Salgın tırmanırken

Salgın tırmanırken

BAYAZIT İLHAN

BİRGÜN, 2020.11.27

Dünyada ilk kez salgın hastalık yaşanmıyor. İnsanoğlunun binlerce yılda biriktirdiği deneyimleri, bilgisi var. Salgın hastalığın nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatan ulusal ve uluslararası belgeler var. Bu belgelerde uluslararası kurumlara, devletlere, sağlıkla ilgili tüm yapılara ve sağlık çalışanlarına yönelik görevler-uyarılar var.

Dört ay önce salgını az hasarla atlatmanın yolunun bilime sarılmak ve dayanışma olduğunu, ancak yönetme biçiminin buna denk düşmediğini yazmış, çağrıda bulunmuştum. Salgının daha da tırmanışa geçtiği, can kayıplarının arttığı bu günlerde ilişkili bir başka temel kavrama vurgu yapmak istiyorum; güven ilişkisi.

Salgınlarda, toplumla sağlığın tüm bileşenleri arasındaki güven ilişkisinin korunması, güçlendirilmesi çok önemlidir. Güven ilişkisinin kurulabilmesi için en büyük görev başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ülkeyi yönetenlere düşer. Temel yaklaşımın şeffaflık (AS: saydamlık) ve olması beklenir.

ŞEFFAFLIK VE KATILIMCILIK

Öncelikle sorunun gerçek büyüklüğü konusundaki çelişkili tutumu bir an önce bırakmak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’nın “hasta sayısını açıklıyoruz, vaka sayısını değil” ifadesinden sonra ne yazık ki resmi açıklamalara güvenin azaldığını görüyoruz. Rakamları, hastalığın yaygınlığını küçük göstermeye çalışmak bir yandan güvensizliği artırırken bir yandan alınan kararlara yurttaşların uyumunu azaltıyor. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin onda biri hasta sayıları verdikten sonra “insanlar yeterince dikkat etmiyor” demek, sorumluluğu hastalanan, ölen yurttaşlarımıza yüklemek çözüm üretmiyor.

Vaka-hasta ayrımı gibi tıp çevrelerince kabul görmeyen açıklamalardan sonra iki gün önce Sağlık Bakanlığı ilk kez günlük “vaka sayısı” verdi, önceki verilerle nasıl karşılaştırılacağını bilemediğimiz 28 bin 351 rakamını ifade etti, pek çok ilde salgının büyüdüğünü teyit etti.

Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 nedeniyle ölüm sayısını tüm Türkiye için 161 olarak verdiği gün yalnızca İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi verilerine göre 211 kişi “bulaşıcı hastalık” nedeniyle yaşamını yitirdiyse, açıklanması gereken bir tablo olduğu ortadadır. Üstelik yine İstanbul için bir yıl önce ortalama günlük defin sayısı 200 iken bu yıl aynı günlerde 450 ise, konuyla ilgili tüm kurumların bir araya gelip durumu acilen değerlendirmesi gerekmez mi?

Kuşkusuz şeffaflık ihtiyacı sadece sayılar ile ilgili değil, uygulanan tedaviler, aşı dahil salgınla ilgili her konuyu kapsamaktadır. Ülkenin tüm yetkin kurumlarını ve insangücünü kararlara katar, fikirlerinden yararlanırsak hastalığı ve can kayıplarını en aza indirebiliriz. Toplumsal dayanışmayı ancak böyle büyütebilir salgının ekonomik ve sosyal etkilerini azaltabiliriz.

Alanın bilgisine sahip olan Türk Tabipleri Birliği’ni, Türk Eczacılar Birliği’ni, Türk Dişhekimleri Birliği’ni, tıpta uzmanlık derneklerini, sağlık alanındaki örgütlü yapıları sürece katıp bilgilerinden faydalanmak gerekirken dışarıda bırakıldıklarını, hatta bazılarının düşmanlaştırıldıklarını görüyoruz. Bu tutum ülkenin değerlerini, birikimlerini kritik günlerde seferber edemediğimiz anlamına geliyor, sağlığımıza iyi gelmiyor.

