Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT’tan çağrı

Ç A Ğ R I M I Z D I R

 

Batı emperyalizminin 21. yüzyılın Sevr’i olarak yürütmekte olduğu BOP ile dört yandan kuşatılmış olan ülkemiz, içeriden de yoğun saldırı altındadır.

Ulusal Birliğimizi tarumar eden bu ağır saldırılara karşı, halkımızı birleştirebilecek tek güç; kuşkusuz Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti ve düşünceleridir.

Atatürk sevgisi ve ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ, toplumumuzun çimentosu olarak günümüz koşullarında yaşamsal önemdedir.

Bunu bilenler, açık ve gizli saldırılarını, büyük Atatürk’ün şahsına ve tabii Kemalizm’ e yöneltmektedirler.

​    Ne acıdır ki, Cumhuriyetimize ve Atatürk’e yapılan saldırılar giderek sıradanlaştırılmakta, umursamazlık ve kanıksanmışlık iklimi yaratılmak için her türlü algı operasyonu yapılmaktadır.

Bu saldırıları göğüslemesi gereken kurum ve kuruluşlar ise, yeterli ve etkin tepki verememekte; hatta zaman zaman sessiz kalmanın ötesinde, bu kurumların içinden de sinsi ve açık saldırılar gelebilmektedir.

Cumhuriyetimize ve büyük Atatürk’e yapılan saldırıların, gelecekte daha da yoğunlaşacağını gören Prof. Dr. Muammer Aksoy önderliğindeki 50 Cumhuriyet aydınının 1989 yılında kurduğu Atatürkçü Düşünce Derneği ( ADD ), bu İHANETE tek başına kalsa da dimdik karşı durabilecek en önemli Demokratik Kitle Örgütüdür.

ADD, kurucularınca büyük hedeflerin örgütü olarak kurulmuştur. Varlık nedeni; “ Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek”, emperyal tuzakları bozmak, ülkemizi ve ulusumuzu bölmek isteyen emperyalistler ve işbirlikçilerinin hain emellerine engel olmaktır. Bu dün olduğu gibi bugün de zordur; emek, bilgi, inanç, kararlılık ve cesaret ister ve elbette bedel ödemeyi gerektirir.

Nitekim; kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy, bu bedeli canıyla ödemiş, sonraki yıllarda Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı ve bazı şube başkanlarımız da tıpkı O’nun gibi emperyalizm uşağı DİNCİ-FAŞİST ÇETELERCE katledilmiş, bazı Genel Başkan ve yöneticilerimiz ise, aşağılık kumpaslarla zindanlara atılmıştır.

İçinde bulunduğumuz karmaşa ortamı, üzücüdür ki ADD’ye de uzanmıştır. Etkisizleşmiş, güçsüz düşürülmüş, kendi içinde bölünmüş örgütümüz; bu saldırılar karşısında sesini yeterince duyuramamış, geniş halk yığınları bu sessizlik nedeniyle umutsuzluğa kapılmıştır.

KEMALİZM’in gerçek anlam ve değerini, GEÇMİŞİN ÖVÜNCÜ OLMASININ ÖTESİNDE, GELECEĞİN PUSULASI OLDUĞUNU bilen, günümüze ilişkin çözümler üreten, halka umut aşılayan bir ADD, yalnızca üyelerimizin değil; bütün yurtsever halkımızın özlemidir.

GÜÇLÜ VE BÜTÜNLEŞMİŞ BİR ADD YÖNETİMİ, ülke geneline yayılmış özverili örgütümüzü ayağa kaldıracak, böyle bir gücün varlığı saldırganlara meydanın boş olmadığını gösterecek, caydırıcı olacak, dostta güven, düşmanda korku ve kaygı yaratacaktır.

Bugün Atatürkçü devrimcilerin en önemli görevi, Muammer Aksoy’un örgütünü ayağa kaldırarak CUMHURİYETİN KURUCU AYARLARINA DÖNME HEDEFİNİ HALKIMIZIN ÖNÜNE KOYMAKTIR.

Bu görevi gerçekleştirebilmek için, korona salgını nedeniyle ertelenen Olağan Genel Kurulumuzda,
Saygıdeğer örgüt yöneticilerimizin de görüşlerini alarak, deneyimli bir kadro ile,
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZ YÖNETİMİNE ADAY OLDUĞUMUZU
örgütümüz ve kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Yaraları sarılmış, küskünlük ve kırgınlıkları aşılmış, herkesin birbirine sevgi ve saygı ile sarıldığı bir ADD; ancak güçlü bir önderliğin yaratacağı eşgüdüm ve ortak istek ile olanaklıdır.

