Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Emre Kongar

Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Bence Atatürkçülük ya da Kemalizm, her ne ad verirseniz verin,
“BİLİM VE AKIL YOLUDUR”…
  
Başka bir şeye indirgenemez!
“Başka bir şeye indirgenemez” derken, her türlü “indirgeyiciliği” kastediyorum:
Atatürk, ne sadece “İstiklal Savaşı Komutanı”dır…
Ne de sadece “Atatürk Devrimlerinin Filozofu ve Uygulayıcısı”!
Yani kısacası:
Ne sadece “Asker”dir…
Ne sadece “Düşünür”…
Ne sadece “Politikacı”…
Ne sadece “Devlet Adamı”…
Ne sadece “Anti-Emperyalist”…
Ne de sadece “Cumhuriyetçi”dir…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yukarıda saydıklarımın hepsi ve daha da fazlasıdır:

Her dönemde ve her coğrafyada, o dönem ve o coğrafya için çağdaş bilimlerin ve
aklın gösterdiği yolu, çözümleri
temsil eder!
***
Değerli gazeteci-yazar Kerem Çalışkan, Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası, 20 Eylül 1917adlı son kitabı ile sadece tarihe değil, günümüze de ışık tutuyor! Çalışkan, tam yüz yıl önce, Mustafa Kemal tarafından, 1. Dünya Savaşı koşullarında, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver, Sadrazam Talat ve Şam’daki 4. Ordu Komutanı Cemal Paşalara “Zata Mahsus” olarak yollanmış muhtırayı mercek altına almış ve bugün de anlamlı olan şu sonuçları çıkarmış:

1) Milli Politika. Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu.
“Alman Sömürgesi” Olmaya Güçlü itiraz. Bulgar Milliyetçiliği Örneği.
İttihat ve Terakki’nin Programsızlığı. Alman Islah Heyetine Muhalefet.
2) Halkçı Muhalif Söylem.
Siyaseten Muhalefet.
Siyasal Eleştiri. Halkçılığın Başlangıcı.
3) Ordu Çökmüştür Saptaması.
Ordu Gerisindeki Halkın Güçlendirilmesi.
4) Sorumluluk Cesareti.
5) Siyasal Öngörü. Osmanlı’nın Çöküşü. Almanya’nın Yenilgisi. Filistin’in Kaderi.
6) Gerçekçilik.
7) Medeni Cesaret.
8) İsyan Ruhu. İsyan ve Sürgünle Dolu Bir Yaşam.
9) Tarih Bilinci. Devirler Arası Çizginin Teşhisi.
10) Liderlik Bildirgesi.
***
Kerem Çalışkan, bu “İsyan Muhtırası”nı, Mustafa Kemal’in İstiklal Savaşı öncesi hazırlık dönemi çerçevesinde irdelemiş ve değerlendirmiş… “Muhtıra”da, İstiklal Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in, bugünlere dek uzanan ipuçlarını görüyoruz:
Baharı müjdeleyen “Nisan Yağmurları Altında”…
Hiç kurtulamadığım “Siyasal Romantizm” etkisiyle:

Hayır deyin, direnindiyor diye okudum ben bu “Muhtırayı!”
===================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli Kongar hocamıza… Gerçekte, Batı emperyalizmi ile birlikte asıl sorumlu oldukları Suriye / Idlip sarin gazı saldırısını – faciasını bile günlük siyasete alet ederek halkoylamasında “evet” için kullanan anlayışa çoook güçlü hem de çooook güçlü bir “HAYIR” demenin, halkı aptal yerine koyan iç – dış politika fiyaskolarını kesin olarak veto etmenin, 16 Nisan’da hep birlikte HAYIIIIRRR! diye haykırmanın vakti – saati gelip çatmıştır sevgili halkımız.

Vebalin ağır, tarihsel sorumluluğun çoook ağırdır!
Çare, anayasa değişikliği üzerinden köleleştirilmene – yurtsuz ve onursuz bırakılmana, bölünme, kan ve göz yaşına kendin ve gelecek kuşaklar adına HAYIIIIRRRR demekte!

