COVID-19’a Karşı Toplum Bağışıklığı

COVID-19’a Karşı Toplum Bağışıklığı

Dostlar,

16 Ekim 2020 Cuma, bu akşam saat 20:00 – 21:30 arasında bir webinarımız (web ortamında yürütülen seminer) var..

Düzenleyen Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti.. neredeyse yüzyıllık köklü bir bilim kurumu..

Bize verilen konu başlıkta : COVID-19’a Karşı Toplum Bağışıklığı
Poster aşağıda..

Aşağıdaki adresten kayıt yatırmak gerekiyor. Posterin altındaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere, kayıt yaptıranlara saat 19:00 dolayında erişim bilgileri ulaştırılacak.

https://attendee.gotowebinar.com/register/8413852613031243532

TMC’ne (Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti) girişimi ve bizi konuşmacı olarak çağrısı için teşekkür ederiz. Ülkemize yararlı olmasını dileriz.

Not: Bu kapsamlı webinarı gerçekleştirdik. Yaklaşık 2 saati buldu epey sorunun yanıtlanması ile.

Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti kendi web sitesinde ve uygun bulunan sosyal medya hesaplarında yaınlayacak.

Sevgi ve saygı ile. 16 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Koronavirüs vaka sayısı Koca’nın açıkladığının 20 katı!

CHP’li Emir belgelere dayandırdı:

Koronavirüs vaka sayısı Koca’nın açıkladığının 20 katı!

CHP’li Murat Emir, Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi’ne girilen verilere dayanarak, koronavirüs vaka sayısının Koca’nın açıkladığının 20 katı olduğunu belirtti. Emir, “Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, koronavirüs verilerinin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Emir, Bakan Koca’ya seslenerek, “Sayın Bakan bu belge doğru mudur? Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.

FOX TV’nin CHP Ankara Milletvkili Murat Emir‘in paylaştığı belgelere dayandırdığı haberine göre, 10 Eylül günü 157,975 kişiye koronavirüs testi yapıldı ancak Bakan Koca’nın aynı gün paylaştığı tabloya göre, o gün yapılan test sayısı 107,702 olmuştu. Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi verilerinin yer aldığı belirtilen belgeye göre, yapılan 157,975 testten 128,645’i negatif, 29,377’si negatifti.
CHP’li Emir FOX TV’de , Bakan Koca’ya seslenerek, “Sayın Bakan bu belge doğru mudur? Bu belge doğru ise artık halkımıza gerçekleri söylemenin vakti gelmiştir” dedi.
Daha önce de Bakan Koca’nın paylaştığı tablodaki ‘vaka sayısı’ ifadesinin ‘hasta sayısı’ olarak değiştirilmesi tepki çekmiş, bakanlık şeffaf olmamakla suçlanmıştı. (BİRGÜN, 29.9.2020)
==============================================
Dostlar,
Başından beri, AYLARDIR uyarmaktayız…
Açıklanan rakamları “uygun bir çarpanla çarparak” değerlendirmek gerekiyor ne acı ki!
Öyle %10-20 eksik, yarıdan azı açıklanıyor.. değil…
En az “10 X” diyerek TV konuşmalarımızda hep vurguladık..
CHP‘yi, basını, kişi ve kurumları karanlığı aydınlatmaya çabaladık ve hep gerekçelerini sıraladık.
Sn. Kemal Kılıçdaroğlu‘na çağrısı üzerine, makamında kapsamlı bilgi ve somut öneriler sunduk (16.9.2020; Gn. Bşk. Yrd. Prof. Fethi Açıkel ve Gn. Sekr. Prof. S. Sayek Böke varlığı ile)
Ölüm tehditleri dahil, her tür taciz ve linç girişimlerine karşın, açtığımız yolda ilerleyen kişi ve kurumlara teşekkür ederiz.. (Biz hiç dava açmadık, hiçbir C. Savcısı da kamu davası açmadı!?)
CHP’ye, milletvekili meslektaşlarımız Dr. Murat Emir ve Dr. Mustafa Adıgüzel’e, CHP Gn. Bşk. Yrd. Seyit Torun’a,
SÖZCÜ‘den yiğit gazeteci Yılmaz ÖZDİL‘e (6 Eylül 2020 günü SÖZCÜ’de tüm arka kapağı bizim makalemize ayırdı..)
İYİ Parti‘den meslektaşlarımız Dr. Aytün Çıray ve Dr. Aylin Cesur’a,
10 Eylül 2020 günü tüm arka sayfasını bizim makalemize ayıran BİRGÜN’e,
15 Ağustos’ta 2. sayfada makalemize yer veren ve sıklıkla söyleşilerimizi yayınlayan Cumhuriyet‘e.. ve öbürlerine

TELE1 TV’ye
HALK TV’ye
KRT TV’ye
MEDYASCOPE’A…
…………….
…………………
Şükranlarımızı sunuyoruz bize söz hakkı verdikleri için.

  • Salgının başından bu yana 130’u aşan TV konuşması yaptık.
  • Bu güne dek, salgın yönetimi için yazıp konuştuğumuz tek 1 hecemiz yalanlanamadı!
Söyleye söyleye, ısrarla – bıkıp usanmadan yineleyerek kimi acı gerçekler topluma mal oldu ve gerekli duyarlığı, epey gecikmeyle de olsa yarattı sanırız..

