AKP’nin ekonomik büyüme masalı

AKP’nin ekonomik büyüme masalı-2
2017 yılı değerlendirmesi

Haluk Dural
Millî Merkez Genel Sekreteri
DPT eski uzmanı
halukdural@gmail.com 

Özet

AKP 2002 Kasım seçimleriyle geldiği iktidarda geçirdiği sekiz sene zarfında, Türkiye’nin ekonomik yapısında 12 Eylül 1980 Amerikancı darbe sonrasında Özal’ın başlattığı “serbest Pazar ekonomisi” kandırmacası ile ülkemizin batı emperyalist sistemine bağlanması ve millî devletimizin tüm ekonomik varlıklarının tahrip edilmesi görevini, Özal’ın bıraktığı yerden alıp tamamlanması için en pervasız girişimleri var gücüyle sürdürmektedir. 

AKP, ülke varlıklarını özelleştirme altında, ya yok etmekte ya da batılı tekellere satarak yabancılaştırırken, ülkeyi inanılmaz bir iç ve dış borç yükü altına sokmakta, alınan dış borçlarla imalat sanayine ve enerjiye gereken yatırımları yapmak yerine köprü, tünel, toplu konut gibi üretken olmayan verimsiz alanlara büyük kaynakları israf ederek, yüksek bir işsizlik oranının kalıcı hale gelmesine yol açmaktadır. Ekonominin gerçek resmini halktan saklamak için ise ekonominin büyümesi ile ilgili temel verileri, makro ekonomik göstergeleri çarpıtmaktadır. 

Bu makalemizde özellikle Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile ilgili olarak TÜİK tarafından açıklanan 2017 verileri irdelenmekte, GSYH hesaplarında kullanılan yöntemlerle nasıl oynandığı, Satınalma Gücü Paritesi rakamlarının nasıl çarpıtılarak, GSYH’nın ve Kişi Başına GSYH’nın nasıl çok yüksek gösterildiği açıklanmaya çalışılmıştır. 

Masalı doğru kavramak

Özellikle son yıllarda AKP, ekonomi ile ilgili söylemlerinde büyük başarılardan söz etmekte, Türkiye ekonomisi döviz kuru, faiz ve işsizlik artışlarında dünya rekorları kırarken, ekonomi ile ilgili pek çok kavramı eğip bükerek, vatandaş açısından anlaşılmaz hale getirmektedirler. En çok tahrif edilen kavramlar; Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla, Gayrı Safi Millî Hâsıla ve “Kişi Başına Millî Gelir” ile ilgili olanlardır. Bu kavramlarla nasıl oynandığını anlamak için önce bu kavramların tanımlarını hatırlayalım.

1- Tanımlar

Gayrı Safi Katma Değer
…………………..
………………………….
………………………………….

SONUÇ

Açıklanmış olan 2017 büyüme %7,4 rakamının; tarım arazilerinin ve çiftçi sayısının küçüldüğü, esnafların kepenk kapattığı, enflasyon ve işsizliğin çift haneli rakamlara sabitlendiği, hane halkı borçlarının artıp, gelirlerinin azaldığı, Türkiye’nin dünyadaki en kırılgan ekonomilerin başına yükseldiği bir durumda, dünya ölçeğinde en yüksek sıralara varması, çizilen pembe tablolara karşın oldukça kuşkuludur.
===================================
Dostumuz Sn. Haluk Dural‘ı nitelikli emeği ve paylaşımı için kutluyor ve teşekkür ediyoruz.

Makale oldukça kapsamlı, 9 sayfa.. Tümünü okumak için lütfen tıklayınız :

AKP’nin_2017_Ekonomi Karnesi

Sevgi ve saygı ile. 13 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Çorum ve Yozgat Şeker Fabrikaları da satıldı!

Çorum ve Yozgat Şeker Fabrikaları da satıldı!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Çorum Şeker Fabrikası ihalesine 8 firma katıldı. İhaleyi Safi Katı Yakıt A.Ş. 528 milyon TL bedelle kazandı. CHP’li vekiller ihaleye alınmadı. Yozgat Şeker Fabrikası özelleştirme ihalesini ise Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim Sanayi Ticaret AŞ kazandı. (cumhuriyet.com.tr9 .4.2018)

[Haber görseli]

Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ‘ye (Türkşeker) ait Çorum Şeker Fabrikasının özelleştirilmesi ihalesi yapıldı. En yüksek teklifi 528 milyon TL ile Safi Katı Yakıt Sanayi ve Ticaret A.Ş. verdi.

