TTB: Hekimlerden aldığımız duyumlar, koronavirüs hastası sayısının daha fazla olduğu yönünde

TTB: Hekimlerden aldığımız duyumlar, koronavirüs hastası sayısının daha fazla olduğu yönünde

Türk Tabipleri Birliği koronavirüs salgınıyla ilgili alınması gereken ek önlemlerle ilgili basın açıklamasında bulundu ve koronavirüse yakalanmış hasta hasta sayısının açıklanan resmi sayıların üzerinde olduğuna yönelik duyumlar aldıklarını ifade etti.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) koronavirüs salgınıyla ilgili alınması gereken ek önlemlerle ilgili basın açıklamasında bulundu ve koronavirüse yakalanmış hasta hasta sayısının açıklanan resmi sayıların üzerinde olduğuna yönelik duyumlar aldıklarını ifade etti.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman,

  • “Büyük bir ilimizde sağlık çalışanları ve hekimler arasında infial yaşanıyor. Hasta olduğunu biliyorlar ama bunlar açıklanmıyor.” dedi.

TTB’nin açıklamaları ile ilgili BBC Türkçe’nin ulaştığı Sağlık Bakanlığı kaynakları ise bu akşamüstü Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca‘nın yapacağı resmî açıklamayı işaret etti.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Adıyaman, basın açıklamasında, koronavirüs hasta sayısının açıklanan daha fazla olduğunu ifade etti:

“TTB’nin her yerde Tabip Odaları ve yöneticileri var ve hekim arkadaşlarımız bize 24 saat ulaşabiliyorlar. Bizim aldığımız duyumlar, hasta sayısının daha çok olduğu yönünde. Test sonucu negatif geldiği zaman bir daha teste yollandığında ‘pozitif’ ya da ‘negatif’ değil, yüksek riskli gibi tuhaf bir cevabın geldiği ve bir şekilde nedense bunları açıklanan toplam hasta sayısına ilave edilemediği söyleniyor. Bu durum toplum sağlığı ve sağlık çalışanlarının sağlığı açısından da büyük risk taşıyor.”

“Düşünebiliyor musun birçok hastanede ekipman (AS: donanım) eksikliği var, malzeme eksikliği var. Bakan ile ilgili randevumuzda kendisine ilettik,

  • Türkiye’de maske yok!

Bana Urfa Devlet Hastanesi’nden haber geldi, ellerinde iki üç maske varmış. Her sağlık çalışanına tek bir cerrahi maske vermişler, bir adet. Onların iki saatlik faydası var, düşünebiliyor musunuz? Sağlık Bakanlığı’nın önce sağlıkçıların yaşamını koruması gerekiyor.”

‘Umre’den gelenler tüm Türkiye’ye yayıldı”

Adıyaman, gerekli önlemler alındığı takdirde ‘sokağa çıkma yasağına’ gerek kalmayacağını, ancak şu ana dek alınan önlemlerin yeterli olmadığını söyledi:

“Ben size il açıklamayacağım ama bazı yerlere özel önem gösterilmesi gerekiyor. Önlemlerin alınmadığı görülüyor. Bugün Umre’den gelen 20 bin hasta var, bunlardan 4 bini karantinaya alındı ve geri kalanına 14 gün evlerinden çıkmaması tavsiye edildi ve bunlar tüm Türkiye’ye yayıldı.”

Böyle bir popülasyonun geleceğini, zaten almak zorunda olduğunuzu biliyorsunuz, gece yarısı 2’de mi karar veriyorsunuz bunları karantinaya almaya. Zaten karantinaya alınmaları gerektiğini biliyorsunuz. Önceden karantina şartlarına uygun yerler yapılırdı, oralarda bekletilirdi. Bir yığın gencimiz sokaklara atıldı. O karantina şartlarına uymayan yerlerde insanlar karantinaya alındı.”

