TBB : MÜFTÜLÜK NİKAHININ RESMİLEŞTİRİLMESİ TOPLUMU BÖLMEYE YÖNELİKTİR

MÜFTÜLÜK NİKAHININ RESMİLEŞTİRİLMESİ
TOPLUMU BÖLMEYE YÖNELİKTİR

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır…)

Ülkemiz boğucu iç ve dış sorunlarla mücadele ederken, hükümet tarafından müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesini öngören kanun tasarısını derin bir üzüntü ve kaygıyla karşılıyoruz.

İtirazımız dini nikaha yönelik asla değildir. Çünkü dini nikah hukukumuza göre zaten serbesttir. Sorun, müftülükler tarafından kıyılacak nikahın da resmileştirilmesi ve belediye nikahının yerini alacak olmasıyla ilgilidir.Şöyle ki, bu düzenlemeyle toplum, “müftüye nikah kıydıranlar” ve “belediyeye nikah kıydıranlar” diye bir kez daha bölünecektir. Müftülere nikah kıydıranların ne kadar dindar, belediyelere nikah kıydıranların ise dinsiz olduğu teması işlenecektir.

Toplumumuzun karşı karşıya olduğu farklı kırılma hatları, bu kez doğrudan doğruya toplumun bel kemiği olan aile kurumunun içine girecektir.

İşte bu sebeple resmi nikah, Anayasamızın 174/4. maddesiyle koruma altına alınmış olan İnkılap Kanunları arasında sayılmaktadır. Şu halde; dini nikahı resmileştiren düzenleme Anayasanın özüne aykırıdır.

Ortadoğu’nun iç savaşların pençesinde yakılıp yıkılmasının arkasında laik toplum ve devlet düzenlerinin yerleştirilememiş olmasının en temel sebep olduğu ortaya çıkmıştır.

Küresel güç odaklarının Ortadoğu’nun yangınını Türkiye’ye sıçratmak için sahneledikleri tüm oyunların şu ana kadar boşa çıkmış olmasının sebebi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluştan başlayarak laik bir düzeni benimsemiş olmasıdır. Masum gibi görünen gerekçelerle takdim edilen müftülük nikahının resmileşmesi ise laik düzeni doğrudan tehdit etmektedir.

Bu gerçekleri ve duyduğumuz derin kaygıyı başta kadınlar olmak üzere toplumun tüm kesimleri ile siyasi iktidarın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dikkatine sunuyoruz.

Saygılarımızla. 
(http://www.barobirlik.com/YaziliBasin3941.tbb 26.07.2017)

Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
====================================
Dostlar,

Sorunu, büyük önemi nedeniyle gündemde tutmak gerek.
Konuyu sitemizde sürekli işlemekteyiz. Birkaç yazıya yer verdik.
Örneğin eski Aileden Sorumlu Bakan Av. Önay Alpago’nun CB Erdoğan’a açık mektubu..

– Eski devlet bakanı Alpago’dan Erdoğan’a ‘müftü nikahı’ mektubu

Uzman insan hakları hukukçusu Dr. Kerem Altıparmak’ın makalesi :
Dini Nikah ve Din ve Vicdan Özgürlüğü

– Yılmaz Özdil’in MÜFTÜ NİKAHI başlıklı yazısı..

– Prof. Dr. Tülay Özüermen’dan ”MEDENİ HUKUK’TAN….
Müftülere nikah yetkisi

Bu yazılar, üzerinde tıklanarak çağrılıp okunabilir, okunmalı ve paylaşılmalıdır kanımızca.

Demokratik kamuoyu baskısı sürmelidir iktidar üzerinde.
Siyasal katılmanın zorunlu (a priori) gereğidir bu süreç.
Bundan önce, iktidarın birkaç yasa teklifinde sonuç alındı ve AKP tasarıları geri çekildi.
Bu kez de öyle olmalı. Zeytinlikler, tecavüzcüsü ile evlendirme, kürtajın yasaklanması.. önerileri yasalaştırılamadı.

  • AKP 1 ”oy” un bile peşinde!AKP = RTE toplumla inatlaşmamalı ve yukarıdaki yazıda uzman hukukçular tarafından açıklanan, özlü biçimde sıralanan çok ciddi sakıncalar dikkate alınarak yasa tasarısı TBMM’den hükümetçe geri çekilmelidir.

