Coşkun Özdemir : CEHALET..

C E H A L E T …..

Prof. Dr. Coşkun Özdemir
Türkiye Kas Hastalıkları Derneği Başkanı
İstanbul Tıp Fak. Nöroloji Em. Öğretim Üyesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cahil ve cehalet sözcükleri Osmanlı döneminden kalan en büyük mirasımızdır. 1950’den önce cehalet sözcüğü genelde okuma yazma bilmeyenler için kullanılırdı. Şimdi toplumun sadece okuma yazma değil, bilmesi gereken hiçbir şeyi öğrenmemiş olduğunu gördük. % 90’ı köylü olan halk hiçbir şeyi bilmiyor, yaşadığı dünyayı da tanımıyor. Cumhuriyet 17 yılda bütün Osmanlı tarihinde olduğundan çok çeşitli okul, sanat kurumu açmış, üniversiteleri yeniden kurmuş, Avrupa’ya öğrenciler göndermiş, Köy Enstitülerini açmıştır.”

Bunlar gerçek bir bilge kişi Doğan Kuban’dan alıntıdır. Genel olarak bu sözcüğü hele halkımız için kullanmakta çekingenlik var. Doğan hoca cehalet sözcüğünü cesaretle ve elbette yetki ile kullanıyor. Genellikle bu gerçeği gizliyoruz.

Özdemir İnce’nin iki kitabı var. Cehaletin Rönesansı ve Egemenliğini işleyen çok aydınlatıcı.
O da cesur bir düşünür. TV’lerde halkın bir araya gelip aralarında tartışıp siyasilere çok rasyonel mesajlar verdiğini dinliyorsunuz. Bunlar yapay yakıştırmalar, bir öykü gibi. Gerçekle ilgisi yok, çok yineledim. AKP iktidarının ve yandaşlarının karalayıp kötülediği Cumhuriyetin Atatürk’lü 15 yılı bir mucize gibidir. Bunu yadsımak onu bir enkaz gibi tanımlamak bir gaflettir. Bugün neredeyse İslam dünyasındaki ilk laik cumhuriyetten arta kalanlarla yaşıyor ve bu sayede umudumuzu koruyoruz. Birer aydınlanma odağı Köy Enstitüleri ve Halkevleri haince yok edilmese, çağdaş eğitime darbe vurulmasa idi, Türkiye bugün bambaşka bir yerde olacaktı.

Bakınız DOĞAN KUBAN nasıl devam ediyor:

”Cahillik, politika olarak istismar edilen bir kültürel yoksulluktur. Az gelişmiş bir toplumun politik ortamında kişileri uygarca davranmaya ulaştıracak bir bilinç partilerde de yok. Üniversitelerimizin en iyileri bile yurt dışındaki itibarlarını yitirdiler Bugünkü iktidar çevrelerinde süregelen bir Osmanlı hayranlığı var (C.Ö.) “Biz Osmanlı tarihini çağdaş bir tarafsızlıkla, fakat Türkçe konuşan dünyanın ilk laik cumhuriyetini kurmuş bir İslam toplumu olarak yeniden değerlendirmek zorundayız. Bunu bir iç kavga tohumu olarak kullanan,
bizim gibi ülkeleri sömürme peşinde olan Batılı emperyalistlerdir.”

Ben bugünkü az gelişmişliğimizde ve çekinmeden söyleyelim cehaletimizde, neredeyse bin yıl önceki İslam toplumundaki akıl ve dogma zıtlaşmasının büyük etkisi olduğu kanısında olanlardanım. İmam-ı Gazali önemli, etkili bir İslam bilgini idi. Ama yazık ki, içtihat kapısı kapanmıştır diye İslam dünyasını özgürlüğe ve felsefeye kapamıştır!? Bunu nasıl başardığını anlamamışımdır. Çünkü İslam dünyasında yüzyıllardır tersine bir potansiyel vardı.

Ben ilk Avrupa’ya çıkışımda Belçikalı bir profesörün “Avicenna’yı okudunuz mu?” sorusu ile karşılaşmıştım. Bilmiyordum, İbni Sina’nın Avrupa’daki adı imiş. Onlar İbni Sina’dan başka İbn-i Haldun, İbn-Rüşt, Farabi, Harezmi okurlarmış. Bunlar İslam yasağını dinlemeyen filozoflar. Yunan klasiklerini Arapçaya tercüme ettirip okuyor, okutuyorlar. Avrupa reform ve Rönesans için onlardan yararlanıyor. Ama Osmanlı onlara uzak kalıyor. Osmanlıda bu felsefecileri eleştiren, onlara karşı çıkan, konuşup, tartışmak eleştirmek doğruyu aramak yanlıştır. İÇTİHAT KAPISI KAPANMIŞTIR diyen İmam Gazali tarafını tutuyor. O’nun TEHAFÜTÜ FELASİFE adlı ünlü bir kitabı var. Bu Osmanlı ile birlikte İslam dünyasının özgür düşünceye, felsefeye kapanışıdır. Bu nedenle bakın DOĞAN hoca ne diyor :

” Abbasilerin Dar-ül Hikma benzeri bir çeviri etkinliği, dünya bilim tarihinde FARABİ gibi filozoflar, İbni Sina gibi bir filozof ve tıp uzmanı, HAREZMİ gibi bir matematikçi, HAYYAM gibi bir şair ve matematikçiyi, Osmanlı toplumu 500 yılda yetiştirememiştir.”

Cumhuriyet %5 okuma yazma bilen, fabrikasız, okulsuz, sanayisiz perişan bir toplum miras aldı. Büyük Atatürk ona inananlarla birlikte bu topluma bu coğrafyaya aklı bilimi, çağdaşlığı, laikliği ve aydınlanmayı getirdi. Büyük bir devrimdir bu. Bunu küçümsemek gaflettir, hıyanettir. O’nu izleyenler bu devrime sadık kalmadılar. Tam tersine eğitimi baltaladılar, Köy Enstitülerini, Halkevlerini yok ettiler. Halkı çağdaş, aydınlanmacı bir eğitimden yoksun bıraktılar. İslamcı bir parti bugün bu yoksunluğun meyvelerini topluyor. Sol adına Atatürkü küçümseyenlerimiz oldu. AKP’den demokrasi bekleyen liberallerimiz, “yetmez ama evet” çilerimiz sonunda bugünlere ulaştık.

Bir devlet adamı, kadınlar sesli gülmesin diyor. Bir başkası hadislerde bütün hastalıkların ipucu vardır diyor. Üniversite hocası müziğin her türlüsü günahtır buyuruyor. Diyanet başkanı nişanlılar el ele tutuşamaz diyor. El zinası, göz zinası üniversitede hakimler arasında, üst makamlarda yaygın. Nerede, hangi zeminde yetişiyor bu milyonlarca Fetocu? Nedir bu Adnan Oktar olayı?

Her gün kadın cinayetleri haberleri alıyoruz. En çok sigarayı biz içiyoruz. En çok işçi ölümleri bizde. En çok yalan haber uydurma, haber bizim medyada. Dövmesi var diye bıçaklanan kadın bizim kadınımız. Sayısız çocuk cinsel tacizi, çocuk kaçırma..