Sevgi ve saygı ile. 06 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Mustafa Kemal ATATÜRK : “Türkler; Ayaklanınız!”

Mustafa Kemal ATATÜRK :
“Türkler; Ayaklanınız!”


Değerli İnsanlar

Ekte tümüyle katıldığım bir saptama ve bir öneriyi bilginize sunuyorum.
Şiddet içermeyen son şansımızı kullandığımızı tüm insanlarımıza anımsatmalıyız.

Bundan sonraki aşama büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün 15 Temmuz 1920’de yayınlanan Hakimiyeti Milliye’nin baş yazısında belirttiği aşağıdaki şanlı görevin günümüz koşullarında gerçekleştirilmesidir.

  • İstiyoruz ki yer yüzünde zulüm kalmasın, uluslar arasındaki düşmanlıklar kalksın.
    Dünyaya hakim olan kapitalizm illeti, bir daha kalkmamak üzere uyusun.
    İşte bugün içinde bulunduğumuz mücadelenin bizce tek anlamı. Biz bu amaçla harekete geçtik. Bağımsızlığımız ve varlığımız için emperyalizme karşı hayat ve dünya devrimi uğrunda, zulümden kurtulmuş yeni bir döneme doğru yürüyoruz. Giriştiğimiz iş; büyük, ağır ve o oranda şerefli ve şanlıdır. Görüyoruz ki kendimizi kurtarmak için uğraşmak demek, bütün dünya uluslarının kurtuluşunun milyonlarca cephesi arasında çalışmak demektir.
  • Yapılan iş, henüz başlanmış olan iş, o kadar büyüktür ki, bunun karşısında ruhların yüksek bir heyecanla titrememesi mümkün değildir.
  • Çünkü bizim kurtuluşumuz dünyanın kurtuluşu demektir. Ve bütün dünya şu uğursuz emperyalizm zulmünden kurtulmadıkça, bizim için hayat ve rahat ihtimali düşünülemez…
  • Zulüm dünyası son günlerini ve son nefesini yaşıyor. Avrupa emperyalizmi karşımıza çıkara çıkara Yunan’ı çıkarabildi. Yunan’ı bozguna uğratmak yalnızca yüzbinlerce kardeşimizi cellat bıçaklarından almak değil, belki de bütün dünyanın kurtuluşuna tarihin en büyük, en şerefli ve en şanlı hizmeti yapmak demektir.
  • Türkler! Ayaklanınız!”
    (Türkiye Nereye Gidiyor? Metin Aydoğan, Umay Yayınları, s. 184)

İşte bu aşamada hiçbir pişmanlık fayda vermeyecektir.
“Mesele Vatansa gerisi teferruattır” ilkesi ile ayaklanacak Türkler‘in teslim olmadığının
yakın tarihimizde kanıtlanması unutulmamalıdır.
En şerefli ve en şanlı hizmet öncesi yapılacak son görev oynanan ortaoyununa
#HAYIR demektir.

Saygılarımla.
Erol Güçlü
====================================
Dostlar,

ADD Avusturya / Viyana Kurucu Başkanı saygıdeğer savaşım insanı Sn. Erol Güçlü‘nün
bu önemli iletisine, kendisine teşekkür de ederek bütünüyle katılarak paylaşıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
18 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Suay KARAMAN : 9 EYLÜL

9 EYLÜL

portresi2

 

Suay KARAMAN 

94 yıl önce 9 Eylül 1922 tarihi, bağımsızlığı yok edilmek istenen bir ulusun emperyalizme karşı başarısını müjdeliyordu. Çünkü ülkemizi işgal eden emperyalist güçler, 9 Eylül 1922’de yurdumuzu terk etmek zorunda kalmıştı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başarılan Ulusal Kurtuluş Savaşı, üç yüz yıldır dünyayı sömüren emperyalizmin yenilebileceğini gösterdiği gibi, sömürülen uluslara da örnek olmuştur.