    Halkla inatlaşarak siyaset yapılmaz, ülke yönetilmez.
    Demokratik rejimlerde iktidarlar halkın istencini öne koyarak siyasetini çizer.
    Siyaset, halkla inatlaşma kurumu değildir.
    AKP = RTE‘nin 15 yılı dolduran çok uzun tek başına iktidar dönemlerinde bu yalın gerçekleri öğrendiklerine kuşku yoktur..
    Bu tasarı sessizce TBMM’den geri çekilmelidir.
    AKP = RTE için de, ülkemiz için de ”hayırı” olan budur..

Sevgi ve saygı ile. 20 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İNGİLİZ SAVAŞ GEMİLERİ GELDİKLERİİ GİBİ GİDERLER: MUSTAFA KEMAL

İNGİLİZ SAVAŞ GEMİLERİ GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER: MUSTAFA KEMAL

Dr. Ali Nejat ÖLÇEN

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Hiçbir Batı ülkesinde bizdeki kadar nankör, art niyetli ve alçak kişiler yetişmemiştir. AKP iktidarının bu tür insanların ortaya çıkmasına neden olan davranış ve kararları bir gün tarihin çöplüğünde yok olup gidecektir.
Kendi yakın tarihini öğrenmeye bile gereksinim duymayan böylesi nankör ve alçakların kişilerin ortaya çıkılının nedenleri, bir gün Sosyal Psikoloji’nin gündeminde yer alacaktır elbet.

Bir İngiliz yazarın yıllar sonra yazdıklarını kaynak göstererek 14 Kasım 1918 tarihinde “İngilizlerden görev isteğinde bulunduğu”nu doğruymuş gibi nasıl ileri sürebilirler anlamak olanak dışıdır. Onların zihinlerini çarpıtan psikolojik olguyu, uzmanlar inceleyerek yorumlayabilmelidirler. Böylesi çarpıklaşan zihin nasıl oluşabilir, hangi kanı ve sanılardan etkilenebilir ve bu denli gerçek dışı zanlara nasıl ulaşılabilinir. Öyle umuyoruz ki 21. yüzyılda bu alanı psikoloji bilimine kazandıracak bir Sigmund Freud (1856-1939) ülkemizde yetişebilmelidir. Bu kişilerin “nervous disorders”ini yaratan olayların  “hysteria”sı incelenmelidir. Ve belki de bu inceleme sonucunda AKP kadrolarının  “nervous disorders”lerinin yorumu ortaya çıkacaktır.

Şimdi kim olduğu kimsenin ilgisini çekmeyen İngiliz yazarı, 14 Kasım 1918 günü Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Boğazında demir atan ülkesinin donanmasını gördüğünde acaba merak edip öğrenmek amacıyla O’na soru yöneltti mi? Yönetseydi acaba ne yanıtı alacaktı:

  • Geldikleri gibi gideceklerdir, yanıtını alacaktı.

    İşte geldikleri gibi gittiler. (Kaynak: Türk İstiklâl Harbi, s. 80. Selahattin Tansel, Mondoros’tan Mudanya’ya Kadar, MEB, 1991, s. 75) Ve o İngiliz yazar, 1 Kasım 1918’de Mustafa Kemal’in Ali Fethi (Okyar) ile Minber gazetesini çıkarmaya başladıklarını acaba biliyor mu:

Ve İstanbul’da demir atan İngiliz ve Yunan savaş gemilerinin nasıl ve kimin öncülüğünde ülkelerine geri döndüklerini öğrendi mi? Ve Çanakkale’den Anadolu’ya ulaşacağını sanan  komutan Churchill, ”Can çekişen bir İmparatorluk içinden çıkan bir kahraman, bir milletin varlığını meydana koydu..” diyebilmişti.

