TTB Merkez Konseyi Başkanı’ndan 14 Mart mesajı

TTB Merkez Konseyi Başkanı’ndan
14 Mart mesajı

 

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, 14 Mart dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart’ını kutlayan Tükel, “Tüm meslektaşlarımızı, birlikteliğimiz ve dayanışmamızdan gelen güçle, hekimlik değerleri ve etik ilkeler ışığında sağlık alanındaki mücadelemizi yükseltmeye davet ediyorum.” ifadelerine yer verdi.

Tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart’ı kutlu olsun!

Birlikteliğimize olan inançla ve dayanışmayla…

Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP), uygulamaya başlanmasından bu yana geçen 15 yılda, Türkiye’de sağlık ortamını birçok açıdan etkilemiş; sorun çözme iddiası ve çeşitli vaatlerle gelen bu program sağlık alanında birçok yeni soruna yol açmıştır. SDP, kamu hastanelerinin yapısını değiştirmeyi, onları “idari ve mali özerkliğe sahip” biçimde yapılandırarak rekabete açık sağlık işletmeleri haline getirmeyi amaçlıyordu. 2004 yılında Sağlık Bakanlığı hastanelerinde “performansa dayalı ek ödeme sistemi”ne geçilmesiyle başlayan bu sürece, Kasım 2011’de çıkartılan bir KHK ile (AS: 663 s. KHK) Sağlık Bakanlığı teşkilat yapısında köklü bir değişikliğe gidilerek devam edildi. Kaynakların “etkili ve verimli” kullanılacağı iddiasıyla getirilen, ayrı tüzel kişiliğe sahip ve idari yönden özerk olan Kamu Hastane Birlikleri yapılanması, 6 yıl dolmadan, Ağustos 2017’de başka bir KHK ile kaldırılırken SDP’nin bu alandaki başarısızlığı da belgelenmiş oldu.

1 Ocak 2012 tarihinden bu yana uygulanmaya başlanan Genel Sağlık Sigortası (GSS)  sisteminde, prim ödeyemediği için sigorta kapsamı dışı kalan, bu nedenle kamusal sağlık hizmetlerinden yararlanamayanların sayısı 4.5 milyonu geçti. Aylık olarak ödenen GSS primi dışında, hastaneye başvurulduğunda ayrıca, muayene katılım bedeli, ilaç katılım bedeli, tıbbi malzeme katılım payı gibi 14 ayrı kalemde sağlıkta katkı payı ödeniyor.

SDP’nin bir başka ayağını 13 Aralık 2010 tarihinde tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanan aile hekimliği sistemi oluşturuyor. Bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak Birinci Basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getiren, bölge tabanlı değil aile hekimine kayıtlı nüfusa dayalı sağlık hizmetinin verildiği, performans sistemi üzerinden sözleşmeli çalışmanın dayatıldığı, aile hekimlerinin koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaşılıp polikliniklere hapsedildiği bu sistemde, sorunlar giderek artıyor.

Sağlık alanında ciddi bir tahribata yol açan, eğitim, araştırma, kamu sağlığı gibi öncelikleri geri plana düşürüp “verimlilik ve kârlılık” söylemleri ile ticari bir anlayışı hâkim kılan SDP, çalışanların haklarının da baskılanmasını getirdi. Bu nedenle, 14 Mart sürecindeki ilk talebimizi, hekimlerin emeklerinin karşılığı olan, emekliliğe yansıyacak, güvenceli, görev tanımına ve liyakata uygun, tek işte çalışarak insanca yaşamaya yetecek bir ücret elde etmeleri ve emekli hekim ücretlerinin artırılması oluşturuyor.

Sağlık çalışanları açısından, sürekli hastalarla ve hastalıklarla ilgileniyor olmak, bir anlamda onlarla yaşamak fiziksel ve psikososyal çeşitli sorunların ortaya çıkmasına yol açıyor. Sağlık çalışanları olarak, 2014 yılından bu yana talep ettiğimiz “fiili hizmet süresi zammı” için yasal bir düzenleme acilen yapılmalıdır.

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti artıran ögelerden biri de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da ciddi bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete hoşgörü gösterilmeyeceği, şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve önleyicilik açısından, TTB Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı bir an önce yasalaşmalıdır.

