Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü tarafından soruşturma açıldı

Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü tarafından soruşturma açıldı

Prof. Dr. Kayıhan Pala, soruşturmanın akademik özgürlük ile ifade özgürlüğüne karşı bir tutum olduğunu söyledi. Pala “Ben bu yolda yürümeye devam edeceğim” dedi.

Cumhuriyet, 07 Temmuz 2020

Koronavirüs salgını sürecinde bilimsel verilerden yola çıkarak yaptığı uyarılarla dikkat çeken bilim insanlarından Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında rektörlük tarafından “halkı yanlış bilgilendirme ve paniğe yönlendirici” açıklamalar yaptığı iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Prof. Pala, 21 Nisan 2020 tarihinde Covid-19 salgınına ilişkin bir internet sitesine yaptığı açıklamaların ardından Bursa Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü tarafından ihbar edildi. Pala’nın “halkı yanlış bilgilendirdiği” ve “paniğe yönlendirici açıklamalar yaptığı” iddialarını içeren ihbarı değerlendiren Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmanın sonunda “görevsizlik” kararı verdi. Görevsizlik kararının ardından savcılık, soruşturma dosyasını Uludağ Üniversitesi’ne gönderdi ve üniversite yönetimi Pala hakkında soruşturma başlattı. Aynı zamanda Türk Tabipleri Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Grubu üyesi olan Prof. Pala, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, soruşturmanın akademik özgürlük ile ifade özgürlüğüne karşı bir tutum olduğunu söyledi. Pala, “Ben bu yolda yürümeye devam edeceğim. Bu konu aslına bakılırsa bana karşı değil, akademik ve ifade özgürlüğüne karşı bir tutum. Burada toplumun geniş kesimlerinin bir tutum alması lazım” diye konuştu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Twitter üzerinden yaptığı açıklamaları da anımsatan Pala, “Sağlık Bakanı dün bir tweet attı. Bursa’da çok ciddi bir vaka artışından yakındı. Bu halkı paniğe sevk etmekse bakan yapıyor bunu. Benden sonra bunu 3-4 kez yaptı. Dolayısıyla birisi epidemiyolojik öngörülerde bulunuyor ve gerçekleri söylüyorsa, bunun hakkında soruşturma açma tutumu ortaya konuyorsa buna toplumun geniş kesiminin yanıt vermesi lazım. Kişisel yanıtım zaten belli. Ben bundan sonra da bunları söylemeye devam edeceğim. Ben halk sağlığı uzmanıyım ve bilim insanıyım, hem halk sağlıkçı, hem bilim insanı olmanın getirdiği sorumlulukları yerine getireceğim. Geçmişte de getiriyordum bundan sonra da getireceğim” dedi.

2 DAVAYI KAZANDI 

Daha önce 2 soruşturma geçirdiğini ve davaları kazandığını belirten Prof. Pala, “Geçen yıl Uludağ Üniversitesi Rektörlüğünün dışarıdan profesör ataması yapmıştı. Ben de ona karşı dava açmıştım, davayı kazanınca rektör kendisini engellemeye çalıştığım iddiasıyla hakkımda soruşturma açmıştı. Savunmamı almadan ceza vermişti ve dava açmıştım. Davayı kazandım. 99 depreminden iki gün sonra TTB ile görevlendirilmiş ve Gölcük’e gidip 1 hafta kalmıştım. Bursa’ya geldiğimde Bursa Tabip Odası yönetim kurulu ile gördüklerimi açıklamıştım. O zaman da vali hakkımda suç duyurusunda bulundu, yine dava açıldı, sonunda beraat ettim” dedi.

‘BİLİM İNSANI SORUMLULUĞU İLE HAREKET ETTİ’

Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu, Prof. Pala’ya destek açıklaması yaptı. Açıklamada, “Prof. Dr. Kayıhan Pala, salgının başından beri bilim insanı sorumluluğu ile hareket etmiş, toplumu aydınlatmaya çalışmıştır. İçinde bulunduğumuz salgın dönemleri dahil toplumu sağlıklı tutabilecek tek dayanağımızın bilim olduğu gerçeğinden hareketle, bunun da bilim insanlarının bu alandaki adanmışlıklarına, bilimsel birikim ve çalışmalarına, toplumu bilgilendirme sorumluluğunu yerine getirmek için düşüncelerini ifade etme özgürlüğüne dayandığının bir kez daha altını çizme gereği doğmuştur. ”
================================================
Dostlar,