SALGINI YAVAŞLATACAK ETKİLİ ÖNLEMLER ALABİLMEK

Bilim çevrelerinden ve salgının en yaygın olduğu İstanbul’un yerel yönetiminden daha etkin önlemlerin alınması, 2-3 haftalık kapanma kararı alınması çağrıları yapılıyor. Daha önce de bu çağrılar yapıldığında sıklıkla ekonominin olumsuz etkileneceği ifade ediliyor, “sadece sağlığı değil ulusal çıkarları korumaktan” söz ediliyordu. Oysa son olarak IMF çalışması da gösteriyor ki, etkili bir süre kapanmak ve salgını denetim altına almak hasta ve can kaybı sayılarını azalttığı gibi, ekonominin de daha çabuk toparlanmasını sağlayabiliyor. Ekonomik nedenlerle gerekli önlemleri reddetmek, yaşadığımız düzen içinde bile bilimsel dayanaktan yoksun.

Yapılması gereken ortada. Şeffaflıkla sorunu ortaya koymak ve alanın bilgisine sahip tüm çevrelerin katılımıyla yurttaşlarımız için en iyi çözümleri üretmek.

Kimseyi ötekileştirmeden, düşmanlaştırmadan.

KRT TV Programımız- 20 Kasım 2020

KRT TV Programımız- 20 Kasım 2020

COVID-19 olgu sayısı son 3 haftada 2 katını aştı; 2015 iken 4552 oldu!
İstanbul’da dün 441 ölüm var, bunun 180’i bulaşıcı hastalık; görüşmüş şey değil!
Geçen Kasım’da İstanbul’da ölüm rakamları günlük 200’ü aşmıyordu.
Ülke genelinde ağır olgu sayısı 29 Temmuzdan bu yana 8 kat büyüdü..
54 bin aktif hasta görünüyor AKP yeşil ile karartılan turkuvaz tabloda ama ülke genelinde yataklar dolu. 240 bin yatağın en az 140 bini KOVİD’e ayrılmış durumda ama dolu! Üstelik 54 bin aktif hastanın bir bölümü de evlerinde sağaltımda..
Ülke açıkhava hastanesi..
Sağlık sistemi SOS veriyor.
Önlemler gene yüzeysel, örn. Cuma namazına gideceklere hiç sınırlama yok.
***
Remdesivir’e DSÖ onayı geri çekildi.
Favipravir’e direnç gelişiyor..
Elde hala etkili ilaç yok; düne göre daha olumsuz durumdayız.
Beklenen Aşılar dünden bu yana etkili çözüm konumunda değil..
İktidar yalpalıyor, masum insanlar ölüyor. 
Kış geliyor.. İnsanlar yoruldu, daha da yoksullaştı, işsizlik yakıp kavuruyor..
***
Bu tablo sürdürülebilir mi?
Hayır..
AKP ekonomi ve hukukta duvara dayandı, zorunlu çark ediyor..
AB’den yaptırımlar geliyor..
Erdoğan ve AKP en çaresiz döneminde..
Salgın yönetiminde de aklını başına alacak, almak zorunda, seçeneği kalmadı.
***
KRT konuşmamızın izlenmesi, dağıtılması, yararlı olması ve gereğinin artık, daha çok oyalanmadan yapılması dilek ve beklentisi ile.

Sevgi ve saygı ile. 20 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Dr. Arif Güvenir: ”ÖLÜYORUZ, TÜKENİYORUZ”

Dr. Arif Güvenir:

”ÖLÜYORUZ, TÜKENİYORUZ”

Dr. Arif Güvenir: ''ÖLÜYORUZ, TÜKENİYORUZ''

Doktor Arif Güvenir sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada sağlık çalışanlarının haklı isyanını dile getirdi. İşte Dr. Güvenir’in sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama :

…ÖLÜYORUZ, TÜKENİYORUZ !