Mecburi hizmet yapmak üzere sağlık kuruluşlarına ataması yapılan çok sayıda hekim, haklarında yapılan güvenlik soruşturması tamamlanmadığı gerekçesiyle aylarca göreve başlatılmamakta; giderek artan sayıda meslektaşlarımızın ise güvenlik soruşturmaları olumsuz olduğu gerekçesiyle hekimlik yapmaları engellenmektedir. Hukuksal bir dayanağı olmayan güvenlik soruşturmaları kaldırılmalı; güvenlik soruşturmaları nedeniyle bekletilen ve bu soruşturmalar olumsuz geldiği için ataması yapılmayan tüm hekimler görevlerine başlatılmalıdır.

Yıllardır sağlık çalışanlarının sorunlarını dile getiriyoruz; her 14 Mart’ta taleplerimize uygun düzenlemeler yapılacağına ilişkin sözler veriliyor. Ancak, bugüne kadar Sağlık Bakanlığı ve hükümet yetkilileri tarafından, özellikle de 14 Mart dönemlerinde “Hekimlere müjde” başlığı altında verilen sözler tutulmadı. Taleplerimizi bu 14 Mart’ta bir kez daha dile getiriyor, acilen karşılanmasını istiyoruz.

Meslektaşlarımızın ve tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart’ını kutluyor; hepimiz için yaşanabilir bir doğa, barış içinde bir yaşam, iyi hekimlik yapabildiğimiz bir sağlık ortamı diliyorum. Tüm meslektaşlarımızı, birlikteliğimiz ve dayanışmamızdan gelen güçle, hekimlik değerleri ve etik ilkeler ışığında sağlık alanındaki mücadelemizi yükseltmeye davet ediyorum.

Prof. Dr. Raşit Tükel
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı
===============================================
Dostlar,

Meslektaşımız Sayın Dr. Tükel‘in iletisi son derece dengeli ve temel sorunları işleyen içerikte.
Kamuoyu ve siyasal iktidar tarafından da anlaşılmasını, iyi kabul görmesini ve gereklerinin yerine getirilmesini biz de içtenlikle dilemekteyiz. Ne yazık ki sağlık sektörümün her geçen gün daha derin  bir bunalıma itilmektedir.

Öncelikle altını çizelim ki, SDP (Sağlıkta Dönüşüm Programı), AKP = Erdoğan’ın diline doladığı içimde “millli ve yerli” değildir; apaçık DB – IMF dayatmasıdır (Health Transfomation). AKP = Erdoğan, Batı emperyalizmi tarafından kandırılmakta, tehlikeli biçimde yönlendirilmektedir. Gelinen yer, ŞEHİR HASTANELERİ ile TALANIN sürdürülmesidir. BU konular web sitemizde yıllardır değişik boyutları ile işlenmekte de öneriler sunulmaktadır. Ancak, AKP = Erdoğan’ın, tüm ağır olumsuzluklara karşın eleştiri ve önerileri dikkate almayışı çok düşündürücüdür.

  • Bağlayıcı bir siyasal angajman mı yapılmıştır Küresel güç odakları ile?

Yüzlerce milyar Dolar servetimiz, yerli – yabancı sağlık sektörü tekellerinin kasalarına akmaktadır. Tablonun bu denli acıtıcı olduğunu iktidarın gör(e)mediği düşünülemez.. O zaman bu muazzam rantlara iktidar ortak mıdır? Gelişmeleri böylesi çıplak bir soruyu kaçınılmaz olarak gündeme taşımaktadır.

2018 bütçesinde SGK’ya aktarılacak 133 milyar TL, bütçenin (borç alınmadan) tutarının 1/5’ine yakındır. 2017’de SGK 30 milyar TL dolayında açık vermiştir. Bütçe açığı ise 47 milyar TL olup, SGK açık vermese ve bu tutar merkezi yönetim bütçesinden kapatılmak zorunda kalınmasa idi, Bütçe açığı 17 milyar TL dolayında olacaktı.. Her geçen yıl SGK kara delikleri büyümektedir,.. giderek artan kamu borçlandırmasını dayatarak.. Bu tablonun finansal olarak sürdürülebilmesi rasyonel zeminde kalarak olanak dışıdır!

Bir kez daha uyaralım : Sağlıkta Dönüşüm Programı bir soygun, rant alma operasyonudur. AKP = Erdoğan bu kanatıcı senaryonun neresindedir??