Umar ve dileriz ki; geldiğimiz yerde iktidar artık halka dürüst davranır ve yanlışlarını sürdürmeyip, salgın yönetimini epidemiyolojik ilkelere, YAŞAM HAKKINA dayandırır..

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

#YönetemiyorsunuzTükeniyoruz

#YönetemiyorsunuzTükeniyoruz

Sadece hekimler ve sağlık çalışanları değil, birilerimizin babası, annesi, kardeşleri ölüyor. Daha çok olduğunu bildiğimiz ama resmi olarak açıklanan rakamlarla her gün ortalama 40 -50 yurttaşımız, önlenebilir bir hastalık olan COVID-19’dan hayatını kaybediyor.

#YönetemiyorsunuzTükeniyoruz 

Suçu vatandaşa, yükü hekimlere ve sağlık çalışanlarına yıkanların tarihsel sorumluluğunu her gün ama her gün hatırlatmaya devam edeceğiz!

TTB olarak;  COVID-19 salgınına dair duyarlılığın ve tedbirlerin artırılması için 14 Eylül – 18 Eylül #YönetemiyorsunuzTükeniyoruz  Haftası ilan ediyoruz!

14 Eylül Pazartesi – 18 Eylül Cuma  günleri hafta boyunca;

1. Hafta boyunca her gün yapılacak etkinlikler de esas alınarak; hekimlerin ve sağlık çalışanların COVID salgınındaki durumunu, taleplerini, beklentilerini ve salgındaki vahim tabloyu yansıtan güncel sosyal medya kampanyaları düzenlenmesini, 

2. Başta sağlıkçı ölümleri olmak üzere COVID-19 kaynaklı ölümlere ve artan hasta sayısına dikkat çekmek, bugüne kadar COVID-19 nedeniyle yitirdiğimiz bütün yurttaşlarımızın ve sağlık çalışanlarının anısına saygı gereği; sağlık kurumlarında ve tüm yaşam alanlarında 1 hafta boyunca “siyah kurdele” takmasını,

3. Siyah kurdele ile cisimleşen farkındalığı yaygınlaştırma amacıyla, kurdele içerikli afişlerin hastane odalarından eczanelere, binalarımızın dış cephelerinden, oda pencerelerimize kadar hayatın her mekanına  yaygın olarak asılmasını,

4.  COVID-19 konusunda,  Haziran ayında hükümet tarafından atılan “yeniden normalleşme” politikasının ortaya çıkan vahim sonuçlarını görünür kılmak ve COVID-19 ile mücadelenin en ön safındaki hekim ve sağlık çalışanlarının durumunu yansıtmak ve yetkili konumdakilere sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmak üzere;

15 Eylül Salı günü bütün illerde Tabip Odası Yönetim Kurullarının (gerekirse Odanın seçili kurul ya da aktivistlerinden de destek alarak) bulundukları şehrin büyüklüğüne göre ayrı ana güzergahlar belirleyerek;  “maske-siperlik-tulum ya da tam beyaz”  donanımla ve ellerinde #YönetemiyorsunuzTükeniyoruz yazılı tek  bir “büyük dövizle” her şehrin  (17.30 – 20.00) kendi arasında belirleyeceği  bir saatte belirlenen hat boyunca tek kişilik bir yürüyüş gerçekleştirmelerini, bitiş noktasında fizik mesafeye dikkat edilerek toplu karşılama yapılmasını ve orada açıklama yapılmasını, yapılabilen illerde bu etkinliğin Cuma gününe kadar devam ettirilmesini,

5. 17 Eylül Perşembe günü saat 12.30’da hastaneler ve bütün sağlık kurumlarında yitirdiğimiz hekimler ve sağlık çalışanlarının anısına; diğer işyerleri ve her yerde bugüne kadar resmi olarak COVID-19 vefatı kabul edilen ve resmi COVID-19 kayıtlarında görülmese de bu dönemde “bulaşıcı hastalıktan” vefat eden onbinlerce yurttaşımızın anısına 1 dakikalık saygı duruşları  için bütün diğer kurumlara ve kamuoyuna çağrı yapılmasını,

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

SALGINLA FLÖRT EDİLMEZ!

SALGINLA FLÖRT EDİLMEZ!


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com
file:///C:/Users/user/Documents/Downloads/yilmazbeyyazi.pdf 06.09.2020SÖZCÜ

Aşağıdaki yazımız, 06 Eylül 2020 günü SÖZCÜ gazetesinde arka sayfada TAM SAYFA yayınlandı. Yurtsever ve yetenekli yazar Sn. Yılmaz ÖZDİL, köşesini tümüyle bize bıraktı.
SÖZCÜ de sağolsun, arka sayfayı TAM SAYFA bizim makalemize ayırdı. Yazı, Sn. Özdil’in bize bildirdiği medya raporuna göre 2 milyonu aşkın farklı kişi tarafından sanal ortamlarda okundu. Yarım milyona yakın da gazeteden okuyanlarla 2,5 milyonu aşkın faklı kişi tarafından okundu. Gerçekleri öğrenmek isteyen halkımızın değerbilir davranışına teşekkür ederiz.. 7 Eylül günü makalemizin PDF’sini ve SÖZCÜ‘deki erişkesini (linkini) sitemizde paylaştık (http://ahmetsaltik.net/2020/09/07/salginla-flort-edilmez/). Yazı metninin bir bütün olarak sanal ortamda arşivlenmesini de sağlamak üzere aşağıda sunuyoruz.
***

