SEVR Antlaşması’nın 94. Yıldönümü…

SEVR Antlaşması’nın 98. Yıldönümü....

Dostlar,

Geçtiğimiz yıl bu gün, son Osmanlı Padişahı Vahdettin‘in onadığı lanetli Sevr Antlaşması’nın 93. yılında sizlerle paylaştığımız dosyayı güncelleyerek sunuyoruz.

Türkiye yangın yeri,, Ekonomi çöktü.. Tek sorumlu AKP = Erdoğan..

Bu gün Sevr’e kimse değin(e)medi dolayısıyla..
Oysa bu gün yaşadığımız 1920’nin Sevr’inin güncel uzantısı gibi değil mi??
Tam bağımsızlığınızı yitirirseniz olacağı budur..

10 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK

=======================
Türkiye’nin 12. CB / Yarıbaşkanı seçimi ne yazık ki ülkemizin gündemini kilitledi.

Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nu resmen bitiren ve anayurt Anadolu’nun bile işgalini öngören bu lanetli Antlaşma’nın unutulmaması ve genç kuşaklara tarih bilinci verecek biçimde sürekli işlenmesi gerek..

SEVR paçavrasını yırtan ulus kahramanlarına, başta önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, 94 yıl sonra bitmeyen bir şükran ve minnetle..

Yeni Osmanlıcıların da aklını başına alması dileğiyle..
Böylesi bir yok edici Antlaşmaya Vahdettin’in onay verdiğini unutmadan..

Bir de, 2. Padişah Orhangazi’dan başlayarak tüm Osmanlı Padişahların eşlerinin, dolayısıyla 3. padişah sonrası padişah analarının Türk olmadığını unutmadan..

Basit ama, anlayana anlamlı bir hesap yapalım :

36. ve son Padişah Vahdettin’in Oğuzların Kayı boyundan genetik kalıtım oranı
(1/2)^34 = 11 milyarda 6’ya düşmektedir. Hala biyolojik – etnik olarak Asya Türkmen genetiğinden söz edilebilir mi? O halde bu “Atalarımız Osmanlılar” ne demektir??

Sevgi ve saygıyla.
11.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

==============================================


SEVR ANTLAŞMASI’nın 93. YILDÖNÜMÜ..

Bu gün, 10 Ağustos 1920’de hain Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin ve
Sadrazamı Damat Ferit’in Sevr Anlaşması’nı Fransa’da bağıtlayışlarının
93. yıldönümü..

1. Dünya Paylaşım Savaşı sonunda 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkesi ile fiilen çökertilen Osmanlı Devleti, Sevr Antlaşması ile tümüyle parçalanıyor ve hukuksal olarak da ortadan kaldırılıyordu. Türklere, İstanbul dolayı ile Anadolu’nun ortasında Akdeniz ve Ege’ye kapalı küçük bir toprak parçası (280 bin km2, şimdiki topraklarımızın 1/3’ü kadar) bırakılıyordu. Aşağıdaki haritaya bakınız lütfen..

Bu sınırlı toprakların bile Yengin (galip) İtilaf Devletleri gerek görürse (!) işgali
Sevr Antlaşması’na göre olanaklıydı (md. 206).

Bu boğulmaya isyan, zincirleri kırma bağlamında Mustafa Kemal Paşa tarafından
30 Ağustos 1922’de “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” buyruğu ile veriyordu. Ege ve Akdeniz’i bir bütün görerek denizlere açılmak, özgürleşmek, Sevr’i yırtmak için..

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Ermeni birlikleri öz yurdu bile tümüyle işgal ediyordu. Boğazlar uluslararası güce bırakılıyordu. Ordu’nun tank, ağır top, uçak ve gemilerine el konuyor; asker sayısı elli bin ile sınırlanıyordu. Azınlık hakları Türklerin haklarını aşıyordu.

Tam bir aşağılanma, onursuzluk ve tutsaklık hatta Türkleri tarihten yok ediş belgesi idi Sevr!

  • Bir Ulusa topyekun suikast (soykırım!) girişimi!

Atatürk Sevr Antlaşmasıyla ilgili olarak şunları söylemişti SÖYLEV‘inde :

  • “Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve sonuç olarak
    yaşama hakkımızı inkar ve ortadan kaldırmaya yönelik olan
    Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa ile İnönü, başta dava ve silah arkadaşları ulusumuza öncülük ederek, tarihte benzeri olmayan bir Kurtuluş Savaşı verdiler ve bu uğursuz ihanet belgesini, şanlı İstiklal Savaşımız ile yırtıp attılar. Bize, Lozan Antlaşması ile Ulusal And (Misak-ı Milli) sınırları içindeki bugünkü güzelim yurdumuzu, özgürlüğümüzü ve onurumuzu sağladılar (24 Temmuz 1923).

Bizler; yüce önder ATATÜRK’ün bize armağanı ve kutsal emaneti olan
bağımsız, özgür, demokrat, halkçı, laik ve insan haklarına saygılı, çağdaş
Türkiye Cumhuriyeti’mizi sonsuza dek yaşatacağız.

Tüm Türkiye toplumunu (Atatürk’ün deyimi ile “ahalisini”) bilinç ve kararlılıkla,
varlığımızın özü ve güvencesi olan bu temel değerlere sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Özellikle BOP vb. AB-ABD süreçleriyle sinsice tuzaklanan kimi uluslararası girişimlere karşı son derece uyanık olmak zorundayız. Sözde “Yeni Anayasa”,
dünkü İtilaf Devletleri’nin, günümüzün ise sözde stratejik / trajik müttefiklerinin diplomatik “Yeni Sevr” dayatmasıdır. AB yasama organı AP’nin (Avrupa Parlamentosu), açıkça Sevr’in uygulanmasını isteyen utanmaz istekleri olmuştur
ne yazık ki! Hem de kezlerce..