Şeker fabrikalarında ilk ihale yapıldı… Kazanan firma belli oldu

Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye (Türkşeker) ait Çorum ve Yozgat şeker fabrikalarının özelleştirilme sürecinde nihai pazarlık görüşmeleri bugün gerçekleştirildi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığında (ÖİB) yapılan görüşmede Çorum Şeker Fabrikası için 8 şirket katıldı. İhalede ilk olarak kapalı zarflarda elemeli teklifler alındı, ilk turun en yüksek teklifi 250 milyon TL olarak belirlendi. Açık artırmada başlangıç tutarı 441 milyon lira olarak belirlendi, arttırmada Doğuş Grubu çekildi. Açık artırmanın sonunda en yüksek teklifi 528 milyon TL ile Safi Katı Yakıt Sanayi ve Ticaret A.Ş. verdi. Teknik olarak sonuçlanan ihalenin sonucu, komisyonun nihai (AS: sonal) kararının onaya sunulmasının ardından kamuoyuna duyurulacak.

İhaleye katılan firmalar

Çorum Şeker Fabrikası ihalesi 8 teklifle başladı. İhaleye Tutgu, MBM Enerji, Albayrak Turizm, Kayseri şeker, Fernas İnşaat, Safi Katı Yakıt, Ekmekçi oğulları Metal ve Doğuş yiyecek içecek katıldı.

CHP’Lİ VEKİLLERE KAPILAR KAPATILDI

İhale salonuna girmek isteyen CHP’li milletvekilleri içeri alınmadı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, kapıdaki demirlere tırmandı. Ağbaba’yı gören görevliler kapıları açtı. CHP’li Ağbaba bir bildiri okuyarak özelleştirmeye neden karşı olduklarını açıkladı. Ağbaba’nın bildirisi şöyle:
****
Bu salondaki satıcılar ve alıcılar, Kulaklarınızı açın ve bizleri dinleyin;
Şeker Fabrikaları için satış kararı alınmasından bu yana, CHP olarak 45 gündür yollardayız. Anadolu ve Trakya’yı karış karış dolaşarak 24 Şeker Fabrikasına gittik.
Gittiğimiz yerlerde yalnız olmadığımızı bilin. Satanlar dışındaki tüm siyasi partiler, her siyasi görüşten yurttaşlar, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, ticaret odaları bu satışa karşı bir araya gelmiştir. Ülkemizin dört bir yanında eylemler, gösteriler, imza kampanyaları gerçekleştirilmiştir. Fabrikaların satışına karşı Türkiye topyekün ayaktadır ve ülke sathında bir Şeker İttifakı gerçekleşmiştir. Bu fabrikaların satış talebi, işçilerden, çiftçilerden ve vatandaşlardan gelmemiştir. Bu fabrikaların satış talebi, ülkemizi sömürmek isteyen küresel güçlerden gelmiştir. Bizler bugün burada siyasi bir muhalefet için bulunmuyoruz. Biz bugün, tarihe not düşmek için buradayız.
Bizler, vatanımızın sömürgeleştirilmesine karşı ayağa kalkanlarız. 
Bizler, “Her fabrika bir kale” diyen kurucularımızın izinden, kaleleri korumak için ant içmiş olanlarız. Bizler sömürgecilere karşı topla tüfekle direnenlerin torunları olarak, paralarıyla gelen yeni sömürgecilere karşı cesaretle mücadeleye atılanlarız.
Şeker tüm dünyada stratejik bir üründür. Her evde olan, gıda bağımsızlığı için büyük önemi olan bir üründür. Bu nedenle Şeker Fabrikalarının satışı, basit bir özelleştirme olarak görülemez.
Bağımsızlık yalnızca vatan topraklarına sahip olmakla sağlanmaz. Bağımsızlık, Mustafa Kemal Atatürk’ün de gösterdiği üzere, ekonomik olarak sağlanmadıkça yok hükmündedir.
Bizler, ulusumuzun bağımsızlığı için bu fabrikaların satışına karşı çıkıyoruz.
SATICILAR size sesleniyoruz;
Bu fabrikalar kimsenin tapulu malı değildir. Hele ki, bugüne kadar tek bir fabrika kurmamış olanların, çakılı çivisi olmayanların hiç değildir. Bu fabrikalar atalarımızdan miras, çocuklarımıza ise emanetimizdir.  Türkiye’nin bağımsızlık sembolleri olan kalelerini satmak haddiniz de değildir, hakkınız da değildir.
ALICILAR size sesleniyoruz;
Bugün bu fabrikaları kimileriniz kendisi için, kimileriniz de yabancılara satmak için paravan olarak alıyor. Bu fabrikalar, Saray düzeni yıkıldığında ve HALKIN İKTİDARI kurulduğunda, gerçek sahipleri olan halka iade edilecektir.

  • Halkımıza taahhüdümüz, sizlere ise uyarımızdır, bu fabrikaları 2019’dan sonra KAMULAŞTIRACAĞIZ!

