Etiket arşivi: Prof. Dr. Kayıhan Pala

Sağlık Bakanının Salgınla İlgili Kehanetleri (!?)

Dostlar,

30 Ocak 2022 Pazar günü (bu gün) 2 TV konuşmamız olacak.. İlki saat 11:00’de, ARTI TV‘de Sn. İbrahim Mayda’nın konuğu olacağız.. / OLDUK.


https://youtu.be/RicNs3Ga7Xw?t=373
https://youtu.be/RicNs3Ga7Xw

*****
İkincisi ise yine 30 Ocak 2002 Pazar günü (bu gün) saat 22:00’de TELE1‘de. Sn. Fatih Ertürk’ün konuğu oluyoruz.

Sağlık Bakanı Dr. Koca, son2 gündür “çok ilginç” demeçler vermeye başladı!? Acaba bilimsel gerçekler öyle mi? Dr. Koca aşağıdaki sözleri söyledi :

  • “Artan vaka sayılarının sizi ürkütmemesini Sağlık Bakanınız olarak en yüksek sesle söylüyorum.. vaka sayısındaki rekora rağmen, endişe etmeyiniz. Hastalık eski günlerindeki gücünde değil.”

Üstelik kovit-19 sınırlamalarını kaldırma ile övünüyor Sayın Bakan!? Koronavirüs salgınında, Omicron varyantının da etkisiyle Ülkemizde olgu sayıları rekorlar kırarken, Sağlık Bakanı Dr. Koca,

  • Artan vaka sayılarının sizi ürkütmemesini Sağlık Bakanınız olarak en yüksek sesle söylüyorum, endişe etmeyiniz, hastalık eski günlerindeki gücünde değil.” savını ileri sürmekte. (Basın, 29.01.22)

Sağlık Bakanı Dr. Koca, daha da ileri giderek;

  • Grip olan vatandaşlarımızın sayısını günlük olarak ilan etsek benzer manzaralarla karşılaşacağız. Gripten kaybettiğimiz vatandaşlarımızın sayısını günlük olarak açıklasak salgından farklı olmadığını göreceğiz. Müsterih olunuz, en kötü günler geride kaldı” dedi.

Dr. Koca’ya, Halk Sağlığı Uzmanı meslektaşımız Prof. Dr. Kayıhan Pala haklı olarak tepki verdi. Dr. Pala’nın tepkisine ve bizim Sn. Bakana yanıtımıza – uyarılarımıza ve R.T. Erdoğan’a çağrımıza dünkü yazımızda yer verdik :

Prof. Pala, “Ölüm sayıları artarken endişelenmemek elde değil, hele Epidemiyoloji bilenler için… Bir Sağlık Bakanı için tarihe geçecek bir açıklama maalesef” diyerek çok yerinde tepkisini dile getirdi.

Yine değerli meslektaşımız Prof. Dr. Mehmet Ceyhan da dün (29.1.22) günü konuya ilişkin açıklama yaptı (Mehmet Ceyhan’dan Sağlık Bakanı Koca’nın açıklaması tepki çekti: Ciddi sonuçlar doğurabilir (cumhuriyet.com.tr) :

  • Gerçekten endişeye gerek yok mu? ‘Endişeye gerek yok, virus eski gücünde değil’ şeklinde açıklamalar ve önlemlerin kaldırılması ciddi sonuçlar doğurabilir:

1) Hukuki sorunlar: COVID 19 ölümleri önlenebilir ölümlerdir. Aşı önerdik ama yaptırmadı demek, kısıtlamaları kaldırmanın doğurduğu sonuçları ortadan kaldırmaz. Önceki yıllara ait; aşı olmadığı için hayatını kaybettiği veya sakat kaldığı iddiasıyla kişiler ve aileleri tarafından açılmış çok sayıda tazminat davası vardır. Sağlık Bakanlığı’nın ve Bilim Kurulu’nun Hukuk Kurulu’ndan görüş alması uygun olacaktır.
2) Etik problemler: Salgını kendi haline bırakmak, alınabilecek bütün önlemleri almamak her gün 200 ölüme ve yaşayanlarda çok sayıda sakatlığa yol açmaktadır. Ekonomik ve sosyal gerekçeler, sağlığın önüne konamaz. İnsanlığın birinci hakkı sağlıklı yaşamaktır. Kaldı ki, salgın ortamında önlemleri azaltmak ekonominin düzelmesine olumlu katkıda bulunmaz.
3) Ekonomik problemler: önlemleri azaltıp, salgınla hastanelerde savaşmak, önlemleri artırıp hasta sayısını azaltmaktan çok daha pahalı bir yöntemdir.
4) Tıbbi problemler: Omicron geçirenlerde uzun sürede hangi sorunların ortaya çıkacağını bilmiyoruz. Ciddi kalp damar ve sinir sistemi sorunları gelişebilir.
5) Epidemiyolojik problemler: Omicron’un son varyant olduğunun ve salgının toplumsal bağışıklık oluşturacağının garantisi mi var? Bazı ülkelerde vaka sayılarının azalmaya başlaması salgının biteceğini göstermez. Şimdiye kadar 4 dalga yaşadık. Her dalganın bir iniş kolu vardı. Pandemi bitiyor dediler, bitti mi? Yaz geliyor, bitiyor dediler, bitti mi?. İki kez aynı virusla, iki kez de yeni varyantlarla dalgalar yaşandı. Virusun bulaşını bu kadar kolaylaştırırsak, yeni varyantların gelişmesi de kolaylaşacaktır.
6) Pandeminin geleceği ile ilgili problemler: Vaka sayısının saptayamadıklarımızla birlikte çok yüksek olduğunu, ancak virusun kalıcı bağışıklık bırakmadığını biliyoruz. Pandemi devam ettikçe halka moral vermek için durumun iyi olduğunu söylemek insanların daha uzun süre hastalıkla ve ölümle birlikte yaşamasına, yakınlarının kaybına, endişeyle beklemelerine yol açmaktadır. Umarım bu yaklaşımı yeniden değerlendiririz.
***
29 Ocak 2022 günü salgın verileri şöyle :

94,783 yeni kovit hastası tanısı kondu ve 174 insanımız bu hastalıktan öldü; 29 Ocak 2022 günü. Yeni hasta sayısı, salgının Türkiye’de de başladığının ilan edildiği 11 Mart 2020’den bu yana en yüksek sayı. “İyileşenler” –yeni yönerge ile 7 gün sonunda, PCR testi yapılmadan tüm hastalar “iyileşti” kabul edilerek havuzdan çıkarılıyor olmasına karşın- yeni tanı alanları aşıyor. Halen hasta havuzunda 615,240 hasta var. Olgu ölüm hızımız dünya genelinde %2 ve sabit, Türkiye’de ise düşmekte, %0,8! Tanrı Türk’ü kayırıyor olmalı ya da güncel terimlerle “pozitif ayrımcılık uyguluyor” ne hikmet ise?! Kritik durumda olan hasta sayısı da 1128 olarak sabit!?

Günlük ölüm sayısı (174!) ve toplam ölümler (87,045), “resmi” verilerle belki de gerçeğin 1/10’u olsa bile, yabana atılacak gibi değil!? Ama Bakan. Koca, nedense, hiç kimsenin yapamadığını yaparak çok iyimser ve çok emin konuşmakta!? Oysa Dünyada böylesine net beklentiler yok. Pek çok ülke yeni kısıtlar getirmekte, HonKong’ta okullar kapatılmakta, Yeni Zelanda’nın genç, kadın başbakanı düğününü ertelemekte, zorunlu aşı uygulamaları başlamakta, Jamaica’da, Çin’de 10 milyon nüfuslu bir eyalette tam kapanma var.. DSÖ, Avrupa nüfusunun yarısının 6-8 hafta içinde hastalığa yakalanabileceği uyarısı yapmakta ve Omicron’un alt varyantı BA.2 ortaya çıkmakta 40’ı aşkın ülkede..

  • Salgın süreci gerçekte hala oldukça kritik ve pek ok bilinmezliklerle dolu..

Ne var ki, biz Türkiye’de toplum bağışıklığı oranını bile bilmiyoruz. Kime “tam aşılı” deneceği belirsizleşmiş, günlük tabloda verilen aşılama sayıları anlamsızlaşmıştır. Oysa Bakan Koca, dün de yazdığımız üzere, “Kendi gücümüz TURKOVAC var… ” diye cüretle ekleyebilmekte!?

