BU ÜLKEYİ KENDİNE DÜŞMAN ETMEYİN ARTIK

Dr. CEYHUN İRGİL’DEN İKTİDARA
DUYARLILIK ÇAĞRISI :

BU ÜLKEYİ KENDİNE DÜŞMAN ETMEYİN ARTIK!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız aşağıdadır..)

CHP Bursa Milletvekili Dr. Ceyhun İrgil, “Siyasette kutuplaştırma ve ötekileştirme söylemlerinin giderek artmasından çok rahatsızım” diyerek iktidara duyarlılık çağrısında bulundu: “Bu kadar ayrıştırmadan sonra ülkenin dar ve zor zamanında bu insanları nasıl bir araya getireceksiniz? Bu ülkeyi kendine düşman etmeyin artık!”

Meclis’te bir basın toplantısı düzenleyen CHP’li İrgil, iktidar tarafından yaratılan kutuplaştırma, ötekileştirme ve düşmanlaştırmanın artık bir son bulması gerektiğini söyledi. “Bu ülkenin tamamının Cumhurbaşkanı olan kişinin ya da bu ülkenin tamamı için çalışması gereken iktidar partisinin üyelerinin söylemleri giderek daha tehlikeli boyutlara varıyor” diyen İrgil, beka sorunun olduğu bir dönemde, televizyonlar ve basın aracılığıyla kişilerin düşman gösterilmesinin çok tehlikeli olduğunu vurguladı.

HAKARET VE HAKSIZLIK

İrgil şu açıklamada bulundu:

“Vatanseverlik konusunda bu ülkede kimsenin yarışa girmesine gerek yok. Bu ülkede şu an düşmanlaştırılan veya şeytanlaştırılan bütün muhalif grupların söylediği şey, tek istediği şey daha az şehit olması. İnsanların hepsi iktidarla veya bizimle aynı fikirde olmayabilir, bu yüzden iktidar ve muhalefet var. Ama bu kadar kutuplaştırma, üstelik doğrudan hedef göstermeler asla doğru değil. Salt bu söylemlerle yapılan bir saldırı olursa bunun hesabını kim verecek! Ülkenin doktorlarının, hukukçularının, avukatlarının, sanatçılarının, aydınlarının, mühendislerinin, eczacılarının hükümetle veya tasarruflarıyla ilgili beyanlarında bu kadar düşmanlaştırma ve hedef haline getirmek bu ülkeye zarardır. Bu kadar ayrıştırmadan sonra ülkenin dar ve zor zamanında bu insanları nasıl bir araya getireceksiniz? Meslek kuruluşlarının önündeki ‘Türk’ ve ‘Türkiye’ ifadesini silmekle vatandaşlığımızdan bir kaybımız olmaz ancak bu ifadelerin kaldırılmasını kendi adıma hakaret ve haksızlık olarak görüyorum.”

GENEL KURUL’DA TTB TEPKİSİ

Öte yandan TBMM Genel Kurulu’nda iktidar partisinden bir milletvekilinin TTB ile ilgili ifadeleri üzerine söz alan CHP’li İrgil, “En sonunda bir fanatik çıkacak birini vuracak. Göz göre göre yalan söylüyorsunuz” diye tepki gösterdi.

AKP Milletvekili İsmail Tamer’in 2015 yılında şehit edilen Dr. Abdullah Biroğlu ile ilgili açıklamada bulunmadığını iddia ettiği TTB’nin gerçek vatansever tabipleri temsil etmediğine ilişkin ifadesini eleştiren İrgil şunları söyledi:

“Son günlerde, bu terör eylemlerini ve terörle mücadeleyi bahane ederek çok ciddi bir düşmanlaştırma ve ciddi bir algı üretme çabası var. Türk Tabipleri Birliği sitesinin ana sayfasındaki 2 Eylül 2015’teki açıklamada; 

TTB : Acımız derin, öfkemiz büyük, bir terör eylemine kurban verdiğimiz meslektaşımız Doktor Abdullah Biroğul’a veda ettik. PKK terör örgütü tarafından yolu kesilerek, aracı taranarak katledilen meslektaşımız…’ deniliyor. Geçen hafta gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyesi de bizzat cenazesine katılmış. Üyesi olmaktan onur duyduğum Türk Tabipleri Birliğinin binlerce üyesi gibi hepimiz vatansever insanlarız. Bizleri bugüne kadar tedavi ettiğimiz, ameliyat ettiğimiz hastalarımıza sorun. Bu ülkenin insanlarını ayrıştırmayın.”
(http://www.chp.org.tr/Haberler/4/ceyhun-irgil-bu-ulkeyi-kendine-dusman-etmeyin-artik-67773.aspx, 10.02.2018)
=========================================
Dostlar,

Geldiğimiz yer artık APAÇIK FAŞİZM..
Peki sürdürülmesi olanaklı mı?