-Aile Sağlığı Merkezinde,COVID-19 pozitif ya da temaslı, günlük ortalama 80 hasta aramam gerekiyor. Her hastaya üçer dakika ayırsam ki üç dakika yetmez, 240 dakika eder. Böl 60 dakikaya, 4 saatimi alır.

-Yaklaşık günlük muayene sayımız ortalama 70-80. Her hastaya Dünya Sağlık Örgütüne göre 20 dakika ayırmalıyım. Bu hesabı hiç yapmayayım. Yaparsam gün içinde uyumamam gerekir.

-Güzel ülkemin koşullarında her hastaya 5 dakika ayırabilirsem, 400 dakika harcarım. Böl 60 dakikaya, 6.66 saat eder.

-Şimdi toplayalım bakalım: 4+6.6 =10.6 saat çalışmam gerekiyor.

-Verilen bunca emeğin karşılığı ne mi ?

1-Hastalarla zorunlu temastan,Covid-19’a yakalanır, ölür ya da sağ kalırım meslek hastalığı sayılmaz.

2-Telefonda hastadan hakaret işitir yutkunurum. ASM’de hakaret ve fiziksel şiddet görürüm, yakınmacı olduğumda, şüpheli ifadesini verir, Emniyetin öbür kapısından benden önce çıkar gider.

3- Kendimizi korumak için Kişisel Koruyucu Donanım isteriz, utanmadan merdiven altı üretilmiş kalitesiz maske sağlık çalışanına gönderilir.

4- Tulum, el dezenfaktanı, bone vb. donanımları Bakanlık karşılamıyor, kendiniz sağlayın diye sarı zarfla yazı gönderilir.

-Vurun abalıya.

-Ölüyoruz, tükeniyoruz!

-Devlet bir an önce tedbir almalı, yeni yöntemler geliştirmelidir.

-Yoksa biz bitiyoruz.,,

https://www.kent20haber.com/saglik/dr-arif-guvenir-oluyoruz-tukeniyoruz-h2032.html 13.11.2020

TOPLUM BAĞIŞIKIĞI!??

TOPLUM BAĞIŞIKIĞI!??


Dostlar,

Toplum bağışıklığı kavramı çarpıtılıyor.

Biz bunu aşı ile korunulabilecek hastalıklarda kullanırız ve O HASTALIĞA KARŞI risk altındaki duyarlı kesimin % kaçını AŞI YAPARAK bağışık kıldığımıza bakarız.

Diyelim ki COVAX etkili – güvenilir bir aşı olarak geliştirildi. Tüm dünya nüfusu hastalığa duyarlı, 7.8 milyar insan. Yarısına aşı yapabildi isek, toplum bağışıklığı % 50 deriz.

O da, aşı yapılanlar %100 ve uzun süre bağışık kalabiliyorsa.

Bırakalım hastalık yayılsın ve doğal yolla bağışık olsun toplum…

  • Bu bilimsel değil ve etik – moral – akıl dışı.

DSÖ Genel Başkanı Dr. T.A. Gebreyesus da 23 Ekim 2020 küresel basın toplantısında bu sözleri kullandı. İsveç ve İngiltere böyle bir hata yaptı, bedeli çok ağır..

Üstelik, COVID-19‘un geçirilmesiyle yüksek düzeyde ve uzun süreli bir doğal bağışıklık da söz konusu değil. Birkaç ay içinde bağışık direnç tükeniyor. Hatta 23 gün sonra yeniden, 2. kez COVID-19’a yakalanan (re-enfeksiyon) hasta var!

Virüsün mutasyonu (Evrim!) da söz konusu. Yeni koronavirüs hızla ve olumsuz yönde mutasyon (Evrim!) geçirirse aşı çabaları çok etkisizleşir ki, geçirmekte..

Potansiyel aşılar için de benzer açık söz konusu..
Etkinliği – koruma gücü % kaç olacak ve ne denli süre koruyacak?
Hangi sıklıkla aşıyı yinelemek gerekecek? Örn. influenza (grip) aşıları yıllık yineleniyor..