  • Oysa elde bilimsel anlamda bir yerli aşı yok!
  • TURKOVAC henüz, kesinlikle bilimsel standartlara göre AŞI DEĞİL!

Dehşet vericidir, Sağlık Bakanının özellikle bu son sözleri!

Türkiye’de Halkın sağlığı / yaşam hakkı bu bilim dışı politikalarla tehdit altındadır
ve bu politikaları sürdürmek açıkça suçtur, kezlerce uyardığımız üzere..

ARTI TV konuşmamızı 27 Ocak 2022 Perşembe günü kayda aldılar, bu gün, 30 Ocak 2022 Pazar günü yayınlanacak / YAYINLANDI (https://youtu.be/RicNs3Ga7Xw). 28 Ocak 2022 Cuma günü yaptığımız 2 TV konuşmasında, Sağlık Bakanının dayanaksız rahatlığının tersine,   Salgındaki ürkütücü aşamayı bilimsel kanıtlarla kapsamlı olarak bir kez daha, güncel veriler ve bilimsel bilgiler ışığında açıkladık. Her 2 TV konuşmamızın erişkelerini (linklerini) web sitemizde 2 gün önce paylaştık (KOVİT-19 SALGINI AZGINLAŞARAK SÜRÜYOR, BAKAN KOCA UYUYOR.. | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc)

Yine 30 Ocak 2022 Pazar günü (bu gün) akşam saat 20:00’de TELE1‘de Sn. Fatih Ertürk’ün konuğu olacağız. Biz yayına saat 22:00’de bağlanacağız.. / BAĞLANDIK..


Öksüz salgını ve de öksüz Türkiye’yi “sizin” bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 30 Ocak 2022 (03:18, güncelleme :  31.1.22, 00:45)

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik    

Not : 84 yaşında emekli öğretmen Nebahat Akın’ın ARTI TV konuşmamızı değerlendirmesi:

Türkiye Sağlık Sisteminde Örgütlenme, Finansman ve İnsangücü

Açıkoturum gerçekleştirildi.. İzlemek isteyenler tıklayabilir
(Dr. Ahmet Saltık):

https://youtu.be/liv7ThV3UuQ?t=4  

******

21. Yüzyıl İçin Planlama 2021
Kış Konferansları 5
Salgın ve Sağlık 4 :
Türkiye Sağlık Sisteminde Örgütlenme, Finansman ve İnsangücü
6 Şubat 2021 saat : 14:00

2021 Kış Konferansları 5

Merhaba,

Bu hafta 2021 Kış Konferanslarımızın beşincisini

  • “Salgın ve Sağlık 4 – Türkiye Sağlık Sisteminde Örgütlenme, Finansman ve İnsangücü” başlığı ile 6 Şubat 2021 Cumartesi günü saat 14:00’da Youtube kanalımız üzerinden
    (Oturum linki: https://www.youtube.com/watch?v=liv7ThV3UuQ) gerçekleştireceğiz.

Doç. Dr. Cemal Taluğ Hocamızın takdimi,
Prof. Dr. Ahmet Saltık Hocamızın yöneticiliğini yapacağı konferansımızın konuşmacıları ise
Prof. Dr. Kayıhan Pala, Prof. Dr. İsmail Ağırbaş ve Prof. Dr. Zafer Çalışkan olacaktır.

Canlı yayın sırasında sohbet kısmı bölümünden yapacağınız yorum, soru ve görüşlerinizi bize iletebilirsiniz. Sorularınızı kime yönelttiğinizi belirterek ve tam bir biçimde sunumlar sırasında yazarsanız konferansın son bölümünde konuşmacılarımız sorularınızı cevaplayacaklardır.

Kaçıran takipçilerimiz için geçen hafta “Hazine ve Finansman” başlığı ile yayınladığımız konferansımızın vidoesunu afişin altına ekliyoruz. Dileyen takipçilerimiz videoya oradan ulaşabilir. Sosyal medya hesaplarımız (Facebook, Twitter, Instagram, Youtube) ve internet sitemizin linklerine mesajın en altındaki bölümden ulaşabilir ve etkinliklerimizin duyurularını buralardan da takip edebilirsiniz.

