KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

Ahmet GÖKSAN
Cumhuriyet
, 17.11.19

“Hükümetten, dünya sulhu ve insanlığın emniyeti bakımından köklü tedbirlerin alınmasını birçok defalar rica ettik. Fakat ne yazık ki beklediğimiz ve özlediğimiz garantilerden çok uzak bulunuyoruz.” 1958 Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs Adası’nın Osmanlı yönetimi tarafından İngiltere’ye 1878 yılında kiralanmasından sonra olayların saman alevi gibi parlamasına karşın için için yanmaya devam ediyor. Adada iki ulusun uzantıları olan Türklerle Rumların yaşadıkları biliniyor. Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan en küçük bir olumsuzluktan Kıbrıs’ta yaşayan Türklerle Rumların etkilendiği biliniyor. Bir de buna İngiliz yönetiminin yanlı tutumunun eklenmesi ile Türk’ler için adada zorluklar yaşanmasının nedeni oluyor.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş, İngiltere’nin sömürgelerini terk ederek kendi kabuğuna sığınması ile sonuçlanıyordu. Yaşanan ayrılıktan sonra terk edilen ülkelerde iç çatışmaların yaşanmasına da zemin hazırlamış oluyordu. Kıbrıs’ın da bundan etkilenmesi sonrasında Ortodoks Kilisesinin destekleri ile EOKA terör örgütünün kurulmasına karşın Türklerin de en azından savunma örgütü kurmaları kaçınılmazdı.

EMPERYALİZMİN KORKUSU 

Kıbrıs Türkleri de 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdular. Bir başka gerginlik ise adada kurulmuş olan komünist AKEL Partisi’nin varlığı idi. Emperyal güçler için Doğu Akdeniz’de ikinci bir KÜBA’nın kurulması endişeleri vardı. Bu nedenle EOKA’yı bu amaçla kullanmaya başladılar.

Türkler sürekli olarak saldıran taraf değil, savunmada olan taraf idi. Yaşanan saldırılar sonrasında çok sayıda Türk yaşamını yitirirken, öbürleri de yaşamakta oldukları bölgeleri terk etmek durumunda kaldılar. Bu konuya ilişkin olarak BM görevlisi diplomat Mr. A. Ortega’nın, Mayıs ve Haziran 1964 döneminde hazırladığı ve adı ile anılan raporda, Rumların saldırıları ayrıntıları ile yer alıyor. Buna karşın rapora ilişkin herhangi bir işlemin yapılmadığını kaydetmek istiyoruz.

Yunanistan’daki Albaylar Cuntası Makarios ile uyuşmazlık yaşıyordu. Bunun sonucu olarak 15 Temmuz 1974’te darbe sonrasında adı geçen kişi BM Güvenlik Konseyi’nde 19 Temmuz 1974’te konuşurken, “Kıbrıs’ın Yunan ordusu tarafından işgal edildiğini, Türk’lerin can güvenliklerinin olmadığını, bu nedenle garantici ülkelerin müdahale etmelerini” istiyordu. Aynı kişi, kısa süre sonra Türk ordusunu işgalci olarak suçlamaktan da geri durmuyordu.

Son dönemde sıklıkla gündeme taşınan garantilerle tek yanlı müdahale hakkına ilişkin tartışmalarına da değinmek istiyoruz. 19 Şubat 1959’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığının sağlıklı bir yapı içinde sürmesini sağlamak için Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantici ülkeler oluyorlardı. Ada’da konuşlu bulunan ve adanın %13 toprağına sahip olan iki adet İngiliz üssü de Garanti ve İttifak antlaşması içinde yer alıyor.

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Garantici ülkelerin adada bozulan düzenin yeniden kurulmasından yana tavır almaları adı geçen antlaşmada yer alıyor. Bu nedenle, adı geçen antlaşmanın değiştirilmesi konusunda son dönemde sıklıkla yapılan tartışmalar, taraf olan İngiltere’nin de onay vermesini gerektiriyor.

