Etiket arşivi: COVID-19

Prof. Kaboğlu’ndan Zorunlu Aşı Hakkında Soru Önergesi

Dostlar,

Kovit-19 salgınını unuttuk adeta…
Kanıksadık, duyarsızlaştık!
Böyle istedi iktidar cenahları da, istemekte..
Hemen hemen hiçbir “kısıt” yok. Aşı olup olmamak da yurttaşın paşa gönlüne bırakıldı.
Ama son günlerde “resmi” verilerle 70 bin dolayında günlük yeni kovit-19 hastası ve 150-200 arasında insanımızı kurban vermekteyiz; salgın hastalığa mı, salgının kötü yönetilmesine mi??

Salgınla savaşta etkili – güvenli aşı en temel araçlardan biri iken, halen Türkiye’de toplum bağışıklığının oranı bilinmemektedir. Çünkü “tam aşılı” kavramının tanımı belirsizleşmiştir. Son verilerle 3 ya da duruma göre 4 doz mRNA aşısı ya da 2 doz inaktif aşıya ek 2-3 doz mRNA aşısı olmak gerekmektedir tam aşılı sayılabilmek için. Bu oran kaçtır? Sağlık Bakanlığı biliyor mu?

Öte yandan, kısa sürede hızla – seferberlik bilinciyle etkili – güvenli aşılama yapılmadıkça bulaş (enfeksiyon) sürmekte ve bu yüzden de mutasyonlar – varyant virüs tipleri evrilmektedir. Vayantlar aşı – hastalık bağışıklığından kaçabilmekte, bulaş sürmekte ancak tam aşılılarda hastalık genellikle hafif seyretmekte, hastaneye yatış – yoğun bakımı gereksinimi ve ölümler azalmaktadır. Ama Omicron ile olgu sayısında kısa sürede patlama gözlendiğinden, hastaneye yatış – yoğun bakımı gereksinimi ve ölümlerde artış yaşanmaktadır ve dünya diken üstündedir. Ülkemizde ise akıl almaz bir pervasızlık gözlenmekte. Oysa koşullar, Omicron kaynaklı yeni varyantlar için çok elverişlidir ve beklenebilecek bu mutasyonların yönü kestirilemez. Hastalığın klinik gidişi de değişebilir, riskli hastalarda tablo hala ciddidir. Ek olarak, karmaşık ve uzun yıllar sürebilecek olan kovit sonrası (post-kovit) rahatsızlıklar gündemdedir.

Birçok ülke ciddi kısıtlamalara yeniden yönelmekte ve aşıya zorlama yaptırımları konmaktadır. Ülkemizde, verili mevzuat buna elvermekte iken bile iktidarca uygulanmamaktadır (bkz. Umumi Hıfzıssıhha Yasası md. 57, 64, 72 ve 94).

  • TURKOVAC ise henüz aşı değil, aşı adayıdır.

CHP İstanbul Milletvekili, Anayasa Hukuku Uzmanı Sayın Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, TBMM Başkanlığına, “zorunlu aşı” için bir soru önergesi sundu 02 Aralık 2021’de. Metin aşağıda..
*****

Prof. Dr. İbrahim Ö. KABOĞLU / İstanbul Milletvekili
Anayasa Komisyonu Üyesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 96 ve 99’uncu maddelerine uygun olarak T.C. Sağlık Bakanlığı’na iletilmesi ve Sayın Bakan tarafından yazılı olarak yanıtlanması için gereğinin yapılmasını arz ederim.  

İbrahim Ö. KABOĞLU / İstanbul Milletvekili

COVID-19’un küresel ölçekte ölümcül etkileri karşısında, tıbbi olarak en etkili mücadele aracı olarak aşı öne çıkmaktadır. Tanımı gereği kitlesel olan salgın hastalık için, koruma önlemleri de kitlesel olmalıdır. Bu itibarla, tıbbi ve hukuki bir gereklilik olarak, zorunlu aşı uygulaması gereğinin altı ivedi şekilde çizilmelidir. 

  1. Genel Olarak 

Türkiye, ilk günden bu yana, pandemiyle mücadelede bilimsel akla tutarlı şekilde sarılmamış, tıbbi zorunluluklara kör topal yanıt verebilmiş ve hukuki gerekliliklere sırtını dönmüştür. Hukuki açıdan bakıldığında; tehlikeli salgın hastalık nedeniyle Anayasa madde 119 gereği olağanüstü hal (OHAL) ilan edilerek gerekli önlemler daha hızlı alınabilir ve düzenlemeler yapılabilirdi. Bu yapılmadığı halde, Anayasa’nın, ancak OHAL döneminde uygulanabilecek madde 15 gibi kimi yasaklayıcı hükümleri zaman zaman uygulandı; uygulanması gereken maddeler ise, uygulanmaktan kaçınıldı. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmadı, yürürlükte olanlar da etkili bir biçimde uygulanmadı.