Yanmaz kefen bizde satılıyor çok rağbet var. Türkan Saylan’a “zıbarıp gitti, O’nu cehennemde zebaniler karşılayacak, Atatürkçüleri yanına çağırsın“ diyen bizim kadınımız. Sömürgede dinimizi daha iyi yaşardık.. genç kızlarımız söylüyor. Yunan kazansaydı saltanat, hilafet devam ederdi.. Bu da saray sofrasında oturan dinci tarihçimizden.. “Erkekler sakal bırakmazsa şehvet uyandırır, oğlancılık teşvik edilir” bizim bir din adamının söylemi. Utanç verici şeyler.

Unutulmaz 6-7 Eylül vahşeti (AS: 1955), 2 Temmuz 1993 Madımak faciası cehaletin eserleri değil mi? Sağdan sola yazmayı bilmeyen kendini Müslüman saymasın.. Böylece birisinin kemikleri sızlayacak ve cehennemde bir ait kademeye inecektir. Bir milli irade temsilcisi dindar bu da. En çok, en çeşitli tarikatlar bizde. Birbirine en az güvenen bizim halkımız.

Bütün bunlar bu insan manzaraları cehaletten kaynaklanıyor, Emperyalizm bundan yararlanıyor. Rasyonel (AS: akılcı) düşünceden, bilinçten, aydınlanmadan yoksun insanlar tarafından yaratılıyor bunlar. Tepeden tırnağa bu toplumda yaygın bir patoloji görmemek mümkün değil. Binlerce insan hapiste. Bir gün için yüzlerce tutuklama, yüzlerce göz altı. Binlerce işten atılma, üniversitelerde adeta bir kıyım. Sormaz mısınız? Nasıl bir memleket bu? Her şey normal diyebilir misiniz? Ülkenin yöneticileri her şeyin başkanı reise böyle bir memleket nasıl idare edilir demez mi?

Hapislerle idamlarla olur mu? Bu yaygın patoloji masa üstüne konmaz mı? Bu zeminin bu toprağın ciddi bir hastalık içinde olduğu çok açık değil mi? Bu kabul edilip çare aranmalı değil mi? Hapishaneleri doldurmak Enis Berberoğlu’nu, Osman Kavala’yı, Eren Erdem’i, binlerce üniversite gencini Selahattin Demirtaş’ı hapiste tutmak vb. adalet midir, kaosa destek midir? Hiç beraber olmadığımız Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan darbeye mi destek verdiler? Cumhuriyet yazarlarını 6-7 yıl hapse mahkum etmek neyin nesi? Bunların gerekçesi hangi vicdan sahibini ikna edebilir?

Derinlemesine bir sosyolojik psikolojik çok yönlü analizlere ihtiyacı var bu toplumun. Bu yazıyı yazarken bir katliam haberi alıyorum.. Bir ailede 5 ölü 4 yaralı, bir katliam. Ne kadar kolay öldürüyor! Hem de 28 kez, 32 kez bıçaklıyor benim insanım! Hastanelerde doktorlara saldırı vukuatı adiyeden (AS: sıradan olay). Bu ülkenin Başkanı ve iktidar partisi önderleri biz hangi koşullarda ardı ardına seçim kazanıyoruz, toplumun hangi kesiminden oy alıyoruz diye düşünmezler mi? Başkanın vurguladığı gibi asil bir halk mı bu?

Bakın iyi bir düşünür ve yazar olan Dr. Erdal Atabek ne diyor :

”Halkımız Erdoğan ve AKP’yi kutsallaştırıyor İktidar kutsallaşmıştır. Oy vermemek günahtır. Peygambere karşı çıkmaktır. Bilinç altı bir şey bu. Kollektif bilinç kolay kolay değişmez. CHP ancak toplumun bilincine seslenebiliyor bilinç altına değil.” Oysa Atatürkçü laik kesim için böyle bir kutsallık yok. Laikliği savunmak için çaba göstermek gibi bir sorumluluk, bir gereklilik düşünmüyor aydın kişi. Sayı üstünlüğü de olmadığı için, bütün seçimlerde yitiren yan.

  • Ne olacak, nereye gidiyoruz?

Yanıtını bilemediğimiz bir soru bu. Kaygılar içinde yaşarken, yaşayanlar hep birlikte görecekler.
Ama yılgınlık ve umutsuzluk yasak!
Aydınlanma için var gücümüzle çalışacağız!
==========================================

Dostlar,

Saygın insan Prof. Dr. Coşkun Özdemir bizim İstanbul Tıp Fakültesin’den hocamızdır. Uğur Mumcu Vakfı‘nda yollarımız kesişmiş ve Vakıf için bir Ulusal Sağlık Politikası raporu hazırlayan çalışma takımı içinde olmuştuk.

Sonra.. Ergenekon kumpas davalarında Silivri tutsaklarını bir ziyaretimizde çadırda dertleşmiştik.. Arada bizi katıldığımız TV programlarını izleyebilirse arar ve kutlar..

Özdemir hoca on yıllardır, Yeşilköy’de çooook mütevazi bir binada, kurucusu olduğu Kas Hastalıkları Derneği‘nde bu zor hastalıklarla boğuşanlara hizmet sunuyor, nitelikli – bilimsel – sevecen – insancıl emeğini akıtıyor.. Dünyanın en ünlülerinden Harvard Tıp Fakültesi’nde çalışmış, çoook başarılı bir Nöroloji hocası Prof. Coşkun Özdemir..

Kas Hastalıkları Derneği binası, İstanbul Büyükşehir Belediyesinden kiralık. Hemen hemen her yıl bu belediye “çıkın” der ve insanları perişan eder.. Oysa dinci – kinci – yandaş dernek ve vakıflara bu belediye ölçüsüz destek veriyor.. Ne adaletsiz tutum ve ne utandırıcı politika!?

Özdemir hocamız 1929 doğumlu.. 90’ına dayandı ama yüreği hala Ülkemiz – insanımız – Aydınlanma ve ATATÜRK DEVRİMLERİ için çarpmakta..

O’na daha nice üretken yıllar dilerken, ülkemize kattıkları için bin şükran sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 29 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Tayyip Erdoğan’la açık sözlülükle