TBMM çatısı altında zaman zaman “ilginç” olaylar yaşanıyor. Ne var ki AKP yönetimi Meclis çalışmalarının kamuoyuna yansıtılmasını çok sınırlamış durumda. Halkın vergileri ve elektrik faturalarına eklemelerle finanse edilen TRT’nin kamuoyunun bilgi edinme hakkının gereğini yerine getirmekten iktidar tarafından alıkonması demokrasi ile bağdaşmaz. AKP’nin, TBMM’de yaşananları halkın yeterinde öğrenmesini engellemesi nasıl açıklanabilir?

TBMM, güçler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik rejimin kalbidir. Halkın, seçip gönderdiği vekillerin neler söylediğini izleme hakkı engellenebilir mi? Ayrıca TBMM çatısı altında olup bitenlerin demokratik tartışma, hoşgörü, uzlaşma, azınlık oylarına da saygı ve  korunması… gibi izlenerek toplumda da bu davranış kalıplarının yerleşmesi ve demokrasinin yaşamın tüm alanlarında benimsenmesi için son derece önemli bir halk eğitimi aracıdır. AKP’nin TBMM çatısı altında Komisyonlarda ve Genel Kurulda pervasızca şiddette başvurduğu pek çok kez görüldü. Hem sözel hem fiziksel şiddet!

Özellikle eğitim sitemini parçalayıp ilkelleştiren, dincileştiren… 4+4+4 yobaz dayatmasında CHP’li vekiller “resmen” dövülerek salonların dışına atıldı ve deyim yerinde ise, tepelerden talimatlı bu yasa değişikliği “tekme – tokat” TBMM’den geçirildi..

16 Nisan 2016 halkoylaması öncesi Anayasa değişiklikleri görüşmeleri de TBMM’den yayınlanmadı ve CHP’li İstanbul Vekili Dr. Ali Şeker’in özel teknik çabasıyla adeta TBMM Genel Kurulu salonundan dünyaya pencere açılmış oldu.

Böylesi bir anlayış, kadro ve iktidarın demokrasi – halk – yerli – milli olmakla ilişkisi olabilir mi? Son olarak TTB ve TBB ile ilgili Erdoğan’ın doğrudan şiddet söylemleri gündemde ve zincirleme etkisi gözleniyor. AKP grubundaki kimi kurşun askerler görevdedir.. TTB için yapılan iftira ve söylenen yalanı hekim meslektaşımız Dr. Cüneyt İrgil, belgeli olarak çürütmüştür. Yukarıdan bir kez daha aktaralım :
*****

AKP Milletvekili İsmail Tamer’in 2015 yılında şehit edilen Dr. Abdullah Biroğlu ile ilgili açıklamada bulunmadığını iddia ettiği TTB’nin gerçek vatansever tabipleri temsil etmediğine ilişkin ifadesini eleştiren İrgil şunları söyledi:

“Son günlerde, bu terör eylemlerini ve terörle mücadeleyi bahane ederek çok ciddi bir düşmanlaştırma ve ciddi bir algı üretme çabası var. Türk Tabipleri Birliği sitesinin ana sayfasındaki 2 Eylül 2015’teki açıklamada; ‘TTB : Acımız derin, öfkemiz büyük, bir terör eylemine kurban verdiğimiz meslektaşımız Doktor Abdullah Biroğul’a veda ettik. PKK terör örgütü tarafından yolu kesilerek, aracı taranarak katledilen meslektaşımız… deniliyor. Geçen hafta gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyesi de bizzat cenazesine katılmış. Üyesi olmaktan onur duyduğum Türk Tabipleri Birliğinin binlerce üyesi gibi hepimiz vatansever insanlarız. Bizleri bugüne kadar tedavi ettiğimiz, ameliyat ettiğimiz hastalarımıza sorun. Bu ülkenin insanlarını ayrıştırmayın.”

Erdoğan, ülkedeki gerilim “politikası“nın ne yazık ki başlangıç odağıdır ve zincirleme olarak tabana dek yayılmakta, Ulusumuz düşman kamplara ayrıştırılmaktadır. Bundan asla hayır çıkmaz ülkemize. Ayrıca “bu politika” demek de gerçekte siyaset bilimi bakımından tam doğru değildir. Batı dillerinde, örn. İngilizcede “poitika” için 2 ayrı sözcük var..

1. Politics
2. Policy

Türkçede, Arapçadan alınma “siyaset” ve Batı dillerinden alınma “politika” olmak üzere 2 sözcük eşanlamlı olarak kullanılmakta. “politics” gündelik siyaset anlamında ve Türkçedeki 2 sözcük de buna denk düşmekte. Ancak “Policy” sözcüğü, sorunların çözülmesinde  kullanılabilecek bilimsel politika seçenekleri anlamındadır. Ne var ki Türk siyasal yaşamı bu boyutu ve işlevi ile politikaya epey yabacı ve uzaktır.