Ülkemizde kurtuluştan, kuruluş sürecine geçildikten sonra tam bağımsızlık, çağdaşlık, laik ve demokratik ülke olma yolunda asker ve sivil birlikteliğiyle büyük atılımlar gerçekleştirilmiş, aydınlık için büyük yol alınmıştır. Ancak ne yazık ki Atatürk’ün ölümünden sonra, aydınlık karşıtları ortaya çıkmaya başlamış, etkisiz ve ufku dar yöneticiler yüzünden, ülkemizde karanlık kendini her alanda hissettirmeye başlamıştır.

Yıllardır sürekli Atatürk’e, laik cumhuriyete, demokrasiye saldırı yapılmaktadır. İnönü’lerde, Sakarya’da, Dumlupınar’da dökülen kanlar boşa mı gitmiştir? Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda emperyalistlere derslerini vermemeli miydik? Şanlı ordumuz “dağlarında çiçekler açan” güzel İzmir’i kurtarmamalı mıydı? Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma yolunda çağdaş bir ülke olarak ilerlememeli miydik?

Demokrasi, özgürlükler içinde çarelerin bulunabileceği rejimdir. Bu yüzden demokrasiye sahip çıkmak; korumak ve yaşatmak gerekmektedir. Üstelik bu, her yurttaşın en önemli görevidir. Bunun için;

– Demokratik ve Laik Cumhuriyete,
– Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalmak ön koşuldur.

Demokrasi yozlaştırıldığı zaman, çürüme kaçınılmaz olur. Çürüme sonucunda, tam bağımsızlığın yitimi gündeme gelir ve tekrar emperyalizmin kucağına düşmek zorunda kalınır.

94 yıl sonra ülkemizin, yeniden emperyalizmin kucağına itilmesinin üzüntüsünü yaşıyor ve işgal planlarına eş başkanlık yapılmasının utancını duyuyoruz. 94 yıl önce bağımsızlık için yaşananları bilmeyenlerin, öğrenmeyenlerin ya da özümseyemeyenlerin, günümüzde emperyalizmin maşası olduklarına tanık oluyoruz. 94 yıl önce ulusallık ve özgürlük için savaşan kahramanların, bugünlerde unutturulmak istendiğini, üzülerek görüyoruz. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda destan yazan göz bebeğimiz, şanlı Türk Ordusu, özellikle AKP iktidarı ile birlikte etkisizleştirilmiştir. Bugün çeşitli bahaneler öne sürülerek, çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle Türk Ordusu bitirilmektedir ve bu konuda toplumun sessizliği sürmektedir.

İzmir’in kurtuluşunun 94. yılında karanlıktan beslenenler, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaktadırlar. Yıllardır Türkiye’de her türlü iç ve dış engellemeye karşın, Aydınlanma için, çağdaşlaşma için büyük atılımlar yapılmıştır.

  • Türkiye’de Atatürk’ün düşünce ve ilkelerini koruma ve yaymaya kararlı güçler vardır.

Bu güçler bir araya getirilerek, mücadele için büyük bir kuvvet oluşturacaklardır. Oluşturulacak bu kuvvetlerin aydınlığı, karanlığın egemenliğine son verecektir.

  • Kemalizm’in ilkeleri ve devrimleri de Türkiye Cumhuriyeti gibi sonsuza dek yaşatılacaktır, yaşayacaktır…

=====================================

Dostlar,

9 Eylül 1922’de kazanılan utku öylesine büyük ve önemli ki, çok değerli dotumuz sevgili Suay Karaman‘ın yazısı elmize geç ulaştığı için, gene de -hoşgörünüzle- yayımlıyoruz.. 

Gazi Mareşal Mustafa Kemal Paşa‘ya, başta Batı Cephesi Komutanı Org. İsmet Paşa olmak üzere en yakınındaki dava – silah arkadaşlarına, aziiiiz şehitlerimize bir kez daha sonsuz bir minnet ve şükran borcumuzu huşu ile eğilerek ifade ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
14 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

30 Ağustos’ta Orgeneral Sn. H. Akar’dan beklenen!

30 Ağustos’ta
Orgeneral Sn. H. Akar’dan beklenen!

portresi

Ufuk SÖYLEMEZ
AYDINLIK 
23.8.16

(AS: Bizim kısa notumuz ve bu yazıyı 1 hafta bekletme gerekçemiz aşağıda.)