Komünist AKEL Partisi sıklıkla bu üslerin kapatılması veya kira ödenmesi konusunu gündeme taşıyor. Böyle bir isteğe adadaki İngiliz Yüksek Komiseri Bay Stephan Lillie, “kuruluş antlaşmasını okuması gereken insanlar var” diye yanıtlıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 36. yılına geldiğimiz bugünlerde Berlin’de yeni bir müzakere süreci başlatılmak isteniyor. Bugüne değin konuşulmayan hiçbir şeyi kalmamış olan uyuşmazlığın “neyini tartışacağız”, gerçekten meraka değer doğrusu. Görüşülecek yeni diye sunulan Referans Belgesi, 50 yılı aşkın süredir konuşulan konulardır. Bunların yeni diye sunuluyor olması anlaşılır olmanın da ötesindedir. Yapılacak müzakerelerden sonuç beklenmesi, Godot’yu beklemeye koşut bir davranıştan öteye geçemeyecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 36. yılına ulaşmış bulunuyoruz. Torunlarımızdan emanet aldığımız Cumhuriyetimizle Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatarak torunlarımızdan kendi torunlarına teslim etmelerini isteyeceğiz. Bu nedenle yapmakta olduğumuz mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz.

Yüce Atatürk’ün “Bu adaya dikkat ediniz” söylemine sıkı sıkıya bağlı olarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor mu ne…
==========================================
Dostlar,

15 Kasım, KKTC’nin 36 ncı kuruluş yıl dönümü.

Devletin tepesi ve basınımızın kalemşörlerinin KKTC’yi Rum’a satmak için harcadıkları çaba hedefine ulaşmışken, Rum’un ANNAN Planı’na “hayır” demesi sayesinde yarım kaldı.

KKTC’nın kuruluşu uğruna şehit olan TMT, Silahlı Kuvvetler mensupları ile Mücahitlerin ruhları şad olsun.

Yaşamlarını bu mücadeleye adayan Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, emeği geçen herkesi rahmetle anıyor, yaşamda olanları şükranla selamlıyoruz…

Selam olsun o yurtsever yiğitlere, şehit ve gazilere..

Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

BAŞKA KAPIYA

PAZAR’LIK

BAŞKA KAPIYA

Konuk yazar :
Ahmet GÖKSAN

ahmetgoksan45@gmail.com
06 Eylül 2018  –  Ankara  –

“Ada’nın %62’sini Rum’lara bıraktık. Kendileri de bilirler ki geçen yıl Ada’nın tümünü alabilirdik. Ama Türkiye Yunanistan gibi genişleme politikası gütmediğinden Ada’yı işgal ve istila etmedi. Sadece barış ile güvenliği sağladı ve güvenlik hattında durdu. Şimdi Rum’lar Ada’dan Türk askerlerinin gitmesini isterler. Nasıl gider Türk askeri? Kendileri Yunan takviyeli en az 40 – 50 bin kişilik bir ordu bulundururken ve bu orduyu her gün yeni silahlarla donatarak Türk halkının varlığı ve hayatı için korkunç bir tehlike yaratırken, Türk askeri buradan nasıl gider?” 1975, Dr. Fazıl KÜÇÜK

İkinci Paylaşım Savaşının 01 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgali ile başladığı biliniyor. Nisan 1945 ayına kadar devam eden savaş sırasında resmi açıklamalara göre 70 milyonun üzerinde insanın öldüğü kaydediliyor. Bu derece ağır insan kaybının bir kez daha yaşanmaması için BM 01 Eylül gününü Dünya Barış günü olarak ilan etti. Etti de ne oldu diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. Bundan sonra başlatılan vekalet savaşları ve çatışmalarda daha fazla insanın öldüğünü söylemek de olasıdır. Doğal olarak bu denli çatışma ve savaşları silah üreticisi ülkeler başta Birleşik Amerika Devletleri olmak üzere hep birlikte kışkırtıyorlar. Sonuçta insanlar birer canavara dönüştürülüyor. Olan da kadın ve çocuklara oluyor. En fazla sıkıntı ve can kaybını yaşıyorlar.