Bu soruların yanıtı giderek daha yükselen tonda istenecektir.
AKP = Erdoğan, bu olağanüstü yanlış – yıkıcı ülkemizi soyan oyunu artık görmeli ve son vermelidir. Ülkemiz uzmanlarının sağlayacağı milli – yerli sağlık planlarına dayanmalıyız..

Sevgi ve saygı ile. 14 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
TTB Ankara Tabip Odası Üyesi  (1992-96 Yüksek Onur Kurulu Üyesi)
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Raşit Tükel’in Yeni Yıl Mesajı

Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Prof. Dr. Raşit Tükel’in Yeni Yıl Mesajı

Raşit Tükel ile ilgili görsel sonucu Birlikte güçlüyüz, başaracağız!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

2018 yılına, olağanüstü hal (OHAL) koşullarında, temel hak ve özgürlüklerimizin daraltıldığı bir ortamda giriyoruz. OHAL gerekçe gösterilerek, yargısal bir denetime tabi tutulmaksızın yapılan pek çok işlemin etkisiyle, toplumsal yaşamda ve sağlık alanında çok sayıda hukuka aykırı durumla karşılaşıyoruz. Demokratik ilkelere ve  hukuka bağlı bir ülkede yaşamak hepimizin hakkıdır.

OHAL kaldırılmalı, KHK’lar iptal edilmelidir. Herhangi bir somut suçlama dahi yöneltilmeksizin hukuksuz olarak kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen kamu çalışanları görevlerine iade edilmelidirler.

İçinde bulunduğumuz koşullarda, 14 yıldır uygulanmakta olan sağlıkta dönüşüm programının oluşturduğu sorunların, şehir hastaneleriyle birlikte derinleştiğine; emekçilere düşük ücretin, ağır çalışma koşullarının daha çok dayatıldığına, sözleşmeli, esnek ve güvencesiz çalışmanın daha kolaylıkla yaşama geçirildiğine, halkın sağlık hakkının daha çok engellendiğine tanık oluyoruz.

Son yıllarda ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, sağlık alanındaki en önemli sorunlardan biri haline geldi. Uygulanan sağlık politikaları sağlıkta şiddeti körüklüyor.

Uzun saatler, yoğun ve yorucu koşullarda çalışma, mesleğimizi uygularken yaşadığımız
aşırı yüklenme ile yıpranıyoruz.

  • Bizi tüketenin, sağlık alanını ticarileştiren, sağlık çalışanlarını performansa dayalı,
    gece gündüz demeden, iş güvencesi olmaksızın çalıştırıp her türlü şiddete maruz bırakan politikalar olduğunu;
  • Çözüme giden yolun ise, başarısızlığı açık olarak görülmüş olan
    sağlıkta dönüşüm programının terk edilmesinden geçtiğini biliyoruz.

Toplumun ihtiyacı olan
– nitelikli,
– ücretsiz,
– ulaşılabilir bir sağlık hizmetinin
– tüm yurttaşlara eşit olarak sunulduğu

bir sağlık sistemi için mücadeleyi yeni yılda daha güçlü olarak sürdürme sözü veriyoruz.

Geleneksel olduğu ve hastalıklara iyi geldiği söylemleriyle meşrulaştırılan ve kısa süreli kurslarla herkes tarafından uygulanır ve ulaşılır hale getirilerek yaygınlaştırılan geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı sağlık uygulamaları, büyüyen ve kâr getiren bir pazar olarak sağlık sisteminin bir parçası haline getirildi.

Böyle bir ortamda modern tıp uygulamalarına erişemeyenlere “umut tacirliği” yapılarak alternatif (AS: seçenek) yaratılmak istenmektedir. Oysa çok iyi biliyoruz ki,

  • Tıbbın alternatifi olmaz! (AS: Modern tıbbın seçeneği gene modern – bilimsel Tıp’tır!)

Türk Tabipleri Birliği olarak, etkililiği ve güvenliği belirlenmemiş, yarar – zarar değerlendirmesi yapılmamış, bilimselliği kanıtlanmamış, toplum sağlığını riske atan
tüm bilim dışı uygulanmaların karşısında olmayı; nitelikli, bilimsel, çağdaş tıp yöntemlerine dayalı hizmet sunumunu ödünsüz olarak savunmayı sürdüreceğiz.