İktidar hata üstüne hata yapmayı sürdürüyor.
Geldiği yerde bunaldı ve tıkandı; Türkiye’yi de bunalttığı ve tıkadığı gibi.
Artık ayağına sıkıyor ve hem bunun ayırdında değil hem de engelleyemiyor.
Olacak şey değil.. Bursa Valisi ve Uludağ Üniversitesi Rektörü uygarlık tarihinde hakettikleri biçimde yer alacaklardır. Kendilerini esefle karşılıyoruz, onların yerine de utanıyoruz.
Tam tersine halka gerçek verileri vermeyip saklayarak, halkı aldatarak salgın yönetimi olur mu?
Gerçeği hafife alarak halkın da gereken özeni göstermemesinden kimler sorumlu??
Dün (6.7.20), Sağlık Bakanı Koca, açıklamasında şu itirafta bulundu :

  • 1.000’i aşan günlük yeni vakalarımızın sebebi, kurallara uyulmamasıdır. Bugünkü 16 can kaybına önlenebilir sebepler yol açtı.”

“Önlenebilir nedenlerden” 16 insanımız daha dün neden salgına kurban verilmiştir?? Bu önlenebilir ölümlerin sorumlusu salt kurallara uymayan bir bölüm halk mıdır? Salgının kötü yönetimi / Epidemiyolojik kurallar dışına çıkılması iktidarın sorumluluğu değil midir? Bu sorular sorulmayacak ve tartışılmayacak mıdır bu ülkede? Her şeye ama her şeye tek bir adam mı karar verecektir; hukuk – demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü, Anayasal haklar çiğnenerek??
****
HASUDER – Halk Sağlığı Uzmanları Derneği de bir destek açıklaması yaptı elbette :

“Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında “enBursa.com” isimli internet haber sitesinde “Koronavirüs Salgını ve Türkiye” programında yapmış olduğu açıklamaları nedeniyle “halkı yanlış bilgilendirme ve paniğe yönlendirici” açıklamalar yaptığı iddiası ile soruşturma açılmış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız.

COVID-19 ülkemizi de dünyadaki birçok ülke gibi çok derinden etkilemiş durumdadır. Prof. Dr. Kayıhan Pala hocamız bir Halk Sağlığı hocası ve aynı zamanda TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyesidir. Her hekimin, ama en çok da Halk Sağlığı uzmanlarının bu dönemde pandemi ile ilgili görüşlerini paylaşmaları en önemli mesleki sorumluluklarıdır. Tam da şu anda bilimsel bilgi ve birikimlerin paylaşılması çok değerlidir.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği olarak sayın hocamız hakkında açılan soruşturma sürecini kaygı içinde izliyoruz. Sürecin bu aşamaya gelmesinin bir yanlış anlamalar zinciri olduğunu umuyor ve açılan soruşturmanın bir an önce geri çekilmesini bekliyoruz.

Kamuoyuna saygıyla arz ederiz. 02.07.2020”
****
TTB de elbette destek açıklaması yaptı, o metni web sitemizde yayınadık ve altında biz de düşüncelerimizi ekledik.. Bakılmasını dileriz :
http://ahmetsaltik.net/2020/07/01/iktidarin-salgin-politikasini-elestirmisti-prof-dr-kayihan-palaya-sorusturma/

Sevgi ve saygı ile. 07 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimci (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

TTB’den COVID-19 pandemisinde 3. ay değerlendirmesi : “Vakalar hafifledi” açıklamalarını hayretle izliyoruz!

TTB’den COVID-19 pandemisinde 3. ay değerlendirmesi:

“Vakalar hafifledi” açıklamalarını hayretle izliyoruz!

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB COVID-19 İzleme Kurulu Yürütme Kurulu,

  • “Türkiye’de İlk Hasta Duyurusundan Bugüne… Salgında Neredeyiz?”

başlığıyla, COVID-19 pandemisinin 3 ayının değerlendirildiği bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Özlem Azap, Prof. Dr. Kayıhan Pala ve Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz katıldılar.