Bilgilerinize sunarız. Dostça selamlarımızla…
21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu

Prof. Dr. Saltık, Türkiye’nin koronavirüs mücadelesinde başarısız olduğunu söyledi; ‘Eylülde patlama olacak’

Prof. Dr. Saltık, Türkiye’nin koronavirüs mücadelesinde başarısız olduğunu söyledi;
Eylülde patlama olacak

Prof. Dr. Ahmet Saltık, “Siyasal iktidar halkla gerçekleri paylaşmıyor. Bu durum güven bunalımı yaratıyor. Olasıdır ki eylül sonlarına doğru kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük ‘tam kapatma’ya zorunlu kalacağız…” uyarısında bulundu.

  • Sibel Bahçetepe, Cumhuriyet, 06 Ağustos 2020
    https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/prof-dr-saltik-turkiyenin-koronavirus-mucadelesinde-basarisiz-oldugunu-soyledi-eylulde-patlama-olacak-1756399

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’nin salgınla mücadelede başarısız olduğunu ve verilerin gizlendiğini savundu. Prof. Dr. Saltık, koronavirüs savaşımında Türkiye’nin toplam olgu sayısında dünyada 17. sırada olduğunu anımsattı.

Test sayılarının yetersizliğine dikkat çeken Saltık, “Örneğin Rusya 198 bin, İngiltere 246 bin test yapmış her 1 milyon nüfus için. Ölüm sayıları olarak bakıldığında ise Türkiye’nin 5 bin 748’e ulaştığını görüyoruz. Açıklanan rakamların Türkiye gerçeğini hiç yansıtmadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Çok değişik verilerle, kanıtlarla ortaya kondu bu. Örneğin Erzurum Valiliği günlük 200, Malatya Valiliği ise günlük 100’ün altına inmeyen olgu sayılarını açıkladı. Ancak Sağlık Bakanlığı verilerine baktığımızda, Erzurum ve Malatya’yı içine alan, her biri 6-7 ili içeren 2 ayrı bölge için 45 dolayında olgu bildirildiğini gördük. Bu durum güven bunalımı yaratıyor.” dedi.

‘ELİMİZ, KOLUMUZ BAĞLI’

Prof. Dr. Saltık, şöyle devam etti: “İktidar, ekonomiyi durdurmak istemiyor. Dolayısıyla salgın da durmuyor. Avrupa ülkeleri ilk dalgada neredeyse %95’e varan oranda ekonomilerini durdurdular, özellikle İtalya. Salgını ancak öyle denetleyebildiler. ABD, %50 gibi ekonomisini durdurdu ve halen salgın hızla sürüyor. İktidar, 14 günlük tam kapatmanın ekonomik maliyetinin çok yüksek olduğunu düşündü. Salgının tepe yaptığı Nisan ayı ortalarında 14 günlük tam kapatmayı ısrarla önerdik. O zaman bu uygulamanın günlük maliyeti yaklaşık 3.2 milyar $ idi. Yaklaşık 50 milyar $ gibi bir kaynak gerektiriyordu. Ne yazık ki 18 yıldır korkunç kötü yönetilen Türkiye ekonomisi, salgınla mücadelede elimizi kolumuzu bağlıyor.

  • Türkiye’nin salgınla ilgili açık başarısızlığındaki temel neden ekonomik yetersizlikleridir.

2-3 günlük “piknik” ya da “bayram” karantinaları denebilecek alaturka yöntemlerle iktidar bu mücadeleyi götürmeye çalıştı, olmadı… Korkarım ki, eylül ortalarında ya da sonlarına doğru okullar da açılırsa, ayrıca 11 Mayıs’tan bu yana AVM’leri açarak geldiğimiz ölçüsüz açılım – saçılım politikaları, Kurban Bayramı ve tatil yerlerinin açılması olgu sayılarında bir patlamayla yansıyacak. Belki eylül sonlarına doğru, kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük kapatmaya zorunlu kalacağız. Kaçındığımız 50 milyar dolara yakın harcamayı da fazlasıyla yapmış olduk. Salgın ülkemizde 5. ayını bitiriyor. Maliyeti korkunç boyutlara ulaştı. Olgu ve ölüm sayılarını da en az 2-3 ile çarpmak gerekiyor.”

‘BİLİM KURULU SESİNİ YÜKSELTMELİ’

PCR testlerinin duyarlığının %40’larda olduğunu anımsatan Saltık, “Bu test için yerli dendi ve yandaş firmadan alındı. Korkunç bir fiyasko bu.” dedi.

