Şehir Hastaneleri : “Yap, İşlet, Ben Öderim. Bir Koy Üç Al”

Şehir Hastaneleri :
“Yap, İşlet, Ben Öderim. Bir Koy Üç Al”

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Şehir Hastaneleri ile gerçekleşen kazanım ve kayıplar ülke gündeminde. 10 Şehir Hastanesi açıldı, 11 hastane de açılmak üzere yapım aşamasında. İlk göze çarpan sorular;
şehir hastaneleri devlet hastanesi mi?
– Neden devlet hastanelerini kapatıyoruz ?
Devlete ait sağlık hizmetini neden şirketlere devrediyoruz?”

“ Yap, işlet, ben öderim. Bir koy üç al”

Dr. Ceyhun İrgil

Şehir Hastaneleri sürecine kadar AKP hükümetlerinin sağlık politikalarını kısaca gözden geçirmek gerekir. Başlangıçta kamu sağlık hizmetlerini rehabilite etmek ile başlayan hükümetler zaman içinde liyakatsiz ve kifayetsiz kadroların elinde yap boza dönen sağlık sistemini içinden çıkılmaz hale getirince, her alanda olduğu gibi salt izlemci koltuğuna çekilip, hizmet üretimi ve yönetimini özel sektöre devretmenin kolaycılığına teslim oldular.

Global sermayenin, neoliberal ekonominin baskıları ile hem inşaat hem yeni rant alanı hem de popülist siyaset için verimli sonuçları olan “sağlık sektörü” enerji, eğitim gibi patronların yeni oyun sahası oldu.

Şehir hastaneleri devlet hastanesi midir?

Bu yapılanma ile değildir. Her ne kadar yönetim erki ve denetimini Sağlık Bakanlığı yapacak deniyorsa da, “parayı veren kuralı koyar”. Yani hastanenin bir sahibi var. Devletin kira ödediği bir patronu olan hastanelerin asıl yöneticileri hiç kuşkusuz şirketin yöneticileri olacak. Kiracısı olduğunuz evde hükmünüz ne kadarsa o kadar… Şirket devlet değildir. Kazancı gözetir. Kar elde edemeyen şirket batar. Yöneticinin işine son verilir. Açmaz burada. Devlet eliyle şirkete verilen hastanenin batmaması, iktidarın siyasi açmaza düşmemesi, popülist siyasetin devamı için “ne olursa olsun”, “ne pahasına olursa olsun” bu hastaneler (şirketler) kazanmak zorunda. Oysa devlet eli ve aklıyla yürütülen sağlık hizmetlerinde kar amacı güdülmez. Sağlık, eğitim, güvenlik, hatta bir parça ulaşım kamusal hizmettir. Sosyal devletin gereği ve görevidir.

Sağlıkta dönüşüm rüyası ile başlayan KHB fiyaskosu ile sonuçlanan kabus süreci bir gecede masal oldu

Sermayenin yeni rant kapısı şehir hastaneleri iktidarın çok öğündüğü sağlık yatırımları. AKP iktidarının ilk yıllarındaki kamusal sağlık hizmetlerinin ortaklaştırılması gibi yıllardır beklenen hizmetler başlangıçta kamusal sağlık hizmetlerine “ulaşılabilirlik” konusunda rahatlama getirirken, sağlık kalitesi, çalışma huzuru, çalışanların özlük hakları gibi konular göz ardı edildi.

Siyaseten çokça ekmeğini yedikleri ve çok övündükleri ”sağlıkta dönüşüm” projesini sessiz sedasız bir gecede KHK ile kaldırdılar. Yıllarca reklamı yapılan, emek harcanan ve sağlık sistemini alt üst eden Kamu Hastaneleri Birliği gibi yapılanmalar bir gecede yok edildi.

Ücretsiz denilen sağlık hizmetlerinde 10’dan çok aşamada ödeme ve katkı payı getirildi. Özel hastaneler teşvik edilirken, kamu hastaneleri salt modern bina (inşaat işleri) olarak görüldü. Sağlık hizmetinin niteliği düştü. Binlerce uzman doktor istifa ederek ya emekli oldu ya da özel sektöre geçti. İlçe hastanelerinde yalnızca küçük ve orta ameliyatlar yapılabilirken, büyük kent hastanelerinde bile büyük ve özellikli ameliyatlar sekteye uğradı. Özel hastane katkı payları %200’e çıkartılırken, devletin mücadele etmesi gereken, mücadele ettiğini iddia ettiği “ek ödemeler” (bıçak parası vb.) legalize edildi. Bizzat devlet eliyle tarifeye bağlandı. Sağlık atamalarındaki liyakat terkedildi. 2005 sonrası artan istifalar ile liyakatli ve deneyimli kadrolar kamu sağlık hizmetlerini terk ettiler.

  • Sağlık Bakanlığı cemaatlerin, siyasetin koşu alanı oldu.

Deneme yanılma yolu ile sağlık sistemi yürüyen ama işlemeyen bir yapıya büründü.

  • Sağlık Ocaklarının kapatılması kırsalda sağlık hizmetlerini felç etti.

Köyünde, beldesinde insanlar bir iğne yaptırmak için ilçe veya kente gelmek zorunda kaldılar. Kentte reçete yazdırma gibi sağlık evrak işlerinin ulaşılabilir ve kolay olması gibi basit bürokratik konular mesele edilip düzenlenen anketlerde sağlıkta memnuniyet algısı çokça işlendi. Oysa 2. ve 3. Basamak tedavilerde sağlığın bürokratları ve siyasiler de dahil olmak üzere, olanağı olan herkes özel sağlık kurumlarını veya üniversite hastanelerini öncelediler. Kasabasında hatta kendi yaşadığı kentin devlet hastanesinde büyük ve özellikli ameliyat olan kaç siyasi, varsıl veya bürokrat vardır?

Köyden sağlık ocağını kaldırıp yurttaşı kente göçüren iktidar, şimdi de kentte devlet hastaneleri kaldırıp kentliyi ya kent dışındaki şirket hastanelerine ya da kentin içindeki özel hastanelere zorunlu bırakıyor. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe…

bursa-sehir-hastanesi

Nüfus 80, acil 110..

Sonuç olarak; Birinci Basamaktaki hizmetlerin aile hekimlerinin, toplum hekimlerinin çabası ve özverileri ile memnuniyet algısı ve bu algının medya, siyaset eliyle köpürtülmesi ile iktidar sağlığın geçmiş dönem günahlarının da yaygarası ile tepe tepe kullandı. Bu kadar reklam, performans uygulamaları ve iktidarın skora dayalı politikaları ile sağlık talebi (zorunsuz talep) arttı. Performans dayatmaları ile istenen skorlar oldu ama gereken tedaviler olunamadı. Gereksiz tetkik, gereksiz muayene, zorunlu olmayan girişim, yazılan ilaç, yatılan gün, doktora başvuru sayıları arttı. Öyle ki doktora başvuru sayısı 8 kat artınca, iktidar ek para isteyerek yolu kesmek istedi. Yurttaşlar ek ödeme yapmamak için acil olsun olmasın acil servislere akın etti. Ve ülke kendi nüfusundan daha çok acile başvuru yapılan ülke rekorunu kırdı( 2015 yılında Türkiye’de acile başvuru sayısı 110 milyon – 324 milyon nüfuslu ABD’de acil servise başvuruların sayısı yıllık 130 milyon. 53 milyonluk İngiltere’de bu rakam yılda 25 milyon. 2015 yılında 78.7 milyon nüfuslu ülkemizde bir yılda 110 milyon acil başvurusu yapıldı)

Sağlık Dönüşüm Projesi olmadı “Şehir hastanesi” deneyelim

Sağlığın vazgeçilmez, kullanışlı, karlı bir alan olduğunu anlayan ve deneme – yanılma yöntemleri ile sorunu anlayan iktidar, sağlığın ciddi bir rant alanı olabileceğini gördü.
“Kamu sağlık hizmeti kötüdür, sağlığın özeli iyidir” ön yargısı ve ön koşulu ile AKP, daha önce İngiltere’de denenen ancak başarılı olamayan Kamu-Özel Ortaklık modeli (KÖO) adı altında Şehir Hastaneleri projesini, aynen 2-3 yılda iflas eden “sağlıkta dönüşüm” gibi topluma büyük bir hizmet ve siyasetin yeni algı aracı olarak sundu.

2003 yılında başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Projesi için en güzel saptamalardan biri, Şehir Hastaneleri konusunda çalışan, Sağlıkta Dönüşüm politikalarına karşı mücadelesi ile bilinen akademisyen Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın saptamasıdır;

“Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla yürürlüğe konulan neo-liberal sağlık reformları temel olarak, sağlık hizmetlerinin finansmanının genel sağlık sigortası ile sağlanması, kamusal Birinci Basamağın tasfiye edilerek Sağlık Ocaklarının kapatılması ve bunun yerine Birinci Basamağın özelleştirilmesi yaklaşımına uygun bir aile hekimliği modeline geçilmesi ve kamu hastanelerinin işletme haline dönüştürülerek piyasalaştırılması uygulamalarını içermektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programının propagandası yapılırken Sağlık Bakanlığı tarafından dile getirilen “Yaygın, erişimi kolay sağlık hizmet sistemi” iddiası gerçekleştirilememiş; Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulamaya konduğu ilk on yılda sağlık hizmetlerinde eşitlik ve sağlık hizmetlerine erişim açısından başarısız bir sınav vermiştir.”

“Yap, işlet, kırışalım” mı? Yoksa “bir koy üç al mı?”

Devasa, cafcaflı binalar, ışıl ışıl görüntüler ile bina, inşaat ve maketlerle toplumda algı yaratmayı başardılar. Çok inşaat az insan, büyük ama niteliği (kalitesi) sorunlu projeler bir bir açıklandı.