Tayyip Erdoğan’la açık sözlülükle

Ataol Behramoğlu
Cumhuriyet, 30 Haziran 2018

 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Sizinle hiç karşılaşmadık. Belediye başkanlığınız sırasında bu olabilirdi.
Siz İstanbul Belediye Başkanı olduğunuzda ben de Türkiye Yazarlar Sendikası başkanlığına seçilmiştim. Yoksul sendikamızın, Kabataş Setüstü’ndeki lokalinin sahibi CHP Büyükşehir Belediyesi’ne bir hayli borcu birikmişti. 
Arkadaşlar gidip yeni başkanla görüşelim dediler. Gitmem dedim. 
Böylece bu ziyaret gerçekleşmedi. Gerekçelerimi birkaç kez yazdığım için tekrarlamayacağım. 
Sonra belediye başkanlığından alındığınızda, İstanbul Üniversitesi’ndeki işime giderken tam da Şehzadebaşı Camisi’nin önünde, sizin belediye sarayı önündeki topluluğa veda konuşmanıza tanık oldum. Durup bir süre dinledim. 
Sonradan bu sütundaki yazılarımdan birinde dile getirdiğim gibi, bu konuşma “görevden alınan bir belediye başkanının veda konuşması değil, kışkırtıcı bir meydan okumaydı.” 
Olaylar bu izlenimimi de fazlasıyla doğrulamıştır.
Avukatlarınız hakkımda iki kez hakaret davası açtılar. 
İlkinin gerekçesi, bir TV programında, -o sırada sanırım başbakandınız- başkanı olduğunuz partinin seçim yoluyla iktidarı bırakmayacağını söylemiş olmamdı. 
Zaten saçma bir davaydı. İlk duruşmada beraatla sonuçlandı. 
İkincisi, daha yakın zamanda, Ortaçağdan Sesleniş” başlıklı bir yazımda şehit ailelerine hitaben yaptığınız konuşmaya yönelttiğim eleştiriye ilişkindi. 
Onların ölmüş sayılmayacağını, şehitliğin hiç de üzülecek bir şey olmadığını söylüyordunuz. 
Yazıda özetle, bunların bir din görevlisi tarafından teselli amaçlı söylenebileceğini, fakat bir devlet başkanının görevinin böyle şeyler söylemek değil insanların can güvenliğini sağlamak olduğunu belirtmiştim. 
Avukatlarınız hakaret saymışlar. Neyse ki yargıç böyle düşünmedi ve bu dava da ilk celsede aklanmayla sonuçlandı. 
Yazılarımda size yönelik pek çok eleştiri vardır. Fakat ne size ne ailenize hakaret etmek aklımdan geçmez. Kişiliğimle, aldığım terbiyeyle de bağdaşmaz. 
Buna karşılık sosyal medya, seçim gecesinde Halk TV’deki birkaç sözümle ilgili olarak, taraftarlarınızın bana ve yakınlarıma yönelik ağza alınamayacak hakaretleriyle dolup taşıyor. 
Şahsen ben, bu nitelikte kişiler tarafından ve onların hiçbir değer ve ahlâk kırıntısı taşımayan sözleri yoluyla, herhangi bir konuda savunulmayı istemem.
Şimdi son olarak, RTÜK’ün bu yayın nedeniyle bu TV kanalına para cezası vermiş olduğunu öğrendim. 
Kanaldaki sözlerim, resmi sonuçlar henüz açıklanmadan zaferinizi ilan etmenizle ilgiliydi. 
Kuşkusuz o anların gerginliğinin ve heyecanının da etkisini taşıyan bir tonda, bu erken konuşmanın seçimle gelmiş bir devlet adamı tarafından değil, ancak bir çete reisi, bir darbecitarafından yapılabileceğini söyledim. 
O anda siz cumhurbaşkanı değil adaydınız ve erken bir zafer ilan etmeye -demokrasi ölçüleri içinde- hakkınız yoktu. Bence yasaya aykırı, ya da kendi yasasını kendi yapan biri tarafından yapılabilecek bir konuşmaydı. Amacım hakaret değil, dile belki sert getirilmiş bir tespittir. 
Bu sözlerim hiçbir uygar ülkede, suçlama, ceza konusu olamaz. 
Sonuçta, büyük sayılamayacak bir oy farkıyla da olsa, cumhurbaşkanı, ya da “yeni sistem”in başkanı seçildiğiniz resmen ilan edildi. Buna sevinen milyonlar ve üzülen milyonlar var. 
Ben üzülenlerdenim. 
Çünkü bütün yetkilerin tek elde toplanmasının diktatörlük ve bu “yeni sistem”in daha 2002’de onu ilk kez adlandıran kişi olduğum “sivil darbe”nin bir son aşaması olduğundan kuşku duymuyorum. 
Şu anda sahip olduğunuz sınırsız yetkileri ne ölçüde kullanacağınızı, ya da kullanabileceğinizi zaman gösterecek. Ben ise, kendi payıma, bu ülkenin, bu dilin bir şairi, bir yurtseveri olmaktan ötürü mutluyum. 
Bulunduğum yaş ve konum olarak ne kimseden zerrece korkum, ne de en ufak bir beklentim olabilir. 

  • Bütün korkum, ülkemizin Batılı bir demokrasi olmaktan
    büsbütün koparılarak Ortadoğu diktatörlüğüne dönüşmesidir

Tek dileğim ise onun uygar dünyanın bir parçası, özgür ve mutlu bir ülke olarak gelişip varlığını sürdürmesidir.
===========================================

Dostlar,

İşte üstad Ataol Behramoğlu‘nun yazıları böyle okunmaya doyulamayan, her biri bir edebiyat yapıtı, ayrıca belgesel; tarihe not düşen..

Biz de aynı duygu, kaygı ve düşünceler içindeyiz..

Bekleyip göreceğiz ve Türkiye’mizin, Behramoğlu’nun tanımlamasıyla;

  • uygar dünyanın bir parçası, özgür ve mutlu bir ülke

olarak yaşaması için bütün gücümüzle mücadele etmeyi sürdüreceğiz.
Kuşkusuz bizler kazanacağız çünkü tanımladığımız hedef hem gerçekçi hem de meşru!

Sevgi ve saygı ile. 30 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ACİL, ACİL, ACİL… SEÇİM SONUÇLARI DOĞRULANMALI

ACİL, ACİL, ACİL… SEÇİM SONUÇLARI DOĞRULANMALI

Naci BEŞTEPE

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

RTE “Seçim önceden kazanılır.” demişti.
%52 ile balkona çıkılacağı önceden dillendirilmişti. Öyle oldu.

Seçim AKP/RTE’nin belirlediği gibi sonuçlandı. 

Millet iradesi olduğuna inansam gıkımı çıkarmayacağım.
Ama inanamıyorum. Nedenini kendimce açıklayayım :

NEDEN İNANMIYORUM?

Seçim sandıkları 17: 00’da açıldı. Ben de kaç seçimdir sayım aşamasını izlediğimi gibi dün de izledim. Sandığın açılması, zarfların iki kez sayılması, zarfların içinin tek tek boşaltılması ve iki pusulanın ayrı ayrı konması, sonra pusulaların sayılması, bunların tutanağa geçirilmesi işlemi en az 30-45 dk. alıyor.

Cumhurbaşkanı  pusulalarının sayımı (ortalama her sandıkta 350 pusula vardı) 45 -60 dk. sürüyor. Saat 18:30’u geçti. Bizim sandıkta cumhurbaşkanı sayım tutanağı hazırlanırken muhterem medya seçim sonuçlarını açıklamaya başladı.

Sorum burada başlıyor :

Hangi sandıklar, ne zaman sayıldı, ne zaman tutanağa geçti, ne zaman sonuçlar Seçim Kurulu’na düştü? Sandıkların başındakiler fotoğraf çekip gönderdi desem o bile bu süreçte olanaksız.

Ben okuldaki 21 sandığı dolaştım saat 19:00’da yalnızca 1 sandık, o da sadece cumhurbaşkanlığı sayım sonucunu asabilmişti. Milletvekili oy pusulalarının sayımı daha da uzun sürdü. Bir saat aldı. Yani, usulüne uygun sayım en erken 19:30 -20:00’da bitirilebilirdi.

Çok hızlı çalışanlar 30 dk. önce bitirsin. Saat 20:00’de seçim sonuçları neredeyse belirlenmişti.

  • AA bu kadar doğru bilgiye hangi kanalla, nasıl ulaştı?

Seçim kurullarında sayılmayan oylar açıklanabilir mi?
Seçim kurulları dışında sonuçları toparlayan, aktaran, ilan eden bir sistem mi var?