Ama köprülerin altından çok sular akmıştır.

  • Artık Türkiye halkı uluslaşarak TÜRK MİLLETİ olmuştur

ve bu tür bildik oyunlara gelmeyecek denli deneyimlenmiş, bilinçlenmiştir.

Tarihin “aptallar için tekerrürüne” asla izin vermeyecektir.

Atatürk’ün SÖYLEV’inde vurguladığı üzere;

  • Türk Ulusu’nu tarih sahnesinden silme amaçlı olup, yüzyıllardan beri hazırlanagelen bir “suikast planı” (apaçık SOYKIRIM!) olan meş’um (lanetli) Sevr paçavrasını 

yırtarak bizlere Lozan Antlaşması ile günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukukta adeta tapusunu sunan Anadolu İhtilalcilerini ve Anadolu Aydınlanmacılarını, Türk Devrimi’nin harcını kanları ve canları ile karan tüm şehit ve gazilerimizi
(artık hiçbiri yok galiba!?) sonsuz bir minnetle anıyor; kutsal emanetlerini sonsuza dek tam bağımsız ve dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olarak yaşatacağımıza söz veriyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Elazığ, 10.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Bu Sevr haritası ile Lozan’da sağlanan ve Atatürk’ün büyük çabalarıyla 1939’da Hatay’ın anavatana katılımıyla; ayrıca yine Atatürk’ün başarısı 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tamamlanan günümüz T.C. sınırları (Musul – Kerkük dışında ne yazık ki) Misak-ı Milli karşılaştırıldığında, her şey çok daha net anlaşılacaktır..

Not     : Fransız işgal bölgesi neredeye Karadeniz’e ulaşacak! Niye acaba?
Divriği demir madenlerini de ele geçirmek için!

Başarı budur! Avrupa’da şampiyon dünyada ilk 5’teyiz!

Başarı budur! Avrupa’da şampiyon dünyada ilk 5’teyiz!

Ufuk Söylemez

Ufuk Söylemez
Aydınlık Gazetesi, 5.4.2018

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

AKP iktidarı eseriyle ne kadar övünse haklıdır bence. T. Erdoğan ve B. Yıldırım’ın 30 Ulusal TV kanalının neredeyse 28’inde günde en az 5-6 kez, canlı-canlı bağıra-çağıra konuşarak, ekonomik icraatlarıyla övünüp, böbürlenmelerini çok görmemek lazım. Hatta büyük ekonomik başarıları başta olmak üzere AKP’nin icraatlarını 24 saat canlı olarak verecek birkaç TV kanalı daha tesis ve tahsis edilmesinde yarar var bence. Neden mi? Niçin olmasın? Dile kolay ülkeyi ve ekonomiyi Avrupa’da şampiyon yaptıkları ve dünyada da ilk 5 ülke arasına sokmayı becerdikleri için! Şaka bir yana, Türk ekonomisi;

  • giderek zayıflayan temel ekonomik göstergeleriyle,
  • biriken ve ötelenen riskleriyle,
  • ağırlaşan borç yüküyle ve
  • hızla bozulan yatırım iklimiyle..
    yokuş aşağı giden, freni patlamış kamyon misali savruluyor maalesef.
  • Ülkemiz bugün, Avrupa’da toplam 50 bağımsız devlet arasında hem enflasyonu, hem işsizliği, hem de faizleri çift haneye fırlamış ve burada kronikleşmiş olan tek ülke.

Tabi cari açık ve dış ticaret açığında da öyle. Tek bir istisna olan, büyüme ve “ihracat arttı” şovları yapılırken, kişi başına düşen milli gelirde de dünyada 75. sıraya düşüyor olunması ne yazık ki…

438 milyar $’ı aşan rekor dış borcu ile, TL bazında – nominal (kâğıt üzerinde) olarak büyüyen ama reel olarak, dolar bazında küçülen bir ekonomiden söz ediyoruz. Ancak iktidar ve hempaları rekor ithalat ve dış ticaret açığı artışlarını “ihracatta rekor kırdık” nidalarıyla örtbas ediyorlar.

  • 5 yıldan beri dolar bazında küçülen ekonomimizi “rekor büyüdük” diye sunuyorlar.
  • Yine dolar bazında reel olarak fakirleşen halkı “büyüme masallarıyla” avutuyorlar.

Bana göre iktidarın en büyük başarısı gerçekleri ters-yüz etmekte ve başarısızlıkları ise başarı diye empoze etmekteki kabiliyetidir. Hiç sıkılmadan, gerçekleri böylesine ters-yüz edebilmek hakikaten büyük bir başarı. Bu kafa sayesinde,

  • Avrupa’da bugün faiz oranları “sıfır ile %2” arasındayken, Türkiye’de %15-20’lere fırladı.