Bu sitede epey yazdık.. Bir kez daha yazalım :

  • Siyaset kurumu başına buyruk, “ben seçimle geldim” diye pervasız davranma hak ve yetkisine sahip değildir!
  • Bir kez hukuk devletinde hukukun üstünlüğü sınırlayıcıdır.
  • Demokrasilerde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve bu düzenin evrensel kabul gören kuralları ve
  • küresel toplumda uluslararası hukukun bağlayıcı düzenlemeleri söz konusudur.

Halk, siyasal partilere – kadrolara oy verirken temelde pragmatik beklentisi, “kendisi için en iyisinin yapılması” dır; desteklenen siyasal kadronun başına buyruk dilediğini yapması değildir!

AKP kadrolarının tümünün bu siyaset bilimi temel ilkelerinden bütünüyle habersiz olduğu varsayılamaz. O zaman son ve 2. seçenek geriye kalmaktadır ki, AKP iktidarı, başta Erdoğan olmak üzere bilerek ve isteyerek bu yöntemi, şiddet – nefret – kin – ayrıştırma – düşmanlaştırma – kutuplaştırma söylem ve eylemini bilerek ve tasarlayarak kullanmaktadır. Hem siyaseten hem hukuksal olarak bu davranış demokrasi – hukuk dışı hatta suçtur. Nitekim Dr. İrgil de kaygısını açıkça dile getirerek, insanların hedef gösterildiğini, bir fanatiğin çıkıp birini vurabileceğini endişe ile belirtmiştir.

Dr. İrgil, CHP’nin Bursa milletvekili, başarılı ve saygın – ağırbaşlı bir siyasetçi ve yine aynı ölçülerde başarılı – saygın – hümanist bir genel cerrahtır. Yukarıya aktardığımız söylemini TBMM’de bir basın toplantısı ile kamuoyu ile paylaşabilmiştir; TBMM genel kurulunda değil. Bilindiği gibi AKP, TBMM İçtüzüğünde değişiklik yaparak vekillerin söz alma hak ve sürelerini oldukça kısıtlamıştır.

Basın aracılık etmese idi bizler Dr. İrgil’in bu son derece önemli sözlerini nasıl öğrenecektik? Dolayısıyla anayasalarda basının özgür olduğu ve sansür edilemeyeceği kuralları vardır. Bizim 1982 Anayasamızda da açık kurallar konmuştur. Dahası, Basın Osmanlı döneminde 24 Temmuz 1876’da sansürden kurtulmuştur. Oysa günümüzde AKP iktidarı, her geçen gün hak ve özgürlükleri sınırlamakta, baskıcı – totaliter- despotik bir düzene Türkiye’yi sürüklemektedir. Nereye dek? Bunun bir sınırı olmayacak mıdır?

  • Geldiğimiz yerde Erdoğan’ın ağzından çıkan da – çıkmayan da yasa olmuştur açıkça!

Erdoğan açıkça, “öfke de bir hitabettir..” anlamında sözler kullanmıştır. Bilerek ve isteyerek bu sakıncalı yöntemi kullanmaktadır. Ama artık bıçak kemiği kesmeye başlamıştır. Bunca uyarı ve olumsuz gelişmelere karşın AKP = RTE baskıcılığı sürdürür ise, ülkemizde çok daha kaygı verici gelişmeler yaşanabilir. Öküzün altında buzağı arandığı günlerdeyiz ne yazık ki. Sözlerimiz çarpıtılıp sündürülerek “halkı …….. na teşvik etmek… teröre teşvik – destek…” gibisinden akla – vicdana sığmaz yaftalarla nitelenebilir. Oysa tam da tersine, böylesi sıkıntılar doğmasın diye yurttaş sorumluluğu ile kaygılarımızı paylaşmaktayız. Aydın sorumluluğumuzun kaçınılmazıdır yazdıklarımız.

Anayasaların başlangıç bölümlerinde, baskıcılıkla meşruluğunu yitiren iktidarlara karlı halkın meşru direnme hakkını kullandığı.. tümceleri yer alır. İçtenlik ve iyiniyetle bir kez daha uyarıyoruz : AKP iktidarı bu sınırları zorlamaktadır hatta aşmıştır. Bu acı ve tehlikeli gerçekle yüzleşmesi gereklidir. Ülkemizde daha büyük acıların yaşanmaması için demokratik toplum düzenine hızla dönülmesi zorunludur. Yazımızın başında yer alan soru tümcesini yanıtlayalım :

Geldiğimiz yer artık APAÇIK FAŞİZMDİR ve Türkiye’de sürdürülmesi olanaksızdır!