Ülkemizdeki nankör, ard niyetli ve alçak yaratıklar Churchill bu sözlerini işiterek acaba utanç duyacaklar mı? Osmanlıcılıkçılar o can çekişen devleti mi yeniden yaratacaklarını sanıyorlar? Mustafa Kemal Atatürk’ün yoktan var ettiği Cumhuriyetinin ve Devrimlerinin koruyucuları varken Osmancılığı tarihin çöplüğünden çıkarmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Böyle biline. (17.8.2017)
===========================================
Dostlar,

Sayın Ali Nejat Ölçen Cumhuriyetimizden yaşça büyüktür. 95’i bulmuştur!
İTÜ mezunu mühendis, Ekonomi doktoralı (Sağlık Ekonomisi tezli) politikacı ve eski CHP milletvekilidir. Tam katıksız bir Cumhuriyet aydını ve Mustafa Kemal ATATÜRK sevdalısıdır.
Kendisi ile geçmişte ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Yönetim Kurulunda birlikte çalışmaktan mutluluk duyuyoruz..

Milletvekillerine tanınan kıyak emeklilik ödemesini etik bulmayıp, hak etmediğini düşünerek, iade etme yolu da olmadığından, yaklaşık 20 yıldır ‘‘TÜRKİYE SORUNLARI” başlıklı kitapçığı 2 ayda bir çıkararak ücretsiz dağıtmaktadır. Dileyen, www.olcen.net web sitesinden kendisine erişerek, bu değerli çalışmanın kendisinde de gönderilmesini isteyebilir.. En son 115. sayı Mart 2017’de web sitesinde yüklüdür. (Kimi sayılarda biz de yazdık…)

Sayın Dr. Ali Nekat Ölçen büyüğümüze ülkemize kattıkları ve katacakları için şükran borçluyuz..  Yazdığı kitaplar sayıca 10’a yaklaşıyor.. O’nu okumak ve tanımak gerek..
Kendisine, aydınlık üretimini sürdürecek nice sağlıklı yıllar dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 17 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

EEY İŞSİZ – GÜÇSÜZLER !!!

Konuk yazar : Duran AYDOĞMUŞ
E. Dışişleri Bakanlığı Uzmanı
22.05.2008 Ankara
EEY İŞSİZ -GÜÇSÜZLER !!!
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..) 
Şu araştırmacı gazetecinin yazdığı gerçeklerden haberiniz yok mu sizin?! Tıklayın şu aşağıdaki bağlantıyı, bir okuyun da anlayın, bakın ne iş yerleri açılmış meğerse de, sizin haberiniz yok!
Bakın, devletimizin ilgilileri ne iş yerleri açmış, hem de bakanlar, başbakan ve cumhurbaşkanı bile açmış bu iş yerlerini de sizin haberiniz yok, veya iş beğenmiyorsunuz! Yazıklar olsun size(!)
 
Bakın size bir gerçeği söyleyim mi? Yıllarca Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinde (İtalya, Almanya, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya) bulundum. Yıllarca TV yayınlarını vs. izledim, basını takip ettim, o ülkelerde tek bir bakanın, başbakanın, Cumhurbaşkanının, Kralın bizdekine benzer açılışlar yaptığına, kurdela kestiğine rastlamadım, duymadım… Yapılan her şey vatandaşın vergisinden oluşan bütçeden ödendiği ve o yapılan fabrikanın-tesisin de yapılması gerektiği için yapılmaktadır, yapılmıştır. Bizdeki gibi siyasi gösteriye, oya çevirmeye gerek duyulmuyor… Çünkü, işbaşındaki iktidarlar, eksik olan her şeyi yapmış tamamlamışlar…
Avrupa ülkelerinin hiçbirinde yapılmış köprüler, alt-üst geçitlerin vb. yapılış tarihlerini de görmedim. Gören varsa lütfen yazsın… Kimse çıkıp da, “şunu yaptık, bunu yaptık” demiyor…
Bizde bu yapıtlara girerken, adını ve yapılış tarihini görürsünüz. Hepimiz biliyoruz ki, siyasiler bu yaptıklarını bile siyasette kullanıyorlar! Tarih yazılsın ki, o tarihte hangi hükümetin yaptığı belli olsun diye! Bunu ilk kez Başbakan iken Merhum Süleyman Demirel dile getirmişti değil mi?!
Sonuç olarak, bizdeki toplu ya da tek açılışlara bakıyoruz ki, işte Yılmaz Özdil yazmış onları! 
Hepimizin beklentisi odur ki, bir tane de ağır ya da hafif sanayi fabrikası, bir üretim tesisi olsundu. Neden mi? 
Yine biliyoruz ki, ülkemizdeki bütün fabrikalar, tesisler, kurumlar, limanlar bankalar, petrol istasyonları hem de yabancılara satılmış! Garip olan şu ki, bizim ülkemizde, kurduğumuz tesislerde bizim insanlarımız çalışıyor ama, yıl sonunda kazanılan bütün kazanç, mal sahibi yabancı ülkeye gidiyor! Yazık, yazık!
Sebep şu mudur diye düşündüm: Bu saydığım ülkelerde -bizdeki gibi- iş arayan pek yok. İşi olmayana da devlet, uygun iş buluncaya kadar -yasa gereği- işsizlik parası veriyor. Ne ki, işsizlik maaşı alanlar da “nasıl olsa işsizlik parası alıyorum, boş ver, kaçak iş bulup oradan da alacağımla geçinir giderim” diye düşünmüyor. Bu konuda devlet de, işçi de hakkaniyetlidir…
NOT : Avrupa için bu yazdıklarım yanlışsa, Sayın ÖZDİL lütfen bu konuda da yazabilirler
(ANILARIMDA 5 ÜLKE kitabımda bu ve benzer konuları da yazdım).
Ne diyelim, kendimiz ettik, kendimiz bulduk..
Merhum ozanımız Neşet Ertaş demiş ya :
“Karadır bu bahtım kara
 Sözüm kar etmiyor yare
 Yüreğimi yaktı nara (Eyvah Ey…) 