COVID-19 yönetimi, çoğunlukla Anayasa ve yasa dışı uygulamalar eşliğinde yürütüldü:

  • OHAL ilan edilmediği halde birçok yasak, genelge yoluyla Anayasa dışı olarak uygulandı. Örnek vermek gerekirse; 65 yaş ve üstü yurttaşların sokağa çıkma ve genel olarak seyahat yasakları bunlar arasında yer alır.
  • Sosyal devlet öncelikleri (md.65), sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması (md.56) gerekleri ihmal edildi.
  • Yaşam hakkı (md.17) gerekleri ile Devletin temel amaç ve görev (md.5) yükümlülükleri yerine getirilmedi.
  • Bireyler arası yatay ilişkilerde, hak ve özgürlük (md.12) sorumlulukları öne çıkarılmadı.

COVID-19 ile mücadelede aşı zorunluluğunun öngörülmemiş olması, devletin insan yaşamını korumakla ilgili hukuki yükümlülüklerinin ihlaline ilişkin çok önemli başka bir boyuttur. 

  1. Zorunlu Aşının Hukuki Temelleri 

18 aylık bir aradan sonra okulların yeniden açılmasıyla beraber, salgınla mücadele için, “aşı yaptırmayan öğretmenlere PCR testi” uygulaması ile yetinildi. Buna karşın, salgın hastalığın Türkiye’de bir türlü denetim altına alınamaması ve yeniden bulaşın artacağı kış mevsimine girmiş olmamız, salgınla mücadelede en nitelikli aracımız ve tıbbi bir gereklilik olan aşının, öncelikle öğretmenler ve kamu görevlileri, ardından da herkes bakımından zorunlu kılınması ihtiyacını gündeme getirmektedir. Zira, toplumun kimi kesimlerinin; bilimsel bilgi yerine hurafeleri ve komplo teorilerini referans aldığını, salgınla mücadelemizi zorlaştıran bir aşı karşıtlığı tavrını benimsediğini ve COVID-19’a karşı toplumsal bağışıklık edinmemizi güçleştirdiğini gözlemliyoruz. Bu bakımdan,

  • aşının zorunlu kılınması, toplum içinde yaşama iradesi gösteren ve birbirlerinin yaşam haklarına saygı gösterme yükümlülüğünde bulunan insanların birbirlerine karşı temel bir ahlaki ve siyasi sorumluluğu olarak tanımlanabilir.

Ancak ahlaki ve siyasi yükümlülük oluşturmanın ötesinde, zorunlu aşının, halihazırda anayasal ve yasal temelleri vardır. Anayasa’nın, devletin pandemiyle mücadelede zorunlu aşı uygulamasına başvurma gereğini temelleyen ilgili maddeleri şunlardır:

  • Devletin temel amaç ve görevleri (md.5)
  • Temel hak ve hürriyetlerin niteliği (md.12)
  • Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı (md.17)
  • Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması (md.56).

Aşı için başlıca yasal dayanak ise, 24/4/1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’dur (UHK). Umumi Hıfzıssıhha Kanunu madde 72’de, salgın durumlarında gerek görülen aşıların zorunlu kılınabileceği açıkça yazılıdır. Buna göre, 57 nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur: hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum ve aşı tatbiki.

UHK madde 64 ise, hastalık ve yetki üzerine genel bir düzenleme öngörmektedir: “57 nci maddede zikredilenlerden başka herhangi bir hastalık”. Bu hastalıklara karşı bu yasada öngörülen önlemlerin tümünü veya bir kısmını uygulama yetkisi Sağlık Bakanlığına aittir.

III. Devletin Çok Yönlü Yükümlülüğü

Hak ve özgürlükler karşısında, Devlet, genel olarak ve Anayasamıza göre şu üçlü yükümlülük karşısında konumlanmaktadır: saygı göstermek/önlemek, korumak ve önlem almak. COVID-19 salgını karşısında bu yükümlülükler, Devlet görevli ve yetkilileri için en üst (azami) düzeye çıkar:

  • Sosyal mesafe” kurallarına uymak ve bunu bozacak toplantılardan kaçınmak.
  • Sosyal mesafe” riski nedeniyle toplu etkinlikleri en aza indirici önlemleri almak.
  • Yaşam tehlikesini en aza indirecek önlemleri almak: yaşama hakkı, ”vücut bütünlüğüne dokunma” yasağını da kapsar. Bunun istisnası, “tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller”dir (md.17).

Şu halde; -bizzat Sağlık Bakanı’nın da sürekli vurguladığı üzere- pandemiyle mücadelede aşı yapılması, “tıbbi zorunluluk”tur. Yukarıda da ifade edildiği üzere, UHK aşı zorunluluğu bakımından gerekli yasal temeli sağlamaktadır. Salgın hastalıktan kaynaklı tıbbi zorunluluk, Devletin hak ve özgürlükler karşısındaki yükümlülüklerini en üst düzeye çıkarırken; bu yükümlülüğü, “sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” ve “Devletin iktisadi ve sosyal ödevleri” de pekiştirmektedir:

  • herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak;…” (md.56).
  • sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek” yerine getirmek (md.65).

