TTB Merkez Konseyi Üyelerinin Gözaltı Sürecine İlişkin Bilgi Notu

TTB Merkez Konseyi Üyelerinin Gözaltı Sürecine İlişkin
Bilgi Notu

(AS : Bizim yorumlarımız yazının altındadır.)

TTB Merkez Konseyi tarafından 24 Ocak 2018 tarihinde yayımlanan ve halen TTB web sayfasında yer alan basın açıklaması üzerine İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Sen tarafından suç duyurusu yapılmasının ardından, bugün 30 Ocak 2018 saat 06.30’da TTB Merkez Konseyi yöneticilerine yönelik gözaltı, Merkez Konseyi binasında arama ve el koyma işlemleriyle karşılaştık.

1- 29 Ocak 2018 tarihinde TTB avukatları tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşme yapılmış, basından soruşturma başlatıldığının öğrenildiği söylenerek, Savcılığın talebi halinde Merkez Konseyi üyelerinin istendiği zaman ifade için gelebilecekleri, talep edilen belge ve bilgileri savcılığa verebilecekleri bildirilmiştir.

2- Ne yazık ki, yukarıdaki bilgiye rağmen, savcılık 6 ayrı ilde ikamet eden Konsey üyelerinin gözaltına alınmasını “uygun” bulmuştur!

3-  Polisler saat 06.30 civarında bina görevlisi ile birlikte çilingir ile içeri girmiş, henüz avukatlar gelmeden aramaya başlamıştır. TTB avukatları daha sonra Merkez Konseye ulaşmış ve bu aşamadan sonra aramaya nezaret edebilmişlerdir.

4- Saat 08.00’den itibaren TTB binasına gelen çok sayıda TTB/oda yöneticisi ve milletvekili ısrarla talep etmelerine rağmen içeri alınmamışlardır.

5- Arama sırasında suçlama konusu açıklama ile ilgisi olmayan kanıtların toplanmasının, bütün bilgisayarların hard-disklerinin sökülmesinin hukuka aykırı olduğu TTB avukatlarınca belirtilerek itiraz edilmiştir. Buna rağmen TTB’de bulunan bütün bilgisayarların hard-disklerinin kopyası alınmak üzere hepsine polis tarafından hukuka aykırı olarak el konulmuştur. Bu işlemle birlikte TTB tarafından hekimlere ve kurumlara yönelik dijital ortamda yapılabilen hizmetler yapılamaz hale gelmiş, kanunla kurulmuş bir meslek birliğinin görevlerini yapabilmesi fiili olarak engellenmiştir.

6- Saat 14.00 civarında arama işleminin sona ermesi üzerine, TTB avukatları tarafından arama ve el koymayla ilgili hukuka aykırılıklar tutanakta belirtilmiştir.

7- Sabah 06.30’da başlayan gözaltı işlemi saat 14.00 civarında 11 Merkez Konseyi üyesi için tamamlanmış, Ankara dışında ikamet eden 7 üyenin Ankara’ya getirilecekleri öğrenilmiştir.

8- Bu açıklamanın yapıldığı saat itibarıyla Ankara dışından 4 Konsey üyesi daha Ankara’ya ulaşmış olup, toplam 8 Konsey üyesi Ankara’da gözaltında bulunmaktadır.

9- 07.30 civarında başlayan hekim ve destek amaçlı kurumsal ziyaretler sürekli artmış ve saat 09.30, 11.00 ve aramanın bitmesiyle saat 14.00’de bina önünde 3 ayrı basına ve kamuoyuna açıklama yapılmıştır.

10- Gözaltı işlemlerine itiraz yapılmış, mevcut sağlık durumları ve yakın zamanlı geçirmiş oldukları tıbbi operasyonlar nedeniyle risk taşıyan durumlar bildirilmiş, özellikle erkek konsey üyelerinin koşullarının bütünüyle olumsuz olduğu belirtilerek bilgilendirme yapılmıştır. Kuşkusuz gözaltı işleminin derhal sonlandırılması talebi öncelikli olmak üzere girişimler yürütülmektedir.

11- Konsey üyelerinin mevcut sağlık durumları yerinde olup, gerek TTB avukatları gerekse de dayanışma amaçlı gelen avukatlarca yapılan bir organizasyonla hukuki süreç ve yapılabilecek girişimler yakından takip edilmekte ve kendileri ziyaret edilmektedir.