Dinci-Amerikancı-gayri milli FETÖ’nün halk düşmanı darbe teşebbüsü, ordu-millet işbirliği ile 24 saat içinde püskürtüldü, bastırıldı ve bozguna uğratıldı. Türk milleti sağ-sol demeden, köken-mezhep ayırmadan, iktidarıyla-muhalefetiyle gönüllü-demokratik-milli bir cephe oluşturdu. Böylece ülkenin bütünlüğünü-milletin birliğini hedef alan PKK-IŞİD ve FETÖ terörüne ve bunların hamiliğini ve işbirlikçiliğini yapan emperyalizme karşı bir istiklal savaşı-bir kuvayı milli ruhu yeniden ayağa kalktı.

Şurası tartışmasızdır ki; Genelkurmay Başkanı ve TSK üst komuta kademesinin karşı duruşu ve TSK’nın çok büyük bir çoğunluğunun bu nedenle emir-komuta zinciri dışına çıkmayı reddederek direnmesi sayesinde olayın çok daha vahim ve kritik bir yöne doğru evrilmesine ve çok daha fazla kan dökülmesine mani olunmuştur. Ama gelin görün ki, Adalet Bakanlığını, Milli Eğitim Bakanlığını, tüm Emniyet teşkilatını, Valileri, TÜBİTAK’tan-Adli Tıp’a kadar bütün kamu kurum ve kuruluşlarını bu sapkın-dinci-kanlı ve tehlikeli örgüte göz göre göre teslim eden ve FETÖ’ye “ne istedilerse verdik (AS : RTE!) diyen, “sivillerin” oluşturduğu iktidar zihniyeti, iş TSK’ya gelince, birden Asker düşmanı-Türklük ve Atatürk düşmanı olan çevrelerin, yobazların ve Sorosçuların yıllardır tekrarladıkları “askeri sivilleştirelim, askeri vesayete son verelim” teranelerini hemen vizyona sokuverdi.

Sanki, TSK’da FETÖ mensuplarının “irtica” nedeniyle ihraçlarına önce “şerh” koyan, bilahare bunların YAŞ’ta gündeme getirilmesine bile mani olarak FETÖ’cülerin terfilerinin önünü açan başkalarıydı. Sanki, “alnı secde gören, başına türban takanlar” ümmettendiler de, onlardan 14 yıldır mağdur edebiyatı yapan bu iktidara “zarar” gelmezdi. Ne de olsa hepsi “laiklik karşıtı” odaktılar. Yani “menzilleri” aynıydı. O nedenle de, Ergenekon-Balyoz vb. alçak kumpaslarda “beraber yürüdüler” her daim. Ama görüldü ki, ümmetçilik ve mezhepçilik siyasal İslamcıların birbirlerini boğazlamalarına, birbirlerine karşı kanlı darbe teşebbüsünde bulunmalarına, hiç de engel değilmiş. Yine görüldü ki; bu belayı “ümmet” değil, ancak “millet” yani “Türk Milleti” defedebilirmiş.

Genelkurmay Başkanı Sn. Akar ve Kuvvet Komutanlarının-biliyor ve hissediyorum ki- bugün içleri kan ağlasa da, TSK’ya hem içine sızan hainlerden, hem de iktidardaki molla kafalılardan gelen bu saldırılar büyük üzüntüler yaratsa da, ulusça karşı karşıya kaldığımız bu emperyalist- ağır ve vahim terör saldırıları ile psikolojik savaş karşısında, Türk askerinin vakarına-cesaretine ve kahramanlığa yakışır bir biçimde görevlerinin başında, dimdik ve kararlı bir biçimde duruyorlar. Ordu’nun birlik ve beraberliğine, yaşadığı travmanın aşılmasına ve Cumhuriyetin korunup kollanmasındaki tarihi görevlerine kararlılıkla sahip çıkıyorlar ve yaşamsal bir süreçte rol üstleniyorlar.