Önce “yap – işlet – kırışalım” mantığı ile planlanan Şehir Hastanelerinin ayrıntılar sızdıkça (sızdıkça diyorum çünkü iktidar sözleşmeleri gizliyordu) “bir koy üç al” projeleri olduğu anlaşıldı. Üstelik Hazine garantili… İnşaat ve yollardan yolunu bulan, sağlıktaki ballı kazancı gören şirketler, inşaat krizi riskine karşı, kar için yeni yollar ararken, hastane yolunu buldular. Devletin sağladığı tuhaf ve inanılması zor imtiyazlar, inşaat maliyetine sağlık gibi bir tekeli ele geçirme, garantili kazanç ve güvenceler ile, hastalıktan dertten deva değil, kazanç çıkacağını anlayan şirketler bu sisteme “hasta” oldular.

İnşaat dışında deneyimi olmayan bu şirketler zaten bildikleri inşaatı yapıp devlete devretmektense, garantili devlet desteğiyle, yandaş ve taşeron firmalar aracılığı ile bu hastaneleri işletmeyi değil “yap, işlet, kırışalım” modeli ile kazancı kırışmayı, salt inşaat maliyeti ve cefası ile en az çeyrek yüzyıl hazinenin ve işletmenin akıtacağı paranın sefasını sürmeyi planlıyorlar.

Macera ve yağma 2013 yılında çıkarılan yasa ile başladı (AS: 6428 sayılı yasa!). Bu yasa ile yaşama geçen Şehir Hastaneleri ile artık sağlık hizmeti veren devlet yerine, emlakçı ve pazarlamacı devlet modeline geçildi. Devlet temel ve vazgeçilmez görevi olan eğitim, sağlık, güvenlik gibi alanları özel sektöre devrettiği ölçüde devlet olmaktan çıkar.

Kamu Özel Ortaklığı (KÖO) anamalcı Milton Friedman’ın fikridir. KÖO kitleler uyanmadan, üstelik şaşalı hizmet alırken sermayenin çarkını döndürmesi için bulduğu devlet kaynaklarının sermayeye pazarlanmasının incelikli bir yoludur. Neo-liberal yamyamlar için artık

– devletler şirket,
– siyasi erk CEO,
– bürokrasi ve çalışanlar taşeron,
– halk müşteridir.

Küresel sermaye ve pazarlamacıları 1970 – 80 sonrası yoğun bir biçimde kamu kaynaklarına yöneldiler. Ulusal boyuttaki sermaye için büyük lokmalara yönelen Neo-liberal şirketler;

– ulusal şirketlere kazancın kırıntılarını,
– projelerini onaylayan ve ödemelerini yapan erklere de böbürlenmeyi,
– siyasette kullanılacak algıyı,
– siyasetin finansmanını paylaştırdılar.

Pastanın kek tabağını getirip, neredeyse pastanın tümünü alacak (üstelik Hazine güvenceli) şirketler için Şehir Hastaneleri bulunmaz fırsattır.

bursa-sehir-hastanesi

Kamu – Özel Ortaklığı lafın gelişi

Aslında ortaklık yok!

  • İşleten kazanan şirkete karşın her koşulda ödeme yapan devlet var.

Hastane yeri, personeli devletten, üstelik hasta “garantili”, bir de üstüne kira vermeyecekler, kira alacaklar, hastane içindeki tüm işletmeler, tetkikler, laboratuvarlar aklınıza gelen gelmeyen para kazandırabilecek her türlü iş, hizmet ve işletme hastaneyi yapan şirketin olacak. 25 yıl garanti, 49 yıla kadar senin… 1 maliyet 3 kazanç… Güzel iş. Risk yok. Yalnızca inşaatı yap, gerisini devlete bırak. Ödemeni al, keyfine bak. Sistem aksarsa, zarar ederse sorun yok alınan yurt dışı krediler devlet garantisi altında (AS: Kur garantili olarak üstelik!). İşler yolunda giderse de gitmezse de faturayı kim ödeyecek? Elbette halk… Hatta çocuklarımızı da aşarak torunlarımıza dek yansıyacak bir borç olduğu ortada. Kalkınma Bakanlığı’nın Ocak 2016’da yayınladığı verilere göre; 17 hastane için şirketler 9 milyar 869 milyon $ (yaklaşık 10 milyar USD) harcayacaktı. Buna karşın devlet şirketlere (2015 rakamlarıyla) 27 milyar $ ödeyecek (yazı ile yirmi yedi milyar $ – S-400’ler için 2.5 milyar $ ödediğimizi, 50 milyon $ bulunamadığı için Tank Palet Fabrikasının, Şeker Fabrikaları gibi yüzlerce fabrikanın satıldığını anımsayalım).
Örneğin; Isparta Şehir Hastanesi’nin yatırım bedeli dikkate alınırsa, 25 yıllık kira ödemesi ile 50 adet Devlet Hastanesi yapılabilirdi.

Bir başka örnek ise; Erzurum Devlet Hastanesi devlet eliyle tam donanımlı olarak 193 milyon Türk lirasına (TL) yapıldı. Oysa Adana’da aynı çaptaki hastane için şirketler 430 milyon Euro ( dikkat TL değil) fiyat çıkardılar. Buna şaşırmak gerek, şirketler bu hastane işine neden balıklama atlıyor ki? Elbette kazançlı olduğu için. Sermayenin amacı kar etmektir. Gereğini yapıyorlar.

  • Burada sorunlu olan, temel görevi sağlık hizmeti sunmak olan devletin iktidar eliyle devlet hazinesinden bu işleri şirketler aracılığıyla özel sektöre devretmesidir. Hem de yüksek maliyet ve halka çok pahalıya mal olacak bir yöntemle adeta sağlık hizmetini peş keş çekmesidir.

Kamu-Özel Ortaklığı (KÖO) projesiyle kurulmaya başlanılan Şehir Hastaneleri’nin çoğunda yatak sayısı 1500-2000 arasında. Oysa tüm dünyanın kabul ettiği ölçütlere göre, ideal olan hastane yatak sayısı 200 – 600 arasında olmalıdır. Büyüklük övünme ve algı için yararlı olabilir ancak işletme, maliyet ve kolaylık açısından ciddi bir sorun. Düşünün 200 m2 bir ev size yetebilecek ve kolayca maliyetlerini karşılayabilecekken, sizi 2000 m2 bir evde yaşamaya zorlasalar neler olurdu? Daha çok elektrik, daha çok su, daha çok ısınma ve soğutma, daha çok temizlik, daha çok işletme gideri, daha çok, daha çok maliyet… ve 200 m2 evden alamayacağınız verim, konfor ve rahatlık…

Bakanlık verilerine göre, Şehir Hastaneleri’nde bir yatağın maliyeti 243 bin $. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’nın 2016 raporunda 150 yataklı bir özel hastane için bir yatağın maliyeti ise yalnızca bunun 1/4’ü kadardır.

Köprüde “geçiş” hastanede “yatış” garantisi!

Şehir Hastaneleri’nde aynen köprülerdeki “geçiş garantisi” gibi “hasta yatış garantisi” de verilmektedir. Sızan bilgilere göre, hacme dayalı hizmetler için verilen %70 “doluluk” garantisi, iki sorun içeriyor. Hastane dolmazsa devletin ödeyeceği ekstra ücretler ve “ihtiyaç dışı, gereksiz hasta yatışı” gibi etik dışı sorunlara yol açacaktır.

  • Arsa ver,
  • personel ver,
  • imtiyaz ver,
  • hasta ver,
  • garanti ver,
  • işletme hakkı ver,
  • rant sağla ve
  • bir de üstüne kira öde!

modelli Şehir Hastanelerinde bir başka sorun ise hastanelerin kent dışına yapılmasından çok kentteki halkın bildiği, tarihi, işlerliği olan devlet hastanelerinin “zorla” kapatılarak, halkın bu hastanelere zorlanmasıdır. Birçoğunda ulaşım sorunu olan hastanelerin ulaşım sorunları belki zamanla çözülebilir. Ancak onca yıldır zorla kapatılan hastanelerin çevresinde oluşan yaşam (esnaf, işletmeler, taksi durakları, eczaneler vb.) ne olacak? Maalesef büyük sermaye tekeli için kent içindeki yaşam ve binlerce insan feda ediliyor.

Taşeronlaşan sağlık çalışanları

Devlet Hastaneleri ve uzmanlaşmış kimi hastanelerin kapatılması ile Şehir Hastanelerinde çalışmaya zorlanan personelin (doktor, hemşire, ebe, sağlık memuru, sağlık teknisyenleri vd.) durumu çok daha ciddi bir sıkıntı. Hem de hiç konuşulmayan sorun. İstekleri veya isteksizlikleri göz önüne alınmayan binlerce sağlık emekçisi bir kalemde özel şirketlerin kucağına bırakılıyor. Bundan sonraki aşama sağlık emekçilerinin iş güvencesinden yoksun, sözleşmeli, ucuz iş gücü haline getirilmesidir. Zaten genç sağlık çalışanlarını sözleşmeli çalıştırmaya başladılar.

  • Mutsuz ve huzursuz sağlık çalışanları ile mutlu ve huzurlu sağlık hizmeti veremezsiniz.

Sağlık çalışanları mutlu olmadıkça, hastaların ve yakınlarının mutlu olması beklenemez. Bu kaygı ve gerilimli çalışma ortamı hizmetleri aksatır, sorun yaratır. Nitekim sağlıkta şiddete giden yolun köşe taşları bu huzursuzluklar ve mutsuz, güvencesiz çalışma ortamıdır.