Amerikalı Bay Trump’ın başkan seçilmesi sonrasında ivme kazanan çatışmalar dur durak demeden artıyor. Yakın çevremize baktığımızda bire bir insan ilişkilerinin de düzgün olduğunu ne yazık ki söyleyemiyoruz. Bunun temel nedenlerinden bir tanesi ise savaş ve çatışma sahnelerinin boyalı kutularda saatlerce değil günlerce izlettirilmesi olduğunu kaydetmek istiyoruz.

Karşımızdaki unsur ile yaşamakta olduğumuz uyuşmazlığın temelinde uygulanmakta olan eğitim politikaları yatmaktadır. Bu unsurun İlkokullardan başlanarak devam eden öğrenim süresince okutulan UNUTMUYORUZ isimli ders başlığıdır. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir kamuoyu araştırması bu yargımızı doğruluyor. 18 yaş altı Rum gençlerin Ada’nın kuzeyine (soru bu şekilde idi) giderek oraları görmek isteyip istemedikleri sorusuna verdikleri yanıt bize şaşırtıcı gelmedi. Bu eğitim sistemi ile yetişenler %65 oranında kuzeyin Türk işgali altında olduğu nedeniyle gitmek istemediklerini söylüyorlardı. Bu çocuklar savaş yaşamamış olsalar bile eğitim sistemi tarafından sürekli olarak zehirleniyorlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılacak bu yönlü araştırma Ada’da barışa ne kadar yakın veya uzak olacağımızın da göstergesi olacaktır. 

Eylül ayının gelmesi ile BM Genel Kurulu 18 Eylül’de çalışmalarına başlayacaktır. Katılacak olan ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, içinden geçilmekte olan durum konusunda görüşlerini açıklayacaklardır. Bu yönlü açıklamaların ne kadar değer bulacağı ise ayrı bir tartışma konusudur. Buna karşın karşımızdaki unsur bu dönemi kazanım olarak kendi hanelerine yazdırmak için yoğun uğraş vereceklerdir. Doğu Akdeniz’de hidrokarbon araştırmalarını başlatmayı da hedefliyorlar. Buna karşın Türkiye’nin de benzer girişimlerde bulunması şaşırtıcı olmayacaktır.

Rum müzakereci Bay Andreas Mavroyannis, Alithia gazetesine geçtiğimiz günlerde yaptığı değerlendirmede, “Çerçeve toprak konusunda Kıbrıs Türk’leri sundukları haritanın ötesine gitmeli ve Rum’ların bazı bölgelerle ilgili isteklerini karşılamalıdır.” diyordu. Bu isteğini “baş üstüne ve derhal ayakaltına” diye yanıtlıyoruz. Hızını alamamış olacak ki, “yeni çaba başarısız olursa, 1974’den sonra ilk kez daha ne yapacağımızı bilemeyeceğiz. Bu durum Kıbrıs sorununda da bir dönemin sonu olabileceğini” söylüyordu.

Müzakerelerin geleceği belirsizliğini korurken “Kıbrıs Türk’leri toprak konusunda verdikleri haritadan öteye gitmeli” diyen bu Bay’a “Allah versin başka kapıya” demek gerekiyor mu ne!…

SEVGİ ile kalınız…
===============================
Dostlar,

Sn. Ahmet Göksan, Kıbrıs konusunda gerçek bir uzmandır. Yaşının da 70’lere yakın oluşu nedeniyle yakın tarihi yaşayarak deneyimlemiş bir yurtsever gözlemcidir. Uzun yıllar Kıbrıs Türk Kültür Derneği‘nin Genel Başkanlığını yürütmüştür. Bu dönemde Derneğin Ankara Tuna Caddesindeki Genel Merkez salonunu ulusalcı toplantılara düzenli olarak açardı. Salı akşamları Prof. Anıl Çeçen düzenli ve başkaları ek sunumlar yapardı. Biz de bu mekanda çok sayıda konferans verdik. Sn. Göksan’ın pek çok Kıbrıs yazısı da bu sitede yayınlandı, yayınlanacak.

