Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Öner Yağcı
Cumhuriyet, 01 Ağustos 2020

Koronayı ve virüsü fırsat bilen baskıcı düzencilerin gemi azıya aldığı günlerde tüm sağlıkçılar zorlu bir savaşım veriyor. Mesleklerinin gereği insanları, sağlığı korumak için uğraşırken yaşamı özgürleştirme savaşımının da ön cephesinde özverileriyle yer alıyorlar.

Bu, tıp tarihimizin özünden gelen bir nöbetin devralınışıdır.

Yakın tarihimizde hekimler

Hekimler, özgürlükler konusunda her zaman öncü oldu.

1897’de Abdülhamit, kendisine başkaldıran birçok hekim ve tıbbiye öğrencisini Fizan’a sürdü. Tıbbiyeliler, okullarının odunluğunda kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti (1892) ile padişahlığı sarstı, 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanını sağladı.

Tıbbiyeli Hikmet, Sivas Kongresi’nde adını duyuran bir askeri tıbbiye öğrencisiydi (Tıbbiyeli Hikmet-B. Suat Çağlayan-2019).

Balkan ve Çanakkale savaşlarının Tabip Yüzbaşı, 1919’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇSF) kurucusu, 1920’de TKP Merkez Komitesi üyesi, 1945’te Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) kurucusu, 1951’de TKP Genel Sekreteri olan Dr. Şefik Hüsnü (Aydınlık İçinde Dr. Şefik HüsnüGökhan Atılgan, 2020) ile “Eski tüfek” Dr. Hikmet Kıvılcımlı (Hikmet Kıvılcımlı Hayatı ve Eserleri, Tarkan Tufan, 2008, Dr. Hikmet: Savaşçı Bir Hayat 1902-1971, Cenk Ağcabay, 2015) ülkemizde sol muhalefetin önemli önderleriydi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB)

Hekimleri temsil eden, hekimlerin haklarını ve hekimlik ahlakını korumayı, tıp eğitimine katkıda bulunmayı, halk sağlığını geliştirip yaygınlaştırmayı amaç edinen meslek örgütü TTB, 1953’te İstanbul’da kuruldu. Doç. Dr. Ahmet Rasim Onat’ın başkanlığında (1953- 61) DP hükümetinin baskılarına karşı koydu.

(Dr. A. Saltık : İstanbul Tabip Odası, 11 Nisan 1928 tarihli Tababet ve Şubatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 14. maddesine dayanarak 6 Mart 1929’da kabul edilen Etıbba Odaları Nizamnamesiyle kuruldu. O dönem 9 Etibba Odası kuruluyor, bunlardan 3. Mıntıka Etıbba Odası da İstanbul‘da… 1953’te 6023 sayılı yasa ile kurulan, üst ya da çatı örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’dir..)

TTB’nin 1966’dan 12 Eylül 1980’e dek uzun bir dönemine damgasını vuran başkanı, seçildiği kongredeki konuşmasında “Hekimlik gerçeği ile memleket gerçeklerini birlikte değerlendirerek başarıya ulaşılacağını, hekim özlük hakları ve halk sağlığının tam sağlanmasına çalışacaklarını” belirten Dr. Erdal Atabek’ti.

Birlik, genel sağlık sigortası, grevli toplusözleşmeli sendika, insan hakları, demokratik üniversite, silahlanma karşıtlığı, 1 Mayıs hakkı konularında başarıyla savaşım verdi. 1979’daki kongrede, “günümüzün en yakın sorunu olarak tüm demokrasi güçlerinin faşizme, emperyalizme, şovenizme karşı güç ve eylem birliğinin sağlanmasının ertelenmez bir görev olduğu”, demokratik haklar ve özgürlükler, halk sağlığı, hekim hakları, tıp eğitimi ve sağlık hizmetinin denetiminin öncelikli olduğu belirlendi. (23 Mayıs 1980 günü sayman Dr. Sevinç Özgüner evinde faşistlerce öldürüldü.)