Seçim sonuçlarının araçlarla İlçe Seçim Kuruluna hareketi saat 20:45-21:00 dolaylarındaydı. Medya sonuçların %90’ına ulaşmıştı. Bu nasıl olur?

SONUÇ YAŞAMIN AKIŞINA AYKIRI!

Bu sonuçların sandıkları yansıttığına inanmıyorum.
Kurgulanmış, provası yapılmış bir sayım sistemi bize yutturuluyor.

İnanmam için CHP veya Millet İttifakı’nın şöyle bir açıklama yapması gerekir :

  • Biz sandıkların %90’dan çoğunu denetledik. Seçim sonuçlarını – ıslak imzalı tutanakları aldık, sayımlarını yaptık, bizim sayım sonuçlarımız ile açıklananlar örtüşmektedir.

Bunun dışında

  • Türk ulusu olarak kullanıldığımızı, kandırıldığımızı, kazıklandığımızı kabul ediyorum.

Kendini yargıç yerine koyan ve kendi özeleştirisini yapmadan Millet İttifakı’nın neden yitirdiğini açıklama yarışına girenlerin dediklerinde gerçek payı olsa da; çıkan sonuç mantığa, sokağa-miting alanlarına, patates-soğan-benzin fiyatına, Dolar kuruna, güney sınırlarımızdaki gelişmelere aykırıdır.

ACİL, ACİL, ACİL…

Tüm muhalefet partileri bu gerçeğin açığa çıkması için var gücünü kullanmalıdır.
======================================
Dostlar,

Erdoğan gerçekte “topal ördek” tir..

Değerli dostumuz E. Tümg. Sayın Naci Beştepe‘nin yukarıda yazdıkları tümüyle doğrudur.
Biz de katılıyoruz ve benzer hatta aynı isteği sitemizin manşetinde, makalelerimizde 2 gündür yapıyoruz.. Binlerce kişi doğrudan sitemize girerek okuyor bu çağrıları – çığlıkları..

CHP içinde Kılıçdaroğlu – İnce çekişmesi yaratmanın zamanı değildir!

Bunun vebali çok ağırdır.

  • Zaman, Ulusun hukukunu ve seçimin namusunu koruma ve kurtarma zamanıdır.
    ****
  • CHP’nin / Millet ittifakının CB adayı Muharrem İnce’nin görkemli İstanbul mitingi, 23.6.18.. Şimdiye dek görülen en kalabalık miting.. 6,7 milyon rekor katılım oldu!
    İzmir 3, Ankara 2 milyon.. 3 büyük kent 12 milyon oy ediyor!?
  • CHP‘li seçmenler stratejik oy kullanarak hem İYİ Parti’yi hem de HDP’yi deyim yerinde ise ”emzirdi” ler. Bu da oy oranının %25’in altına düşmesinin temel nedeni oldu.
    Ne ağır yük CHP‘ye..! İYİ Parti için 15 ödünç vekil çok ustaca bir girişimdi.
  • Fakat mutlaka açıklanması gereken kritik – karanlık – stratejik manevralar oldu seçim – sayım gecesi!

Seçim matematiği sağlıklı değil! 

  • YSK sandık verileriyle CHP – İYİ Parti ve HDP’nin elindeki verilerin örtüşüp örtüşmediğini bilmeliyiz.

İYİ Parti kıl payı %10.. HDP %1 fazla.. Baraj altında kaldılar da bu “bonus” lara fit mi oldular?

Bu 3 parti sorumuzu yanıtlasın; yurttaşlara, STK’lara bu açıklamalarını doğrulama olanağı versin..

YSK’daki ıslak imzalı tutanaklar korunsun.

Gerekirse uluslararası hakemler, Noter çağrılsın.

AKP’den bir SEÇİM DARBESİ daha yemeyelim!

Bu şaibe toplumda huzur, BARIŞ.. bırakmaz!

Er ya da geç gerçekler öğrenilir; keser döner, sap döner, hesap da döner; TAMAM mı!?

  • Erdoğan’ın kendi oyu, gerçekte partisinin aldığı oydur. AKP – MHP ittifak yapmadı mı? Bahçeli “Bizim adayımız Erdoğan” demedi mi?.. Erdoğan’ın aldığı %10 fazlalık, Bahçeli’nin “Aday’ı Erdoğan’a ikramı”dır.
  • Erdoğan gerçekte, siyasal yazın deyimi ile “topal ördek” tir..
  • Dolayısıyla Erdoğan’ın “hakiki” oyu, partisinin aldığı oya yakındır ve dahası,
    2016 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oydan “reel” olarak daha düşüktür.
  • Ayrıca 8 ay sonra Mart 2019’da da yerel seçimler var!
    ****
    Suudi Arabistanlı kadın El-Hamad, 10 yıl sonra Formula 1 takvimine dönen Fransa Grand Prix’sine ev sahipliği yapan Paul Ricard Pisti’nde, Renault’nun 2012 sezonundaki aracı E20’yi sürdü…
  • S. Arabistan hicri takvimi bırakıp miladi takvime döndü.
    S. Arabistan, ABD dayattığı için uyguladığı vehabi islamdan ılımlı islama geçiyor.
    Ya AKP=RTE ve Türkiye?? Neyin ham hayalini kuruyor bu akılları geriye saplantılı zevat!
  • “Seçilmiş” (!?) Sultan bu kez “topal ördek” tir..
  • Partisi TBMM’de salt çoğunluğa sahip olmadığı gibi, Kasım 2015’e göre %8 (yakl. 4 milyon!) oy yitirmiş durumda. Bir yanda MHP bir yanda HDP sıkıştıracak. Kendi tabanı da elbette..
  • Erdoğan’ın %52 oyu ise asla tartışılmaz değil. 10 puanı MHP’den..
  • AKP=RTE ayrı ayrı %42 ile salt çoğunluğu yitirmiş durumda gerçekte!Ekonomi uçurum eşiğinde, OHAL kaldırılınca mağdurları hak arayacak, tazminatlar,
    işe iadeler.. Aldatılan – kandırılan muhalefet ise asla boyu eğmeyecek; tersine daha da
    bilenmiş direnecek..Türkiye, yönetimi son derece zor bir sürece sürüklendi AKP=RTE‘nin ölçüsüz ihtirası ile.Bir de Müslüman geçiniyor ve başkalarının inancını sorgulamaya kalkıyorlar..
  • Seçime hile karıştırmak, oy çalmak (Muharrem İnce 25.6.18 günü basın toplantısında açıkça söyledi!) hangi dinde var, İslamiyetin neresinde var? Gene takiyye yapıp,
  • Kerameti kendinden menkul kendi anlayışınıza göre “İslami rejim kurmak için / kurana dek dar’ül harp ilan ettiğimiz bu cennet vatanda her şey mübah..” mı buyuracaksınız?Allah’tan utanmaz ve korkmazlar..
    Milyonlarca insanı ALLAH İLE ALDATMA oyununuz da artık sona erdi..
    İnsanlar akıllandı ve sizleri tanıyorlar.

Avusturya ADD şubeleri  kurucu genel başkanı ve halen onursal başkanı değerli dostumuz Erol Güçlü aynen şunları yazmış :
***
Değerli İnsanlar
Balkon üzerinden yapılan yeni 15 Temmuz darbesine direnmek hak olmuştur.

BU BİR DARBEDİR. DİRENİLMEZ İSE BAŞARIYA ULAŞACAKTIR.  
Haksızlığa, Hukuksuzluğa Direnmek İnsanlıktır, Onurdur…

Kaygılarımla.