15 Temmuz öncesi, TSK’nın Amerikancı-F-tipi darbe yapacağına dair dedikodu ve söylentilerin yoğunlaştığı günlerde, yine bu sütunlarda 03 Mart 2016’da TSK -bunları- asla yapmaz” başlıklı bir yazı yayınlamıştım. O yazıda; “…Cumhuriyetin kurucu değerlerine gönülden bağlı olan ve bunu her kezinde kanıtlayan milli Ordunun, F-tipi cemaat görünümlü, ABD iltisaklı – karanlık ve tehlikeli – örgütün elemanlarının sosyal medyada yazdığı gibi bir “Amerikancı müdahale” yapması beklentisi boş ve ham bir hayalden ibarettir.

TSK artık milli duruş ve ulusal çıkarlardan başka bir adım atmaz ve atmayacaktır.
Bir ABD’li gazetecinin yazdığı gibi “turuncu-Sorosçu-Amerikancı” bir müdahaleye ne TSK yanaşır, ne de Türk milleti buna izin verir. TSK’nın Cumhuriyetin Kurucu değerleri ki – Anayasanın ilk 4 maddesinde açıkça yazılıdır- dışında hiçbir dış ve/veya iç fitne-fesat odağının etkisine girmesi, yönlendirilmesi veya maşası olması asla mümkün olamaz, olmayacaktır. Bugün Anayasayı tanımayan ve ihlal edenlerle, kuvvetler ayrılığını-laiklik ilkesini ve Atatürk Cumhuriyetini yıkmak isteyenlere karşı bu milletin bağrından çıkan, milli ordusu TSK dışında güveneceği-inanacağı ve dayanacağı başka hiçbir güç yoktur.

Öte yandan daha önce de yazdığımız gibi; TSK molla değil, milli ordudur. Laik Atatürk Cumhuriyetinin ordusu olarak asla din ve mezhep ordusu olamaz-olmayacaktır. Din-mezhep-Allah adına yine Müslümanları katleden Ortaçağ’dan kalma, yobaz-Vahabi-Emevi zihniyetle, TSK’nın adını yan yana anmak bile Türk Silahlı Kuvvetlerine büyük bir haksızlık ve ayıp olur.

  • TSK ne Sorosçu-renkli-Amerikancı müdahaleye kalkışır, ne de bir din ve mezhep ordusu olmayı kabul eder. Onun kabulü de, yemini de milli-üniter-laik Atatürk Cumhuriyetidir.

Milletçe sevip-saydığımız, kahraman TSK’nın yüksek karakterini çok iyi bildiğimiz ve tanıdığımız için bunları gönül rahatlığı ile yazıyor ve gururla söylüyoruz…” diye yazmıştım. Sonuçta elbette, TSK emir-komuta içinde böyle bir şeye asla tevessül etmedi. Ancak, içine yuvalanmış-korunmuş ve kollanmış azınlık FETÖ unsurları maalesef böyle bir alçaklığa kalkıştılar ama behemehal bozguna uğratıldılar. Bu olay, benim ve milletin ezici çoğunluğunun TSK’ya yönelik bakışımızı, güvenimizi ve inancımızı asla değiştirmedi, değiştirmeyecek.

Şimdi, Genelkurmay Başkanımız Akar Orgeneralimizden, önümüzdeki 30 Ağustos’ta, konuşmasını ve açıklamasını beklediğimiz önemli bir husus var. O da, kurtuluş savaşı vererek bu ülkeyi kuran, bağımsızlığımızı ve haysiyetli bir millet olarak yaşamamızı sağlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetinin kurucu değerlerine, başta “laiklik ve milli devlet” olmak üzere açıkça-tereddütsüz ve kararlı bir biçimde sahip çıkarak TSK’nın tarihi misyonunu ve duruşunu dosta-düşmana bir kez daha cesaretle ilan etmesidir. TSK’ya karşı bugün Sorosçuların ve molla kafalıların birlikte yürüttüğü operasyonlara ancak bu şekilde cevap verilebilir ve karşı durulabilir.