Saltık, özetle şöyle devam etti:

  • “Salgınla ilgili verileri demokratik, saydam elde edemiyoruz; bu durum salgınla mücadeleyi tıkıyor.
  • Konuşanlara soruşturma açılıyor, Bursa’da Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya yapıldığı gibi. İktidar bilim insanlarını dinlemeli. İktidar gibi düşünmek, davranmak zorunda değiliz.
  • Bilimsel danışma kurulunun durumu içler acısı hale geldi.
  • İnsan yaşamının korunması bürokrasiye ve siyasetin yoz tercihlerine bırakılmamalı, bırakılırsa facia olur.
  • Bilim Kurulu bu tabloyu seyredemez. ‘Danışma kuruluyuz, iktidar ne derse yapar’ diyemezler. Bu meslektaşlarımızın seslerini yükseltme zamanı geldi.”

Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Öner Yağcı
Cumhuriyet, 01 Ağustos 2020

Koronayı ve virüsü fırsat bilen baskıcı düzencilerin gemi azıya aldığı günlerde tüm sağlıkçılar zorlu bir savaşım veriyor. Mesleklerinin gereği insanları, sağlığı korumak için uğraşırken yaşamı özgürleştirme savaşımının da ön cephesinde özverileriyle yer alıyorlar.

Bu, tıp tarihimizin özünden gelen bir nöbetin devralınışıdır.

Yakın tarihimizde hekimler

Hekimler, özgürlükler konusunda her zaman öncü oldu.

1897’de Abdülhamit, kendisine başkaldıran birçok hekim ve tıbbiye öğrencisini Fizan’a sürdü. Tıbbiyeliler, okullarının odunluğunda kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti (1892) ile padişahlığı sarstı, 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanını sağladı.

Tıbbiyeli Hikmet, Sivas Kongresi’nde adını duyuran bir askeri tıbbiye öğrencisiydi (Tıbbiyeli Hikmet-B. Suat Çağlayan-2019).

Balkan ve Çanakkale savaşlarının Tabip Yüzbaşı, 1919’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇSF) kurucusu, 1920’de TKP Merkez Komitesi üyesi, 1945’te Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) kurucusu, 1951’de TKP Genel Sekreteri olan Dr. Şefik Hüsnü (Aydınlık İçinde Dr. Şefik HüsnüGökhan Atılgan, 2020) ile “Eski tüfek” Dr. Hikmet Kıvılcımlı (Hikmet Kıvılcımlı Hayatı ve Eserleri, Tarkan Tufan, 2008, Dr. Hikmet: Savaşçı Bir Hayat 1902-1971, Cenk Ağcabay, 2015) ülkemizde sol muhalefetin önemli önderleriydi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB)

Hekimleri temsil eden, hekimlerin haklarını ve hekimlik ahlakını korumayı, tıp eğitimine katkıda bulunmayı, halk sağlığını geliştirip yaygınlaştırmayı amaç edinen meslek örgütü TTB, 1953’te İstanbul’da kuruldu. Doç. Dr. Ahmet Rasim Onat’ın başkanlığında (1953- 61) DP hükümetinin baskılarına karşı koydu.

(Dr. A. Saltık : İstanbul Tabip Odası, 11 Nisan 1928 tarihli Tababet ve Şubatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 14. maddesine dayanarak 6 Mart 1929’da kabul edilen Etıbba Odaları Nizamnamesiyle kuruldu. O dönem 9 Etibba Odası kuruluyor, bunlardan 3. Mıntıka Etıbba Odası da İstanbul‘da… 1953’te 6023 sayılı yasa ile kurulan, üst ya da çatı örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’dir..)

TTB’nin 1966’dan 12 Eylül 1980’e dek uzun bir dönemine damgasını vuran başkanı, seçildiği kongredeki konuşmasında “Hekimlik gerçeği ile memleket gerçeklerini birlikte değerlendirerek başarıya ulaşılacağını, hekim özlük hakları ve halk sağlığının tam sağlanmasına çalışacaklarını” belirten Dr. Erdal Atabek’ti.