Kişiler açısından ise, “Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da” kapsadığı için (Anayasa, md.12), aşıdan kaçınma hakkı yoktur. Her ne kadar aşı zorunluluğunun kademeli olarak ve kamu görevlilerinden başlayarak öngörülmesi, lojistik ve bulaş riskinin yüksekliği ölçütleri açısından anlaşılabilir olsa da; Anayasa ve UHK’nin anılan hükümleri uyarınca, Devlet, Türkiye’de mukim (AS: yerleşik) olan herkese, tıbben ya da yaşa bağlı bir engeli olmadıkça, aşı zorunluluğunu getirebilir.

Sonuç olarak; Covid-19 vb. salgın hastalıklar ve sağlık OHAL’i üzerine, hukuk devleti ve sosyal devlet gerekleri doğrultusunda bütüncül yasal düzenleme gereğini göz ardı etmeksizin, şu saptama yapılabilir: UHK md.57, 64 ve 72’yi birlikte, Anayasa md.5,12,17, 56 ve 65’i birlikte ve hepsini bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle

  • aşılamak, Devlet için yükümlülük; aşı olmak ise, bireyler için kamusal ve toplumsal sorumluluktur.

Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, kamu makamları, anayasal yükümlülüklerini görev + yetki + sorumluluk ilkesi gereği yerine getirme yükümlülüğündedir; yurttaşlar ise, özgürlük ve haklarını, hak + ödev + sorumluluk ilkesi gereği kullanmak zorundadır.

Bu bağlamda;

  • Sağlık Bakanı salgınla mücadelede aşının önemini sürekli vurgularken, COVID-19’a karşı aşı bulunmasının üzerinden bir yıl kadar bir süre geçmesine rağmen ve peyda eden yeni virüs varyantları salgınla mücadeleyi gittikçe daha da zorlaştırırken, aşı zorunluluğunun yetki sahibi Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye’de halen öngörülmemiş olması tutarsızlığının gerisinde yatan sebep nedir?
  • Sağlık Bakanlığı; COVID-19 ile mücadelede tıbbi bir zorunluluk olduğu sabit olan ve Anayasa’nın ve UHK’nin devlete bir yükümlülük olarak yüklediği aşı zorunluluğu uygulamasına kamu görevlileri bakımından ne zaman başlayacaktır?
  • Sağlık Bakanlığı; COVID-19 ile mücadelede tıbbi bir zorunluluk olduğu sabit olan ve Anayasa’nın ve UHK’nin devlete bir yükümlülük olarak yüklediği aşı zorunluluğu uygulamasına kamu görevlileri dışındaki kişiler bakımından ne zaman başlayacaktır?
  • Aşı zorunluluğu getirilmiş olsaydı, Türkiye’de aşı uygulamasına başlandığı tarihten bu yana kaç ölüm engellenebilirdi? Geleceğe dönük olarak, zorunlu aşı uygulamasına geçilmesiyle beraber günlük vefat sayılarının ne ölçüde azalacağıyla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’nın bir projeksiyonu var mıdır?
  • Sağlık Bakanı, aylardır çok yüksek günlük vaka ve vefat sayıları açıklayan Türkiye’de, ölümleri çok azaltacağı tıbben kesin olan aşının zorunlu kılınmaması sebebiyle yaşanılan ölümlerin cezai ve hukuki sorumluluğunu taşıdığını düşünmekte midir?
    *****

İktidarı, henüz uluslararası standart kurallara göre aşı niteliği kazanmamış olan TURKOVAC’ı durdurmaya, etkili mRNA aşısı ile seferberlik bilinci içinde hızlı – yaygın aşılamaya çağırıyoruz.

Sn. Prof. Kaboğlu’nun bu soru önergesine de zamanında (Anayasaya göre 15 gün içinde!) “yanıt” vermeye, gereklerini yerine getirmeye de..

Sevgi ve saygı ile. 26 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

 

 

 

 

 

DSÖ Başkanı Ghebreyesus : “Salgında sona yaklaştığımız asla söylenemez”

Ghebreyesus; “Salgında sona yaklaştığımız asla söylenemez

Dr. T.A. Ghebreyesus; “Salgında sona yaklaştığımız asla söylenemez”

DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus, “Omicron’un küresel olarak yayıldığı ve yeni varyantların ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğu şartlarda salgında sona yaklaştığımız asla söylenemez” dedi.

Gazete DUVAR’ın haberine göre, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Covid-19’un Omicron varyantı nedeniyle son bir haftada dünyada 18 milyonun üzerinde Covid-19 vakası görüldüğünü ve varyantın hızla yayıldığını söyledi.

Ghebreyesus, örgütün Cenevre’deki merkezinde düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, Kovid-19 salgınına ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi.

Bundan önceki varyantlara kıyasla daha az ölümcül olmasından ötürü Omicron’u “hafif hastalık” olarak nitelemenin yanıltıcı olduğunu söyleyen Ghebreyesus, “Omicron’un da hastanelik ettiği ve ölüme yol açtığı gerçeği unutulmamalıdır.

  • Birçok kişinin risk altında olduğu bu dönemde virüs, oldukça hızlı yayılmaktadır” dedi.