Saraylarında keyif çatanlar ve bu salonda oturanlar, Sizleri SUÇLUYORUZ!
Bu ihale, bir özelleştirme değil, peş keş satışıdır.
Burayı satanlar da, alanlar da, tarih önünde ve halkımızın vicdanında suçlu durumundadır.
Bu lekeyi yıkamayla, süslü reklamlarla, ağdalı sözlerle çıkaramazsınız.
Suç işliyorsunuz ve suçlu kalacaksınız. Bizlere ihaleye fesat karıştırıyorsunuz diyenler, sözümüz sizedir. Şeker Fabrikalarını satarak bu ülkeye fesatı siz soktunuz. Fesatın başı sizlersiniz! Şekeri satmak, vatanı satmaktır. Sizler bugün sadece iki fabrikayı satmıyorsunuz, sizler VATANI satıyorsunuz. Bir kez daha haykırıyoruz;

ŞEKER VATANDIR VATAN SATILMAZ!

Bizler, 3 temel talebimiz yerine getirilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

1- Şeker Fabrikaları özelinde tüm özelleştirmeler derhal durdurulacak.
Halkın olan halkta kalacak.

2- Nişasta bazlı şeker kotası %0’a inecek. Üretimi de ithalatı da yasaklanacak.
3- Şeker Fabrikalarında çalışan taşeron işçileri ve tüm kapsam dışı bırakılan işçilere hakları olan kadro verilecek.

Satanları uyarıyor, alanları da vicdanları ile baş başa bırakıyoruz!

[Haber görseli]YOZGAT ŞEKER DOĞUŞ GIDA’NIN OLDU

Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye (Türkşeker) ait Yozgat Şeker Fabrikasının özelleştirilmesi ihalesi yapıldı. En yüksek teklifi 275 milyon TL ile Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim Sanayi Ticaret AŞ verdi. Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye (Türkşeker) ait Çorum ve Yozgat Şeker Fabrikasının özelleştirilme sürecinde nihai pazarlık görüşmeleri bugün gerçekleştirildi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığında (ÖİB) yapılan görüşmede Yozgat Şeker Fabrikası için ihaleye 6 şirket katıldı. İhalede ilk olarak kapalı zarflarda elemeli teklifler alındı, ilk turun en yüksek teklifi 201 milyon TL iken, ikinci turda bu rakam 228 milyon 100 TL’ye yükseldi. Son turda ise açık arttırmaya 3 şirket ile girildi. Açık artırmada başlangıç tutarı 244 milyon lira olarak belirlendi. Açık artırmanın sonunda en yüksek teklifi 275 milyon TL ile Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim Sanayi Ticaret A.Ş. verdi. Teknik olarak sonuçlanan ihalenin neticesi, komisyonun nihai kararının onaya sunulmasının ardından kamuoyuna duyurulacak.
=========================================
Dostlar,

Ne diyelim, CHP milletvekili Sayın Veli Ağbaba başta olmak üzere direnç gösteren herkese şükranlarımızı sunuyoruz.

AKP’nin gerçek içyüzünü bir kez daha ortaya koyması bakımından altı çizilecek bir derstir.
3 Nisan’dan bu yana 4 fabrika satılmış oldu; AKP, halkı hiçe sayarak takvimini sürdürüyor.

Bu arada ihalelere katılan sermaye de iyi sınav ver(e)memiştir.
Hayal edip durduk saf saf : Acaba 1 kez olsun ulusal sermaye bu ihalelere teklif vermez ve satış yapılmayabilir mi?? Ne gezeeeer? Dünden teşne.. Talan – ganimet peşinde.. Üstelik iktidarın meteliğe kurşun atar duruma düştüğünü de iyi bildiğinden, ucuza kapatma derdinde..

AKP ilk seçimlerde (2019 ya da daha erken..) iktidardan indirildiğinde bu fabrikalar talancı – ganimetçi şirketlerden mutlaka geri alınmalı, kamulaştırılmalıdır.
Bu arada Şeker-İŞ’in, Pankobirlik’in satış işlemleri YPK tarafından onandığında, idari işlem tamamlanmış olacağından, YPK kararı / onayının iptali için yönetsel (idari) yargıda dava açmalıdır. Halkın – kamunun yararına olmayan, tersine halktan alıp sermayeye veren bir idari işlemin hukuk karşısında savunulması olanağı olmamak gerekir.

Ankara’da yargıçlar hep varolmuştur.

Sevgi ve saygı ile. 09 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

7 Nisan Dünya Sağlık Gününe armağan : ANKARA TABİP ODASI, ŞEHİR HASTANELERİ İÇİN KAPATILACAK 6 HASTANE İÇİN YÖNETSEL YARGIDA DAVA AÇTI..

ATO Hukuk Bürosu Şubat 2018 Çalışma RaporuANKARA TABİP ODASI, ŞEHİR HASTANELERİ İÇİN KAPATILACAK
6 HASTANE İÇİN
YÖNETSEL YARGIDA
DAVA AÇTI..