Sağlık çalışanları idarenin ve hükümetin baskılarından, takdirsiz, tedbirsiz, tedariksiz, plansız, öngörüsüz, hoşgörüsüz, devamlı tehdit ve performans baskısı ile yaşamaktan/çalışmaktan yorgun düştü. Sağlık çalışanlarına yalnızca “taşeron” gözü ile bakan, bu yöntemle kadrolu kadrosuz herkesi, hatta sağlık idaresi ve bürokrasiyi bile taşerona dönüştüren bu işletme modelini bugün en çok savunan, reklamını ve kalfalığını yapanların, bir süre sonra nasıl çırak çıkacağını göreceğiz. Kısa vadede bu sistemin kurbanı olan veya zararını gören birçok insanın, çalışanın ve bürokratın haberini duyacağız.

  • Orta ve uzun vadede en çok bağıranlar, canı yananlar bugün en çok alkışlayanlar olacak.

“Yap, işlet, ben halka ödetirim”

“Senin beton makinan, işçilerin, çimento fabrikaların boşta kalmasın, gel hastane yap, ben sana para ödeyeyim” Beton ve amele ekonomisi için, süslü algı çağı uğruna, bir hak olan sağlık hizmetinin lüks tatil gibi sunulduğu, sağlık hizmetinin niteliğinden çok, lüks otelcilik hizmetlerinin ön plana çıkarıldığı Şehir Hastaneleri maalesef artık bir realite ve ortada yapısı bitmiş, hatta işletmeye başlamış durumdalar. İktidar daha hastanelerin yarısı bitmemişken bazı yanlışlarını fark etti ve Meclise getirdiği bir torba yasada şimdi revizyon yapmaya çalışıyor. Aynen “Sağlık Dönüşüm Projesi” ve Kamu Hastaneleri Birliği gibi daha on yılını doldurmadan bakalım başka ne dönüşler olacak? Elbette sermaye yaptığı yatırımın karşılığını almak isteyecek, kazanç için veya en azından eldekini tutmak için iktidarları, çalışanları zorlayacaklar. Şehir Hastaneleri gerilimli bir iklimde başladı. Başındaki kara bulutlar ve fırtınalar biter mi? Muhtemelen sistem kezlerce revize edilecek. Şirketlerin güvencesi “hazine garantisi” ve uluslararası “tahkim”… Gelecek süreçte şirketler, devlet, iktidar, çalışanları ve bürokrasi ile sürekli bir gerilim, tartışma içinde olacak gibi görünüyor.

Planlanan Şehir Hastanesi yükümlülükleri yarım yüzyıla uzanacak, en azından garanti 25 yıl kira ödenecek, kamucu sağlık hizmetlerinin özele devredildiği, faturasını halkın ödediği ve bugün yaşayanların torunlarının bile borçlu olduğu, Devlet Hazinesine hep yük olacak, sağlık hizmetlerini gelecekte pek çok tartışmalı konu durumuna getirecek bir yapılanmadır. Zaman gösterecek. Ancak haklıysak devlete de halka da çok pahalıya, çok cana mal olacak. Dilerim bizler yanılırız.
====================================
Dostlar,

Yazı epey uzun ve kapsamlı ancak gene de bizim zorunlu söyleyeceklerimiz var..

Dr. Ceyhun İRGİL önceki 26. dönem CHP Bursa milletvekili idi. Çok verimli bir dönem geçirdi TBMM Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonunda. Başarılı bir Genel Cerrah olarak iyi sınav verdi. Meslek örgütü TTB ile sürekli iletişim içinde oldu. Sanırız, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyelerinden eşi Prof. Dr. Emel İrgil’in de epey katkısı olmuştur..  Milletvekilliği döneminde Dr. Ceyhun İrgil, zamanın Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ın Bakanlığının bütçe önerisini sunarken verdiği Bebek Ölüm Hızı rakamına itiraz etmişti. Bakan Akdağ, binde 7,3’e indirdikleri (!?) bebek ölüm hızı ile övünüyor ve dünyanın bunu nasıl başardığımızı (!?) kendisine hayranlık ve şaşkınlıkla sorduklarını… aktarıyordu.

DB – IMF – ABD – AB dayatması olan kökü dışarıda Sağlıkta Dönüşümde (Health Transformation!) Türkiye, Akdağ’ın Bakanlığı ile öylesine başarılı (!?) olmuştu ki, dünyanın her yerinden Bakan Akdağ konferansa çağrılıyordu bu başarı öyküsü için ve yetişemiyordu!?

Dr. Ceyhın İrgil söz alarak, Bursa’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nca yürütülen bir bilimsel çalışmadan veri sundu. Bu çalışmada Bursa’daki mezarlıklar dolaşılmış, bebek mezarları ve mezarlık kayıtları incelenmiş ve bu kentte bebek ölüm hızı, Bakan Akdağ’ın Türkiye için verdiği binde 7,3’ün 4 katı dolayında, binde 28’in üzerinde hesaplanmıştı. Türkiye’nin batısında, ülkenin 4. büyük kenti ve gelişmiş, varlıklı bir kent olan 3 milyonluk Bursa’da bebek ölüm hızı gerçekte en az binde 28 iken, Türkiye genelinde nasıl binde 7,3 olabilirdi ki!? Nitekim izleyen yıllarda bu rakam TÜİK ve Sağlık Bakanlığınca 9-10’un üzerinde yayınlanmaya başlandı. Doğallıkla, Bakan Akdağ’ın verebileceği iler tutar bir yanıt yoktu..
******
Bu gün web sitemize 4-5 belge koyduk ŞEHİR HASTANELERİ TALANI hakkında. Bu söylem bize ait. Türkiye’de ilk olarak;

“Şehir hastaneleri talandır!”

diyen biz olduk. Yineliyor ve AKP iktidarını yıllardır yapageldiğimiz biçimde bir kez daha uyarıyoruz. Hekimlik mesleğinde 43. yılına girmiş, tıbbın Halk Sağlığı dalında yani sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi, ekonomisi, politikası alanlarında uzmanlaşmış, ek olarak Sağlık Hukuku alanında tezli yüksek lisans yapmış, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünden de mezun olmuş çok kıdemli bir akademisyen, çeyrek yüzyıllık bir Tıp Profesörü olarak…  eğer bunlar azıcık LİYAKAT anlamına geliyorsa AKP = RTE için, bizleri de dinlemelidirler.

Daha fazla gecikmeden… Kimi çevrelere söz vermedi iseler, açıkları – tutsaklıkları yoksa!

Erdoğan, “Şehir hastaneleri benim hülyam – rüyam..” buyuruyor!??

En iyimser senaryo ile bir kez daha kandırılıyor! Ancak artık bu gerekçeye kimsenin kanası yok. Erdoğan, Şehir Hastaneleri için ivedilikle bir SAĞLIK KURULTAYI toplamalı ve nesnel olarak sonuçlarını değerlendirmeli ve bu hazin kandırılışına (?!) hızla son vermelidir.

2. senaryo; Erdoğan’ın, bunca uyarıya karşın bildiğini okuması durumunda; gerçekte kandırılmadığını ama bu ağır stratejik suça “ortak” olduğu düşünülecektir doğallıkla.

Tarih tanığımız olacak ve herkes yapıp ettiğinin bedelini kuşku yok, ödeyecektir! Ama ne acı ve ne yazık ki olan caaaanım Türkiye’mize ve necip milletimize olacaktır bu arada ve geciktikçe.

Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI ile. 26 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Bursa Şehir Hastanesi’yle 25 Yıllık Kabusa Hazır Mısınız?

Bursa Şehir Hastanesi’yle 25 Yıllık Kabusa Hazır Mısınız?

Image result for Prof. Kayıhan Pala
http://www.bursaport.com/yazarlar/ozcan-yazici-1/bursa-sehir-hastanesi-yle-25-yillik-kabusa-hazir-misiniz-2388.html

Bursalılar 16 Temmuz sabahına uyandıklarında “kamu sağlık” hizmetleriyle ilgili “zorlu, sancılı” bir sabaha uyanmış olacak. “Uyanma” sözcüğünü teknik olarak düşünebilirsiniz, “gerçekten” uyanmaları ve gerçekleri yaşayarak daha iyi görmeleri için biraz zamana ihtiyaçları olacak. Ama bu “acı” bir uyanma olacak. Açıkçası bu uyanma konusu Türkiye halkı için, hepimiz için biraz sancılı, acı bir deneyime dönüşmüş durumda..

Şöyle geriye dönüp, örneğin son 20 yıla baktığınızda milyonları, toplumun tümünü yakından ilgilendiren kamu hizmet alanlarının nasıl çökertildiğini, acı bir deneyime dönüştüğünü görebilirsiniz… Örnek mi?

Ulaştırma politikaları… 

Halkın yararına olmayacaksa, milyonlarca insan yararlanmayacaksa, yolları, köprüleri, tünelleri, hava limanlarını niye yapıyorsunuz ki! Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı ve halen inşaatı süren 1915 Çanakkale Köprüsü gibi irili ufaklı onlarca proje…

Ortalama 20-25 yıllık sözleşmelerle uluslararası konsorsiyumlara yaptırılan, “enflasyon ve dövize” endekslenmiş, zarar etmenin imkansız, karın ise çılgınca boyutlara ulaştığı projeler…

  • Türkiye halkı için karşılığı: Paranız yoksa kullanamadığınız, ama vergilerinizle bu rant düzenini finanse etmeye mecbur bırakıldığınız bir kabus sistem…

Bir başka örnek mi? Eğitim politikaları…
Türkiye halkı için, anne babalar için tam bir kabusa dönüşmüş bir başka temel kamu alanı… Kamu neredeyse tamamen nitelikli eğitim kurumu yatırımından elini çekmiş vaziyette. 2014 yılından beri “özel eğitim kurumu teşvikleriyle” devlet herkese sağlamakla yükümlü olduğu “nitelikli eğitim” görevini, doğası gereği herkes için sağlayamayacak olan “özel sektöre” devretmiş vaziyette.