Erol Güçlü
*****

  • Biz Ulusumuza ve onun köklü birikimine – sağduyusuna – savaşımcılığına inanıyoruz.

Türkiye bu “lanetli parantezi” de açacak, aşacak, kıracak.
Tarihin tekerleği asla geri döndürülemeyecek!
Uygarlık – Aydınlanma ateşi yarasalar dahil herkesi uyandıracak.
****

CHP bu muazzam seçim hilesini boşa çıkarmada öncü – motor olmak zorunda..

Hızla toparlanmalı ve silkinmeli, iç çekişmeleri bırakıp ve içindeki Truva atlarını tasfiye ederek;

“6 Ok” un büyülü rotasına girmeli, orada toplanmalı yeniden!

Anlaşıldı mı, TAMAM mı!? Başka hiçbir çıkış – kurtuluş yok, yok, yok!

Sevgi ve saygı ile. 26 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

IMF’den kritik Türkiye açıklaması

IMF’den kritik Türkiye açıklaması

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

IMF Başkanı Christina Lagarde Türkiye hakkında açıklamalarda bulundu.

cumhuriyet.com.tr25 Mayıs 2018

Lagarde ‘Türkiye hakkında endişeli misiniz?’ sorusuna,

  • “Gerekli önlemleri almayan bazı gelişmekte olan ekonomilerde düzen bozulacak”

diye konuştu. Lagarde Merkez Bankası‘na müdahale eleştirileriyle ilgili olarak, “Herkes iyi olduğu işi yapmalı” diye konuştu.

İşte IMF Başkanı Christina Lagarde’ın Türkiye hakkında Bloomberg’e söylediği o sözler…

Türkiye Arjantin’den farklı bir aşamada piyasada baskı var lira son birkaç ayda çok değer yitirdi. Politik liderler ile Merkez Bankası arasında uyumsuzluk var.

Politik liderler derken Erdoğan’ı mı kastediyorsunuz?

Para politikası anlamında bütün siyasi liderler Merkez Bankası‘nı yapmak zorunda olduklarını işlerini yapmaları anlamında serbest bırakmak zorunda olmalıdırlar. Merkez Bankası‘nın bağımsızlığı sağlanmalıdır.
Yapılan bazı yorumlar uluslararası kamuoyunu ve yatırımcıları alarm haline geçirdi. Merkez Bankası hakkında yapılan bazı yorumlar Bankanın talimat altında olduğu, yönlendirildiği veya etkilendiği hususunda uluslararası kamuoyunu uyardı. Bu durum belirsizlik ve güvensizlik yaratıyor.

Erdoğan’a mesajınız lütfen Merkez Bankası‘ndan uzak durun mu olur?

Bence herkes işini en iyi olduğu alanda yapmalı. Merkez Bankası başkanları genelde işlerinde iyidir. Para politikasının uzmanlar tarafından halledilmesi gerekir. Ellerinde iyi araçlar var. güçlü mentaliteye sahipler. İşi onlara bırakmak çok daha iyi olur.

IMF olarak Türkiye hakkında endişeli misiniz?

Dolar güçleniyor. ABD’de para politikası sıkılaşıyor. Gelişmekte olan ülkelerden para geri gidiyor. Gördüğümüz bu. Bu, gerekli önlemleri almayan bazı gelişmekte olan ekonomilerde düzeni bozacak. Bu bekleniyordu.
============================================
Dostlar,

AKP = ERDOĞAN’a DİZ ÇÖKTÜREN BORÇ ÇIKMAZI

Uluslararası finansman stratejileri, çağımızın en önemli uzmanlık alanlarındandır. Bu kritik alanda uzmanlaşmak için uygun bir temel dalda (tercihan çift anadalda)  4 yıllık lisans eğitimi üzerine önce mutlaka bir yüksek lisans çalışması yapılması, bürokraside ve uluslararası finansman kurumlarında yılarca deneyim kazanılması ve Doktora çalışması gereklidir.

Erdoğan‘ın böylesi bir donanımdan fersah fersah uzak olduğunu herkes biliyor. Ekonomi danışmanlarının bilimsel edinimlerini (formasyonlarını) ayrıntılı bilmiyoruz.. Ancak herkes Erdoğan’ın artık patolojik sınırları zorlayan kibirini – inadını – kendini beğenmişliğini – dediğim dedikçiliğini… çok iyi biliyor. Kimi dinci takıntılarını da.. Bunların hepsi birlikte çok özel (nev-i şahsına münhasır!) bir kişilik ortaya koyuyor ve ileri derecede narsisistik kişiliğin türevleri – ögeleri olarak kabul görüyor. Ne yazık ki faturayı 81 milyonluk koskoca Türkiye ve önemli ölçüde komşu coğrafya insanları ödüyor.

Öte yandan yaşamın somut ve yakıcı gerçekleri (real politics) önünde sonunda baskın çıkıyor ve direnenleri terbiye ediyor. Ne var ki, AKP = Erdoğan çaresizlikten pes edene dek olan oluyor  ve giderimi (telafisi) çooook güçleşiyor. Nitekim IMF Başkanı Lagard’ın diplomatik söylemi yeterince açık :

  • … gelişmeler, gerekli önlemleri almayan bazı gelişmekte olan ekonomilerde düzeni bozacak. Bu bekleniyordu.

Erdoğan’a para politikasına burnunu sokma, anlamadığın işe karışma… deniyor açıkça.
Sitemizin manşetinde yer verdik şu dizelere – uyarılara :

  • “AKP ekonomi idaresinin izlemekte olduğu bilim-dışı enflasyon politikası ve yürütmekte olduğu dışa bağımlı, inşaat betonuna dayalı büyüme stratejisi ulusal ekonomimizi istikrarsızlığa sürükleyerek tahrip etmektedir.” / Prof. E. Yeldan, devamı için tıklayın

Türkiye’yi yangından – bunalımdan – iflastan… kurtarmak için 12 temel ivedi adım :

  1. OHAL hemen kalkmalı
  2. Tüm yolsuzluklar yansız – bağımsız yargıya taşınmalı.
  3. Gereksiz – verimsiz – dış borç doğuran tüm projeler (başta şehir hastaneleri!) durdurulmalı
  4. Kamu öncülüğünde planlı karma ekonomi ile üretim ve tasarruf seferberliğine başlanmalı.
  5. Dış ticarette takas ve karşılıklı ulusal para kullanımı olabildiğince yaygınlaştırılmalı.
  6. Yersiz, gereksiz, akıl dışı ve aşırı yüksek nüfus artışı mutlaka frenlenmeli.
  7. Suriye – Esad ile doğrudan ilişki kurularak göçmenler hızla ülkelerine yollanmalı..
  8. Dış borçlar için bir “mola alınmalı”, konsolide edilmeli, yeniden yapılandırılmalı.
  9. İç ve dış barış iklimi yaratılmalı, halka gerçekler anlatılmalı ve desteği istenmeli. 
  10. Tüm bunları yapacak bir ULUSAL HÜKÜMET kurulmalı, bir süre “olağanüstü restorasyon dönemi” sürdürülmelidir…
  11. Türkiye ve AKP, Erdoğan’ın kibirli ve akıl-bilim dışı takıntılarından mutlaka kurtarılmalıdır.
  12. Yaşanan fiili bir devalüasyondur ve küresel sermaye – AKP ortaklığıylayürütülmektedir!