12- Aile hekimi olan iki üyemizin ASM’deki hizmetleri yürüttükleri bilgisayarlara da el konulmuştur. Bu uygulama takipli hastaların bilgilerine, aşılama, gebe izlemi gibi bilgilere ulaşılamamasına, dolayısıyla sağlık hizmetinin sürdürülememesine ve olası telafisi mümkün olmayan sorunların doğmasına yol açabilecektir. Benzer uygulamanın diğer konsey üyelerinin işyerlerindeki bilgisayarlara da yapıldığı öğrenilmiştir.

13- Bilindiği gibi TTB, Türkiye sağlık ve hekimlik ortamı için vazgeçilmez ve sadece kendisi tarafından yürütülen hizmetler yerine getirmektedir. Yurtdışına çıkmak isteyen üyelerinin hakkında soruşturma olmadığına dair evrak verilmesi, bilirkişilik eğitimleri, sürekli tıp eğitimi etkinliklerinin kredilendirilmesi, özel sağlık hizmetleri ve TBMM’de yer alan milletvekillerinin sağlık hizmetlerini ücretlendiren hekimlik uygulama işlemlerinin yürütülmesi bunlardan akla gelen bazılarıdır. Ayrıca hatırlatmak isteriz ki, Yüksek Onur Kurulu’nca yürütülen faaliyetleri ilgilendiren ve gizliliği olan yazışmaları da içeren hard-disklerin alınmış olması, soruşturmanın amaç ve kapsamı dışında bir kasta yöneldiği kanaatini doğurmaktadır.

14- Sabah erken saatlerden başlayarak tüm gün boyunca ve halen gerek yurtiçi gerek yurtdışından çok sayıda hekim, hekim kuruluşu/sağlıkçı-sağlık kuruluşu, sivil toplum örgütü, dernek, meslek birliği, sendika ve siyasi parti temsilcileri/milletvekilleri dayanışma, destek amaçlı gelmişler, aramışlardır. Yapılabilecekler konusunda her türlü desteğe hazır olduklarını iletmişlerdir. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

15- Dayanışma amacıyla TTB Merkez Konseyi binası önüne gelen ve bekleyen gruba saat 11.00 sularında polisce müdahale edilmiş, dar bir merdivenden aşağıya iterek, meslektaşlarımızın bir kaçının yere düşürülmelerine sebep olunmuştur.

16- Aramanın sonlandırılmasıyla, saat 14.00’ü takiben bina önünde bekleyen çok sayıda hekim ve dayanışma amacıyla gelen kurum temsilcileri içeri girmişlerdir.

17- Bina içerisine girdiğimiz andaki durumun özeti aşağıdaki fotoğrafla bilginize sunulmuştur:

18- Yukarıda sunduğumuz bilgiler göz önüne alındığında ve suçlama konusu açıklamanın halen TTB web sayfasında yer aldığı düşünüldüğünde, bunun dışında herhangi bir kanıtın toplanmasına gerek olmadığı tartışmasızdır. Dolayısıyla yürütülen süreç bütünüyle gayri hukukidir.

19- TTB önünde toplanan ve gün boyu 3 kez yapılan açıklamayla kamuoyuna da söylendiği gibi 24 Ocak 2018 tarihinde yapılan açıklama, bütünüyle tarihsel hekimlik birikiminin içinde yaşadığımız günler itibarıyla çok özlü bir şekilde hekimlik tutumu olarak ifade edilmesi, hatırlatılmasıdır. Bu açıklamaya eklenecek ya da çıkartılacak hiçbir sözcük, satır olmadığı gibi hekimlerin alacakları ne farklı bir tutum ne de söyleyebilecekleri farklı bir söz vardır.

20- TTB Merkez Heyetinin seçimle göreve gelmiş organlarından Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri başta olmak üzere, TTB kurumsallığı görevinin başındadır.

21- Gün boyu yapılan arama ve el koyma faaliyeti boyunca verilmiş olan fiziki hasar/eksik hard-disk vb. sorunların giderilmesi için adımlar atılmıştır, en kısa sürede günlük olağan iş ve işleyişin yerine getirilmesi sağlanacaktır.

22- Yoğunluk nedeniyle zaman zaman erişimde aksamalar yaşanmakla birlikte TTB web sayfası ulaşılabilir durumdadır.

23- Türkiye’de son 10 yıl içerisinde yaşadığımız deneyimler çok sayıda insanın gerçek olmayan, bütünüyle hayal ürünü ve zorlama suçlamalarla haksız yere ve hukuk dışı olarak gözaltına alınıp hatta tutuklandığını, yargılandığını göstermektedir. Öyle ki suçlananlar birçok ilgisiz örgütle ilişkilendirilip, olmayan deliller varmış gibi haberleştirilerek, medya mahkeme olarak kullanılmaktadır. Şu anda gözaltında bulunan Konsey üyelerimizin 20-30 yıllık hekim olduklarını, her gün hastane, muayenehane ya da aile sağlığı merkezi, işyeri vb. görev yerlerinde hizmet sunduklarını biliyoruz ve her türlü suçlulaştırma çabasını reddediyoruz.