TTB’nin hükümete önerdiği tedbirler neler?
Bugüne kadar yaklaşık 7000 hastada test yapıldığını biliyoruz. Oysa tanı için gereken test kitinin üretim kapasitesinin haftada 2000 testin üzerine çıkarılması gerektiği de açıktır.
Testlerin sınırlı sayıda merkezde yapılıyor olması da önemi giderek daha fazla anlaşılacak bir eksiktir.
Üretim yerlerini, ofisleri ve işyerlerini kapatarak çalışanların evden çalışmasının veya ücretli olarak dinlenmelerinin olanaklarını yaratmak gerekir.
  • Spor salonları, havuzlar, müze ve tiyatrolar, kültür ve sosyal merkezleri, tiyatrolar ve sinemalar, bar, kahvehane ve restoranlar kapatılmalı.
Alışveriş benzeri nedenlerle zorunlu gidilen mekanlarda insanlar arasında en az 1 metre mesafe olacak şekilde düzenlemeler yapılmalı.
Büyük toplantıları ertelemek, ibadetleri topludan bireysele çevirmek, hatta bu önlemler yeterli olmazsa ulaşım, eczane ve bakkallar dışında bütün ticari aktiviteleri, ofisleri, kafe ve dükkanları bir süreliğine kapatmak yoluna gidilmeli.
Bakan Koca: ‘Bugün 29 yeni tanı kondu, vaka sayısı 47’ye çıktı

PANDEMİ DE ŞİDDET DE SAĞLIKTA KAMUSAL YAKLAŞIMLA ÖNLENEBİLİR

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın 14 Mart Mesajı

PANDEMİ DE ŞİDDET DE SAĞLIKTA KAMUSAL YAKLAŞIMLA ÖNLENEBİLİR

Sevgili meslektaşlarım,

Ülkemizde ve dünyada “Yeni Koronavirüs” (Covid-19) olarak adlandırılan ve gerekli önlemlerin alınmaması durumunda yaygın ölümlere yol açtığı bilinen bir salgın tehdidiyle karşı karşıya olduğumuz günlerden geçiyoruz. Aralık ayı sonunda Çin’de ortaya çıktığı andan başlayarak hızla dünyayı etkisi altına alan bu salgınla ilgili olarak, Türkiye’de de ilk olguların görüldüğü açıklandı. Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart 2020’de salgını “pandemi” olarak tanımladı. Ülkelerin sağlık sistemlerinin deyim yerindeyse “sınandığı” bir dönem olacak bu… Halk sağlığına bakışın sonuçlarının ortaya çıkacağı bir dönem…

  • Tüm dünyanın sağlık hakkına ve sağlık hizmetlerine yaklaşım yönünden dersler çıkaracağı bir dönem…

Bu dönemde sağlık çalışanlarına -benzer tüm zamanlarda olduğu gibi- son derece önemli görevler düşüyor, düşecek. Peki, kim bu sağlık çalışanları?

Her tür olağandışı sağlık hizmetinin sunumu sırasında risk kümeleri arasında ilk sırada yer alanlar…

Vatandaşın sağlık hakkına sahip çıkarken, kendi özlük hakları, çalışma koşulları tahrip edilenler…

Yöneticiler tarafından günlük politik çıkarlar uğruna, sağlık hizmetlerindeki aksaklıkların sorumlusuymuş gibi gösterilerek hastalarıyla karşı karşıya getirilenler…

Özveriyle ve fedakârca sundukları hizmet sırasında giderek artan oranlarda şiddetle karşı karşıya olanlarYaralananlar, sakatlananlar, öldürülenler!…

Hekimler, hemşireler, diş hekimleri, ebeler, eczacılar, laborantlar, radyoloji teknisyenleri, fizyoterapistler, diyetisyenler, sağlık teknisyenleri, sağlık memurları, psikologlar, biyologlar, paramedikler, hastabakıcılar, taşeron sağlık işçileri… Bizler!

14 Mart’a giderken içinde bulunduğumuz sağlık ortamının küçücük bir yerden görüntüsü bu.

Genişletebiliriz; Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın çökmüş olduğundan söz edebiliriz örneğin. Öyle ki, Sağlık Bakanlığı’nın artık “veri saklar” duruma geldiğinden… (Bkz. Raporlar Sağlık Bakanlığı’nın yorumlarından farklı bir Türkiye’yi yansıtıyor)

  • Birinci Basamak sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlardan,
  • aile hekimlerinin koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaştırılıp, polikliniklere hapsedildiğinden…
  • Üniversite hastaneleri başta olmak üzere kamu ve özel birçok hastanenin finansal sıkıntı yaşadığından ve faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığından… Bu durumun salt sağlık hizmetinin niteliğini ve gelişimini değil, bilimsel araştırmaları, tıp ve uzmanlık eğitimini de olumsuz etkilediğinden…
  • Asistan hekimlerin, tıp öğrencilerinin, yaşadığı sorunlardan…
  • Sağlık alanında şiddetin Sağlık Bakanlığı’nın açıklamakta pek gönüllü olmadığı “Beyaz Kod” verilerine göre son üç yıl içinde %61 arttığından söz edebiliriz. (Bkz. Şiddeti Marifet Saymaya Karşı Savaşmak Gerek)

14 Mart Tıp Haftası çünkü!

Gözlerin sağlık çalışanlarında olması gerek. Binlerce yıldır bu topraklarda şifa dağıtmış hekimlere ve sağlık çalışanlarına kulak vermek gerek. İstemlerini dinlemek gerek, duymak gerek, anlamak gerek!