Son bir haftada dünya genelinde 18 milyon yeni Covid-19 vakası tespit edildiği bilgisini paylaşan Ghebreyesus, “Omicron dünyada yayılmaya devam ediyor. Can kaybı rakamları şimdilik sabit durumda fakat sağlık çalışanları ve sağlık sistemlerinin kapasitesini zorlayan Omicron’un etkilerine ilişkin ciddi endişelerimiz var” açıklamasında bulundu.

Dünyanın, Covid-19 ile mücadele unsurlarını kullanarak Omicron’un etkisini azaltma kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Ghebreyesus, “COVAX programı kapsamında 1 milyar dozun üzerinde aşı bağışlanmış olması gurur vericidir. Bu tabii ki yeterli değildir ve daha çoğunu yapmamız gerekmektedir.

  • Omicron’un yayıldığı bu günlerde aşı yaptıramamış kişilere aşı ulaştırılması her zamankinden daha önemlidir.”

ifadesini kullandı.

Ghebreyesus, eldeki aşıların Omicron’a karşı daha az etkili olabileceğini ama ciddi hastalık ve ölüm riskine karşı aşıların hala etkili olduğunun altını çizdi.

Aşı yetmez ! “Vaccine Plus”

Dr. Akif AKALIN

https://toplumcutip.blogspot.com/p/akif-akalin-ozgecmis.html?showComment=1641289049906
04.01.2022

Dün bilim insanları İngiliz Tıp Dergisi’nde (British Medical Journal) bir “açık mektup” yayınladılar. Mektupta birçok ülkenin pandemiyle “salt aşı” yaparak mücadele ettiğini, ama bunun yeterli olmadığını, aşı yanında halk sağlığı önlemlerinin de alınması gerektiğini ifade ettiler.

HALK SAĞLIĞI ÖNLEMLERİ OLMADAN OLMAZ

Aslında mektupta bilmediğimiz hiçbir şey yok. Pandeminin başından beri söylediklerimiz Omikron vesilesiyle bir kez daha yineleniyor. Bulaşı önlemek için sıkı tedbirler alınan ülkelerde hem ölümlerin, hem de ekonomik zararın daha düşük olduğu anlatılıyor.

Uzmanlar pandemiyle mücadele için önerdikleri “aşı yetmez” (vaccines-plus) stratejisi çerçevesinde özetle şunların yapılması gerektiğini savunuyorlar: aşının yanında halk sağlığı ömlemlerinin uygulanması, üretim kısıtlamasına ilişkin ölçütler getirilmesi ve testlerde pozitif bulunarak izole edilenlerin mali (akçalı) yönden desteklenmeleri.

Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün artık COVID-19 enfeksiyonunun “damlacık yoluyla” değil, “hava yoluyla” bulaştığını açıklaması ve halk sağlığı önlemlerinin hava yoluyla bulaşı önleyecek biçimde güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENMEK

Mektup yayınlanır yayınlanmaz sosyal medyada büyük tepkiyle karşılaştı.

  • Aşı yetmez, “halk sağlığı önlemleri” de aşıya eşlik etmeli..

anlatımının, şu veya bu ölçüde yeni kapanmaları çağıştırdığını bilenler veya “duyumsayanlar” hemen mektuba karşı saldırıya geçtiler.

Aşı yetmez!” stratejisini “yeni bir fantezi” olarak niteleyenler, her zamanki gibi “sol gösterip, sağ vuruyor”. Günümüzde hükumetlerin izole edilen yurttaşları mali (parasal) olarak desteklemelerinin olanaklı olmadığını, böyle bir istemin asla karşılan(a)mayacağını belirtiyorlar.

Halk sağlığı önlemleri de uygulandığında, yani virüsün yayılmasını önlemek için sıkı önlemler alınması durumunda çocukların okullarından geri kalacağını, emekçilerin evlerine ekmek götüremeyeceklerini savunuyorlar.
(AS: HES… Emekçi için “Hayat eve SIĞMIYOR!”)

Özetle söyledikleri şu: Evet, belki Halk Sağlığı önlemleri alın(a)madığı için “virüsten” ölüyoruz, ama Halk Sağlığı önlemleri alınırsa bu kez “açlıktan” öleceğiz!

Ve ölümlerden ölüm beğeniliyor, açlıktan ölmektense, virüsten ölmek yeğleniyor.

Bu “seçim”, eve ekmek götürülemediğinde açlıktan ölümün “kesin” olduğu, ama COVID-19’a yakalanan herkesin ölmediği biçiminde mantığa büründürülüyor (rasyonelleştiriliyor).

DÜŞEREK Mİ, AÇLIKTAN MI ÖLEYİM?

Neredeyse tıpa tıp aynı bir us yürütmeye (rasyonelleştirmeye) yaklaşık on yıl önce katıldığım bir toplantıda da tanık olmuştum.

Tuzla tersanelerindeki işçi cinayetlerine karşı bir İşçi Sağlığı Platformu oluşturulmuştu. Platform, Petrol-İş Sendikası’nda bir toplantı düzenlemişti. Toplantıda söz alan bir tersane işçisi aynen şu tümceleri kurmuştu:

  • “Ben biliyorum, o direğin tepesine çıkarsam düşüp ölürüm. Bilmediğimden değil! Çıkmazsam işten atılırım, açlıktan ölürüm. Ben direkten düşerek mi öleyim yoksa açlıktan mı öleyim; bu ikisi arasında seçim yapmak zorundayım. Benim önümde yaşam seçeneği  yok zaten!”