Bu ortak isteği yaratabilmek için, örgüt kültürümüze ve geleneklerimize uygun olarak herkesi kucaklayacağız. Kimseye karşı önyargı taşımaksızın, başka adaylar olsa da uygarca yarışacak, sonuç ne olursa olsun; omuz omuza, yılmadan, yorulmadan hedefe yürüyeceğiz.

Kim olduğumuzu, varlık nedenimizi, görevimizi biliyoruz. Hiçbir siyasal yapının arka bahçesi asla olmayız, ancak siyasete yön verir, yol gösteririz. MUSTAFA KEMAL Atatürk’ten başka fikir önderi aramayız. O’nun dışında kimsenin ASKERİ olmayız. Buldukları her kıbleye seccade serenlerle de, neo-liberal rüzgârlarla savrulanlarla da, saray kapılarında icazet arayanlarla da yürüyecek yolumuz yoktur.

Salgın nedeniyle şimdilik tarihi belirsiz olan Genel Kurulumuzla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yakında bilginize sunmaya  hazırlandığımız program ve projelerimize, örgütümüzün siz değerli üyelerinin çok istediğimiz ve önemli saydığımız katkılarını bekliyoruz.

​    Yeniden güçlü bir ADD için, örgütlerimizi yurdumuzun her yerinde KEMALİZM’in kutup yıldızı yapmak için birlikte yürümeye kararlıyız.

Bu kararlı duruşumuz ve sarsılmaz inancımızla bütün yönetici ve üyelerimizi en içten duygularla selamlıyor, saygılarımızı sunuyoruz.

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ VE GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE !

YAŞASIN KEMALİST CUMHURİYET !

YAŞASIN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ !


Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT
Ve Arkadaşları
25 Kasım 2020, Ankara

Her biri birbirinden değerli tüm sevgili arkadaşlarıma…

Her biri birbirinden değerli tüm sevgili arkadaşlarıma…

1632 yılında Hezârfen Ahmet Çelebi, kuş kanatlarına benzer aracı kollarına takarak Galata Kulesi’nden kendini boşluğu bıraktıktan ve binlerce yıldır ölümsüzlük ırmağı gibi akan Boğaziçi’ne süzüldükten sonraaa…

Uçan ilk insanın gölgesinin düştüğü,470 yıl Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan Şehr-i İstanbul, 13 Kasım 1918’den 6 Ekim 1923 tarihine dek 4 yıl, 10 ay 23 gün süren düşman işgalinde inim inim inlerken…

İşte o Galata Kulesi’nin tepesinde İngiliz bayrağı dalgalanıyordu. (Eminönü’nde İş Bankası Müzesini gezdiğinizde bunları görebilirsiniz)

Bu ahval ve şerait içinde; Vahdettin’den Damat Ferit’e, Mustafa Sabri’den Dürrizâde Abdullah’a ve Ali Kemal’lere kadar emperyalizmin kuklalarının ölüm fetvası – idam fermanı ve hainliklerine karşın Mustafa Kemal dünyanın en haklı ve en hukuklu Milli Mücadelesini başlatarak, elde avuçta hiçbir şey yokken, savaşlarla millet harap ve bitap düşmüşken, hiçbir şeyden koskoca bir ülke inşa etmiştir.

Misak-ı Milli sınırları içinde “Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, varsa eğer, Galata Kulesi’nde olduğu gibi bugün semalarımızda; şehitlerimizin kanıyla allanmış, gökyüzünün ay ve yıldızıyla nakışlanmış şanlı bayrağımız dalgalanıyorsa, özgürce nefes alıp verebiliyorsak eğer; bunları Atatürk’e borçluyuz.

Atatürk’ün silah arkadaşı Rauf Orbay’ın;

  • “Şunu itiraf etmeliyiz; eğer hiçbirimiz olmasaydık, Atatürk yapılanı yine yapardı, ama o olmasaydı hiçbirimiz yapamazdık.” dediğini de anımsatmak isterim.

1922 yılında İngiltere Başbakan’ı David LIoyd George;

  • “Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki 20. yüzyılın dâhisi Türklere nasip oldu ve kader O’nu bizim karşımıza çıkardı. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?”

diyerek çaresizliğini dile getirmiş ve bu yenilgiden sonra başbakanlıktan istifa etmiştir.