“KORONA ile UZAYAN TANGO…”

TÜRKİYE NE YAPMALI???[1]

11 Mart 2020 günü Türkiye’nin ilk yeni koronavirüs bulaşına (enfeksiyonuna) yakalanan olgu,
Sağlık Bakanı Dr. Koca tarafından resmen açıklandı. Çin – Wuhan’da 31 Aralık 2019’da ilk olgular tanılandığına göre, eh, 2.5 aya yakın süre ülkemize bu hastalığı / COVID-19’u sokmamayı başarmıştık!

Ancak, yalnızca 1 ay sonra Nisan ortalarında bizim salgınımız çok hızla “tepe” (pik) yapmıştı kimi ülkeler gibi. Günlük yeni olgu sayısı 5 binleri, ölüm sayısı 120’leri aşıyordu. Ne var ki, Mart sonunda, salgının 3. ayı bitmeden Çin, olağanüstü önlemler ve doğal ürünü eş nitelikli başarı ile salgını baskılamıştı. 80 gün sürmüştü baskılama, Jules Verne’e nazire ile adeta.

Türkiye’de, alınan sıkı önemlerle Nisan’ın 2. yarısında salgın eğrisi aşağıya inmeye başladı. “Her salgının bir çan eğrisi çizeceğini” muştulayan kimi uzmanlar oldu ne yazık ki, gevşemeye başladık. 11 Mayıs’ta, kapitalizmin tapınakları AVM’leri açtık.. Adına “Yeni normal” dedik Alaturka bir yaratıcılıkla. Ancak halkımız da, iktidarımız da “Yeni normal”i kendince yorumladı, “normalleşiyorduk” artık, üstelik normalimiz “yeni” idi, ne güzel… Açılıp – saçılmayı coşku ile sürdürdük; Epidemiyolojik öngörülerle değil. 1 Haziran’da ipler iyice gevşetildi. Ekonominin çarklarının dönmesi gerekiyordu, hafta sonu piknik karantinaları, arada denk düşen ulusal – dinsel bayramlarda bayram karantinaları ile durumu idare eyleyeceğimizi sandık. Oysa Nisan ortasında salgın tepeye erişmişken, pek çok AB ülkesinin yaptığı gibi en az 14 günlük bir tam kapatmaya (lockdown) gitmeliydik; kezlerce yazdık. Örneğin İtalya %95 oranında kapattı ekonomisini.

Salgın öncesinde, sürecinde çok belirgin (majör) hatalar yaptık. 21.500’ü aşkın insanımızı Umre için S. Arabistan’a gönderdik. Döndüler ve hemen hepsi bulaşlı idiler, tüm Türkiye’ye yaydılar. Epey öldüler – öldürdüler. Gerçekte iyi bir Filyasyonla bire bir aydınlatılabilir bu vb. topluluk hareketleri. Öğrenci yurtlarını kapatıp, birkaç milyon genci tüm ülkeye yaydık. 90 bin hükümlüyü infaz yasası değişikliği ile -gerçekte af yasası ile- denetimsiz salıverdik. Güle oynaya “yeni normalleşirken”, gerçekte halk ve iktidar yeniden normalleşirken, salgının çan eğrisi çizmekten vazgeçtiğini (!) biraz gecikme ile algıladık. İlk dalga sürüyor, 2, tepesini yaşıyoruz.

Bilimsel Danışma Kurulumuz tek 1 Halk Sağlığı Uzmanı ile çalışıyordu. Oysa bu ad hoc kurulun ağırlıklı olarak Halk Sağlığı Uzmanı hekimlerden oluşması gerekiyordu, istim epey arkadan geldi.. Sağlık Bakanı Dr. Koca akşamları basın açıklamaları yapıyor, kimi soruları yanıtlıyordu ama Bilimsel Danışma Kurulu’nun kararlarını öğrenemiyorduk, ayrıca Sn. Cumhurbaşkanı’na arz ediliyordu öneriler ve O’nun talimatlandırması ile yürütülüyordu bütüüüün işler.
****
Dünya’da ve Türkiye’de COVID-19 salgını yatay ve dikey eksende büyüyor ve yaygınlaşıyordu.
ABD “perişan” idi bütünüyle özelleştirilmiş / yabanıl (vahşi) sağlık sistemi yüzünden. İtalya, İsveç, İngiltere ağır bedeller ödemekteydiler. Almanya en başarılı AB ülkelerinden oldu, Fransa da. Ama Uzakdoğu’da Japonya, Singapur, Hong Kong, Tayvan, G. Kore… çok daha başarılı oldular “baskılama” yöntemiyle. Biz ise ilk dalgayı bile, salgının 6. ayı biterken henüz sönümlendiremedik.

Niçin başarılı olamadık, nerelerde yanlışlar yaptık?