AKP ile “iklim” değişti ve Sn. Göksan artık o dernekte genel başkan değil. Salon da ulusalcı toplantı ve konuşmacılara yıllardır kapalı!? Buradan tarihe not düşmüş olalım..

KKTC ve bağlantılı Kıbrıs ulusal davasında Sn. Göksan’ın birikim ve deneyiminden yetkililer mutlaka yararlanmalı. Bu alan, hata yapılabilecek bir kulvar değil çünkü hataların giderimi ve geri dönüşümü son derece güç, belki de olanaksız.. Çook dikkat istiyor..

Teşekkürler yurtsever insan Sn. Ahmet GÖKSAN.. Nöbete ve aydınlatmaya devam..

Sevgi ve saygı ile. 06 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

                                                                         

PAZAR’LIK : ÇEKİRDEKSİZ İNCİR

PAZAR’LIK : ÇEKİRDEKSİZ İNCİR

Ahmet GÖKSAN
ahmetgoksan45@gmail.com, 27.10.2017 

(AS: Bizim katkımız azının altındadır.)

“Hıristiyan bir devlet yalnız kendi çıkarları, kendi menfaatleri olduğu zamandır ki dost görünebilir. İstediğini kopardıktan sonra da arkasını dönüp uzaklaşır. Hala bugün için yürürlükte olan budur. Kıyamete kadar da böyle olacağına şüphe yoktur. İslam ülkeleri, dertlerini ancak kendilerinin ilaç olabileceklerini anladıkları gündür ki özgür yaşama imkânlarını sağlayabilirler.” Dr. Fazıl KÜÇÜK (1977)

İspanya’dan önce Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilen referandum Irak’ın derdi olmaya devam ederken İspanya’nın Katalan bölgesinde yapılan referandum da benzer kaderi paylaşıyor. İspanyol Hükümeti anayasanın 155. maddesine dayanarak Katalan Hükümeti’nin yetkilerini askıya aldığını açıklayıp 6 ay içinde seçime gidilmesi kararını aldı. İlgili madde de “Eğer özerk bir bölge anayasal yükümlülüklerini ihlal eder ya da İspanya’nın çıkarlarını ciddi anlamda tehdit edecek davranışlar sergilerse, Madrid genel çıkarlarını korumak için gerekli önlemleri alabilir” vurgusu yapılıyor.

AB ülkelerinin genelinde yaşamakta olan azınlıkların önünün kesilebilmesi için İspanya’nın uygulamaları bir laboratuvar olacaktır. Bu nedenle Hükümet 6 ay içinde bölgeyi seçime götürüyor. Katalanların alınan bu karara karşı tavırlarını sertleştirmeleri sürpriz olmayacaktır. Uzun soluklu düşünüldüğünde de diğer AB üyesi ülkelerin kendi gelecekleri için İspanyol Hükümetinin kararına zorunlu olarak destek veriyorlar. Kısa sürede olumlu bir sonucu beklememek gerektiğini kaydetmek istiyoruz.