Yunanistan Başbakan’ı Eleftherios Venizelos ise dünya siyasal tarihinde bir ilki gerçekleştirerek, eski düşmanı olan Atatürk’ü 12 Ocak 1934’te Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir!

Milli mücadele ve çağdaşlaşmanın lideri olması nedeniyle; Atatürk’ün doğumunun 100.yılı şerefine UNESCO 1981 yılını dünyada “ATATÜRK YILI” olarak ilan etmiştir.

Tüm dünya ve dünyanın mazlum milletleri Atatürk’ü örnek alırken, ülkemizde Fesli Kadir ve O’nun ziyaretçilerinin, siyasal islamcıların Atatürk sevgisizliğini ve karşıtlığını çok iyi biliyoruz.

1911 Trablusgarp savaşından 30 Ağustos 1922’ye dek ömrü savaş meydanlarında geçmiş, varını yoğunu ülkesi ve milleti için harcamış, koskoca bir ülke inşa etmiş, büyük bir askeri deha ve devlet adamı olan kurucu liderimize yönelik saygısızlığa benim tahammülüm yok.

Naçiz vücudu elbet toprak olmuştur ama öğütlediği; aklın ve bilimin aydınlık yolunda yürüyen manevi mirasçıları olarak “bir ölüm bu denli mi ölümsüz olur?” diyerek ömrümce Atatürk’üme minnet ve şükran duyarak yaşayacağım.

En içten sevgilerimle…

Dr. Bilal ERMERAK

Cumhuriyet kültürü taklit değil, özümüze dönüştür

HÜSEYİN AKBULUT

HÜSEYİN AKBULUT
Konuk yazar, Kültür Bakanlığı eski Müsteşar Yrd.
http://www.sanattanyansimalar.com

Cumhuriyet kültürü taklit değil, özümüze dönüştür

Cumhuriyet kültürüne karşıt bir siyasetin yürütüldüğü yakıcı, zor bir süreçten geçiyoruz. Cumhuriyetin yarattığı ve üzerinde yükseldiği tüm çağdaş ve evrensel değerler karalanarak, örselenerek, yok edilerek bu siyasette büyük yol alınmıştır.

Devrim karşıtı bu siyaset aslında bugünün meselesi ve sonucu değildir. Türkiye’de toplumsal değişime karşı olan hareketler baştan beri vardır. Üstelik bu güçler toplumda derinlemesine kök salmışlardır. Tarihe mal olmuş bu yöndeki siyaset, o günden bu yana tüm yoğunluğuyla sürdürülmektedir.

Bu karşıtlığı ortaya koyanlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü salt savaşı kazanan bir asker olarak görmekte, kurduğu çağdaş cumhuriyeti ve onun kültür devrimini ise reddetmektedirler.

Karşıt siyaset için ortaya konan sözde gerekçeler de bellidir. Bu kültürü “bizim olmayan bir kültür”, “öykünme bir kültür”, “Batı taklidi kültür olarak nitelemek; böylece bilimi, çağdaşlaşmayı, laikliği, bilimsel ve karma eğitimi, yeni harfleri, çağdaş sanatı, kadın erkek eşitliğini esas alan bu kültürü tümden yadsımaktır.

Küresel, emperyalist dünyanın; akıl ve bilime dayalı, aydınlanmacı, çağdaşlaşmacı, tam bağımsızlıkçı, antiemperyalist ideoloji ile kurulan cumhuriyet kültürüne ve bu kültür üzerinde yükselen çağdaş cumhuriyete karşıt siyaseti anlaşılır bir durumdur. Çünkü Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu gibi sorunlu bölgede ve dünya enerji kaynaklarıyla zengin coğrafyanın tam da kavşak noktasında bu ideolojiyle kurulan bir devlet istenmez.

Sürekli bir biçimde denetim altında tutulacak bir yapı oluşturulmalı, bunun için etnik ve mezhep temelli bir devlet, geri bırakılmış aydınlanmamış bir toplum, muhtaç bir ülke yaratılmalıdır! Ortadoğu’ya ve Dünya’ya yeni düzen(!) getirecek projeler ancak bu yolla başarılmış olacaktır!

Hazin olan ise bu siyasete içeriden omuz verilmesidir!

