45 yılda Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları Çalışmalarımız

Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın (MD, MSc, BSc)
1975’ten günümüze 45 yılda Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları Çalışmaları..
 

  • 1975’lerde İstanbul Tabip Odası’nda TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Erdal Atabek’in söyleşilerine katılım ile başladık…
  • Edirne – Kırklareli Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyeliği, 2 dönem (4 yıl, seçimle)
  • Edirne Tabip Odası lokal binası yapımının ¼ bedelinin bilgisayar kursları ile karşılanması (Dr. Ahmet Yılmaz ve Dr. Serbülent Orhaner ile birlikte)
  • Uzun yıllar Edirne – Kırklareli Tabip Odası adına TTB Büyük Kongresi delegeliği (seçimle)
  • TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliği (1992-96, 2 dönem, seçimle)
  • Ankara Tabip Odası adına Çankaya İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulu üyeliği

TTB ve Odaların etkinlik. Çağrı, rapor vb. metinlerine www.ahmetsaltik.net adresli sitemizde sıklıkla yer vermekteyiz..

TTB – ATO…. Yayınları ve 6 Kitap Bölümü               : 

…………….
………….

Tabip Odaları Konferans – Panellerimiz

……………….

İŞYERİ HEKİMLİĞİ SERTİFİKA KURSLARINDA 6 YIL BOYUNCA VERİLEN DERSLER

1997-2002 arasında, 32 Tabip Odasında 6 yılda 318 x 2 = 636 saat ders anlatımı..
(TTB’ye çok önemli maddi kazanımlar..)

…………………….
…………………..
…………………….
………………………..
…………………
*************

TTB / Tabip Odaları çalışmalarımızı 1975’ten bu yana 45 yılı çıkarmaya çalıştık..
8 sayfa çalışma – emek – görev listesi çıktı. TTB – Tabip Odalarının yayın organlarında;

–  6’sı kitap bölümü olmak üzere 32 makale yazmışız.
– TTB ve Odalarımızda 18 konferans-panel vermişiz

1997-2002 arasında 6 yıl boyunca 32 Tabip Odasında İşyeri Hekimliği Sertifika Kurslarında akademik sorumluluğa ek, 318 x 2 = 636 saat ders anlatımı yapmışız ve

  • TTB’ye çok önemli maddi kazanımlar sağlanmış..

Aldığımız görevler arasında 4 yıl (2 dönem) Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, 4 yıl (2 dönem) seçimle gelinen Yüksek Onur Kurulu üyeliği de var (1992-96)..

Tıbbiyede, öğrencilerimizi düzenli olarak Tabip Odası ziyaretine götürmekteyiz meslek örgütünü tanımaları amacıyla..

Halen ATO YK’nun 2020-2022 dönemi 2 genç üyesi, AÜTF 2014-15 mezunu öğrencilerimiz..

Sayısız sokak etkinliklerine katıldık.. 1989’da Etlik – Kasalar’da yürüyenler arasında Edirne – Kırklareli Tabip Odasını temsilen 2 kişiden biri bizdik.. (fotoğrafı arşivimizde)

3 Kasım 1990’da, yağmur altında Prof. Dr. Nusret Fişek hocamızın cenazesinde portresini taşıyan da bizdik (fotoğrafı arşivimizde)

8 sayfalık çalışma raporumuz için tıklayınız..
Dr._Ahmet_SALTIK’in_1975-2020_TTB_Calismalari

Sevgi ve saygı ile. 15 Eylül 2020, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Cinsel istismar olgusunun ardında ne var?..

Dr. Erdal Atabek
erdalatak@superonline.com 

Cinsel istismar olgusunun ardında ne var?..

07 Eylül 2020, Cumhuriyet

Uşşaki tarikatı şeyhi Fatih Nurullah 12 yaşlarındaki kız çocuğuna cinsel istismar suçundan tutuklandı. Bu olay ilk değil.

Anımsarsınız, Ensar Vakfı’nda da daha çok sayıda erkek çocuğa cinsel istismar olayları ortaya çıkmıştı. Daha ortaya çıkmayan, suskunlukla örtülen, tehditle gizlenen nice olay vardır.