Bizler, sağlık meslek örgütleri olarak, 14 Mart Tıp Haftası dolayısıyla sağlık alanındaki sorunları dile getirmek, özellikle de sağlıkta şiddete hayır demek için 15 Mart 2020 Pazar günü Ankara’da yapmayı planladığımız Büyük Beyaz Miting’i mesleksel sorumluluğumuzun bilinciyle, tüm konsantrasyonumuzu Koronavirüs’ün yaratacağı sağlık sorunlarının çözümüne odaklayabilmek için şimdilik erteledik. Ama istemlerimiz geçerliliğini koruyor:

  • Türk Tabipleri Birliği’nin hazırladığı, sağlık emek ve meslek örgütlerinin desteklediği ve sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanların cezalarının artırılmasını öngören “Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı” bir an önce yasalaştırılmalıdır.
  • İşyerinde yaşanan şiddet, iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir.
  • Poliklinik muayene randevuları sağlık çalışanlarının hastalarıyla sağlıklı iletişim kurabileceği,  yeterince ilgilenebileceği ve nitelikli hizmet verebileceği biçimde düzenlenmelidir.
  • Acil servisler hızla yalnızca acil hastalara hizmet verecek biçimde düzenlenmelidir.
  • Birinci Basamak sağlık hizmetleri güçlendirilmeli,
  • Sevk zinciri uygulamasına geçilmelidir.

Bizler, bu olağanüstü dönemde de görevimizin başında olarak; emeğimizi değersizleştiren, ücretlerimizi ezdiren, çalışma koşullarımızı her geçen gün zorlaştıran yönetim anlayışı değişinceye, sağlıktaki ölümcül şiddeti ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılıncaya, önerdiğimiz önlemler alınıncaya dek istemlerimizi dile getirmeyi sürdüreceğiz.

Sağlık alanında şiddet önlenmeli, toplumun sağlık hakkı korunmalıdır.

  • Pandeminin de, sağlıkta şiddetin de ortadan kaldırılmasının yolu, sağlıkta kamusal bir yaklaşımın egemen kılınmasından geçmektedir.

Türk Tabipleri Birliği’nin aklı ve yüreği hekimlerledir. Örgütsel deneyimimizin, bilimsel bilgi birikimimizin ve dayanışmamızın, bütün sorunların çözümünde en büyük gücümüz olduğunu biliyor, tüm meslektaşlarımızın ve sağlık çalışanlarının 14 Mart’ını kutluyorum.

Prof. Dr. Sinan Adıyaman
TTB Merkez Konseyi Başkanı

Raporlar, Sağlık Bakanlığı’nın yorumlarından farklı bir Türkiye’yi yansıtıyor

Raporlar, Sağlık Bakanlığı’nın yorumlarından farklı bir Türkiye’yi yansıtıyor

TTB (Türk Tabipleri Birliği)
http://www.ttb.org.tr/245yhvo 15.11.19

Türkiye sağlık gündemi açısından son derece önemli veriler içeren iki rapor geçtiğimiz günlerde arka arkaya yayımlandı:

  1. 8 Kasım 2019 tarihli “2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması
  2. 12 Kasım 2019 tarihli “Sağlık Harcamaları İstatistikleri, 2018

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, bu iki raporda yer alan ve sağlık ortamının içinde bulunduğu durumu gözler önüne seren verilere yönelik değerlendirmesini, 15 Kasım 2019 tarihinde düzenlediği basın toplantısı ile kamuoyuna sundu.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz ve TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Selma Güngör’ün katıldığı basın toplantısında, raporlardaki verilerin Sağlık Bakanlığı’nın yorumlarından farklı bir Türkiye’yi yansıttığına dikkat çekildi. Basın toplantısında iki ayrı rapora ilişkin olarak özetle şu değerlendirmeler aktarıldı:

Sağlık yatırım harcamaları da vatandaşın cebinden çıkıyor

TÜİK tarafından yayımlanan “Sağlık Harcama İstatistikleri”ne göre Türkiye’de 2018 yılında muayene, ameliyat, ilaç, hastane, aşı vb.’yi içeren cari sağlık harcamalarının %72’si, cari ve yatırım harcamalarından oluşan toplam sağlık harcamalarının ise %70’i kişiler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Merkezi ve yerel devlet tarafından yatırım için yapılan harcamaların toplam yatırım harcamaları içindeki payı, 2017’de %80 iken, 2018’de %64’e gerilemiştir. Buna karşın, prim ve cepten ödeme gelirleri üzerinden yapılan yatırım harcamalarının toplam yatırım harcamaları içindeki payı 2017’de % 15 iken, 2018’de yaklaşık 2 katına çıkarak, % 30’a yükselmiştir. Yani, yıllar içinde sağlık yatırım harcamalarında genel ve yerel devlet harcamalarının payı azalmakta, prim ve cepten ödeme gelirleri üzerinden yatırım için yapılan harcamaların payı artmaktadır.

Toplanan sağlık primleri üzerinden, yalnızca SGK tarafından yapılan yatırım harcamaları 2017’de 249 milyon TL’iken, 2018’de 1,523 milyar TL’ye yükselmiştir. SGK’nin tedavi hizmet giderleri için topladığı sağlık prim gelirlerinden 2018’de yatırım harcamaları için kullandığı pay, 2017’ye göre 6 kat artmıştır. Başka bir anlatımla;

  • Hükümet, sağlık hizmetlerinde yatırım harcamalarını da genel bütçe yerine,
    toplayabildiği sağlık sigortası primleriyle gerçekleştirilmektedir.

Değerlendirmenin tam metni için tıklayınız.

Bebek ve çocuk ölümlülüğü bilgileri saklanıyor

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 1968 yılından bu yana her beş yılda bir, başka bir veri kaynağından sağlanamayan pek çok nüfus ve sağlık göstergesine ilişkin bilgi üretmek amacıyla gerçekleştirilen Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nda (TNSA) son 10 rapordan farklı olarak ilk kez “Bebek ve Çocuk Ölümlülüğü” bilgilerine yer verilmemiştir. Oysa raporun ekleri arasında bulunan soru formundan bu verilerin toplandığı anlaşılmaktadır.

Bebek ve çocuk ölümlülüğü verileri halk sağlığı açısından son derece önemli bilgilerdir. Hiçbir gerekçe, toplanmış olan bu bilgilerin toplumla paylaşılmasını engellememelidir. 2018 yılı TNSA bebek ve çocuk ölümlülüğü bilgileri açıklanmalıdır. Bunun yanı sıra;

  • Türkiye’de aile planlaması gereksinimi karşılanamayan 15-49 yaş evli kadınların oranı 2018 döneminde bir önceki döneme göre 2 katına çıkmıştır.
  • Sezaryenle doğumlar artmıştır. 1998’de %14 olan sezaryenle doğum, 2018’de %52’ye yükselmiştir.
  • Gebelikleri süresince doğum öncesi bakım verilmemiş gebelerin oranı % 62’lik bir artışla; 2013’te %6.2 iken, 2018’de %10’a yükselmiştir.
  • Doğum yapan gebelerden ilk 24 saat içinde doğum sonrası bakım (ilk sağlık kontrolü) alan gebelerin oranı 2013’te % 84’ten 2018’de %71’e gerilemiştir.
  • Yaşlarının gerektirdiği aşıların tümü yapılmış (tam aşılı) çocukların oranında da düşüş yaşanmıştır. 2008’de %77’si, 2013’te %74’ü tam aşılı olan çocukların oranı 2018’de %%67’ye düşmüştür. Anne eğitimi ve hanehalkı eğitimi, refahı azaldıkça tam aşılı çocukların oranı da azalmaktadır.

Sağlıkta Dönüşüm Programı çöktü

Basın toplantısında, var olan bu tablonun, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın çöktüğünün bir başka işareti olduğu belirtilerek;

  • Sorunların çözümü için;
  • herkese parasız, nitelikli,
  • kamusal,
  • bölge ve nüfus temelinde örgütlenmiş,
  • ekip tarafından sunulan,
  • harcamaların genel bütçeden yapıldığı bir sağlık hizmeti sağlanmalıdır.” denildi.