Bu kafa sayesinde, ev kadınlarını ve iş bulsa çalışmaya hazır olanları hesaba katmamalarına rağmen, % 17’lere yaklaşan çift haneli işsizlik bugün sosyal felaket boyutlarına erişmekte. Bu kafa sayesinde, yoksulu daha da yoksullaştıran en haksız ve adaletsiz vergi olan enflasyon Avrupa’da ve gelişmiş ekonomilerde “sıfır ile %2-3” aralığında iken Türkiye’de çift haneye demir atmış durumda. Buna sebep olanlar ise günde 5-6 kez canlı yayınlarla, Gobells’e rahmet okutacak türden “başarı propagandası” yaparak adeta beyin yıkıyor, milletin aklıyla bir manada da alay ediyorlar.

Buna başarı denmez de ne denir? Futbolda olamadık ama

  • çift haneli faizlerde,
  • çift haneli işsizlikte ve
  • çift haneli enflasyonda Avrupa’da şampiyonluğu, dünyada ise, 5.’liği yakaladık.

Bundan ala başarı olur mu hiç? Ne mutlu bize…
==============================================
Dostlar,

2018 BÜTÇESİNİN SEFALETİ!

Sayın Ufuk Söylemez’in yazısı çok çarpıcı. Somut rakamlara dayalı. Sitemizde daha önce özetle paylaşmıştık, 2018 merkezi yönetim bütçesinin sefaletini ama bir kez daha dikkate sunalım :

  • 2018’de öngörülen bütçe gideri 763 milyar TL. Bunun 599’u (%88’i) vergi! Bunun da en az 2/3’ü çok adaletsiz dolaylı vergi (tüketimden alınan vergi); kazançtan alınan doğrudan vergi değil!
  • Beklenen bütçe geliri gelir 697, bütçe açığı 66 milyar TL; yerli – yabancı sermayeden borçlanılacak! 2 basamaklı enflasyonun altında bir faizle bu borcu kim verecek Türkiye’ye?
  • Hele Moodys’ “Türkiye’de  kurumlar çöktü.” gerekçesiyle kredi notumuzu geçen ay indirmişken!
  • Bu durumda AKP = RTE‘nin “indirin şu faizleri..” bağırtıları ne anlama geliyor, kime dönük?
  • 2018’de ödenecek kamu borcu faizi 71,6 milyar TL Öngörülen bütçe gelirlerine oranı 71,6/697 milyar TL = %10,3. Öngörülen vergi gelirlerine oranı 71,6/599 milyar TL = %12. Açıkçası, bütçe gelirinin her 10 TL’den 1’i, vergilerimizin her 8,5 TL’den 1’i, kamunun borçlarına faiz olarak gidecek.
  • Ayrıca borç anapara ödemeleri de var her yıl. AKP iktidarı bunları azaltarak öteliyor; faizi daha da büyüyecek zamanla!
  • 2018’de 230 milyar $ dolayında sıcak (taze!) döviz girdisi gerek borçların çevrilmesi için.
  • Sormak ve anımsamak gerek (438 milyar $’ı aşan rekor dış borcu unutmadan!) :
    Devlet neden borçlanır?
    Devlete kimler borç verir; vergi vermeyenler mi Devlete borç veriyor?
    Enflasyonun altında faizle kim borç verir devlete?
    -Borç isteyeceklerimiz Moodys’in raporuna bakmayacak mı? “Bu rapor bizim için yok hükmünde” demenin ne anlamı olabilir gerçekleri okuyamayan milyonları aldatma dışında??
  • Nitekim Bütçede borç faizinin 2017’ye göre %26 artması üstte yazdıklarımızın kanıtı değil mi?
  • 2018 bütçesinde öngörülen yatırım ödeneği 68,8 milyar TL ile borç faizinden daha az!?
  • Sağlık Bakanlığı bütçesi 37,6 milyar TL. Borç faizinin neredeyse yarısı. 81 + 4 = 85 milyon insanın 1 yıl boyunca Sağlık Bakanlığı ödeneği (SGK dışında) kişi başına yalnızca 442 TL! Yaşasın! Vergi + prim = ek vergi yetmiyor; sağlık hizmeti için eller cebe; 12 kalem haraç!
  • Diyanet İşleri Başkanlığı ödeneği 7,8 milyar TL. Diyanet Vakfı muazzam fonlara sahip. Ayrıca yüz bin dolayında camiye temizlik, aydınlatma, su, bakım – onarım yerel yönetimlerden.. 151 bin personeli var bu Sünni mezhepçi kurumun.. Ekonomiye katkısı ne??
  • SGK’ya aktarım (transfer) : Bu yıl 133,5 milyar TL! Beklenen bütçe geliri 697 milyar TL’nin yaklaşık 5’te 1’i! Bu aktarım 2016’da 108 milyar TL idi, 1/4 oranında artırıldı. Oysa Bütçe 2016’ya göre %17 büyüdü. SGK açıkları hızla büyüyor, 2017 sonunda 30 milyar TL oldu. Geçen yıl bütçe açığı 47 milyar TL idi ve Maliye Bakanı N. Ağbal, “..62 milyar TL açık hedeflemişken 47 oldu, çok başarılıyız..” buyurdu! Oysa Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün 1923-38 arası Cumhurbaşkanlığı döneminde 1 yıl (1929 Dünya ekonomik bunalımına bağlı..) dışında bütçe hep denkti, fazlalık verdi. Osmanlı borç taksitleri yıl yıl bütçenin %31’ine ulaşırken! Batılılar buna “Atatürk’ün ekonomi mucizesi” dediler hayranlıkla. Zamanede AKP iktidarı ve Maliye Bakanı, bütçenin %8’i dolayında açığı “başarı” olarak sunabiliyor. Oysa “açık bütçe” başlıbaşına bir utanç kaynağı ve tam bağımsızlığın 1 numaralı düşmanı! “Algı yönetimi” ya da halkımızı aptal – salak yerine koyup vahşice aldatma – sömürme tam da bu olsa gerek!
  • Emniyet Genel Müd. + Jandarma Gn. Kom. ödeneği 40,1 milyar TL. Sağlık Bakanlığından çok!
  • Merkezi Yönetimin borcu 2017 sonunda 871,6 milyar TL’ye ulaştı; %15 artarak.. Gerçek enflasyon bu oran mı acaba?? Enflasyon bunun altında ise neden Merkezi yönetim reel (gerçek) enflasyon hızının da üstünde borçlanır? Üstelik borçlanma artarken kamu yatırımları neden geriler??
  • Neden 2017’de gelir dağılımı iyileşmemiş, yeni Dolar milyarderleri var edilmiştir iktidar eliyle?
  • Ulusal gelir (GSMH) ve kişi başına gelir Dolar olarak neden düşmüştür? Dünyada kaçıncıyız?
  • Türkiye hala GSMH rakamı ile dünyanın ilk 20 ülkesi içinde midir yoksa G-20 liginden düşmüş müdür?
  • Ve de tüm bu çıplak – yakıcı gerçekler karşısında tümüyle gereksiz – yersiz – yanlış – yandaş zengin eden… 3. havaalanı, Akkuyu NGS, Kanal İstanbul, Şehir Hastaneleri.. vb. mali yükü çooooooooooooooook ağır (60 milyar TL’yi geçiyor salt Kanal İstanbul ve 2018 bütçesinin 10’da 1’i!) göstermelik projeler nasıl bir sorumsuzlukla sürdürülebilir??
  • Son olarak; bırakalım 2023’te dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde olmayı, ilk 20’den bile düşmüş iken neden bu büyük yalan sık sık söylenmekte ve Saray’da üniversite hocalarınca bile alkışlanabilmektedir??!!

