Aşı Candır, Hayat Kurtarır: Sağlık Bakanlığı’nı Aşılama Konusunda Göreve Davet Ediyoruz!

Aşı Candır, Hayat Kurtarır:
Sağlık Bakanlığı’nı
Aşılama Konusunda
Göreve Davet Ediyoruz!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB), özellikle çocukluk dönemi aşılama oranlarının düşmesi, çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısının yükselmesi ve buna bağlı olarak artabilecek bulaşıcı hastalık riskine karşı “Aşı Candır Kampanyası”nı başlattı ve Sağlık Bakanlığı’nı yükselen aşı karşıtlığı konusunda göreve davet etti.

Kampanya ile ilgili bilgiler, İstanbul Tabip Odası’nda 5 Nisan 2018’de düzenlenen basın toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu. Basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı Prof. Dr. Nilay Etiler ve TTB Aile Hekimleri Kolu Başkanı Dr. Fethi Bozçalı katıldılar.

Prof. Dr. Raşit Tükel, 5-24 Nisan tarihleri arasında Aşı Candır Kampanyası ile bilgilendirme çalışmalarının yürütüleceğini belirterek, yapılan çalışmaların bu konuda net bir tutum alması için Sağlık Bakanlığı’na aktarılacağını bildirdi. Tükel, kampanyanın tüm yurtta çeşitli etkinliklerle devam edeceğini söyledi.

Prof. Dr. Nilay Etiler, aşılama konusunun hekimler için her zaman çok önemli olduğuna dikkat çekerek, bugün pek çok hastalığın azalmasının nedeninin aşılama yapılması olduğunu kaydetti. Ancak son yıllarda hekimlerin aşılama konusunda ailelerle karşı karşıya geldiğini ve onları bu konuda ikna etmeye çalıştıklarını anlatan Etiler, bu konuda Sağlık Bakanlığı’ndan destek görmediklerine dikkat çekti. Etiler, “Önceden beri aşılamanın önemini Türk Tabipleri Birliği olarak anlatmaya çalıştık. Son yıllarda bu çalışmalar hakkında hekimlerimize bilgilendirme çalışması yapıyoruz.” diye konuştu.

Dr. Fethi Bozçalı da, kampanyanın ayrıntılarına ilişkin bilgileri paylaştı.
Konuşmaların ardından basın açıklamasını Prof. Dr. Raşit Tükel okudu.
Sağlık Bakanlığı’nın aşılama konusunda sorumluluk almaya ve göreve davet edildiği açıklamada şu istemlere yer verildi:

  • Mevzuatta aşılama konusundaki belirsizlik sona erdirilmeli; TTB’nin 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda değişiklik yapılması önerisi dikkate alınarak, bu konudaki yasal düzenlemenin ivedilikle yapılmasını sağlanmalıdır.
  • Sağlık çalışanları aşılar ve aşılama hizmetleri konusunda güncel ve bilimsel bilgiler ile donatılmalı, sürekli hizmet içi eğitimlerle desteklenmelidir.
  • Kamuoyuna, medya ve her türlü iletişim aracı kullanılarak aşı savunuculuğu yapılmalı; halkın kuşkularına karşı bilimsel ve gerçekçi yanıtlar verilmeli, halk bilgilendirilmelidir.”

Basın açıklamasının tam metni aşağıdadır ..
TTB bu kampanya ile birlikte özellikle 1. Basamak sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında yararlanılacak önemli bir kaynağı da tanıttı. TTB Halk Sağlığı Kolu tarafından hazırlanan Aşı Rehberi TTB tarafından basılarak Tabip Odalarına dağıtımı yapılmıştır. Bununla birlikte TTB aşıların zorunlu hale getirilmesi için bir yasa taslağını de hazırlayarak kamuoyu ile paylaşmıştır. TTB Aşı ile ilgili daha önce de önemli çalışmalarda bulunmuştur;

Sağlık alanında yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle Halk Sağlığı Kolu, pozitif deneyimlerimizi ön plana çıkarmak, tarihsel bir süzgeçten geçirmek ve güdülenme (motivasyon) sağlamak amacıyla “Türkiye’de Sağlık Alanında Yaşanan Olumlu Deneyimler” etkinliği başlatmıştır. Bu çalışma kapsamında Prof. Dr. Feride Saçaklıoğlu’nun “Türkiye’de Aşı Üretiminin Tarihçesi” konulu çalışmanın sonuçları 2002 Nusret Fişek Günleri’nde bir konferans ile kamuoyuna açıklanmış ve TRT tarafından “Aşıyla Gelen Hayat” adında bir belgesel çekilerek 14 Mart 2003’de TRT 2’de yayınlanmıştır. Ayrıca “Aşı Pazarı Can Pazarı: Aşı Üretiminin Perde Arkası” adlı bir kitapçık basılmıştır. TTB’nin yayınladığı makale ve yaptığı basın açıklamaları sayfa aracılığı ile paylaşılmaya devam edecektir.