 Sevgi ve saygı ile. 10 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

“Eğitimimizin Son 15 Yılı ve Seçeneklerimiz” Eğitimde 15 yıldır yapılanlar Anayasayı ihlâl suçudur

EĞİTİM-İŞ, ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ ve TÜMÖD EĞİTİM KURULTAYI

“Eğitimimizin Son 15 Yılı ve Seçeneklerimiz”
Eğitimde 15 yıldır yapılanlar Anayasayı ihlâl suçudur

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Ulusal Eğitim Derneği, Eğitim İş Ankara 1 ve 2 no’lu Şubeleri ile Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD)’nin girişimiyle 07 Ekim 2017 Cumartesi günü Ankara’da düzenlenen “Eğitimimizin Son 15 Yılı ve Seçeneklerimiz” konulu sempozyumda (AS: kurultayda) AKP iktidarları süresince yaşanan eğitim sorunları gündeme taşındı. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleşen üç oturumluk sempozyumun ilkinde Eğitimde Gericileşme konusu işlendi. Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı Nazım Mutlu’nun yönettiği oturumda Prof. Dr. F. Dilek Gözütok ders programlarına, Prof. Dr. Firdevs Gümüşoğlu da ders kitaplarına yansıyan boyutlarıyla konuyu ele aldı. Bu oturumda Eğitim İş Ankara 2 no’lu Şube Başkanı Banu Günüç okullardaki gerici uygulamaları, CHP milletvekili Dr. Ceyhun İrgil de gerici kadrolaşmayı anlattı. (danışmanı – temsilcisi aracılığıyla).

Sempozyumun “Eğitimde Özelleştirme” başlıklı ikinci oturumunu ise Prof. Dr. Tülin Oygür yönetti. Bu oturumda Dr. Ayhan Ural özel okulları, Hüseyin Canerik hizmetlerin özelleştirilmesini, gazeteci-yazar Rıza Zelyut ise MEB’in çeşitli kuruluşlarla (dinci vakıflar vd.!) işbirliğini ele aldı.

Sempozyumun “Biz Ne İstiyoruz?” başlıklı üçüncü ve son oturumunu Suay Karaman yönetti. Bu oturumun konuşmacılarından Prof. Dr. Semih Koray “Nasıl Bir Eğitim İçeriği?”, Prof. Dr. Recep Akdur “Nasıl Bir Öğrenme Ortamı?” ve Prof. Dr. Hüseyin Başar da “Nasıl Bir Öğretmen?” sorularına yanıt aradı. Elçin Güneş’in sunuculuğunu yaptığı sempozyum, Ayhan Sarıhan’ın yönettiği tartışma ve sonuç bildirgesinin okunmasıyla sona erdi.

Sonuç bildirgesinde aşağıdaki saptama ve önerilere yer verildi:

SAPTAMALAR

  1. Eğitimin temel araçlarından biri olan ders programları yetkin olmayan kadrolarca Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve demokrasi ilkelerine aykırı olarak hazırlanmıştır. Programlar gericileştirilmiş, bilim dışına kaydırılmış, Cumhuriyet, Atatürk ve bilim karşıtı bir içeriğe büründürülmüştür.
  2. Eğitimin bir kamu hizmeti olması gerekirken özel okulculuk desteklenmiş, kamu kaynakları bu alana aktarılmış, eğitime erişimde derin bir fırsat eşitsizliği yaratmıştır.
  3. 4+4+4 modeliyle eğitim kesintili hale getirilmiş, açık okullar aracılığıyla öğrenciler örgün eğitimin dışına çıkarılmıştır.
  4. Ders kitaplarında toplumsal roller ve işlevler cinsiyete göre farklılaştırılmış, kadının işlevi ev işleriyle sınırlandırılmış, kadın toplumsal yaşamın dışında bırakılmıştır. Öğrencilere böyle bir rol benimsetilmek istenmiştir. 70 yıl önce başlayan bu süreç, son 15 yılda önemli ivme kazanmıştır.
  5. Eğitim kurumlarındaki yöneticilerinin belirlenmesinde liyakat terk edilmiş, siyasal tercihler öne çıkmıştır. Eğitim yöneticilerinin yüzde 84’ü iktidarın güdümündeki bir sendikanın üyesidir.
  6. Bir yandan imam hatip okullarının sayısı artırılmış bir yandan da eğitimin her kademesi ve türündeki okullar dinsel içerikli seçmeli derslerle ve uygulamalarla imam hatipleştirilmiştir.
  7. Din eğitimi anaokuluna dek indirilerek somut öğrenme dönemindeki çocuklar soyut kavramlarla dinsel inanç bağlamında şekillendirilmeye çalışılmaktadır.
  8. MEB, müftülükler, tarikat-cemaat vakıfları ve benzer kuruluşlarla protokoller imzalayarak bir yandan eğitimin laik ve bilimsel yapısını ortadan kaldırmış öbür yandan da kamu kaynaklarını bu kuruluşlara aktarma olanağı sağlamıştır.
  9. Karma eğitimden aşamalı olarak vazgeçilmekte; okullarda, yurtlarda erkek ve kız öğrencilerin kullandığı mekânlar (sınıf, kat, yurt binası, merdiven, kantin vb.) cinsiyete göre ayrılarak kız ve erkek öğrenciler birbirine yabancılaştırılmaktadır.
  10. Eğitim kuruluşlarında hemen her tür hizmet, hizmet satın alma yoluyla gerçekleştirilmekte; bu da hizmetin denetlenebilirliğini ortadan kaldırmaya ve hizmetin gereği gibi yapılmamasına yol açmaktadır.
  11. FATİH Projesi, okullarda bir teknoloji çöplüğü yaratmıştır. Projenin ihaleleri Kamu İhale Yasası’nın dışında tutulmuş; harcamalarda saydamlığın, hesap sorulabilirliğin ve hesap verilebilirliğin önü kapanmıştır.
  12. Ders programlarının hazırlanmasında yabancı emperyal kuruluşlar söz sahibi kılınmıştır.
  13. Her yıl değişen ders programları nedeniyle yıl sonunda biriken atık kitap ve yardımcı materyaller büyük bir kamu israfına yol açmaktadır.
  14. Ulusal ve uluslararası ölçmeler, öğrencilerimizin her alandaki başarı düzeyinin sürekli gerilediğini göstermektedir.
  15. Üniversitelerin gereksinimlerini karşılamada bağımsız davranabilme yetenekleri ellerinden alınmıştır.
  16. Eğitim alanında son 15 yıldır yapılagelen işler, Anayasayı ihlâl suçu oluşturmaktadır.

