23 NİSAN’DAN GÜNÜMÜZE

23 NİSAN’DAN GÜNÜMÜZE

Suay Karaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100. yıldönümünü kutlarken, özgürlük ve bağımsızlığımızı borçlu olduğumuz ülkemizin kurucusu, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın büyük başkomutanı, eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm silah (AS: ve dava) arkadaşları ile devrim şehitlerimizi en derin saygıyla, şükranla ve özlemle anıyoruz.

100 yıl önce açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kökeni, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na dayanmaktadır. Mustafa Kemal’in önderliğinde, dünyada ilk kez emperyalist devletlere karşı zafer kazanılmıştır. Bu meclis, hem ülkemizin kurtuluşuna, hem de yeni bir devletin kuruluşuna öncülük eden tarihi bir olguya sahiptir. Çürümüş ve yozlaşmış bir imparatorluktan yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, demokratik ve laik bir yönetim biçiminin gerçekleşmesi, çağdaş ve aydınlık bir yaşam biçiminin belirlenmesi ve bunun için yapılan tüm yenilikler, 23 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in liderlik ettiği Büyük Millet Meclisi’nin attığı adımlarla gerçekleşmişti.

23 Nisan 1920 Cuma günü Büyük Millet Meclisi törenle ve dualarla açıldı. Ertesi gün ilk toplantıda Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçildi. Yaptığı konuşmada “Büyük Millet Meclisi’nde beliren ulusal irade, yurdun yazgısına doğrudan doğruya el koymuş olup, onun üzerinde hiçbir güç yoktur.” dedi. Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşmasının özü kurulan yeni devletin diktayı ve tek adamlığı değil, hukuk ve çağdaş demokrasiyi hedeflediğini göstermektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı Halkçılık Programı, 18 Eylül 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi’nde okundu:

”1. Türkiye halk hükümeti ile yönetilmelidir,

  1. Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur, yönetim yolu halkın doğrudan doğruya kendisi yönetmesi temeline dayanır,
  2. Büyük Millet Meclisi hükümeti, halkın karşı karşıya bulunduğu sefalet nedenlerini gidererek, mutluluk ve yaşam düzeyinin yükseltilmesini temel ilke sayar.”

Mustafa Kemal Paşa, cumhuriyetin ilanına giden yolda yaptığı her konuşmada, yeni yönetim şeklinin dayandığı ilkenin Halkçılık olduğunu, demokrasinin ve ulusal egemenliğin vazgeçilmez olduğunu ifade etmiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından kurulan genç Türkiye Devleti, az zamanda çok ve büyük işler başarmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1930’da Büyük Millet Meclisi açılış konuşmasında şunları söylemişti: “Ülkenin yazgısında tek yetki ve güç sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu ülkenin düzeni için, iç ve dış güvenliğini sağlamak ve korumak için en büyük güvencedir. Büyük milli sorunlar şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi’nde çözümlendi. Gelecekte de yalnız oradan kesin önlemler sağlanabilecektir. Türk Milletinin sevgi ve bağlılığı her zaman Büyük Millet Meclisine yönelmiştir ve hep oraya yönelecektir.”

Ancak Atatürk’ün ölümünden sonra Halkçılık ilkesi de, ulusal egemenlik de gerçek anlamlarından uzaklaştırılarak, farklı konumlara çekilmiştir. Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından 90 yıl sonra 12 Eylül 2010 halk oylaması ile “ileri demokrasi” kandırmacasıyla, özgürlükler kısıtlanmış, yargı bağımsızlığı yara almıştır.

16 Nisan 2017 halk oylamasında, Yüksek Seçim Kurulu’nun son dakika golü  mühürsüz oy pusulalarının geçerli kabul edilmesiyle ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen tuhaf bir sisteme geçilmiştir. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 100. yıldönümünde, Ulusal Kurtuluş Savaşını kazandıran ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimi yerine, siyaset biliminde benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı yönetiminin çok büyük olumsuzluklarını yaşamaktayız.

Cumhurbaşkanının partili olmasıyla, bu makam iç siyasette herkesi kucaklayıcı bir makam olmaktan çıkmıştır. Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen etkisizleşmiştir. Yürütme erki Cumhurbaşkanı ve bakanlar, Meclise karşı sorumsuzdur. Demokrasinin olmazsa olmazı olan güçler ayrılığı ilkesi fiilen yok sayılarak, Anayasa Mahkemesi etkisizleştirilmiş, bağımsız yargı tümüyle yok edilmiştir. Ülkemiz artık Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yönetilmektedir.