Hep birlikte SOSYAL ŞİZOFREN mi olduk??

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Lozan’ın anlamı

Lozan’ın anlamı

Emre Kongar
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
AKP iktidarının, Sarraf Mahkemesi ve Man Adası tartışmalarını geriye itmek için başlattığı tartışmanın konusu olan Lozan Antlaşması’yla yeni bir devlet kurulmuştu: 
Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu yerine, İstiklal Savaşı’nı kazanan Türkiye Cumhuriyeti. 
Lozan bir zafer antlaşmasıdır!
***
1920’li yıllarda Anadolu’nun nüfusu 11-12 milyon kadardı; yani bugünkü İstanbul’un nüfusundan daha az. 
Bu nüfusun yüzde onu okuma yazma biliyordu, yaklaşık bir milyon kişi; onların da yarısı ancak adını yazabiliyordu. 
Hemen herkes hastaydı: Trahom, verem ve sıtma. (AS : Cüzzam ve Frengi!)
Tüm nüfus, uzun süren savaşların sonunda zaten yorgun, bezgin, aç ve hastaydı.
(AS: Erkekler savaşta kırılmıştı..)  

İşte bir Din/Tarım Toplumu’nu 15 yıl içinde bir Kentsel/Endüstriyel Toplum olma eşiğine getiren, yirminci yüzyılın en çarpıcı siyasal ve kültürel atılımı, böyle bir nüfusla gerçekleştirilmiştir! (AS: Batılı emperyalistlerin diliyle KILIÇ ARTIĞI!)
***
Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları büyük devletler tarafından cetvelle harita üzerinde çizilmedi:
Yüz binlerin kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş savaşlar sonunda belirlendi. 

1) Sadece İstanbul’u, Trakya’yı ve Anadolu’yu işgal eden galip devletlerin silahlı kuvvetlerine, İngiliz, Fransız, İtalyan ordularına karşı değil… 
2) Batı’dan saldıran taze Yunanistan ordularına karşı… 
3) Doğu’dan gelen taze Ermenistan ordularına karşı… 
4) İçteki Halife taraftarlarının isyanlarına karşı… 
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, “ölümüne verilen” bir mücadele ile çizildi bu sınırlar.
***
Çok kişinin aşırı milliyetçi, şovenist duygularını gıcıklayan bu saldırılar,
yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni ırkçı, faşist bir diktatörlüğe yöneltmedi: 

Tam tersine, yeni Cumhuriyet, ırk, din, dil, mezhep farkı gözetmeksinizbu sınırları çizen,
bu devleti kuran halka Türk
 halkı denir” anlayışıyla, siyasal bilince ve bireysel tercihe dayalı bir vatandaşlık kavramı üzerinde yükselen “Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” olmayı hedefledi.
***

  • Lozan, Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalananlar arasında devam eden
    tek barış antlaşmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti, Birinci Dünya Savaşından bugüne kadar varlığını, gelişerek sürdürmüştür. 
Bu Cumhuriyet’in hedeflediği Demokrasi ve İnsan Haklarının, bütün farklılık ve çatışmaların panzehiri olduğunu unutmayalım. 
Farklılıklarımızı koruyarak bir arada yaşamanın, gelişmenin nimetlerinden,
bu toprakların güzelliklerinden eşit ve adil bir biçimde yararlanmanın yollarını arayalım. Siyaseti, gerilim, kavga, kin ve intikam üzerine kurmayalım. 

