerisindeki artış hızını doğru yorumlayabilmek için kullanışlı olmamasından kaynaklı olduğunu söylüyor:

“İlk günlerde bir günde yaşanan ufak artışlar, son günlerdeki binlerce artışla karşılaştırıldığında çok küçük ve önemsiz gelebilir. Ancak artış hızlarını karşılaştırdığımızda ilk günlerdeki vaka artış hızının son günlere göre çok daha yüksek olduğunu görebiliriz. Artış hızının nasıl değiştiğini kolayca görmenin yolu logaritmik tablolara bakmaktır. Böylelikle çok büyük sayılarla küçük sayıları aynı grafik üzerinde rahatça görebiliriz.”

Alınan önlemler grafikleri nasıl etkiliyor?

R0 hastalığın başladığı zamandakiyle aynı değerde giderse çok kısa sürede hastalık milyonlara ulaşabilir.

Ancak alınacak tedbirlerle bu gidişat değiştirilebilir.

Salgınlarınla mücadele ederken esas amaç; R0 sayısını, yani virüsün üreme hızını azaltmaktır.

Matematikçi Dr. Salih Durhan, grafiklerin hangi önlemlerin nasıl işe yaradığına dair bize fikir vererek önlemlerin arttırılması ya da kademeli olarak esnetilmesi gibi kararlarda faydalı olabileceğini söylüyor:

“Bütün bu modelleme çalışmalarının amacı R0 sayısını doğru şekilde ölçmek, alınacak önlemlerle R0 sayısını doğal değerinden daha küçük hale getirmek ve alınan önlemlerin R0 üzerindeki etkilerini gözlemleyebilmek.”

Evde kalmak kadar sosyal mesafe önemli

Dr. Durhan, BBC Türkçe için hazırladığı simulasyonlarda evde kalmak kadar, dışarı çıkıldığında sosyal mesafe kuralına uyulmasının da kritik önem taşıdığını ortaya koydu.

Dr. Durhan’ın çalışmaları, İstanbul’un Kadıköy ilçesindeki bir deney grubuna uyguladığı farklı kriterler sonucunda salgının nasıl farklı şekillerde yayıldığını gösteriyor.

© BBC

Salgını denetim altına aldığımızı nasıl anlarız?

Koronavirüs salgınının ne zaman biteceğini bilmek, şu an elimizdeki verilerle imkansız.

Bir salgının sona ermesi için ya aşısının bulunması ya da toplumun belli bir kısmının enfekte olarak bulaş zincirini yavaşlatması gerekiyor.

Bu aşamada, salgını ne zaman kontrol altına alabileceğimiz konusunda sadece tahmin yürütebiliyoruz.

Matematikçi Dr. Durhan bu konuda temkinli. “Sadece sayılara bakıp salgının neresinde olduğumuzu söylememiz mümkün değil. Sadece matematiksel değil, tıbbi boyutu da olan bir konu. Kliniklerdeki durum, halk sağlığı uzmanlarının tecrübeleri ve sayıları beraber incelemek lazım.”

Ne olursa salgın biter?

Enfeksiyon Hastalıkları ve Viroloji Uzmanı Dr. Müge Çevik, salgının tamamen kontrol altına alınması için toplumun %80’inin bir şekilde bağışıklık kazanması gerektiğini söylüyor ve ekliyor:

“Bu ya aşıyla yapılabilir ya da enfeksiyonu geçiren kişiler bu enfeksiyona karşı bağışıklık kazanmasıyla olabilir. Fakat şu anda elimizde hastalığı geçiren insanların tamamen bağışıklık kazandığına dair yeterli bilgi yok.”

Grafikleri incelerken bir diğer aklımızda tutmamız gereken nokta da grafiklerin aslında ülkelerdeki nihai vakaları değil, tespit edilmiş vakaları gösteriyor olması.

© BBC

Dünya çapında kabul gören yaklaşım, sayıların tespit edilenden daha çok olduğu yönünde.

İkinci dalga nasıl önlenebilir?

Birçok ülkede vaka eğrisi düzleşmeye hatta düşmeye başlamış olsa bile, tedbirlerin doğru şekilde düzenlenmemesi daha önceki salgınlarda olduğu gibi ikinci bir yükselmeye sebep olabilir.

Eğride böylesi bir yükselişe “ikinci dalga” deniyor.

ABD’nin önde gelen salgın uzmanları tarafından kaleme alınan bir raporda, koronavirüs salgınının 18 ay ile iki yıl arasında bir süre daha devam edebileceği, sonbahar ya da kış mevsiminde daha büyük ikinci bir dalganın gelebileceği uyarısı yapıldı.

© BBC

Tarihte böylesi bir dalga, yüzyılın başında İspanyol Gribi olarak bilinen salgınla ilişkili olarak yaşanmıştı.

Özellikle sosyal mesafe kurallarının uygulanmadığı Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver, St. Louis ve Kansas City şehirlerinde yaşanan ikinci dalga, ilk dalgaya göre daha fazla hayata malolmuştu.

İkinci dalganın yaşanmaması için grafikler ve doğru gözlemlenen R0 sayısı, doğru zamanda doğru önlemleri alabilmemiz ve gerektiğinde gevşetebilmemiz için yardım etmeye devam edecek.

(0605.2020, https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/koronavir%c3%bcs-salg%c4%b1n-grafikleri-ne-anlama-geliyor-salg%c4%b1n-e%c4%9frisini-nas%c4%b1l-do%c4%9fru-yorumlayabiliriz/ar-BB13GHJX?ocid=chromentp)