EMEKÇİLERİN ÖNÜNE YAŞAM SEÇENEĞİ KOYMAK ZORUNDAYIZ

Pandemi, işçi cinayeti, sel felaketi, deprem… Adını siz koyun.

  • İstisnasız (AS: Ayrıksız) bütün felaketlerin (yıkımların) dönüp dolaşıp, yoksulun ve emekçinin başında patladığını biliyoruz.
  • Emekçi çaresiz!

Çünkü 1980’lerden beri tüm dünyaya giderek daha çok egemen olan neoliberal sağcı politikalar emekçinin önünden “yaşam” seçeneğini kaldırıyor. Önünde bir “yaşam” seçeneği göremeyen emekçi, her zaman ölümlerden ölüm beğenmek zorunda kalıyor.

Emekçi bu ruhsal durummdayken biri çıkıp “aşı yetmez, halk sağlığı önlemleri de alınsın” deyince, çılgına dönüyor. Çünkü binlerce yıldır “açlıkla terbiye edildi”. Aç kalmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyor.

Çünkü binlerce yıldır açlıkla terbiye edilmiş bu insanlar,

  • “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” günlerin gelebileceğine inanamıyor.

=============================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. Hakkı Açıkalın‘ı bu başarılı irdelemesi için kutluyoruz. Kendisi ne yazık ki çok erken emekli oldu. Ancak içindeki “HALK SAĞLIĞI” ateşi, –bizde de olduğu gibi– cayır cayır.

Kurduğu web sitesinde çok değerli yazılar yazmakta.

Dr. Akalın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Kanada’ya gitti ve orada Ryerson Üniversitesi Halk Sağlığı Okulunda 4 yıl eğitim aldı. Özgeçmişi ve hizmetlerine bakılmalı:

https://toplumcutip.blogspot.com/p/akif-akalin-ozgecmis.html

Türkiye’de AKP = RTE iktidarı 1 Temmuz 2021’de tüm salgın savaş önlemlerini (Halk Sağlığı Önlemlerini!) kaldırdı AŞI dışında..
Kararlılıkla vurgulandı, “ARTIK AŞI VAR!”

HES : Hayat eve sığar..
HES, Emekçi için kocaman bir aldatmaca!..
“Hayat eve SIĞMIYOR!” eve ekmek girmezse..

Doğallıkla, salt “aşı” ile özlenen toplum bağışıklığına hala erişelemedi, hatta toplumsal bağışıklık ülkemizde artık artmıyor, azalıyor..
3 aşılı olanlar tam bağışık saılırsa, bu sayı 19 milyonu biraz aşıyor.
Gerçekte 3 Biontech aşısı olanları tam aşılı saymak gerek ki bu 10 milyon bile değil korkarız..

Dolayısıyla, başta yetersiz aşılama ve Halk Sağlığı önlemlerinin büyük ölçüde terk edilmesi olmak üzere, pek çok etmene ikincil (bağlı) olarak salgın ülkemizde ve dünyada denetim altına alınamıyor.

Neo-liberal yabanıl (vahşi) kapitalizm, bizim 40+ yıldır öğrencisi olduğumuz Halk Sağlığı / Epidemiyoloji bilim alanının gerekleini yerine getir(e)miyor. Bedeli, en temel insan hakkı olarak SAĞLIKLI YAŞAM HAKKIndan yoksun bırakılan emekçiler canlarıyla ödüyor.

  • Omicron‘dan hastaneye yatış riski Delta’nın yarısı. Ama bulaştırıcılık 70 kat, çok kısa sürede patlayan hasta sayısı hastaneleri zorlayabilir.
  • AŞI + bilinen kişisel korunma yöntemleri ve toplumsal – çalışma yaşamında, eğitimde.. sosyal devlet destekli kimi sınırlamalar zorunlu.

Ülkemizde ve dünyada en can alıcı soru / yumuşak karın, SALGINDA KİMLERİN ÖLDÜĞÜ”DÜR!

Evrensel kuraldır                                 :

  • YOKSUL DAHA ÇOK HASTALANIR, DAHA ÇOK ÖLÜR..
  • Ölmeden kurtulursa daha da YOKSULLAŞTIRILMIŞTIR ve yeni bir hastalık – ölüm daha da yakınlaşmıştır!

Bütün dünyanın EZİLENLERİ birleşmeli ve kapitalizmin – emperyalizmin kanlı ellerinden yaşam haklarını ve onurlarını kurtarmalıdır, hem de bu yüzyıl içinde!