  • Ülkemizde adı konmamış bir sivil darbe yaşanmaktadır.

Meclisin kuruluşunun 100. yılında ulusal egemenlik, tam bağımsızlık bitirilmiş, Halkçılık ilkesi yok edilmişken, 23 Nisan 1920’de kurulan Büyük Millet Meclisi, anılarımızda yaşamaktadır.

Cumhuriyetin 100. yılına girerken, genel durum ve görünüm hiç iyi değildir. Ulusun kendi kendini yönettiği ulusal egemenlik kavramı uzun yıllardan beri yok sayılmaktadır.

  • Demokrasi bitmiş, yerine tek adam diktatörlüğü getirilmiştir.

Ancak her durumda mücadeleye devam etmek gerekmektedir. Ulusal egemenlik, tam bağımsızlık, emperyalizm karşıtlığı ilkelerinde birleşerek, Kemalist ilke ve devrimleri özümseyenlerin bir araya gelerek yapacağı mücadele sonunda, bu karanlık gidişten aydınlığa çıkmak olasıdır.

 CHP

CHP

Suay Karaman

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve ülkemizin en köklü partisi olma özelliğine sahip Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kuşkusuz Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Kuvayı Milliye’den ve Müdafaa-i Hukuk’tan doğmuştur. Bugün 96. yılını kutladığımız CHP, eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde 9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası” adıyla kurulmuştur. 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası”, 1935 yılında ise “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almıştır.

15-23 Ekim 1927 tarihleri arasında yapılan kurultayda CHP’nin temel ilkeleri olarak Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik benimsenmiştir. 10-18 Mayıs 1931 arasında yapılan kurultayda Devletçilik ve Devrimcilik ilkeleri de eklenerek, CHP’nin temel ilkeleri altıya çıkarılmıştır. CHP’nin amblemi olan “6 Ok“ işte bu ilkeleri simgelemektedir. 9-16 Mayıs 1935 arasında yapılan kurultayda kabul edilen CHP Programı ile bu ilkeler resmiyet kazanmış ve “Kemalizm” olarak tanımlanmıştır. CHP programının giriş bölümünde Kemalizm ile ilgili şu değerlendirme yer almaktadır:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin programına temel olan ana fikirler, Türk Devrimi’nin başlangıcından bugüne dek yapılmış olan işlerle, yalın olarak ortaya konmuştur. Bundan başka, bu fikirlerin başlıcaları, 1927 yılında Parti Kurultayınca da kabul edilen tüzüğün genel esaslarında ve Genel Başkanlığın, aynı kurultayca onanmış olan bildirisinde ve 1931 kamutay seçimi dolayısıyla çıkarılan bildiride saptanmıştır. Yalnız birkaç yıl için değil, geleceği de kapsayan tasarılarımızın ana hatları burada toplu olarak yazılmıştır. Partimizin güttüğü bütün bu esaslar, Kemalizm prensipleridir.”

Cumhuriyet Halk Partisi, kurucusu ve ilk Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ulusal bağımsızlığı kazanan, yeni bir devlet ve rejim kuran, Saltanatı kaldıran, Halifeliğe son veren ve ulusal birliği sağlayan öncü bir partidir. Büyük Atatürk’ün önderliğinde hukuk ve eğitim gibi toplumsal alanlarda gerçekleştirilen devrimlerle çağdaş Türkiye Cumhuriyeti biçimlendirilmiş; ulusal sanayinin, tarımın, hayvancılığın ve ekonominin gelişmesine öncülük edilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsız ve emperyalizm karşıtı kararlı yönetimi ve ilkeleri sayesinde CHP hükümetleri ile on beş yıl gibi kısa bir sürede gurur verici tablo yaratılmış ve Türkiye’nin her konuda geliştiğine tüm dünya tanık olmuştur. Cumhuriyetimizin 10. Yıl Marşı’ndaki

  • Çıktık açık alınla, on yılda her savaştan

sözünün içi toplumsal (sosyal) devrimlerin yanı sıra kalkınma planlarıyla, sanayi planlarıyla, şeker fabrikalarıyla, basma fabrikalarıyla, demiryollarıyla, Sümerbank’la, Etibank’la…. doludur. Tüm bu veriler herkes tarafından bilinirken, sürekli olarak, bu gurur verici geçmişi yok saymaya çalışan, laik ve demokratik cumhuriyetle hesaplaşmak isteyen kişiler ortaya çıkmakta ve çıkartılmaktadır.