Nedir bu olaylar? Neden bu dinci kesim cinsellikle bu denli uğraşıyor?

Küçük yaştaki kızlı erkekli çocuklar, her yaşta kadın neden hep bu kesimin cinsel hedefleri oluyor? Bu konu “kişilerin cinsel bozuklukları” mıdır? Yoksa bir “psikolojik hastalık” mıdır? Ya da “toplumsal ahlak çöküşü” mü yaşanıyor? Belki hepsinin payı mı var?

Yasaklanan cinsellik…

Sigmund Freud’a psikanalizin kapısını açan gözlemi “cinselliğin yasaklanması” olmuştu. 19. yüzyıl Viyanası’nın tutucu ahlak anlayışı cinsellik dürtüsünü sıkı kurallar altına almıştı. Cinselliğini yaşayamayan genç kızların tanı konamayan hastalıkları “histeri” adıyla biliniyordu. Genç kızın bedeni kasılıyor, hiçbir uyarıya yanıt vermiyor, çevresini korkutan kasılmalar geçinceye kadar bilinci kapanıyordu.

Freud, daha sonra “psikanaliz” adını verdiği yöntemiyle serbest çağrışım yoluyla bilinçaltına itilen dürtülerin açığa çıktığında hastalığın düzeldiğini gördü. Psikanaliz böylece bir terapi yöntemi oldu. Yasaklanan cinsellik, bu dürtünün bilinçaltına itilmesine yol açar. Orada daha da yoğunlaşan, daha da şiddetlenen cinsel dürtü kendine bir çıkış yolu arar. Cinsel dürtünün bu çıkışında toplumsal kurallar ya yan yollarla aşılır ya da düpedüz çiğnenir.

Cinselliğin yasaklanması her zaman toplumlarda yaşanan erkek ya da kadın cinselliğinin kuralları çiğnemesiyle sonuçlanır. Erkeklerin “oğlancılığı” ya da kadınların “seviciliği” bu yasakların sonucudur. Karşı cinsle eşit birlikteliğin yasaklandığı her ortam bu sonuçlara açık duruma gelir. Osmanlı’nın cinsel kültürü dürüstlükle incelendiği zaman bu gerçekler ortaya çıkmaktadır.

Toplumlar uygarlaştıkça kadın – erkek arasındaki engeller kaldırılmış, iki cinsiyet arasında uygar ve eşit ilişkiler kurulmuştur. Böylece kadın ve erkek birbiri için “cinsel obje” olmaktan kurtulmuş, “insan – insan” ilişkisi kurulmuştur.

Atatürk Cumhuriyeti’nin laik eğitiminde karma okullarda kız – erkek arkadaşlığı hepimizin yaşadığı doğal iletişimi sağlamıştır. Sonraki yılların erkek ortaokul ve liseleri gene ayrımlar yaratmış, buluşma üniversiteye kalmıştır. Köy Enstitülerinin kızlı erkekli eğitimleri hiçbir zaman cinsel sapmalara yol açmamıştır. Bu iftiraları atan çevreler, bugün kendi öğrenci yurtlarında yaşanan cinsel istismar olaylarını nasıl örteceklerini bilemiyorlar.

  • Uygarlığın öğretisi, iki cinsi ayırmak değil, tam tersine iki cinsi birbirine tanıtmak ve cinsel konularda eğitmek gerektiğidir. (AS: Bizce bu tümcede “cins” değil “cinsiyet” denmeli..)

Ancak o zaman cinsel yaşamı da dürtülere uygun kurallar koyarak yaşatabilirsiniz.

Karşı koymak günahtır…

Cinsel istismar olaylarının önemli bir nedeni de “biat – itaat” kültürüdür. “Biat- itaat” kültürü bireyden teslimiyet ister. Dini kendilerine göre yorumlayan tarikatlar – cemaatler bu kültürü de kendi emellerine uyarlarlar.

Sana ne denirse sorgusuz sualsiz kabul edeceksin.
Efendinin dediği dinin emirleridir. Böyle bileceksin.
Karşı çıkmak haramdır. Büyük günaha girersin.
İtaat et, iyi kul ol, cehenneme girme.