Sağlık alanında yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle Halk Sağlığı Kolu, pozitif deneyimlerimizi ön plana çıkarmak, tarihsel bir süzgeçten geçirmek ve güdülenme (motivasyon) sağlamak amacıyla “Türkiye’de Sağlık Alanında Yaşanan Olumlu Deneyimler” etkinliği başlatmıştır. Bu çalışma kapsamında Prof. Dr. Feride Saçaklıoğlu’nun “Türkiye’de Aşı Üretiminin Tarihçesi” konulu çalışmanın sonuçları 2002 Nusret Fişek Günleri’nde bir konferans ile kamuoyuna açıklanmış ve TRT tarafından “Aşıyla Gelen Hayat” adında bir belgesel çekilerek 14 Mart 2003’de TRT 2’de yayınlanmıştır. Ayrıca “Aşı Pazarı Can Pazarı: Aşı Üretiminin Perde Arkası” adlı bir kitapçık basılmıştır. TTB’nin yayınladığı makale ve yaptığı basın açıklamaları sayfa aracılığı ile paylaşılmaya devam edecektir.

http://www.ttb.org.tr/halk_sagligi/2018/04/13/asi-candir-hayat-kurtarir-saglik-bakanligini-asilama-konusunda-goreve-davet-ediyoruz/ 15.04.2018
============================================
TTB’den basın açıklaması            :

Sağlık Bakanlığını Aşılama Konusunda
Göreve Davet Ediyoruz!

Aşı konusunda köklü bir tarihi olan bu topraklarda, bugün aşılanmayan binlerce çocuk olmasını ve aşı karşıtlığının giderek yaygınlaşmasını kaygı içinde izliyoruz. Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak son derece güvenilir ve etkin bir koruyucu sağlık hizmeti olan aşı konusunu her zaman önemsedik ve her seferinde görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmayı görev bildik.

Ülkemizde yüzyılların birikimine sahip aşı laboratuvarlarının kapısına kilit vurulurken itiraz ettik; bu birikimin yok edilmemesi gerektiğini savunduk. Aşılama hizmetlerinin geliştirilmesi için önerilerde bulunduk. Salgın çıktığında inceledik, önerilerimizi sunduk. Söylenecek sözlerin çoğunu söyledik. Ama bugün bir kez daha, sayıları giderek artan aşı reddi karşısında açıklama yapma ihtiyacı içindeyiz.

Geçtiğimiz günlerde bir TBMM soru önergesi ile aşı reddi yeniden tartışılmaya başlandı. Sağlık Bakanlığı’nın rakamlarına göre çocuğuna aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı 2011’de 183 iken 2016’da 12 bine, 2017 ise 23 bine çıktı. Ne yazık ki günümüzde yalnızca aşı yaptırmayan değil, aşısı olan çocukların da risk altında olduğu bir durum söz konusudur. Kızamık olgularının arttığı gözlenirken bunlar arasında aşılı çocukların da olduğu görülüyor. Öte yandan, aşı olmayı reddeden ailelere karşı hukuksal süreçlerin işletildiği durumlar da oldu.

Sağlık Bakanlığı suskun…

Aşı konusunda Sağlık Bakanlığı kendisini kenara çekmiş görünüyor.
Toplumda giderek artan aşı karşıtlığı ve bu konuda yürütülen tartışmalar karşısında Sağlık Bakanlığı ne yazık ki suskunluğunu sürdürüyor. Aşı ve bağışıklama hizmetleri, artık Bakanlığın faaliyet raporlarında dahi yer almayan tali bir konu haline geldi.

Aşının büyük oranda uygulandığı kurumlar olan aile sağlığı merkezlerindeki sağlık çalışanları, aileler ile karşı karşıya kalmakta, Bakanlığın iradesinin eksikliğini her gün yaşamaktadırlar. Sağlık çalışanları, aşılar konusundaki bilgilerini tazeleyebilecek kurumsal destekten yoksun bir biçimde aşılama hizmetlerini yürütmeye gayret etmektedirler.

Sağlık Bakanlığı, aşılama hizmetlerini tanımladığı Genişletilmiş Bağışıklama Genelgesi’ni 2009’dan bu yana güncellememiştir. Medyaya, gerek popülist söylemler nedeniyle gerekse aşı karşıtlığı üzerinden yansıyan haberler ailelerin kafasında şüpheler oluşturduğunda, Sağlık Bakanlığı yine sessizliğini korumuştur. Oysa Bakanlıktan beklenen, topluma güçlü mesajlar vererek aşılanmayı teşvik etmesi iken bu suskunluk aşıyı reddedenlerin sayısını büyütmekten başka bir işe yaramamaktadır.

Dava konusu olan pek çok olayda aşılama konunda yasal düzenleme yapılması gerektiği mahkemelerce hükmedildiği halde, Bakanlığın ısrarla gerekli düzenlemeyi yapmaması dikkat çekicidir.

Aşılar güvenli ve etkin ürünlerdir.

Aşıya karşı çıkanların savlarından biri, aşıların içinde bulunan maddeler nedeniyle güvenilir olmadığıdır. Oysa, aşıların geliştirilme süreci, öbür ürünlere göre çok daha titiz bir çalışma  ile yürütülmektedir. Bazı aşıların içinde bulunan cıvalı bileşik (tiyomersal), cıvanın organik formudur ve otizm yaptığına ilişkin hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Yakın zamanda Avustralya’da bir milyondan çok çocuğu kapsayan bir çalışma, bu konudaki tartışmaya son noktayı koymuştur. Aşıların etkisini güçlendirmek amacıyla kullanılan alüminyum çok düşük miktardadır; bu maddeye gıdalar ve hava yoluyla maruz kalma ile karşılaştırıldığında, ihmal edilebilir düzeydedir.