ÖNERİLERİMİZ

  1. Eğitim; uluslaşma, aydınlanma ve demokratik devrime hizmet edecek biçimde kurgulanmalıdır.
  2. Eğitimin içeriğinin kurgulanmasında Atatürk ilke ve devrimleri esas alınmalıdır.
  3. Ders programları ulusal, bilimsel ve laik bir yaklaşımla yeniden yazılmalı, alan bilgisinin gerekleri doğrultusunda yapılandırılmalıdır.
  4. Eğitimin her alanında Köy Enstitülerinin zengin deneyimlerinden yararlanılmalıdır.
  5. Özel okullar kamulaştırılmalı ve kamu kaynakları devlet okullarına aktarılmalıdır.
  6. Eğitim, okul öncesinden üniversite sonuna kadar parasız olmalıdır.
  7. Eğitim-öğretimi kesintili hale getiren 4+4+4 modeline son verilmeli,
    temel eğitim zorunlu ve kesintisiz kılınmalıdır.
  8. Açık okullar aracılığıyla örgün eğitimden alıkonan öğrencilerin tümü örgün eğitimin içine alınmalıdır.
  9. Özerkliği kaldırılmış üniversiteler yeniden özerk yapısına kavuşturulmalıdır.
  10. Nitelikli öğretmen yetiştirilebilmesi için eğitim fakülteleri bütün yönleriyle yeniden programlanmalı, öğretmen formasyonlarına dönük ciddi önlemler alınmalıdır.
  11. Öğretmen yetiştirmede kuramsal bilgilerin ezberletilmesi terk edilmeli, mesleksel uygulamaya ağırlık verilmelidir. Öğretmen, öğrenciye öğrenmeyi öğretecek nitelikte yetiştirilmelidir.
  12. Öğretmen yetiştiren kurumlar, öğretmen adaylarını halka hizmet ve önderlik edecek nitelikte yetiştirmelidir.
  13. Özgür düşünceli, bilime inanan, kişilikli kuşakların yetiştirilebilmesi için öğretmenler de bu nitelikleri taşıyacak biçimde yetiştirilmelidir.
  14. Ders kitaplarının hazırlanmasında alanlarının uzmanı olan öğretmenlerle çalışılmalı;
    içerikler laik, modern, çağdaş yaşamın gereklerine dayandırılmalıdır.
  15. Bilgi yanlışlıkları ve anlatım bozukluklarıyla dolu ders kitapları yeniden gözden geçirilmelidir.
  16. Nitelikli bir eğitim için fiziksel koşullar, insan gücü ve düşünsel yapı bakımından uygun,
    sağlıklı eğitim ortamları yaratılmalıdır.
  17. Ülkemizin gereksinimlerini karşılayacak büyüklükte ve bilimsel ilkelere uygun eğitim programları, öğretim teknolojisi, ölçme-değerlendirme merkezi kurulmalı;
    ölçme-değerlendirme merkezi özerk olmalıdır.
  18. Büyük bir kamu israfına yol açan atık kitap ve eğitim materyalleri yıl sonunda toplanıp
    yeniden kullanımı sağlanmalıdır.
  19. Kolej ve temel lise tipi okullar yeniden düzenlenmeli, imam hatiplere dönüştürülen okullar ise önceki konumuna kavuşturulmalıdır.
  20. Yarışmacı, rekabetçi ve sınav odaklı bir sisteme karşı olmakla birlikte;
    yalınlaştırılmış, uzmanlara danışılarak nesnel bir ölçme sistemi yapılandırılmalıdır.
  21. Bilimle, halkla, üretimle bütünleşmiş, Atatürk’ün yolunda bir eğitim sistemi inşa edilmelidir.
  22. Bu sempozyumdan düzenleyici kuruluşların başını çektiği bir eylem planı çıkarılmalıdır.
    ======================================
    Dostlar,

    Düzenleyici her 3 kuruluşun da üyesiyiz. Kurultaya sabahtan – akşama katıldık, özenle dinledik ve notlar aldık. Kapanış oturumunda, tanınan 5 dakika içinde sonuç bildirgesine ve toplantının bütününe dönük önerilerimizi kurula sunduk. Emek veren herkese teşekkür ederiz. Ne yazık ki yandaş ve yanaşma kokuşmuş basın ilgi göstermedi. Aydınlık ve Ulusal Kanal sınırlı yer verdi. Oysa gün boyu alanın uzmanları son derece önemli saptamalarda bulundular ve çooook işe yarayacak öneriler sundular.