Öte yandan çoğu yerde, aydın cumhuriyetçi kesimde bile bu kültür “Batıcılık”, “Batılılaşma” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım da doğru bir tanım değildir. Ben Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hiçbir yerde bu tanımı kullandığına tanık olmadım. Doğrusu, O’nun söyleyişiyle “muasır medeniyet”, “kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma” anlayışı, “çağdaşlaşma” tanımı ve siyasetidir.

Bu anlayış, uygarlığın gelişimine kayıtsız kalmayı değil, ondan feyiz almayı, ona katılarak yükselmeyi tarif etmektedir.

Cumhuriyet karşıtı çağdışı siyasette kutsanan ise etnikçilik, mezhepçilik, gelenekçilik, dincilik, Osmanlıcılık, Arap kültürü, ortaçağ kültürüdür.

Amaçlı değilse, sözde gerekçedeki yanlışlar da burada başlıyor.

  • Bizim kültür tarihimiz Osmanlı’yla, İslam’la, Arap harfleriyle başlayan bir tarih değildir.

Uzun bir tarihi yürüyüşümüz vardır ve yürüyüş aşamalarında etkilendiğimiz çok sayıda kültür vardır.

Bizler bu yürüyüş aşamalarında birçok dinler, alfabeler, diller, lehçeler değiştirmişiz, hatta dilimizi unutmuşuz. O tarihi süreçte “Türk; tanrısıyla Arapça, sevgilisiyle Farsça, ailesiyle Türkçe konuşur” özdeyişi bu kültürü çok güzel ifade ediyor.

Cumhuriyetin kuruluşuyla yoğun çalışmalar içinde ulusal kültürümüz yeniden inşa edilirken çıkış noktası, bu gerçeklikler nedeniyle sürekli bir biçimde kültürümüzün yitirilen, “özünü arayış”, “özüne dönüş”, “kendine dönüş” ve “öz korunarak çağdaşlaşma” arayışı ve siyaseti olmuştur.

Biliyoruz ki bu kültür siyaseti salt kurucunun fikirleriyle de değil, O’nun öncülüğü ve liderliğinde tarih, bilim, kültür ve sanat insanlarının katılımlarıyla ve önemli tartışma ve kongrelerle, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarıyla ortaya konmuş ve kurumsallaştırılmıştır.

Amaç ise ülkeyi ve toplumu çağdışına mahkûm eden prangaları söküp atarak Türk toplumunu çağa taşımak, uygar bir toplum inşa etmek, Türkiye’yi insanlık âleminin medeni bir üyesi yapmaktır.

Atatürk; “Medeniyet öyle bir ateştir ki ona kayıtsız kalanları yakar, yok eder” diyor.

Öte yandan, cumhuriyetin kültür değerlerini karalayan, yadsıyan siyasetteki diğer asıl tehlike ise, tutucu, gerici kültürün kuşatması altındaki aydınlatılmamış geniş halk kesimlerinin, sürdürülen bu tür söylemler ve siyasetlerle cumhuriyete karşıt hale getirilmesi tehlikesidir.

İşin dramatik yanı, bu siyasetin, cumhuriyet devrimi ve kültürü sayesinde işbaşına gelebilmiş siyasal iktidarlar eliyle yapılabiliyor olmasıdır.

Sonuç olarak cumhuriyet kültürü, iddia edildiği gibi bir yerlerden alınan öykünme bir kültür, bir taklit kültür değil, tam da tersine “özümüze dönüş”, “kendimize dönüş” özümüzden yola çıkarak her alanda “çağdaşlaşma” kültürüdür.

Cumhuriyetin “tarih kültürünün”, “dil kültürünün”, “yazı kültürünün”, “din-inanç kültürünün”, “bilim” ile “sanat kültürünün” yaşatılması, gündemde tutulması, geliştirilmesi ve gerçek anlamlarıyla geniş halk kitlelerine yansıtılması zorunluluktur.

Bizi çağa taşıyan bu kültür yaşatılmazsa, ortada uygar yaşantımız da, yaşamımızın üzerinde yükseldiği çağdaş cumhuriyet de kalmayacaktır.

Cumhuriyetçilere, cumhuriyet kurumlarına büyük görev düşüyor.

Cumhuriyetin 97. yılı kutlu olsun…

TELE1 TV PROGRAMIMIZ : 28 Ekim 2020

Dostlar,

28 Ekim 2020 Çarşamba günü saat 12:00’de TELE1‘e konuk olduk.

Salgının ulaştığı tehlikeli aşamada neler yapılabileceğini irdeledik..