Bu büyük partimizle, Atatürk’ün öncülüğünde 1923 – 1938 yıllarında her alanda büyük kalkınma hamleleri başlatan ülkemiz, Atatürk‘ün ölümüyle birlikte hem partide, hem de ülkede yanlış rotalara savrulmuştur.

  • Kemalizm’i bırakıp, demokratik sol, yeni sol, sosyal demokrasi gibi emperyalizme hizmet eden ideolojilerin peşine takılmanın sonucunda, savrulma büyük boyutlara ulaşmıştır.

Günümüzde CHP’nin ideolojisiyle örtüşmeyen, Atatürk’e düşman, bölücü terör örgütlerine destek veren, liberal ve sığ görüşlülerin partinin her kademesinde oldukları bilinen bir gerçektir. Bugün içinde bulunduğu tüm ideolojik tutarsızlıklarından arınması ve yanlış isimlerin partiden en kısa sürede ayrılması için, Atatürk’ün partisini, Atatürkçü parti yapmak üzere gerçek Kemalistlerin bir araya gelmesi zorunluktur.

Ülkemizin sorunlarını çözecek ve toplumu kucaklayacak Kemalist bir CHP’ye gereksinim vardır. İşte bu yüzden;

  • CHP’nin, kurtuluş ve kuruluş felsefesine geri dönmekten başka çaresi yoktur.

Bugün kuruluşunun 96. yılını kutladığımız CHP, Altı Ok’u savunarak Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyacak tek parti konumundadır.

100. YIL COŞKUSU

100. YIL COŞKUSU

Suay Karaman

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal eden düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin, (gerçek adı Osman Nevres, Hukuku Beşer-İnsan Hakları Gazetesi’nin yazarı) hemen oracıkta öldürülmüştür. Ancak bu ölüm, ertesi gün 16 Mayıs 1919’da bağımsızlık ateşini yakmak için Samsun’a gidecek olan Mustafa Kemal Paşa’nın yolunu aydınlatmıştır.

19 Mayıs 1919 tarihi Milli Mücadelemizin başlangıcıdır, ilk adımıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişi olarak ayak bastığı Samsun’da yakılan bağımsızlık ateşi, emperyalizme karşı mazlum ulusun kutsal isyanının başlangıcıdır. Bu süreçte 28 Mayıs 1919 Havza Genelgesi, 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi, 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi, 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi halka dayalı bir mücadelenin önemli olgularıdır ve bağımsızlığa giden yolun kilometre taşlarıdır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM açılarak, bağımsızlık mücadelesi kurumsal kimliğe dayandırılmıştır. Büyük utkuların (zaferlerin) ardından 9 Eylül 1922’de düşmanın İzmir’de denize dökülmesiyle 3 yıl, 3 ay, 21 gün süren Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız başarıyla sona ermiştir.

İşte bu yüzden;

  • 19 Mayıs 1919, vatanın kurtulması için örgütlenen Anadolu insanının bağımsızlık mücadelesinin başlangıcıdır.
  • 19 Mayıs 1919, emperyalizme karşı kazanılan ilk savaşın adıdır.
  • 19 Mayıs 1919, ulus bilincinin ilk ışığıdır, egemenliğin millete ait olduğunun belgelenmesidir.
  • 19 Mayıs 1919, çağdaş ülkeler düzeyine çıkmamızı sağlayan ilke ve devrimlerin habercisidir,
  • 19 Mayıs 1919, Ülkemizin aydınlık geleceğidir.
  • 19 Mayıs 1919 tarihi, eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, her türlü baskıya karşın Samsun’dan ülkemizin üzerine bir güneş gibi doğmasıdır.

Kurtuluş savaşı sırasında 14 Temmuz 1919 tarihli Alemdar Gazetesinde padişah ve halife Vahdettin’in söylemini anımsamak gerekir:

  • “İslam kilidinin anahtarını, İngiltere’nin güvenilir eline teslim etmekte, İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur.”

Bu hain Vahdettin 17 Kasım 1922’de İngiliz zırhlısına binerek kaçtı. 8 Ocak 1920 tarihli Peyam-ı Sabah Gazetesinde hainlerin öncülerinden Ali Kemal şunu yazmıştı:

  • “Anadolu’da ne yaptığını bilmeyen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının hareketine öncelikle son verilmesi gerekir.”