  • 12 Eylül döneminde TTB kapatıldı, yönetim 141-142’ye muhalefetten Diyarbakır’da yargılandı.

1980’lerden bugüne

1983’te Ankara’ya taşınan TTB’de ertesi yıl Prof. Nusret Fişek başkan oldu. 1985’te ölüm cezasına, 1986’da işkenceye, 1991’de Körfez Savaşı’na karşı açıklama yapan yönetimler hakkında dava açıldı. 1987-88 yıllarında yoğun hekim eylemleri oldu.

1990’lı ve 2000’li yıllarda Dr. Selim Ölçer, Dr. Füsun Sayek, Dr. Gençay Gürsoy dönemlerinde TTB, demokratik, etik ve bilimsel değerlere uygun, her zaman emek güçleriyle birlikte hareket eden, insan hakları konusunda aktif tutum izleyen bir çizgi izledi. “Herkese eşit, ücretsiz sağlık ve iş güvencesi” istedikleri için yargılanırlarken Dr. Sayek, “Dünyanın en güzel suçlularıyız” dedi.

TTB, Dr. Özdemir Aktan, Dr. Beyazıt İlhan, Prof. Dr. Raşit Tükel ve şimdiki başkan Prof. Dr. Sinan Adıyaman yönetimleriyle direnmeyi sürdürürken inatla halk sağlığını öne çıkarıyor.
***
Prof. Dr. Kayıhan Pala, insan sağlığını ve yaşamı her şeyin üstünde tutan bu tarihsel özün nöbetini devralmış gerçek bir hekimdir.

CUMHURİYET BAYRAMI

CUMHURİYET BAYRAMI

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Bu gün, Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Türkiye Cumhuriyeti‘nin 96. yılını, AKP iktidarınca son 17 yıldır içine sürüklendiğimiz tüm olumsuzluklara karşın coşkuyla kutluyoruz.

Adı geçen siyasal partinin ve iktidarının konjonktürel olduğunu, bir başka anlatımla, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek sürecek onurlu tarihinde küçücük bir ayraç (parantez) olduğunu çok iyi biliyoruz..

Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz de çok net ve kesin olarak vurgulamış, tarihe bilinçle not düşmüştü :

  • “Benim naçiz (ölümlü) bedenim elbet bir gün toprak olacak ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza dek yaşayacaktır.

Kurtuluş Savaşımızın utkuyla (zaferle) sonuçlanması ve Lozan Antlaşmasıyla uluslararası hukuk katında resmen tanınmamız, bağımsızlığımızın kabulüyle, yeni Türk devletinin yönetim biçimine karar vermek gerekiyordu. 29 Ekim 1923 günü, Teşkilat-ı Esasiye Kanununda (Anayasada) yapılan değişiklik ile Cumhuriyet ilan edildi.

Cumhuriyet rejimi emperyalizme karşı yurt içinde ve dışında yıllarca süren savaşlar ve çok çetin uğraşlar sonucunda kuruldu. Yurt içinde saltanat yandaşları emperyalistlerle iç içe geçmişlerdi.  Emperyalist devletleri cephede yenmiştik, ancak kapıdan kovsak bacadan girmeye çabalıyorlardı. Din adamı kılıklı ajanlarını, Anadolu’nun en uç noktalarına dek sızdırmışlardı. Cumhuriyetin ilk yıllarında planlı biçimde dış güçlerin kışkırtmasıyla çıkarılan pek çok iç isyanın bastırılması, 1911’den beri 12-13 yıldır pek çok cephede ağır sıcak çatışmalardan son derece yorgun ve olanakları tükenmiş çıkan yeni Türk Devleti için kolay olmadı. Emperyalizmin yerli işbirlikçileri ve hilafet – saltanat yandaşları, satın aldıkları sözde din adamlarına, Cumhuriyet’in ölümsüz kurucusu Mustafa Kemal Paşa hakkında “Görüldüğü yerde katli vaciptir diyerek ölüm fermanı – fetvası yayımlatıyorlardı.