Birlik, genel sağlık sigortası, grevli toplusözleşmeli sendika, insan hakları, demokratik üniversite, silahlanma karşıtlığı, 1 Mayıs hakkı konularında başarıyla savaşım verdi. 1979’daki kongrede, “günümüzün en yakın sorunu olarak tüm demokrasi güçlerinin faşizme, emperyalizme, şovenizme karşı güç ve eylem birliğinin sağlanmasının ertelenmez bir görev olduğu”, demokratik haklar ve özgürlükler, halk sağlığı, hekim hakları, tıp eğitimi ve sağlık hizmetinin denetiminin öncelikli olduğu belirlendi. (23 Mayıs 1980 günü sayman Dr. Sevinç Özgüner evinde faşistlerce öldürüldü.)

  • 12 Eylül döneminde TTB kapatıldı, yönetim 141-142’ye muhalefetten Diyarbakır’da yargılandı.

1980’lerden bugüne

1983’te Ankara’ya taşınan TTB’de ertesi yıl Prof. Nusret Fişek başkan oldu. 1985’te ölüm cezasına, 1986’da işkenceye, 1991’de Körfez Savaşı’na karşı açıklama yapan yönetimler hakkında dava açıldı. 1987-88 yıllarında yoğun hekim eylemleri oldu.

1990’lı ve 2000’li yıllarda Dr. Selim Ölçer, Dr. Füsun Sayek, Dr. Gençay Gürsoy dönemlerinde TTB, demokratik, etik ve bilimsel değerlere uygun, her zaman emek güçleriyle birlikte hareket eden, insan hakları konusunda aktif tutum izleyen bir çizgi izledi. “Herkese eşit, ücretsiz sağlık ve iş güvencesi” istedikleri için yargılanırlarken Dr. Sayek, “Dünyanın en güzel suçlularıyız” dedi.

TTB, Dr. Özdemir Aktan, Dr. Beyazıt İlhan, Prof. Dr. Raşit Tükel ve şimdiki başkan Prof. Dr. Sinan Adıyaman yönetimleriyle direnmeyi sürdürürken inatla halk sağlığını öne çıkarıyor.
***
Prof. Dr. Kayıhan Pala, insan sağlığını ve yaşamı her şeyin üstünde tutan bu tarihsel özün nöbetini devralmış gerçek bir hekimdir.

240 Yıl Önceki Çığlığa Özlem

240 Yıl Önceki Çığlığa Özlem

Prof. Dr. Mustafa Altıntaş – Çalışan | Barkın | Tezcan Hukuk Bürosu

Prof. Dr. Mustafa ALTINTAŞ
Cumhuriyet, 15 Temmuz 2020

“Beyinler, fikirler ve insanlar özgürleşecek mi? Sansürün, baskının, işkencenin kalktığını, ‘Sizin fikirlerinize karşıyım ama bunları söyleme hakkınızı kısıtlayanlara karşı sonuna dek sizi savunurum!’ diyebilenler tarafından yönetilen bir ülkede yaşayabilecek miyiz?

Özgür düşüncenin yaygınlaştığını; halk kitlelerini, ceza veren bir Allah ve cehennem azabıyla korkutarak sindiren ideoloji ve inançların eriyip yok olup gittiğini biz de görebilecek miyiz? Aydınlanma çağı bizim ülkemize de gelecek mi?”

YAŞAMSAL ÖNEMDE

Yukarıya alıntıladığım bu dileğin, atılan bu çığlığın, ülkemizden yükseldiği yanlışına düşmeyin. Bunlar, Danimarka Kraliçesi Carolina Matilde’ye ait. 240 yıl önce dile getirilen bu dilek ve sergilenen isyanın, günümüz Türkiye’sinde yaşamsal önem taşımakta olduğu bir gerçektir.

Anayasanın 5’inci maddesinde devletin temel amaç ve görevleri;

  • “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” diye tanımlanmaktadır.

    Yasama”, “Yürütme (Cumhurbaşkanlığı)” ve “Yargı” organlarının varlık nedeni ve meşruiyeti, bu amaca erişme ve görevin gereğinin yerine getirilmesine dayalıdır.