İşgal yıllarının işbirlikçi Mütareke basınının en önde gelen yazarı hain Ali Kemal, 6 Kasım 1922’dee İzmit’te linç edilerek öldürüldü.

Yüz yıl önce bağımsızlık mücadelesi verilen bu topraklarda,

  • bugün emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı yeniden bağımsızlık mücadelesi vermekteyiz.

Çünkü Atatürk’ün ölümünden sonra ülkemizi yönetemeyen iktidarların elinde, yeniden emperyalizme yem olan ülkemiz, bugün tarihinin en kötü ekonomik ve siyasi krizi ile karşı karşıyadır. Bağımsızlık mücadelemizin başlangıcından 100 yıl sonra, ülkemizin genel durumu hiç iç açıcı değildir.

Ülkemizin ulusal kuruluşları özelleştirme gerekçesiyle peş keş çekilmiştir. Yeraltı ve yer üstü zenginliklerimiz emperyalist güçlere pazarlanmaktadır. Tarım ve hayvancılığımız bitirilmiş, sanayimiz çökertilmiş, ekonomi batırılmıştır.

  • İşsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk en üst düzeye ulaşmıştır.
  • Terör yıllardır can almaya devam etmektedir.
  • Laik ve demokratik eğitim yerini ortaçağın imam eğitimine bırakmıştır.
  • Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlar büyük boyutlara ulaşmıştır.
  • Şaibeli halk oylamasıyla rejim değiştirilmiştir, seçimler yenilenmektedir.
  • Dış politikada saygınlığımız bitirilmiştir, komşularımızla savaşır duruma getirilmekteyiz.

Yüz yıl sonra 19 Mayıs’ı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, bugünkü siyasal ortamla birlikte düşünürsek umutsuzluğa kapılabiliriz.

  • Ancak Mustafa Kemal’in gençleri için umutsuzluk yoktur. Ne olursa olsun emperyalizme karşı özgürlük savaşını yeniden kazanacağız, tıpkı Mustafa Kemal Paşa gibi. Ülkemizi yeniden kalkındırıp, aydınlatacağız, tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmasının üzerinden 100 yıl geçti. Yalnızca 15 yılda gerçekleştirdiği eserlerini ölümünden sonra, 81 yıldır içerden ve dışarıdan yıkmaya çalışıyorlar. Ancak yıkamıyorlar ve hiçbir zaman da yıkamayacaklar. Bağımsızlık ve özgürlük türkülerinin söylendiği bu topraklarda Mustafa Kemal’in gençleri, ilkelere ve devrimlere sahip çıkmanın bilinciyle eserlerini koruyacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

VATAN SEVGİSİ

VATAN SEVGİSİ 

Suay Karaman

Suay Karaman
Konuk yazar

19 Eylül 2018’de İstanbul Kabataş Lisesi’nde 2018-2019 eğitim öğretim yılı açılış törenine katılan AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Emeği, güneşin altında çalışan bir işçinin alın terinden öğreneceksiniz. Vatan sevgisini, Suriyeli bir muhacir çocuğun gözlerinden öğreneceksiniz. Kahramanlığı, Ömer Halisdemir gibi yiğitlerin cesaretinden öğreneceksiniz. Özveriyi, terör örgütünün kalleşçe şehit ettiği Aybüke öğretmenin fedakarlığından öğreneceksiniz.”

Türk milleti, vatan sevgisini Suriyeli bir göçmen (muhacir)  çocuğun gözlerinden öğrenemez. Çünkü vatanını terk eden Suriyelilerin çocuklarının gözlerinde vatan sevgisi yerine vatanına karşı görevini yapmamanın suçluluğunu ve başka bir vatanda sığıntı gibi yaşamanın ezikliğini görürüz.

Türk milleti, vatan sevgisini çok iyi bilir. Çünkü bizler vatan sevgisini Çanakkale’deki Onbeşlilerin gözlerinden, Seyit onbaşının gücünden öğrendik. Vatan sevgisini İnönü’den, Sakarya’dan, Kocatepe’den, Dumlupınar’dan öğrendik. Vatan sevgisini Kurtuluş Savaşımızda iz bırakmış kahraman Türk Kadınlarından öğrendik…

Bizler vatan sevgisini Namık Kemal’den, Tevfik Fikret’ten öğrendik. Vatan sevgisini Kuvayi Milliye şehitlerinden, gazilerimizden, eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendik. Vatan sevgisini Nazım Hikmet’in “Kuvayi Milliye Destanı”ndan öğrendik.