Aşılarda domuz jelatini bulunduğu iddiası ise, kolaylıkla açıklığa kavuşturulabilecek bir konu-dur. Türkiye’de aşı üretimine son verildikten sonra, ithal edilen aşıların kalite denetimi Sağlık Bakanlığı laboratuvarlarında yapılmaktadır. Sağlık Bakanlığının gerek ithal edeceği ürünü seçer-ken gerekse ithal ettikten sonra, aşı örnekleri üzerinde laboratuvarlarında yapacağı analizlerle domuz jelatini kullanılan ürünlere ruhsat vermemesi mümkündür. Sağlık Bakanlığının bu deneti-mi yaparak domuz jelatini içeren ürünlerin satışına izin vermediğini kamuoyuna açıklaması ve kaygı duyanları bilgilendirmesi gerekmektedir.

  • Bir kez daha altını çizmek istiyoruz ki;
    aşılar gönül rahatlığıyla kullanılabilecek güvenilir ürünlerdir.

Aşı karşıtları bilmeli ki;

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünyada insan sağlığına en çok katkısı olan 2 uygulamadan;

  • biri aşılar öbürü
  • su dezenfeksiyonudur.

Türkiye’de aşılama oranlarının bugünkü düzeyine erişmesi 1. Basamakta emek veren sağlık çalı-şanları sayesinde gerçekleşmiştir. Aşılama hizmetinin yaygınlaşmadığı yıllarda Türkiye’de do-ğan her bin bebekten 150-200’ü bir yaşını görmeden ölüyordu. Aşıyla korunabilir hastalıklar ço-ğunlukla yaşamı tehdit eden yani ölüm ya da engellilikle sonuçlanan hastalıklardır.

  • Çocuklarınızı aşılatmadığınızda onların yaşamını riske atarsınız.

Yüksek aşılama oranları toplum bağışıklığı denen olguyu ortaya çıkarır ki, bu da artık o hastalı-ğın salgınlarının olmadığı, yalnızca az sayıda olgunun görülebildiği bir durumdur. Bu nedenle;

  • aşılama gerçekte bireysel değil toplumsal bir hizmettir.
  • Aşı salt uygulandığı kişiyi korumaz;
    hastalık etkeninin toplumdaki dolaşımını engelleyerek toplumdaki riskli kişileri de korur. 

Aşılama oranının düşük düzeyde kalması, kanser tedavisi gören ya da doğuştan bağışıklık siste-mi hastalığı olan çocukları risk altında bırakmaktadır. Bu nedenle aşı olmasına engel durumu ol-mayan çocukların aşılanması, aşı olma konusunda engelleri olan çocukları da dolaylı olarak ko-rumaktadır.

  • Aşı olmayı reddetmek, bireysel özgürlük değil
    kamu sağlığını tehdit eden bir davranıştır.

Ne istiyoruz?
Sağlık Bakanlığını aşılama konusunda sorumluluk almaya ve göreve davet ediyoruz.

Sağlık Bakanlığı;

  • Mevzuatta aşılama konusunda belirsizliği sona erdirmeli; bu konuda yasal düzenlemenin ivedilikle yapılmasını sağlamalıdır. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununda değişiklik yapıl-masına yönelik yasa değişikliği önerimiz ektedir.
  • Sağlık çalışanlarını aşılar ve aşılama hizmetleri konusunda güncel ve bilimsel bilgiler ile donat-malı, sürekli hizmet içi eğitimlerle çalışanları desteklemelidir.
  • Kamuoyuna, medya ve her türlü iletişim aracını kullanarak aşı savunuculuğu yapmalı;        halkın kuşkularına karşı bilimsel ve gerçekçi yanıtlar vermeli, halkı bilgilendirmelidir.

05.04.2018, İstanbul
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
TTB Halk Sağlığı Kolu
TTB Aile Hekimliği Kolu

http://www.ttb.org.tr/halk_sagligi/2018/04/13/saglik-bakanligini-asilama-konusunda-goreve-davet-ediyoruz/ 15.04.2018
============================================
Dostlar,

AŞI reddine ilişkin sorun artık kabul edilemez ve sürdürülemez aşamaya tırmanmıştır.

Konunun Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ile taşınmasının ve yüksek mahkemenin de Anayasa md. 13’ü gerekçe göstererek “hak ihlali” kararı vermesinin üzerinden 2,5 yıla yakın bir zaman geçti. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 11.11.2015’te (Başvuru No: 2013/1789) ve İkinci Bölümü 26.10.2016’da (Başvuru no 2014/4077) zorunlu aşı uygulaması hususunda verilen tedbir kararları nedeniyle bireysel başvuru haklarını kullanan davacıların maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Başvuruda, velayet altında bulunan çocuğa bebeklik dönemi aşılarının uygulanmasının kabul edilmemesi ve zorunlu aşı uygulamasının açık yasal dayanağı olmamasına karşın Mahkemece sağlık tedbiri uygulanmasına karar verilmesi nedeniyle çocuğun vücut bütünlüğünün ihlal edildiği belirtilerek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Belirtilen kapsam ve amaçlarla Anayasa md. 13 gereği zorunlu aşı uygulamasına ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmadığından, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu 2 bireysel hak ihlali kararı kamuoyunda ve uzmanlık çevrelerinde kapsamlı tartışmalara yol açmıştır. Türk Tabipleri Birliği ve ilgili Tıp Uzmanlık Dernekleri genelleyici bir bakışla, toplum yararının birey özerkliği gerekçesiyle çiğnenebileceği anlayışını çok tehlikeli bir yaklaşım olarak nitelemiş; duyarlı kişilerin aşılanmasıyla toplum düzeyinde etkin ve güvenli koruma sağlanabilen bulaşıcı hastalıklar dikkate alındığında, bir değer olarak ve hiçbir şeye ikincil olmayan toplum yararı ile çocuğun en yüksek yararının bireysel onamın (rızanın, özerkliğin) üzerinde olduğu tezi savunulmuştur. Hukuk çevrelerinde de değişik yorumlara gidilmiştir.