Prof. Dr. Sinan Adıyaman, pandeminin 3. ayında Türkiye’de 5 bine yakın kişinin yaşamını yitirdiğini, yüzlerce kişinin yoğun bakımda olduğunu, her gün bine yakın pozitif vaka tespit edildiğini ve 43 sağlık çalışanının yaşamını yitirdiğini belirtti. Bu salgının etkisini hafifleten, yayılımını önleyen, sağlamları koruyan, hastaları iyileştiren her bir hekime, her bir sağlık çalışanına tek tek teşekkür eden Adıyaman, Sağlık Bakanlığının sağlık çalışanlarının sağlık durumuna ilişkin sessizliğini koruduğuna dikkat çekerek,

  • “Salgın sırlarla yönetiliyor”

diye konuştu. Adıyaman, çalıştıkları ortam nedeniyle sağlık çalışanlarının toplumdan daha çok risk taşımalarına karşın COVID-19’un hâlâ işe bağlı hastalık olarak kabul edilmediğini, 3 aydır ertelenmiş sağlık hizmet gereksiniminin karşılanması için hâlâ planlama yapılmadığını söyledi.

Basın açıklamasını okuyan Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz da, pandeminin halen sürdüğüne ve uzun bir süre daha sürecek gibi göründüğüne dikkat çekerek, başta işçiler, çalışanlar olmak üzere salgının toplumun çeşitli kesimleri üzerindeki uzun dönemli sosyal etkilerinin de henüz başında olduğumuzu vurguladı. Bakanlığın “vakalar hafifledi” yönündeki açıklamalarını hayretle izlediklerini belirten Yavuz, buna ilişkin bir kanıt olmadığını, var olan akademik çalışmaların bunun tam tersini ortaya koyduğunu kaydetti. Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz’un Türkiye’de ilk hasta duyurusundan bugüne geçen 3 ayda pandemiye ilişkin olarak aktardığı bilgi ve değerlendirmeler şöyle:

  • 1 Haziran 2020’de Türkiye’de doğrulanmış olgu sayısı 174.023, doğrulanmış ölüm sayısı 3.763, aktif hasta sayısı 21.400.
  • Türkiye nüfusa göre dünyanın en kalabalık 17. ülkesi. Pandeminin 3. ayı bittiğinde bütün dünyada COVID-19 doğrulanmış olgu sayısında 12. sırada, COVID-19 doğrulanmış ölüm sayısında ise 17.sırada.
  • Türkiye, milyon kişi başına toplam doğrulanmış olgu sayısı bakımından komşu ülkelerle karşılaştırıldığında İran ile benzerlik gösteriyor, Bulgaristan ve Yunanistan’da ise toplam doğrulanmış olgu sayısının Türkiye’den daha az olduğu gözleniyor.
  • 4763 insanımızı kaybettik. Yüzlerce insanımız yoğun bakımda.
  • Vaka sayısında dalgalanma sürüyor. Her gün testi pozitif çıkan bine yakın hastamız oluyor. PCR testi negatif olan ancak COVID-19 tedavisi alan kaç hasta var? Bilmiyoruz, çünkü açıklanmıyor.
  • Bu süreçte 23’ü hekim 43 sağlık çalışanını kaybettik.
  • İlk dalgayı tam olarak bastırabilmiş değiliz.
  • Türkiye’de salgın süreci yönetimi, katılımcılıktan ve veri paylaşımından uzak, epidemiyoloji biliminin salgın yönetiminde gereksinim duyduğu hiçbir veriyi ve analizi paylaşmayan, ne ölçüde kanıta dayalı yürütüldüğü belli olmayan bir biçimde ilerliyor.
  • Salgını denetim altına alınabildiğine dönük bir kanıt yok. Salgın eğrisinin tepe noktasına ulaştıktan sonra çıktığı hızla iniş göstermemesi ve özellikle 11 Mayıs’taki erken açılmanın ardından doğrulanmış olgu sayılarındaki kümelenmeler ve yurt çapında çok sayıda ilan edilen karantina uygulamaları salgının denetim altında olduğunu söyleyebilmek için henüz erken olduğunu gösteriyor.
  • Adına “normalleşme” denen bu ‘yeniden açılma’ sürecinde sağlık hizmetlerinin yeniden planlanması gerekiyor.

Basın açıklamasının tam metni için tıklayınız.

Sunum için tıklayınız.

Hızlı normalleşmenin faturası 1-2 haftaya kadar ortaya çıkar

Hızlı normalleşmenin faturası 1-2 haftaya kadar ortaya çıkar

Havaların da ısınmasıyla birlikte İstanbul sahilleri eski kalabalık günlerine döndü, kısıtlamasız ilk pazar günü koronavirüs açısından iyi görüntüler vermedi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, görüntülere Twitter’dan tepki gösterdi: “Çok fazla normalleşmeyelim”..