 Kendim ettim kendim buldum
 Gül gibi sararıp soldum
 Ey vah ey vah ey….”
 
Saygılarım ve kaygılarımla. 17.08.2017
=======================================
Dostlar,

Sayın Duran Aydoğmuş dostumuz, olgun bir beyefendi ve Cumhuriyet terbiyesi almış bir devlet memurudur. Uzun yıllar değişik ülkelerde Dışişleri Bakanlığı kadrolarında ülkemizi temsil etmiştir. Yukarıda sadığı 5 Ülkedeki gözlemlerini kitaplaştırmıştır. Bu yazısı ve öbür değerli katkıları içi kendisine şükran borçluyuz.

Sayın Aydoğan sade yazımı ile önemli bir gerçeğe ışık tutuyor. Bizim gibi Doğu toplumları törenselliğe (ritüele) çok önem veriyor.. Maneviyat ve mistisizm çok ağır basan değerler.. Oysa Batı Kültüründe egemen – baskın değer Akılcılık – Rasyonalim – Rasyonalite.. Bu sayede Bilimsel Keşifleri başardılar (Galile, Kepler, Copernicus..) ve Batı Aydınlanma felsefesinin temellerini attılar.. Diderot, JJ Rousseau, Montesquieu, Voltaire, Kant

– Zorunlu – kaçınılmaz olarak laik – seküler düzene geçtiler ve Sanayi Devrimi ile dünyayı sömürgeleştirdiler… Bilime sırtını dönen Osmanlı’yı parçaladılar.
Biz hala dincilik – mistisizm batağında inatla debeleniyoruz..
Yetmiyor, CB Erdoğan ”Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz..” diyor, ulusal eğitim sistemini çökertiyor..
Bir Mustafa Kemal ATATÜRK çıkardık, dünya tarihinde eşsiz – benzersiz.. Osmanlı yüzünden birkaç yüzyıl gecik(tiril)en Anadolu Aydınlanması (dinde Reform + Rönesans) devrimlerini başlattı ancak hem ömrü kısa oldu hem de Anadolu’daki karşıdevrimci – molla – yobaz – gerici – dinci  çelik çekirdek pek çok nedenle tasfiye edilemediği için bir ”geri tepme” (counter revolution?) olgusu – dalgası yaşıyoruz. Osmanlı din – tarım toplumu kısır döngüsünü 21. yy. şafağında hala aşabilmiş değiliz. AKP vb. siyasal hareketler bu dinamiklerin ürünü.. Ancak bu ”peryodun” da geride kalacağı tarihsel diyalektik yasa gereği.
Az eğitimli kitleler deneme – yanılma ile (musibetle demek haksızlık mı olur?) öğrenmekte. O halde kitlelerin bilimsel eğitimi yaşamsal 1. öncelik.. Öte yandan yaşadıklarını anlamlandırmak için gündelik yaşamda örnekler üzerinden halka aydın rehberliği sunmak gerek.
Böylelikle, toplumsal – siyasal olgunlaşmayı hızlandırmak ve deneyim – öngörü yeteneği kazandırmak için ödenecek bedelleri hafifletmek olanaklıdır. Bu 2 kulvarda başarılı olmanın anahtarı öncelikle siyasal partidir. Ardından yaygın yatay – dikey örgütlü toplumdur.. Sendikasıyla, derneği – vakfıyla..
Siyasal katılma, geri kalmışlık çemberini kırmada temel anahtar..
Sevgi ve saygı ile. 17 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TEK TİP KIYAFET