Biat – itaat” kültürü, şeyhlerin, emirlerin, mürşitlerin, hocaların “her söylediğinin kabul edilmesini – her yaptığına itaat edilmesini” emrettiğinden, cinsel istismara maruz kalan çocukların neden suskun kaldığı da anlaşılır. Bu çocukların ailelerinin de aynı tarikata mensup olmaları, olayı daha da kapalı duruma sokar. Olayı açıklayanlar, yapılanlara karşı çıkanlar her türlü şiddeti göze alarak yapabilirler.

Uşşaki tarikatı olayında da olaya karşı çıkan baba (ki o da bu tarikatın içindedir) diğer müritler tarafından dövülmüş, kolu kırılmıştır.

Kadına biçilen sosyal rol…

Laik toplumlar kadına sosyal hayatta erkeğe eşit yer verirler. Bu toplumlarda kadın her mesleği yapabilir, her konuma ulaşabilir, yönetici olabilir, cumhurbaşkanı olabilir. Tektanrılı din toplumlarında ise başroller hep erkeklerindir. İmam erkektir, hükümdar erkektir, papa erkektir, rahip erkektir, haham erkektir. İslamda da Hıristiyanlıkta da Musevilikte de böyledir.

Tektanrılı din toplumlarında kadın erkeğe eşit değildir. Kadın meslekleri de ayrıdır, kadının konumu da ayrıdır. Kadın örtülüdür, erkekte örtü yoktur. Kadının başı kapalıdır, erkeğin başı açıktır. Kadının yeri evidir, işi de ev işleri ve çocuklardır. Bu da “kadının cinsiyetçi rolünü” belirler, onun “cinsel obje” olarak görülmesine yol açar. Onun için de “Kız çocuklarıyla kaç yaşında evlenilir” sorusu tartışılır durur.

Çocukların cinsel istismarı da bütün bu nedenlerle toplumsal bir olgudur. Çözümü de ancak bu yolla bulunacaktır…

Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Öner Yağcı
Cumhuriyet, 01 Ağustos 2020

Koronayı ve virüsü fırsat bilen baskıcı düzencilerin gemi azıya aldığı günlerde tüm sağlıkçılar zorlu bir savaşım veriyor. Mesleklerinin gereği insanları, sağlığı korumak için uğraşırken yaşamı özgürleştirme savaşımının da ön cephesinde özverileriyle yer alıyorlar.

Bu, tıp tarihimizin özünden gelen bir nöbetin devralınışıdır.

Yakın tarihimizde hekimler

Hekimler, özgürlükler konusunda her zaman öncü oldu.

1897’de Abdülhamit, kendisine başkaldıran birçok hekim ve tıbbiye öğrencisini Fizan’a sürdü. Tıbbiyeliler, okullarının odunluğunda kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti (1892) ile padişahlığı sarstı, 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanını sağladı.

Tıbbiyeli Hikmet, Sivas Kongresi’nde adını duyuran bir askeri tıbbiye öğrencisiydi (Tıbbiyeli Hikmet-B. Suat Çağlayan-2019).

Balkan ve Çanakkale savaşlarının Tabip Yüzbaşı, 1919’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇSF) kurucusu, 1920’de TKP Merkez Komitesi üyesi, 1945’te Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) kurucusu, 1951’de TKP Genel Sekreteri olan Dr. Şefik Hüsnü (Aydınlık İçinde Dr. Şefik HüsnüGökhan Atılgan, 2020) ile “Eski tüfek” Dr. Hikmet Kıvılcımlı (Hikmet Kıvılcımlı Hayatı ve Eserleri, Tarkan Tufan, 2008, Dr. Hikmet: Savaşçı Bir Hayat 1902-1971, Cenk Ağcabay, 2015) ülkemizde sol muhalefetin önemli önderleriydi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB)

Hekimleri temsil eden, hekimlerin haklarını ve hekimlik ahlakını korumayı, tıp eğitimine katkıda bulunmayı, halk sağlığını geliştirip yaygınlaştırmayı amaç edinen meslek örgütü TTB, 1953’te İstanbul’da kuruldu. Doç. Dr. Ahmet Rasim Onat’ın başkanlığında (1953- 61) DP hükümetinin baskılarına karşı koydu.