Sibel Bahçetepe, 08 Haziran 2020, Cumhuriyet

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 5 Haziran’da maske takılmasına ilişkin yeni bir rehber yayımladığını anımsatarak

DSÖ’nün bu rehberi güncelleme amaçları içinde virüsün hastalık yapma yeteneğinin azalmadığı ve yeniden açılmalar sonrasında daha 1. dalgalar bitmeden yeni dalgalanmalar yaşanabileceğini belirtmek var. Önümüzdeki günlerde bir 2. dalga yaşanma ihtimalinin vurgulandığı görülüyor. DSÖ, açık havada yürürken bile eğer birileriyle karşılaşma olasılığımız varsa maske takın diye uyarmaya başladı.” dedi.

Rusya, Brezilya, Meksika’da ciddi olgu artışlarının olduğuna dikkat çeken Pala,

“Türkiye’de sanki sorun çözülmüş gibi davranılması birden hasta sayılarında artış, ölüm sayılarındaki azalmaların duraksaması ya da artması biçiminde karşımıza çıkabilir.

Yurttaşların önlemleri elden bırakmamalarında fayda var.

Kimin hastalık geçirip bağışık olduğunu ya da kimin hastalık geçirmekte olduğunu bilmiyoruz, herkes potansiyel bir hastalık bulaştırıcı olabilir.

Önlemleri ciddiyetle sürdürmemiz gerekir. Türkiye’de henüz salgın bitmedi.” diye konuştu.

65 YAŞ NASIL ENFEKTE OLDU?

Hızlı normalleşmenin etkilerini ufak kıpırdanmalarla perşembe gününden başlayarak görmeye başlandığını anlatan Pala,

Yavaş yavaş artışlar başladı. Özellikle son 3 gündür Türkiye’nin farklı yerlerinde karantina önlemleri geliyor. Bir yandan vaka sayısı 700’e kadar düşmüşken sonra tekrar 900’e kadar çıkış oldu. Önümüzdeki hafta içinde 1 Haziran’daki açılmaların etkilerini daha yakından göreceğiz.” diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı’nın vakaların ve ölümlerin dağılımını açıklamadığını kaydeden Pala, şöyle devam etti: “Sağlık Bakanı toplam ölümlerinin %93’ünün 65 yaş üstü vatandaşlarımız olduğunu açıkladı. DSÖ Avrupa bölgesinde ise tüm ölümlerin %94’ünün 60 yaş ve üzeri kişiler olduğu biliniyor.

Bizde 65 yaş ve üstü nüfus DSÖ Avrupa bölgesindeki öbür ülkelerden daha düşük ama ölüm oranları benzer. İkincisi biz o ülkelerde uygulanmayan 65 yaş üzeri kesimi daha çok evlerinde bırakan bir tecrit uygulaması yaptık. Bütün bunlara karşın ölümlerdeki benzerliği tartışmak gerekir. Bu durumda ülkemizde 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımızın uzun süreli tecrit edilmesinin
Covid-19 ölümlerini nasıl etkilediğinin bilimsel verilere dayalı olarak açıklanması gerekir.”

TORUNLARI BULAŞTIRIYOR

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise maske takılmaması ve
sosyal mesafe kurallarına uyulmamasının sonuçlarının 1-2 hafta içinde görülebileceğini söyledi.

65 yaş üstü aylardır evlerinde, sokağa çıkmıyor ancak virüse yakalanıyor. 65 yaş üzeri insanlar virüsü nereden alıyorlar, bu insanların çoğu yalnız yaşamıyorlar, dışarıdan gelen genç çocuğu ve torunu ile yaşıyorlar, genelde aile içi bulaş oluyor.” değerlendirmesini yaptı.

“Aşı Yeterli, İrade Eksikliği Var”

“Aşı Yeterli, İrade Eksikliği Var”

Türkiye’de son 10 aydaki kızamık olgu sayısı 2 bin 719. Prof. Dr. Kayıhan Pala: “Yapılması gereken Küba’da olduğu gibi aşının kamusal bir ürün haline getirilmesidir” derken, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Nilay Etiler de bakanlığın çalışmalarını yetersiz buluyor.