Türkiye AKP=RTE’den kurtulmadıkça bu yangına çare yok!.. Ölümcül hastayız ve nedeni
AKP=RTE’nin akıl ve bilim dışı, asla yerli ve milli olmayan güdümlü despotik politikalarıdır!

  • AKP = Erdoğan, sokaktaki insanı belki bir süre daha aldatabilir ve akıl – bilim dışı kibirli, dinci takıntılarıyla yarattıkları cehennemi kendilerine dönük operasyon gibi sunarak, yine mağdur edebiyatıyla 24 Haziran’da oylarını da artırabilir.. Ancak güneş balçıkla sıvanamaz! 16 yıldır sürdürülen har vurup harman savurma – yağma / talan bezirganlığının bedeli ödenecek, Türkiye’ye ödetilecektir. Elbette bu kaçınılmaz diyet ödemelerinden AKP = Erdoğan’a da 
    er ya da geç hak ettiği pay düşecektir, düşmelidir..
  •  Prof. Dr. Yalçın Karatepe (SBF önceki dekanı), iktidarın pasif tutumu nedeniyle şu anda Türkiye ekonomisinin sahipsiz kaldığını söyledi. Merkez Bankası’nın kurdaki yükseliş karşısında geçen hafta gereken önlemlerin alınacağını söyleyip bir haftadır sessiz kaldığını belirten Karatepe, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin de “Doların yükselişini kabul etmiyorum” demesinin ardından doların %10 değer kazandığını anımsattı… (24.5.18)

Erdoğan Londra’da, çökerttiği ekonomiyi kurtarmak için küresel patronlarla görüştü. Enflasyon yangına dönüştü. Olağanüstü bir aşamaya gelindi; zincirleme gelişmelerle akut ve çok ağır bir bunalıma girilebilir; ÖDEME GÜÇLÜĞÜİvedi ve epey (bu yıl en az 240 milyar $!), sıcak – nakit döviz gerek! Peki Batı’ya verilen bedel – ödün – söz.. ne karşılığında? Yine mi gizli anlaşmalar? Hem de gidici AKP=RTE ile!?

Örn. Kıbrıs’ta garantörlükten vazgeçme, askerin çekilmesi, Doğu Akdeniz MEB (münhasır ekonomik bölge) haklarımız, devalüasyonyeniden AÇILIM!

AKP=RTE bu konularda neden suskun ve eylemsiz!? 2002 ayarlarına dönüş mü oldu/oluyor!? 11.02.2018’de yazdık:
Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış : Politik Plastron Patlamak Üzere!

  • Aklımızla, Ekonomiyle, halkla alay eden AKP=RTE; bunun sonu yok!? 26+ milyon nüfus (3 kişiden 1’i!) yoksul (TÜİK), asgari ücret açlık sınırının altında, enflasyon-işsizlik-faiz 2 haneli!? Çok ağır borçlar nasıl döndürülecek? 
  • AKP=RTE ile iflas eşiğindeyiz, Osmanlı Düyun-u Umumiyesi kapıda mı? Bu yıl 240 milyar $ sıcak para gerek, nerden bulunacak?
  • Kaldır OHAL’i, israfa son ver, yolsuzlukları yargıya taşı, sırtımızdan in; kamu öncülü-ğünde planlı karma ekonomiyle üretime hız ver, eğitimi bilimselleştir… döviz düşer!
  • Bu Dolar yangını “kurgu” mu yoksa!?

    2015 Haziran-Kasım arası halkı, birden azdı-rılan kan ve terörle korkutarak teslim alma gibi bu kez ekonomik terör ile diz çökertme planı mı!?

Lütfen tıklayınız : Turkiye’nin_iflasi_basladi

Bu arada : MB’nın faiz artırma kararı birkaç saat öncesinden bile sızdırılsa (insider trading ve insider trader!) milyarlarca TL sekülatif kazancın yerli – yabancı yandaşlara ikramı işten bile değildir.. Açalım; haber verildi size, MB Para Kurulu toplandı, 2-3 saate kalmaz, faiz artırımı kararı çıkacak.. Ne yaparsınız, 1 $ = 4.92 TL’den hemen ve booolca satarsınız değili mi!? Faiz artırımı kararı açıklandığında Dolar “küüt ” diye 4,52 TL’ye iner.. 40 kuruş ucuzlamıştır!

– 1 dolarda 40 kuruş
– 10 dolarda 400 kuruş (4 TL)
– 100 dolarda 40 TL
– 1000 dolarda 400 TL
– 10 bin dolarda 4000 TL
– 100 bin dolarda 40 bin TL
– 1 milyon dolarda 400 bin TL

– 1 milyar dolarda 400 milyon TL… servet sahibi olursunuz birkaç saat saat içinde!?

Dolayısıyla, 23 Mayıs 2018 gecesi, MB Para Kurulu toplantıda iken yoğun düzeyde Dolar’dan çıkan (TL’ye dönen) kişi ve kurumlar (bankalar, aracı kurumlar…) kimlerdir?? Bunlar MASAK, BDDK ve MİT tarafından rahatlıkla ortaya çıkarılabilir. Çıkarılır ve açıklanırsa büyük oyun da bozulur.. Ne var ki iktidarda AKP varken bu bağlamda beklenti deli saçmasıdır!

İşte dış borçlanma böylesi bir zincirdir; bağımsızlığınız – egemenliğiniz toz olur uçar!
AKP = Erdoğan, Kasım 2002’de 230 milyar $ toplam borcu olan Türkiye’yi devraldılar; 3 katına çıkardılar toplam borcu : 450 milyar $ kamunun + 245 milyar $ özel sektörün borcu. Toplam 700 milyar Dolara dayanan muazzam bir borç yükü ve çevirmede tıkanma!

Mustafa Kemal Paşa, 1923-38 arasında neden onca yokluklar içinde denk bütçe için vargücüyle titizlenmiş; yıkımlar arasından bir yıldız yükseltmiştir..  İlk belirleyici hücrelerine dek DÜRÜSTLÜK idi.. Tasarruf idi, verimlilik idi, çalışkanlık idi, yerli malı idi, ithal ikamesi idi, planlı kalkınma idi, kamu öncülüğünde karma ekonomi idi, özelleştirme değil tersine MİLLİLEŞTİRME – DEVLETLEŞTİRME idi.. Bu yüzden bir ekonomi mucizesi gerçekleştirildi ve 1929 Dünya Ekonomik bunalımı da yaşanırken, Merkez Bankası ancak 1930’da kurulabilen, bir yandan da Osmanlı’nın ağır borçları ödenirken.. 15 yılda yıllık ortalama %6,5 büyüme geçekleştirildi. Bu inanılmaz başarıya Batı yazını (literatürü) “Mustafa Kemal’in Ekonomi Mucizesi” dedi!

ÇARE                      : Yukarıda yazdık.. yinelemeye gerek var mı??

  • Kamu öncülüğünde planlı karma ekonomi!
  • Başka hiç – bir yolu yok efendiler, TAMAM MI!?