7 Nisan Dünya Sağlık Gününe armağan…

Bilindiği gibi Ankara’da inşaatı sürdürülen 2 dev şehir hastanesi söz konusu. Bunların her biri 3700 dolayında yataklı ve Dünyanın en büyük hastaneleri içinde ilk 10’da yer alacak!
Oysa Kamu – Özel Ortaklığı / İşbirliği (KÖO, PPP) modeli Batıda denendi ve iflasla sonlandı, terk edildi. Ancak ikiyüzlü Batı emperyalizmi, bizim gibi ülkeleri hala kandırma peşinde. Sömürülecek ülkelerde de her zaman olduğu gibi gönüllü yerli işbirlikçiler emre hazır!

Öte yandan dünyada devasa hastane dönemi kapandı. 600-1000 yatak arası kabul görüyor.

Ancak iktidarlar yerli – yabancı sermayeye rant aktarmayı baş görev edinince oyun vahşileşiyor ve halkı kandırma adına her şey ama her şey yapılıyor gözü kara biçimde, ceberrutca..

  • Şehir hastaneleri müthiş bir TALAN! Onlarca milyar dolar ve onlarca yıl süreli..
  • Şehir hastaneleri öyle “eksik imtiyaz” falan değil; eğer saf (tam. pür) kapitülasyon değilse
    semi (yarı) kapitülasyon ya da kapitülasyon eşdeğeri (quasi kapitülasyon)!

Bu bağlamda web sitemizde çok sayıda dosya var. Birkaçının erişkeleri manşette.
Meslek örgütümüz ve destek veren öbür meslek örgütleri 6428 sayılı yasanın çıkarıldığı 2013’ten bu yana ciddi savaşım (mücadele) veriyoruz ancak “iktidar hedefe kilitlenmiş”!

  • Uygulamada kamu yararının zerresi yok, tam tersine hayal ötesi bir talan kumpası var.

Sorun Ankara İdare Mahkemelerinin önünde. Ardından Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, belki Anayasa Mahkemesine bireysel başvurular.. yıllar sonra AİHM ve kestirilemeyen kararları. İktidarda emek karşıtı kadrolar olursa, AİHM kararlarının da ardından dolanma, Hazine’den tazminat ödeyerek bildiğini okumaya devam; “fiili olanaksızlık” gerekçesi ile kararı boşa düşürme..

  • Nasıl başedeceğiz bu halk düşmanı politikalarla??

2018 Şubat ayı içinde ATO hukuk bürosunca yapılan girişimlere ilişkin açıklama şöyle :

– hem hekimlerimizin hak ve kazanımlarının,
– hem de halkın sağlık hakkının korunması amacı kapsamında;

Ankara Şehir Hastanesi’nin açılacağı gerekçesi ile kapatılması ve varlığına son verilmesi gündeme gelen 6 kamu hastanesinin, anılan kapatılma işlem ve tasarrufuna karşı Sağlık Bakanlığı aleyhinde iptal davaları açmıştır. Bu kapsamda;

1. Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji ve Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız, Ankara 4. İdare Mahkemesi’nde 2018/400 Esas no’su ile;

2.Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız, Ankara 5. İdare Mahkemesi’nde 2018/412 Esas no’su ile;

3. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız, Ankara 6. İdare Mahkemesi’nde 2018/406 Esas no’su ile;

4. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız, Ankara 8. İdare Mahkemesi’nde 2018/454 Esas no’su ile;

5. Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız, Ankara 15. İdare Mahkemesi’nde 2018/399 Esas no’su ile;

6. Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız ise, Ankara 16. İdare Mahkemesi’nde 2018/395 Esas no’su ile görülmeye başlanmıştır.

Öte yandan Odamız tarafından açılan bu davalara, diğer birçok duyarlı meslek örgütleri ile demokratik kitle örgütleri tarafından da lehe katılma taleplerinde bulunulmuştur.
*******
Kapatılacak hastanelerin bina ve arsaları ranta açılacak..
O bölgelerde yerleşik sağlık ürünleri ile ilgili olanlar başta, esnaf  büyük bedel ödeyecek.
Cumhuriyetin mirası olan sağlık kurumları, bu toplumsal – mimari belleği silmek üzere yok edilecek..
Sağlık hizmetlerinden kamu daha da çekilecek ve artan özelleştirme ile halk sağlık hizmetlerine erişmek için vergi + prim (=ek vergi) + katkı payı ödemesi yetmiyormuş gibi çok daha fazla ek ödemelere mahkum edilecek.. 5 yıldızlı hastane standardında binalarda çoğu bu hastaneleri işletecek şirketlere bırakılan sağlık hizmetlerinin bedelleri SGK geriödemeleri ile karşılanamayacak. Halen karşılanamıyor, SGK ciddi sınırlamalar yapıyor, son 7-8 yıldıt, sürekli yüksek enflasyona karşın, hizmet satın aldığı sağlık kurumlarına geriödeme bedellerini güncellemiyor ve 2017 sonunda 30 milyar TL açık veriyor..

