Etiket arşivi: ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)

ADD’den yeniyıl çağrısı : YENİ YILDA YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ’NE…

BASINA VE KAMUOYUNA

YENİ YILDA YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ’NE…

100. yaşını kutlayacağımız 2023’e girerken Büyük Atatürk’ün en büyük eseri ve kutsal emaneti Türkiye Cumhuriyeti ciddi sorunlarla karşı karşıya.

Siyasal, ekonomik, kültürel hemen her alanda krizlerle boğuşuyor olmanın yanında, ulusça bölünmüş, kamplara ayrılmış durumdayız.

Ancak; 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’taki ilk sözleriyle işaret ettiği derin yokluk, yoksunluk ve çaresizlik içinde olmadığımızı da biliyoruz.

Özellikle 2002’den beri yaşadığımız bütün olumsuzluklara, yitirdiğimiz Cumhuriyet kazanımlarına, zedelenmiş ulusal saygınlığımıza karşın; genç ve eğitimli milyonlarımız, özgür ve eşit birey olmanın bilincine varmış kadınlarımız, laikliğin değerini bilen topluma önderlik edecek aydınlarımız, doğru önderlikle buluştuğunda tüm zorlukları aşabildiğini kanıtlamış halkımız ve Atatürkçü Düşünce gibi şaşmaz bir pusulamız var.

Umutluyuz!

Ulusumuza güveniyor, yürüdüğümüz yolun doğruluğuna inanıyoruz.

Bu umut ve kararlılıkla 2023’ü Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma yolculuğumuzda bir atılım yılı olarak görüyoruz.

342 şubemiz, 40 Temsilciliğimiz ve 61 bin üyemizle günümüzün Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olarak tanımladığımız Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asacak, başı dik, onurlu ve aydınlık Türkiye’ye milletimizle birlikte mutlaka ulaşacağız.

Türk Ulusunun ve Atatürkçü Düşünce Derneği örgütümüzün yeni yılını içtenlikle kutluyor, sağlık ve mutluluk dileklerimizle saygılar sunuyoruz.

  • YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ VE GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE!

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
              GENEL MERKEZİ

ADD’den basına ve kamuoyuna : YOKLUĞUNDA DAHA DA BÜYÜYEN ÖNDER

BASINA VE KAMUOYUNA : 

YOKLUĞUNDA DAHA DA BÜYÜYEN ÖNDER

Vatanımızın kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu, devrimlerimizin mimarı, değişmez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan bedensel olarak ayrılışının 84. yılında saygı, minnet, özlem ve kararlılıkla anıyoruz.

Ancak Atatürk’ün, O’nu anmamızdan çok, anlamamızı istediğinin farkındayız. Bu farkındalıkla görevimizin; ilke, devrim ve eserlerini koruyup yaşatmak, Türk Ulusunu refaha ulaştırıp çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak, “şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz” dediği Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatmak (ilelebet payidar kılmak) olduğunu biliyoruz.

Özdemir Asaf “Gerçek değer, gelmesi boşluk dolduran değil, gitmesi boşluk yaratandır.” diyor. Atatürk’ü yitirdiğimiz günden bu yana yazık ki, gidişiyle yarattığı büyük boşluğu dolduramadık.

Kimileri O’nun ışıklı yolunda yürüdüğünü söylerken kimileri de büyük görünecekleri zannıyla ilkelerine, devrimlerine, eserlerine, kişiliğine, aziz anısına pervasızca saldırdılar. Her saldırı, saldıranları küçültürken Atatürk’ü daha da büyüterek ulusu birleştirdi. Kimi aymazlar ise, halk düşmanı politikalarını Atatürk maskesiyle gizlemeye çalıştılar. Ancak, Atatürk gibi giyinmek, O’nun gibi tren pencerelerinde poz vermek vb. zavallı girişimleri, Atatürk Cumhuriyeti’ne ve Aydınlanma Devrimlerine ağır darbeler indiren bu gibilerin maskelerini daha kolay düşürdü.

HER KOŞULDA MECLİSE GÜVENEN BAŞKOMUTAN

Atatürk, parlak bir asker olduğu ölçüde, tarihle, özellikle dünya tarihiyle çok ilgili bir kurmaydı. Sürekli okuyor, kendini geliştiriyor, düşüncelerini olgunlaştırıyordu. Büyük Fransız Devrimi’ni özümsemişti. 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti’nin en zorlu cephelerinde başarılar kazanmış, Çanakkale’de adını dünya savaş tarihine yazdırmıştı. Savaştan yenik çıkan Osmanlı ülkesinin emperyalist devletlerce yağmalanmaya başlaması üzerine İstanbul’da kaldığı yaklaşık 6 ay (AS: 13 Kasım 1918 – 16 Mayıs 1919), tasarladığı Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın plan ve kadro hazırlıklarını yaptıktan sonra Samsun’a hareket etmişti. İlk iş olarak dağıtılmış ordu yerine yeni bir ordu kurmaya değil, kurtuluşu yönetecek bir Milli Meclis oluşturmak için kongrelerle milletin azim ve kararını harekete geçirmeye girişti. Erzurum ve Sivas Kongreleri yanında yurdun her yerinde yerel kongreler yapılmasını sağladı. Bu arada İstanbul’da toplanacak Meclis-i Mebusan’da etkin olabilmek için Erzurum Mebusu seçildi ve arkadaşlarından kendisini Meclis Başkanı seçmelerini istedi. Tıpkı İşgal altındaki İstanbul’da uzun süre çalışamayacağını ve dağıtılacağını öngörerek Meclis-i Mebusan’ın Anadolu’da toplanması gerektiğini söyleyip kabul ettiremediği gibi, dağıtıldığında Ankara’da kurtuluşu örgütleyecek bir meclisi toplantıya çağırma yetkisine sahip olmak amacıyla dillendirdiği bu isteği de gerçekleştirilemedi.