Sağlık Bakanı Dr. Koca, 11 Mayıs sonrası hasta – ölüm sayılarında belirgin artışlar başlayınca basın toplantılarını kesti. Akşamları kişisel tweet hesabından kısa iletiler ve turkuvaz tabloyu sunuyordu. Bu tablo giderek AKP yeşiline dönüştü ve yaşamın rakamları ile orada açıklananlar arasındaki makas büyüdü, büyüdü.. Derken yoğun bakım ve entübe hasta sayıları kaldırılarak yerine, net – standart tanımlı olmayan “ağır hasta” ve “zatürreli hasta” sayıları kondu. Dünya verileri ise yoğun bakımdaki hasta sayısı ile paylaşılmakta. Karşılaştırma olanağı, bu boyutlarda kalmadı.

Üst üste hatalar birbirini izledi. Adına “yeni normal” dense de hep birlikte “normale / eskiye” büyük bir hızla döndük. Temmuz’daki 2 büyük sınav YKS ve LGS 1 ay öne çekilerek birkaç milyon insan hareketliliği yaratıldı ki; salgın yönetiminde altın ilke, toplumsal hareketliliği – değinimi (teması) en aza indirmekti. Hedef Temmuz’da turizmi açmaktı. Öyle yapıldı ama AB ülkeleri çok kısıt koydular. Ağustos başında Kurban Bayramı ile kurban kesimi ve iç turizm salgını azdırdı. Rusya, korona olguları sayısı bakımından dünyada 4. sırada iken uçak seferleri ve dış turizme açıldık, bir türlü başı yere ermeyen salgın eğrisi, tam da tersine baş kaldırdı ve göz göre göre Eylül başına, 6. ayın sonuna eriştik. Resmi veriler, Nisan ortasındaki ilk tepe sırası rakamlarına koşmakta :

Son dakika haberi: Sağlık Bakanlığı, 4 Eylül korona tablosu ve vaka  sayısını açıkladı! - Son Dakika Haberleri

Toplam olgu sayısı bakımından nüfus büyüklüğümüzle aynı sırada, 18. yiz epeydir. Fakat bu tablodaki sayısal verilerle ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Somut olan şu ki; salgının ilk dalgasını 6. ay sonunda sönümlendirememiş olmak bir başarı sayılamaz, açık bir başarısızlık orta yerdedir.
Bu gerçekliği kabulle yola çıkmak gerekir. Sorun çok ciddidir ve ulusal ölçek ve niteliktedir. Salgın denetimden çıkmıştır, hastane yatakları – yoğun bakımlar doludur, halkta panik başlamıştır.

NE YAPMALI ?

Salgın Yönetimi Epidemiyoloji bilim alanının sorumluluğundadır. Bu eğitim Tıp Fakültelerinde Halk Sağlığı Anabilim Dallarında verilir. Dileyen Halk Sağlığı Uzmanı hekim, bu alanda yan dal eğitimi alabilir. Dolayısıyla söz ve karar sahibi alan Halk Sağlığı / Epidemiyoloji uzmanı hekimlerdir. Ancak Bilimsel Danışma Kurulunda çoğunluk başka Dallardadır, bu dengesizlik düzeltilmelidir.

Epidemiyolojik salgın yönetim yordamı (stratejisi), bir masanın 4 ayağı gibidir :

  1. Sürveyans : Toplumda hastalıklar / sağlık sorunlarıyla ilgili sürekli – düzenli – güncel – güvenilir veri toplamak, bunları uygun biyomatematik – sayısal yöntemlerle çözümlemek (analiz etmek) ve Epidemiyolojik olarak anlamlandırarak yorumlamaktır. Her türlü planlama ve müdahale bu adıma dayalıdır. Türleri vardır; Aktif, Pasif, Sentinel. Bu salgında da en temel strateji Sürveyanstır ve toplumda, özellikle riskli kümelerde etkin tarama testleriyle virüsü alanları erkenden bulma hedeflidir. Bu amaçla Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) başından beri TEST – TEST- TEST uyarısı yapıyor. Türkiye’de en başta, duyarlığı yüksek bir tarama testi ile kapı kapı dolaşarak etkin (aktif) iz sürme (sürveyans) yapılmalı ve erken yakalanan taşıyıcılar toplumdan ayrılmalı idi (izolasyon). Bu önerimiz samanlıkta iğne aramak olarak görüldü, samanlıktaki iğneler ekenden bulunsa idi, bugün her yerimize batmazdı.
  2. Karantina : Çok eskiden beri bilinen bir yöntem. Hastalığı almış olması olası – kuşkulanılan ama tanı konmayan – bulgu vermeyen insanların, en uzun kuluçka süresince toplumdan ayrılmasıdır.
  3. İzolasyon: Sürveyans ile olabildiğince erken yakalanan hasta – taşıyıcıların sağlık kuruluşlarında sağaltıma (tedaviye) alınmasıdır.
  4. Filyasyon : Tanı konan hastaların geriye doğru, bir cinayet detektifi gibi izi sürülerek kimden hastalığı aldığının bulunmasıdır. O kaynak uygun biçimde kurutulacak ve yeni bulaşların nedeni olmaktan çıkarılacaktır. Temaslı izlemidir (contact tracing), bulaş zincirini kırma hedeflidir.