Günümüzde de Cumhuriyet Bayramlarında, 30 Ağustoslarda, 19 Mayıslarda, Çanakkale zaferinin yıldönümünde, kurucusu olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, Cumhuriyetimizin yaratıcısının adının anılmıyor olması, es geçilecek bir durum değildir. Aksine “Keşke Yunan galip gelseydi” diyebilen Cumhuriyet düşmanlarının, üstelik bir 10 kasım gününde (2018) hediyelerle ziyaret edilmesi ise açıkça Cumhuriyet’e meydan okumadır.. Devletin – milletin birliğinden Anayasal olarak sorumlu AKP’li Cumhurbaşkanı, bu kabul edilemeyecek gelişmeler karşısında suskundur nedense! Erdoğan, Anayasal sorumluluğunu yerine getirmemektedir. Dahası, bu anlamlı sessizlik yüzündendir söz konusu pervasızlıklar. Daha açık söyleyelim :

  • Cumhuriyetin anayasal kurumları, Cumhuriyetin kurucusunu görmezden gelmeyi kararlılıkla sürdürebiliyorlarsa, KARŞIDEVRİM FİİLEN YÜRÜRLÜKTEDİR!

Onun için Türkiye’de Cumhuriyet demek, Türk Milletinin bağrına oturmuş olan emperyalizmle Saltanat’a karşı kurduğu bir savunma kalesi demektir. Bu sebepten Türkiye’nin devrimci Anayasasında, her madde üçte iki çoğunlukla değiştirilebilirdi. Ama hiçbir çoğunlukla, hiçbir zaman ve hiçbir kimsenin değiştiremeyeceği tek madde, Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu maddesidir.demekte Dr. Hikmet KIVILCIMLI.

Cumhuriyet, Prof. Türkkaya Ataöv’ün deyimi ile “Ümmet değil Cumhuriyet, kulluk değil bilgelik!” tir. (http://ahmetsaltik.net/2019/08/14/ummet-degil-cumhuriyet-kulluk-degil-bilgelik/)

Mustafa Kemal Atatürk, gençlere şöyle sesleniyor ve en büyük yapıtı Cumhuriyeti, Türk gençliğine emanet ediyordu.

  • “Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizsiniz.
    Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” 

Cumhuriyet ulusumuza, çağdaş uygarlığın, demokratik ve laik bir hukuk devleti olmanın tüm kapılarını açmıştır. Cumhuriyetin kazanımlarının değerini bilir ve onu koruyup geliştirerek gelecek kuşaklara aktarabilirsek; 21. yy. ve sonrasında dünya uluslar ailesinin, uluslararası toplumun saygın bir üyesi olacağımıza, yolumuzun ışık ve aydınlık olacağına kuşku yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti; yeniden varoluşun, küllerinden dirilişin ve tam bağımsızlığımızın kurumsal yapılanması ve güvencesidir. Kuşaktan kuşağa şan ve onurla aktarmak, sonsuza dek yaşatmak, Anadolu halkının / ahalisinin = Türk Milletinin tek sözcükle “beka” sorunudur.

“Bizi karanlıklardan, esaretten ve zilletten kurtararak, Kutlu Vatanımızı ve Kutlu Cumhuriyetimizi armağan eden Büyük Atatürk‘ümüzün aziz hatırası  ve maneviyatı önünde en derin sevgilerimle, en derin saygılarımla ve sonsuz sonsuz minnet hislerimle eğiliyorum..” diyor bir Cumhuriyet kadını yazar, Güzide Filiz Tuzcu (http://ahmetsaltik.net/2017/10/29/45097/)

Biz de aynı duygularla tüm halkımızın Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun diyoruz ve

  • AKP iktidarını                                        ;
  • Cumhuriyetin temel değerlerine saldırmaktan vazgeçmeye,
    Karşıdevrimi durdurmaya çağırıyoruz.
  • Bu gidiş ülkemiz için “hayırlı” değildir. Kalkışanlar için hiç ama hiç “hayırlı” olmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, önüne çıkan – çıkarılan her türlü irticayı ezip geçerek sonsuzluğa yolculuğunu kararlılık ve onurla – şanla, bilimsel akılcılıkla sürdürecektir.
  • Bu tarihsel gerçeklik böylece kavranmalı ve herkes ama her- kes haddini bilmelidir.