Arkadaşları O’nu meclis Başkanı seçtiremediler ancak, Misak-ı Milli kararlarını kabul ettirmeyi başardılar. Kısa süre sonra öngörüsü gerçekleşti ve Meclis-i Mebusan işgalci İngilizlerce 16 Mart 1920 günü basılarak dağıtıldı, mebusların önemli bir kesimi tutuklanıp Malta’ya sürüldü. Bunun üzerine bir yandan misilleme olarak Yarbay Ravlinson dahil Anadolu’daki birçok İngiliz subayını tutuklatan Mustafa Kemal, bir yandan da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla derhal harekete geçerek Milli Meclis’ini Ankara’da toplamak üzere eksilen mebusların yerine yenilerinin seçilmesini isteyecek, kalan ve yeni seçilen 324 mebusun ulaşım güçlüklerini aşıp Ankara’ya gelebilen 115’i ile de 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni açacaktı. Artık kurtuluşun ve savaşın meşruiluk zemini Ulusal Meclis olacak, Milli Mücadele bu meclise dayanılarak yönetilecekti. Yani Atatürk önce Ulusal istencin yansıyacağı meclisi, sonra da savaşacak orduyu örgütlüyor, meclisin adını Büyük Millet Meclisi, ordunun adını da Büyük Millet Meclisi Orduları olarak belirliyordu. Yakın tarihte, Atatürk maskeli sözde askerler demokrasi(!) adına meclis kapatırken Atatürk kutsal savaşını, her türlü muhalefete rağmen Meclise dayanarak kazanacaktı.

ANTİEMPERYALİST – ANTİKAPİTALİST DEVLET ADAMI

Mustafa Kemal Paşa kurtuluşun; ideolojik bir temel, bu ideolojiyi kararlılıkla uygulayacak bir önderlik ve duyurup yayacak bir yayın organı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini çok iyi biliyordu. Bu nedenle, Ankara’ya geldiği 27 Aralık 1919’dan itibaren (başlayarak) bir yayın organına sahip olma çabası içine girdi ve 10 Ocak 1920’de Hakimiyet-i Milliye gazetesini çıkardı. Kurtuluşun ve devrimin ideolojisi bu gazetede inşa edilecek, özellikle emperyalizme ve kapitalizme çok net vuruşlar yapılacaktı. Örneğin Atatürk’ün 1 Aralık 1921 tarihli “Biz, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmayı uygun gören bir mesleği izleyen insanlarız.” demeci gazetenin manşetindeydi.

Atatürk, 1935 yılında yapılan CHP 4. Kurultayındaki “Bizim 19 Mayıs 1919’dan bugüne kadar yaptıklarımızın, Türk Devrimi’nin ve yalnız birkaç yıl için değil, geleceği de kapsayan tasarlarımızın esası KEMALİZM prensipleridir” sözleriyle de, ideolojisini tanımlıyor, adını koyuyordu.

EZİLEN ULUSLARIN DA UMUDU 

Mustafa Kemal Paşa salt Türk Ulusunun değil, bütün mazlumlar dünyasının da umudu ve önderiydi. Ulusal Kurtuluş Savaşına başlarken zafere ulaşacağına ne denli inanıyorsa, ezilen ulusların bağımsızlık ve özgürlüklerine kavuşacağına da o denli inanıyor, bunu her fırsatta dile getiriyordu.

Daha 1922’de bu davayı gerçekleştirmekle yeni bir tarih yapılacağını duyuruyor ve diyordu ki :

“Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün Şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Şark milletleriyle birlikte yürüyeceğinden emindir.”

Keza, Mısır Büyükelçisi ile elçilik bahçesinde sabaha dek süren 27 Mart 1933 tarihli sohbetinde ise şu tarihi sözleri söyleyecekti:

“Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hâkim olacaktır.”

300 YILI 15 YILA SIĞDIRAN BÜYÜK DEVRİMCİ

Mustafa Kemal Atatürk, Ulusal Kurtuluş Savaşını zafere ulaştırdıktan hemen sonra hızla devrimlere girişti. İlk büyük devrimini zaferin üzerinden 6 hafta geçmeden, 1 Kasım 1922’de Saltanat’ın kaldırılmasıyla yaptı. Cumhuriyet’in ilanının ardından da, başta Öğretim Birliği Yasası ve Halifeliğin Kaldırılması olmak üzere Kılık Kıyafet Devrimi, Medeni Yasa, Uluslararası Takvim ve Ölçü Birimlerine geçiş, Harf Devrimi, Dil Devrimi, Üniversite Reformu, büyük tarım ve sanayi atılımı, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi ve öbürleri aralıksız sürdü. En önemlisi de, gerçekte 1920’den beri devletin yazılı olmayan temel niteliği olan Laiklik, 1937’de Anayasaya kondu.

15 yıl süren Cumhurbaşkanlığı dönemine, başka ulusların kan revan içinde yüzyıllara sığdıramadığı devrimleri sığdırdı. Bu devrimlerle çağ atlattığı Ulusunu diline, tarihine, kültürüne kavuşturdu, kula kulluk etmekten kurtarıp özgür yurttaşlar olmalarını sağladı. Devlet yönetiminde namus ve yaraşırlığı (liyakatı), hukuk ve adaleti, akıl ve bilimi egemen kıldı. Bugün zoraki “Mustafa Kemal” deyip, bir türlü “Atatürk” diyemeyenlerin hemen tümünün kabullenemedikleri işte bu “Devrimci Atatürktür.

SAVAŞTIĞI DÜŞMANLAR BİLE SAYGIYLA ANARKEN

Atatürk yaşamı boyunca temel olarak emperyalistler ve piyonları ile savaştı. Yazgılarını emperyalizm ile birleştirmiş dahili bedhahlarla (içte işbirlikçi hainlerle) hem Ulusal Kurtuluş Savaşı hem de devrimler sürecinde mücadele etti. Atatürk’ün yenilgiye uğrattığı emperyalist devletlerin temsilcileri zaferden sonra, sonsuzluğa göçüşünün ardından ve hâlâ büyük önderden saygı ve övgü ile söz eder, Birleşmiş Milletler oybirliği ile doğumunun 100. yılı 1981’i “Atatürk Yılı” olarak kabul ederken, Laik Cumhuriyet düşmanı gericiler her fırsatta Atatürk’e ve mücadelesine hakaret ve saldırılarda bulundular, bulunuyorlar. Bunların “Deccal”, “İki Ayyaş ”, “Keşke Yunan kazansaydı”, “Kafir” ve benzeri pek çok talihsiz ve hadsiz söylemlerine karşın, en önemli rakiplerinden biri olan, istifa etmesine ve siyasal yaşamdan 20 yıl uzak kalmasına neden olduğu Winston Churchill O’nu şu sözlerle uğurlamıştır:

“Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk milletini yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük yitiktir. Her sınıf halkın O’nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye’nin Ata’sına değer bir görünümden başka bir şey değildir.”