Ancak hiç akıldan çıkarılmamalıdır ki; Anayasa’nın sağlıkla ilgili temel maddesinde (56. md.) herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı tanınarak Devlete + Yurttaşa bu bağlam-da ortak – birlikte sorumluluk ve görev yüklenmektedir. Bu görev ve yükümlülük aşı yaptırma-makla ve aşı yapmamakla yerine getirilemez; tersine, Anayasa açıkça çiğnenmiş olur! AYM’nin kararında bu maddeyi dikkate almaması kabul edilemez.

Sağlık Bakanlığınca yapılacak küçük bir yasal düzenleme (tek maddelik!) sorunu çözecektir. Böylesi bir yasal içerik için üst hukuk normu Anayasa elverişli olup (md. 13), eksik olan, Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinde “açık yasal norm yokluğu” dur.

Sağlık Bakanlığınca 2,5 yıldır kısa, tek maddelik bir yasal düzenlemenin neden yapılmadığı ciddi bir soru ve sorundur. Söylemler, devletin yüksek tepelerinin buna karşı olduğu yönündedir!??! Bu arada Sağlık Bakanı 2 kez değişmiştir. TBMM, geçen hafta 34 uluslararası andlaşmayı 2,5 saatte ve salt AKP + MHP’li 193 vekilin oyu ile geçirmiştir. (Konuşma süresi 3 dakikaya indirilen muhalefet partileri CHP ve HDP salonu terk etmişlerdi..)

  • Erdoğan, bu sorunun ivedilikle çözümü için ne düşündüğünü kamuoyuna hemen açıklamak zorundadır.

Kabul edilemeyecek ve açıklanamayacak bir biçimde, 2,5 yıl gibi çooooooook uzun bir sürede tek maddelik bir yasal değişikliğin yapıl(a)mamış olması, duyumları, yani Erdoğan’ın buna engel olduğu savlarını güçlendirmektedir. Durum böyle değilse, hemen yarın çözüm yoluna konmalıdır. T.C.’nin partili – AKP’li ve anayasaya aykırı olarak tarafsız olmayan Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’a tarih önünde açık çağrımız ve konunun uzmanı olarak ciddi – kritik uyarımızdır :

  • Aşı reddinin yaygınlaşmasından doğacak salgınların ve bu salgınlarda hastalanarak ölecek, engelli kalacak masum çocukların vd.nin sorumlusu doğrudan R. T. Erdoğan olacaktır!

Böylesine ağır bir insanlık suçu işlemek istenmiyorsa, hemen yarın gerekli yasal düzenlemenin önü açılmalı ve Sağlık Bakanlığı yaygın aşılama ile ilgili tüm görevlerini eksiksiz yerine getirmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 15 Nisan 2018, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

(AS: Bizim “hazin” katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nca (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği‘nde 4 Şubat 2018 tarihinde yapılan acil sağlık hizmetleri ve ilave ücrete ilişkin değişiklikler konusunda bir bilgi notu hazırladı. Söz konusu değişikliklerle acil sağlık hizmetlerinin “ulaşılabilir” olmaktan çıkartıldığına dikkat çekilen bilgi notunda, düzenlemelerin hiçbirinin acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı ve acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyeceği vurgulandı. Bilgi notu aşağıdadır:

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Uygulama Tebliği’nde 4 Şubat 2018 tarihinde acil sağlık hizmetleri ve ek (ilave) ücrete ilişkin kurallarda değişiklik yapmıştır:

  1. Tebliğde acil sağlık hizmeti nedeniyle özel hastaneye başvuran hastalardan taburcu edilinceye kadar sunulan tüm sağlık hizmetleri için hiçbir ek ücret alınmayacağı yönündeki düzenleme değiştirilmiştir. Değişiklik sonucu acil servise başvurudan başlayarak 24 saat içinde hastanın stabilize edilerek ilgili kliniğe yatışı veya başka bir hastaneye sevk edilmesiyle acil halin sona ereceği,  24 saat dolduktan sonra ise ek ücret alınacağı düzenlenmiştir. Bu ücretin alınabilmesi için acil halin sona erdiği ve devam eden işlemlerin ek ücrete tabi olduğuna ilişkin hasta/yakınına yazılı bilgi verileceği, özel hastanelerin acil servisindeki ek ücreti ödeyemeyecek yoksul hastaların kamu hastanelerine sevk edilecekleri anlaşılmaktadır.
  2. Tebliğde Vakıf hastaneleri ve özel hastaneler tarafından ayakta ya da yataklı tedavi hizmeti sırasında hastalardan alacakları ek ücretleri gösterir belge verme zorunluluğuna ilişkin kural da değiştirilmiştir. Buna göre SGK ile sözleşmeli/protokollü vakıf üniversiteleri ile özel sağlık kurum ve kuruluşları, yatarak tedavilerde yapılan Kurumca karşılanan sağlık hizmeti bedellerinin toplamının 100 (yüz) TL’yi aşması halinde, bu hizmetleri ve varsa ek ücret tutarını gösterir belgeyi en geç hastanın taburcu olduğu tarihte hastaya vermekle yükümlü tutulmuştur.

    Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Aynı tarihte Sağlık Bakanlığı tarafından hasta sayısı fazla olan kamu hastanelerinde acillerdeki yoğunluğu azaltma gerekçesi ile saat 23.00’e kadar vardiyalı poliklinik uygulaması başlatılacağı açıklanmıştır. Geldiğimiz durumda “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerini içinden çıkılmaz bir kaosa dönüştürmüştür.

Sağlık hizmetine erişim engelleri yüzünden acil sağlık hizmetlerinin amaç dışı kullanımı artmış, gerçekten acil olarak sağlık hizmeti alması gereken hastaların acil sağlık hizmetlerinden yararlanması zorlaşmış; hem acil hastalar, hem yoksul hastalar, hem de uzun saatler yoğun olarak çalışan sağlık emekçileri aleyhine düzenlemeler peş peşe gelmeye başlamıştır.

  • Bu düzenlemelerin hiçbirisi acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için, acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyecektir.

TTB olarak sorunun nedenlerine değil sonuçlarına odaklı bu hatalı düzenlemelerin düzeltilmesi için gerekli girişimler yapılacaktır. Saygılarımızla. (12.02.2018)

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
=======================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Türk Tabipleri Birliği‘nin (TTB Ankara Tabip Odası) bu açıklaması ve girişimi bütünüyle yerindedir. Metin içinde ilgili yere yukarıda not düştük :

  • Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Umar ve dileriz ki halkımız da gerçekleri görür ve bu SGK tarafından yapılan Tebliğ (Sağlık Uygulama Tebliği – SUT) değişikliğinin kendi yararına olmadığını algılar. Bu düzenlemenin sorumlusunun hekimler – sağlık çalışanları olmadığını kavrar ve ŞİDDETE başvurmaz.. Necip milletimizin 20 milyonu aşkın oy vererek 16 yıldır tek başına iktidarda tuttuğu AKP; halkın değil sermayenin yararını gözetiyor, sermayenin isteklerini yerine getiriyor..

Alınan para (ek ücret!) için belge verme yükümünü kaldırmak akıl işi değil!
Apaçık kayıtdışılığı teşvik ettiği gibi Devleti vergi yitiğine uğratacak, özel sağlık sektöründe vergisiz kazanç olanağı sağlayacak ve yurttaşın sömürülmesine kapı aralayacak bir düzenleme!?

Varsa yoksa yerel – küresel sermayenin çıkarlarına hizmet.. İşte AKP!

Öte yandan SGK, mali dengesini hep ama hep parasal (moneter) önlemlerle ve yurttaşın aleyhine – sermayenin lehine sağlama çabasında. Fakat gene de dikiş tutmuyor ve 2017’de 20 milyar TL dolayında açık verdi. Bu rakam toplam bütçe açığının yarısına yakın..

Çare; sağlığı piyasa hizmeti değil, KAMU HİZMETİ olarak görmekte.. 

  • SGK, koruyucu sağlık hizmetlerini teşvik ederek tedavi giderlerini azaltabilir gerçekte.

Ne var ki, özel sektör öylesine büyütüldü ki teşviklerle; “müşteri azalmasına” yol açacak hiçbir uygulamaya, başta kamusal koruyucu sağlık hizmetlerine, bu hizmetlerin herkese ETKİN – YAYGIN – NİTELİKLİ – ERİŞİLEBİLİR… biçimde sunulmasına izin vermeyecektir, vermemektedir.

  • Sermaye sözcüsü iktidarlara da halka koruyucu sağlık hizmeti veriyor “muşçasına” davranmak, algı yönetimi ve beyin yıkama kalmaktadır.. İllüzyon ve şizofrenik topluma sürüklenme!

    Türkiye, AKP ve necipler necibi milletimiz tam da bu durumdadır..

    Yediğin ve yiyeceğin daha nice kazıklar afiyet olsun gariban halkımız..

Gerçekleri görme ama senin gibi çaresiz sağlık çalışanlarına – doktorlara öfke kusmaya devam et e mi sayın milletimiz?

  • Bağır – çağır, hakaret et, küfür et, döv, yumruk at, bıçakla, olmadı kurşunla.. Derdine deva olur belki!?
  • Sağlık hakkını gaspeden iktidar; hekimler değil! Tersine, hekimler senin müttefikin ey halkım.. Onlarla dayanışma içinde evrensel sağlık hakkın için uğraş vermelisin..
  • Örn. Sağlık Kooperatiflerini anımsamalısın.. Anayasa md. 56 ve 60’ı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin 25. maddesini, Avrupa Sosyal Şartı‘nın 3. maddesini.. ve daha pek çok hukuksal dayanağı..
  • ŞEHİR HASTANELERİ ile sağlık hizmetine erişimin, balayı dönemi sonrasında şimdikine göre çoooook daha güçleşeceğini de aklından hiç çıkarmadan..
    (Tıklayınız; ŞEHİR HASTANELERİ TALANI)

Sevgi ve saygı ile. 19 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Görevden Uzaklaştırılan Meslektaşlarımızın Yanındayız!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şubesi ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 3 No’lu Şubesi, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ne imza attıkları gerekçesiyle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen 13 akademisyenin 28 Haziran 2017 tarihinde rektörlük tarafından görevden uzaklaştırılmalarına tepki gösterdi.

TTB, SES İzmir Şube ve Eğitim Sen İzmir 3 No’lu Şubesi tarafından açığa alınan akademisyenlere destek amacıyla 29 Haziran 2017 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamaya TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Merkez Konseyi üyeleri Prof. Dr. Funda Obuz ve Dr. Şeyhmus Gökalp katıldılar.