Dolayısıyla bu hastanelere bir süre sonra “yurdum insanı” yüksek geriödemeler nedeniyle erişemeyecek. Sağlık turizmi yetecek mi, belirsiz.. Ama gizli tutulan Sözleşmeye göre Devletimiz, köprüler – Boğaz geçidi… gibi örneklerde gördüğümüz üzere, belli sayıda araç geçmediğinden yapıcı – işletmeci yandaş sermayeye Bütçeden milyarlarca TL “fark” ödediği gibi; bu lüks şehir hastanelerine de yatak doluluk oranı %70’in altında kalırsa gene fark ödeyecek!

İsparta, Mersin, Adana, Yozgat’ta büyük sıkıntılara bu hastaneler açıldı..
Ankara’da Bilkent’teki bu yıl, Etlik’teki gelecek yıl açılacak Ekonomi ve perişan Bütçe elverirse.. Gerçi yandaş – yerli sermaye yapıyor binaları Hazine arazilerinde, Devlet ise dış – iç borçlara kur garantili kefil, verilecek sağlık hizmetlerine müşteri ve kâr garantörü olacak.

Sağlık hizmetini doğuşta kazanan hak sahibi insanının müşterileştirecek.
Özel şirketlere “hasta vadedecek”! Bir de sağlık hizmetlerinden, mallarından, ilaçtan.. KDV alacak. Bu şirketlerden gelir vergisi de!

Halkının sırtında sopalı tahsildar yani; sermaye adına..
Sahi, Devşetin tanımı bu muydu?
Platon 2500 yıl önce Devleti böyle mi tanımlamıştı?
JJ Rousseau 250 yıl önce Sosyal Sözleşme’yi böylesine mi öngörmüştü?
Yoksa bu kâbus, zamanede post-modern liberal devlet dedikleri tümüyle sermaye güdümüne girmiş “garson devlet “mi??

Yurdum insanı, söyle bana; sana bunları reva gören seçtiğin iktidarlar hangisi??
Ve sen ne zaman uyanacaksın bu deriiiiiiiiiiiiin hipnozdan, ölümcül gaflet uykusundan?

Haberin var m; bu gün DÜNYA SAĞLIK GÜNÜ..
Sağlık senin insan olarak doğuştan hakkın.
Sen soyulacak müşteri değilsin; Devletin de yerli – yabancı sermayenin sopalı tahsildarı değil!

Duyuyor musun??!
Dünya Sağlık Örgütü 7 Nisan 1948’de kuruldu. Türkiye oraya üye oldu (1947’de 5062 sayılı yasa ile), sağlık hizmetini yurttaşına vermeyi yükümlendi. DSÖ Genel Başkanı 10 Aralık 2017’de Dünya İnsan Hakları Günü’nde tüm dünyaya ilan etti :

  • Sağlık senin hakkın..
  • Sağlık senin temel hakkın..
  • Sağlık senin vazgeçilmez hakkın..
  • Sağlık senin olmazsa olmaz hakkın.. eyyy dünyalı!

Sahip çıkacak mısın eyyyyyyyyyyy yurdum insanı??
Yoksa seni, “Allah ile aldatanları” iktidara taşımayı sürdürerek ipini kendin mi çekeceksin??

Ve Ankara’daki yargıçlar… kıdemli ve yüksek yüksek yargıçlar..
İnsanlığı utandıran bu post-modern vahşi sömürüye – talana ne buyuracaksınız??
Bunda nasıl bir kamu yararı – hizmet gereği – idarenin takdir hakkı… bulacaksınız??
Hukuk adına, vicdan adına, her somut durumda adalet idesi “herkül yargıç” adına..
Hani şu Ronald Dworkin adlı “hukuk – adalet feylesofu” denen adamın yarattığı mitos hatırına..

21. yüzyıl insan hakları çağı adına; en temel insan hakkı olan SAĞLIKLI YAŞAM HAKKINA sahip çıkma adına??

Sevgi ve saygı ile. 07 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Akkuyu kapitülasyonu

Akkuyu kapitülasyonu

Çiğdem Toker
Cumhuriyet, 06 Nisan 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kapitülasyon kısa tanımıyla bir devletin bir başka devlete tanıdığı ayrıcalık. Daha uzun tanımda ise iktisadi, sosyal ve siyasi ayrıcalıkların, tek yanlı hukuki işlem veya anlaşmalar yoluyla tanınması diye ifade ediliyor. 
Türkiye, Rusya’ya Akkuyu’da dört reaktörlü bir nükleer güç santralı (NGS) kurma iznini sekiz yıl önce imzalanan bir milletlerarası anlaşma ile verdi. Şüphesiz Resmi Gazete’de yayımlanan (6 Ekim 2010) bu milletlerarası anlaşmanın, başında yahut herhangi bir yerinde kapitülasyon sözcüğü geçmiyor. 
Fakat, Türkiye’nin TETAŞ (Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş.) üzerinden verdiği kilovatsaat başına 12.35 cent alım garantisi başta olmak üzere Akkuyu NGS için Rusya’ya sağladığı olanaklar karşısında bu anlaşmayı kapitülasyon diye nitelemek abartı sayılmaz. (NGS’nin yapımı, inşaat finansmanı Rusya’da görünse de Rusya’nın 7-8 milyar dolarlık kısmının Türkiye’ce karşılanmasını istediğini ancak bu durumun çözülemediği için askıda kaldığını not düşelim.) 
Akkuyu’nun -özellikle Avrupa’nın kademeli olarak nükleerden çıkış kararları ve ülkemiz açısından da güncellenmiş elektrik enerjisi talep projeksiyonları dikkate alındığında- bir ihtiyaç değil, siyasi bir tercih kimliği daha çok ortaya çıkmaktadır. Bu devasa ölçekli inşaat Rusya’nın desteğini almak ve şirketlere iş sahası yaratarak siyasi ömrü sağlamlaştırma işlevi görecektir.