    CHP’nin “EĞİTİM’in ÜÇ ŞARTI” kurultay raporunu değerlendirirken de bu metnin özetinin altında değerlendirmeler yapmıştık. Bu içeriği 07 Ekim 2017 Kurultayı sonunda da özetle sunduk :
    *********
    http://ahmetsaltik.net/2017/10/10/chpnin-egitim-calistayi-raporu-tamamlandi-egitim-cemaatlere-teslim-edildi/

    • AKP’nin ülkemize en çok zarar veren – yıkım getirecek olan dayatması hatta saldırısı,
      Ulusal EĞİTİM SİSTEMİNE yapılan ihanettir. Evet, bu girişim tam bir İHANETTİR!

    BİLEREK VE İSTEYEREK, TASARLANARAK YAPILMAKTADIR ve

    • Tam anlamıyla CUMHURİYETE ŞAH MAT HAMLESİDİR!

    Bu bağlamda yazdığımız makaleyi daha önce sitemizde yayınlamıştık, okumak için lütfen üstünde tıklayınız..

    MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!

    07 Ekim 2017 günü Ankara’da, 3’üne de üye olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği, EĞİTİM-İŞ TÜMÖD‘ün bir Eğitim Kurultayı yapıldı. Bu toplantıda da benzer düşüncelerimizi dile getirdik. AKP’yi bu akıl ve bilim dışı vahşi – acımasız – dinci – kinci – yıkıcı saldırıyı durdurmaya çağırdık. Topluma, ülkemize yönelttiği malign enerjiye son vermesi çağrısı yaptık.

    Bu saldırının mutlaka def edilmesi gerek..

    Aileler (veliler) + Öğretmenler + öğrenciler birlikte direnmeli..
    Bu tutum ulusal ve uluslararası hukukta meşru bir direnme hakkıdır.

    AKP’nin bu insanlık dışı dayatması yalnızca akla ve bilime aykırı değil!
    Anayasa’nın Başlangıç bölümü, 2, 5, 10, 24, 42, 90 ve 174. maddelerine açıkça aykırı!
    Bu durumda Danıştay’ın ilgili Yönetmeliği oyala(n)madan mutlaka iptal etmesi beklenir.
    AKP yasal düzenleme ile ısrar ederse bu kez Anamuhalefet CHP Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapmalıdır (AY md. 150).

    Ayrıca başta AİHS, İHEB, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere Anayasa md. 90/son uyarınca iç hukukumuza malolmuş uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri de AKP = RTE zerrece takmamaktadır! Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına ilişkin AİHM’nin Büyük Dairede kesinleşmiş 3 kararını AKP = RTE inatla ve pervasızca uygulamamaktadır.

    Bu tutum Türkiye’yi, hukuk tanımayan  “haydut devlet” statüsüne düşürebilir.
    Ardından da uluslararası toplum ve sistem ülkemize kapsamlı yaptırımlar uygulayabilir.

    Hedef açıkça ilan edilmiştir :

    • DİNCİ – KİNCİ molla, meczup ve de mensup müritler yetiştirmek!

    Bu yolla kitleleri devşirip oy deposu yapmak ve bir din devleti – sultanlık kurup ölene dek iktidarda kalmak, hesap vermemek, sonrasında da cülus! (İktidarın babadan oğula geçmesi..)

    Tasarım korkunç, dehşet verici, mide bulandırıcıdır, isyan ettiricidir.
    Bu dayatma ayrıca açık suçtur, üstelik insanlığa karşı suçtur, zaman aşımı yoktur.
    Uluslararası toplum ve kurumların BM sistemi bağlamında ülkemizin içişlerine karışmadan AKP = RTE‘yi uyarması gerekmektedir.

    • Ortadoğu’da, Avrupa’nın bitişiğinde, Türkiye’de yepyeni bir dinci – karanlık – şeriat devleti ciddi bir stratejik küresel tehdittir!

    Gerçekte AKP iktidarının meşruluğu da kalmamıştır!

    16 Nisan 2017 halkoylamasına YSK eliyle hile karıştırıldığı ve sonucun tersine döndürüldüğü iç ve dış kamuoyunda ezici bir kabul görmektedir. AKP iktidarı böylesi bir zeminde, yitirdiği iktidar kaynağını meşruluğunu son derece şaşkın durumda ve patolojik yollarla sürdürebilme hezeyanı içinde!