Tıp eğitiminde ve hekimlik uygulamalarında cinsiyetçi yaklaşımın yaygınlaşmaya başladığı, hastanelerde psikolog yerine manevi rehberlik uygulaması adı altında imamların çalıştırıldığı, modern tıbbın konularının dini kavram ve uygulamalarla sorgulandığı, helal kan ve helal ilacın, organ ve doku naklinin dine uygunluğunun tartışıldığı, aşı karşıtı söylemlerin arttığı, konferans salonlarının, sosyal alanların haremlik-selamlık olarak ayrılabildiği bir dönemde laikliği savunmayı temel bir görev olarak görüyoruz.

  • Laiklik ilkesinin bedensel, ruhsal ve sosyal sağlık için yaşamsal olduğunun bilincindeyiz.

Ülkemizde hekimlik mesleğini uygularken karşılaştığımız sorunlar her geçen gün artıyor.
Ama, yılmıyoruz! Tüm hekimleri iş güvencesi, insanca çalışma koşulları, sağlık hakkı,
iyi hekimlik ve nitelikli sağlık hizmeti için mücadeleye davet ediyoruz.

Birlikte güçlüyüz, başaracağız!

Hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunurken, barışın egemen olduğu, özgür, adil
ve demokratik bir ülkede yaşama isteğimiz de güçleniyor. Şimdi tüm bu kötülüklerden;
bizi yoksullaştıran, haklarımızı gasp eden, toplumsal sağlığımızı bozan anlayıştan kurtulmak için adım atma zamanıdır!

Meslektaşlarımızın, sağlık çalışanlarının ve tüm vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyor;
barış, dostluk ve dayanışma içinde bir yıl diliyorum.

Prof. Dr. Raşit Tükel
TTB Merkez Konseyi Başkanı
=============================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız ve bizim de üyesi olduğumuz TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği)
Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Raşit Tükel’in 2017/18 yeni yıl iletisi son derece başarılı..

Bu açıklama ve çağrıyı biz de paylaşıyoruz..

2018’in 2017 gibi toplumu örseleyici (travmatize edici) geçmemesi için temel sorumluluk siyasal iktidarındır. AKP ve Erdoğan, yanlışlarında asla ısrar etmemeli, tersine ders çıkarmalıdırlar.

  • Toplumun “yedekleri” (sabrı!) büyük ölçüde eksilmiş hatta tüketilmiştir; bu olgu kritiktir.

Bu gerçeği görmeksizin – görmezden gelerek Ulusun daha da zorlanması çok sakıncalı olabilir. Kitlelerin tepkilerinin nerede – ne zaman – nasıl.. patlayacağını öngörmek kolay değildir.
Hele dizginlemek çok daha güç, giderek olanaksız olabilir ve iktidar hızla alaşağı olabilir.

Bu bakımlardan, 2018’de ilk olarak OHAL kaldırılmalı ve
KESİN OLARAK HUKUK DEVLETİNE – HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE dönülmelidir.

Laiklik asla hırpalanmamalıdır. Yaşamı ve kamu düzenini dinselleştirme durdurulmalıdır.

Yolsuzluklara son vermeli, gelir dağılımı iyileştirilerek yoksulluk azaltılmalıdır.

Ekonomide üretim ve kamu öncülüğünde karma ekonomi politikaları izlenmelidir.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ şaşmaz ilke olmalıdır.

  • ATATÜRK ve ilkeleri ülkenin kurtarıcısı olacaktır; asla akıldan çıkarılmamalıdır.

Liste uzatılabilir.. Sağlık için öneriler yukarıda, yinelemeyelim ama dış dayatma olan SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM – ÖZELLEŞTİRME yıkım getirmiştir,
Şehir hastanelerinden başlayarak geri dönülmelidir.

……………….

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Türk Tabipleri Birliği Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Leyla Tavşanoğlu : Botanik bahçesi de rant kurbanı mı?

Botanik bahçesi de rant kurbanı mı?

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

İstanbul’da zaten üç buçuk yeşil alan kalmış. Kaç milyon olduğu bilinmeyen, kayıt dışı nüfuslu mega kent ahalisi soluk almak için yeşil alan ararken bağlar, bahçeler, bostanlar, parklar inşaat müteahhitlerine, ranta peşkeş çekiliyor. Son örnek İstanbul, Fatih’te, Vefa semti yakınlarındaki İstanbul Üniversitesine ait tarihi Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi.