Son verilerle dünyada 50 milyon kayıtlı hasta ve 1,25 m ex (ölüm) var; %2,5. Tüm dünya nüfusu hastalığı alsın diye beklersek, 7.8 milyarın %2,5’inin ölümünü güze almak gerekir… yaklaşık 200 m insan.. Türkiye’de ise 2+ m ölüm..

Toplum bağışıklığı sağlayacak yaygınlıkta aşılama birkaç yıl alabilir.

Bu sürede maske – hijyen – korunma uzaklığı ve

  • Sosyal Devlet desteği ile TOPLUMSAL ve KÜRESEL DAYANIŞMA

kurallarına uymayı özenle sürdüreceğiz, sürdürmeliyiz.

HER AİLEYE 1 ÇOCUK!

Saygı ile. 08.11.2020

Sevgi ve saygı ile. 08 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Ölüm Verilerini Eksik Açıklamak Ciddi Bir Halk Sağlığı Sorunudur

Salgın Sürecinin Başarısında Fazladan Ölüm Sayıları Ana Belirleyicidir:
Ölüm Verilerini Eksik Açıklamak
Ciddi Bir Halk Sağlığı Sorunudur

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Fazladan ölüm verisi, pandeminin erken dönemi ve sonraki sürecinin etkilerini ölçmek için önemli bir göstergedir. Nitekim fazladan ölüm verilerini pandeminin başlangıcından itibaren düzenli aralıklarla izlemek, nerelerde sorun yaşandığını saptayarak bu alanlara müdahale edilmesini ve gelecek öngörülerinde bulunarak erken önlem alabilmeyi sağlar. Bu durumda salgının Halk Sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri azalacaktır.

Pandemide fazladan ölümler, COVID-19’a bağlı doğrulanmış ve kuşkulu / olası ölümler ve COVID-19 dışındaki tüm nedenlerden ölümler hakkında önemli bilgiler sağlar. Dolayısıyla pandemide fazladan ölümler, doğrulanmış ölümlerle birlikte olası ve kuşkulu ölümlerin bildirilmemesi sorunu ile sınırlı değildir. Pandemi sürecinin iyi yönetilememesinden dolayı sağlık hizmetlerine erişimin zorlaşması, sağlık hizmeti alınmasında yığılmalar ve ertelemeler olması ile pandemi döneminde iktidarlarca uygulanan yanlış politikaların var olan eşitsizlikleri derinleştirmesi fazladan ölümleri artırabilir.

Sağlık Bakanlığı verileri tümden gizlemiyor; ancak açıklarken kapsamını ve sınırlarını kendisinin belirlediği bir veri sunumu gerçekleştiriyor. Sağlık Bakanlığı’nın haftalık durum raporunda; İstanbul’da 13.09.2020’ye dek COVID-19’dan ölenlerin sayısı 2873 iken, sonrasında 04.10.2020’ye dek “yalnızca 1!” kişinin daha ölümüyle 2874 olmuştur. Bu da,

  • “İstanbul’da son bir ayda COVID-19’dan salt 1 kişi mi öldü!?”

sorusunu doğurmuştur. Daha sonra Bakanlık, kamuoyundan gelen tepkiler üzerine haftalık raporunu erişime kapatmıştır. Birkaç gün sonra yeniden erişime açtığında, verilen daha önceki 2873 ölüm sayısını 2941; 2874 ölüm sayısını ise 3090 olarak açıklamıştır. Bu ölüm sayılarına bakarak saydamlaştıklarını söylemek büyük bir hata olur. Sağlık Bakanlığı’nın güncellemek zorunda kaldığı verilere göre İstanbul’da 12 Mart – 18 Ekim 2020 arasında 3190 ölüm  gerçekleşmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin e-devlet verilerine göre 12 Mart 2020-18 Ekim 2020 arasında İstanbul’da 2015-2019 yılları ortalamasına kıyasla toplam 7162 fazladan ölüm gerçekleşmiştir. Böylece, Sağlık Bakanlığı’nın İstanbul için açıkladığı 3190 COVID-19 ölüm sayısı dışında 3972 ek ölümden (COVID-19 ya da başka nedenler) daha söz edebiliriz.