24- TTB Merkez Konseyi 1980’lerden bu yana olan öyküsünde hekimlik değerlerini insan haklarına hürmet eden bir zeminde savunması nedeniyle 12 Eylül’de de benzer soruşturmalarla karşılaşmış ve hepsinden de hekimlik sembolü olan beyaz önlüğünün akıyla çıkmıştır. Bugün ise bütün öncekilerden çok daha hoyratça, çok daha nobran, hiçbir değer tanımayan bir saldırı yaşanmıştır. Bu kez de beyaz önlüğümüzü ve temsil ettiği kadim değerleri sahiplenmemizle sonucun benzer olacağına kuşkumuz yoktur. Çünkü bir hekim birliği olarak TTB’nin dönemsel/konjonktürel değil, tarihsel süreçten süzülerek gelen ilkeleri vardır. TTB yönetiminin yaptığı bu ilkelerin hatırlatılmasıdır.

25- Basın açıklamasını takiben yaşananlar ve bugün üzerine eklenenler hekimliğe ve
özel olarak da TTB’nin kurumsal kimliğine yönelik bir saldırıdır.

26- Dileğimiz, seçimle gelmiş yöneticilerimizin “hekimleri temsil etmediğine” dair açıklama yapan, bu akıl ve hukuk dışı faaliyeti organize eden yetkililerin en kısa sürede sakinleşerek, aklın ve hukukun olması gereken sınırlarına dönmeleri, gözaltındaki yöneticilerimizin derhal serbest bırakılması beklentisini yerine getirmeleridir.

27- Kuşkusuz ki, Türkiye hekimlik ortamı ve TTB’nin kurumsal kimliği, gözaltındaki meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılması için seferberdir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 30 Ocak 2018
=============================================
Dostlar,
Değerli meslektaşlarımız,

CHP’nin Açıkladığı Belgelerin Hukuksal Niteliği

CHP’nin Açıkladığı Belgelerin
Hukuksal Niteliği

Mahmut Esen ile ilgili görsel sonucuMahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bankalar aracılığıyla doğrudan (gişeden)  yapılan tahsilat/ödemelerde her işlem karşılığında bir örneği de müşteriye ıslak imzalı olarak verilmekte olan dekontların asıl/suret/fotokopi şeklinde olmasının fazla bir önemi bulunmamaktadır.

Bu konularda önemli olan işlemin banka aracılığıyla yapılmış olup/olmadığıdır. Banka aracılığıyla yapılan işlemlerde dekontlarının gerçekliği konusunda duraksama yaşanması veya banka kayıtlarıyla uyumsuzluk hallerinde bankalardaki kayıtlar esas alınmaktadır.

Bankalarca ayrıntılı olarak tutulan muhasebe kayıtları uzun yıllar muhafaza edilmektedir. İstense bile sonradan bu kayıtlarda değişiklik yapılması kolay değildir.

Bu yüzden açıklanan veriler/banka dekontlarının doğruluğunun saptanması bakımından ilgili bankaya başvuruda bulunulması gerektiği açıktır.

Yetkili mercilerce arzu edilmesi halinde, kısa bir süre içinde, ilgili bankadan, üzerinde durulan dekontlara ilişkin bilgiler bir yana, söz konusu ana hesaba belli dönemde yatırılan/çekilen tüm paralara, para yatıran/çeken kişilere ilişkin bilgi/belgelere ulaşılması/elde edilmesi olanaklıdır. Üstelik, şüpheli olmasa dahi, bankaların belli rakamların üzerindeki işlemleri yetkili mercilere bildirmeleri gerekmektedir.

Dolaysıyla işin esası yerine dekontların niteliklerinin (gerçek/sahte) tartışılması anlamsız kalmaktadır.

Not: Man Adası Hükümeti’nde 01.08.2011’de kurulmuş olan BELLWAY Limited Şt.i hakkında bazı yıllık getirileri de dahil toplam 11 belgeye ücret karşılığı aşağıda adres üzerinden erişim olanaklı görülmektedir.

https://services.gov.im/ded/services/companiesregistry/viewcompany.iom?Id=330812

==========================================
Dostlar,

Bu sitede değerli dostumuz Sayın Mahmut Esen’in epey yazısına yer verdik ve çok şey öğrendik O’ndan. Sn. Esen ile bir ortak yanımız da Mülkiyeli olmamız. Ancak Sayın Esen yıllarca Mülkiye Başmüfettişliği gibi çok zor erişilen bir görev ünvanı ve yetkisi – yetkinliği ile yıllarca görev yürüttüğünden, değerlendirmeleri elbette çok değerli.