    Durum çooook kritik..

    Sevgi, saygı ve derin kaygı – endişe ile. 10 Ekim 2017, Ankara
    *****

     

     

    Sevgi, saygı ve derin kaygı – endişe ile.
    11 Ekim 2017, Ankara


    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

Başkan girmeyen eve doktor girer!

Aman diim ha…
Başkan girmeyen eve doktor girer!

portresi_Yimaz_Ozdil_yazdi

Yılmaz ÖZDİL, 09.01.2016, SÖZCÜ

Meclis’in çoğunluğu saçma sapan tiplerden oluşuyor ama, varlığıyla onur duyduğumuz milletvekilleri de var. Dr. Ceyhun İrgil mesela… Bursa milletvekili. Hekim.
Çıktı meclis kürsüsüne “yeni anayasa” tartışmalarıyla resmen uyutulan, gerçekleri görmemesi için adeta uyuşturulan milletimize hitaben, tek tek anlattı.

  • “Devlet hastanelerindeki ölüm oranı %40 arttı. Devlet hastanelerinde 2010’da 83 bin kişi yaşamını kaybederken, 2014’te 114 bin kişi yaşamını yitirdi. Çünkü… Durumu kritik hastaların çoğuna özel hastanelerde bakılmıyor, zordaki hastalar Özel’den devlete sevkediliyor, ;
    devlet hastanelerinde yeterli bakım sağlanamıyor, bu ağır istatistikler oluşuyor.”
    *
    “Hekime başvuru rakamlarına bakalım… AKP iktidara geldiğinde 2002’de 209 milyon insan hastaneye gitti. 2014’te bu rakam 644 milyon oldu! Ülke nüfusunun neredeyse dokuz katı.”
    *
    “2002’de 769 milyon kutu ilaç satıldı. 2014’te 1 milyar 970 milyon kutu ilaç satıldı.”
    *
    “Acil servise başvuran vatandaş sayısı kaç biliyor musunuz? 100 milyon! Ülkenin nüfusu 78 milyon… Dünya rekorudur bu. Dünyada nüfusundan daha çok acile başvuran tek ülke, biziz.”
    *
    “Çünkü… Acil servise gidince fark ödemiyorsun. İnsanlarımız iki – üç lira farkı bile ödeyemeyecek durumda olduğu için, acil servislere yığılıyor. Kadının çocuğu ateşleniyor,
    farkı ödeyebilecek durumda olmadığı için mecburen akşamı bekliyor, acil servise götürüyor.”
    *
    “2002’de bu ülkede 2 milyon kişi ameliyat olmuştu. 2014’te kaç kişi ameliyat olmuş? 14 milyon! Bunun nedeni ne? Halka hizmet mi? Hayır. Bunun adı, performans… Hükümet, performans
    adı altında, doktorlara hastanelere ameliyat karşılığı para ödüyor, bu yüzden habire ameliyata yükleniliyor.”
    *
    Bıçak parası kaldırıldı deniyor. Halbuki, bıçak parası resmileştirildi. Özel hastanelere giden vatandaşlar %200 fark ödüyor. (AS: 2008’de % 20 ile başlanmıştı..) Bu farkın adı ne Allah aşkına? Bıçak parası işte o… Açıktan alınan bıçak parası, resmi bıçak parası haline geldi.“
    *
    “Bu performans sistemi nedeniyle, bu gidişle, memlekette neşter değmeyen insan kalmayacak!”
    *
    “Milleti kandırmayalım. Madem sağlık sisteminde her şey yolunda… O halde neden insanlarımız hastanede yer bulabilmek için, ameliyat olabilmek için habire bizi,
    milletvekillerini arıyor?”
    *
    “AKP yalnızca parası olanların sağlıklı hizmet alabildiği bir sistem yarattı. Katkı payı,
    katılım payı, reçete parası gibi çeşitli yollarla fark ücreti alarak, hasta vatandaşları
    müşteri konumuna getirdi.” (AS: AKP’nin ilk Sağlık Bakanı R. Akdağ bunu açık açık söylemişti; Milliyet, 26 Temmuz 2003)
    *
    “Piyasacı sağlık hizmetiyle anne ve bebek ölüm hızları arttı. Anne ve bebek ölümlerini bile küçük göstermeye çalışıyorlar, TÜİK rakamlarını bile küçük göstermeye çalışıyorlar.”
    *
    “Şimdi ne yapıyorlar? Şehir hastaneleri yapıyorlar. Şehir hastaneleri, özelleştirmenin
    Truva atıdır. Adama arsayı buluyorlar, adam o arsaya bina yapıyor, o binayı o adama
    49 yıllığına kiralıyorlar, %70 doluluk güvencesi veriyorlar, doktoru hemşireyi Devlet veriyor, doktorun hemşirenin maaşını Devlet veriyor, hastanenin gelirini o adam alıyor;
    binadaki kafeterya, kuaför gibi işletmeler bile o adama ait oluyor.
    Böyle bir şey dünyada nerede var?”
    *
    “Şehir hastaneleri, kamu-özel ortaklığı kisvesi altında, kamu adını kullanarak,
    küresel sermayeye kaynak yaratıyor. Halkın sağlığı, yandaş işadamlarına pazarlanıyor.”
    *
    “Sağlık çalışanlarının özlük hakları verilmiyor. Fazla mesaiye zorlanıyor.
    İtiraz edenler sürülüyor, taciz ediliyor.”
    *
    “Altı bin doktor istifa etti. Şu anda devlet hastanelerinde kritik ameliyatları yapacak adam yok. Bursa Devlet Hastanesi’nde mesela, neredeyse beyin ameliyatı yapılmıyor, tümör ameliyatı yapılmıyor.”
    *
    “Sağlık personeli mutsuz, bıkkın… Nasıl sağlık hizmeti verecekler?”
    *
    “Her dört sağlık çalışanından biri taşeron… Taşeron kafayla sağlık hizmeti olur mu?”
    (AS: “Taşeron” değil “Taşeron elemanı” demek gerekiyor.. Taşeron altişverendir,
    çalışan değildir.. İnsan çalıştırır.. Çalışanlar taşeron değil, taşeron elemanı olabilirler..)
    *
    “Eğer sağlığı bu taşeron kafayla yürütmeye devam ederseniz, bunun acı sonuçlarını gün gelir, herkes sevdikleriyle öder. Sağlık denilen kavram, ne ekonomiye benzer, ne siyasete benzer. Unutulmasın… Dünyada sağlıktan, hastalıktan daha demokratik bir şey yoktur.
    Bu meclis bile hastalıktan daha demokratik değildir.”
    *
    (Nedir bu hastalık-demokrasi ilişkisi diye merak ettim. Biraz daha açması için değerli vekil Ceyhun İrgil’i aradım. İzah etti.)“Dünyada en demokratik kavram, hastalıktır. Etnik köken, mezhep, cinsiyet, zengin-fakir ayırmaz, herkese eşit davranır, kimseye ayrıcalık tanımaz. AKP’linin prostatı da aynıdır, CHP’linin prostatı da… MHP’linin diabeti de aynıdır, HDP’linin diabeti de… Bu nedenle, sağlığın siyaseti olmaz. Asla olmamalı. İngiltere kraliçesine hangi ilacı veriyorsan,
    aynı hastalıktan muzdarip Fatma teyzeye de aynı ilacı verirsin. Sağlık hizmetinde lüks olmaz. İnsanlarımız parası olsa da olmasa da ilacını alabilmeli, hekimine ulaşabilmeli.
    İnsan için daima en iyisi olmalı. Eğer sağlığı bu kafayla yürütmeye devam edersek,
    bunun acı sonuçlarını gün gelir, herkes sevdikleriyle öder.”
    *
    Benim anladığım şu :