Sn. Akar’ın mazisi kahramanlıklarla dolu, göz bebeğimiz milli ordumuzu, şerefli bir komutanı sıfatıyla, bu şekilde hakkıyla temsil ve ifade edeceğine inanıyor, 30 Ağustos’u umutla bekliyoruz.

========================================

Dostlar,

Arada kaynamasın diye, Sn. Söylemez’in 23.8.16 günü AYDINLIK’ta yayımladığı yazısını bu akşam paylaşyoruz.. 30 Ağustos’tan 1 gece önce.. Dileriz çağrı kendisine ulaş(tırıl)ır ve gereğ yapılır..

Sevgi ve saygı ile.
29 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

resmi_portresi

 

 

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

İslam dünyasının iki büyük ismi var: Türkiye’de Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Mısır’da Said el Ashmawi’dir. Her ikisi de İslam’ın siyasallaşmasına, bilim ile, akıl ile ve dürüstlükle karşı çıktılar. İslam’ın din olarak kalmasına katkıda bulundular.

Sibel Özbudun, Mısır’ın Devlet Güvenliği Divanı’nın başkanı  ve aynı zamanda Cairo Üniversitesinde hukuk bilimi hocası Muhammed  Said Ashmawi‘nin “İslam” adlı 1987’de yayınlanan kitabını  1993 yılında dilimize çevirmişti. Kitabın Türkçe çevirisinin 14’üncü sayfasında Abbasi devletinin ilk halifesi El Saffah’ın tüyler ürpertici vahşetini şöyle anlatmaktadır:

İlk Abbasi Halifesi Ebu’l el Saffah, hayatta kalan Emevileri sarayına davet ederek tüyler ürpertici  tarzda öldümtüş, ardından henüz soğumamış cesetleri üzerine halı ve sofra örtüsü serdirerek komutanlarıyla birlikte üzerlerinde yemek yemiş, karnını doyurduktan sonra da bundan daha lezzetli bir yemek yemediğini söylemiştir.

Kutsal kitabın mürekkebi kurumadan İslam, iki devletinin en kanlı savaşımını yaşamıştı. Çünkü iktidar hırsı, İslam’ın önünde yer alıyordu, şimdiki gibi.

Emevilerin son halifesi Mervan II’yi Mısır’a kadar kovalayan  Suriye Valisi Abdullah b. Ali nasıl bir sonuçla karşılaştı? Ebu Müslim’in üzerine yürüyeceğini öğrenince 17 000 Horasanlı askeri bir gece içinde öldürtmüş, buna karşın Ebu Müslim karşısında yenilgiye uğrayarak yedi yıl tutsak kaldığı harab evin yıkıntısı altında can vermişti.

Kitabının başında bunları niçin yazıyor Said el Ashmawi? İslam’ın böylesi cinayetlerden uzaklaşabilmesi için  o dinin siyasallaşmaması gerektiğini  ileri sürüyor ve Türkçeye çevrilen kitabının 17. sayfasında şunları yazıyor:

Dinsel siyasetin sloganları çeşitli biçimler almaktadır. Egemenlik yalnız Allah’a aittir (gibi) İslam rejimini kurmak için dinsel hükümet gereklidir, düşman yönetici ve aydınlara karşı cihad açılmalıdır, dar’ül harp, dar’ül salam’a (sallallahü aleyhi ve sellem’in kısaltılmışına) eklenmelidir. Aksi halde ona savaş açmak gerekir, gayri Müslimlerden haraç alınmalıdır. İslam, din ve adalettir. Müslümandan başka milliyet, İslam ümmeti dışında mensubiyet olamaz.