2020 yılına ait COVID-19’a bağlı doğrulanmış ve kuşkulu / olası ölümler ve COVID-19 dışındaki tüm nedenlerden ölüm verileri Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) web sitelerinde ne yazık ki eksik girilmiş ya da hiç bulunmamaktadır. Belediyelerin e-devlet sayfalarında ise yalnızca 12 ile ait ölüm verileri vardır. (Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi pandeminin en yoğun yaşandığı illerin ölüm verileri, 2020 Eylül ayından başlayarak ya girilmemiş ya da küçük bir bölümü girilmiştir.) Geriye kalan 69 ile ait e-devlet üzerinden ölüm verileri mevcut değildir.

Türkiye nüfusunun % 36,5’ini temsil eden ve aralarında İstanbul’un da bulunduğu (Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Kahramanmaraş, Kocaeli, Konya, Malatya, Sakarya ve Tekirdağ) 11 ilin 01.01.2020 ile 31.08.2020 tarihleri arasındaki belediye e-devlet ölüm verileri, TÜİK’in aynı döneme ait 2015-2019 verileri ile karşılaştırılmıştır. Son 5 yılın ortalamasına oranla 2020’nin ilk 8 ayında ölümlerin % 12 arttığı; toplam 10.950 fazladan ölüm olduğu görülmüştür.

Belediyelerin e-devlet verileri üzerinden bakıldığında; Bursa, Denizli, Erzurum, Kahramanmaraş, Kocaeli, Konya, Malatya ve Sakarya’da 01.09.2019-25.10.2019 tarihleri arasında 8311 olan ölüm sayısı, aynı tarihler arasında 2020 yılında % 38,1 artarak 11.481 olmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıklamasına göre Türkiye geneli için 2020’de beklenen ölüm artış oranı %2,2’dir. Denizli’de 2019 Eylül ayında 542 kişi ölürken bu sayı % 17 artarak 2020 Eylül’de 635 kişi olmuştur. Denizli’de 2018 yılı Eylül ayıyla 2019 yılı Eylül ayı arasında %0,18 artış görülmüştür. Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 haftalık durum raporuna göre Ankara, Konya ve Karaman’da 06.09.2020-27.09.2020 arasında 264 kişinin COVID-19’a bağlı olarak yaşamını yitirdiği görülmektedir. Belediyenin e-devlet üzerinden ulaşılan verilerine göre bu tarihler arasında yalnızca Konya’da 2020 yılında 2019 yılına göre 393 fazladan ölüm belirlenmiştir.

  • Bu ölümler ister COVID-19’dan ister başka hastalıklardan olsun, bize salgının iyi yönetilemediğini gösteriyor.

Sağlık Bakanlığı, ölüm verilerinde saydamlık göstermediği ve bu verilere ilişkin adımlar atmadığı için süreci başarı ile yönetememiştir. Nitekim salgının iyi yönetildiği kimi ülkelerde fazladan ölümler çok sınırlı kalmıştır.

Türkiye geneline ve tüm illere yönelik fazladan ölüm verileri analizinin yapılması, salgının yayılımı ve başetme yöntemleri hakkında da çok fikir verebilir. Bu analizleri yapmak için COVID-19 ölüm verilerinin saydam, eksiksiz ve güncel olarak paylaşılmasının yanı sıra, Sağlık Bakanlığı ve TÜİK tarafından 2020 ölüm verilerinin ve nedenlerinin tümünün her hafta açıklanması ile bu verilere ulaşılırlığın sağlanması zorunludur. Türkiye’deki ölümleri p-skoru üzerinden hesaplayarak öbür ülkelerin ölüm verileri ile karşılaştırmamız; ancak Sağlık Bakanlığı ölüm verilerini eksiksiz paylaştığında mümkün olacaktır.