(Dr. A. Saltık : İstanbul Tabip Odası, 11 Nisan 1928 tarihli Tababet ve Şubatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 14. maddesine dayanarak 6 Mart 1929’da kabul edilen Etıbba Odaları Nizamnamesiyle kuruldu. O dönem 9 Etibba Odası kuruluyor, bunlardan 3. Mıntıka Etıbba Odası da İstanbul‘da… 1953’te 6023 sayılı yasa ile kurulan, üst ya da çatı örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’dir..)

TTB’nin 1966’dan 12 Eylül 1980’e dek uzun bir dönemine damgasını vuran başkanı, seçildiği kongredeki konuşmasında “Hekimlik gerçeği ile memleket gerçeklerini birlikte değerlendirerek başarıya ulaşılacağını, hekim özlük hakları ve halk sağlığının tam sağlanmasına çalışacaklarını” belirten Dr. Erdal Atabek’ti.

Birlik, genel sağlık sigortası, grevli toplusözleşmeli sendika, insan hakları, demokratik üniversite, silahlanma karşıtlığı, 1 Mayıs hakkı konularında başarıyla savaşım verdi. 1979’daki kongrede, “günümüzün en yakın sorunu olarak tüm demokrasi güçlerinin faşizme, emperyalizme, şovenizme karşı güç ve eylem birliğinin sağlanmasının ertelenmez bir görev olduğu”, demokratik haklar ve özgürlükler, halk sağlığı, hekim hakları, tıp eğitimi ve sağlık hizmetinin denetiminin öncelikli olduğu belirlendi. (23 Mayıs 1980 günü sayman Dr. Sevinç Özgüner evinde faşistlerce öldürüldü.)

  • 12 Eylül döneminde TTB kapatıldı, yönetim 141-142’ye muhalefetten Diyarbakır’da yargılandı.

1980’lerden bugüne

1983’te Ankara’ya taşınan TTB’de ertesi yıl Prof. Nusret Fişek başkan oldu. 1985’te ölüm cezasına, 1986’da işkenceye, 1991’de Körfez Savaşı’na karşı açıklama yapan yönetimler hakkında dava açıldı. 1987-88 yıllarında yoğun hekim eylemleri oldu.

1990’lı ve 2000’li yıllarda Dr. Selim Ölçer, Dr. Füsun Sayek, Dr. Gençay Gürsoy dönemlerinde TTB, demokratik, etik ve bilimsel değerlere uygun, her zaman emek güçleriyle birlikte hareket eden, insan hakları konusunda aktif tutum izleyen bir çizgi izledi. “Herkese eşit, ücretsiz sağlık ve iş güvencesi” istedikleri için yargılanırlarken Dr. Sayek, “Dünyanın en güzel suçlularıyız” dedi.

TTB, Dr. Özdemir Aktan, Dr. Beyazıt İlhan, Prof. Dr. Raşit Tükel ve şimdiki başkan Prof. Dr. Sinan Adıyaman yönetimleriyle direnmeyi sürdürürken inatla halk sağlığını öne çıkarıyor.
***
Prof. Dr. Kayıhan Pala, insan sağlığını ve yaşamı her şeyin üstünde tutan bu tarihsel özün nöbetini devralmış gerçek bir hekimdir.

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

İktidar güç, otorite, yetki, olanak demektir. Ülkemizi yöneten siyasal iktidarda bunların hepsi var. İtibar ise saygınlık, adaletli ve adil olmak, insancıl olmak, doğaya, çevreye ve yasalarına saygılı olmaktır. İktidarınızın olması itibarınızın olacağı anlamına gelmez. Sözün özü adil ve sevecen değilseniz itibarlı da değilsiniz.

Sayın Dr. Erdal Atabek bir yazısında “Yerel seçimlerin en önemli sonucu bence bu oldu: İktidar kaybetti, itibar kazandı.” diyor. Doğru diyor. AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise alamadıkları oylar için Demek ki kendimizi iyi anlatamamışız” dedi. Tam aksine, kendinizi çok çok iyi anlattınız. Eğer onlarca TV, onlarca gazete, iktidarın güç ve görkemi ile kendinizi siz anlatamadıysanız kim anlatmış olabilir ki? En küçük ilçelere dek bilbordlarda sizi gördük. TRT’de her açtığımızda sizi gördük. Kendinizi öyle çok ve uzun uzun anlattınız ki, halka parmak sallayışınızdan ürperdik. TV’lerde davudi sesinizle olabildiğine bağırırken, çocuklar bile korkudan yataklarından fırladı. Kulaklarımızla duyduk, gözlerimizle gördük, yüreklerimizle burkularak izledik tüm bunları. Daha nasıl anlatacaktınız ki!?.