TEK TİP KIYAFET

Rifat Serdaroglu

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Her işimizi tamam eden AKP Genel Başkanı Erdoğan, tek eksiğimiz olan cezaevlerindeki tutuklu ve mahkûmlara “Tek Tip Kıyafet” giydirilmesine kafayı taktı!
Türkiye’nin en güvenli ve en sakin yerleri olması gereken cezaevleri Erdoğan’ı rahatsız etmiş olacak ki, şimdi de oraların karışmasını istiyor!

Esasında Türk Milleti olarak en büyük şansımız, genç yaşına rağmen iki defa cezaevinde yatmış bir Cumhurbaşkanımızın olmasıdır.
İlk defasında görevli Yargıca hakaretten, ikinci 2. defasında halkı din-ırk-mezhep bazında ayrıştırmak suçlarından cezaevine giren Erdoğan, “Mektep” denen cezaevlerinin profesörü olmayı bileğinin hakkıyla elde etmiş biridir…

Demokratik standartların yüksek olduğu hukuk devletlerinde cezaevlerinde bulunan ve devletin korumasına emanet edilmiş kişilerin ne giyip ne giymeyecekleri öncelikli sorun değildir.
Öncelik, adil yargılamak ve süratle mahkemeyi sonuçlandırmak, savunma hakkına saygı göstermek, cezaevinde insanca yaşam şartlarını oluşturup, muhafaza etmek ve kişileri tekrardan topluma kazandıracak sosyal projelerle tanıştırmaktır.

Saray Yargısı-Badem Hukukuna göre cezaevlerinde nöbetleşe yatmak ve yemek projeleri geçerli olduğuna göre, adaletmiş hukukmuş kimsenin bunlara baktığı yoktur!
Bu yüzden 20 kişilik koğuşta 42 kişi yatar, cezaevine sağlıklı giren hasta çıkar!

AKP Genel Başkanı Erdoğan’a şu soruları soralım ve “Delikanlı” lakabına yakışır bir yanıt bekleyelim;
-Eyy Erdoğan; Siz iki kez girdiğiniz cezaevinde tek tip kıyafet giydiniz mi?
-Dönemin Adalet Bakanlığı bu kararı alsa idi, tutuklu ve mahkûm olarak tek tip kıyafet giyme emrine uyar mıydınız? Badem rengi tulum giyer miydiniz?
Türk Askerini, Türk Polisini, Türk insanını kahpe tuzaklarla öldüren PKK militanlarına bugüne kadar neden tek tip kıyafet giydirmediniz?
Cezaevlerindeki PKK’lılar şimdi Badem rengi tulum giyecekler mi?
-Cezaevlerindeki IŞİD ve El-Nusra militanları da Badem tulumu giyecekler mi?