Ayşegül Özbek İstanbul – BİA Haber Merkezi 20 Aralık 2019

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre Türkiye’de 2019 yılının ilk on ayında kızamık olgu sayısı 2719. Bu, 2013 yılından sonra son on yıldaki en yüksek sayı. 2719’un yaklaşık 1800‘ü
5 yaşın altındaki çocuklar. Olguların büyük çoğunluğunu ise aşı olmayanlar oluşturuyor. 1 yaşın altında yaklaşık bin vaka var. Bunun 900’den fazlası da hiç aşılanmamış.

İtalya, Almanya ve ABD’nin New York eyaleti aşı yaptırmayan çocukları artık okullara kabul etmeme kararı aldı.

TIKLAYIN – DSÖ: Avrupa’da Kızamık Vakaları Son On Yılın En Yüksek Seviyesinde

Öte yandan UNICEF’in verilere göre Pasifik’te yer alan Samoa’da 2013’te % 70 olan aşılama oranlarının geçen süreçte yüzde 30’un altına düştüğü bu nedenle kızamık vakaları ve ölümlerin arttığını ortaya koyuyor. Aynı zamanda Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde ise bu yıl başından beri 5 bin 110 kişinin kızamık nedeniyle yaşamını yitirdiğini aktardı.

Olguların artmasındaki en önemli nedenler arasında aşı karşıtlığı ve aşı tereddüdü başı çekiyor.

TIKLAYIN – Aşı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Türkiye’de durum ne? 

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Sağlık Bakanlığı’nın nüfus sağlık araştırmasını iki yıldır kamuoyuyla paylaşmadığını aktarırken uzmanların da WHO verilerini kaynak almak zorunda kaldığını aktarıyor. Pala, aşı karşıtlığı üzerine de şunları söylüyor:

“2009’da Bakan, ‘rüya görüyorsunuz’ demişti”

“Özellikle bireysel haklar konusundaki duyarlılık, ‘kimse benim özgür iradem dışında aşı yaptırmaya zorlayamaz’ düşüncesi. İkinci boyutu ise dini kökenli. Türkiye’de de bu yaklaşımlar son yıllarda iz bulmaya başladı. Bakanlığın önceki verilerine bakacak olursak 30 binin üzerinde çocuğunun aşılanmasını reddeden anababa var. Bakanlığın aşı konusunda olumsuz bir yaklaşımı olduğunu düşünmüyorum. Ancak bu işin üstüne gitmek, toplumu duyarlı duruma getirmek konusunda da çok büyük etkinlik içinde değil.

2009 yılıydı sanıyorum, o zamanın Sağlık Bakanı’na ‘Türkiye yeniden kızamık vakalarıyla karşı karşıya kalabilir’ dediğimizde bize, ‘Türkiye’de bir daha 100’den fazla kızamık vaka sayısı kayıtlara geçmeyecek, siz rüya görüyorsunuz’ demişti. 2008’de üç vaka falan vardı fakat 2013’e geldiğimizde bu sayı 7400 oldu.”

“Çiçek hastalığından 300 milyon kişi ölmüştü”

Pala’nın aktardığına göre Türkiye’de az da olsa yapılan araştırmalarda aşıyı tehlikeli bulduğunu belirtenlerin oranı dinsel nedenlerle yaptırmayanlara oranla daha çok. Aşı tereddütünü ise şöyle ikiye ayırıyor Pala:

“‘Zararlı olduğunu düşünüyorum’ diyenler, bir de ‘gerekli olduğunu düşünmüyorum’ diyenler. Bazı popüler yazarlar arasında da ‘aşı olmadığı için ölen birisini gösterin bana’ görüşü egemen ve maalesef kimi kesimlerde de bunun karşılık bulduğunu söyleyebiliriz.”

Prof. Dr. Pala, bu noktada 300 milyon kişiyi öldüren çiçek hastalığını hatırlatıyor:

“Dünya tarihinde 300 milyon kişi. Ve bunu bir tek aşıyla yok etti dünya. Çok güçlü bir bağışıklama politikasıyla 1980’den bu yana, artık bir tane olgu yok. Eradike edildi tıbbi deyimiyle, Türkçesi kökü kazındı diyebiliriz. Bugün hem ülkemizde hem dünyada aşının yapılmadığı zamanlardaki karanlığını görmezden gelmeye çalışıyorlar. Biz istiyoruz ki, Türkiye yeniden o karanlığa gömülmesin.”