İzmir Şube Başkanı Dr. Fatih Sürenkök, Eğitim Sen İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Kıyaseddin Yasa ve açığa alınan akademisyenler adına TTB Merkez Konseyi eski üyesi ve TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK) eski başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, kısa birer konuşma yaparak açığa alınmaya tepki gösterdiler.

TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman tarafından okunan ortak açıklamada, “Meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu, görevlerine dönmesi için tüm kurumsal ve hukuksal olanaklarımızla mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşırız.” denildi.

28 Haziran 2017 tarihli rektörlük yazısıyla “soruşturmanın selameti açısından” görevden alınanlar arasında Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Cem Terzi, Prof. Dr. İzge Günal, Prof. Dr. Halil Resmi, Doç. Dr. Halis Ulaş, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Ayşen Uysal, Prof. Dr. Yeşim Ediz Şahin, Dr. Nuri Erkin Başer, Araştırma Görevlilerinden Aydın Arı, Serap Sarıtaş, Dilek Karabulut, Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçkin Aydın ve Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Emel Yuvayapan  bulunuyor.
(29.06.2017, http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/ihraclar-6746.html)

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Görevden Uzaklaştırılan Meslektaşlarımızın Yanındayız!

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ne imza attıkları gerekçesiyle haklarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülen 12 akademisyen, 28 Haziran 2017 tarihli rektörlük yazısıyla “soruşturmanın selameti açısından” görevden uzaklaştırılmıştır. Görevden alınanlar arasında Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Cem Terzi, Prof. Dr. İzge Günal, Prof. Dr. Halil Resmi, Doç. Dr. Halis Ulaş, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Ayşen Uysal, Prof. Dr. Yeşim Ediz Şahin, Dr. Nuri Erkin Başer, Araştırma Görevlilerinden Aydın Arı, Serap Sarıtaş, Dilek Karabulut, Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçkin Aydın ve Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Emel Yuvayapan  bulunmaktadır.

Daha önce görevden uzaklaştırılan veya ihraç edilenler gibi, meslektaşlarımız iyi hekimlik değerlerini, akademik özgürlükleri savundukları, emek, barış ve demokrasi mücadelesi verdikleri için hedef seçilmişlerdir.

OHAL ile birlikte toplumun her alanında eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi isteyenler susturulmak istenmekte, işinden ve özgürlüklerinden olmaktadır. Ülkemizde umut kesilen adalet, büyük bir toplum kesimini harekete geçirmiş ve onu arayanları ortak bir hedefte birleştirmiştir.

Emeğin, demokrasinin, hukukun, toplumsal barışın ve iyi hekimlik değerlerinin güçlenmesi ve görevlerine son verilen meslektaşlarımızın öğrencilerine ve hastalarına bir an evvel yeniden kavuşmaları talebini güçlü bir şekilde dile getiriyoruz. Meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu, görevlerine dönmesi için tüm kurumsal ve hukuksal olanaklarımızla mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşırız.

Türk Tabipleri Birliği (TTB)
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şubesi
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 3 No’lu Şube
================================
Dostlar,

Adli – idari Soruşturma ve ardından gerekliyse Koğuşturma hukuk devletinin araçlarıdır.
Ne var ki bizzat AKP Gn. Bşk. Erdoğan’ın acı itirafı ile “at izi it izine karışmıştır” ve kuru ile birlikte yaş da yanmaktadır. Bu durum kabul edilemez.

İktidar, tek 1 vatandaşının bile hukukunu sonuna dek kollamak ve korumak zorundadır.
Anayasa md. 130 / 6 son derece nettir :

  • Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar.

İktidar, pervasızca yaptıklarından ürkmüş olmalı ki (?) bu kez maşa kullanılmış,
OHAL KHK’sı yerine Üniversite Rektörlüğü kullanılmıştır. Rektörlük de İstanbul C. Başsavcılığının istemini (varsa?!) yerine getiriyor gözükmektedir. Oysa bu isteme, savcılık soruşturmasının suç konusu edilen eylemden 1,5 yıl sonraya sarkmasının hukuk dışılığına dayanarak direnebilirdi.. Bir bildiri söz konusu ve imza konalı 1,5 yıl olmuş. Başkaca “suç” (!?) kanıtı yok.. Bu insanlar görevde kalarak, aradan 1,5 yıl geçmesine karşın başlatılan adli soruşturmada nasıl olumsuz etkili olabilirler? Tüm kanıt bir barış bildirisi.. Neden görevden uzaklaştırırsınız bu yüzden? Daha savcılık iddianamesi mahkemece kabul bile edilmiş değil.. Bildiğimiz ölçüde, açılan davada da 1128 “sanık” tutuksuz yargılanmaktalar. İleride aklandıklarında doğan kişisel maddi – manevi zarar ve toplumun zararı nasıl telafi edilebilecektir?

Neresinden tutsanız hukuka uyar  iler – tutar yanı yok..
Türkiye’nin hızla normalleştirilmesi başta iktidar olmak üzere herkesin sorumluluğu. AKP = RTE sıklıkla Türkiye’nin beka sorunu niteliğinde ağır ve ciddi sorunlarla kendilerinin boğuştuğunu ileri sürerek ülkenin öbür ağır sorunlarını gözden kaçırmaya, ikincilleştirmeye çalışırken, iç cephede yeni sorunlar yaratmayı sürdürüyor. Oysa AKP = RTE’nin savı doğru ise, bu beka sorunlarıyla savaşmak için öncelikle iç cepheyi pekiştirmek, Ulusu birleştirmek kaçınılmaz bir öncelik değil midir??