Atık yönetimi muğlak 
Atık yönetimi bir NGS’de temel kritik alanlardan biri olmasına karşın Akkuyu’da atıkların nasıl yönetileceği belirsizdir. Bu konunun nasıl muğlak bırakıldığı, 6 Ekim 2010 tarihli milletlerarası anlaşmanın “yakıt, atık yönetimi söküm” başlıklı 12. maddesinden de anlaşılabilir: 
Madde 12 
YAKIT, ATIK YÖNETİMİ VE SÖKÜM 
1.Nükleer Yakıt, Proje Şirketi ve tedarikçiler arasında yapılan uzun dönemli anlaşmalar bazında tedarikçilerden temin edilir. 
2.Taraflarca mutabık kalınabilecek ayrı bir anlaşma ile Rus menşeli kullanılmış nükleer yakıt, Rusya Federasyonu’nda yeniden işlenebilir. 
3.Taraflar, devletlerinin yürürlükteki kanunları ve düzenlemeleri izin verdiği ölçüde, nükleer yakıt, kullanılmış nükleer yakıt veya herhangi bir radyoaktif materyalin sınır ötesi taşınması da dahil olmak üzere, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla, nükleer materyallerin sınır ötesi taşınmasına ilişkin gerekli tüm ilgili onay, lisans, kayıt ve rızaların alınmasında Proje Şirketi’ne yardım eder. 
4.Proje Şirketi, NGS’nin sökümü ve atık yönetiminden sorumludur. Bu çerçevede, Proje Şirketi yürürlükteki Türk kanun ve düzenlemeleri ile öngörülen ilgili fonlara gerekli ödemeleri yapacaktır. 
 
Devlet sırrını yabancılar biliyor 
CHP Enerji Komisyonu Başkanı Necdet Pamir 2014’teki kritik bir gelişmeyi hatırlatıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Türkiye’ye, Akkuyu NGS konusunda 39 başlıkta uyarıda bulunduğunu ancak açılan davada talep edilmesine karşın bu uyarıların “devlet sırrı olduğu” gerekçesiyle mahkemeye sunulmadığını belirtiyor. İnsanların aklıyla alay edildiğini söyleyen Pamir, “Düşünün Türkiye’nin devlet sırları Uluslararası Atom Enerjisi’ndeki uzmanlarca hazırlanmış. Onlar biliyor ama bizim bilmemiz istenmiyor” diyor. 

Durmaksızın 20 milyar dolar yatırım tutarı vurgulanan Akkuyu’da, Rusya’nın 15 yıl boyunca, 12.35 cent üzerinden satacağı üretim gelirleriyle, yapacağı harcamayı fazlasıyla çıkaracağını unutmasak iyi olur. Milletlerarası anlaşmaya, bundan sekiz yıl öncesinin dolar kuru dikkate alınarak konulmuş 12.35 cent, bugünkü kur ortamında ürkütücü bir fiyattır. Akkuyu’nun kapitülasyon olmadığını iddia edecek olanlar önce 12.35 cent için “halk için çok iyi bir fiyattır” demesi gerekmektedir.
===================================
Dostlar,

NÜKLEER SANTRAL DAYATMASININ
HAZİN İÇYÜZÜ

CK Boğaziçi Elektrik perakende satış fiyatlarını inceleyelim. Birim Fiyat (TL/kWh) 23,09 krş. Dağıtım bedeli (13.04 krş) + %1 enerji fonu + %2 TRT payı + %5 elektrik tüketim vergisi ile yaklaşık 40 kuruşa (tek tarife) mal oluyor tüketiciye. 3 zamanlı tarifede 28 -68 krş arasında değişiyor fiyat. Kabaca, elektrik enerjisi üreten şirketin satış bedeli, tüketiciye katlanarak fatura ediliyor. (https://gazelektrik.com/tedarikciler/ck-bogazici-elektrik/birim-fiyat, 06.05.2018)

Bu durumda, 12,35 Dolar cent (kuruş) fiyatla AKKUYU NGS satış bedeli de katlanarak tüketiciye fatura edildiğinde yaklaşık 25 cent olacaktır ki, günümüz kuru ile 1 TL demektir. Bu da şimdiki fiyatın 2,5 katıdır. Açıkça fahiş bir fiyattır. Yaşamın her alanında pahalılaşmaya, enflasyona / artışına neden olacaktır, elektrik enerjisi temel bir üretim – tüketim girdisi olduğu için.. Elektrikli otomobiller bakımından da dikkate alınmaya değer..