“Aşı, bir toplumsal dayanışma yaklaşımıdır”

Pala aşının yalnızca bireyin kendisini değil, bir toplumsal bağışıklık oluşturarak aşılanması mümkün olmayan çocukları da koruduğunu söylüyor ve çocuk hakları açısından önemli bir örnek veriyor:

“Bir de aşı olmak istediği halde aşı olamayan çocuklar var. Diyelim ki kanser vakası bir çocuk. Bağışıklık sistemi zayıf olduğu için biz bu çocuğa aşı yapılsın istemiyoruz, ama aşı yapılamayan bu çocuğun korunmasını da istiyoruz. Bunun için elimizde bir mekanizma var. Biz buna toplum bağışıklığı diyoruz. Eğer bir etkenin, mesela kızamık virüsünün toplumda dolaşımını engelleyecek kadar yüksek bağışıklama oranı yaratırsanız, bu hastalığı nedeniyle korunamayan çocuğu da koruma altına alırsınız. Bunun için de yüzde 95 oranında bir bağışıklama oranına ihtiyacımız var. Aynı zamanda bir toplumsal dayanışma yaklaşımıdır aşı, bu yüzden çok önemli.”

Neden tereddüt ediliyor?

Öte yandan aşıyla ilgili tereddütleri anlamak gerektiğini aktarıyor:

“Çünkü aşı ilaç gibi değil. İlacı hastalığı ortadan kaldırmak için veriyorsunuz. İnsan onu kabul ediyor. Aşıyı verdiğiniz zaman kişi hasta değil, hasta olmayan birisinin dışarıdan kendisine böyle bir şey verilmesini kabul etmesini biraz bizim kolaylaştırmamız lazım. Aşı olmazsa, toplum bağışıklığı olmazsa neler olabilir, bunları anlatmamız lazım. Bunlardan en güçlü örneklerden biri de çocuk felcidir.

“Bulaşıcı hastalıklar sizin iradenizi dinlemez”

Son noktada öneri olarak ise aşının kamusal bir ürün olması gerektiğinin altını çiziyor Pala:

“Aşıyı ticari bir ürün olarak gündeme getirilenler o aşının daha fazla yapılması ve satılması için de bir çaba harcıyorlar. Burada zihinlerde bir tereddüt oluşmasını doğal karşılıyorum. Yapılması gereken Küba’da olduğu gibi aşının kamusal bir ürün haline getirilmesidir. Eğer aşı kâr amacı güdülmeden kamu tarafından üretilecek olursa insanların zihninde soru işareti kalmaz.
“Bireysel hak nedeniyle aşıya itiraz edenlere de şunu demek lazım, aşı olmayacağım diyenlerin o zaman toplum içinde yaşamamaları lazım. Birlikte yaşarken bulaşıcı hastalıklar sizin iradenizi dinlemeyeceğinden, o zaman bizim toplumu korumak için uygulayacağımız aşıya da itirazı kabul etmek mümkün değil.”

Etiler: “Bakanlık samimiyetsiz”

Aşı karşıtlığı ya da aşı tereddütü… Her iki durumda da Sağlık Bakanlığı’nın bunu aydınlatacak net bir mesaj vermesi gerektiğini söyleyen Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr.  Nilay Etiler ise şunları söylüyor:

“Tam bir sessizlik hali var. Sadece nisandaki Dünya Aşı Gününde Bakanlık bir açıklama yaptı. Bu samimiyetsiz bir şey. O nedenle sorun devam ediyor. Böyle giderse artarak da devam edecek. Aşı olmadığı için, hiç istemeyiz ama, ölümler olursa ancak o zaman insanların kafasına dank edecek.”

“Yeterli aşımız var”

Lojistikte bir sıkıntı yok, yeterli seviyede aşı var” diyen Etiler şöyle devam ediyor:

“Birinci Basamak sağlık hizmetlerinde birtakım eksiklikler tartışılabilir ama aşılamayla ilgili olarak aile sağlığı merkezlerinde çalışan arkadaşların öncelikle yürüttüğü hizmetler arasında aşı. Burada sadece irade eksikliği var. Sağlık Bakanlığı’nı eylemsizliği söz konusu.”