Büyük Zafer’den 12 yıl sonra, 1934’te, Yunanistan başbakanı Eleftherios Venizelos’un Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday göstermesi ise, dünya tarihinde benzeri bir daha kolay kolay görülmeyecek bir olaydır.

Atatürk yalnızca Türk Ulusu için değil, dünyanın dünü, bugünü ve yarını açısından da değeri her geçen gün daha iyi anlaşılan büyük bir önderdir. Saldıranlar cüceleşirken O, yokluğunda büyümekte, tarifsiz özlenmektedir. Milyonlarca yurttaşımızın her fırsatta akın akın Anıtkabir’e koşmaları, komşumuz İran’da kadınların yükselttiği “Tek yol Atatürk” çığlıkları, Irak’tan duyulan “Bir Atatürk’ümüz olmadığı için bu haldeyiz” hayıflanmaları boşuna değildir. O denli ki; her fırsatta Atatürk’e hakaret etmeyi hüner bilenler bile başları sıkıştığında boydan boya Atatürk posterlerinden medet ummak, Lozan’a “Hezimet” deyip Montrö’den bir imza ile çıkılabileceğini söyleyenler, dönüp dolaşıp Lozan’a, Montrö’ye sarılmak, O’nun 86 yıl önceden Karadeniz’i kan gölüne dönmekten, Dünyayı 3. Dünya Savaşına sürüklenmekten kurtaran dehasına şapka çıkarmak zorunda kalmaktadırlar.

ÇARE YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ !

Değerlerinden, devrimlerinden, birliğinden ve özgüveninden yoksun bırakmak için iç ve dış olumsuz güçlerin onyıllardır elbirliğiyle çabaladıkları Türk Ulusu, hiç kuşkusuz Atatürk’ün akıl ve bilim yolunda aydınlık geleceğine güvenle yürüyecektir.

Atatürk’ü anlamayı, ilke, devrim ve yapıtlarını koruyup yaşatmayı varlık nedeni ve temel görevi sayan Atatürkçü Düşünce Derneği, ülkemizin acil gereksinimi olduğunu düşündüğü devlet yönetim anlayışını 23 Nisan 2022’de yayınladığı YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ MANİFESTOSU ile duyurmuştur.

Tarihin en büyük devrimcisi Atatürk’ü;

Aramızdan bedeniyle ayrılışının 84. yılında özlem ve minnetle anarken, O’nun da isteği olduğu inancıyla, bir kez daha siyaset kurumunu Yeniden Atatürk Cumhuriyeti hedefine yönelmeye, Aziz Milletimizi de bu hedefe sahip çıkmaya çağırıyoruz.

RUHUN ŞAD OLSUN BÜYÜK ATATÜRK !
TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR !

Saygılarımızla.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

ADD’den Amiraller Davası basın açıklaması

                                                                                  BASINA ve KAMUOYUNA

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluş Antlaşması Lozan’ın tamamlayıcısı, Atatürk dehası ürünü, Anadolu-Trakya Kilidi, 86 yıl sonra Karadeniz’i kan deryası olmaktan ve dünyayı 3. Dünya Savaşından esirgeyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni savundukları, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki tarikat yapılanmalarına karşı çıktıkları için “Darbeye Teşebbüs” gibi akıl almaz bir suçlama ile yargılanmakta olan yurtsever Amirallerimizden on ikisi için rütbelerinin sökülmesi ve hapis cezası istenmesini kabul edilemez buluyor, Bağımsız Türk Yargısı’nın haklarını teslim edeceğine ve yargılamanın beraatla sonuçlanacağına inanıyoruz.

Büyük Atatürk’ün Gençliğe Hitabe‘sinden aldıkları görev ve uzmanlıklarının yüklediği sorumluluk bilinciyle;

– Ulusal Bağımsızlığımızı,
– Boğazlar ve denizlerimizdeki egemenlik haklarımızı,
– Vatanımız ve Milletimiz ’in bölünmez bütünlüğünü savunan,
– Ordumuza siyaset sokulmasının, tarikat – cemaat yapılanmalarına göz yumulmasının felaketli sonuçlarına dikkat çeken,

aralarında Genel Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Türker Ertürk’ün de olduğu değerli komutanlarımızın suçsuz olduklarını biliyor, özellikle Rusya – Ukrayna Savaşının yaşanmışlıkları dikkate alındığında -yargılanmak bir yana- kendilerine teşekkür edilmesi gerektiğini düşünüyor ve her koşulda yanlarında olduğumuzu kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz. 08.10.2022

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

 

 

 

 

 

 

 

 

CUMHURİYETİN SAĞLIK POLİTİKALARI ve NEO-LİBERAL ÇIKMAZ

Dostlar,

Dün akşam (14 Mart 2022) ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Merkezi Eğitim Kurulu’nun düzenlediği bir sanal açıkoturuma çağrılı idik. Düzenleyici, ADD  GYK (Genel Yönetim Kurulu) üyesi ve Eğitim Kurulu Başkanı Sn. Prof. Dr. Bige SÜKAN idi. Yine ADD GYK üyesi ve Gn. Skr. Yrd. Sn. Dr. Arif Güvenir (Aile Hekimi) öbür konuşmacıydı. Zoom ortamında yayınladı, youtube’a da yüklendi. Konumuz şuydu :

  • CUMHURİYETİN SAĞLIK POLİTİKALARI ve NEO-LİBERAL ÇIKMAZ


Dr. Güvenir, Cumhuriyetimizin kuruluşundan alarak 1970’lere dek gelişmeleri yaklaşık 40 dakikada yansılarla özetledi ve yaratılan destanı sergiledi. Gerçekten de Kurtuluş – Bağımsızlık Savaşı ardından Anadolu tam bir yıkıntı (harabe) durumdaydı. 12 milyon dolayında hasta, yaşlı, gençleri – erkekleri kırılmış, sanayileşememiş, din – tarım imparatorluğu artığı yoksul ve eğitimsiz bir kitle söz konusuydu. Bulaşıcı hastalıklar deyim yerinde ise “kol geziyordu”..