Değerli Okurlar;
Bugüne kadar Erdoğan’ın aldığı her karar itirazsız uygulandı. Bu da uygulanacak!
Fakat şimdiden belli ki cezaevlerinde kimse bu karara uymayacak!
Ya kişiler mahkemeye çıkmayacak ve yargılanmalar aksayacak, ya da AKP Hükümeti cezaevlerine belli aralıklarla operasyon düzenleyip, özellikle henüz suçlulukları ispat edilmemiş FETÖ’cuları etkisiz hale getirecekler!
Bugüne kadar işlerinin bazılarını SADAT-SEDAT militanlarına mafya tarzında çözdüren AKP kafası, tıpkı Gezi olaylarında 13 gencin ölümüne, 7 gencin kör olmasına, binlerce gencin yaralanmasına göz yumduğu gibi, cezaevlerini elemanlarına bastırtıp suçsuz insanları katlettirebilir mi?
Erdoğan’ın hemşerisi ve Mafya lideri Sedat Peker, cezaevlerini basacaklarını, insanları elektrik direklerine, ağaçlara asacaklarını görüntülü olarak ilan
etmedi mi? Bir (1) (Yek) (One) (Un) (Eins) (Uno) (Yeden) Cumhuriyet Savcısı da bu adamı çağırıp “Sen kimsin ki, cezaevi basıp adam asacaksın” diyemedi!
Aldıkları maaş, taşıdıkları cübbe, ettikleri mesleki yemin ne işe yarar ki?

Her geçen gün biraz daha demokratik devletten uzaklaşıp, çadır devletine doğru yaklaşıyoruz! Bademlerde T.C. Devletine ve Türk Milletine karşı ne bitmeyen kin varmış be arkadaş!
Türk Devletine-Türk Milletine-Türk’e düşman olanlar yakında kendi yarattıkları kin çamurunda boğulacaklardır, inşallah…

Sağlık ve başarı dileklerimle (12 Ağustos 2017)
==========================================
Dostlar,

Tek tip giysi zorlaması hukuk dışıdır.
Herhangi bir mevzuat düzenlemesi ile uygulamaya konması, bu işlemi hukuka uygun kılmaz. Dayatma insan haklarına aykırıdır.
S. Rifat Serdaroğlu’nun dile getirdiği olasılıklar endişe vericidir.
Dileriz böylesi faşist uygulamalara girişilme.
Öye yandan bu ”atak” da ülkemizi gerçek gündeminden uzak tutmaya dönük görünüyor.
AKP = RTE ülkemizi artık yönetemiyor. Çoğunu kendilerinin yarattığı ağır sorunlarımıza akılcı ve işleyen çözümler üretemiyorlar. İplerin ellerinden kaçmakta olduğunu görüyorlar..
Ama AKP Gn. Bşk. Erdoğan, Kuzey Kore – ABD arasında yaşanan gerilimin (!) de üzerine atlayarak tumturaklı demeçle veriyor. Sanki Küresel çevreler çok değer veriyor! Kimin umurunda! Hedef gene içeride ez eğitimli kitleler, müritler.. Ama nereye dek ??

Sevgi ve saygı ile. 13 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Darwin’den 1000 yıl önce İslamda Evrim düşüncesi

Darwin’den 1000 yıl önce
İslamda Evrim düşüncesi

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazımın altındadır..)

Cehaletin böylesine başka yerde rastlamak mümkün değil.
Müfredat’tan Evrim başlığının çıkartılmasının çok iyi olduğunu belirten Kreatonist (AS: Kreatorist / yaradılışcı olacak) Dekan, Biyoloji Bölüm Başkanı Profesör Bey, İslamın Altın Çağı olarak nitelendirilen ve 800- 1300 yılları arasında İslam bilginlerinin Avrupa’nın çok üstünde bilime, düşünceye ve teknolojiye katkı yaptıklarını ve evrimi ilk kez dile getirenler olduğunu söyleyince kendisine…  Ne yanıt verdi dersiniz?
“O dönemin İslam bilginleri Avrupa’nın düşüncesinin etkisi altında kalmışlardı, bugünkü gibi…”
Bak sen…
Avrupa ilkelliğin batağında, henüz taassubun dibini yaşıyor, Yunan uygarlığına fikir olarak bulaşmamış… Anadolu’dan başlayan bir kuşak Mezopotamya, yukarıda Horasan, İran’ı sararak Hindistan’a kadar uzanıyor. Bu kuşak bir aydınlanma içinde. Tıp, Fizik, Geometri, Matematik, Cebir, Astronomi… Felsefe filizleniyor. Ve bu “erken aydınlanma kuşağı” içinde İslamın yıldızı parlıyor. Ve Evrim düşünceleri de filizleniyor.
Yani bırakın Avrupa’dan etkilenmeyi, İslamda Evrim düşüncesi Avrupa’ya 1000 yıl fark atıyor! Biri 800’ler, Darwin ise 1800’ler! Adam sözde “İslamcı”. Ama İslam uygarlığının en şaşaalı ve yüz akı dönemi hakkında bilgi sahibi değil… Pardon. Bilgi sahibi de ileri sürdüğü parlak düşünceleri kötülemek için “Avrupa etkisi” deme cüretini gösteriyor. Sahip çıkacağına!