******
TTB değerlendirmesinin tam metni

TTB Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülleri, Prof. Dr. Nusret Fişek’i anma etkinliğinde sahiplerini buldu

TTB Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülleri, Prof. Dr. Nusret Fişek’i anma etkinliğinde sahiplerini buldu

1 Kasım 2019 Cuma günü Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi R Salonu’nda gerçekleştirilen etkinliğe, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz ve TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Selma Güngör katıldılar.

Açış konuşmalarını Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Altıntaş, HASUDER Başkanı Prof. Dr. Pınar Okyay ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın yaptığı törende, Prof. Dr. Nusret Fişek’in akademisyen, bilim insanı kimliği üzerinde duruldu ve Türkiye’de Halk Sağlığı alanının kurulması ve geliştirilmesindeki rolü aktarıldı. 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun’un hazırlanması ve çıkarılması süreçlerinde gösterdiği çaba ve 1. Basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaları üzerinde duruldu.

Konuşmaların ardından, TTB tarafından Prof. Dr. Nusret Fişek anısına verilen Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü Töreni’ne geçildi.

Dr. Bülent Şık, halkın sağlığını etkileyen kanserojenler, gıda güvenliği, beslenme konularında yürüttüğü bilimsel çalışma ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşma sorumluluğu göstererek yürüttüğü mücadele nedeniyle; Prof. Dr. Kayıhan Pala, sağlığın piyasalaşmasına, termik santrallere ve hava kirliliğine karşı yürüttüğü mücadeleyi bilimsel temellere dayandırıp, içinde yer aldığı meslek örgütü ve öbür platformlarda bu kararların görünür olmasına sunduğu katkılar ve bu anlayışı süreklileştirmesi nedeniyle 2019 Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü’ne değer bulundular.  Şık ve Pala’ya ödüllerini TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman sundu.

Törenin ardından, kolaylaştırıcılığını HÜTF Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Kerim Hakan Altıntaş’ın yaptığı, H.Ü. İİBF İktisat Bölümü’ndan Prof. Dr. Arzu Akkoyunlu Wigley, HASUDER Başkanı Prof. Dr. Pınar Okyay ve Kocaeli Dayanışma Akademisi’nden (KODA) Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun konuşmacı olduğu “Demokrasi ve Sağlık” paneline geçildi.

TTB davasında utanç verici karar: Barış isteyen TTB Merkez Konseyi üyelerine hapis cezası verildi

TTB davasında utanç verici karar:
Barış isteyen TTB Merkez Konseyi üyelerine hapis cezası verildi

04/05/2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB) 2016-2018 Merkez Konseyi üyelerinin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı açıklama dolayısıyla yargılandığı davada, 03 Mayıs 2019 Cuma günü Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi utanç verici bir karara imza attı. 1 Eylül 2016 tarihli “Bu Topraklarda Eşitlik ve Barış İçinde Yaşamamız Çok Mümkün başlıklı açıklamayı da karara dahil eden mahkeme, her iki açıklama dolayısıyla dönemin 11 Merkez Konseyi üyesine “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan 2’şer kez 10’ar hapis cezası verilmesine karar verdi. Mahkeme, Dr. Hande Arpat’a 2016 yılındaki bazı sosyal medya paylaşımlarında “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle ayrıca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi. Dr. Şeyhmus Gökalp ise “terör örgütü propagandası” suçundan beraat etti.

Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada sanıklar ve avukatları hazır bulundu. Ankara, İzmir, Diyarbakır ve Van baro başkanlarının da sanıkların avukatlığını üstlendiği davada CHP ve HDP milletvekilleri ile Ankara Tabip Odası, DİSK, KESK, TMMOB ve ASSMMMO yöneticileri de takip etti.

Duruşmada ilk savunmayı yapan TTB Merkez Konseyi Eski Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, hekimler olarak en temel görevlerinin hiçbir ayrım gözetmeksizin insanların sağlıklarıyla ilgilenmekolduğunu belirterek “TTB kurulduğu günden bu yana savaşa karşı çıkmakta, halk sağlığı sorunu oluşturacak her türlü şeyin ortadan kaldırılmasını önemsemektedir.” dedi.