Birbirimize, haksız ve adaletsiz bir biçimde, ayrımcı bir vicdanla bakmayalım. 
İnsanları haksız, hukuksuz ve adaletsiz muamelelere tabi tutmayalım;vicdanlarımızda
ve özellikle de adalet
 mekanizmasında yargısız infazlar yapmayalım… 

Cumhuriyetimizi, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olarak geliştirmeye çalışalım: 

  • DİREN İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ!

==================================================
Dostlar,

LOZAN ANDLAŞMASI’nın ANLAMI ve
AKP = ERDOĞAN’ın DERİN AÇMAZI

Üstad Emre Kongar’ın sözünün üstüne söz söyleme olanağı var mı??
Metinde 2-3 yerde ayraç içinde not düştük..
Lozan’ın böylesine derin bilinçsiz – bilgisiz – sorumsuz ve bu halkın verdiği şehitlerin, gazilerin, dökülen kanların hürmetsiz biçimde ağza alınmasını asla içimize sindiremiyoruz..
Türkiye bu tabloyu, böylesine yöneticileri hak etmiyor..
Yunan Cumhurbaşkanı ve uluslararası hukuk profesörü Pavlopulos adeta ders verdi sözleriyle. Uluslararası Andlaşmalar için Erdoğan’ın bilinçsizce önerdiği böylesine bir yol – yöntem olmadığını açıkladı. 43 yaşındaki genç Başbakan Çipras da..  Erdoğan ise “..siyaset hukukunda var böyle bir şey, yaparız biz..” anlamında karşılık verdi. Anımsatmaya gerek var mı, böyle bir hukuk dalı yok! Konuya ilişkin normlar Uluslararası / Milletlerarası Hukuk dalınca konuyor.

Mülkiye de okumuş olma yetkisiyle not düşelim ki; bu tür Andlaşmaların / metinlerin altına ancak “ek maddeler” konabilir. Özgün metne dokunulamaz. ABD Anayasası tipik bir örnektir. 1776’lara uzanan bu çekirdek Anayasa salt 7 (yedi!) maddedir ve Amerikan halkınca adeta kutsanmaktadır. 240 yılı aşkın süredir bu maddelere dokunul(a)mamıştır. Gereksinim duyulan içerikler madde olarak da değil “ammendment” (düzeltme) sıfatıyla eklenmiştir, o kadar.

Anayasada Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemlerden sorumlu olmadığı kurala bağlanıyor.. (md. 125/1 ve 2). Ancak yaşanan pratik, bu madde ile ilgili sorunlar yaratıyor. Anayasa koyucu Erdoğan gibi “atipik” cumhurbaşkanlarını elbette hesaba katamazdı. Ne var ki bu hukuksal – anayasal bağışıklık Türkiye için son yıllarda ağır faturalara neden oluyor.  Erdoğan’ın Lozan Andaşması hakkındaki bu sözleri Dışişleri bürokrasisince hazırlandı ise bu kişiler için yasal sorumluluk doğabilir. Bu durumda o talihsiz ve asla kabul edilemeyecek ağır gaf niteliğindeki sözlerin oluşturduğu “idari eylem”de Cumhurbaşkanı “tek başına” değildir ve hazırlık işlemi kendisi dışında yapıldığından sorun Yönetsel (İdari) Yargıya taşınabilir. Nitekim önceki yıllarda Rektör atamalarında Erdoğan’ın, YÖK’ün sunduğu 3 aday içinden dilediği bir adı Rektör atama işlemi benzer gerekçeyle Danıştay’a taşınmış ve yüksek yargı başvuruyu kabul etmişti. Sorunun hukukçular ve kamu yöneticilerince tartışılması yerinde olacaktır.

Bu gibi sorunların aşılması için Anayasa’nın anılan maddesinde Cumhurbaşkanının anayasal sorumsuzluğu nedeniyle, “tek başına” yapabilecekleri dışında bırakılan işlemlerde ilgili Bakan – Başbakan’ın imzası koşul tutularak onlar sorumlu tutulmuştur. Kimi ülkelerde ise Devlet Başkanlığı Konseyi biçiminde bir yapılanma ile kritik kararlar bu kurula bırakılmıştır.

Erdoğan, fiilen (de facto) tek adamdır ve henüz “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denen yeryüzünde örneği olmayan ucube – uyduruk – zorlama rejim 3 Kasım 2019 seçimleri yapılmamış olduğundan yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte, TEK ADAM yönetimi sergilemekte ve ülkeyi tek başına demir yumrukla, son 1,5 yıldır da resmen OHAL dayatmasıyla totaliter bir rejime sürüklemektedir, sürüklemiştir. Zaten açıkça itiraf edilmiştir Anayasa dışına çıkıldığı ve Anayasa’nın yaratılan fiili duruma uydurulması = anayasayı fiilen çiğneme suçunun işlendiğinin itirafı ve fakat yasallaştırılması AKP tarafından ülkeye dayatılmıştır. Dönemin İçişleri Bakanı Efgan Ala, TBMM kürsüsünde elini vargücüyle kürsüye vururken, avazı çıktığınca da “Tanımıyoruz bu anayasayı!” diye haykırmıştı.. (03 Mart 2015, TBMM)

16 Nisan 2017 Anayasa değişiklikleriyle; böyle giderse 3 Kasım 2019 sonrasında
AKP = Erdoğan hala ülkenin başında olursa, çok daha katı – sekter, Erdoğan’ın kendi deyimiyle “astığın astık kestiğin kestik” bir eğik düzleme ülkemiz sürüklenmiş olacaktır.
Erdoğan Başbakan iken, 23 Nisan 2010’da simgesel olarak makamına oturttuğu kız çocuğuna
bu sözleri söyleyebilmişti..