Ülkemiz bu 4 adımda ciddi eksik ve yanlışlar yapmıştır. Epidemiyolojik bilimsel ilkeler sıklıkla kimi siyasal tercihlerin gerisinde kalmıştır. Ekonominin döndürülmesi tasası öne çıkmıştır. Bilim Kurulu kararları kamuoyuna açıklanmamıştır. Son söz Saray’daki Tek Adam Rejiminin olmuştur. Son günlerde kimi Bilim Kurulu üyeleri itiraf gibi açıklamalarla pek çok kritik kararı kendilerinin vermediğini, basından duyduklarını, dahası Turkuvaz / AKP yeşili tablo verilerinin ötesinde bilgi sahibi olmadıklarını bildirmektedir.. Bunlar dehşet vericidir; siyasal iktidar güdümünde “bilim kurulu” ile salgının yönetilemeyeceği çoook çıplak bir olgudur. Araba atın önüne konamaz!

Dr. Refik Saydam Ulusal Halk Sağlığı Kurumu bir yasa ile özerk olarak yeniden açılmalı, insangücü ve teknik donanımı hızla sağlanarak salgın yönetimi bütünüyle bu bilim Kurumuna bırakılmalıdır.

Tarama ve tanı amaçlı kullanılan PCR testinin virüsü taşıyanları yakalama yetkinliği (Duyarlığı) ne yazık ki %40’lara dek inebilmektedir. Bu testin kullanımında ısrar etmenin anlaşılır yanı yoktur. %90’ı aşan duyarlıklı testler vardır ve hızla bunlara geçilmelidir. Nitekim 117.612’yi bulan test sayısına karşın yalnızca 1612 (+) yakalanmıştır; % 1,4! Oysa Türkiye “hasta” kaynamaktadır, hastaneler tıka basa doludur.. Testin kendisi, yapılacak kitleler, soğuk zincir ve laboratuvar süreçleri mutlaka iyileştirilmelidir, tersi avare kasnak gibidir, anlamsız ve kaynak israfıdır. (Bkz. yukarıdaki 04.09.2020 günü verileri tablosu)

PCR testi (+) çıkanlar evlerine yollanmamalıdır, evde kendi kendine ilaç sağaltımı olmaz. Burada yapılacak olan İZOLASYON’dur, yukarıdaki 3. adımdır ve sağlık kuruluşunda olmak zorundadır. Tıbbi sağaltım (tedavi) verilecek ve virüsten arındırılarak topluma kazandırılacaktır hastalar.

Sürveyans, Filyasyon süreçlerinde yakalanan “kuşkulular” ın yeri Karantina’dır. Kural olarak bu işlem, amaca özel Karantina Yerlerinde yapılır. Bunlar, hastanelere yakın değişik binalardır ve sağlık çalışanlarının ve kolluğun gözetimi zorunludur. Önerdik taaa başlarda; boş oteller, tatil köyleri, boş onbinlerce TOKİ konutları, boşaltılan öğrenci yurtları.. Ama biz evlerine yolluyoruz bu insanları.. Oysa sahra hastaneleri yapmak zorunda idik, İstanbul’da yapılan 2 hastane sağlık turizmi için kullanılıyor.

O halde 1. Basamakta, yani hastane öncesinde, toplumun içinde salgın yenilecektir; hastanelerde asla değil. Nitekim ön cephede yenilgi, cephe gerisinde hastanelerde çöküş getirmiştir. Türkiye, “sağlık hizmetini hastane sanmak” gibi ürkünç (vahim) bir yanılgı içindedir ve bedelini çok ağır ödemektedir. Gerçek sağlık hizmeti SAĞLIKLI İNSANLARA SÜREKLİ verilen hizmettir. Hastane ve sağaltım, koruyucu hekimlik bir biçimde başarılı olamadığında istemsiz (arızi) olarak devrededir.

Öyleyse Türkiye, Sağlıkta Dönüşüm denen, asla yerli ve milli olmayan özelleştirmeci politikalarla çoooook zayıflattığı 1. Basamağı yeniden, tam kamusal sorumlulukla güçlendirmek zorundadır. Bu yüzden Türkiye salgına çoook zayıf yakalanmıştır. İvedi olarak yüz bin sağlık çalışanı ataması yapılmalıdır. Ayrıca her Aile Hekimliğine kamu görevlisi bir Halk Sağlığı Hemşiresi atanmalıdır. 400 binden çok sağlık çalışanı atama beklemektedir. Türkiye sağlık insangücü ve hastane yatakları sayısı akımından 36 OECD ülkesi içinde sonlardadır. Şehir Hastaneleri açık bir talan olup, salgında derde deva ol(a)madıkları / olamayacakları görülmüştür; hemen kamulaştırılmalı, onlara feda edilerek kapatılan hastaneler geri açılmalıdır. Özel sektörün 50 bin yatağından pandemide yararlanılmalıdır.