Sayın AK parti genel başkanı, hani hep “kandırıldığınızı” söylersiniz ya, oysa siz de halkı kandırdınız. Halka karşı hiç içtenlikli olmadınız. Her şey oya endeksliydi. Bakınız basit ve güncel örnek: Halk yokluk ve yoksulluktan inim inim inliyor, siz de farkındasınız.. toplumun gazını almak için tanzim satış mağazaları açtınız, halk iki kilo soğan ve üç lira tasarruf için saatlerce kuyrukta bekledi. Ama seçim biter bitmez, daha oylar sayılırken o tanzim satış mağazalarını yıktınız. Gereksinim mi kalmadı? Halk doydu mu? Siz de halkı kandırdınız. Artık toplum bunları sorgulamaya başladı. On’u aşkın makam uçağınız varken ve halk kuru soğana muhtaçken siz Katar’dan “uçan saray” aldınız, karşılığında, göz bebeğimiz Sakarya Tank Palet Fabrikasını katarlılara yemlik verdiniz…… Halk da seçimlerde kararını verdi.

Kendinize muhalif olanı hapisle tehdit ettiniz. Tarih adil olmayanın uzun süre ayakta olamayacağına tanıktır. Kendi dışınızdakilere terörist dediniz. Cumhuriyetin tüm varlık ve kazanımlarını tükettiniz, yine de elde avuçta birşey yok. Dış borç gırtlağı aştı (yakl. 500 milyar $!). “Şah” diyenin dilini koparıyorsunuz. Mapushaneler gazeteci ve karşıtlarınızla dolu. Mapushaneler masum insanlarla dolu. Binlerce insan kesinleşmiş yargı kararı olmaksızın işten atıldı. Üstelik yargıya başvurmalarının yolu da tıkandı. Parasız, pulsuz, mağdur aileler. Hiçbiri umurunuzda değil. Ama partinizin içinde FETÖ’nün siyasal ayağı partiniz içinde “nedense” asla ve kat’a sorgulanmadı!? Bedeli sandıktır. Tüm bunlara karşın yine de çok oy aldınız ve ne yazık ki hala 1. partisiniz.

Bir kez düşünün Sayın D. Bahçeli, Sayın N. Kurtulmuş, Sayın S. Soylu hatta Sayın T. Türkeş’le karşılıklı birbirinize söylediklerinizi. Ben burada yinelemeyeceğim. Çünkü o sözleri anmaktan utanıyorum. Söylenen sözün hiç ağırlığı ve samimiyeti yok mu? İlke ve ideallerin hiç önemi yok mu?

Bakın size 3 örnek vereyim İlke, İdeal ve Sözün arkasında durma konusunda : İlki filozof Sokrates (MÖ 469-399) inançları yüzünden  ölüme gönderilirken elleri kelepçeli, eşi kolluk güçlerinin önünü keser. “Eşimi suçsuz yere ölüme götürüyorsunuz” der. Sokrates ise, “Hanım, hanım suçlu olarak ölüme gitsem daha mı iyi olacaktı?” diye tarihe geçen sözünü söyler. Mahkemenin “Vazgeç düşüncelerinden, bağışlayalım..” pazarlığını reddeder.

Öbür örnek : 1600’de İtalya’da engizisyon mahkemesi kararıyla Giordano Bruno adında bir düşünür, diri diri yakılarak öldürüldü. Mahkeme, “sözlerinden vazgeçerek af dilerse bağışlanacağını” söylediğinde, Socrates gibi O da reddetti ve yakılmayı göze aldı.

2000 yılında Giordano Bruno adına “Hoşgörü ve İfade Özgürlüğü” 400 yıl sonra kutlandı.