Çırpınmalar boşuna ve çaresizlik içinde debelendikçe daha da batmak kaçınılmaz.
Yolun sonu artık daha net görünüyor..
Kaldı ki, CHP yönetimi tüm belgelerin bunlar olmadığını, açıklananların gerçek olduğunu, arkasının geleceğini ve savlarının (iddialarının) ardında sonuna dek duracaklarını kararlılıkla açıklamakta. 05 Aralık 2017 Salı günü daha da ciddi “bomba” ların bulunduğunu belirtiyorlar.

Musa Eroğlu’nun “yolun sonu göründü”.. nakaratlı nefis şarkısının ezgileri (nağmeleri) kulaklarımızda çınlayarak yankılanıyor..

Sağduyulu AKP’lilerin çıplak ve acı gerçekleri gördükleri ve gereğini “ar-tık” yapacakları umudumuzu koruyoruz. Ayrıca, batan geminin en önce terkedeni olacakları da görüyoruz.

CHP web sitesinde tüm belgeler 148 sayfa olarak yayınlandı.. İncelemek aşağıdaki erişkeyi (linki) için tıklayınız..

http://chp.org.tr/public/0/folder/man_adasi_belgeleri.pdf 

Sevgi ve saygı ile. 03 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

BİLİRKİŞİ, ARABULUCU, UZLAŞTIRICI

BİLİRKİŞİ, ARABULUCU, UZLAŞTIRICI..

erdem akyüz ile ilgili görsel sonucu

Av. A. Erdem Akyüz

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Mahallemizdeki “Adalet Teyze” süslenip püslenip, misafirliğe gidiyor. Biz ülkenin temeli olan adaleti, soyup soğana çevirip, sokağa atıyoruz.

         Adaletin organları parçalara bölündü. Başkent Ankara’da tümüyle göçmen durumuna düştü. Bırakın Adalet binası olmayı, sağlıklı yaşama koşulları bile olmayan çeşitli binalara taşındı. Şimdi de bu bölünme; “bilirkişi, arabulucu, uzlaştırıcı” evrelerine girdi.

         Adalet güzelleşmedi ama özelleşti. Bunun sakıncaları uzun vadede görülecektir.

         BİLİRKİŞİLİK

         Bilirkişilik kurumu esasen çok eleştirilen, çok sakıncaları görülen ve hatta terkedilmek istenen bir kurumdu. Her davada, hukuki değerlendirmelerde bile dosya çeşitli kereler bilirkişilere yollanıyordu. Çelişkili raporlar veriliyordu.

         ARABULUCUK

         Yetmedi, üstüne “arabulucuk” eklendi. Yeni İş Mahkemeleri Kanunu ile işçilerin, çalışanların haklarını talep etme ve korunmaları daha çetrefil ve zor hale getirildi. Mahkemeler devreden çıkarıldı, yargı özelleştirildi. Devreye yeni ve özel bir kurum olan “arabulucu denen kişiler” sokuldu.

UZLAŞTIRICI

Bu da yetmedi, işin tuzu biberi gibi, üzerine “uzlaştırmacı” tozu serpildi. Üstelik, bir yargı organı gibi çalışıp karar verecek olan uzlaştırmacılar, hukuk kökenli olmayabilecek.

Marka ve patent Avukatlığında”, hukukçuların önüne engeller konulmuştu, şimdi ikinci, üçüncü engeller geliyor.

Okuduğu Siyasal, İşletme, İdare, İktisat gibi bir diğer üniversitede veya açıköğretimde, “iki tane” hukuk dersini okumuş olmak, uzlaştırmacılık için yeterli görülüyor. Şaka değil, iki tane hukuk dersi yeterli görülüyor.

Uzlaştırıcılar 36 saat teorik, 12 saat uygulama olmak üzere toplam 48 saat örgün veya uzaktan eğitim görecekler, al sana uzlaştırmacı. Sürücü kursları bile daha zor ve ciddi bir eğitim isterken, uzaktan veya videolu eğitim ile adalete hizmet yeterli görülüyor.