Lütfen tıklayınız, TURCOVAC henüz aşı değil, aşı adayı.. skandal! Evre 3 çalışması yoktur!

http://ahmetsaltik.net/2021/12/30/turkovac-asi-adayinin-bilimsel-verileri-makalesi-nerede/

Sevgi ve saygı ile. 04 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Bilim Kurulu 2. Bşk.

www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik       twitter : @profsaltik     

 

2021 TÜRKİYE GÖRÜNÜMÜ

İbrahim Ö. Kaboğlu
BirGün, 30 Aralık 2021

2021’de  öne çıkan  siyasal, iktisadi ve toplumsal olaylar nasıl nitelenebilir?  İşte, bir düzine başlıkta Türkiye:

  • İSTANBUL VE PARİS : İlkbaharda İstanbul Sözleşmesi’ni ‘sınır dışı’ eden Ankara, İklim Anlaşması ile sonbaharda Paris’i Türkiye’ye getirdi.

Gerçekten kovabildi mi İstanbul’u? Hukuken hayır, fiilen evet. Nasıl yani?

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış kararı, hukuken yok hükmünde… Ne var ki, kadınlara yönelik şiddet ve öldürme eylemlerindeki artış ile  “Ankara kriterleri”! arasındaki doğru orantı ölçüsünde, kovma eylemi amacına ulaştı demek.

Paris’i Türkiye’ye getirebildik mi? İstanbul’un tersine; hukuken evet, fiilen hayır. Nasıl yani?

Paris Anlaşması, yürürlükte ve bağlayıcı. Ne var ki Ankara, Anlaşma hükümlerine aykırı işlem ve eylemlerdeki kararlılığını sürdürüyor.

Özet: Paris Anlaşması, hukuken Türkiye’de ama  uygulamada henüz yok.

  • FAİZ TAKİYYESİ: “Müslüman olarak faize kesinlikle karşıyım” diyen (19 Aralık) kişi, bir gün sonra çifte faizi açıkladı: Faiz, %14’te tutulacak; ama Tl değer kaybı daha çok olursa, döviz hesabıyla aradaki fark kapatılacak. Anayasa bir yana, kendi içinde çelişki açık. “Kur farkı” nasıl karşılanacak? Bunun anayasal ve yasal dayanağının bulunmadığı da malum. 
  • SARAY SOPALARI: İktisadi sorunları dile getirenlere önce MGK sopası gösterildi. Merkez Bankası üzerinde sallanan ‘Saray kılıcı’ giderek keskinleşti. TÜİK, korkudan CHP liderine bile kapısını kapattı. Denetleme ve düzenleme organı BDDK, yürütmeye karşı özerklik bir yana, siyasal baskı nedeniyle yurttaş üzerinde baskı aracına dönüştürüldü.
  • TERÖRİST SAKIZI: Anayasal yıkıma karşı çıkanlara terörist yaftası vuranlar, şimdi iktidarlarının hukuk dışı ve gayri meşru ilişkilerini sorgulayanlara benzer çamuru atmakta sınır tanımamakla, gerçek teröristlere kalkan oluyor.
  • SALGIN İSTİSMARI: Covid-19’a karşı, 2020 deneyiminden yararlanarak etkili önlemler almak yerine, ‘ne tıp ne de hukuk’ dercesine toplum halinde yaşam tehlikeye atıldı. Alınan önlemlerin çoğu  hukuk dışı; ne var ki, tıbben en etkili önlem olarak aşıyı bile zorunlu kılamayan yönetim, ‘henüz aşı değil, aşı adayıdır’ uyarılarına (Prof. Ahmet Saltık) karşın, eş zamanlı önlemler yerine Turcovac’ı pazarlama arayışında…
  • YURTTAŞLIK VE ÜLKE: Dolar üzerinden mülk satın alan yabancıya yurttaşlık statüsü verilmesi, yurttaşlığın ve ülkenin para ile satılması demektir. Yabancılar için, yurttaşlığın temel gereği olan Türkçe’yi ve ulusal kültürü bilme koşulu aranmazken, binlerce nitelikli yurttaş, başka ülkelere gitmek zorunda bırakıldı.
  • YAŞAM: Salgın istismarı, hukuk ve din istismarı yoluyla vergi yükümlüsünün parası yağmalandı. 20 Aralık gecesi operasyonu ile neden olunan akçasal hırsızlığı değil yalnızca, yoksulluğu dillendirmek bile suç sayılarak yaşam ucuzlatıldı.
  • ANAYASA: Anayasa için;  ‘Yaptığım iyi olmadı, yenisini yapacağım; ama hangisi olursa olsun saygı duymayacağım; bütün resmi  kurumları da bu amaçla kullanacağım’ söylem ve eylemleri yaygınlaştı. 
  • DEMOKRASİ: Demokratik siyaset alanı daraltıldı; demokratik toplum baskılandı; yerel demokrasi üzerine hukuk ve ahlak dışı yollarla çullanma söylem ve eylemleri yoğunlaştı.
  • BİLGİ KİRLİLİĞİ: Demokratik hukuk devletinin asgari gerekleri olarak saydam yönetim ve topluma doğru bilgi vermek yerine, gerçekleri halkla paylaşmak isteyenlere karşı suç duyurusu eşiğine gelindi.
  • KALICI OHAL: 2021, darbe girişiminin üzerinden beş yıl geçtiği halde, OHAL önlemlerinin en keyfi ve acımasız bir biçimde uygulandığı ve adeta kalıcı hale getirildiği bir yıl oldu; OHALİİK, Saray sopası işlevini gördü.
  • DEVLET: En çok sorgulanan, “hukuk kuralları bütünü” olarak tanımlanan Devlet’in kendisi oldu. Bunu yapanlar ise, AKP-MHP’nin Cumhur İttifakı ve onun yarattığı çoklu –ve çoğu fiili- paralel yapılar.