Lozan görüşmelerinde Başdelegemiz ve Dışişleri Bakanımız İsmet Paşa‘nın yakın hukuk danışmanı aile büyüğümüz Prof. Dr. Veli Saltık‘ın kulakları çınlasın. Lozan Andlaşması bu bağlamda bizim için ayrı bir önem ve değer taşımakta.

Nezihe Araz’ın aktardığına göre İsmet Paşa Lozan’dan Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı bir mektupta;

  • Velinimetim efendim, beni görseniz tanıyamayacaksınız. Birkaç ayda saçlarım bembeyaz oldu.. Hasretle ellerinizden öperim. / İsmet

diye yazmıştı.

Siyaset çooooooooook gergin, gerçekte AKP = RTE tarafından bilerek ge-ri-li-yor..
Kamuoyunun dikkatini dağıtmak ve asıl sorunlardan uzaklaştırmak zorunda AKP = RTE
Son bir hafta – 10 günde ne çok yapay “gündem tohumu” saçıldı topluma değil mi?

2018 Bütçe görüşmelerinde AKP tarafından özellikle izlenen gerilim politikası da
aynı bağlamda.

AKP = RTE‘nin derdi 1 değil ki… Bin dert ile boğuşmaktalar ve ipler giderek el ve ayaklarına dolaşmakta. Dillerine de… Bakışlarına da.. Yüz ifadelerine de… Beden dillerine ve duruşlarına da.. Beyinlerine, akıllarına, sağduyularına, sabır ve belagatlarına…. da! Güliver’in cüceleri pek hünerli.. Üstelik ülke dışından da “epey çelme” gelmekte..

Ne var ki; ne Lozan, ne Kudüs, ne %11 büyüme masalı kurtuluş değil..

  • AKP = RTE uzatmaları oynamakta..

Yolun sonu görünüyor.. Erken seçim?? Orada da denklemler çoook karmaşık ve çoook bilinmeyenli.. En azından Anayasa md. 67 ciddi zorluk çıkarıyor : Seçim yasalarında yapılacak değişiklikler en az 1 yıl sonra yapılacak seçimlerde uygulanabiliyor. AKP bu noktada bağlanmak istemiyor; erken seçim zorunlu duruma gelirse ne yapacak??

Kongar hocamız gibi bağlayalaım :

  • DİREN İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ!

Sevgi ve saygı ile. 12 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

İpek Demiryolunun Açılışı

Mülkiye Haber
İpek Demiryolunun Açılışı

İpek Demiryolunun Açılışı
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Önce Melike Hatun Camisi bir konuşmayla açıldı:

  • “Tek parti döneminde Ankara’nın kadim kimliğinden kopartılmak ve adeta camisiz hale getirilmek istendiği inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Ankara’da mescitleri binaların
    en kör noktalarına hapsetmişlerdir. Bir başkente asla yakışmayan, yer altı camileri uzun yıllar Ankara’nın kaderi olmuştur.”

Sonra Konya konuşması yapıldı:

vecdiseviğ“Tek parti döneminin en büyük kötülüğü tarihimizi 1923 yılından başlatmış olmasıdır. Onun öncesinde koskoca bir devlet birikimimiz vardı. Bugün Karadeniz’den Hint Okyanusuna kadar her yerde hüsnü kabulle karşılanıyorsak sebebi budur.”

Ardından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı yayımlandı:

  • “Başta Cumhuriyetimizin banisi, Kurtuluş Savaşımızın muzaffer komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm gazilerimizi de rahmetle, tazimle yâd ediyorum.”

Sonra olarak Anıt Kabir özel defterine imza atıldı:

  • “Türkiye Cumhuriyeti, her satırı kahramanlıklarla, her safhası fedakârlıklarla dolu çetin bir mücadelenin eseridir… Cumhuriyetimizin 94’üncü kuruluş yıl dönümünü kutlarken, başta zat-ı aliniz ve silah arkadaşlarınız olmak üzere tüm gazilerimizin hatıralarını saygıyla yad ediyor,”

Bu açıklamaları anlamaya çalışırken, “Demir İpek Yolu Açılıyor” başlıkları gazetelerde Cumhuriyet Bayramı haberleriyle bir arada verilmeye başlandı.  30 Ekim günü yapılan törende, “Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi’nin ilk seferinin gerçekleşmesiyle, Orta Koridor Projesi’nin en önemli ayağı tamamlanmış oluyor.” denildi, “böylece, Londra’dan Çin’e kesintisiz demiryolu bağlantısı kurulduğu” en yetkili ağızdan ilan edildi.  Bunun da “Kararlılığımızın ve vizyonumuzun eseri” olduğu iddiası dillendirildi.

Özel uçak yolcuları, bu açılış haberinde Başbakan’ın hakkının yendiği görüşünde olmalılar ki, “Bakü-Tiflis-Kars hattında fitili ilk Yıldırım ateşledi” başlığının altına, projenin 2004 yılında dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından gündeme getirildiği bilgisini döşendiler.

Hattın yapılmasına giden yolu açan “Demir İpek Yolu” ya da Avrupa Kafkasya Asya Ulaşım Koridoru (Transport Corridor Europe-Caucasus-Asia TRACECA) nedir diye merak eden pek çıkmadı.