Asrın liderimizi Başbakan seçtik, Cumhurbaşkanı seçtik, sonuçta turp gibiyiz maşallah…
Yılda  644 milyon kez doktora gidip, 100 milyon kez acil servise yatıp, 14 milyon kez
ameliyat olup, 2 milyar kutu ilaç içiyoruz, sağlık sıhhat afiyetteyiz.

Üstüne başkan seçelim.. Yanaklarımıza renk gelsin.. Ay parçası olalım!

=======================================

Dostlar,

Usta gazeteci, araştırmacı yazar, yurtsever insanımız Sayın Özdil dün de SÖZCÜ‘deki köşesinde son derece başarılı yukarıdaki yazıyı yayımladı. Kendisine teşekkür borçluyuz. Konuşmasını alıntıladığı meslektaşımız Dr. Ceyhun İrgil ve bizim gibi Halk Sağlığı öğretim üyesi olan
hekim eşlerii yakın dostlarımızdır. Dr. İrgil’e bu çok öneml – sağır uyandıracak uyarısı için sağolsun diyoruz..

Umarız AKP’li yetkililer de duyar.. Dünya Bankası – IMF güdümünde sürdürülen
SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM saçmalığının daha fazla daytılmasının olanaksılığını
ya da olağansütü yüksek – sürdürülemez faturasını
algılayabilirler..

Hastalar_musteri_olacak_Recep_Akdag

Yıllardır bu sitede yazıyoruz, konferanslarda, derslerde anlatıyoruz..
17 Ocak 2016 Pazar günü Ulusal Kanal’da Alternatif Programında Sayın Sebahattin Önkibar’ın konuğu olacağız (Sabah saat 11:00’e doğru).. Sağlık sisteminde neler yaşandığını, talanı, rantı.. bir kez daha anlatmaya çabalayacağız..

AKP iktidarını bir kez daha, iyice geç olmadan, bu dış güdümlü ve ancak dayatanlara
yararı olacak, ülkemiz – halkımız için ise yıkımdan başka sonuç vermeyen SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM politikasına son vermeye çağırıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
10 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com