AKP yeşiline boyanan Turkuvaz tablo bize, tüm perdeleme çabalarına karşın hala çoooook önemli bilgiler veriyor. Toplam 276.555 olgudan iyileşen (doğrusu taburcu edilen; tam iyileşme yok..) 249.108 düşüldüğünde 27.447 bulunuyor. Bundan da ölen 6.564 çıkarılırsa, 20.883 elde edilir ki, bu rakam 4 Eylül günü Türkiye’de hastanelerde yatan hasta sayısının bir bölümüdür.. Olağan olarak COVID-19 olgularının %85’i ayakta, hafif geçirmektedir hastalığı, hatta ek bir %25 de hiç belirtisiz. Yatması beklenenler 15/125… kabaca 1/8. Ne var ki, Türkiye’de son verilerle, yoğun bakım dahil en az 130 bin hastane yatağı pandemi (küresel salgın) için ayrılmıştır ve hemen hemen tümüyle doludur. 1. Basamakta göğüslenemeyen, bulaş zinciri – kırılamayan salgın, cephe gerisinde 2. ve 3. Basamak hastaneleri çökertmiştir. 20.883 hasta PCR(+) olanlardır. Geri kalan 110 bin yatakta ise PCR(-) COVID-19 olguları yatmaktadır. Test dışında tüm bulguları birbiriyle aynı 2 hasta kümesi. Türkiye, DSÖ kodlama kurallarına uymayarak, test (-) leri yeni koronavirüs hastası saymıyor! Ama yataklar dolu! 130 bin hasta hastanelerde, bunun en az 7 katı evlerinde.. 1 milyonu aşkın hasta!

Bitmedi, yatak yetmezliği çok net olduğundan, S. Bakanlığı salt solunum güçlüğü / yetmezliği ve / veya yutma güçlüğü vb. olan AĞIR hastaları yatırabiliyor. Bunların da kabaca, yatması beklenen %15 hastanın 1/3’ü olduğu kabul edilirse,

  • Türkiye’de 3 milyon hasta – bulaşlı insan var demektir!

Bu muazzam bir yüktür ve bulaş denetimden çıkmış, tüm topluma yayılmıştır. 3 milyon hasta – bulaşlı, Türkiye’de her 29 kişiden 1’i demektir! Yangın yatay ve dikey eksende devasadır.

Çünkü yatırılanlar neredeyse tümüyle ağır hastadır 3 koşul nedeniyle (solunum güçlüğü / yetmezliği ve / veya yutma güçlüğü vb.) ve ölüm oranları kaçınılmaz olarak çok yüksek olacaktır. Gelin görün ki, bu tablodan 276.555 PCR(+) hastadan 6.564’ünün öldüğünü, oranın %2,4 olduğunu görüyoruz sevinçle (!) Dünya ortalamasının yarısı, nasıl oluyorsa!?? Pekiii, PCR(-) ama yatan 110 bin korona hastasından hiç ölüm yok mudur??!! Aynı oranda ölüm varsayarsak, 6.564’ü 5,5 ile çarpmamız gerek (110 bin / 20 bin = 5,5)..

  • Türkiye’de gerçek korona ölümleri yaklaşık 36 binlerde midir?

    Bu yakıcı sorunun yanıtı ise, Türkiye’deki 1397 belediyeden, AKP’nin elindeki 536 ve 64 dolayında kayyım atadıkları ve MHP’li 145 belediye çıkılırsa, kalan 652 muhalefet belediyesinden gelebilir. Muhalefet partileri, mezarlıklar müdürlüklerinden gerçek ölüm rakamlarını çıkarabilir ve ilan edilen korona ölümleri ile karşılaştırılarak aradaki farkın nedeni, kaynağı sorulabilir. Bu boyutta bir skandal herhalde, demokratik bir ülkede iktidarı Giresun’deki azgın sel gibi önüne katar ve hızla bitirir.

  • Salgınla flört edilmez!
  • Türkiye, AKP=RTE’nin babasının malı bir A.Ş. değildir!

Anti-emperyalist bir savaşla kurulmuş onurlu ve saygın devlet ve mazlum bir Ulus yaşamaktadır bu topraklarda. Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan bu Ülkeyi bir CEO gibi yönetemez, bu insan haklarına aykırıdır, meşru değildir! TBMM olağanüstü toplanarak sorunu görüşmeli, muhalefet etkin çaba göstermeli ve gerçek ölüm rakamlarını ortaya koymalı, bir Salgın Kurultayı düzenleyerek iktidara ve kamuoyuna bildirgesini (manifestosunu) sunmalıdır.

Görülmektedir ki; salgında, insan yaşamı siyaset kurumu ve güdümündeki köhne bürokrasi tarafından korun(a)mamaktadır. Geriye tek seçenek BİLİM KURUMU kalmaktadır. Bu Kurumu, anda Bilimsel Danışma Kurulu -hasbel kader- temsil etmektedir. Kurulun ezici çoğunluğu Hipokrat yemini etmiş hekimlerdir ve temel evrensel ilke “Primum non nocere” dir (önce zararlı olmamak). Önerileri büyük ölçüde dikkate alınmıyorsa, derin çelişkiler varsa.. orada durmanın “suça ortak olma” dışında bir anlamı kalmayacaktır. Kuruldaki hekim akdemisyenler, tarihsel sorumluluklarının gereğini daha çok ertelemeden yerine getirmek zorundadırlar.

  • Son çözümlemede; denetimden çıkan salgın, en az 14 günlük tam kapatma ile baskılanabilecek gibi görünüyor.

AKP = RTE, gerekli yaklaşık 50 milyar $ kaynağı akılcı biçimde bulmalı ve bu yola gidilmelidir. Oyalanmanın, öteleme – ertelemenin, inadın bedeli hem ekonomik hem insan yitiği boyutlarıyla kabul edilemeyecek kertededir.