Fazlasına gerek yok. Avukata, Savcıya, Hakime gerek yok.
O zaman “kapatın mahkemeleri” gitsin.
Taraflar uzlaşsa da, uzlaşmasa da, uzlaştırmacı parayı alıyor ve ücretini devlet ödüyor.
Yani olaydan hiç haberi olmayan manav Hüseyin veya çiftçi Mehmet Ağanın cebinden para çıkıyor. Uzlaştırmaya yollanacak 600.000’den çok dosya var.

Yapılan hesaplara göre; ayda 40 dosya alan bir uzlaşmacı, hiç başarı sağlamasa bile ayda 6.000 TL, tamamını uzlaştırırsa ayda 16.000 Tl. para kazanacak. Maalesef bu kurumlar “ekmek kapısı gibi” görülüyor. Tabii uzlaştırmacının seçimi, kişiliği, niteliği, tarafları nasıl uzlaştıracağı, neleri önereceği; sanığın, suçtan zarar görenin nasıl tatmin edileceği hepsi bilinmeyen ucu açık konular.

Üstelik özel bir nitelik taşıyan bu uygulamalar “zorunlu” hale getiriliyor.

Adalet, “Adalet Teyze” gibi güzelleşmedi ama “özelleşti.”
Sokağa düştü..
================================
Dostlar,

AKP adaleti de özelleştirmekte!..

Zaten harçlar, mahkeme giderleri… çok artmış, gariban yurttaş yargıya da başvuramaz duruma düşürülmüştü…

Türkiye’nin temeli çatırdıyor.. Artık Adalet ülkenin temeli değil mi) !?

Anayasa md. 36 :

XIII.  Hakların korunması ile ilgili hükümler

  1. Hak arama hürriyeti

   Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

Böylece arkadan dolanarak Anayasa’nın 36. maddesi de hükümsüz bırakılmış oluyor..

Yazık…

Sevgi ve saygı ile. 27 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgile Fakültesi’nde (Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) 2 değil 10’u aşkın hukuk dersi aldık :

1. Hukukun Temel Kavramları
2. Anayasa Hukuku
3. Borçlar Hukuku
4. Medeni Hukuk
5. Eşya Hukuku ve Miras Hukuku
6. Ceza Muhakemeleri Hukuku
7. Ceza Hukuku
8. İdare Hukuku (2 yarıyıl)
9. Vergi Hukuku
10. Devletlerarası Özel Hukuk (Vatandaşlık Hukuku)
11. Uluslararası Hukuk
12. İdari Yargılama Usulü Hukuku (2 yarıyıl)

TTB COP23 toplantısına katıldı

TTB, COP23 toplantısına katıldı

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 23.Taraflar Konferansı (Conference of Parties, COP23) 6-17 Kasım 2017 tarihlerinde Fiji’nin başkanlığında Almanya’nın ev sahipliğinde Bonn’da gerçekleştirildi.

COP23’e Sağlık ve Çevre Birliği’nin (Health and Environmental Alliance, HEAL) daveti üzerine 10-14 Kasım tarihlerinde Türk Tabipleri Birliği (TTB) temsilcisi olarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala katıldı. Pala, hem konuşmacı olduğu ve Türkiye Pavilyonunda gerçekleştirilen panelde, hem de başta Dünya Sağlık Örgütü tarafından düzenlenen etkinlikler olmak üzere katıldığı oturumlarda TTB’nin hava kirliliği ve iklim değişikliğine ilişkin görüş ve önerilerini uluslararası toplumla paylaştı. Pala, toplantılarda TTB’nin önerilerini şöyle sıraladı:

1.      Türkiye’de yeni kömürlü termik santraller yapılmamalı,
2.      Tüm ülkelerde hava kirliliği sınır değeri olarak Dünya Sağlık Örgütü hava kalitesi rehberlerinde yer alan sınır değerlerin kullanılması benimsenmeli,
3.      Endüstriyel tesislerin kurulmasına karar verilemeden önce sağlık etki değerlendirmesi (SED) yapılması zorunlu tutulmalıdır.

Pala’nın HEAL tarafından 11 Kasım günü düzenlenen “Energy Policies and Public Health in Turkey” adlı panelde “Energy policy and public health: An assessment for Turkey” başlığıyla yaptığı sunum için lütfen tıklayınız :

http://www.ttb.org.tr/userfiles/files/Energy%20policy%20and%20public%20health.pdf
=============================
Dostlar,

Küresel ısınma ve ona ikincil iklim değişikliği ile türev sonuçları son derece ağırdır ve insanlığın son zamanlardaki en önemli sorunları arasında belki de başında gelmektedir.

Ve de sorun İVEDİ boyutlara tırmanmış, ALARM verir düzeydedir.