Demek oluyor ki NGS Türkiye’de ucuz elektrik enerjisi üretmeyecek, tersine bugünkünün 2,5 katı gibi fahiş bir bedelle pazarlanarak ülkemiz daha da soyulacak. Fahiş bedelin aslan payı (yarısı) Rusya’ya gidecek, kalan yarısını dağıtıcı şirketler, Devlet ve TRT alacak. NGS’nin çevresel maliyeti bir yana, atıkların teknolojik olarak sınırlı düzeyde zararsızlaştırılması giderleri bir yana..  NGS üzerinden yüklenilen ciddi potansiyel tehlike ve riskin gerçekleşmesi durumunda ödenecek muazzam maddi – manevi bedeller ayrıca akılda tutulmalı..

Bu tablonun ayrımında değil midir AKP iktidarı??
Bir siyasal iktidar halkının – ülkesinin çıkarlarını sonuna dek ve hünerle korumak zorunda değil midir? Varlık nedeni bu değil midir?
Burada yaşanan / yaşanacak olan ise apaçık tam tersi değil midir?
Pekiiii, bu eyleme o zaman ne ad vermek gerek?
Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün uyardığı gibi

– Gaflet mi?
– Dalalet mi?
– İhanet mi?

Hangisi, hangisi??

AKP = Erdoğan NGS üzerinden bir kez daha mı kandırılıyor??
Hesap bu denli net iken nedendir bu katı inat ve dayatma?
Nedendir işin içyüzünü bilmeyen on milyonları aldatma, kara propaganda ve hatta halka karşı psikolojik savaş??!! Neden, neden, neden bu ceberrutluk??
Ne çıkarınız var bunda, ne çıkarınız var??

Hep söylenir; NGS yapımında maliyetin yaklaşık 1/5’i “komisyondur” o ülkenin her düzeyden yöneticisine. Akkuyu NGS’nın öngörülen 20 milyar Dolar maliyetinde (art-ırıl-mazsa!?) bu “rüşvet” 4 milyar Dolar ediyor! Yoksullaştırılmış halkımızın nafakasından soyulacak bu muazzam para mıdır gözleri karartan, öfkeleri kabartan? Nedir, nedir, nedir???

Almanya 2022’de NGS’lerini kapatmış olacak, kömüre dayalı elektrik üretimini %67 azaltacak  ve yenilenebilir kaynaklara (güneş, rüzgar en başta..) dayanacak. Ülkemizin yarısından az toprağı var, güneşi kıt, rüzgarı bizdekinden çok cılız, Dünyanın en çok dışsatım yapan, 5 trilyon dolara yakın hacimli 4. büyük dev ekonomisi NGS’nden çekiliyor. Biz neden tersine gidiyoruz??

Osmanlı İmparatorluğu, pa-lazlanan Batı’ya kapitülasyon vere vere battı. Lozan’da Türk kurulunun birkaç kırmızı çiz-gisinden biri kapitülasyonların kaldırılması idi. AKP iktidarı neden Batı emperyalizmine a-çık açık ve bol keseden, uzun erimli kapitülasyon veriyor? Amaç nedir? Ülkeyi gene tam sömürge – hasta adam ederek Sevr koşullarına mı sürükle-mek? Bir kez daha yazmış ve uyarmış olalım : Bu yoldan dönünüz!

Ülkenin toplam enerji gereksiniminin 10’da 1’ini sağlayacak Akkuyu NGS’nin ülkemize yıkıcı bedelini yüklemeyin. Türkiye’de 10 ampulden 1’ini söndürsek bu tasarrufu sağlarız. Tasarruf seferberliği yapalım.

Ayrıca, nükleer atık sorununun günümüz teknolojisiyle hala çözülememiş olduğunu söyle-yelim. Uzun onyıllar boyunca radyoaktif ışınım (emisyon) nükleer yakıt artıklarından yayıl-maktadır. Tam zararsızlaştırma yoktur ve atık bertarafı pahalıdır, ayrıca taşınması risklidir.

  • Kibrit kutusu kadar yıllık atık söylemleri utanç verici bilim dışı yalanlardır.