Sorun Ulusaldır, bu salgın Türkiye’ye diz çöktürebilir; İktidarı da önüne katarak tarihin çöplüğüne sürükler.

Bilimsel akılcılık dışında reçete YOK – TUR!

[1]SALGINLA FLÖRT EDİLMEZ” başlığı ile 06.09.2020’de SÖZCÜ Gazetesinde Sn. Yılmaz ÖZDİL’in köşesinde TAM SAYFA yayınlandı.

HALK TV Programımız ve Yakıcı Salgın Gerçekleri – 29 Ağustos 2020

HALK TV Programımız ve
Yakıcı Salgın Gerçekleri…

HALK TV‘de Cumartesi (29.08.2020) günü yaptığımız söyleşinin youtube’a yüklenmesi ve bize erişkesinin (linkinin) ulaşması bu sabah olanaklı oldu (ne yazık ki..)

Sunucu, özellikle artan olgu sayılarının ardalanını anlamak ve izleyicilere aktarmak istiyordu..
Ne var ki tablo hiç ama hiç iç açıcı değil..

Korona virüs tablosu (29 Ağustos) açıklandı Türkiyede son 24 saatte kaç yeni vaka ortaya çıktı İşte son durum...

Şöyle ki :

1. İlk olgunun resmen duyurulduğu 11 Mart’tan bu yana toplam 6.937.088 test yapılmış, (+) bulunan 267.064 olgu yakalanmış ve test / (+) lik oranı %3,8.. Çok düşük ve giderek düşmekte.. Örn. 29 Ağustos’ta 1459/101.414 = % 1,5.. Bu oranlar çelişkili, çünkü salgının başlarında daha düşük olmalı idi.. Oysa son günlerde test sayıları 90 – 100 bin / gün aralığına erişirken, -ki daha başından 100 bin / gün altına inilmemeliydi- giderek artan olgu sayılarına karşın testin yakalama oranının düşmesini açıklamak güç..

2. Kullanılan PCR testi hala, ne yazık ki, %40’lar dolayında duyarlı (sensitif); virüs taşıyanları yakalama yetili. Oysa zaman içinde %90’ın üstünde duyarlı testler geliştirildi ama Türkiye ısrarını sürdürüyor : Tek açıklama, düşük olgu sayısı bildirebilmek için dayanak arama!

3. (267.064 – 242.812) – 6.284 = 17.968 yatan hasta sayısı; S. Bakanlığının COVID-19 kabul ettiği PCR testi (+) hastalar.. Ama Türkiye’de hastane yatakları dolu! İnsanlar yatak ve yoğun bakım için kuyruklarda. Toplam 250 bin dolayındaki hasta yatağının 44 bini yoğun bakım. 50 bini özel sektörün. Özel hastaneler çok sınırlı pandemi hastası alıyor çünkü SGK sağaltım (tedavi) giderini ödemiyor. 200 bin kamu hastane yatağının en az yarısı geçtiğimiz hafta salt pandemi için ayrıldı. Son günlerde eklemeler ve kaydırmalarla bu rakamın 120 bine eriştiğini düşünüyoruz.

Sorular şunlar                            :

  • 120 bin pandemi yatağı, turkuvaz tablo hesabından kolayca çıkarılan 18 bin PCR (+) hasta ile nasıl dolar?? Kalan 100 bin yatakta uzaylılar mı yatıyor??
  • O yüz bin hasta PCR testi negatif ama tüm klinik – lab. bulguları ile COVID-19 hastası ve aynı sağaltımı alıyorlar!Saklanabilecek birşey var mı ortada??4. Resmen COVID-19 kabul edilen 17.968 yatan hastanın 917’si “ağır” hasta.. Ne demekse?? Oranlarsak 917 / 17.968 = %5,1 ve bu oran sürekli artıyor.. “Ağır hasta” yı dünya verilerinde gördüğümüz “kritik hasta” ile eşdeğer alırsak, bu oran Dünya ortalamasında %1! Bizde neden 5 katı! Çünkü, hastane yatakları dolmasın diye S. Bakanlığı “genelge” ile hekimlere buyruk vererek yatırılma koşullarını çok daralttı : Solunum yetmezliği – güçlüğü ve yutma güçlüğü olacak yatırılabilmek için. Yani durumunuz “ağır” laşmış olacak. Değilse evinizde kalacaksınız!

    5. “Zatürre” li oranını veren yok dünyada ama biz veriyoruz.. Bu hastaları da “ağır” sayarsak %12,5’e erişiyor “kritik” durumda olanlar.. Dünya ortalaması olan %1’in 12,5 katı!

    6. Gene de, yatırılan her 8 resmi COVID-19 hastasından 1’i “ağır / zatürreli” olmasına karşın, ölüm oranlarımız 6.284 / 267.064 = % 2,35… Dünya ortalaması ise %5!

    Hem yatan her 8 resmi hastadan 1’i ağır / zatürreli, dünyanın 12,5 katı; hem de ölüm oranlarımız dünya ortalamasının yarısından az!??

    Bu olsa olsa TÜRK MUCİZESİ olabilir!!??? Ama bu muazzam “başarıyı” (!) açıklayan bir uluslararası bilimsel makalemiz yok!