Önceki yıl sitemizde şu yazıya yer vermiştik (üstünde tıklayarak okuyabilirsiniz) :

COP 21;
Küresel İklim Değişikliği için bir umut mu?

Küresel Isınma – İklim Değişikliği.. Aşırı Sıcaklarla Nasıl Başetmeli?” konulu bir söyleşiyi de TRT Kent Radyo-Ankara (Fatih Şahin ile) 09 Ağustos 2017’de yapmıştık.

COP-23 Bonn toplantısı son fırsatlardan biridir. Etkin sonuçlara varılması yaşamsal önemdedir.

Onümüzdeki birkaç on yılda Türkiye’de tahıl üretiminin bu yüzden %20 dolayında düşeceği kestirilmektedir. Türkiye geçen yıl 3,5  milyon yon buğday dışalımı yaptı. Nüfusunun ekmek gereksinimi bile karşılayamayan, dışa son derece bağımlı bir ülke durumuna geldik. Üstelik dev dış açıklar vererek.. Türkiye COP-23 kararlarına uyarken, nüfus artış hızını mutlaka frenlemelidir.

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Başka yolu kalmamıştır..
    Son derece tasarruflu yaşayarak enerji tüketimini düşürmek
    Ve yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimine ağrılık vermek… başlıca çözüm yolları..

Konunun kritik derecede önemi nedeniyle bu uluslararası toplantıya önem vererek “Küresel Isınma – İklim Değişikliği” konulu toplantıya katılan ve sorunun Halk Sağlığına olumsuz etkilerini sunan meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’ne ve saygın meslektaşımız Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya teşekkür ediyoruz. Dr. Pala’nın sunumunun yansılarının özenle incelenmesini öneririz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP-MHP bloku yenilebilir!

Arşivimizden…

AKP-MHP bloku yenilebilir!

AKP-MHP bloku yenilebilir!
ABC Günün Analizi
http://www.abcgazetesi.com/akp-mhp-bloku-yenilebilir-39799h.htm 15.01.2017
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Totaliter başkanlık anayasası, referandum değil, faşizan bir plebisit (yani tek seçenekli oylama) ile topluma kabul ettirilmek isteniyor. Ülkenin sokulmak istendiği bu yola ‘hayır’ demek, belki tek başına adaleti, özgürlüğü ve eşitliği sağlayıp acılarımızı dindirmeyecek, ama bu ‘hayır’ Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar yükselen gerici karşı devrim dalgasını kırmak anlamına gelecektir. Bu faşist başkanlık anayasasına karşı koymak, demokratik hak ve özgürlüklere ilkesel düzeyde sahip çıkmak demektir.

Plebisitten, “kıl payıyla” bile olsa ‘hayır’ sonucunun çıkması, rovanşist bir kinle ülkenin boğazını sıkan siyasal İslamcı hareketin yenilgisi olacaktır. Bu dinci saldırıya direnmek, insanlığın ilerici birikimini savunmak ve halkın hukukunu korumaktır. Bu gerici kalkışmaya ve saldırganlığa ‘hayır’ demek, toplumu uçurumunun kenarından çekip almak, yıkıcı bir iç savaş felaketini önlemektir.  Bu anayasaya ‘hayır’ demek insanların rahat bir nefes almasını sağlamak demektir.

Bildiğiniz gibi faşist başkanlık anayasası Meclis’te görüşülmeye başladı. İktidar, toplumun tartışmaları izlememesi için olağanüstü bir çaba sergiledi. Meclis TV ilk gün yayın yapmadı, yandaş ve yanaşma medya yeniden “Penguen” belgeseli günlerine döndü. Aralarında Kültür Türk (Tele 1) TV’nin de olduğu sadece üç kanal, Halk TV ve Ulusal Kanal Meclis’in kapalı devre yayınlarını CHP’li milletvekillerinin yardımıyla internet üzerinden alarak tartışmaları canlı olarak yayınladı. CNN Turk, NTV, Haber Turk gibi sözde “merkez” ya da “ana akım” medya kanalları utanç verici bir sessizliğe büründü.

CHP’liler, MHP’nin bir kanadı ve HDP Meclis’te bu totaliter başkanlık anayasasına direndi. Özellikle CHP’nin direnişi, Deniz Baykal’ın partisi adına yaptığı kapsamlı ve toplumu uyarıcı konuşma önemliydi. Ancak, CHP’nin toplumu harekete geçirmek yerine, insanları televizyonlarının başına çağırmak ve nasıl mücadele ettiklerini izlemelerini istemesi anlaşılır gibi değildir.