Aydın yurttaş – bilim insanı sorumluluğumuzu bir kez daha yerine getirmiş olalım.
Dileyelim okunsun ve iktidar kör inadını bıraksın..
Umutlu muyuz, hayır değiliz! Çünkü Türkiye’de milyonlar ayakta ve sokakta ama AKP iktidarı Bor şeker fabrikasını takvimine uygun olarak gene de sat-tı! Yazıklar olsun!
Bu bir siyasal tercih olamaz.
İktidar, “bunları” yapmak üzere görev getirilmiştir ve ne denli acı – kahredici ki, misyonunun gereğini yapmaktadır..
İktidar sahipleri, Büyük ATATÜRK’ün NUTUK’unda vurguladığı üzere, çıkarlarını yabancıların çıkarları ile birleştirmiş (müstevlilerin emelleri ile tevhid etmiş) görünmektedir.

  • Ülkenin tersaneleri, kaleleri…… bilfiiil işgal altındadır ve yeni bir kurtuluş savaşı zorunludur.

Sevgi, saygı ve derin kaygı ile. 06 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Sitemizde nükleer santraller, Fukuşima vb. facialar, radyasyon ve sağlık riskleri.. konularında çok sayıda dosya yayınlanmıştır. Uygun anahtar sözcüklerle erişilebilir.

AİHM’den Mehmet Altan ve Şahin Alpay kararı

AİHM’den Mehmet Altan ve Şahin Alpay kararı

AİHM'den Mehmet Altan ve Şahin Alpay kararı

Yeniçağ: AİHM’den Mehmet Altan ve Şahin Alpay kararı 20.03.2018

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Altan ve Şahin Alpay kararlarını açıkladı.
İhlal kararı veren Mahkeme, 21 500 € manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazeteci Mehmet Altan ile Şahin Alpay’ın
Türkiye aleyhine yaptığı başvurular konusunda kararını açıkladı.

AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmayan Altan ile AYM’nin ikinci kararı sonrasında serbest bırakılan Alpay’ın haklarının Türkiye tarafından ihlal edildiğine karar verdi.

AİHM’nin AYM konusundaki değerlendirmesi ise Türkiye açısından kritik öneme sahip.
AİHM, AYM kararlarına uyulmamasının yasal olmadığını ve hukukun üstünlüğünün
temel ilkelerine ters düştüğü belirlemesinde bulundu.

Altan, Türkiye’nin;

– AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkını garanti altına alan 5’inci,
ifade özgürlüğüne ilişkin 10’uncu,
hakları kötüye kullanma yasağı konusundaki 17’inci ve
haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanması ile ilgili 18’inci maddesini

ihlal ettiği tezini işlemişti. AİHM aldığı kararda Türkiye’nin 5’inci ve 10’uncu maddeyi
ihlal ettiğine karar verdi. AİHM kararı gereği Türkiye, Altan’a 21 500 € tazminat ödeyecek.
========================================
Dostlar,

Sayın Alpay ve Altan kardeşlerin dünya görüşlerine büyük ölçüde katılmıyoruz.
Ancak Demokrasiler tahammül rejimleridir.
Asıl olan özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğüdür.
AKP’nin dayattığı gibi TBMM’de çoğunluğu elde etmek asla her istediğini yapabilme hakkı değildir! Bu, ilkel çoğunlukçu (majority) anlayıştır. Oysa Demokrasiler çoğulcudur (pluralist) ve tek 1 kişinin bile düşüncesi saygıdeğerdir, ifade özgürlüğü ile korunur.

Şahin Alpay ve Ahmet Altan’ın AYM’nin önceki “hak ihlali” kararı üzerine yetkili ağır ceza mahkemelerince derhal salıverilmemeleri çok ciddi ve ağır bir Anayasayı ihlal suçu idi. Bir hukuk ve demokrasi bunalımı idi. Sorun hala bütünüyle çözülmüş değildir.

Prof. Alpay 72 yaşında hapse atılmış ve 594 gün (20 ay!) içeride tutulmuştur. Oysa yargılama tutuksuz yapılabilirdi, gerekli güvenlik tedbirlerine mahkeme başvurabilirdi. Ev hapsi gibi, yurt dışına çıkma yasağı gibi, iletişimin izlenmesi gibi.. Bunlar nedense yeterli görülmemiş (!), tutuklama kararı verilerek ve bu karar da tüm itirazlara karşın sürekli, aylarca reddedilerek 20 ay sürdürülmüştür. Sonuç, Türkiye’nin AİHM’nde mahkum edilmesidir.

Bu tablolar Türkiye’ye hiç yakışmıyor. Sn. Alpay’ın Silivri cezaevinden çıkışında söyledikleri tarihe geçecektir. Alpay ailesine kavuştuğunu ancak özgürlüğüne kavuştuğunu söyleyemeyeceğini belirtmiştir. 20 ayın hapiste çok zor geçtiğini eklemiş ve binlerce masum insanın içeride tutulduğunu.. vurgulamıştır.

Türkiye hızla OHAL rejimini terk etmeli ve hukuk devletini tüm kurumlarıyla yaşama geçirmelidir.

Hiç ama hiç kuşku duyulmasın, bu, AKP iktidarı için de “çoooook hayırlı” olacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 21 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com