Üç bini aşkın canlı bitki türünü bünyesinde barındıran, Uluslararası Botanik Bahçeleri’ne kayıtlı iki bahçeden birisi olan Botanik Bahçesi, o alanda Osmanlı döneminde Şeyhülislamlık binası bulunduğu gerekçesiyle İstanbul Müftülüğü’ne devrediliyor. Ne demekse? Acaba Müftülük dini imanı bir yana bırakıp bahçecilik ya da arboretumculuk mu yapmaya karar verdi?

Türkiye’de 1933’te üniversite reformu yapıldığında Atatürk’ün davetiyle İstanbul’a gelen Prof. Alfred Heilbronn ile Prof. Leo Brauner tarafından 1935’de oluşturulan İstanbul Üniversitesi Botanik Behçesi dünyada sayılı örneklerinden kabul ediliyor.

Haberi Birgün gazetesinde okuduğumda başımdan aşağı kaynar sular iniyor. Haber şöyle:

Fatih Belediyesi’nin CHP’li Meclis Üyesi Fazıl Uğur Soylu konuya ilişkin Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) Bir dilekçe yazıyor. CHP’li Soylu’ya Topkapı Emlak Müdürlüğü’nden gönderilen yazıda şu ifadelere yer veriliyor:

‘Bakanlığımızdan (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) alınan 03.06.2015 tarih ve 83889 sayılı muvafakat yazılarına istinaden söz konusu taşınmazın İstanbul Üniversitesi’ne tahsisli 14 bin 878 metrekarelik kısmının tahsisinin kaldırılması ve Botanik Ana Bilim Dalı Binası’nın yeniden inşa edilecek Biyoloji Binası’na taşınıncaya kadar süre verilmek kaydıyla Müftülük hizmetlerinde kullanılmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsisinin uygun görüldüğü bildirilmiştir.’

Şimdi, burada esas soru Müftülüğün devasa bahçeyi ne amaçla kullanacağı?

Demin de sorduğum gibi dini imanı bir yana bırakıp bahçecilik, seracılık ya da arboretumculuk mu yapmaya karar verdiler?

Yok canım. Aynı soruyu CHP’li Belediye Meclisi üyesi Soylu da soruyor ve ardından devam ediyor:

“Bahçede, Uluslararası Botanik Bahçeleri’ne kayıtlı dokuz adet sera ve yaşayan fosil bitkileri var. Bahçede Türkiye’nin ilk herbaryum’u (kurutulmuş bitkilerin sınıflandırılmış kütüphanesi) ve 40 bine yakın bitki kayıtları bulunuyor. Bahçe bugüne kadar doğadan zor şartlarla toplanan bitkilerden oluşmakta ve öğrenciler için uygulama alanı olarak hizmet vermektedir. Bu bitkilerin taşınması ve tekrardan tutmasının para olsa da pek mümkün olmadığı bilinmektedir. Müftülük bu 14 bin 878 metrekarelik dev araziyi hangi amaçlarla kullanacak?

  • Atatürk’ün kurdurduğu, cumhuriyetimizin en eski Botanik Bahçesi Şeyhülislamlık mı olacak?”

Botanik Bahçesi’nde ağaç, çalı, otsu, tropik, subtropik yaklaşık beş bin bitki bulunuyor. Bitki çeşitliliği ve Türkiye’nin en eski botanik bahçesi olması niteliğiyle gerek yurt içi gerekse yurt dışında tanınıyor.

Botanik Bahçesi’nin bir özelliği de hem yurt içi hem yurt dışında 400 botanik bahçesiyle tohum alış verişi yapması.

Yeşilden nefret etme ve betona tapma dürtüsüyle yapılan bu tahsis umarım çok yakın bir zamanda geri alınır ve Botanik Bahçesi sundurma altında rant kapmayı bekleyenlere peş keş çekilmez. Her zamanki gibi yanıltılmış olmalarını, bir an önce bahçenin kuruluş amacına uygun olarak yaşamını sürdürmesini ve Müftülüğün elinden alınmasını dilerim.

Maruzatım budur.
=====================================
Dostlar,

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’nin 15  DÖNÜMLÜK
BOTANİK BAHÇESİNİN
MÜFTÜLÜĞE DEVRİNİN
SEBEB-İ HİKMETİ NEDİR??

Sayın Leyla Tavşanoğlu‘nun bu yazısı bizim de içimizi sızlatıyor..

Tabii yazının kendisi değil teması ya da gerekçesi..

İstanbul Üniversitesi rektörü, seçimlerde 1200’ü aşkın oyla 1. olan ve 2. sıradaki şimdiki rektörden en az 300 oy daha çok alan meslektaşımız Prof. Dr. Raşit Tükel (halen Türk Tabipleri Birliği Başkanı) atansaydı bu talana izin verir miydi??