Pir Sultan Abdal (1480-1550) : Hızır paşa, Pir Sultan’a “Bana bir şiir söyle içinde Şah sözü geçmesin, seni bağışlayayım..” der. Pir Sultan Abdal 7, 6 ve 5 dörtlükten oluşan 3 şiir söyler, hepsinde de “şah” sözcüğü geçer. Hatta kimi dörtlüklerde 2, 3 kez bu yasaklanan sözcük geçer. Ölümü ilke ve idealleri uğruna hiçe sayar. İnanç ve itibar, işte böyle bir şey…

Sözün, ilke ve ideallerin ağırlığı, saygınlığı, itibarıdır; yüzlerce yıl sonra onları dillerden düşürmeyen..

Mevcut iktidar, çeşitli manevralarla Cumhuriyetin temel değerlerini ağır erozyona uğrattı. Ama yerine yeni bir şey koyamıyor, çıkmazda, Türk halkı bu ‘ateşten gömleği’ daha fazla giyemez. Cumhuriyetin değerini ve erdemlerini anlayan Türkiye halkı, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ışıklı yoluna yeniden tutunuyor. Görüyor ki çözüm parlamenter demokraside.. 31 Mart 2019 yerel seçimleri, çıkmaz sokaktan dönüşün ışıklı parıltısıdır.

İktidarlar geçici, saygınlık (itibar) kalıcıdır.
İktidardakiler yolcu, halk hancıdır!
Dünya, söylenceye (efsaneye) göre 900 yıl salatan süren Sultan Süleyman’a bile kalmamıştır!

  • Saygınlığın altın tacı adalettir.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün devrim ve ilkeleri ile gerçek iktidar olalım, itibar edinelim geleceğimizi taçlandıralım; daha çok geç olmadan.. (14.4.19)
=====================================
Dostlar,

Değerli dostumuz ve sitemize içten duygularla yüklü yazılar gönderen Sn. Aydınlı‘ya teşekkür ediyoruz. Ne var ki AKP iktidarının tüm çabalara karşın sağduyuya yanaşmadığını ibretle izliyoruz. İstanbul Maltepe’de ilçe seçim kurulunun kendi sayımlarını iptal ettiğini, yeniden sayıma karara verdiğini dehşetle öğreniyoruz!

  • Bu tablo, iktidarın baskısının sanılandan çooook daha ağır olduğunun açık kanıtı…

AKP İstanbul belediye başkanlığını ne pahasına olursa olsun “kaptırmak” istemiyor. Buna mecbur – mahkum – tutsak hatta! Ama niçin böyle?? Bu sorunun yanıtı gerçekte herkesçe iyi biliniyor..
– Bir yandan yandaşlara ihaleler sürdürülüyor,
– bir yandan “arşiv temizliği” yapılıyor,
– bir yandan da yine yandaşlara ödemeler öne alınarak yapılıyor, kasa boşaltılıyor…

Bütün bu yüz kızartıcı işler, Sn. Aydınlı’nın deyimleriyle “iktidar” adına “saygınlık” ayaklar altına alınarak yapılıyor.. Tüm dünyanın gözleri önünde ve her türlü demokratik – ahlaksal – etik – hukuksal – insani – dinsel … değer ayaklar altına alınarak.. Toplumsal barış – huzur dinamitlenerek..

AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi sesleri ve görüntüleri ile izleyin :
https://youtu.be/KKxkccTS1DI

Başta YSK (Yüksek Seçim Kurulu) olmak üzere il – ilçe seçim kurullarındaki yetkili yargıçların bu çok tehlikeli traji – komik tabloya derhal son vermeleri gerekiyor..
Yiğitçe, gerekirse tüm baskıları topluma açıklayıp reddederek!
Yıkım (tahribat) giderek büyüyor ve onarımı olanaksızlaşıyor..
Halkla ve özgür iradesiyle “alay etmek” ülkemize çok ağır bedeller  ödetebilir..

Lütfen,,, inatlaşmayın, hak yemeyin, zerrece dürüst olun lütfen.. artık yeter..

Sevgi ve saygı ile. 14 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Atatürk öyle mi? Dinleyin bakalım…

Atatürk öyle mi? Dinleyin bakalım...

Dr. Erdal Atabek