  • Batı yazınında, bu topluluğa “Kılıç artığı” denmekteydi.

Büyük ATATÜRK ve Cumhuriyet Devrimcileri pes etmediler ve onca yokluklar içinde gerçek anlamda bir tansık (mucize) yarattılar, tarihte tektir ve örnektir. Dr. Güvenir tam da bu destanı sundu. Yansıları görmek için lütfen tıklayınız :

Biz Tıbbiyelilerin ve sağlık emekçilerinin Mustafa Kemal Paşa, Dr. Refik Saydam… ve elleri öpülesi kahramanlar önderliğinde Türk Devrimine katkımızdır.

Tıbbiye (1827), Harbiye (1834) ve Mülkiye (1859) ülkemizin çelikten Aydınlanma sacayağıdır.

Biz de 1970’lerden alarak, küresel kapitalist sistemin tükenmeyen dönemsel bunalımları bağlamında 1980’ler başında başlaltılan KüreseleşTİRme = Yeni emperyalizmi ve onun  yeni yetme ideolojisi Neo-Liberalizmin özellikle sağlıkta ülkemizi sürüklediği çıkmazı sunduk. Çıkış önerilerimiz paylaştık (yaklaşık 45 dk.) Ardından 1 saate yakın canlı bir tartışma – katkı süreci yaşandı.

ADD yönetimini bu çabaları için kutlar, bizlere görev verdikleri için teşekkür ederiz.

Youtube kaydını izlemek için lütfen tıklayıınz…

https://youtu.be/cQHecOjxKkg

İzlenmesini, paylaşılmasını ve gereğinin yapılmasını dikeriz.

Unutulmasın                             :

  • Sağlık haktır meta değildir; bizler de müşteri değil,
    sağlık hizmetlerini doğuştan kazanan saygın ve onurlu insanlarız..

Ve;

  • “Sağlık hizmetleri, Devlet olma savındaki siyasal kuruluşların EN BİRİNCİ görevidir.” 

  • Kendine Devrimin ve Devrimciliğin çeşitli ve yaşamsal görevler verdiği Türk vatandaşının sağlığı ve sağlamlığı, her zaman üzerinde dikkatle durulacak m1illi davamızdır. Çünkü Cumhuriyet; düşünsel, bilimsel ve bedensel bakımdan güçlü ve yüksek düzeyli koruyucular ister.” 
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK (TBMM açış konuşmasından, 1935)

Sevgi ve saygı ile. 15 Mart 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

Konferans : İKLİM, ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ

Dostlar,

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Bilim Kurulu Başkanı Sn. Prof. Dr. D. Ali ERCAN, 3 Şubat 2022 gecesi zoom ortamında bir konferans gerçekleştirdi. Konu,

  • İKLİM, ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ idi..

    Çevre kirlenmesi ve türev sonuçları alarm vermeye başladı.
  • Salgın hastalıklar,
  • açlık,
  • artan yoksulluk,
  • çevresel hastalıklar,
  • İKLİM FACİASI… başlıca başlıklar..

Unutulmasın, Covid-19 bir çevresel hastalıktır, çevrenin hoyratça kirletilmesinin ürünüdür.

Prof. Ercan bir doğa bilimci, Çekirdek Fiziği uzmanı. Çok kapsamlı sunumu yetkinlikle gerçekleştirdi. 117 yansının paylaşılmasının ardından soru ve katkılarla 3 saati buldu. Youtube ya da ADD web ortamında paylaşmaya çalışacağız.

Yansıları izlemek için lütfen tıklayınız :  İKLİM ve ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ

Sevgi ve saygı ile. 04 Şubat 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

ADD’den kitap : Covid 19 Süreci ” Değişen Yaşamlarımız ve Toplumsal Değerlerimiz “

Dostlar,

Bizim de uzun yılar her basamağında hizmet ettiğimiz, 2004-2006 dönemi Genel Başkan Yardımcılığını üstlendiğimiz ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Merkezi, COVID-19 sürecinde bir kitapçık yayınladı :

Covid 19 Süreci ” Değişen Yaşamlarımız ve Toplumsal Değerlerimiz “

36 sayfalık bu kitapçığın 5-9. sayfaları arasında ilk yazı bize ait :

KORONA SALGINI SEYİR DEFTERİ 59. GÜN:
NE YAPMALI ?

Söz konusu yazımızı web sitemizde daha önce yayınlamıştık..
Şu adres tıklanarak erişilebilir :
http://ahmetsaltik.net/2020/05/08/korona-salgini-seyir-defteri-59-gun-ne-yapmali/

Kitapçığın internet erişim adreslerimi önümüzdeki günlerde paylaşacağız..

Sanırız ADD’den sağlanabilir..

Kitapçık için bizden makale isteyen ADD Gn. Yazmanı (Sekreteri) Sn. Ersan Petekkaya’ya ve yayında emeği geçen herkese teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 11 Haziran 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

KORONA SALGININ TÜRKİYE SEYİR DEFTERİ..

KORONA SALGININ TÜRKİYE SEYİR DEFTERİ..