Vatanseverlik, hürriyet, millet kavramlarını Türk düşün yaşamına ve edebiyatına sokan Namık Kemal, vatan sevgisini şu şekilde anlatmıştı:

  • “Süt çocukları beşiğini, çocuklar eğlendiği yeri, gençler geçimlerinin sağlandığı yeri, ihtiyarlar dünyadan ellerini-eteklerini çektikleri yalnızlık köşelerini, evlat anasını, baba ailesini ne türlü duygularla severse insan da vatanını öyle duygularla sever. İnsan vatanını sever. Çünkü vatan, öyle bir galibin kılıcı veya bir katibin kalemiyle belirsiz hatlardan, sınırlardan ibaret değil; millet, hürriyet, menfaat, kardeşlik, hakları kullanma, hakimiyet, atalara hürmet, aileye sevgi, çocukluk hatıraları gibi birçok yüce duyguların toplanmasından oluşmuş, mukaddes bir düşüncedir.”

İşte vatan sevgisi budur; bu sevgi her türlü koşulda büyük bir özveriyi gerektirir ve vatan için seve seve ölüme gitmeyi göz önüne alır.

Vatan sevgisini Atamızın Gençliğe Hitabesi’nden, Bursa Nutku’ndan öğreniriz. İstiklal Marşı’mızdan, şanlı al bayrağımızdan öğreniriz vatan sevgisini. Okullardan kaldırılan andımızı okumaya devam ederek öğreniriz. “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün anlamını kavrayarak öğreniriz vatan sevgisini. Eğer vatan sevgisini mutlaka bir gözden öğreneceksek, işte o zaman şehit çocuklarının gözlerindeki yaşlardan öğreniriz, kahraman Mehmetçiğin cesaret dolu gözlerinden öğreniriz.

Karanlık ortaçağa takılarak, ılımlı İslam çığlıkları atıp, büyük işgal projelerine öncülük edenler vatan sevgisini bilmezler, bilemezler.

Emperyalizme karşı ülkesini kurtaran Kuvayi Milliye’cilerin torunlarına ve büyük önder Atatürk’ün gençlerine vatan sevgisini öğretmeye kalkanlara ise güler geçeriz.
===========================

Yaşşa Mustafa kemal Paşa çok yaşşşa..

Yaşşa Suay Karaman dostumuz, çoooook yaşşa..

Sevgi ve saygı ile. 01 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TÜRKİYE İŞ BANKASI

TÜRKİYE İŞ BANKASI 

Suay Karaman

Suay Karaman

Eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün direktifleriyle ve sermayesine bizzat katılımıyla, 26 Ağustos 1924’te Türkiye İş Bankası kurulmuştur. Genç cumhuriyetimizin tüm bankacılık işlemlerini gerçekleştirmek, ulusal tasarrufları harekete geçirmek, temel ekonomik atılımları finanse etmek, kredi gereksinimlerini karşılamak ve sanayi ile ilgili gelişmeyi başlatmak için kurulan Türkiye İş Bankası, Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası olma niteliğini taşımaktadır.

Türkiye İş Bankası, finans sektörünün yanı sıra Türkiye’de sanayinin gelişmesine de büyük katkılar sağlamıştır. Sanayileşme tarihinin mimarı ve lokomotifi olan Türkiye İş Bankası, Türk özel sektörünün varlık ve gelişimine de büyük destek vermiştir.  Türkiye İş Bankası’nın finans, cam, telekomünikasyon ile sanayi ve hizmet ana gruplarında faaliyet gösteren 23 şirkette doğrudan ortaklığı bulunurken, 95 şirkette de dolaylı ortaklığı vardır. Bugün bankacılık alanında ülkemizin en büyük bankası olmanın ötesinde, birçok büyük şirketin ortağı olarak da ülkemizin en büyük holdingi sayılmaktadır. Bu holdingin %28.09 hissesi Atatürk’ün, %40.12 hissesi banka çalışanları ve emeklilerinin olup, geri kalan %31.79 payı ise halka açılmıştır. Yani bu holdingin patronu yoktur.

Bankanın kurucularından Atatürk’e ait hisseleri, Cumhuriyet Halk Partisi temsil etmektedir; bu temsil, Atatürk’ün vasiyetine dayanmaktadır. Bankadan elde edilen gelirler ise Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na bağışlanmıştır.

  • Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Türkiye İş Bankası’ndan hiçbir gelir gelmemektedir.

Banka Yönetim Kurulu 11 kişiden oluşmaktadır; 7 üye bankanın kendi içinde çalışanlarından seçilmektedir, kalan 4 üye ise Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileridir.

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, ekonomik krizin derinleşmeye devam ettiği süreçte Türkiye İş Bankası’nı hedef alan bir açıklama yaparak, bankadaki Cumhuriyet Halk Partisi hisselerinin Hazineye devredilmesi gerektiğini söyledi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik; “Bir partinin niye bir bankanın yönetiminde koltuğu olur? Atatürk’e saygı gereği CHP’nin bu pozisyondan vazgeçmesi gerekir.” derken, Atatürk’e ve anısına yapılan büyük saygısızlıkları görmek istememektedir.

Atatürk’ün mirasçısı Türk Milletidir. CHP, İş Bankası hisselerini Türk Milleti’ne iade etmelidir.” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Atatürk Orman Çiftliği’nin de Atatürk’ün mirası olduğunu unutmuştur.

  • Milliyetçilik; ülkesinin topraklarına sahip çıkmaktır, ulusal değerlerini korumaktır, ülkesinin kurucusuna saygı duymaktır; mafya ortaklığıyla milliyetçilik yapılmaz.

Büyük önderimiz Atatürk’ün kurduğu Sümerbank, Etibank, Atatürk Orman Çiftliği gibi daha nice ulusal değerimizi yok edenler, şimdi gözlerini Türkiye İş Bankası’na çevirdiler. Ekonominin durumu her geçen gün kötüye giderken şimdi Türkiye İş Bankası’nı alıp Varlık Fonu‘na devrederek, bu büyük kuruluşun içi boşaltılarak, yok edilmek istenmektedir.

8 Ağustos 1951’de Demokrat Parti iktidarınca çıkarılan 5830 sayılı yasa ile 4819 şubesi olan Halkevleri kapatılmış ve mallarına el konmuştu. Ülkenin birçok yerinde siyasal etkinliklerine Halkevlerine ait binalarda devam eden Cumhuriyet Halk Partisi, bu yasa ile parti binalarını boşaltmıştır. Demokrat Parti’nin 14 Aralık 1953’te çıkardığı 6195 sayılı yasa ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin mallarına el konmuştu. Ancak Türkiye İş Bankası hisselerine, kamuoyunda büyük gürültü çıkacağı endişesiyle dokunulmamıştı.

27 Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra Cumhuriyet Halk Partisi, 21 Şubat 1963’te, 6195 sayılı yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, 6195 sayılı yasayı tümüyle anayasaya aykırı bularak, 11 Ekim 1963’te iptal etti.

12 Eylül 1980 döneminde malvarlığı elinden alınarak kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi, 9 Eylül 1992’de yeniden açıldıktan sonra dava açmış, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin verdiği kararla mal varlığını ve Türkiye İş Bankası’ndaki hisselerini tekrar geri almıştı. Bu yüzden Atatürk’ün mirasına ve kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşın, Türkiye İş Bankası hisselerinin devrine ilişkin tartışmaların hiçbir hukuksal gerekçesi yoktur. Buradaki asıl amaç Atatürk’ün hisseleri değildir;

  • Türkiye İş Bankası’nın dev yatırımlarını satarak, yerel seçimlere dek ekonomik olarak günü kurtarmaktır.

Güven duyulan kuruluşların başında bankalar gelmektedir. Bu güvenin ulusal ve uluslararası kamuoyunda titizlikle korunmasının bankalardan çok ulusal ekonomi açısından büyük önem taşıdığı bilinmelidir. Siyaset malzemesi yapılamayacak önemde bir kuruluş olan Türkiye İş Bankasını hedef almak, aynı zamanda ülke ekonomisini de hedef almak anlamına gelmektedir. Gündem değiştirmeye ve akçeli getiriler sağlamaya çalışılan bu gibi sözlerden kaçınmak gerektiği bilinmelidir. (24.9.18)
==================================
Dostlar,

Değerli dostumuz sevgili Suay Karaman’ın bu yazısı da öbürleri gibi 4/4’lük!
Ekleyecek – çıkaracak – düzeltecek yanı yok:
Kendisini kutluyor, içeriğini ay-nen onaylayarak sitemizde paylaşıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 24 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com