‘Yeni türler ortaya çıkar…’
Mesela Abbasi döneminin parlak insanlarından, Basra doğumlu El Cahiz, hayvanlar âleminde geçerli olan evrimsel koşullar için şu düşünceleri dile getirebiliyor:
Hayvanlar, varlıklarını sürdürebilmek için yiyecek bulmak, başkası tarafından yenmemek, hırpalanmamak ve çoğalmak için sürekli bir savaşım içindedirler. Çevresel etkiler, organizmaları, yaşamını sürdürebilmek için yeni özellikler geliştirmeye zorlar, böylece de yeni türler ortaya çıkar. Çoğalma, yavrulama fırsatı bulanlar bu başarılı özelliklerini daha sonraki nesle aktarırlar…” (Mehmet Emin Özel’in Herkese Bilim Teknoloji sayı 72’de yayımlanacak yazısından…)
Darwin’in “en iyi uyum sağlayanın yaşama şansının olduğu” tezinin en erken dile getirilişi… Kuşkusuz, Darwin bu süreci Doğa’ya, İslam düşünürleri ise Allah’a bağlıyor. Darwin’den 850 yıl önce de İbn Miskeveyh: “Yüksek âlemden inen nefs (ruh) çeşitli dünya varlıklarında kendini göstere göstere tekamül etmiş, nihayet insanlık mertebesine gelmiştir. Ruh bitkiden sürüngen hayvanlara, oradan maymunlara ve insanlık mertebesine kadar yükselmiştir…”
Ve başkaları da var.

‘Bizim kültür…’ dediği de ne?
Bay Profesör, “milli eğitim ‘milli kültüre uygun’ olmalı” diyor ayrıca. Bunu iktidar mensuplarından sık duyuyoruz. “Ebeveynler (AS: anababalar) olarak çocuklarınıza ‘biz Adem ile Havva’dan geldik, topraktan geldik’ diye anlatıyorsunuz, okula gidiyorsunuz biyoloji hocanız başka bir şey öğretiyor. Burada bir çelişki var. Bunun rayına oturtulması gerekiyor.”
Bu kişi biyoloji hocası. Ayrıca Şeriat yasaları uygulanmasını” da dile getirdi.
AKP milletvekilliğine aday. Rektörlüğe de…
Milli kültür ne? Osmanlıyı kastediyorsa, batmış, bilim ve teknolojiden bihaber, İslamın Altın Çağı ile zerre ilişki kuramamış, sürdürücüsü olamamış, dünya tarihine düşünce, kültür, bilim, teknoloji alanında bilinen ve tarihe geçmiş bir katkısı olmayan bir imparatorluğu kastediyorsa güle güle demeliyiz.
Türkiye’yi İslam dünyasının en karanlık diplerine yuvarlamak isteyenlerin üniversitelerimizde ve iktidarda cirit atması, eğitim müfredatını (AS: programını olacak) belirleyicilerden biri olması şaşılacak bir şey mi? Hangi “bizim kültür”? Ülkemizde milyonların öyle sandığı bir “kültür” bulunmuyor. Ne diyelim, al birini vur öbürüne…
***
Diyorum ki;

  • hiçbir iktidar okullarımızda çocuklarımızı dünyanın en çağdaş bilgilerinden mahrum bırakamaz.
  • Bu, bir demokrasi ve en temel insan hakkı sorunudur.
  • Bilim kurumları, aileler mahkemeye başvurmalıdırlar..
    ====================================
    Dostlar,

Sayın Orhan Bursalı çok haklı olarak bu kritik sorunsalı işlemeyi sürdürüyor.. Emek verip araştırıyor ve iktidarın, gerici – dinci yobazların derin çelişkilerini ve bu akıl dışı – çağ dışı dayatmanın Türkiye’yi mutlak bir karanlığa sürükleyeceğini ısrarla vurguluyor.
Yerden göğe haklıdır..