7. 1549 yeni olguya karşılık 1003 taburcu edilen… Yatan hasta havuzuna 546 eklenme.. Yatan resmi hasta havuzu 10 binin altına inmişken 1 ay kadar önce, şimdi 18 bine erişti, 1 ayda  %80 resmi artış var.. Ama test / (+) lik oranı hala %1,5’lerde??!!

8. Yatan 120 bin COVID-19 hastası (18 bini test pozitif, kalan negatif), olağan koşullarda toplamın %15’i olmak gerekir eldeki bilgilerle. Dolayısıyla toplam olgu sayısı 800 bin olarak kestirilebilir toplumda. Virüsü taşıyan ve bulaştıran 800 bin insan!

Dahası                :
Yatan 120 bin COVID-19 hastası (18 bini test pozitif, kalan negatif), olağan koşullarda toplamın %15’i olmak gerekirken, S. Bakanlığının yatış koşullarını (endikasyonlarını) çooooooook daraltması nedeniyle diyelim %5 ise; bu takdirde toplam hasta yükü 2,4 milyon demektir!

2,4 milyonun %15’i yatırılma durumunda ise bu da 360 bin yapar ama gerçekte yatırılabilen bunun 1/3’üdür.. Bir başka anlatımla, 240 bin COVID-19 olgusu hastanede yatırılarak sağaltım (tedavi) alacak iken, evlerinde tutulmaktadır..

  • Sağlık sistemi açıklanmayan bir iflas içindedir..

240 bin dolayında hasta evlerinde COVID-19 sağaltımı almaktadır ve bunlardan ölümlerin ne oranda olduğunu, ne oranda COVID-19 ölümü olarak kodlandığını bilmiyoruz!

Bir kez daha “dahası” diyelim; pandemi yataklarında yatan 100 bin COVID olgusunun PCR (-) olması nedeniyle, ölümleri zaten COVID-19 ölümü değildir!

9. Yüz bin test / gün iyi rakam ama, kimlere yapılıyor bu çok önemli.. Kişi mi, test sayısı mı? Kaçı yineleme? Örn. neden TBMM’de kişi başına ortalama 5 test yapılmışken Türkiye genelinde her 12 kişiden 1’ine yeni erişildi ortalama?? Üstelik turkuvaz / yeşil tablo verileri gerçekten son 24 saatin mi?? Geçen hafta S. Bakanı Dr. Koca, “10 gün önceki veriler” demişti, dehşet verici idi! Salgın yönetiminde güncel hatta saatlik veri vazgeçilmez önemdedir..

10. Kaç sağlık çalışanı bulaşı aldı, kaçı öldü?? 29 Nisan’da Bakanın açıklamasına göre 7 bini aşkın sağlıkçı bulaşı almıştı. Son 4 aydır durum nedir?? Niçin açıklamıyorsunuz?? Neden sağlık çalışanları COVID-19’a yakalandığında – öldüğünde MESLEK HASTALIĞI saymıyorsunuz??
*****
Sanırız daha çok uzatmaya gerek yok..
Kral çıplak mı çıplak, çırılçıplak..
AKP iktidarı salgını Türkiye’yi batırdığı gibi “yönetmekte” (‘!)..
Kendince başarıya mahkum ama mızrak da bir türlü çuvala sığmıyor..
Bunca açık hata, bunca uyarıya karşın nasıl olur da ısrarla sürdürülebilir??
Aklımıza ister istemez olumsuz seçenekler geliyor.. Onu da sorup bağlayalım :

  • Salgın gerekçe yapılıp OHAL ilanına mı gidilmek isteniyor??!!
    Sakın ha, asla ve asla, aklınızdan bile geçirmeyin..
    Epey, epey geç ama hala dönülmez yerde değiliz..
    EPİDEMİYOLOJİK İLKELERE TAM BAĞLI ve HALKA KARŞI DÜRÜST salgın yönetimi tek yol!
  • Bu arada, en az 14 günlük tam kapatma giderek daha gerekli olmakta; ciddi ciddi hazırlığı yapılmalı ve gerekli 50 milyar Dolara yakın kaynak ne edip edip bulunmalı.
    SALGINLA FLÖRT OLMAZ !
    Türkiye Erdoğan’ın bir A.Ş.’i gibi değil, insan haklarına dayalı, çağdaş, onurlu bir hukuk devleti gibi yönetilmek zorundadır.

    Salgın gereğinden çok uzadı / uzatıldı, bastırılabilirdi, çok sayıda masum insanımız kurban / feda edildi. Böylesi bir siyasal tercih olamaz; bu açık bir insanlık suçudur ve DERHAL durdurulmalıdır.

    TBMM soruna el koymalıdır,

    Bilim Kurulu sesini yükseltmelidir ve muhalefet ayağa kalkıp görevini yapmalıdır.. Örn. bir Ulusal Salgın Kurultayı toplamalıdır.

    Ve de yalaka / yandaş basın… masum insanlar, önlenebilecek iken sapır sapır ölürken, bir an olsun aynaya bakmalıdır!

    Son soru                  :

  • 6 aydır yazdıklarımızın, 110’u geçen TV konuşmamızın tek hecesi yalanlanabildi mi??
    Sevgi, saygı SONSUZ ACI ama umut ile. 31 Ağustos 2020, TekirdağProf. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
    Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
    www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com