Nitelikli kamu okul yapımı, nitelikli kamu öğretmeni yetiştirilmesi, çağdaş eğitim müfredatlarının geliştirilmesi terk edilmiş, zorunlu hizmetler dışında ciddi kamu eğitim yatırımları terk edilmiş durumda. Kamu okulları yönetimleri de “siyasi” karar ve dayatmalarla “liyakatsiz, vasıfsız” yöneticilere teslim edilmiş halde.

Çocuklarına nitelikli eğitim aldırma kaygısı taşıyan milyonlarca anne baba da çareyi özel okullara akın etmekte buldu. Ama kuralsız ve kontrolsüz bir biçimde sayıları çığ gibi artan bu özel okulların da çok ezici bir bölümü “yatırım, maliyet, kar” döngüsü içerisinde çırpınmaya başladı. Ayrıca çoğu apartmandan bozma, fiziksel koşulları uygun olmayan, asgari ücretle öğretmen çalıştıran, bir eğitim politikası olmayan sıradan birer ticari işletmeye dönüşen “özel okullar” öğrenciler, veliler ve hatta eğitim sistemi açısından kabusa dönüştü.

Nitelikli eğitim veren çok az sayıda özel okul ise çok yüksek ücretler talep ediyor ki, bu ücretleri ödemesi mümkün olmayan milyonlarca veli ve öğrenciyi göz önüne aldığınızda sorunun büyüklüğünü görebiliyorsunuz.

  • Türkiye halkı için karşılığı: Paranız yoksa eğitim alamadığınız, ama vergilerinizle bu rant düzenini finanse etmeye mecbur bırakıldığınız kabus bir sistem…

Başka örnekler mi istiyorsunuz? Alın enerji politikaları… Elektrik ve doğalgaz dağıtımında kamu elini ayağını çekti, Türkiye bölge bölge, özel şirketlere ve konsorsiyumlara terk edildi… Halk çok yüksek bedellerle, şirketlerin yüksek kar beklentilerini karşılamak zorunda kalıyor.

Alın telekom ve iletişim politikaları…

Türk Telekom özelleştirmesinin ve kamu üzerine maliyetini herkes biliyor… Koskoca ülke 3 özel şirketin iletişim ve teknoloji yatırımının ve kar hırsının inisiyatifine terk edildi. Türkiye halkı dünyanın en yüksek fiyatlarıyla iletişim, internet hizmetlerinden yararlanmak zorunda bırakıldı.

Alın tarım politikaları… Başlı başına bir felaketler alanı…

Ve kamunun çökertildiği, milyonlarca insanın ortak yararına, ihtiyaçlarına uygun hizmet üretilmesi gereken nice alanlar… Ama bu kamu alanlarından her halde en müstesna olanı insan yaşamındaki kıymetinin vazgeçilmez önceliği nedeniyle “sağlık” alanı… Türkiye halkının sağlığı da diğer kamu alanlarında olduğu gibi özellikle son 17 yılda adım adım özel sektöre ve “ranta” teslim edildi.

  • Herhalde bu adımların zirvesi “şehir hastaneleri” projesi oldu…

Çıplak bakışla bir “kamu projesi”, ama ayrıntılarıyla baktığınızda tam bir “özel sektör projesi” olan “şehir hastaneleri”, eğer kısa sürede müdahale edilmediği taktirde muhtevası gereği önümüzdeki 20-25 yıl boyunca sağlık alanında milyonlarca insan için yine kabusa dönüşecek.

“Ticari sır” gerekçeleriyle “şartnameleri ve sözleşmeleri” halktan gizlenen “şehir hastaneleri” projesinin gerçekleri ortaya çıkarıldıkça, halk için “sağlık üretme mekanizmasından” ziyade, yerli ve uluslararası şirketler için bir “rant üretme makinesi” olarak tasarlandığı görülüyor.

Epeydir bu konuda kurumsal olarak Türk Tabipler Birliği, Bursa Tabip Odası dikkat çekmeye, kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Bursa Tabip Odası’nın yayın organı Hekimce Bakış son sayısında kapağını da “şehir hastanesine” ayırdı ve yeni sistemin getireceği ciddi sorunları bir kez daha paylaştı. Üşenmeden okumanızı tavsiye ederim. Online dergi formatında buradan okuyabilirsiniz

Bu konuyla ilgili bireysel olarak da Prof.Dr. Kayıhan Pala deyim yerindeyse yıllardır çırpınıyor.

Hatta “Şehir Hastaneleri – Türkiye’de Sağlıkta Kamu Özel Sektör Ortaklığı” ismiyle çok değerli bir kitap da yazdı. Ne yazık ki, şehir hastaneleri konusu gündemde yeterince yer bulamadı… Şimdi Bursa’da da tam olarak bitirilememesine karşın konsorsiyumun sıkıştırmasıyla “Bursa Şehir Hastanesi” 16 Temmuz’da hizmete açılıyor. Şehir Hastanesi ile birlikte Bursa merkezdeki bazı hastaneler de kapısına kilit vurularak, binlerce hasta şehrin kilometrelerce dışındaki bir hastaneye mahkum ediliyor. Kapatılacak hastanelerin şunlar olacağı kaydediliyor:

Muradiye Devlet Hastanesi, Ali Osman Sönmez Onkoloji Devlet Hastanesi, Prof. Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Zübeyde Hanım Doğumevi Hastanesi.

Kayıhan Pala, 19 Haziran’da Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde çok güzel bir sunum yaparak “Şehir Hastaneleri”kabusunu gözler önüne serdi. Kayıhan Pala’nın bu sunumda anlattıklarını büyük bir “üzüntü ve kaygıyla” dinledim. Prof. Pala, yaklaşık bir yıl önce de yaklaşan tehlikenin boyutlarını net biçimde anlatmıştı. Pala’nın sunumda da aktardığı bilgilerin birçoğunu bu haberdeki linkten de okuyabilirsiniz… Hatta önümüzdeki 25 yıla damga vuracak korkunç tablonun boyutunu görmek için mutlaka okumalısınız da…

Ama Kayıhan Pala hocanın vurguladığı şu bilgileri burada sizinle paylaşmakla yetineyim:

“Hastane açıldıktan sonra Sağlık Bakanlığı ihaleyi alan şirketlere 2 ana başlıkta ödeme yapıyor. Birincisi kira ve bakım onarımı içeren kullanım bedeli. Bu ihalede belirlenmiş sabit tutar ve 25 yıl ödenecek. Bu tutar dolar bazında belirlendiği için dövizdeki kur farkından etkilenecek, ayrıca paranın değeri analizi adını verdikleri analize göre kur farkı dışında enflasyondan da etkilenecek. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi bu yöntemle değil klasik ihale yöntemiyle yapılsa 2 milyar TL’ye mal olacaktı. Şimdi 25 yıl boyunca ödenecek kirayı topladığımızda yaklaşık 25 milyar TL ödenecek. 

Hesaplarımıza göre 3.5-4 yıllık kiralarla bu hastanelerin tamamı klasik ihale yöntemiyle yapılabilir. Temel itirazımız modelin çok yüksek maliyet içermesine. Kalkınma Bakanlığı 2016 yılı raporunda da 18 şehir hastanesi yatırım bedelinin 10.3 milyar dolar, ödeyeceğimiz kira bedelinin 30 milyar dolar olduğunu ortaya koyarak bizi doğruladı. Bu sağlıkta özelleştirmenin yeni yöntemi. Tümüyle uluslararası sermaye için yeni sermaye birikim aracı ve yeni kar maksimizasyonu modeli.

Bir hesap yaptık. Sağlık bakanlığı 2018 bütçesine açılmış olan 4 şehir hastanesi ve bu yıl açılacak hastaneler için 2.6 milyar TL kira ödeme bedeli koydu. Bu 2.6 milyarla hastane yapsak arsalar hazineden 150 yataklı tam teşekküllü 64 hastane yapardık. Bir yıllık kira ile 150 yataklı 64 hastane yapabiliyorsak neden 25 yıl boyunca kira ödeyelim.”

kayihan-pala şehir hastaneleri

Bursa Şehir Hastanesi 16 Temmuz 2019’da faaliyete geçtiğinde nelerle karşılaşacağız? Yine Kayıhan Pala hocanın aktarımından başlıklar halinde özetleyelim…

  • Hastalar şehirden 18 kilometre uzaklıkla, üstelik doğru düzgün yolu olmayan bir yere gitmek zorunda kalacak. Geliş gidiş için en az bir saat fazla yolculuk yapılacak.
  • Türkiye’de şu ana dek açılan 9 şehir hastanesindeki gözlemlere göre 112 acil vakaları şehir hastanelerine yönlendiriliyor. Hastanenin konumu ve ulaşım sorunları dikkate alınırsa bu acil hastalar için ciddi riskler oluşturuyor.
  • Bursa Şehir Hastanesi’ne personel ve hastalar taşınıyor. Hastanelerde milyon dolarlarla kurulan yoğun bakım, acil servis ve hasta odaları kendi kaderine terk ediliyor.
  • Şehir Hastanesi’nde mekanın büyük, personel sayısının az olması nedeniyle sağlık çalışanlarının iş yükü artıyor.
  • Bursa Şehir Hastanesi’ni CEO yönetecek. Başhekim göstermelik olarak var. Hastanede yalnızca kar etme perspektifiyle hizmet sunan bir yöneticinin bulunması sağlık hizmetinin doğasına aykırı.
  • Hastanenin büyüklüğü nedeniyle hastalar poliklinik ve servisler arasında kaybolacak. Özellikle konsültasyon hizmetlerinde ciddi sıkıntılar yaşanacak.
  • Şehir hastanesi yerleşkesindeki çiçekçi, pastane gibi ticari gelirlerin tümü şirketlere bırakılıyor.
  • Ayrıca görüntüleme, laboratuvar işlemleri gibi tıbbi destek hizmetleri ve temizlik, yemek, güvenlik gibi destek hizmetleri de bu şirketler tarafından sunulacak.
  • Şirketlere %70 yatak ve diğer hizmetlerde doluluk garantisi veriliyor.
  • Kira bedel ve artışları enflasyon ve döviz kurlarındaki artışa bağlı olacak.
  • ‘Ticari sır’ gerekçesiyle şartnameler ve sözleşmeler kamuya açıklanmıyor. Bazı bilgilere davalar aracılığıyla ulaşılabiliyor.
  • Hukuksal uyuşmazlıklarda Türk mahkemeleri geçerli olmayacak. Olası uyuşmazlıklarda davalar Londra’daki mahkemelerde görülecek.