Gelişmeler bizi çok üzüyor ve kaygılandırıyor..
AKP = RTE’yi uyarmaktan yorulduk..
Ne yazsak, ne söylesek duvara çarpıyor..
Bu gidiş gidiş değil.. Ülkemiz için de AKP = RTE için de “hayırlı” değil..
Erdoğan “umutsuz vaka” demek istemiyoruz ama görünen köy ne yazık ki böyle.

Sevgi ve saygı ile. 01 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

DİSK – KESK – TMMOB – TTB yöneticilerine…

 

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in…
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu KESK’in…
Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği TMMOB’un…
Ve Türk Tabipleri Birliği TTB’nin o alanda ne işi vardı?
PKK’nın siyasi kanadı HDP’yle neden kol kola girdiler?
Neymiş, savaşa tepki gösteriyorlarmış, barış istiyorlarmış!
Hadi oradan Allah aşkına! Çocuk mu kandırıyorsunuz?
***
Eğer samimiyseniz; barışı kimden istediğinizi de söyleyin o zaman…
Ya da dilinizin altındaki baklaları çıkartın; oyunu “delikanlı” gibi açık oynayın!
Bugüne kadar bir kez olsun PKK’yı eleştirebildiniz mi?
Bu örgün bir katiller topluluğu olduğunu söyleyebildiniz mi?
“Derhal silah bırak PKK” diyebildiniz mi?
Hayır…
Tek yaptığınız şey; ülkeyi bölmek isteyen bu terör örgütüne askerin, polisin aynı yöntemle
yanıt verdiği günlerde; onların yasal temsilcisi HDP ile kol kola girip “Barış istiyoruz” diye çığlık atmak.
Barış istiyorsanız; önce yumruk atanı durdurun beyler;
o yumruklardan korunmaya çalışanı değil…
PKK, Dağlıca’yı basıp onlarca askerimizi öldürdüğü zaman neden ortalıkta yoktunuz?
Polislerimize pusu kurulduğu günlerde neredeydiniz?
Sivil vatandaşlar katledildiğinde niçin susuyordunuz?
“Barış güvercinliği”niz neden böyle günlerde hiçbirinizin aklına gelmiyor da…
Hep terör örgütü dayak yemeye başladığında devreye giriyorsunuz?
***
DİSK’in…
KESK’in…
TMMOB’un…
Ve TTB’nin başkanları, yöneticileri…

Yöneticisi olduğunuz meslek örgütlerini HDP’nin çiftliği haline getirdiniz!
Kim bilir; belki safsınız, kandırıldınız… Belki de size verilen rolü seve seve oynuyorsunuz…
Solculuk; her türlü etnik ve dinci siyasete “Hayır” demeyi gerektirir…
Siz ise Kürtçülük üzerinden siyaset yapan HDP’nin ve
onun silahlı örgütü PKK’nın maşası haline geldiniz.
Bu yüzden, solculuk, sosyalistlik ayağına yatmayın; yemeyiz…
***
Kısacası… Barışa değil; ayrışmaya hizmet ediyorsunuz.
Meslektaşlarınızın size verdiği yönetim yetkisini, “ülkeyi bölmeye çalışanlar”ın yanında
yer alarak kötüye kullanıyorsunuz.
Eğer haksızsam…
Eğer sizi boş yere suçladığımı düşünüyor ve iddia ediyorsanız…
Hemen bir basın bülteni yayınlayın ve beni kınayın…
Bunu yaparken de…
“PKK şiddetine karşı olduğunuzu…”
“PKK’nın işlediği cinayetleri lanetlediğinizi…”
“Bu terör örgütünün cinayetlere ve katliamlara hemen son vermesi gerektiğini…” haykırın.
***
Eğer bunu yapamıyorsanız…
Ben haykırıyorum:
Hepiniz katillere yardım ve yataklık yapıyorsunuz!
Sözüm ona “Barış” diyorsunuz ama mağdurun elini tutarak, saldırgana hizmet ediyorsunuz!
Gerçekten barışçı, masum üyelerinizi de aldatıyorsunuz!
Yani… Kirlisiniz beyler…
Ve tarih elbette bir gün sizden de hesap soracak!

**********

MİT BÜTÇESİ!
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2016 bütçesi bu yıla göre %36.3 artırılarak 1 milyar 636 milyon 803 bin liraya çıkarılmış…
Bu MİT yıllardır PKK’nın bir tane bile üst düzey yöneticisini paketleyip Türkiye’ye getiremedi.
Suruç’taki, Diyarbakır’daki ve son olarak da Ankara’daki patlamaların bilgisini önceden alamadı, faciaları önleyemedi.
MİT Müsteşarı’nın yaptığı tek şey AKP iktidarı adına “açılım süreci”ni yürütmek ve İmralı’da eli kanlı terörist başıyla sohbet etmek…
İyi de emekliye, yetime, dula %5 zam yapılırken hiçbir işe yaramayan bu kurumun ödeneği neden %36 artırılıyor? Yoksa MİT Müsteşarı için İmralı’ya saray mı kuruluyor?

**********

GÜNÜN SORUSU
Sorum Ankara’daki, katliama dönüşen “Barış Mitingi”ni düzenleyen HDP, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB yöneticilerine:
O gün mitinge katılanların elinde neden bir tane bile Türk bayrağı yoktu?
Bu, düzenleyiciler kurulu olarak ortak kararınız mıydı?
Yanıtınız “Evet” ise, neden böyle bir karar aldınız?