19 Nisan 2020, saat 23:53

1. Salgın iyi yönetilemiyor, hasta (86 bin +) ve ölüm sayıları (2017!) hızla tırmanıyor; S. Bakanı ise artma eğiliminin yavaşladığından söz edebiliyor!?
2. 10 Nisan 2020 gecesi faciasının 58 dolayında fazladan ölüme 25 bin+ ek hastaya yol açacağını, bu artışın yarısının 1. hafta sonunda görüleceğini, kalanının 2. haftaya yayılacağını TV’lerde öngörmüştük.
3. Dün İran’ı geçmiştik, bu gün Çin’i de geçtik, 3. sıradayız toplam olgu sayısı bakımından! Bunları da öncesinde TV’lerde öngörmüştük.
4. “Piknik karantinaları“nın beklenen yararı sağlamayacağını paylaşmıştık yine TV’lerde, sonuçları acıyla görüyoruz..
5. DSÖ Türkiye temsilcisine şöyle ya da böyle demeç verdirilebilir, verdirildi ama DSÖ Avrupa Bölge Bşk. ciddi uyarı yaptı İtalya ve Türkiye’ye..
6. Hürriyet’ten bir köşe yazarı bu gün adımızı vermeden sataşmış epeyice, dispepsi ciddi.. söylediklerimiz acıtıyor; halkta algı yönetimi sürsün isteniyor; saptamalarımız – önerilerimizle yüzleşme nerede?
7. En az 14 günlük tam “lock down” için her geçen gün 3,2 milyar $ mali yük biniyor. Son 3 gündür her gün gecikme ulusal gelirden %0,4 daha fazlasını götürüyor. (Yıl sonunda 800 milyar $ GSMH beklentisiyle; 3 gün önce ilan edilse idi %7,8 bedel, dün %8,2, bu gün %8,6.. Yarın??? Artan hasta ve ölümlere ek ne yazık ki..)
8. Test tekniğinde / güvenilirliğinde bir iyileşme yok.
9. Bereket OH klorokin + kombinasyonlar işe yaradı! Yaramayabilirdi de..
10. Önümüzdeki hafta da böyle 100+ ölüm / gün giderse, -ki gidebileceği kaygısı içindeyiz- Ülkeyi 14 günü kapatmayı artık ciddi ciddi düşünebilirler, düşünmeliler.
11. Bu gün Cumhuriyet 2. sayfada Dr. Ceyhun İrgil bizi epey şımartmış..
12. 1 düzine saptama yeter sanırız.. 12 “kutsal” (!) sayı imiş..

İşimiz rastgele..
****
NE YAPMALI??

1. Bilim kurulu kararları her akşam resmen açıklansın.
2. İktidar bu önerileri uygulama / kısmen uygulama – uygulamama gerekçelerini açıklasın.
3. Hızla, 1 hafta içinde bir antikor taraması (sero-prevalans çalışması) yapılsın Türkiye’yi temsil edecek büyüklük ve bileşimde bir örneklemde. Toplum bağışıklığı (herd immunity) düzeyi ortaya konsun. Bu hız (rate) diyelim ki % 10 ise, 88 milyon nüfus X.10 = 8,8 milyon insanın bulaşlı olduğunu gösterir. Toplum bağışıklığı bakımından 11 Mart’tan bu yana 40 günde geldiğimiz yeri saptar. Salgın yönetim stratejisinde iktidarın bir dayanağı, umudu da bu. Yani bir yandan bulaş toplumda yayılsın, zaten %80-85’i ayakta – belirtisiz – hastaneye başvurmadan geçiriyor, hastanelere başvuran %15’i nasılsa göğüslerim, zamana yayarım, toplumda bağışıklık oranı hızla yükselir ve salgın eğrisi inişe geçer beklentisi.. Önümüzü görürüz böylesi bir sero-prevalans çalışmasıyla.. %50-60 toplum bağışıklığını bekleyecek gücümüz var mı, daha ne denli zaman gerek, daha ne denli insan ölecek… bunu kestirebiliriz.
3. Aktif sürveyansı bir kez daha anımsayalım; çoooooooook olgu var toplumda ve habire hastanelik vaka oluşuyor; Ro 4,1’in üzerinde. Aktif sürveyans yapmadan bunca hasta birikimini eritmek çok zaman alır ve bedeli çok yüksek olur. Almanya’da 83 m nüfus için test sayısı bizim 3 katımız, nüfusumuzun 5 m fazla olmasına karşın.
5. S. Bakanı çaresiz / iki arada bir derede.. Artış eğiliminde azalma var.. derken İran ve Çin’i geçtik ve ölüm  / gün sayıları 120’leri aştı.. Şakası yok; her gün RESMEN 120+ masum insan ölüyor! Oysa bu ölümler ciddi oranda azaltılabilir, engellenebilirdi; öyle olmalıydı!
6. Hafta sonları gündüz saatlerinde 2 gün, arka arkaya 2-3 hafta kapı kapı dolaşıp test örneği alınsa idi, -ki 3-4 haftadır çığlık çığlığa söylüyoruz- şimdi tepeyi görmüştük, platoyu yakalayabilirdik. 2000 yılı öncesi nüfus sayımlarında olduğu gibi halkımıza hafta sonu gündüz evde kalması rica edilir, birkaç milyon insandan test örneği alınabilirdi.. Almanya şu günlerde trafikte arabanın içindeki insanlardan test örneği alıyor.. Çok sayıda mobil test alma birimleri var… 1,7 milyonu aştılar test sayısında.
7. Muhalefetten “TIK” yok.. ancak biz de yalnız değiliz. Tıp eğitimi aldığımız HÜTF ve İÜTF 77 gurubumuz hep bizimle. Binlerce mezunumuz hekimlerimiz de, sayısız meslektaşlarımız da.. üyesi olduğumuz TTB de, üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği de, üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ de, üyesi olduğumuz ADD de, üyesi olduğumuz HASUDER de (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği), yurtsever basın da..
8. İktidarın söylemlerimizi, önerilerimizi dinlediğini biliyor ve görüyoruz; ancak kendi fikirleri imiş gibi sunarak ve epey gecikme ile uyguluyorlar; yazık oluyor.
9. Bilim Kurulu üyesi meslektaşlarımızın da önerileri dikkat izlediklerini biliyoruz ancak iktidar onları kullanabilir; TV’lerde üstü kapalı anımsattık. Yarın iktidar, “Bilim Kurulu ne dediyse biz onu yaptık..” deyip acı bir fatura kesmesin bu değerli meslektaşlarımıza.. Danışmanlığın da bir sınırı olmalı..
10. İktidardan SAYDAM yönetim istenmeli.. Salgın verilerini ayrıntılı yayınlamalılar webde ve sürekli güncelleyerek.. Günde en az 2 kez..
11. Kriz yönetim merkezi kurulmalı.. Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında; orada tarım, turizm, istihdam, yoksulluk….. uzman kurullar somut çözümler üretmeli. Tıp Bilim kurulu sürmeli; sağlık sisteminin 1. Basamağı bu süreçte özellikle ve hızla güçlendirilmeli. Refik  Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü aynı adla yeniden açılmalı ve BSL4 Viroloji Laboratuvarı kurulmalı..
12. Öneri sayısı da 12 oldu… biz bu gün 12’ye takıldık galiba (!)..
*****

Umudu elden bırakmamalı, zaman iktidarı köşeye sıkıştırıyor; aşacağız bu bunalımı da..
Bu ay sonu, Mayıs ortası tepeyi görürüz sanırız (çok sınırlı bilgi ile öngörümüz)..
Yavaş yavaş normalleşiriz izleyen aylarda..
Aşı ve yeni ilaç umudumuz da var.
Hiçbir şey yapmasak çoooooooooooook kurban vererek toplum bağışıklığı % 50-60’ı aştığında yangın gene sönme evresine girer 2-3 ayda.