Yine “şehir hastanelerinin” maliyetine ilişkin gerçekleri öğrenmek istiyorsanız Kayıhan Pala’nın açıklamalarına kulak vermenizi öneririm…

Şimdi yeniden yazının başına dönelim. Bursalılar 16 Temmuz sabahına uyandıklarında “kamu sağlık” hizmetleriyle ilgili “zorlu, sancılı” bir sabaha uyanmış olacak, dedik. Peki, uyanacak mıyız? Hayır…

“Uyunma ve uyandırma” sürecimiz devam ediyor. Özellikle ulaştırma, enerji, sağlık gibi alanlarda on yıllarca sürecek milyarlarca dolar borç yükünün altında ülke ve yurttaşlar daha fazla “yoksullaşıp, daha fazla yoksunlaştıkça”, acı çekerek uyanma (ayıkma) sürecimiz devam edecek.

Ekonomik kriz, işsizleşme ile birlikte kamu alanındaki bu çöküşün anlamı daha net ortaya çıkacak, görünür olacak. Gerçekleri, yaşamlarımızla, geleceğimizle bedel ödeyerek öğreneceğiz… Elbette, siyasi olarak Türkiye halkı bu sürece “dur” deme iradesini gösterene, kaderini kendi ellerine alana kadar… Bunu da bize gelecek ve tarih gösterecek…

BURSA ŞEHİR (DIŞINDA) HASTANESİ AÇILDI!

BURSA ŞEHİR (DIŞINDA) HASTANESİ AÇILDI!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kamuya çok yüksek maliyeti ve şehir dışında yapılanması nedeniyle tedavi edici sağlık hizmetlerinde aksamaya yol açmasıyla dikkat çeken Bursa Şehir Hastanesi ile ilgili Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi tarafından 23 Temmuz 2019 tarihinde basın toplantısı düzenlendi.

TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz ve TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. Gülriz Erişgen’in katılımı ile gerçekleşen basın toplantısında açıklama metni TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz tarafından okundu.

BASIN AÇIKLAMASI, 23.07.2019

BURSA ŞEHİR (DIŞINDA) HASTANESİ AÇILDI!

Bir kamu-özel ortaklığı projesi olan ve “yap-kirala-devret” modeliyle 9 Mayıs 2015’te temeli atılan Bursa Şehir Hastanesi, şehrin dışında, İstanbul-İzmir otoyolu üzerinde Nilüfer İlçesine bağlı Doğanköy Mahallesi sınırları içerisinde 16 Temmuz 2019 günü açıldı. Hastane Bursa’nın merkezi Heykel semtine yaklaşık 20 km. kapatılan Bursa Devlet Hastanesi’ne ise 18 km uzaklıktadır. Bursa Şehir Hastanesi’nin çevresinde kente ilişkin herhangi bir yerleşim alanı ve mekan söz konusu değildir.

Bursa Şehir Hastanesi açılırken ne yazık ki şehir merkezindeki Bursa Devlet Hastanesi, Prof. Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Zübeyde Hanım Doğumevi kapatıldı. Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi de küçültülerek, birçok hizmeti sunamaz hale getirildi.

Toplam 399,5 milyon ABD Doları yatırım maliyeti olduğu açıklanan 1355 yataklı Bursa Şehir Hastanesi hakkındaki bilgilerimiz sınırlı. Şartnamesi ve ihale belgeleri “ticari sır” gerekçesiyle topluma açıklanmıyor. Tek başına bu durum bile şehir hastanelerinin sağlığın ticareti yapılan kurumlar olduğunu göstermeye yetiyor. Birçok kez kira ve hizmet bedeli olarak yılda ne kadar ödeme yapılacağını sormamıza karşın, yetkililerden hiçbir yanıt yok. 25 yıl boyunca Bursa Şehir Hastanesine ne kadar ödeme yapılacağını bilen var mı? Bu bilgiler neden gizli tutuluyor?

Bursa Tabip Odası, İl Sağlık Müdürlüğü’nün Bursa Şehir Hastanesi ile ilgili sorulara yanıt vermemesi üzerine bu durumu 18.07.2019 tarihinde yaptığı bir açıklamayla kamuoyu ile paylaştı[1].

Bürokrasiye yakın yerel kaynaklar 2019 yılı rakamlarıyla yıllık 350 milyon TL’nin üzerinde kira ve hizmet bedeli ödemesi yapılacağını tahmin ediyorlar. 400 yataklı Yalova Devlet Hastanesi ihalesinin 2019 yılının Ocak ayında 233 milyon TL ile sonuçlandığı düşünüldüğünde; Bursa Şehir Hastanesi’nin yalnızca bir yıllık kirasıyla 600 yataklı bir hastanenin anahtar teslimi yaptırılabileceği anlaşılmaktadır.

Bursa Şehir Hastanesinin yüksek maliyeti Bursa’da dikkati çeken en önemli konular arasındadır. Şöyle ki;

  • Kapatılan Bursa Devlet Hastanesi’nin acil servisi, yoğun bakımları ve hasta odaları için geçmiş yıllarda halktan milyonlarca TL bağış toplanmıştır. Toplanan bağışlarla yenilenen hastane kapatılmış, kaderine terk edilmiştir.
  • Kapatılan Bursa Devlet Hastanesi’nin hemen yanına bağışla yaptırılan ve sonradan Sağlık Bakanlığı bütçesinden büyük harcamalarla desteklenerek onkoloji konusunda 3. Basamak tıbbi tanı/tedavi hizmeti sunan Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi neredeyse terk edilmiş durumdadır. Bu hastaneden 30’un üzerinde uzman hekim Bursa Şehir Hastanesi’nde görevlendirilmiş, Hastanedeki birçok bölüm kapatılmıştır.
  • 2017 yılında temeli atılan ve 2019 yılında açılacağı söylenen 750 yataklı Acemler’deki devlet hastanesi inşaatı “ödenek yokluğu” gerekçe gösterilerek durdurulmuştur. 2017 yılında kamuoyuna yapılan duyurularda Zübeyde Hanım Doğumevi ve Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi’nin bu hastaneye taşınacağı açıklanmasına karşın söz konusu hastaneler Bursa Şehir Hastanesi’ne taşınmıştır.
  • Bursa Şehir Hastanesi’ne kamu ulaşımını sağlamak üzere Bursaray’ın hastaneye kadar götürülmesi planlanmakta, bu amaçla Bursa Büyükşehir Bütçesi’nden 600 milyon TL kadar bir kaynak ayrılması gerektiği[2] açıklanmaktadır. Türkiye’de en pahalı suyu tüketmek zorunda kalan ve ulaşımın en pahalı olduğu bir ilde yaşayan yurttaşlar açısından, şirketlerin para kazanması uğruna kamu kaynaklarının harcanması kabul edilemez bir durumdur.

Şehir dışında yapılan “Bursa Şehir Hastanesi” bir yandan kamuya çok yüksek maliyeti, diğer yandan da doğru dürüst ulaşımı olmaması nedeniyle Sağlık Bakanlığı tarafından kentimizde sunulan tedavi edici sağlık hizmetlerinde aksamaya yol açmaktadır. Kent merkezindeki hastanelerin kapatılması nedeniyle hastalar ve hasta yakınları şehir dışındaki hastaneye ulaşmak için çile çekmek zorunda kalmaktadır. Bu durum hastaları zorunlu olarak şehir merkezindeki özel hastanelere yöneltmektedir. Bursa Şehir Hastanesi ile ilgili (üstelik daha sonradan doğru olmadığı anlaşılan[3]) açıklamaların, şehir merkezindeki bir özel hastaneler grubunun sahibi AKP milletvekili[4] tarafından yapılması da ilgi çekici bir ironidir.

Hekimler ve sağlık çalışanlarını daha önce açılan şehir hastanelerindeki deneyimin ışığında başta ulaşım ve organizasyon sorunları olmak üzere zor günler beklemektedir.

Bursa Şehir Hastanesi devasa büyüklüğü ve birçok branşın bir arada hizmet sunacağı bir yaklaşıma rağmen kendi kadrosunu oluşturamamış; zaten hekim ve sağlık çalışanı sayısı Türkiye ortalamasının altında olan Bursa’da sağlık çalışanları daha çok iş yükü ile karşı karşıya bırakılmıştır. Bursa Şehir Hastanesi açılırken taşınan hastanelerdeki hekimlerin yanı sıra, Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi’nden, Çekirge Devlet Hastanesi’nden ve Dörtçelik Çocuk Hastanesi’nden ve ilçe devlet hastanelerinden (Gürsu, Yenişehir, İnegöl, Gemlik, Orhangazi, Karacabey, Mustafakemalpaşa) çok sayıda hekim geçici görevle Şehir Hastanesinde görevlendirilmiştir. Sağlık hizmeti gibi süreklilik gösteren hizmetlerde geçici görevlendirmenin meydana getirdiği sorunlar bir yana, geçici görevle gönderilen hekimlerin yarattığı boşluk söz konusu hastanelerde tedavi edici sağlık hizmetlerinde aksamaya yol açmaktadır.