  • Bu ülkenin insanları çocuklarını devletin okuluna “dindar kindarlar” olarak yetiştirilsinler diye göndermiyor, göndermeyecek.
  • Anababalar yavrularını Anayasa md. 42 gereği zorunlu olan temel eğitime sözde İslam adına Taliban / Hamas / İhvan / IŞİD benzeri dinci terör örgütlerinin mücahitleri / cihatcıları / savaşçıları olsun diye göndermiyor, göndermeyecek.
  • Temel eğitimin devlet okullarında zorunlu ve parasız oluşu Anayasa hükmü olup (md. 42); çocuklarımızı 21. yüzyılda küresel ölçekte rekabet edecek, Sanayi 4 devrimine hazırlayacak, geçerli birkaç yabancı dil öğrenecek, matematiksel düşünceyi öğrenecek, soru soran / sorgulayan ve analitik düşünerek sorunlara tartışmalı – katılımcı – demokratik yöntemlerle yaratıcı çözümler üretecek….. çağdaş – sorumlu yurttaşlar olarak yetiştirilmeleri için gönderiyor anababalar.
  • Devlet bu Anayasal buyruğun dışına çıkarak, yandaş çağ dışı vakıflarla çocuklarımızı dinci – kinci – gerici bir ideoloji ile din savaşçısı yetiştirmeye kalkarsa, Anayasayı çiğnemiş olur ve halkın da meşru direnme hakkı doğar :
  • Çocuğunu bu tür sözde okullara yollamama!

  • Bu durum muazzam bir karmaşadır ve ülkemizi alt üst eder, toplumsal barışı dinamitler.
  • Milli Eğitim Bakanlığı neden utanç verici suçlara karışmış sabıkalı kimi yandaş vakıflarla ölçüsüz – aşırı işbirliğine gider?? Bu Bakanlığın 950 bin dolayında öğretmeni, uzmanlaşmış Talim Terbiye Kurulu ve onbinlerce memuru vardır. Okullarda öğretim programlarını ve uygulamasını rahatlıkla bu çok büyük kadro ile yürütebilir, yürütmesi gerekir.
  • Durum böyle iken eğitim – öğretim programları için gerekirse Üniversitelerle, Eğitim emekçilerinin sendikaları ile, uzman sivil toplum örgütleri ile… işbirliğine girilebilecek iken yandaş – çocuklara tacizden sabıkalı, çocuklarımızın yurtlarında yandığı.. tümüyle kapatılıp bir daha bu tür işlerden kesin olarak yasaklanması ve tüm mal varlıklarına el konması gerekirken; tam tersine kamu kaynaklarıyla beslenmesi ve beyni iğfal edilmiş – kafası donmuş dinci – kinci yobazlar yetiştirilmesi için akıl dışı kapsamlı sözleşmeler – protokoller imzalanması apaçık toplumu tahriktir, kasıtlıdır.
  • İktidarın bu vahim yanlışlardan derhal dönmesi gereklidir.
  • Dileriz Danıştay ilgili Yönetmeliğin yürütülmesini durdurur ve iptal eder ve AKP de bir çılgınlık yaparak yasal düzenlemeye gitmez.. Bu doğrultuda çıkarılacak yasa da Anayasa’ya (Başlangıç, 2, 24, 42 ve 174. maddelerle Anayasa md. 90 üzerinden taraf olduğumuz başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmei, AİHS), BM Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere kimi uluslararası sözleşmelere aykırı olacaktır ve AYM tarafından iptali gerekecektir.. AİHM, zorunlu din dersleri hakkında birkaç kez “hak ihali” kararı vermesine karşın AKP gereğini yerine getirmemektedir!
  • Siyaset, toplumla körü körüne zıtlaşma ve kamu gücünü kullanarak dayatmalar yapma kurumu değildir. Bunu adı despotizmdir – diktatörlüktür. Demokratik hukuk devletinde, böylesi durumlarda halkın meşru direnme hakkı doğar ve bu hak hem Anayasada hem da AİHS’nde tanınmıştır.

AKP iktidarı suç işlemeyi duddurmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 06 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com