Sevgi ve saygı ile. 26 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ATATÜRK GİBİ OLMAK

ATATÜRK GİBİ OLMAK

  • “Atatürk gibi olmak için 40 kütüphane dolusu kitap okumak gerek”

Prof. Dr. Süleyman Çelik

Atatürk’ün kuşağı daha doğmadan, Osmanlı İmparatorluğu dağılma sürecine girmişti. Çocukluklarından beri “vatan elde gidiyor” sözlerini duyan ve askeri okulda, kendilerine sürekli “birinci görevlerinin vatanı kurtarmak olduğu” öğretilen Atatürk ve arkadaşları okullarını bitirince, Vatanı kurtarmaktan başka bir şey düşünmeksizin görevlerine koştular ve kendilerini mücadelenin içinde buldular. Gittikleri yerlerde savaş yoksa bile ya bir isyan ya da bir ayaklanma vardı.

Büyük çoğunluğu evlenmeyi aklına getirmedi. Çünkü insan kendi canını düşünmeyebilir, ama eşini ve çocuklarını düşünmek zorunda kalır. Böyle bir sorun edinmek istemediler.  Örneğin, Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen 7 askerinden beşi (M. Kemal Atatürk, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele), yaşları 40 dolayında olmasına karşın hala evlenememişlerdi. Evli olan İsmet İnönü ile Fevzi Çakmak ise 30 yaşını geçtikten sonra, ailelerinin zoruyla evlenmiş, ancak eşlerinin yanında 15 gün bile kalamadan cepheye koşmuşlardı.

Hepsi vatanseverdi ve görevlerini canları pahasına büyük bir özveriyle yapıyorlardı, ama Atatürk onlardan farklıydı. Fark, Atatürk’ün onlardan daha çok okumuş ve dolayısıyla daha bilgili olmasından ileri geliyordu. Üstelik o, Lloyd George’un deyimiyle, “dünyaya yüz yılda bir nadiren gelen bir dahi” idi. O, diğerleri gibi yalnız verilen görevleri yapmıyor, bir yandan da dünyanın ve Osmanlı’nın genel durumunu değerlendiriyor ve çıkış yolu bulmaya çalışıyordu.

Çocuk yaşta başlayan okuma alışkanlığı, bir tutkuya dönüştü ve ölene dek sürdü. Cephede bile yanında kitap taşıyor ve ateş hattında okumak için zaman yaratıyordu. Çanakkale muharebelerinin en kızgın döneminde Madam Corinne’e yazdığı mektupta, “savaşın sıkıntılarından kendisini bir an olsun uzaklaştıracak romanlar göndermesini” istiyordu. Yeni bir devlet kurdu, Cumhurbaşkanı olarak yaşadığı 15 yılda birçok devrimler, reformlar gerçekleştirdi; yapılanları halka anlatmak için sürekli  yurt gezileri yaptı. Bu denli yoğun işi arasında okumayı hiç bırakmadı. Gezilere giderken, her zaman yanında 1-2 sandık kitap taşırdı. Aynı zamanda bir yazardı ve ilk kitabını 27 yaşında yayımlamıştı.

Cumhuriyet’ten sonra, yaptıklarını övüp kendisine yalakalık yapanlara güler ve dostlarına işin sırrını açıklardı: “çocukluğumdan beri elime geçen 2 kuruştan biri ile kitap almasaydım, yaptıklarımın hiçbirini başaramazdım.”

Manastır Askeri Lisesi’nde okuduğu kitaplardan politik bilinç kazanmaya başladı. Fakat Abdülhamid sansürü yüzünden, Türkçe kaynak yok denecek kadar azdı. İstediği kitapları okuyabilmek için Fransızcasını geliştirmeye ve bu dile hakim olmaya karar verdi. Bu amaçla gönüllü Katolik rahiplerin işlettiği yerel bir misyoner okulunda dersler aldı. Yaz tatillerinde gittiği Selanik’te de Fransız Hıristiyan Frerlerin açtığı dil kursuna devam etti ve zamanla bu dili rahatça okuyabilecek kadar öğrendi.

Genellikle Jön Türkler tarafından yurda sokulan Voltaire, Rousseau, Auguste Comte, Montesquieu, Descartes gibi Fransız filozoflarının eserlerini okuyarak Fransız Devrimi ve dolayısıyla Aydınlanma düşüncesiyle tanıştı. Fransız ve Amerikan Yurttaş Hakları Bildirgelerini öğrendi. Atatürk, Manastır’da Avrupa Uygarlığını hazırlayan Aydınlanma felsefesini ve rasyonel düşünceyi benimsemiş, ulusal egemenlikten yana, monarşi karşıtı bir devrimci olarak İstanbul’a, Harbiye’ye geldi.

Dünyada, Büyük Prusyalı askeri kuramcı Carl von Clausewitz’den sonra gelen askeri kuramcı kabul edilen Colmar von der Goltz’un, daha sonra Osmalıca’ya da çevrilecek olan, ‘Das volk in Waffen  (Ordu Millet) adlı ünlü kitabının 1891’de yapılmış Fransızca çevirisini de askeri lise öğrencisi iken satın alarak okudu. İyi bir komutan olabilmek için iyi bir lider olmak gerektiği tezini öne süren ve politika-savaş ilişkilerini işleyen Goltz, Atatürk’ü çok etkiledi. Okul günlüklerinde kitabına sık sık gönderme yaptığı görülür. 1909’da İmparatorluğa görevli olarak yeniden geldiğinde, ondan “büyük bilgin ve düşünür” şeklinde saygıyla söz ettiği, görülecektir. Daha sonra Clausewitz’in, “Savaşın İdaresinde Temel İlkeler” kitabının Türkçe çevirisi yayımlandı ve Atatürk bu kitabı da okudu. Böylece Harbiye’ye başladığında yalnız politik değil, aynı zamanda bilinçli bir asker olmuştu.

Yabancıların kapitülasyonlara dayanarak dokunulmazlık kazanmaları ve Beyoğlu’nu adeta özerk bir bölge haline getirmelerinin bir yararı olmuştu. Abdülhamid’in yurda girmesine izin vermediği yayınlar, sansürsüz olarak yabancıların özel posta servisleri aracılığı ile getiriliyor ve Beyoğlu’ndaki kitapçılarda, bazıları el altından, bazıları açıktan satılıyordu. Genç Türkler de yayınlarını bu yolla gönderiyorlardı. Bunu keşfeden Mustafa Kemal’in en çok uğradığı yer Beyoğlu’ndaki kitapçılar oldu. Harp Okulu’nun Beyoğlu tarafında olması da işini kolaylaştırmıştı. Hafta sonu iznine çıktığında doğru kitapçılara gidiyor, Fransızca gazeteleri okuyor, yeni kitaplar satın alıyordu. Artık Fransızcasını iyice ilerletmişti. Şimdi daha iyi anlayarak ve daha derinine inerek inceleyebiliyordu.

Mustafa Kemal ayrıca, Harp Okulunda üç yıl Almanca öğrenimi gördü. Almancasını da kitap okuyacak derecede ilerletti. Daha sonra Almanca yazılmış askerlikle ilgili bir kitabın Türkçeye çevirisini de yapacaktı. Le Matin ve Le Petit Parisien en çok okuduğu gazetelerdi. Gazeteler, günceli yakalamak, yurt içi ve dışındaki gelişmeleri öğrenmek, böylece ufkunu genişletmek için kolay erişilebilen bir kaynak işlevi gördü. Türkçe gazeteleri de okumaya başladı ve iyi bir gazete okuru oldu. Gazetecilik o kadar hoşuna gitti ki, okulda arkadaşlarıyla elle yazılmış bir gazete çıkarmaya karar verdiler. Doğal olarak bu işi gizli yapacaklardı. Oysa gazete çıkarmak değil, okulda ders kitapları dışında kitap ve gazete okumak bile yasaktı. Mustafa Kemal kitap ve gazeteleri, herkes uyuduktan sonra gizli bir köşe bulur ve orada loş ışık altında okurdu.