Bursa Şehir Hastanesi’nde de sağlık çalışanı sayısı yetersizdir ve hangi kadroda kaç kişinin naklen ve geçici görevle görevlendirildiği İl Sağlık Müdürlüğü tarafından açıklanmamaktadır. Radyoloji teknisyenleri başta olmak üzere sağlık teknisyenlerinin Bursa Şehir Hastanesi’nde nerede istihdam edilecekleri, hangi işleri yapmak zorunda kalacakları şimdilik belirsizdir. Sağlık çalışanları kişisel ulaşım maliyetlerinin artmasından ve başhekimin yetkisinin kısıtlanmasından yakınmakta; şirket yetkilisi CEO’un direktifleriyle hastanenin yönetilmesinden duydukları rahatsızlığı dile getirmektedir.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ

[1]Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Bursa halkının sağlığını ilgilendiren konuları gizliyor! https://www.bto.org.tr/bursa-il-saglik-mudurlugu-bursa-halkinin-sagligini-ilgilendiren-konulari-gizliyor/
[2] https://rayhaber.com/2018/08/bursaray-sehir-hastanesi-hattinda-aktasin-hedefi-2019/
[3] Muradiye Devlet Hastanesi kapatılmayacak diye açıklamıştı, kapatıldı…
[4] Dr.Mustafa Esgin, http://www.bursa.com/wiki/Mustafa_Esgin,hastaneler http://www.doruktip.com/hastaneler, açıklamahttps://www.olay.com.tr/saglikta-onemli-karar-bursa-ve-cekirge-devlet-kapanmayacak-14550yy.htm

===============================================
Dostlar,

Bunca açık çelişkiye, akıl dışılığa, hesap – kitap tutmazlığa…. karşın AKP neden kör kör parmağım gözüne dercesine “ŞEHİR HASTANELERİ TALANI” nda ısrar ediyor?
Ya da geri dönemiyor mu?
Bu sitede çoooook yazdık…

ŞEHİR HASTANELERİ TALANI” Ülkemiz için bir “veri” ise ki kesin olarak böyle;

  • Türkiye’nin bu hastaneler üzerinden TALAN EDİLMESİ kim(ler)e yaramaktadır, yarayacaktır?

On milyarlarca Dolarlık muazzam rantlar salt şimdiki kuşakların değil, onların çocuklarını ve hatta torunlarını bile bağımlı ve yoksul kılacak iken; yandaş yerli – yabancıların karşılık olarak salt şimdiki kuşaklarını değil, çocuklarını ve hatta torunlarını bile servete boğacak olan bu Şehir Hastanleri vahşeti, AKP’ye ne(ler) kazandıracaktır? Hatta oy yitirme riski bile var iken??

Bu nasıl yaman bir akıl tutulmasıdır ki, göz göre göre fahiş yanlış hesaptan geri dönül(e)memektedir?

AKP içinden aklı başında – vicdan sahibi insanlar neden bu mankurtlaş(tır)ma sürecine ses çıkar(a)mamaktadırlar? Hepsi mi nemalanmaktadır bu soygundan?

AKP’nin tümünde bir akıl tutulması düşünülemez ise, acaba saklı – gizli birtakım anlaşmalar mı yapılmıştır, sözler – vaadler mi verilmiştir yerli – yabancı sermayeye? Yeri gelir bunlardan da dönülebilir.. Fakat ortada sanki bir “ÇARESİZLİK – TUTSAKLIK – ELİ KOLU BAĞLANMIŞILIK” görülüyor AKP = RTE açısından??

Bu son varsayım en güçlüsü görünüyor. Kimlere ne sözler, vaadler, rant – rüşvetler için söz verilmiştir? Ya da içeride – dışarıda bulaşılan muazzam yolsuzluklar, uluslararası suçlar vb. karşılığı şantaj – tehdit.. diyeti mi ödenmekte, Türkiye’ye iktidar üzerinden ödetilmektedir?

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyları olduğu biraz da umutla söylenir..
Tarihsel pratik bu olguyu doğruluyor. Er ya da geç öğrenilecektir. Faturası daha şimdiden ülkemize olağanüstü ağırdır. Kuşku yok, sorumluları için de hukuksal – siyasal sorumluluk benzer oranda olacaktır. Mazlumların ahının hesabı sorulacaktır adalet önünde..

Değerli çalışma arkadaşımız, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın 16 Temmuz 2019 günü Bursa Şehir Hastanesinin açılışı nedeniyle yaptığı özlü değerlendirmeyi (4 dk.) izlemek için lütfen tıklayınız :

https://hekimcebakis.org/guncel/bursa-sehir-hastanesi-tedavi-hizmetine-erisimi-zorlastiracak/

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Her yıl 1.5 milyon kişi aşılanmadığı için ölüyor

Her yıl 1.5 milyon kişi aşılanmadığı için ölüyor


Konuk Yazar: Kayıhan Pala – Prof.Dr.,
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
BİRGÜN, 
04.09.2018

Aşılar, belirli bir hastalığa karşı bağışıklığı geliştiren biyolojik ürünlerdir. Bir aşı tipik olarak, hastalığa neden olan mikroorganizmayı andıran bir maddeyi içerir ve genellikle mikrobun, toksinlerinin veya yüzey proteinlerinin zayıflatılmış veya öldürülmüş formlarından elde edilir. Aşılama ile kişinin etkenle karşılaşarak vücudunun bağışıklık oluşturması ama bu sırada hastalığa yakalanmaması istenir.

Bir aşının geliştirilmesi yıllarca sürer. Süreç ilk olarak laboratuvar koşullarında yapılan araştırmalar ile başlar, daha sonra klinik çalışmalar ile devam eder. Aşının etkinliğinin ve güvenliğinin sınandığı çalışmaların olumlu sonuçlanması halinde aşı üreticisi lisans almak üzere başvuruda bulunabilir.

Kızamık aşısı 20.4 milyon hayat kurtardı
Aşılar, küçük çocuklarda hastalık yükünü önemli ölçüde azaltan ve milyonlarca ölümü önleyen güvenli, etkili ve düşük maliyetli bir sağlık müdahalesidir. Kızamık, çocuk felci, difteri, tetanoz, boğmaca, B tipi grip hastalığı (Haemophilius influenzae tip B), streptokok pnömonisi ve rotavirüs kaynaklı diyare gibi bazı ölümcül çocukluk hastalıkları için etkinliği gösterilmiş aşılar mevcut. Bu aşılar sayesinde çocuklar hastalıktan ve ölümden korunabiliyor. 2000-2016 yılları arasında yalnızca kızamık aşısı ile bütün dünyada 20,4 milyon kişinin yaşamını yitirmesinin önüne geçildi.

26 hastalıktan korunmak mümkün
Bugün 26 hastalığa karşı aşı ile korunmak olanaklıyken, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon kişi aşı ile önlenebilir hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.

Risk altındaki kişilerin aşılanmasıyla toplumun söz konusu bulaşıcı hastalıktan korunması ve hastalığın kontrolünün sağlanması olanaklı. Aşılar toplum düzeyinde salgınları önleyebileceği gibi, hastalıkların hiç görülmemesini ya da çiçek hastalığında olduğu gibi hastalık etkeninin kökünün kazınmasını da sağlayabilir. Bilindiği gibi çiçek hastalığı, variola virüsünün neden olduğu akut bulaşıcı bir hastalıktır. İnsanlık tarafından bilinen dünyanın en yıkıcı hastalıklarından biriydi. Yalnızca 20. yüzyılda 300 milyon kişinin çiçek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Bilinen en son olgu 1977’de Somali’de gözlendi. Dünya Sağlık Örgütü’nün başlattığı küresel bir bağışıklama kampanyasının ardından 1980’de ortadan kaldırıldı.

Toplumda çeşitli nedenlerle aşılan(a)mayan kişiler bulunmakta. Bunlar doğuştan bağışıklık sistemi hastalığı olan çocuklar, bazı hastalıkların tedavisi nedeniyle bağışıklık sistemi bozulmuş olan hastalar, ağır beslenme bozukluğu olan çocuklar, sağlık hizmetlerine erişemeyenler ve anababaları tarafından aşı olmaları reddedilen çocuklar olarak sıralanabilir. Aşılar, aşı yapılan kişiyi hastalığa karşı korumanın yanında, toplumda hastalığın kontrolünün sağlanması işlevini görerek aşılanamayan kişileri de korur. Yüksek orandaki bir bağışıklama ile söz konusu hastalık etkeninin toplumda dolaşımı engellenebilir. Bu durumda etkenin korunmasız kişilere ulaşma ve buna bağlı olarak hastalık yapma olasılığı azalacaktır. Toplum bağışıklığı adı verilen bu durum (nüfus bağışıklığı veya sosyal bağışıklık olarak da adlandırılmakta), bir toplumun büyük bir oranının (Genellikle bu oran %95 ve üzeri olarak kabul edilmekte) bir enfeksiyona karşı bağışık hale gelmesiyle ortaya çıkan ve böylece o hastalığa karşı bağışıklığı gelişmemiş olan bireyleri de koruyan bir bağışıklama yaklaşımı.

Toplum bağışıklığı ile, bulaşıcı hastalıklara karşı toplumun büyük bir oranı aşılandığı için salgın çıkma olasılığı azalmakta, toplumun tüm üyeleri korunmakta.

  • Bu bağlamda toplum bağışıklığı aynı zamanda toplumsal bir dayanışmadır.