Sağlık Bakanlığının sağlık çalışanlarına getirdiği izin, istifa, emeklilik, yer değiştirme… gibi sınırlama ve yasakları konuştuk.

İstifa yasal bir haktır ve genelge ile yasaklanamaz!

Ancak yasa değişikliği gerektirir. Fakat bu kez de Anayasa’nın çalışma hak ve özgürlüğü bağlamındaki 48-50. maddelerine aykırı olur.
Dolayısıyla istifa hakkı, Anayasanın koruması altındadır olağan rejimde.
Devlet memuru istifa dilekçesini verir, Devletin 30 gün susma / bekletme hakkı vardır.
31. gün Devlet memuru devir – teslim yapar ve görevi bırakır.

Tersi zorla çalıştırmadır ki hem Anayasaya hem de başta AİHS olmak üzere pek çok uluslararası belgeye aykırıdır.

İzlenmesi, paylaşılması ve gereğinin yapılması dileğiyle.. (34. dakika)
****

Cumhuriyetimizin 97. yılı kutlu ve mutlu olsun!

Tarihin hükmü verilmiştir ve gereği yerine getirilecektir..

Kurucu Babamız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün öngörüsü / buyruğu çok net ve kesindir :

“Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacak ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza dek yaşayacaktır)!”

Gereği, her durumda yapılacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 29 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ..

KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ..

Av.Prof.Dr. NECDET BASA Türkiye Barolar Birliği Başkan Başdanışmanı | inci  Sineması

Konuk yazar :
Av. Prof. Dr. Necdet Basa

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) dün yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi, sayın Ersin Tatar’ın zaferiyle sonuçlanmıştır.
KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı seçilen değerli Dostumuzu içtenlikle kutluyorum.
Kendilerine ‘Büyük (!)” diyen birçok devletin baskılarına rağmen alınan bu sonuç, 46 yıldır devam eden ‘sonuçsuz’ görüşmelere, artık yalnızca ‘egemen eşitlik’ temelinde ‘Mavi Vatan’ stratejisi çerçevesinde devam edileceğinin göstergesi ve garantisidir.
Böylece, son olarak 2017’de Crans Montana’da iflas eden ‘federasyon tartışmaları’, tarihin çöplüğüne atılmış; Doğu Akdeniz Denklemi’ne ikinci bir Türk Devleti’nin eklenmesinin yolu ardına kadar açılmıştır.
Kıbrıs Türk’ünün hür ve bağımsız yaşama iradesinin tekrarı ve açık tezahürü olan bu muhteşem sonuç, aynı zamanda başta Maraş ve Güzelyurt olmak üzere, bu güne dek sürdürülen ‘nafile toplumlar arası müzakerelerde’ ‘pazarlık masasında’ yer almış olan ‘Vatan Toprağı’nın artık “toprak tavizi’ çerçevesinde bu masadan ebediyen kaldırılmış olduğu” anlamına da gelmektedir.
Anavatan Türkiye’nin kayıtsız-şartsız ve sınırsız desteğine sahip olan Kıbrıs Türk’ü, inanç, azim ve kararlılıkla ulaştığı bu muazzam sonuçla; ömrünü Kıbrıs Davası’na adamış olan Dr. Fazıl Küçük ve TOROS lakaplı Rauf Denktaş başta olmak üzere, bu kutsal toprakları mübarek kanlarıyla sulayarak VATAN yapan Aziz Şehitlerimizin tertemiz anılarının tazelenmesi yanında ruhlarının da bir kez daha şad edilmesidir; Anavatan’a, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına, Kıbrıs Mücahitlerine, Gazilerine ve o zor sürece katkısı olan herkese sevgi, saygı ve minnet duygularının tekrarıdır.
Kıbrıs’lı Soydaşım, Can Kardeşim, artık yarınlara daha güvenle bakabilirsin.
Artık garantörlüğün sonlandırılması tehlikesi yok; Türk askerinin Ada’dan çekilmesi endişesi yok.
KKTC ile Anavatan arasında eşit iki devlet bazında dostluk ve kardeşlik ilişkisi var…
Artık seçim tartışmaları geride kalmalıdır.
Hedef, emperyal oyun ve baskılara boyun eğmeden, parçalanmadan, dağılmadan, bir bütün halinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bilim önderliğinde aydınlanan ışıklı yolunda kararlı adımlarla yarınlara yürümek olmalıdır.
Değerli Kıbrıs Türk’ü kardeşim, dilerim yolun açık, başın da bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da sonsuza dek her daim dik olsun.