2021’den daha zor geçmesi beklenen 2022’nin umut yılına dönüşmesi, teokratik-nasyonalist monokratları geriletmek için

  • Demokratik Cumhuriyetçilerin, özeleştiri yaparak
  • hukuk yoluyla demokrasi’ ereğinde ortak yöntemler geliştirebilmesi ölçüsünde mümkündür.
  • Kutlu olsun!

=======================================
Dostlar,

Bu çok önemli – değerli yazısı nedeniyle Sn. Prof. Dr. İ. Kaboğlu dostumuzu kutlarız..
4. paragrafta bize de gönderme yapan dayanışmacı – değerbilir davranışına da teşekkür ederiz içtenlikle :

  • SALGIN İSTİSMARI: Covid-19’a karşı, 2020 deneyiminden yararlanarak etkili önlemler almak yerine, ‘ne tıp ne de hukuk’ dercesine toplum halinde yaşam tehlikeye atıldı. Alınan önlemlerin çoğu  hukuk dışı; ne var ki, tıbben en etkili önlem olarak aşıyı bile zorunlu kılamayan yönetim, ‘henüz aşı değil, aşı adayıdır’ uyarılarına (Prof. Ahmet Saltık) karşın, eş zamanlı önlemler yerine Turcovac’ı pazarlama arayışında…

Sevgi ve saygı ile. 31 Aralık 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Hadi canım sen de!”

“Hadi canım sen de!”

Gülsün BİLGEHAN
İNÖNÜ VAKFI BAŞKAN YARDIMCISI
22-24-25-26. DÖNEM ANKARA MİLLETVEKİLİ
AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİ ONUR ÜYESİ
Cumhuriyet, 25 Aralık 2020

Atatürk’ün en yakın silah ve dava arkadaşı,
Kurtuluş Savaşının Batı Cephesi Komutanı,
Lozan Barış Antlaşmasının usta diplomatı,
Cumhuriyetimizin kurucularından,
İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’yü,
ülkemizi ve dünyayı sarsan COVID-19 nedeniyle bu yıl farklı anacağız.

SALGINDA İNÖNÜ’YÜ ANMAK

Anıtkabir’deki devlet töreni, sosyal mesafe kuralları gereği kısıtlı katılımla yapılacak.
Biz, yüzyılımızın en korkunç salgınını yaşarken, Miralay İsmet Bey bu tehlike ile Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminde, mütareke sonrası işgal altındaki İstanbul’da karşılaşmıştı. Avrupa’da, “İspanyol Nezlesi” (AS: İspanyol Gribi) denilen bir hastalık yayılmış, her geçtiği yerde kurbanlar alarak ilerliyordu.

Çok geçmeden Osmanlı başkentinde de görülmeye başlandı. Bir akşam, Harbiye Nezaretindeki görevinden Süleymaniye semtindeki evine dönen İsmet Bey, genç eşi Mevhibe Hanım’ı hasta görünce deliye döndü. Bütün gece başında bekleyip, sabah erkenden çıkıp, yanında kumral, ince yapılı bir askeri doktorla geri geldi. Miralay, hastanın yattığı pirinç karyolaya yaklaştı:

“Hanımcığım, arkadaşım Doktor Refik Bey geldi, sana bakacak” dedi.

Genç doktor hastayı dikkatle inceledi ve teşhisini koydu.

“Şiddetli bir grip geçiriyor. Vereceğim tedavi ile kısa sürede iyileşir.”

Bu genç doktor, Refik Saydam, kısa bir süre sonra yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’ nin ilk Sağlık Bakanı olacak ve ülkede mucizeler yaratarak bütün bir ulusun hastalarını iyileştirecekti.

Daha Kurtuluş Savaşı sırasında kurulan Sağlık Bakanlığı, cephedeki askerlere kolera aşısı yapmaya başlamış, Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra kurulan Hıfzısıhha Enstitüsü yerli aşı üretimine geçmiş, Salgın Hastalıklar Daire Başkanlıkları ülkeden tifüs, kolera, çiçek, verem, trahoma gibi hastalıkları silebilmişti.

  • Hıfzıssıhha Enstitüsü 2011 yılında kapatıldı.

MÜZİKLE ANMAK

İsmet İnönü’nün ölüm yıldönümlerinde CSO ve diğer Senfoni Orkestraları tarafından yurtiçinde gerçekleştirilen “İnönü Konserleri” de bu yıl pandemi nedeniyle yapılamayacak. Ünlü devlet sanatçımız Gülsün Onay, müzik hayranı ve koruyucusu İkinci Cumhurbaşkanımızı anma görevini çevrimiçi üstlendi ve 25 Aralık akşamı anlamlı bir piyano resitali sunacak.