Temel sağlık hizmetleri AKP ile geri plana itildi
AKP iktidarı ile 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın (SDP) uygulamaya konulmasının ardından, temel sağlık hizmetlerinin geri plana itilmesi nedeniyle, Birinci Basamakta çalışanların bütün özverisine karşın ülkemizde aşılama hizmetlerinde bazı sorunlar bulunuyor. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan istatistiklere bakıldığında, SDP sonrasında hemen tüm aşılama hızlarının arttığı ve %100’e yakın oranlara eriştiği iddia edilmekteyse de saha araştırmaları bu verileri doğrulamıyor. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması 2013’ün sonuçları çarpıcı:
2013 yılında 15 aydan önce aşılanan çocuk oranı karma aşı (DTaP-IPV-Hib 3) için %84,3, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak (KKK) aşısı için %88,5 ve Hepatit B için %86,5.

Türkiye’de dört çocuktan birinin aşısı eksik
2008 yılında tam aşılı çocuk oranı %80,5 iken 2013’te bu oran %6,4’lük azalmayla %74,1’e indi. 2013 verilerine göre ülkemizde her 4 çocuktan 1’inin tam bağışık olmaması, bulaşıcı hastalıklar açısından önemli bir sorun. Nitekim 2013’te ülkemizde yaşanan kızamık salgını, aşılama oranlarının Bakanlık tarafından iddia edildiği gibi çok yüksek olmadığının önemli bir kanıtı.

Sağlığın korunması için etkili bir müdahale olmasına karşın, son yıllarda dünyada ve ülkemizde aşıya karşı bir güvensizlik ortamı yaratılmakta ve buna bağlı olarak bazı olumsuz tutumların ortaya çıktığı gözlenmekte. Bunlar genel olarak zorunlu aşı uygulamasına birey hakları açısından karşı çıkış, aşı konusundaki tereddütler nedeniyle aşıların reddedilmesi ve dini gerekçelerle aşı karşıtlığı olarak nitelenebilir. Aşı tereddüdü genellikle aşıyı kabullenmekte gecikme veya aşıya ulaşılmış olmasına karşın aşı yaptırmak istememe durumudur ve bir ya da daha fazla aşı için söz konusu olabilir. Aşı karşıtlığı ise tüm aşıları reddetme, kişinin iradesi ile hiçbir aşıyı yaptırmama durumudur.

Aşı konusundaki tereddütler genel olarak aşıların istenmeyen etkilerinden kaynaklanmakta. İlaçlar gibi aşıların da tedavi ve koruma etkilerinin yanı sıra istenmeyen etkileri var. İlaçların istenmeyen etkilerine daha kolay katlanılması ilaçların hastalara; aşının ise sağlam insana verilmesinden kaynaklanıyor. Aşının koruduğu hastalıkların boyutu, yol açacağı yan etkinin karşısında çok daha fazladır.

Örneğin kızamık, bulaştırıcılığı en yüksek olan enfeksiyonlardan biri ve dünyadaki önemli hastalanma ve ölüm nedenleri arasında. Bir kızamık hastası çevresindeki 16-18 kişiye hastalığı bulaştırabilir. Herkes, her yaşta hastalığa duyarlıdır.

***

Aşı kamusal ürün haline getirilmeli

Aşılarla ilgili olarak ayrıca şirketlerin kâr maksimizasyonu aracı olmaları nedeniyle de tereddütler bulunuyor. Bu tereddüdü gidermenin yolu aşıları kamusal bir ürün haline getirmekten geçiyor. Örneğin Küba, çocuklarını difteri, tetanoz, boğmaca, hepatit B ve Haemofilis influenzae tip B hastalıklarına karşı koruyan beşli karma aşı üretmekte ve kullanmakta. Küba’da aşıyla önlenebilir hastalıklar (Çocuk felci, difteri, tetanoz, boğmaca, kızamık, kızamıkçık) uzun yıllar önce tümüyle ortadan kaldırıldı.

Aşı konusundaki tereddütler anababalara temel aşı bilgilerinin sağlanması ile büyük ölçüde giderilebilir. Bu bilgiler aşıyla önlenebilen hastalıkları, çocukları aşılanmazsa ne olabileceğini, aşıların nasıl bir işlev gördüğünü ve toplum bağışıklığı kavramını içermeli.

Ancak zorunlu aşı uygulamasına birey hakları açısından karşı çıkış, üzerinde epeyce tartışılan bir konudur ve bireyin özerkliği ile toplum yararı arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılması için yoğun çaba harcamak gerekmekte. Kendisinin ya da çocukları için anababanın onamı olmaksızın kişiye tıbbi girişimde bulunmanın çerçevesi iyi çizilmeli, tıbbi girişim için toplumun yararının üstün olduğu bilimsel bilgiye/kanıta dayalı olarak gösterilmeli. Bağışıklamayı reddetmeye yönelik kişisel özerklik, birey ve toplum için daha fazla risk oluşturmamalı. Bağışıklamanın başarılı bir sonuç vermesi için toplumun yüksek bir oranda aşılanması gerekli olduğundan, aşı uygulaması söz konusu olduğunda toplum yararının kişi özerkliğinin üzerinde olduğu açık.

***

Dini gerekçelerle aşıya karşı olmak bilime aykırı

Dini gerekçelerle aşıya karşı olmanın ise bilimsel hiçbir açıklaması yok. Tıbbi gerekçelerle aşı yaptırmamak doğru olduğu halde, dini gerekçelerle aşı yaptırılmaması etik olarak da uygun değil.

  • Etik olarak, aşılama kişiyi korur ve toplum bağışıklığı yoluyla toplumun güvenliğini sağlar.

Dini gerekçeler de içinde olmak üzere aşı yaptırmamanın çocukların sağlığını olumsuz etkilediği birçok araştırmada gösterildi. 1987-1998 yılları arasında ABD Colorado’da yapılan bir çalışma 3-18 yaş arasındaki aşılanmamış çocukların 22 kat daha fazla kızamığa yakalandığını gösterdi. Aynı çalışma, 1996-98 arasında, aşılanmamış çocukların boğmaca alma olasılığının aşılananlara göre 5,9 kat daha fazla olduğunu da ortaya koydu. ABD New York’ta 2000-2011 arasında yapılan bir çalışmada, aşılamadan muaf tutulmuş çocuklarda boğmaca sıklığı, aşılanan çocuklara göre 14 kat daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmaya göre, toplumdaki yüksek aşı muafiyeti oranları hem aşılanmış hem de muaf tutulan çocuklar için boğmaca riskini artırdı.

Türkiye’de geçmiş yıllarda kayda değer bir aşı karşıtlığı söz konusu olmazken, son yıllarda çocuklarının aşı olmasını reddeden aile sayısında büyük bir artış söz konusu. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 2014’te 1370, 2016’da 11 bin olan çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısı, 2017 yılında 23 bine yükseldi. Bu eğilim Türkiye’de bulaşıcı hastalıklarla ilgili yeni salgınlar açısından büyük bir risk etmeni olarak karşımızda duruyor.

Kaynaklar
» Aksu Tanık F. Aşı Reddinin Bağlamı ve Sonuçları. Toplum ve Hekim, 2018;33(2):83-97.
» Beyazova U. Aşı Konusunda Bilgi Notu, Ankara Tabip Odası, http://www.ato.org.tr/announcement/show/358 .
» Birinci Basamak Sağlık Çalışanları İçin Aşı Rehberi. Yayına hazırlayan: Nilay Etiler, Türk Tabipleri Birliği Yayınları, Ankara, 2018.
» Chung S, Nguyen T, Havins W. Immunization Mandates: Abolishing the Religious Exemption in Nevada. Journal of Legal Medicine, 2017;37(sup1):1-2.
» Imdad A, Tserenpuntsag B, Blog DS, Halsey NA, Easton DE, Shaw J. Religious Exemptions for Immunization and Risk of Pertussis in New York State, 2000–2011. Pediatrics, 2013;132:37–43.
» Vaccines, World Health Organization, http://www.who.int/topics/vaccines/en/.
» Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, T.C. Kalkınma Bakanlığı ve TÜBİTAK, Ankara, 2014.
===================================================
Dostlar, 

Değerli meslektaşımız, Halk Sağlığı Uzmanı  Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın yukarıdaki değerli makalesini biz de içeriğine katılarak paylaşıyoruz..

Sağlık Bakanlığı’nın hızla yasal düzenleme yaparak köktenci biçimde sorunu çözmesi gerekiyor:

  • Aşılar tıbbi dolayısıyla yasal yükümlüktür.

Sevgi ve saygı ile. 05 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

 

Özelleştirmenin yeni adı : Şehir Hastaneleri

Özelleştirmenin yeni adı : Şehir Hastaneleri

Halk Sağlığı Uzmanı ve Türk Tabipleri Birliğinin İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı: Şehir Hastaneleri’ kitabının derleyicisi Prof. Dr. Kayıhan Pala ile son dönemde sağlıkta en çok tartışılan konulardan biri olan şehir hastanelerini  konuştuk. Şehir hastaneleriyle birlikte sağlık alanında yeni bir özelleştirmeyle karşı karşıya olduğumuzu belirten Prof. Dr. Pala, kamu özel ortaklığı yönteminde, risk ve maliyetin kamu üzerinde kaldığına dikkat çekti. Sağlığa erişimin kolay ve ulaşabilir olmasının önemine işaret eden Prof. Dr. Pala, kentlerin dışına inşa edilen şehir hastanelerine ulaşımın da büyük bir sorun olduğunu söyledi. KÖO yönteminin sağlık alanında uygulandığı ülkelerde amacın kamu yararı olmadığının bilindiğini dile getiren Pala  “KÖO çerçevesinde çalışan hastaneler, sağlık hizmetleri sistemini eriten, özel ve kâr amaçlı hizmetler vermektedir. Burada hizmetin odak noktasını insanın sağlığı değil, elde edilecek kâr oluşturmaktadır” dedi.  Pala, Türkiye’de sağlık alanında yaşanan sorunları çözebilmek için kamucu, eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir bir sağlık sistemine gereksinim duyulduğunu vurguladı.