ÖZÜMSEMEKLE MÜMKÜN

“Yükseköğretim Kurumları”; devletin temel amaç ve görevlerini gerçekleştirecek üç organdan biri olan “Yürütme Organı” içinde yer almaktadır. Yükseköğretim kurumları, bir yurttaş olarak hak sahibi olduğum huzurlu bir yaşamın gerçekleşmesi, ülke ve insanlığa hizmet etmek üzere kurulmuşlardır (AY, Başlangıç ve md. 130).

Bu nedenle, her üç organ ve üniversiteler; hak sahibi olduğum huzurlu bir yaşam hakkımın olmazsa olmazı olan “temel hak ve özgürlükler ile kişi hak ve özgürlükleri” korunması ve geliştirilmesi ile görevlidirler. Üniversite adlı kuruluşların meşruiyeti, anayasanın 25, 26, 27 ve 28 inci maddelerinde sıralanan “düşünce ve kanaat özgürlüğü”, “düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü”, “bilim ve sanat özgürlüğü”, “basın özgürlüğü”ne sahiplenmesine, bunları özümlemelerine bağlıdır.

YAPILAN, ‘TERÖR’Ü SULANDIRMAK

Buna karşın, üniversite tabelalı kuruluşların yöneticileri, sıraladığımız hak ve özgürlükleri baskılamayı, görevlerinin olmaz ise olmazı kabul ederek, efendilerinin buyruğuna aykırı görüş ve düşünce sahiplerinin, ülke ve insanlık yararına çabalarını, disiplin terörü ile önlemeyi ve cezalandırmayı varlıklarının güvencesi görmekteler.

Bu terörün yığınsal hedefi, “Barış Akademisyenleri” olmuştur. Covid-19 salgını konusunda toplumu bilgilendirmeyi mesleğinin gereği bilen Dr. Güle Çınar ve Doç. Dr. Yusuf Savran, yöneticiler tarafından “yalanlamaya, özür dilemeye” zorlanmışlar,

Prof. Dr. Barbaros Çetin hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Disiplin terörü yanı sıra, yargı zulmü, KHK ile meslekten kopartılan simge isim ise Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu olmuştur. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Kalp Uzmanı ve Çukurova Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, sağlık hizmetlerini konu alan bir konuşma nedeni ile, elleri kelepçelenerek savcı huzuruna çıkartılarak tutuklanmış, Üniversite Yönetimi ve meslektaşlarının “gıkı” çıkmamıştır.

Terörün komediye dönüştürüldüğü bir başka üniversitede ise, bir öğretim üyesi, “Av. Halit Çelenk Hukuk Ödülü Yarışması”na katılması ve ödül kazanması nedeni ile soruşturulabilmiştir.

ZULMÜN SON ÖRNEĞİ

Zulmün son örneği ise 7 Temmuz günlü gazetemiz Cumhuriyet tarafından, kamuoyuna “Muhalefet Edene Yaşam Hakkı Yok” başlığı ile duyurulmuştur. Bu kez hedef alınan ise Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AbD Öğretim Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Covid-19 İzleme Grubu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala olmuştur. Covid-19 konusunda yaptığı uyarıcı açıklamaları, Rektörlük tarafından” halkın yanlış bilgilendirilmesi ve paniğe yönlendirici olması” gerekçesi ile, disiplin soruşturmasına konu kılınmıştır.

Asıl büyük tehlike ve korkutucu olanı ise; sayıları iki yüzün üzerine çıkmış üniversite ile sayıları yüzü aşmış tıp, hukuk ve iletişim fakülte kurullarının; Sağlık Bakanlığı ile TTB, baro başkanlıkları ile Adalet Bakanlığı, RTÜK ve Basın İlan Kurumu ile bağımsız medya arasındaki anlaşmazlıklarda, çatışmalarda hukukun, aklın, vicdanın yanında yer alma yerine, güçlünün yanında yer tutmalarıdır. Bu ise, Üniversitenin intiharı demektir.

Keşke, 240 yıl sonra, Danimarka Kraliçesi Carolina Matilde’ye, “bizim ülkemizde beyinler, fikirler ve insanlar özgürleşti, sansür, baskı ve işkence kalktı, düşünce özgürlüğü yaygınlaştı, bizim ülkemize de Aydınlanma Çağı kurumlaştı ve kurallaştırıldı, halk kitlelerini, ceza veren bir Allah ve cehennem azabıyla korkutarak sindiren ideoloji ve inançların eriyip yok olup gittiği” müjdesini verebilseydik.