Fazladan ölümlerdeki riskli kümeler; yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalık (ko-morbidite) yönünden açıklanırken; mutlaka hane halkı büyüklüğü, oturulan mahalle, sosyal sınıf bağlantısı saptanarak kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Birçok ülkede yapılan pek çok çalışmada ölenlerin içinde yoksulların sayısının daha yüksek olduğu ve salgının her boyutuyla sınıfsal olduğu ortaya konmuştur. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik bunalım pandemi ile birleşince, sosyal sınıflar – yoksulluk üzerinden ölümlerin analiz edilmesinin önemi ortadadır.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu olarak fazladan (= önlenebilir!) ölümler, pandeminin boyutlarını değerlendirmenin ve bu ölümleri önlemek için alınacak önlemleri belirlemenin en nesnel (objektif) ve karşılaştırılabilir yolunu sağlayacağı için, Sağlık Bakanlığı’nı 2020’deki COVID-19’a bağlı doğrulanmış, kuşkulu / olası ölümleri ve COVID-19 dışındaki bütün nedenlerden ölümleri haftalık düzenli olarak açıklamaya çağırıyoruz ve ölüm verilerinin sınıflar ve yoksulluk üzerinden analiz edilme sürecinde Türk Tabipleri birliği Merkez Konseyi ve Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu olarak bilimsel birikimimizi sunmaya hazırız.

 COVID-19’a bağlı doğrulanmış ölümler, COVID-19 kuşkulu / olası ölümler ve COVID-19 dışındaki tüm nedenlerden ölümlerin kamuoyu ile paylaşılması;  İl Pandemi ve İl Hıfzıssıhha Kurullarındaki Tabip Odası temsilcilerimizin gündem oluşturmada ve alınacak kararlarda belirleyici olması; ülkemizdeki ölüm sayılarının azaltılması için zorunlu bir koşuldur.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu

====================================
Dostlar,

Bu çalışmaya emek veren, bizim de görüşlerimizi alan arkadaşlarımıza / meslektaşlarımıza teşekkür ederek metni paylaşıyoruz. Salgın boyunca gerek hasta gerek ölüm sayılarının herhangi bir gerekçe ile halktan saklanması asla kabul edilebilecek bir seçim değildir.

Siyaset düzleminde siyaset kurumu ve politikacıların – bürokrasinin böylesi bir seçeneği kesinlikle söz konusu değildir. Tam da tersine, Halkın, demokratik bir hukuk devletinde GERÇEKLERİ BİLME HAKKI dokunulmazdır bir temel insan hakkı olan sağlık hakkının ayrılmaz – tamamlayıcı parçasıdır.

Türkiye, 29 Temmuz 2020’den bu yana ulusal kamuoyuna, Dünya Sağlık Örgütüne ve uluslararası kamuoyuna yanlış – eksik veri bildirerek ağır bir etik çiğnem (ihlal) konumundadır. Üstelik 30 Eylül 2020 akşamı Sağlık bakanı Koca tarafından da itiraf edilmiştir. Bu durum ülkemizin saygınlığına ciddi zarar verdiği gibi, uluslararası işbirliği ve eşgüdüm içinde olma yükümünün de gereğinin yerine getirilmemesi anlamındadır.

Bu akıl dışı (irrasyonel) politika sürdürülemez ve görünür – görünmez ulusal çıkarları koruma gerekçesine de asla dayandırılamaz. Kaldı ki böylesi bir beklenti hem gerçekçi değil hem de patolojiktir. Sağlık Bakanlığı, mutlaka

– güvenilir
– güncel
– sürekli
– geçerli
– sınanabilir… salgın verilerini kamuoyu ile düzenli olarak paylaşmak zorundadır.

DSÖ Genel Başkanı Dr. T. A. Gebreyesus’un 23 Ekim 2020 günlü basın toplantısında vurguladığı 5 koşuldan ilki, salgın verileri konusunda saydamlıktır. Pek yerinde olan bu uyarının – beklentinin, Halk ile işbirliği yapabilmek için güveni kurmada temel adım olduğu yeterince açıktır. Türkiye gibi devekuşu tavrıyla veri saklamaya yeltenen ülkelere de başlangıç için en azından diplomatik bir uyarıdır.

Sevgi ve saygı ile. 28 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com