 

 

VATAN PARTİSİ 109 Yaşında

VATAN PARTİSİ 109 Yaşında

portresi_kasketli
Soner Yalçın

SÖZCÜ, 17.2.15

 

Aralık 1904…
Mustafa Kemal Harp Akademisi’nden mezun oldu.
Arkadaşlarıyla Sirkeci’de ev kiraladı. Ev kısa sürede “aydınlanma merkezi” haline geldi. Kitaplar okunuyor ve tartışmalar yapılıyordu.
“İktisadi vaziyetimizi, askeri vaziyetimizden ve siyasi vaziyetimizden ayrı bir vaziyetmiş gibi görmek vahim bir hatadır.” diyordu Mustafa Kemal.
Çok geçmedi ev ihbar edildi. Mustafa Kemal ve arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) zindana atıldı.
Hücresinde ezbere bildiği Namık Kemal’in Vatan Kasidesi’ni okudu:

“Felek, her türlü esbab-ı cefasın toplasın, gelsin.
Dönersem kahpeyim millet yolundan bir azimetten…”

Kurmaylık stajını Balkanlar’da 3. Ordu’da yapmayı istiyordu.
Sürgüne gönderildi: Şam’daki 5. Ordu’ya.
Suriye’nin büyük bölümünü görüp tanıdı. Havran ve Kuneytira bölgesindeki
Dürzi ayaklanmasını bastırırken kafasındaki sorulara yanıt arıyordu. Örneğin…
1904-5 Rus-Japon Savaşı’nda, Japonların kendilerinden kat be kat üstün olan Rusya’ya karşı zafer kazanmasında geleneklerin/inancın da etkili olduğunun ortaya çıkmasıydı.
Hz. Muhammed’in ölümü ardından ilk İslam muharebeleri, Waterloo Savaşı,
Napolyon, Wellington, Blücher, Grouchy hakkında okumalar yaptı.

Edebiyattan hiç eksik kalmadı kuşkusuz; Romeo ve Jülyet’i de okudu;
Alman şair Schiller’i de…
Ve… Aralık 1906…
Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal salt düşün insanı değildi; eylem adamıydı.
Vatan ve Hürriyet adında gizli örgüt kurdu.
İsim anlamlıydı; çünkü, Namık Kemal’in yarattığı bir nesildi onlar…
Ali Fuat (Cebesoy) örgütün Beyrut şubesini kurdu. Örgüt Kudüs ve Yafa’ya genişledi.
Mustafa Kemal, şair Ömer Naci gibi arkadaşlarıyla bir araya geldi, örgütü Selanik’te de kurdu.
İki yıl sonra… Vatan ve Hürriyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı…
1908’de Temmuz Devrimi’ni gerçekleştirdiler…

İkinci Kuvayı Milliye

Tarih: 29 Ekim 1954
Vatan Partisi “her şeyin üstünde halk ve hak“ şiarıyla “kutsal cumhuriyet bayramı gününde” kuruldu.
Partinin amblemi; üzerinde güneş doğan Türkiye haritasıydı.
Kurucu genel başkanı 12 yıllık hapis esaretinden yeni çıkan Dr. Hikmet Kıvılcımlı idi.
Tek sayfalı Vatandaş gazetesi partinin yayın organıydı.
Parti sosyalistti; ama ne programında ne de sloganlarında-konuşmalarında sosyalist sözcüğü vardı. “Kuvayı Milliyeciliğimiz-Neden Başka Parti Lazım? Gerekçe” başlıklı kitapçıkta Kıvılcımlı şunları belirtti:

“Maksat: Birinci Kuvayi Milliye hareketinden çıkacak derslerle, ikinci bir ekonomik Kuvayi Milliye lüzumu belirtmekti. Birinci Kuvayi Milliye Seferi: Topluluğumuzu boğan iç ve dış tesirli Tefeci-Bezirgan kâbusuna karşı idi. İkinci Kuvayi Milliye Seferi: Aynı kâbusa karşı, toprak reformu ve ağır sanayi temelleri üzerinde, modern halk teşebbüs, teşkilat ve kontrolü altında, ekonomik, içtimai (sosyal) kalkınmamızı millete mal etmekti…”

Kıvılcımlı yurttaşları partiye davet ederken, Mustafa Kemal’in Nutuk’ta söylediği,

“Vazifeye atılmak için, içinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin!” sözüyle başladı ve şöyle devam etti: “Korku, hiçbir hastalığa ilaç değildir. Bilakis, her illetin başı korkudur. Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek daha iyidir.“
Parti programının ilk hedefi, “züğürde bolluk” idi; yani yoksulluğun kaldırılmasıydı.
İkinci hedef; halka inanç özgürlüğü sağlamaktı.
Tarih: 15 Ekim 1957
Eyüp Büyük Camii Meydanı’ndaki konuşması nedeniyle Dr. Kıvılcımlı hakkında
“dini siyasete alet ederek komünizm propagandası yapmak” iddiasıyla dava açıldı!
“İslam’ın büyük prensibi: ‘Leyse lil insane illa ma sea’ (Yani: İnsan için, çalışmaktan,
emekten başka her şey yalandır.) Bugün insanlığın yarattığı değer: emek üzerine kurulur. Türkiye’de emeği, insanın çalışmasını kim temsil ediyor: Vatan Partisi…”
Bu sözleri nedeniyle Dr. Kıvılcımlı, 5 Kasım 1957’de tutuklandı.
Aynı gerekçeyle İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 30 Aralık 1957’de Vatan Partisi’ni kapattı.

İçinizdeki duvar

Tarih: 15 Şubat 2015

İşçi Partisi olağanüstü kongresiyle adını Vatan Partisi yaptı.

Mustafa Kemal
zindandan çıkıp Vatan ve Hürriyet’i kurdu.
Hikmet Kıvılcımlı zindandan çıkıp Vatan Partisi’ni kurdu.
Doğu Perinçek zindandan çıkıp Vatan Partisi’ni kurdu.

Tesadüf mü? Yoksa bir asrı geçen uzun yürüyüşün inadına devam etmesi mi?

Dr. Hikmet Kıvılcımlı şöyle yazdı:

“Vatan Partisi savaşı şu veya bu iç nedenlerle açılmış gediklerden hür boşalış değil;
bütün tıkanık bentlerin üstünden atılış oldu. ‘Susuş Kumkuması’ sağı solu kaplamıştı.
Ömrü hep zılgıt ve susuş kumkuması ortamında geçenler için işçi sınıfı cephesinde
yeni bir şey yok idi. Görev var!”

Önceki gün… Vatan’a karşı görevi olduğunu düşünen her görüşten 15 bin yurtsever
Ankara Arena Salonu’nu doldurdu.

Bakınız… Bir siyasal hareket için iki önemli unsur vardır:

Bir, heyecan.

İki, umut.
Bunlar yoksa bir partinin siyasal ölümü yakındır!

Vatan Partisi 109 yıldır heyecanını ve umudunu kaybetmiyor.
Vatan Partisi, 109 yıldır kendine güveniyor.
Vatan Partisi, 109 yıldır hiçbir kafa karışıklığı yaşamıyor.
Vatan Partisi 109 yıldır Bağımsızlık Savaşı’nın ancak ittifaklarla kazanılacağını belirtiyor.
Dr. Kıvılcımlı’nın Vatan Partisi tüzüğüne göre;
“kariyerizm gütmek partiden çıkarılma nedeni” idi.
Bugün, ittifaklar önünde tek duvar; makama-koltuğa köle olmaktır!
Hadi yıkın artık şu içinizdeki duvarı…