Bütün bu kestirmece sloganlar, propaganda kurallarına uygun,yani özgün ahlâksal değerleri göz önünde bulundurmaksızın kişiyi doktrine edinceye dek tekrar tekrar ve başına vurma esası uyarınca işlemektedir. Bu mesafeyi, siyasal ve eylemci İslamî köktendincilik arasında görebilmek için bilimsel temelleri tartışmaya açmak gerekli…

Said el Ashmawi’nin 1987’de yazıklarını bugün Türkiye’de AKP iktidarı İslam’ı siyasallaştırarak uygulamaya başlamış ve  başlangıçtaki başarısını; cemaet egemenliği yandaşlığıyla  ele geçirerek sonraları o cemaetleri kendisine özgü yargısıyla birlikte yok oluşa sürüklemiştir. Bugün artık Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini ters yüz etmeye sıranın geldiği sanılmaktadır ki; bunun AKP’nin sonunu getireceğinin halâ farkında değildirler. Çünkü AKP iktidarının hıyanete varan gafleti  milyonlarca Mustafa Kemal’leri yarattı.

AKP’nin aksak iktidarının İslam dininin insancıl ve çağcıl Ayetlerine nasıl ters düştüklerini görelim:

Nisa Suresi’nin 58’nci Ayetinde “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle mi hükmediyor?” R.T. Erdoğan ve yandaşları  Maide Suresinde 8. Ayet’te “Bir topluluğa duyduğunuz kin siz adaletten saptırmasın” hükmüne saygı duyuyor mu? Nahl Suresinin 90. Ayeti ve de Mümtehine Suresi’nin 8. Ayetleri, “Allah’ın adalet ve iyilik yapmayı ve sizi yurtlarından çıkarmayan kimselere iyilik etmeyi adaletli davranmayı” önermesine saygı duyduklarını ileri sürebilir misiniz? Yalancı tanıkların ifadeleriyle binlerce yurtseverin Silivri ve Hasdal zindanlarına atılmasının adaletsizliği yine yargı kararlarıyla ortaya çıkmadı mı? Maide Suresinin 42. Ayeti “Allah’ın adalet yapanları sevdiğini” anımsıyor mu R.T. Erdoğan ve beraberindekiler.  Saff Suresinin 3. Ayetinde yapamayacağınız şeyi söylemenin Allah yanında ne büyük, ne çirkin kabahattir..” kuralına uyuyor mu,  AKP’nin yetkili üyeleri ve R.T. Erdoğan?

İslam’un kutsal kitabında bu hükümlere ve ASR Suresine niçin saygı duymuyorlar? Çünkü İslam dinini siyasal araç olarak kullanmanın peşindeler. Mısırlı  Said El Ashmawi, siyasallaşan dinin din olmaktan çıkacağını haklı olarak ileri sürmekte. Kitabının başlarında siyasallaşan dinin tüm sakıncalarını anlatırken Said el Ashmawi, aslında AKP iktidarını bizlere tanıtıyor gibidir.

Islam tarihinde zulüm  zulmü ve şiddet şiddeti yaratmıştır. 20’nci yüzyıl sonunda bunun en bağnaz örneklerini Iran-Irak savaşında gördük. İslamın İslamı yok etmeye çalıştığı o savaşta  ne yazık ki her iki taraf da ölen askerleri için  şehit oldukları açıklanmıştı!

Ülkemizde de İslam siyasallaşmayı sürdürürse, kendine özgü meczuplarını yaratacaktı elbet. “ Hak ve Hakikat” adında parti kuran Dursun Güneş adlı bir meczup “kesmeye geliyoruz, kesmeye!”  diye bağıracaktır elbet.

Ashmawi, tüm insanlık için olduğu gibi Islam için de gerekli  ”Renaissance”ın  gerçekleşmesinin   yaşamsal önemde olduğunu vurgulamakta ve kitabının 19’uncu sayfasında şunları yazmaktadır:

Din ile siyaseti birbirinden ayırırken, siyasal eylemin ne kutsal ne de yanılmaz olan basit ölümlerin bir nedenidir ve yöneticilerin Tanrı’nın değil, halkın tercihi olduğunu nitelemek istiyoruz. Bu ayırımı,  laiklik yani dinsizlik olarak nitelemek, ancak ortalığı karıştıran ve bulandıran partizanca bir fanatizmin eseri olabilir. Çünkü ancak bu (din ile siyaseti birbirinden) ayırım İslam’a hizmet eder ve onu yüceltir, siyasal amaçlarla sömürülmesinin önüne geçer.