Türkiye, konunun uluslararası tartışmaya açıldığı 1994 tarihli Brüksel Deklarasyonu çalışmalarında bulunmuş, ancak konferans üyesi olmamıştı. 1998 yılında Konferansa taraf olma olanağı buldu ve 8 Eylül 1998’de Bakü’de 32 ülkenin katıldığı zirve sonunda Avrupa-Kafkasya-Asya Koridoru Üzerinde Uluslararası Taşımacılığın Geliştirilmesi Hakkında Temel Çok Taraflı Anlaşmayı imzaladı. Anlaşmayı dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel imzalarken, yanında da Dışişleri Bakanı İsmail Cem bulunuyordu. Anlaşma 26 Nisan 2001’de TBMM’de kabul edildi.

Gürcistan ile demiryolu bağlantısı kurulması konusunda ilk görüşmenin tarihi de 1993’e uzanıyor. Bu tarihten 2004 yılına dek geçen süre içinde Ermenistan engelinin kaldırılması için çaba gösterildi. 7 Haziran 1999’da Ecevit Hükümetinin programı TBMM genel kurulunda görüşülürken kürsüye gelen Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller aynen şunları söylemişti:

  • “Bizim başlattığımız ve özellikle Gürcistan nezdinde yapmış olduğumuz bütün girişimler ile Kars-Tiflis arasındaki 134 kilometrelik bir demiryoluyla, tamamlandığı takdirde, ta Özbekistan’dan İspanya’ya kadar bir demiryolu ile demirden bir ipek yoluyla Türkiye’nin, Asya’yı, Avrupa’ya bağlaması mümkün olacaktır. Bizim başlattığımız bu proje, bu iktidar tarafından bitirildiği takdirde, kendilerini en içten sevinçle alkışlayacağımızı da ifade etmek istiyorum.”

Yetkilerin ve bunların söyledikleri dışında hiçbir bilgiyi araştırma zahmetine katlanmamayı alışkanlık haline getiren yaygın basın, açılış günü Türkiye sınırları içinde trenlerin hangi noktalar arasında çalıştıklarını da görmezlikten geldiler. İpek yolunu Türkiye üzerinden kullanmak gerekse, hangi hatlardan geçileceği de araştırılmadı.

Trakya bölgesinde demiryolu ağı Halkalı’da bitmektedir. Haydarpaşa – Pendik arasında tren hattı yoktur. İki ucun birleşmesi için toplam 45 kilometrelik demiryolunun yapımı yavaş da olsa sürdürülüyor. Ankara Garı’nın doğu ile bağlantısı Haziran 2016’dan bu yana kesik. Ankara’nın doğusuna gidecek trenler Kırıkkale’nin Yahşihan ilçesine bağlı Irmak istasyonundan kalkıyor. Yani bir trenin Türkiye’nin iki ucu arasında kesintisiz gidip gelebilmesi için zaman zaman zıplaması gerekiyor.

Yine de iyimserlik gerekirse, Kars’tan Gürcistan’ın başkenti Tiflis ve Azerbaycan’ın başkenti Bakü ile tren bağlantısı kurulduğuna sevinmeliyiz. Kars’ın kendi ülkesinin başkentiyle tren bağlantısı yok, varsın olmasın!
======================================
Dostlar,

AKP – RTE POLİTİK ŞOVLARI : NEREYE DEK??

AKP = RTE şovları artarak sürdürülüyor..
Artarak sürdürülen asıl olgu ise yapılanların PAZARLAMASI…
PR (Public Relations) bağlamında halkın algı yönetimine olağanüstü önem veriliyor..
Yapıp ettiğinizin gerçek boyutları ne denli küçük olursa olsun, halkta istenen yönlendirme bu tekniklerle büyük ölçüde başarılıyor (!?)..

29 Ekim 2017 açıklaması, Anıtkabir defterine yazılanlar, ertesi gün İpek demiryolu..
Ertesi gün 5 babayiğitin “yerli otomobil” i geliştirme şovu.. “5’i biryerdeler” ayrı ayrı mı geliştirecek “yerli” (!) otomobili yoksa bir ortaklık mı (konsorsiyum) kuracaklar??
Ertesi gün İstanbul’da 10 yıldır harap edilen Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılması ve yerine Opera binası yapılması????!!! Hani ATATÜRK adı? Neden salt opera binası?? Neden 10 yıldır atıl tutup harap ettiniz?? Size nasıl inanabiliriz??? 2019 başında bitecekmiş, öne alınmazsa Mart 2019 yerel seçimleri öncesi halka politik nevale, seçmene rüşvet hazırlanıyor.

Velhasıl 80 milyona günlük saray vaazları aksatılmadan sürdürülüyor..
Gündem belirleniyor ve okumayan halka gaz verilerek politik tabanın biraradalığı (konsolidasyonu) sağlanmaya çabalanıyor..
6 Ekim 2017 Pazartesi “Eyyyy Standard &Poor’s” diye başlayan “azarlama” görebiliriz..

Elbette bu arada itibardan tasarruf edil(e)mez!? Saray bütçesi ve örtülü ödeneği dudak uçuklatır!
Ama halk ekmeğinden tasarruf edebilir.. daha yoksul, daha çok işsiz, demokrasisiz bırakılabilir, hapislerde tutulabilir; OHAL altında inletilebilir..

Tek bir gelişmiş ülke var mıdır ki yeryüzünde Cumhurbaşkanı / Devlet başkanı… bunca çok konuşsun… Her gün hatta günde birkaç kez konuşsun… Yetmedi, yaşamın hemen hemen her alanına girsin..

Hükümete, parlamentoya kamuoyu önünde apaçık talimat, muhalefete de gözdağı versin..