1916 yılında evlenen Miralay İsmet Bey’le Mevhibe Hanım’ın birliktelikleri 21 gün sürmüştü. Diyarbakır Cephesi’ne tayin edilen İsmet Bey giderken genç eşine alışılmadık bir hediye almıştı, 30 altına bir piyano! Savaş günlerinde hasret, Mevhibe Hanım’ın piyano günleri ile hafifleyecek, yeni evliler müzik sevgisini birlikte keşfedeceklerdi. İsmet Bey, iyi çalamayacağından endişe eden eşini mektuplarında teselli ediyordu:

“Piyano dersleri alaturka ve alafranga diye üzülüp duruyorsun. Nasıl kolayına gelirse öyle öğren! Fakat sık değiştirme ki vakit beyhude geçmesin. Ben alafranga öğrenesin fikrindeyim. Ama nasıl devam ediyorsa öyle kalsın. İnşallah hepsini öğrenirsin!”

İsmet Paşa çoksesli Batı müziğine bir Osmanlı subayı olarak görev aldığı Yemen çöllerinde alışmıştı. Demiryolu yapmak için orada bulunan Fransız şirketinde çalışanların ayrılırken bıraktığı taş plakları dinleye dinleye sevmişti:

“Yemen’de müzik ihtiyacına karşı derin bir hasret içindeydik. Gramofon bize bulunmaz bir nimet gibi geldi. Akşam üzeri karargâhtan yattığımız eve geldiğimiz vakit hep beraber gramofon başına koşardık. Plakları tecrübe ederdik. Senfoni, arkasından opera parçası, serenat… Yavaş yavaş alışkanlık hasıl oldu.”

İnönü, Atatürk’ün önderliğinde yeni bir devlet kurma çabaları içinde Batı müziğinin yaygınlaşması, öğrenilip sevilmesi, Türkiye’ye nitelikli, ünlü solist ve orkestraların, şeflerin gelmesi için elinden geleni yaptı. Yeni kurulan Konservatuvarın, Devlet Opera ve Balesi’nin konser ve temsillerini kaçırmadan izledi. Kendisi de viyolonsel dersleri aldı.

Üstün yetenekli çocukların yurtdışında eğitim görmesini sağlayan Harika Çocuklar Yasasını çıkardı. Hayatının sonuna kadar Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konserlerini izledi. İsmet Paşa ile Mevhibe Hanım hem Beethoven hem de Münir Nurettin Selçuk hayranı oldular.

Geçenlerde 24 yıldır yapımı süren yeni CSO Salonu açıldı.

6660 Sayılı yasa yürürlükte olmasına rağmen, son 18 yılda hiçbir harika çocuk destek görmedi.

DUALARLA ANMAK

İsmet İnönü geleneksel olarak her ölüm yıldönümünde, evinde okutulan dua ve düzenlenen Mevlid-i- Şerif’le anılırdı. 25 Aralık günü, Anıtkabir’deki resmi törenden sonra İsmet Paşa’yı sevenler, aile dostları, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni temsilen Kuvvet Komutanları eşleri Pembe Köşk’te bir araya gelirdi. Koronavirüs nedeniyle yapılamayacak bu toplantı yerine bu yıl, İnönü’nün başbakanlığı sırasında eşi Mevhibe İnönü’nün katkıları ile yapılan Çankaya Merkez Camii’nde Yasin-i Şerif okutulacak.

DEĞİŞMEYENLER

Değişmeyen alışkanlıklara gelince… İnönü’nün “bu bir yenilgi değil, benim en büyük zaferimdir” dediği 1950 seçimlerinden sonra başlayan ve her birine hayattayken cevap verdiği saldırılar, asılsız iddialar, tarih saptırmaları, vicdansız iftiralar devam ediyor. Hayatının son dönemlerinde, yine karşı karşıya kaldığı bu tip sataşmalardan birine, dayanamamış, Hadi canım sen de! demişti.

Ölümünün 47. yılında, eskisi kadar yenilemez İsmet İnönü’yü en iyi yine bir sağlık emekçisi, halen bu zor pandemi koşullarında aktif çalışan çocuk doktoru Burhan Topal anlatmış:

“Aramızdan ayrılışının yıldönümünde nasıl anlatılabilir? Hangi birini anlatabilirsin, anlatabiliriz?

Muharebe meydanlarını, yazdığı defterlerini, çektiği acı ve ıstırapları, isyan edenlere isyanlarını; entrikacılara karşı savaşlarını; demokratik rejim diye tükettiği ömrünü, kendi arkadaşları tarafından yaralandığını; ayağa kalkıp tekrar savaşa devam ettiğini; bindiği atları, yaptığı çivilemeleri, kurtardığı Topkapı hazinesini, takip ettiği klasik müzik konserlerini, savaşta teslim aldığı düşman kumandanlarını; barışta tuş ettiği İngiliz, Amerikan ve Rus devlet başkanlarını, Türkiye’ye çarpmak üzere olan Almanya’nın yönünü değiştirebilmesini… Daha neler neler.

Işıklar içinde yatsın. Seni anlayan, anlayabilenlere selam olsun.”
====================