Said el Ashmawi, Mısır’da bunları yazarken 30 yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetinde TBMM başkanı seçilen İsmail Kahraman adlı kişi, “laiklik” ,ilkesi Anayasa’dan kalkmalıdır diyebilmektedir. Aslında  İslamı mezhep ve farklı yorumların neden olduğu cinayetlerden kurtaracak tek  araçtır laiklik ilkesi, bunun ayırdında değil.

Bugün komşu İslam ülkelerinin barış  içinde birbirlerini öldürmeden yaşayabilmesinin, bilim ve teknolojide geri kalmışlığını gidermenin çözümüdür laiklik ilkesi.

Laiklik ilkesini anlayabilmek için belli bir kültür düzeyinde tutarlı olmak gerekir.

Böyle biline çare buluna. 24.6.2016

Dr. Ölçen

==============================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizden 1-2 yaş daha kronolojik olarak büyük olan değerli aydın, bilge insan  Sayın Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN’in yukarıda aktardığımız makalesi çok önemlidir..

Dini siyasete alet ederek insanları, merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok önemli kitabına ad olarak verdiği biçimde ALLAH İLE ALDATMA‘ya çalışanların bağışlanır yanı yoktur. Bu utanmazlığı Ortaçağ’da Katolik Kilisesi ve sözde Hıristiyan din adamları, başta Papa, yapmaktaydı. İslam hala, Hıristiyanlığın 500 (beş yüz!) yıl önceki sefil durumunda ne yazık ki.. RTE de önceki günlerde bu acınacak durumu kabul ve itiraf etti ve sorunu Kuran’ın iyi okunmamasına bağladı. Ancak bu konuşması bir hafızlık kursu törenindeydi! Yani Kuran’ı Arapça, anlamadan ezberleme!? Yine nafile çaba..

Tanrı kutsal kitabı üstelik de bilmediğimiz bir başka dilde ezberleyelim diye mi yolladı, anlayıp uygulayalım diye mi? “Müslümanlar” akıllarını da kökten teslim edeceklerine minik minik sorular sorsalar ya? Korkmasınlar, dinden çıkmazlar. Şimdiki durumda zaten din içre değiller ki! Hem Kuran bilmem kaç yerinde “Siz hiç düşünmez misiniz?” diye uyarmaz mı??

Bir süre daha dirense de, Türkiye’de de Diyanetin kapısına “95 Tezi” asacak yerli Martin Luterler çıkacaktır.

Belki de Luter’in andığımız görkemli Manifestosu’nun 500. yılında, 2017’de!

Bu kadim topraklar ve uygarlık; Hallac-ı Mansur’u, Pir Sultan’ı, Hacıbektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi, İbni Haldun’u, İbni Sina’yı, İbni Rüşt’ü, Farabi’!yi, Al Gebra’yı, Harun Reşit’i, Nizam-ül Mülk’ü, Prof. Aziz Sancar’ı, Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ü ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü doğurmadı mı?? Direniş boşunadır, meczuplar ve mensuplar tarihin tekerlekleri altında ezilecektir.

Çareyi kadim İmanuel Kant 1784’te yazdığı ünlü ve görkemli “AYDINLANMA ÜZERİNE” adlı makalesinde göstermişti :

  • SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! …
    (Aklını kullan, aklını fark et, aklın var, kullan onu, kulan onu, aklını kullan!!)

Selam olsun insan aklının özgürleşmesine ve ayağa kalkarak bir kez daha
HOMO ERECTUS (2 ayağının üzerine kalkan insan) olma kavgasına!
Büyük ATATÜRK yaşamda en gerçek yol göstericinin AKIL ve BİLİM olduğunu
haykırmadı mı? Bizlere bıraktığı biricik tinsel kalıtın (manevi mirasın) AKIL ve BİLİM olduğunu bir an bile unutursak maliyeti nice olur?

Söyleyelim, çoook ağırdır : Birkaç yüzyıl sürebilecek bir karanlık tarihsel döneme batış!

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com