Sonbaharda okullarımızı açabiliriz, epey normalleşmiş oluruz..

Dayan ha dayan Türkiye’m; ama salgın yönetimi de yukarıdan beri yazageldiklerimizi, 23 Mart’tan bu yana 30’a varan TV programlarında aktarageldiklerimizi dikkate almalı..

Not : Zonguldak valisi mutlaka görevden alınmalı ve disiplin cezasına çarptırılmalı..

Sevgi ve saygı ile. 19 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İNGİLİZ SAVAŞ GEMİLERİ GELDİKLERİİ GİBİ GİDERLER: MUSTAFA KEMAL

İNGİLİZ SAVAŞ GEMİLERİ GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER: MUSTAFA KEMAL

Dr. Ali Nejat ÖLÇEN

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Hiçbir Batı ülkesinde bizdeki kadar nankör, art niyetli ve alçak kişiler yetişmemiştir. AKP iktidarının bu tür insanların ortaya çıkmasına neden olan davranış ve kararları bir gün tarihin çöplüğünde yok olup gidecektir.
Kendi yakın tarihini öğrenmeye bile gereksinim duymayan böylesi nankör ve alçakların kişilerin ortaya çıkılının nedenleri, bir gün Sosyal Psikoloji’nin gündeminde yer alacaktır elbet.

Bir İngiliz yazarın yıllar sonra yazdıklarını kaynak göstererek 14 Kasım 1918 tarihinde “İngilizlerden görev isteğinde bulunduğu”nu doğruymuş gibi nasıl ileri sürebilirler anlamak olanak dışıdır. Onların zihinlerini çarpıtan psikolojik olguyu, uzmanlar inceleyerek yorumlayabilmelidirler. Böylesi çarpıklaşan zihin nasıl oluşabilir, hangi kanı ve sanılardan etkilenebilir ve bu denli gerçek dışı zanlara nasıl ulaşılabilinir. Öyle umuyoruz ki 21. yüzyılda bu alanı psikoloji bilimine kazandıracak bir Sigmund Freud (1856-1939) ülkemizde yetişebilmelidir. Bu kişilerin “nervous disorders”ini yaratan olayların  “hysteria”sı incelenmelidir. Ve belki de bu inceleme sonucunda AKP kadrolarının  “nervous disorders”lerinin yorumu ortaya çıkacaktır.

Şimdi kim olduğu kimsenin ilgisini çekmeyen İngiliz yazarı, 14 Kasım 1918 günü Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Boğazında demir atan ülkesinin donanmasını gördüğünde acaba merak edip öğrenmek amacıyla O’na soru yöneltti mi? Yönetseydi acaba ne yanıtı alacaktı:

  • Geldikleri gibi gideceklerdir, yanıtını alacaktı.İşte geldikleri gibi gittiler. (Kaynak: Türk İstiklâl Harbi, s. 80. Selahattin Tansel, Mondoros’tan Mudanya’ya Kadar, MEB, 1991, s. 75) Ve o İngiliz yazar, 1 Kasım 1918’de Mustafa Kemal’in Ali Fethi (Okyar) ile Minber gazetesini çıkarmaya başladıklarını acaba biliyor mu:

Ve İstanbul’da demir atan İngiliz ve Yunan savaş gemilerinin nasıl ve kimin öncülüğünde ülkelerine geri döndüklerini öğrendi mi? Ve Çanakkale’den Anadolu’ya ulaşacağını sanan  komutan Churchill, ”Can çekişen bir İmparatorluk içinden çıkan bir kahraman, bir milletin varlığını meydana koydu..” diyebilmişti.

Ülkemizdeki nankör, ard niyetli ve alçak yaratıklar Churchill bu sözlerini işiterek acaba utanç duyacaklar mı? Osmanlıcılıkçılar o can çekişen devleti mi yeniden yaratacaklarını sanıyorlar? Mustafa Kemal Atatürk’ün yoktan var ettiği Cumhuriyetinin ve Devrimlerinin koruyucuları varken Osmancılığı tarihin çöplüğünden çıkarmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Böyle biline. (17.8.2017)
===========================================
Dostlar,

Sayın Ali Nejat Ölçen Cumhuriyetimizden yaşça büyüktür. 95’i bulmuştur!
İTÜ mezunu mühendis, Ekonomi doktoralı (Sağlık Ekonomisi tezli) politikacı ve eski CHP milletvekilidir. Tam katıksız bir Cumhuriyet aydını ve Mustafa Kemal ATATÜRK sevdalısıdır.
Kendisi ile geçmişte ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Yönetim Kurulunda birlikte çalışmaktan mutluluk duyuyoruz..

Milletvekillerine tanınan kıyak emeklilik ödemesini etik bulmayıp, hak etmediğini düşünerek, iade etme yolu da olmadığından, yaklaşık 20 yıldır ‘‘TÜRKİYE SORUNLARI” başlıklı kitapçığı 2 ayda bir çıkararak ücretsiz dağıtmaktadır. Dileyen, www.olcen.net web sitesinden kendisine erişerek, bu değerli çalışmanın kendisinde de gönderilmesini isteyebilir.. En son 115. sayı Mart 2017’de web sitesinde yüklüdür. (Kimi sayılarda biz de yazdık…)

Sayın Dr. Ali Nekat Ölçen büyüğümüze ülkemize kattıkları ve katacakları için şükran borçluyuz..  Yazdığı kitaplar sayıca 10’a yaklaşıyor.. O’nu okumak ve tanımak gerek..
Kendisine, aydınlık üretimini sürdürecek nice sağlıklı yıllar dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 17 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ADD Kadıköy Şubesi Önceki Başkanlarından E. Dnz. Albay Coşkun Gürel’den özlü ileti

ADD Kadıköy Şubesi Önceki Başkanlarından
E. Dnz. Albay Sayın Coşkun Gürel’den özlü ileti ve çağrışımları

E. Dnz. Albay Coşku GÜREL
ADD Kadıköy Şubesi Önceki Başkanlarından

1980 DARBESİ ÖNCESİNDE GENÇLERİMİZİ KARŞILIKLI İNFAZ EYLEMLERİ VARDI. ONUN DIŞINDA NE BÖYLE KATLİAM OLAYLARI YAŞANIYORDU, NE DE ÖRNEĞİN TAKSİM’E YÜRÜMEYİ ENGELLEME GİBİ BİR GİRİŞİM VARDI.