Tarih doktorası da yapmış olan Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir, Atatürk’ün kitap sevgisiyle ilgili ilginç belgeler bulmuştur: “Mesleğim dolayısıyla Londra, Paris, Roma ve Viyana Büyükelçiliklerimizin eski arşivleri elimden geçti. Bu arşivlerde, Tanzimat döneminden günümüze kadar pek çok değerli belge vardır. Belgeler arasında, zamanın Osmanlı ve Türk devlet adamlarıyla ilgili çeşitli yazışmalar da vardır. Bu yazışmalar arasında bir nokta özellikle dikkat çekicidir. O da şudur: Atatürk, yurt dışından sürekli olarak kitap sipariş etmiştir. Yurt dışından kitap sipariş eden tek Türk devlet adamı Atatürk olmuştur. Atatürk’ten başka bir padişahın, sadrazamın, cumhurbaşkanının ya da başka bir devlet adamının kitap sipariş ettiğini gösteren herhangi bir belgeye rastlamadım. İngiltere’den tavus kuşu yumurtası bile sipariş etmiş padişahlar gördüm. Ama kitap sipariş eden tek devlet adamı Atatürk olmuştur. Faturalar kitaplarla birlikte gönderilir ve paraları da kendi özel bütçesinden ödenir.

Atatürk’ün sipariş edip getirttiği kitapların bir bölümü, bugün Atatürk’ün özel kitaplığı kataloğunda görülmemektedir. Bu katalogda toplam 4289 kitap görünmektedir. Kayıp kitapları da hesaba katınca bu liste belki bir kat daha artabilecektir. Bu kitaplar üzerinde yapılan şöyle bir inceleme, insanı büsbütün şaşırtmaktadır. Atatürk, sipariş edip getirttiği kitapların hemen hepsini incelemiş, okumuştur. Kitapların üzerlerinde onun çeşitli notları, işaretleri bulunmaktadır.  Atatürk’ün kendine özgü okuma alışkanlığı vardır. Okurken önemli gördüğü yerlerin altını çizer, sayfa kenarlarına notlar alır, ünlem, soru işareti, dikkat gibi özel işaretler koyar. Bu şekilde, eleştirel bakış açısıyla okuduğu gibi uygulamada yararlanacağı konuları da belirlediği anlaşılmaktadır. Atatürk’ün okuduğu  kitaplardan 3997’si üzerinde bir araştırma yapılmış; altını çizdiği satırlarla, sayfa kenarlarına düştüğü notları bir araya getirildiğinde 500’er sayfalık 24 cilt kitap oluşmuştur.

Bilal Şimşir’in bulduğu bir belge çok ilginç; “Atatürk’ün hastalığı 1 Nisan 1938’de resmen açıklanmıştır. Hasta yatağında yatarken Le Monde gazetesinde Maya tarihi ile ilgili yeni bir kitap haberi okur. Paris Elçiliği’ne hemen bir yazı yazdırır: ‘Libraire Oriantale Paul Gauthner-12 rue Vavain, Paris VI- kitabevi tarafından yayımlanmakta olan, Dechiffrement de l’Ecriture Maya et Traduction de leurs codices (par Dr. Werner Wolf), isimli kitaptan bir adet, faturasıyla birlikte, gönderilmesini…’ 13 Nisan tarihinde Paris Elçiliğinden verilen yanıtta, bu kitabın basımının henüz tamamlanmamış olduğu ve matbaadan çıkar çıkmaz derhal gönderileceği’ bildirilir. Bu belge hakkında Bilal Şimşir, şöyle der: “Bu belgeler insana hüzün veriyor. Atatürk hasta haliyle, yeni yayınları izlemeye çalışmaktadır. O kadar ki daha basımı bitmemiş kitapları bile öğrenmekte ve sipariş etmektedir. Hem de ta Maya uygarlığına dahi ilgi duymaktadır. Araştırma, inceleme, okuma tutkusu, kitap sevgisi engindi Atatürk’ün. Ne yazık ki bu son kitabı okuyup incelemeye ömrü yetmemiştir.”

Atatürk’ün okuduğu kitapların sayısı, ölümünden sonra tereke yargıçlığınca tutulan kayıtlara göre 7333 adettir. Bu sayıya değişik kütüphanelerden alıp okuduktan sonra iade ettiği kitaplar dahil değildir. Ayrıca Selanik düşman eline geçtikten sonra, annesi ve kız kardeşi, öbür eşyaları olduğu gibi kitapları da bırakıp kaçmışlardır. Ki cepheden cepheye koştuğu için sabit bir evi olmayan Atatürk, günlük kullandığı eşyaları dışındaki eşyaları ile birlikte kitaplarını da Selanik’teki evlerinde tutuyordu. Bu şekilde okuduğu kitap sayısının 10 binin çok üzerinde olduğu düşünülmektedir.

  • Yeryüzünde neredeyse hiçbir asker, hiçbir devlet adamı ve hiçbir devrimci, bu derece derin bir entelektüel birikime sahip değildir.

İşte Atatürk ile Kurtuluş Savaşı’nda kader birliği yaptığı asker ve sivil arkadaşları arasındaki fark bundan ileri gelmektedir. Atatürk, ünlü eseri Nutuk’ta der ki,

  • “Milli Mücadeleye birlikte başladığımız yolculardan bazıları, ulusal yaşamın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet yasalarına kadar uzayan gelişmeleri, kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırlarını aştıkça bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır, (M. K. Atatürk, Nutuk, c.1,s.16).

Okuma engelli olmaları nedeniyle, günümüzde de “kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırları” yetersiz olan kifayetsiz muhterisler Atatürk’e düşman olmakta ve ‘kurbağanın boğaya öykünmesi gibi’ ona öykünmeye çalışmaktadırlar.

Ulusal Kurtuluşumuzun başlangıcı olan 19 Mayıs 1919’un 99. Yıldönümünde Yüce Atatürk’ü minnet ve şükranla anarken bunları düşündüm.

Bayramınız kutlu olsun…

Kaynaklar     :
Andrew Mango, Atatürk- Modern Türkiye’nin Kurucusu, Remzi Kitabevi
George W. Gawrych, Genç Atatürk- Osmanlı subayından Türk devlet adamına
Lord Kinross, Atatürk- Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar.
Turgut Özakman, Diriliş- Çanakkale 1915, Bilgi Yayınevi.
Sinan Meydan, Akl-ı Kemal- Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Cilt.1, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2012.
Recep Cengiz (ed.), Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, 24 cilt, Anıtkabir Derneği yayını, Ankara, 2001
Bilal Şimşir, Atatürk’ün Kitap Sevgisi, in: Atatürk Dönemi- İncelemeler, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, Ankara, 2006, s. 260-261.
====================================================

Sevgili dostumuz Prof. Süleyman Çelik hocamızı “bunları düşündüğü” ve de yazdığı için şükranla selamlıyoruz..
O’ndan ve değerli yazılarından öğrenmeyi sürdürmek istiyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com