Çoğu çocukluk dönemi aşısı

Aşı yapılmadığı takdirde salgın oluşturabilecek hastalıkları ise şöyle sıralıyor Etiler:

• Türkiye’de kızamık en önemlilerinden bir tanesi. Kızamıkçık ve kabakulak da var.
• Çocuk felci artık Türkiye’de görülmeyebilir ama Orta Doğu coğrafyasında hala çocuk felci var.
Türkiye’de tekrar vaka çıkmaması için aşının sürdürülmesi lazım.
• Tüberküloz. Burada aşının koruyuculuk düzeyi düşük. Bunu biliyoruz ama tüberkülozun ileri bir aşamasını önlüyor aşı.
• Hepatit B‘yi geçirdiği zaman bir kişi, yani kronik taşıyıcı olursa karaciğer kanserine dönüşebiliyor.
• Tetanos ise doğada bulunan bir bakteri, mikroorganizma. Herhangi bir şekilde yaralanmayla insana geçtiği zaman yüzde yüz öldürücü. Aşının hiçbir yan etkisi yok, aşı olunca yüzde yüz koruyucu ama, hastalığın etkenini aldığı zaman kişi yüzde yüz ölümcül.

Öte yandan çocukken bu aşıları olmamış bir yetişkinin şimdi aşı olma ihtimali var mı?

“Bu aşılardan sadece tetanos yetişkinlikte de olur. Ama mesela kızamık aşısını çocukken olması gerekiyor kişinin.”

“Aşıyı reddeden aileler çocukken aşılandı”

Aşı konusunda ise en önemli sorunlardan birinin de hastalığı görmediğimiz için sorun yok gibi algılanması olduğunu ifade eden Etiler şöyle devam ediyor:

“Su klorlanmadığı zaman salgından millet kırılır. Ama klorlandığı için bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu anlamazlar, çünkü hastalık yoktur. Toplumda belli bir oranda aşılamaya ulaşılmış. Hastalık yok ve o hastalığın ne kadar dramatik bir şey olduğunun kimse farkına varamıyor.

Şu an aşıyı reddeden anne babalar kendi çocukluklarında çok yüksek oranda aşılama oranı vardı. Bütün bu anne babalar aşılı. Bu hastalıkları yaşamamışlar ve şu anda aşıyı sorguluyorlar. Halbuki onlar aşılanmamış olsaydı aşı olmayan bir toplumda o anne babalardan dörtte biri hayatta olmayacaktı.”

 

TTB Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülleri, Prof. Dr. Nusret Fişek’i anma etkinliğinde sahiplerini buldu

TTB Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülleri, Prof. Dr. Nusret Fişek’i anma etkinliğinde sahiplerini buldu

1 Kasım 2019 Cuma günü Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi R Salonu’nda gerçekleştirilen etkinliğe, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz ve TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Selma Güngör katıldılar.

Açış konuşmalarını Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Altıntaş, HASUDER Başkanı Prof. Dr. Pınar Okyay ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın yaptığı törende, Prof. Dr. Nusret Fişek’in akademisyen, bilim insanı kimliği üzerinde duruldu ve Türkiye’de Halk Sağlığı alanının kurulması ve geliştirilmesindeki rolü aktarıldı. 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun’un hazırlanması ve çıkarılması süreçlerinde gösterdiği çaba ve 1. Basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaları üzerinde duruldu.

Konuşmaların ardından, TTB tarafından Prof. Dr. Nusret Fişek anısına verilen Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü Töreni’ne geçildi.

Dr. Bülent Şık, halkın sağlığını etkileyen kanserojenler, gıda güvenliği, beslenme konularında yürüttüğü bilimsel çalışma ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşma sorumluluğu göstererek yürüttüğü mücadele nedeniyle; Prof. Dr. Kayıhan Pala, sağlığın piyasalaşmasına, termik santrallere ve hava kirliliğine karşı yürüttüğü mücadeleyi bilimsel temellere dayandırıp, içinde yer aldığı meslek örgütü ve öbür platformlarda bu kararların görünür olmasına sunduğu katkılar ve bu anlayışı süreklileştirmesi nedeniyle 2019 Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü’ne değer bulundular.  Şık ve Pala’ya ödüllerini TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman sundu.

Törenin ardından, kolaylaştırıcılığını HÜTF Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Kerim Hakan Altıntaş’ın yaptığı, H.Ü. İİBF İktisat Bölümü’ndan Prof. Dr. Arzu Akkoyunlu Wigley, HASUDER Başkanı Prof. Dr. Pınar Okyay ve Kocaeli Dayanışma Akademisi’nden (KODA) Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun konuşmacı olduğu “Demokrasi ve Sağlık” paneline geçildi.