Prof. Dr. Taner Gören ise daha önceki duruşmalarda verdikleri sayfalarca savunmalarının savcı tarafından dikkate alınmayarak önceden hazır edilen mütalaa verilerek cezalandırılmalarının istendiğini ifade ederek “Yanlış hukuk sistemine rağmen bu davadan ceza alırsak savaşa karşı durduğum için gurur duyacağım” dedi.  Dr. Selma Güngör de, “Savaşın yarattığı kötülükler için barış istenir” diyerek açıklamayı insanlık, yaşam ve barış için yaptıklarını ifade etti. Dr. Funda Obuz ise ifadesinde, “Biz hekimler sağlıklı yaşam koşullarını bozan her şeye karşı çıkarız. Bana ve arkadaşlarıma yöneltilen suçlamaları kabul etmiyor, beraatimi talep ediyorum.” diye konuştu.

Duruşmada hazır bulunan baro başkanları da söz alarak hekimlerin beraatlerini talep etti. İzmir Barosu Başkanı Avukat Özkan Yücel, hekimlerin yargılanmasının bu ülke için utanç verici olduğunu belirterek “Bu salondakiler sizlerle, hükümetle aynı düşünmek zorunda mıdır?  Ben de burada söylüyorum, bugün operasyonlar hâlâ devam ediyor, savaş bir halk sağlığı sorunudur” ifadelerini kullandı.

Mahkemenin kararını açıklamasının ardından, çıkışta kısa bir açıklama yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “Biz hekimliğin evrensel etik ilkeleri doğrultusunda hareket ettik. Savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledik” diye konuştu. Bundan önceki duruşmalarda da mahkeme heyetine bunun bir suç olmadığını söylediklerini belirten Adıyaman, karara itiraz edeceklerini de bildirdi. Adıyaman, “Mahkemeden ceza çıktı biz bunu kabul etmiyoruz. Bunu iptal ettirmek için elimizden geleni yapacağız. Sonuna kadar mücadele edeceğiz.

  • TTB savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu söylemekten hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.” diye konuştu.
    ======================================
    Dostlar,

    Türkiye her geçen gün açık faşizme daha çok saplanıyor ne yazık ki!

Karar trajiktir ve hiçbir biçimde katılma olanağı yoktur.

  • SAVAŞ GERÇEKTEN BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR“..

Bu bir bilimsel gerçektir. Öküzün altında buzağı aramanın anlamı yoktur.

Günümüzün savaşlarında en çok cephe gerisindeki siviller ölmekte, yaralanmakta, engelli kalmakta, göçe zorlanmaktadır. En ağır bedeli kadın ve çocuklar ödemektedir. İnsanlığın yüz karası olmak zere işgalci emperyalist askerler mazlum ülke kadınlarının ırzına geçmektedir!

Büyük ATATÜRK, yaşamı cephelerde geçmiş, savaşın anlamını herkesten iyi bilen ve yaşayan bir komutan olarak şu çok anlamlı ve düşündürücü uyarıyı yapmıştı :

  • Savaş, bir milletin yaşamı tehlikeye düşmedikçe cinayettir!

Başta bölücü PKK terörü olmak üzere her tür şiddet ve terör eylemine net olarak karşı olduğumuz su götürmez bir gerçektir.

Dolayısıyla emperyalizmin her türlü bölücü – sömürgen….politikalarına en uygun, akla yatkın ulusal savunma refleksi göstermek, Türkiye olarak meşru hakkımızdır.

Ancak siyasal iktidarların ve hiç kimsenin bu kritik konu ve sorunları politikalarına alet etmelerine topluma faşist uygulamaları dayatmalarına razı olamayız.

Web sitemizin manşetinde epey zamandır tutuyoruz :

AKP’nin PKK-Kürdistan İKİYÜZLÜLÜĞÜ Tarihsel birer belge olan 28 fotoğrafı görmek için lütfen tıklayınız.
AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi sesleri ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI

Parti içi siyasal uzantılara dokunmak yok ama her yere, başta TSK, bitmeyen FETÖ operasyonu!?

Siz ne yapmak istiyorsunuz, ne yapıyorsunuz gerçekte ??

Dileriz İstinaf aşamasında sağduyu egemen olur, meslektaşlarımızın itirazı kabul edilerek aklanırlar ve AKP = RTE iktidarı başta olmak üzere Türk yargısı ve bir bütün olarak Türkiye’miz böylesi ağır bir utançtan kurtulma olanağı bulur..

  • Siyasal iktidarın, AKP = RTE’nin “AR – TIK” rasyonalite alanına girmeleri kaçınılmaz ve ertelenemez bir acil zorunluk durumundadır..

Sevgi ve saygı ile. 08 Mayıs  2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com