Meclis’te sergilenen direniş elbette önemlidir, ancak sokakta, halkın harekete geçirilerek direnişin toplumsallaştırılması da en az Meclis’te sergilenen direniş kadar yaşamsaldır. Hatta toplumun bu faşist başkanlık anayasasına hukuksal haklarını kullanarak direnmesi, sonucu etkileyecek ve diktatörlük girişimini yenilgiye uğratılmasını sağlayacak asıl etkendir. Bu kader günlerinde halkı “seyirci” haline getirmek doğru olmayacaktır.

Şimdiden direnmeye başlamazsak, Erdoğan-AKP yönetiminin kendi milletvekillerine de baskı yaparak, sonuç almaya çalışacağı açıktır. AKP, geleneksel siyaset yapma tarzını sonuna kadar kullanacak, hile, sahtekarlık ve yalanı en önemli mücadele aracı olarak bir kez daha kullanmaktan kaçınmayacaktır. Dini inançları istismar edecek, tehlikeli bir mezhepçi çizgi izleyecek ve her ne pahasına olursa olsun başkanlık anayasasını Meclis’ten ya da referandumdan geçirmeye çalışacaktır.
================================
Dostlar,

AKP = RTE ve BUZ TANGOSUNUN SONU..

Bilindiği gibi bu köşe yazılarını Sayın Merdan Yanardağ kaleme almakta.
Yukarıdaki makalenin tarihi 15 Ocak 2017.
26 Nisan 2017 sözde referandumuna Türkiye koşar adım sürüklenirken, çok başarılı bir siyasal irdeleme ve isabetli bir öngörüyü yansıtmakta. Özelikle şu saptama kritik ve neredeyse bire bir gerçekleşti :

  • AKP, geleneksel siyaset yapma tarzını sonuna kadar kullanacak; hile, sahtekarlık ve yalanı
    en önemli mücadele aracı olarak bir kez daha kullanmaktan kaçınmayacaktır
    .

Nitekim mühürsüz zarflar ve oy pusulaları 298 sayılı yasanın 101. maddesi açıkça çiğnenerek “geçerli” sayılmış ve sayısı saptanamayan ancak kestirilebilen 1 milyondan çok oy “evet” e sayılarak kıl payı ile anayasa değişikliği kabul edilmiştir (!). Bu durum apaçık hukuka aykırıdır ve bilge hukukçu, Yargıtay önceki başkanlarından Prof. Sami Selçuk başta olmak üzere namuslu ve yetkin hukukçularca “yok hükmünde” (keenlemyekün) nitelenmektedir. Bu çok ağır bir durumdur ve 26 Nisan 2017 sonrası yapılan tüm idari işlemlerin geçersizliği demektir! Bu hukuksuz işlemler nasıl geri alınabilecek ve önceki duruma geri dönülebilecektir? Önemli miktarda yönetsel (idari) işlemin geri alınması eylemli (fiili) olanaksızlık taşımaktadır.

AKP = RTE sayesinde;

– Türkiye Cumhuriyeti temel anayasal değerlerinden büyük ölçüde koparılmış ve
– hukuk devleti olmaktan çıkarılmıştır.
– Ülke – Devlet, kritik biçimde hukuk dışına savrulmuştur.

Gelinen tablonun temelli bir onarımı (restorasyonu) kaçınılmazdır. Tarihte örnekleri vardır ve az değildir. Örn. Çin’de “Meigi Restorasyonu” dönemi.. Uzağa gitmeyelim; Türkiye’de Cumhuriyetin ilanı ve aydınlanmacı Atatürk devrimleri, Osmanlı dönemi yıkımının hatta yokoluşun eşiğinden döndürülerek onarımıdır.

AKP = RTE gidicidir, eğik düzlemde durdurulamayan ve durdurulamayacak olan kaçınılmaz bir politik kayış içindedirler. 2 gün sonra 16. yılına girecek olan tek başına iktidarların döneminde sergilenen tüm hukuk dışı işlem ve eylemlerin hesabı yargı önünde kesin olarak sorulacaktır. Bundan kaç(ın)manın tek çaresi yurt dışına kaçarak, önceden hazırlanan ilişkiler bağlamında bir ülkeden sığınma istemi olacaktır; eğer öne çekilmez ise 2019 seçimleri kazanılamazsa..