YARALI ve ÖLÜLERİN, ÇOCUKLARIN ÜZERİNE GAZ FİŞEĞİ ATMAK,
ZEHİRLİ SU SIKMAK, OLASIYA DARP ETMEK GİBİ POLİSİYE ÖNLEMLERE DE RASTLANMIYORDU.

ÜLKEMİZİN BİR BÖLGESİNDE ŞİMDİLERDE SÜRDÜRÜLEN KALKIŞMA, SALDIRI, KIYIM, VAHŞET, YANİ KISACA BİR SAVAŞ DURUMU DA YOKTU.

YALNIZCA BİRİBİRLERİYLE UYGARCA GÖRÜŞÜP GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMAYA YANAŞMAYAN SİYASİLERİN KÖR İNADI VARDI.

BU KONU AŞILSAYDI DARBE OLMAYACAKTI. BİR DE ŞİMDİYE BAKILINCA;

DURMAK BİLMEYEN ŞİDDET, BOMBALARLA, FİŞEKLERLE, GAZLARLA
TELEF EDİLEN YÜZLERCE YURTTAŞ, SOKAĞA ÇIKMAYI KORKULACAK BİR DURUMA GETİRMEYİ BAŞARAN HASTALIKLI BİR YÖNETİM ANLAYIŞI,
İLKEL KAFALARIN ELİNE BIRAKILAN EĞİTİM, SAĞLIK, EKONOMİ, İÇ VE
DIŞ SİYASET İLE HER YANI SARAN ÖBÜR,
YERİNE GÖRE ÖLÜMCÜL SORUNLAR, SORUNLAR, SORUNLAR..

BÜTÜN BUNLARI ÖNLEMEKTE DURAKSAMAYI DEMOKRASİ SAYAN BİR ALGI..

YAZIKLAR OLSUN..

11 Ekim 2015, Kadıköy..

=====================================

Dostlar,

E. Dnz. Albay Coşku GÜREL,  80’leri bulup geçen yaşına karşın ülkesi için hala kafa yormakta.. O bir Cumhuriyet aydını, emekli deniz albayı..
Son nefesine dek de hattı müdafa yoktur sathı müdafsa vardır anlayışı ile
bulunduğu noktadan kutsal emanet ATATÜRK Cumhuriyeti‘ne kol kanat germeyi sürdürecek..

O’nunla ve Kadıköy ADD şubesindeki uyumlu – özverili takımı (ekibi) ile, çok başarılı
Şube Başkanlığı döneminde pek çok AYDINLANMA etkinliğine imza attık..

– ADD’nin İşlevi ve Tarihsel Sorumluluğu, Kadıköy ADD Genel Kurulu, 09.12.2001
Savaş ve Halk Sağlığı, Kadıköy CHP İstanbul İl Örgütü, 01.04.2003
– Küreselleşme ve Türkiye’nin Geleceği, Kadıköy ADD, 31.05.2003
Sosyal Devlet ve Sağlık Politikaları, Kadıköy ADD (Aydınlanma Konf.), 19.02.2005
– Emperyalizm Cumhuriyet’imizden Ne İstiyor? Kadıköy Belediyesi ve ADD, 24.10.2005
Günümüz Koşullarında Atatürkü Anlamak ve Atatürkçü Olmak,
Kadıköy ADD, 11.03.2006
– Küresel Emperyalizm Türkiye’den Ne İstiyor? Kadıköy ADD, 27.05.2006
– Emperyalist Kuşatma ve Türkiye’nin Bütünlüğü, Kadıköy ADD, İstanbul 14.10.2006
Kadıköy Anadolu Lisesinde konferans

Kayıtlarımızda yer alan çalışmalardan birkaçı..

Biz, 2000 – 2004 döneminde 2 kez, seçimle Marmara Bölgesinden sorumlu ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Yönetim Kurulu Üyeliği görevi üstlenmiştik. 90+ Şubeden sorumlu idik ve Kadıköy Şubemiz 1200’ü aşan üyesi ile cıvıl cıvıl ve bir kutup yıldızı gibi idi.

Sayın Aykut Gürhan, orta yaş üstü olmasına karşın yorulmak bilmeyen bir Şube emekçisi idi.
Sayın Birol Başaran Şubeye çok değerli bir mekan sağlamıştı, kumpaslarda hapis yatırıldı..
Şimdi çok parlak birer öğretim üyesi olan Deniz Tansi, Barış Doster.. henüz asistan idiler. Kumpas davaların başarılı ceza avukatı Hüseyin Ersöz hukuk öğrencisi idi….

Kadıköy ADD, Büyük ATATÜRK’ün kadim SÖYLEVİ‘ni, Devlet Başkanı – Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa‘nın TBMM’de okuduğu 15-20 Ekim 1927 günlerinde
(Büyük Millet Meclisi binasında toplanan CHP kurultayında, 20 Ekim 1927 günü akşamına dek otuz altı saat süreyle) Kadıköy’de yineliyordu.. Gönüllüler, 36 saat boyunca eş zamanlı olarak 15-20 Ekim günlerinde SÖYLEV’i Kadıköy’de onyıllar sonra yeniden seslendirmişlerdi ve çok etkileyici bir sosyal psikolojik iklim oluşmuştu.

Sayın Coşkun Gürel başta olmak üzere, adını andığımız ve anamadığımız tüm
Aydınlanmacı dava arakadaşlarımızı saygı ve şükranla anıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
11 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

17 Ağustos 1999 Marmara depremi kayıpları anılıyor

 

17 Ağustos 1999 Marmara depremi kayıpları anılıyor

17 Ağustos kayıpları anılıyor
Marmara Bölgesini sarsan, resmi kayıtlara göre 17480 kişinin yaşamını yitirdiği,
500 bini aşkın insanın evsiz kaldığı 17 Ağustos 1999 depreminin 16’ncı yıldönümünde, deprem kurbanları bu akşam başta Gölcük olmak üzere depremin etkilediği öbür yerleşim birimlerinde anılacak.