Faşist diktatör olarak suçlanınca da hemm-men saatler içinde Cumhurbaşkanı zırhını takınarak bu makama hakaretten dava açtırsın Anamuhalefet genel başkan yardımcısı hakkında.. Konuşurken, suçlarken, aşağılarken, hakaret ederken, azarlarken, küçümserken, alay ederken Cumhurbaşkanı olduğunu unutup öfke patlamasıyla iktidar partisi genel başkanı ama yanıt alınca Cumhurbaşkanı! Nerede kaldı hukukun silahların denkliği ilkesi?? Türk hukuk sistemi bu garabete hızla bir çözüm üretmek zorundadır.. Örnek kararlar üzerinden sağlam bir içtihat, gecikmeden.

Böylesi bir  tablo “faşist diktatörün de şeddelesi (azgını – şiddetlisi)” dışında başka nasıl tanımlanabilir?? CHP Gn. Bşk. Yrd. ve parti sözcüsü Bülent Tezcan’ın başka ne seçeneği vardı?

Racon kesilecekse raconu da bizzat Reis kendisinin keseceğini gırtlağını yırtarcasına haykırıyor..

İnsanlık tarihinde asla bir benzeri olmayacak, nev-i şahsına münhasır, istisnalar yaşıyor Türkiye.

Tanrı sonumuzu hayreyleye…

Sevgi ve saygı ile. 05 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Emre Kongar

Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Bence Atatürkçülük ya da Kemalizm, her ne ad verirseniz verin,
“BİLİM VE AKIL YOLUDUR”…
  
Başka bir şeye indirgenemez!
“Başka bir şeye indirgenemez” derken, her türlü “indirgeyiciliği” kastediyorum:
Atatürk, ne sadece “İstiklal Savaşı Komutanı”dır…
Ne de sadece “Atatürk Devrimlerinin Filozofu ve Uygulayıcısı”!
Yani kısacası:
Ne sadece “Asker”dir…
Ne sadece “Düşünür”…
Ne sadece “Politikacı”…
Ne sadece “Devlet Adamı”…
Ne sadece “Anti-Emperyalist”…
Ne de sadece “Cumhuriyetçi”dir…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yukarıda saydıklarımın hepsi ve daha da fazlasıdır:

Her dönemde ve her coğrafyada, o dönem ve o coğrafya için çağdaş bilimlerin ve
aklın gösterdiği yolu, çözümleri
temsil eder!
***
Değerli gazeteci-yazar Kerem Çalışkan, Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası, 20 Eylül 1917adlı son kitabı ile sadece tarihe değil, günümüze de ışık tutuyor! Çalışkan, tam yüz yıl önce, Mustafa Kemal tarafından, 1. Dünya Savaşı koşullarında, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver, Sadrazam Talat ve Şam’daki 4. Ordu Komutanı Cemal Paşalara “Zata Mahsus” olarak yollanmış muhtırayı mercek altına almış ve bugün de anlamlı olan şu sonuçları çıkarmış:

1) Milli Politika. Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu.
“Alman Sömürgesi” Olmaya Güçlü itiraz. Bulgar Milliyetçiliği Örneği.
İttihat ve Terakki’nin Programsızlığı. Alman Islah Heyetine Muhalefet.
2) Halkçı Muhalif Söylem.
Siyaseten Muhalefet.
Siyasal Eleştiri. Halkçılığın Başlangıcı.
3) Ordu Çökmüştür Saptaması.
Ordu Gerisindeki Halkın Güçlendirilmesi.
4) Sorumluluk Cesareti.
5) Siyasal Öngörü. Osmanlı’nın Çöküşü. Almanya’nın Yenilgisi. Filistin’in Kaderi.
6) Gerçekçilik.
7) Medeni Cesaret.
8) İsyan Ruhu. İsyan ve Sürgünle Dolu Bir Yaşam.
9) Tarih Bilinci. Devirler Arası Çizginin Teşhisi.
10) Liderlik Bildirgesi.
***
Kerem Çalışkan, bu “İsyan Muhtırası”nı, Mustafa Kemal’in İstiklal Savaşı öncesi hazırlık dönemi çerçevesinde irdelemiş ve değerlendirmiş… “Muhtıra”da, İstiklal Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in, bugünlere dek uzanan ipuçlarını görüyoruz:
Baharı müjdeleyen “Nisan Yağmurları Altında”…
Hiç kurtulamadığım “Siyasal Romantizm” etkisiyle:

Hayır deyin, direnindiyor diye okudum ben bu “Muhtırayı!”
===================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli Kongar hocamıza… Gerçekte, Batı emperyalizmi ile birlikte asıl sorumlu oldukları Suriye / Idlip sarin gazı saldırısını – faciasını bile günlük siyasete alet ederek halkoylamasında “evet” için kullanan anlayışa çoook güçlü hem de çooook güçlü bir “HAYIR” demenin, halkı aptal yerine koyan iç – dış politika fiyaskolarını kesin olarak veto etmenin, 16 Nisan’da hep birlikte HAYIIIIRRR! diye haykırmanın vakti – saati gelip çatmıştır sevgili halkımız.

Vebalin ağır, tarihsel sorumluluğun çoook ağırdır!
Çare, anayasa değişikliği üzerinden köleleştirilmene – yurtsuz ve onursuz bırakılmana, bölünme, kan ve göz yaşına kendin ve gelecek kuşaklar adına HAYIIIIRRRR demekte!

Sevgi ve saygı ile. 06 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com