Her şey öylesine açık ki… AKP = RTE vargüçleriyle OHAL hatta sıkıyönetim ilan ederek 2019’a hazırlanmaktalar. Bu kez çok tehlikeli 2 silaha daha var ellerinde :

1. Seçim yasasını değiştirerek dar bölge sistemine geçiş
2. YSK yasasında değişiklikle bu stratejik kurumu tümüyle ele geçirme…

Özellikle ilkinin bilgisayar ortamlarında benzeşim(simülasyon) modelleri denenmektedir. Buna göre, Siyasal Partiler Yasasında bir değişiklikle partilerarası seçim işbirliğini (ittifakını) olanaklı kılıp MHP ile dayanışmak ve barajı gerektiği ölçüde aşağı çekip bu partiyi TBMM dışı kalmaktan kurtararak bütünüyle uydulaştırmak bir başka girişim. Bu arada ya HDP barajı geçerse??

AKP = RTE‘nin bu ölüm – kalım savaşımında (mücadelesinde) B, C, D.. planlarının olduğu kesin! Kamuoyu yoklamaları, ekonominin feci durumu, iç – dış konjonktür ve sıcak çatışma çıkarma dahil hepsi masada. Bu olasılıklar iç güvenlik – barışı ve ekonomiyi daha da kırılgan kılıyor ve bir kısır döngüye girilme riski giderek büyüyor..

Zarrab sorunu Başbakanın uzatmalı ABD pazarlıklarında çözüme bağlanabildi mi acaba? Yanıt evet ise ne(ler) karşılığında??

Başbakanın ailesinin off shore bankacılık hesapları konusu nasıl kapatılacak?

Atatürk maskesi takma bekleneni verebilecek mi AKP = RTE’ye?

Ekonomi, dünyanın en kırılgan 5 ülkesi içinde Standard & Poors’ raporunda.. Seçim yasasında değişiklik yaparsanız, üzerinden 1 yıl geçmeden yapılacak seçimlerde uygulayamazsınız :

Anayasa md. 67/son :Seçim  kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

AKP + MHP, halkoylamasına sunulmasına gerek bırakmayan anayasa değişikliği için gerekli 367’ye sahip değil. 330’u geçerlerse halkoylamasına sunulması zorunlu. Yarın başlasanız en hızlı 3-4 aydan önce sonuç almanız olanaklı değil. Halk ne der bu 67/son fıkradaki Anayasal süre 1 yılın kaldırılmasına (ya da çoook kısaltılmasına), belirsiz. Salt Siyasal Partiler Yasasında değişiklik yapsanız, kendinizi bağlayarak bu kez 1 yıl bekleyebilecek misiniz bıçak sırtı ekonomi ve siyasal topludurum (konjonktür) ile..

ABD ile pazarlık – uzlaşma – güvenilir anlaşma.. buz dansı gibi..

Bir de Suudi Arabistan Vahhabi İslamı bırakıp “ılımlı İslam”a geçmez mi?!
Üstüne üstlük Hicri takvimi bırakıp miladi takvime geçmez mi?
Kadınlara motorlu araç kullanma ehliyeti dahil yeni haklar tanımaya gidilmez mi?
(Bu konuda sitemizde 3 makale yayınladık geçen hafta..)
……
Yandı gülüm keten helva.. Artık Türkiye’de “şeriat rejimi” olasılığı hiç mi hiç kalmadı.. Hatta Tayyip bey Riyad saati ile örtüşmek için dayatmasını Ekim 2018’de sözde sessizce kaldıracak!

Zor dostum zor…

Bir de, yüzlerce odalı sarayda güvenlik kaygısıyla her gece başka bir odada yatmak yok mu! Yediği – içtiğinin güvenliği, yakın çevresini Brutus korkusuyla iyice boşaltarak yalnızlaşmak.. Başta kendisi olmak üzere AKP kadrolarında pek çok bakımdan mutlak “metal yorgunluğu..”

Yıkım (tahribat) çoooook büyük ama onarılmaz değil.. Anadolu halkı ve artık bir Çağdaşlaşma  – Aydınlanma sistemine dönüşen Mustafa Kemal ATATÜRK mitosu AKP = RTE’nin 15 yıllık Donkişotvari saldırısını boşa çıkardı..

Sahi, giderayak elde ne kaldı AKP – RTE? Yoksa bunu adı da Pirus zaferi mi??
Oysa bu sitede ne çok yazdık, ne çok uyardık, ne çok yol gösterip öneri sunduk!
Hep teenni, sağduyu, hukuk devletine saygı, Cumhuriyet’in temel değerleriyle çatışmasızlık … önerdik. Siyasetbilimi verileri uyarınca deterministik idi önermelerimiz..

Dileriz anlaşıldı!?

Sevgi ve saygı ile. 16 Kasım 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com