Depremin etkilediği yerleşim birimlerinde, büyük yıkımın 16’ncı yıldönümünde
deprem kurbanları için bu akşam anma etkinliği gerçekleştirilecek. En büyük can ve
mal yitiği meydana gelen Gölcük’teki anma etkinliği yarın saat 21.00’de Kavaklı kıyısında

gerçekleştirilecek. Yerel yöneticiler ve Kandilli Rasathanesi yetkilileri ile bilim adamlarının da katılacağı bu anma etkinliğinde, Marmara ve depremi ve olası depremler konuşulacak.
Akşam geç saatlere dek sürecek olan bu etkinliğin ardından, depremin meydana geldiği
17 Ağustos (1999) saat 03.02’de Kavaklı kıyısında deprem kurbanları anısına denize
çelenk bırakılacak.17 Ağustos 2016 Pazartesi günü ayrıca Gölcük’te Donanma Komutanlığı’nda da,
depremde yaşamını yitiren askeri ve sivil çalışanlar için de anma töreni yapılacak.

=============================================

Dostlar,

Arşivimizde aşağıdaki gibi bir not var :

“Ulusal Devlet, Bağımsızlık ve Özelleştirme”
(Panel, Değirmendere / Gölcük, 25.07.1998)

Başta Gölcük olmak üzere Marmara Bölgesini, Kocaeli’yi, Yalova’yı derinden vuran
büyük depremden (Richter ölçeğine göre 7,4 şiddetinde idi) yaklaşık 1 yıl önce..
Şirin Gölcük’te ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) adına düzenlenen bir açıkoturumda idik. Kıyıda güzelim ağaç yontular (heykeller) vardı, açıkhava müzesi gibi idi çevre.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden Prof. İzzettin Önder;
sendikacı, sonra CHP Kocaeli milletvekili İzzet Çetin ve
biz (Edirne’den gelerek, ADD Genel Merkezi adına) konuşmacılar idik.

57. Koalisyon Hükümeti (Ecevit – Yılmaz ve Bahçeli) yaygın ve hızlı özelleştirmelere zorlanıyorlardı KüreselleşTİRmeci = yeni emperyalist güçler tarafından..
Özellikle MHP’li Ulaştırma Bakanı Prof. Enis Öksüz, telefon sisteminin özelleştirilmemesi için elinden geleni yapıyordu. Sonra bu sayın Bakan istifa ettirildi ve AKP döneminde
2-3 yıllık geliri karşılığı olan 6,5 milyar Dolar’a Lübnan’lı S. Hariri’ye (Öger Grubu)
AKP – Bay RTE tarafından TV ekranlarında şovlar yapılarak peş keş çekildi (14.11.2005).

AKP döneminde Kasım 2002 – Ağustos 2015, yaklaşık 13 yılda, tutarı 60 milyar Doları aşan kamusal varlık yerli – yabancı – yandaşlara satıldı..

1998, bu yabanıl (vahşi) sürecin başlangıç – erken yıllarıydı.
Vargücümüzle “özelleştirme” sürecinin yıkıcı sonuçlarını aktarmaya çabalamıştık.

Bugün geldiğimiz yer ortada..
O güzel akşamdan 1 yıl kadar sonra da 17 Ağustos 1999, saat 03.02 – 03.47 arasını,
“45 saniyelik bir şey” i yaşadık..

Geçen 16 yılda bölgede yapı stoku epey yenilendi. Ancak bunun oranını bilemediğimiz gibi, yapı denetimini özelleştirdikten sonra ne ölçüde etkin işlediğini de bilemiyoruz.
Geçtiğimiz hafta Prof. Naci GörürCumhuriyet‘te önemli uyarılarda bulundu.
Türkiye’nin ve AKP iktidarının gündeminde deprem yok!

Bir dahaki yıkım (felaket) ne zamandır acaba?
Eldeki veriler Türkiye’de her 7 yılda büyük ölçekli bir deprem yaşandığını göstermekte.
Büyük Marmara depremine ise en çok 30 yıl olduğu kestirilmekte.

AKP iktidarı, 13 yılda Türkiye’nin bu stratejik boyut ve önemdeki sorunu karşısında
ne yaptı acaba??

Yöneticiler yine “takdir-i ilahi, kader, Allah’tan geldi…” masallarını uydurabilecekler mi?

Ya da merhum Süleyman Demirel gibi :

– ” .. ne yazık ki altımız çürük.. ne yapalım??” mı diyecekler??“Ulusal – Ülkesel Ölçekte Stratejik Deprem Plan ve Politikaları” geliştirmek ve gecikmeden uygulamak zorundayız.. Japonya’nın çooook başarılı sonuçları önümüzde..
Bu planlar Ulusal Afet Planları bütünlüğü içinde yer almalı, onların bütünleyici parçası olmalı.

Avcılar’da 6+ katlı bir binanın giriş katında oto galerisi yapılmak üzere en az 1 kolonunun kesildiğini unutmadık.. Bu bine bu yüzden çöktü ve çok sayıda masum yurttaş kurban oldu.
“Kolon kesen” caniler bu ülkenin hangi okullarında okudular?
Oraya işyeri açılma izni veren belediye görevlileri bu akıldışılığı görmediler mi?
Binanın özgün planlarına bakıp, varsa değişiklik (tadilat), karşılaştırma niçin yapılmadı?
“Kolon kesen” caniler ve orada olup biteni görmezden gelerek işyeri açma izni verenler yargılandı mı, ne ceza aldılar??

O binanın fotoğrafları saklandı mı, tarihsel ders olsun diye??
Bütün bunları kim yapacak?

“7,4 az mı geldi?” diye Gölcük Deniz Üssünde yaşanan ağır yıkım ve yitikleri alçakça
alaya alan kimi “dinci – kinci” Ordu ve insanlık düşmanı yobazlar mı,
onların iktidardaki uzantıları mı??

Sevgi ve saygı ile.
17 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com