**********

Levent Ağabey’in ardından dökülen timsah gözyaşları!
Ölenlerin arkasından dökülen timsah gözyaşlarından nefret ediyorum.
Levent Kırca’yı yitirdik ya şimdi herkes O’nun ne denli büyük, değerli, onurlu vs.
bir sanatçı olduğunu söylüyor, yazıyor.
İyi de Levent Ağabey yaşarken neredeydiniz timsah beyler ve hanımlar?
Örneğin tiyatrosunu yeniden canlandırmak için tırnaklarıyla kazırken neden destek olmadınız?
Neden telefonlarına çıkmadınız?
Kanallarınızda program yapmasına neden izin vermediniz?
“Olacak O Kadar” dan neden korktunuz?
Neden “vebalı” muamelesi yaptınız bu “büyük, onurlu, değerli” sanatçıya?
***
Levent Kırca yaşasaydı; bugün sizin kendisi hakkında yazdıklarınıza ve söylediklerinize bakar, koca bir “Ha….tir” çekerdi… Onun yerine bu görevi ben üstleniyorum:
Hassss….tirin! Çünkü hepiniz riyakarsınız!

**********

156+141
Abdullah Gül’e söylemek istediklerinizi yazıp mustafa0mutlu@gmail.com’a gönderin, yayımlayayım. Bugün sıra Aydın’dan Ahmet Eren’de:
“Abdullah Bey…
Susmak kabullenmekten gelir…
Susmak kabullenmekten gelir…
Susmak kabullenmekten gelir…
Anladınız mı? Yoksa 3 kez daha tekrar edeyim mi?”

**********

GÜNÜN İSYANI
Başbakan Ahmet Davutoğlu dün eşiyle birlikte Ankara Katliamı’nın yapıldığı yere giderek
dua etmiş, karanfil bırakmış… İsyanım kendisine:
Sen ne imamsın ne de sivil toplum örgütü yöneticisi… Sen Başbakansın! Sana düşen ilk görev, böyle katliamların olmasını engellemek; ikincisi ise olduktan sonra katilleri bulmak…
Bu tür cinayetleri ve katliamları bari siyasal şovlarınıza alet etmeyin!

=======================================

Yüreğine sağlık Sayın Mustafa Mutlu…

Biz de benzer bir içeriği, Sayın Mutlu’dan önce EĞİTİM SEN‘in web sitesinde yer verilen bir metne karşılık olarak yazmıştık. Bir bölümünü aşağıya alıyoruz.. Tümünü ise verdiğimiz erişkeden çağırabilirsiniz..

– http://ahmetsaltik.net/2015/10/12/egitim-sen-ankaradaki-katliamin-ve-olumlerin-siyasi-sorumlulari-bellidir/

*****
…….

“İNADINA BARIŞ – HEMEN ŞİMDİ” 
kulağa hoş gelen bir retorik..
Ama semantik hata yüklü, sakat, hedef saptırıyor bilerek ya da bilmeyerek..
Bu kafa karışıklığı mutlaka aşılmalı, emperyalizmin kucağında oturarak – onunla silahlı ittifak yaparak başarılamayacak tek iş, bir halka – etnik kümeye özgürlük – bağımsızlık sağlamaktır..
Ham hayalleri bırakalım..

Yazık oluyor ülkemize ve insanımıza..

Ve dışardaki kan içicilerle yerli işbirlikçileri bu alçakça tuzaktan nemalanıyor ey Kürt ve Kürtçülük yapan kardeşler, entel – dantel enternasyonel ama önce ulusal olamayan solcular.. duydunuz mu, anladınız mı, duydunuz mı, anladınız mı, duydunuz mu, anladınız mı??…….

AKP’ye vurmak yeter mi? O da taşeron ve proje partisi değil mi?
BOP Eşbaşkanı değil mi bu partinin kurucusu 12 yıl Başbakanlık yapan RTE!

  • Asıl sorun PKK’yi silahlandırarak üzerimize süren emperyalizm değil mi, değil mi??

Eyyy ĞİTİM-SEN, DİSK, TMMOB, TTB, KESK… bunu görmez misin sen???

******
Sevgi ve saygı ile.
16 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Demirtaş’a Türk Bayraklı protesto

 

Demirtaş’a Türk Bayraklı protesto

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Türk Tabipleri Birliği (TTB)
Genel Merkezi’ni ziyaretinin ardından bazı esnaf tarafından protesto edildi.
cumhuriyet.com.tr, 29 Temmuz 2015 Çarşamba

[Haber görseli]

Demirtaş, milletvekilleri ve partililerin bulunduğu heyet,
TTB Merkez Konseyi Başkanı Bayazıt İlhan tarafından bina girişinde karşılandı.
TTB Genel Merkezi’ndeki görüşme, basına kapalı gerçekleşti.

Demirtaş’ın ziyaretini öğrenen merkez çevresindeki bazı esnaf, kapattıkları iş yerlerinin camları ve TTB Genel Merkezi’nin bulunduğu binanın girişine Türk Bayrakları astı. Bayraklar, çevredeki vatandaşlara da dağıtıldı.

AKP Çankaya İlçe Başkanlığı binasına da Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun posteri ile Türk Bayrakları asıldı.

Demirtaş, görüşme sonrasında aracına giderken

–  “Şehitler ölmez vatan bölünmez”,
–  “PKK dışarı”,
–  “Taksim’e gidin Taksim’e”

sloganlarıyla protesto edildi ve yuhalandı.

[Haber görseli]

Kaynak: Hürriyet