Şehir hastaneleri Türkiye için gerekli mi?

Kamu-özel ortaklığı (KÖO) yöntemi ile yapılan şehir hastaneleri ülkemiz için gerekli değil, gereksinim duyduğumuz kamu hastanelerini kendi olanaklarımızla yapabiliriz. Devletin yatırımlarını belli bir plana uyarak yapması halinde uzun dönem borçlanarak ya da kira ödeyerek KÖO gibi yöntemleri kullanmasına gerek yoktur. Çünkü bu yöntemler çok pahalıdır ve bu yüksek maliyetler halkın cebinden çıkmaktadır. Örneğin yalnızca 2018 bütçesine ‘şehir hastaneleri’ kullanım ve değişken hizmet bedeli için konulan 2.6 milyar TL ile 150 yataklı tam teşekküllü 64 hastane yaptırılabileceği hesaplanmıştır. Kiranın 25 yıl boyunca ve her yeni açılacak hastaneyle birlikte artarak ödeneceği düşünülürse, toplumun ne kadar büyük bir maliyetle karşı karşıya bırakıldığı daha iyi anlaşılacaktır.

RİSK VE MALİYET KAMUYA

Şehir hastaneleriyle sağlık alanında ‘yap işlet devret’ yöntemine geçilmesi ne anlama geliyor?

Şehir hastaneleri ‘kamu’ adını kullanarak küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracı olacak gibi görünmektedir. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır.

Şehir hastanelerine verilen ‘garantili hasta kapasitesi’, kira ve vergi muafiyeti nedir?

Kamu özel ortaklığı yönteminde, risk ve maliyet kamu üzerinde kalır, özel şirketlere kiralar yoluyla yatırım finansmanı ve hizmet devriyle de gelir garantisi verilir. Türkiye’de şehir hastanelerinin ihalelerini alan şirketlere, hacme dayalı hizmetler için hastanelerin yüzde 70 doluluk oranında çalıştırılacağı garanti edilmektedir. Bu oran yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastaneleri için yüzde 80’dir.

Şehir hastaneleri hükümet tarafından ‘lüks otel gibi’ tanımlanıyor. Bunun gerçekliği nedir?

Şehir hastanelerinin büyüklüğü ve yatak başına kapalı alanın yüksekliği hükümet tarafından topluma ‘lüks otel’ gibi tanıtılmasına yol açsa da, hastaların gereksinimi lüks otel değil, nitelikli sağlık hizmetidir. Şehir hastanelerinde ortalama olarak yatak başına 287 metrekare kapalı alan düşmektedir, bu bazı şehir hastanelerinde 350 metrekareyi geçmektedir. Ancak açık söylemek gerekirse, kapalı alanların çok fazla planlanması ile bir hastanenin gerek yapım gerekse de hizmet sunumu maliyetlerini yükseltmek için bulunabilecek en etkin yollardan birisi tercih edilmiş gibi görünüyor. Çünkü gelişmiş ülkelerde yeni yapılan hastanelere bakıldığında yatak başına düşen kapalı alanın genel olarak 150-200 metrekare dolaylarında olduğu görülüyor.

Şehir hastanelerinin yerleşim merkezlerine uzak olmasının sağlığa erişim açısından bir dezavantajı var mı?

Elbette var. Sağlık hizmetlerine kolay erişim için, hastanelerin toplumun yaşadığı yerlere yakın inşa edilmesi gerekir. Örneğin Bursa Şehir Hastanesine ulaşmak için kentin doğusunda yaşayan bir hastanın 29 kilometre yol katetmesi gerekecektir. Üstelik şehir hastanesine her hangi bir kamu ulaşımı da yoktur.

Bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘tıp fakültesi hastaneleri bize zarar ettiriyor. Bunları kapatmamız gerek’ açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlık en temel insan hakkıdır ve hükümet halkın her hangi bir engelle karşılaşmaksızın sağlık hizmetlerine erişiminden sorumludur. Bu bağlamda kamu hastanelerinin kâr/zarar açısından tartışılması söz konusu değildir. Üstelik tıp fakültelerinin en önemli işlevinin hekim yetiştirmek olduğu da unutulmamalıdır.

‘SAĞLIK, ÜCRETSİZ VE ULAŞILABİLİR OLMALI’

Türkiye’de sağlık alanında yaşanan sorunların çözümü gibi sunuluyor şehir hastaneleri, sizin çözüm öneriniz nedir?

Şehir hastaneleri ‘çözüm’ değil, ‘sorun’ kaynağıdır. Türkiye’de şehir hastaneleri için öngörülen temel sorun alanları başta finansman yöntemi (Kamuya çok yüksek maliyet, taşınacak kamu hastanelerinin ödeme güçlüğü, Hazine garantisi ve iflas durumunda izlenecek yol) olmak üzere, yer seçimi (Tarım arazilerinin imara açılmasıyla taşkın alanlarında inşaat yapılması), kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmasıyla birlikte yurttaşların söz konusu hastanelere ulaşım ve erişim sorunları (coğrafi/ekonomik erişilebilirlik), taşınacak kamu hastanelerinin boşaltacağı yerleşkelerin durumu (İhaleleri alan şirketlere devredilmesi söz konusu). Taşınacak kamu hastanelerindeki hem sağlık hem de destek hizmetlerinin sunulması ile ilgili imtiyazlar ve sağlık çalışanlarının istihdam ve özlük hakları sorunları olarak sıralanabilir. KÖO yönteminin sağlık alanında uygulandığı ülkelerde bu uygulamaların piyasa için yeni fırsatlar sağlayan bir yaklaşım olduğu, amacının kamu yararı olmadığı bilinmektedir. KÖO çerçevesinde çalışan hastaneler, sağlık hizmetleri sistemini eriten, özel ve kâr amaçlı hizmetler vermektedir. Burada hizmetin odak noktasını insanın sağlığı değil, elde edilecek kâr oluşturmaktadır. Türkiye’de sağlık alanında yaşanan sorunları çözebilmek için kamucu, eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir bir sağlık sistemine gereksinimi bulunmaktadır.

ŞEHİR HASTANELERİ TÜM BOYUTLARIYLA ELE ALINIYOR

‘Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı: Şehir Hastaneleri” İletişim Yayınları’ndan çıktı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Şehir Hastaneleri İzleme Grubu tarafından hazırlanan, Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın derlediği ‘Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı: Şehir Hastaneleri’ başlıklı kitap İletişim Yayınları’ndan çıktı. Editörlüğünü Tanıl Bora’nın üstlendiği kitapta, şehir hastaneleri çeşitli boyutlarıyla ele alınıyor. TTB’nin, Türkiye’de ilk gündeme geldiği günden bu yana titiz bir çalışma yürüterek ürettiği ve biriktirdiği belge ve bilgiler bir kitapta toplandı. Şehir hastaneleriyle ilgili gerek hukuksal sürecin ayrıntıları, gerek karşılaştırmalı dünya örnekleri ve bu modelin artık neden dünyada vazgeçilmekte olduğu, gerek ‘kamu’ adı altında piyasaya nasıl kaynak aktarıldığı bu kitapta alanında uzman adların kaleminden aktarılıyor. Kitapta yer alan bazı makaleler:

Talan Yoluyla Sermaye Birikim Aracı Olarak Kamu-Özel Ortaklığı: Verimsiz ve Pahalı Bir Finansman Modeli’ – T. Sabri Öncü

Sağlık Alanında Kamu-Özel Ortaklığı: Birleşik Krallık Deneyimi’ – Kayıhan Pala,

Sağlıkta Dönüşümde Son Dönem: Şehir Hastaneleri’ – Raşit Tükel,

Bütçeyi Hasta Eden Bir Sağlık Modeli: Şehir Hastaneleri’ – Çiğdem Toker,

Orda Bir Hastane Var Uzakta: Mersin Şehir Hastanesi’ – Ful Uğurhan

==============================================

Dostlar,

Sevgili meslektaşımız Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala‘yı ve bu yapıta emek veren yazarları bu önemli ürünleri nedeniyle kutluyoruz.

Dileriz Dr. Pala, Bursa 4. sıra CHP milletvekilliği adaylığında başarılı olur ve bu sorunları TBMM’de dillendirir…

Dileriz sağduyu egemen olsun ve Türkiye bu muazzam küresel talana bir an önce “dur” diyebilsin!

Sitemizin manşetinde ŞEHİR HASTANELERİ KUMPASI için hala şu dizeler duruyor…

  • Şehir hastaneleri UTANÇ VERİCİ BİR KİTLESEL – TOPLUMSAL HARAÇTIR!
  • ŞEHİR HASTANELERİ AÇIKÇA KÜRESEL SERMAYEYE KAPİTÜLASYONDUR ve Lozan Anlaşmasına da aykırıdır!
  • CB adayları ve siyasal partiler bu temaları halka işlemek iktidardan hesap sormak zorundadır! İktidar değişikliğinde bu küresel talanın durdurulacağı sözü halka verilmelidir.
  • AKP’nin sağlık politikası asla yerli – milli değildir; kendisine dikte edilmiştir.
  • AKP iktidarı, sağlıkta da bu küresel soygun politikalarının taşeronudur!
  • Erdoğan, nasıl oluyor da, “biz yerli ve milliyiz” diyebilmektedir!? Çok utandırıcı!
    devamı : http://ahmetsaltik.net/2018/06/15/saglik-sistemi-insan-onurunu-hice-sayiyor/

Sevgi ve saygı ile. 25 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com