AKP = RTE tarafından İstanbul Üniversitesi’nin 1200+ öğretim üyesinin oyu yok sayılarak 2. sıradan atanan şimdiki rektör Tarihçi Prof. Mahmut Ak, emanet aldığı kadim İstanbul Üniversitesi’ne böyle mi sahip çıkacaktır? Tarihçi Rektör Ak, tarihe hiç de “ak” olarak geçemeyecektir. İstifa etmeli ama Botanik bahçesini vermemeliydi.. Rektör Ak hemen istifa etmelidir..

(Parantez içinde ekendi kendimize soralım : Rektör Prof. Tükel olsaydı ve Botanik bahçesini Müftülüğe vermeseydi ne olurdu acaba? AKP = RTE tüm TV’lerde “Eyyyyy rektör efendi..” diye gürler miydi acaba? Ya da birkaç saat içinde TBMM noterliğinden “duruma özel tek maddelik bir yasa” mı çıkarılırdı? Ya da sanal bir Bakanlar Kurulu toplantısında görüşülmüşcesine Sarayın Sekreterlerine -pardon Bakanlara- elden dolaştırılarak imzalatılacak bir OHAL KHK’sı RG’nin bilmem kaçıncı mükerrer sayısında aynı gün yayımlanır ve sorun “hal” edilir miyidi??!!??)

Efendiler; bu bahçe İstanbul Üniversitesi’nin Botanik bölümünün ayrılmaz parçasıdır, uygulama alanıdır, laboratuvarıdır, araştırma birimidir, dünyaya örnektir ve salt Türkiye’nin değil küresel ölçekte Botanik bilim dünyasının övüncü, ortak varlığıdır..

Siz burayı daha da geliştirmek dururken, neden Müftülüğe verirsiniz?
Gerekliyse ve kaldıysa, müftülüğe İstanbul’da başkaca bir bahçe verin..
Veya uygun arazi kaldıysa binasını da yapın, peyzajını da… gitsin otursunlar..

Bu karar bilim ve bilim kurumlarına düşmanlıkla eşdeğerdir.
Botanik Bölümü sürgün edilmekte, Biyoloji bölümü içinde kendisine yer aranmaktadır.
3-5 oda belki bulunur ve sıkışılır da..
Ama Botanik bölümü laboratuvarsız nasıl bilim üretir, araştırma yapar, öğrenci yetiştirir?

Örneğin Sultan Ahmet Camisini Botanik Bölümüne devretsek nasıl olur
eyyy Türkiye’nin başına gelmiş tüm zamanların en kötücül (malign) yönetim anlayışı?!

Arada sırada, eski deyimle ender-i nadirattan bir de doğru iş yapın ve bu kararı geri alın..

Sevgi ve saygı ile. 04 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. RAŞİT TÜKEL; İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ OLARAK ATANMALIDIR..


SANDIK İRADESİNE
SAYGI GÖSTERİLMELİDİR.

Prof. RAŞİT TÜKEL;
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ
OLARAK ATANMALIDIR..



Dostlar
,

Biz imza verdik..
İlgili siteyi ziyaret ederek siz de desteğinizi verebilirsiniz, vermelisiniz..

http://www.rektorrasittukel.com/

DESTEK ÇAĞRI METNİ

İstanbul Üniversitesinde yapılan rektörlük seçimlerinde öğretim üyeleri sandığa giderek, demokratik, özerk ve özgür bir üniversite için tercihlerini Prof. Dr. Raşit Tükel‘den yana yapmışlardır.

İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyesi, İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite Girişimi’nin üyesi, Üniversite Dayanışma Platformu Eşgüdüm Kurulu yürütücüsü Prof. Dr. Raşit Tükel seçimde 1202 oy alarak birinci olmuştur.

Biz, aşağıda imzası olanlar,

Seçimde 1. sıranın dışında yer alan adayları sandığın iradesini dikkate almaya ve
adaylıktan çekilmeye,

YÖK’e tek aday olarak Prof. Dr. Raşit Tükel’i sunmaya ve Cumhurbaşkanını sandığın iradesine saygı göstermeye ve Prof. Dr. Raşit Tükel’i rektör olarak atamaya davet ediyoruz.

*****

Sevgi ve saygıyla.
16.3.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com