Bu yönlü gelişmeleri kendi açılarından değerlendirme gereğini duyan mendil büyüklüğündeki ülkenin önde gidenlerinden DİSİ’nin Başkanı Bay Averof Neofidu, Katalonya örneğinden yola çıkarak Kıbrıs Türklerini tehdit etmeye çalışıyor. Filelefteros gazetesinin haberine göre Bay Neofidu “Sadece evimizin içine bakmaktan vazgeçmeliyiz. Pencereyi açalım ve dünyada ve bilhassa Avrupa’da ne olduğunu izleyelim” diye konuşuyordu. Katalonya da yaşananları Kıbrıs Türklerinin ciddi bir şekilde dikkate alması gerektiğini savunuyor. Eski yıllardaki gibi şehir devletlerine de değinen Bay Neofidu, bu tür devletlerin modern dünyada yerinin olmadığını söylüyordu.

Bu yönlü bir açıklamanın karşıdaki siyasiler arasında ılımlı olduğu kabul edilen kişiden geliyor olması ayrıca düşündürücüdür. Yapılan açıklamasından sonra müzakere sürecinin neden havaya uçurulduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Kıbrıs Türklerine önerilen barışın onursuz bir öneri olduğu görülüyor. Önerilen bu onursuz barışın Kıbrıs Türkleri tarafından kabul edilmeyeceğinin bilinmesi gerektiğini kaydetmek istiyoruz.

Akel’in adayı olarak seçime katılmadan önce Londra’da düzenlenen bir toplantıda konuşan Bay Dimitris Hristofyas, seçimi kazanması halinde “Kıbrıs Türklerine ne tür haklar vereceksiniz” sorusuna verdiği yanıtta “Kıbrıs Türklerine uluslararası hukukta ön görülen en üst düzeyde AZINLIK hakları vereceğini ve bu yönde çalışacağını” söylüyordu. Son açıklamanın da Bay Hristofyas’ın yaklaşımından farklı olmadığını rahatlıkla söylemek olasıdır. Bunun ötesinde Bay Neofidu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni bu açıklaması ile şehir devletçiği düzeyine düşürmekte bir sakıncayı da görmüyor.

Erken seçime hazırlanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki siyasi partilerin eteklerindeki taşları dökerek Bay Averof Neofidu’ya hak ettiği gerekli yanıtı vereceklerini düşünüyoruz. Seçime gidilirken gerçekleşmesi belki olmayabilir. Buna karşın seçimden sonra mutlaka Ulusal bir Konsey’in kurulması yönünde adımlar atacakları ve atmaları gerektiğini yinelemek istiyoruz.

Seçimden sonra önümüzdeki dönemin zorluklarla geçeceği belli olmuştur. Bu nedenle onurlu bir barış için çalışmalar yapılması gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız…
==================================
Dostlar,

Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı Sayın Ahmet Göksan dostumuzun Kıbrıs konusundaki uzmanlığı iyi bilinmektedir. Türkiye, uluslararası ilişkileri bakımından son derece girift, sorunlu ve sorumlu bir dönemde. Hiçbir ciddi hatayı konjonktürel olarak kaldırma olanağı yok.
Ekonomi yangın yerine döndü. Borçlar ancak borçla döndürülebiliyor. Bu tür ekonomik boyunduruk Osmanlıyı iflasa (Moratoryum!) ve parçalanmaya götürmüştü, bir borçlandırma kurgusu ürünüydü!

AKP iktidarının, –yaratılmasında başlıca sorumlu doğrudan kendisi olmakla birlikte– bu bunaltı altında ciddi yanlışlar yaparak ulusal çıkarlarımızdan ve onurumuzdan kabul edilemeyecek ödünler vermesinden endişe etmekteyiz. Kıbrıs görüşmelerinde açık diplomasi yürütülmesini, konunun yurtsever uzmanlarından yararlanılmasını diliyoruz. Sayın Onur Öymen, bu makalenin yazarı Sn. Ahmet Göksan, KKTC eski Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, Prof. Erol Manisalı gibi uzmanlara mutlaka danışmalıdır AKP iktidarı.

İdeal çözüm 2 bölgeli – egemen eşit 2 devletli bütünleşik Kıbrıstır.

Sevgi ve saygı ile. 28 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Ahmet GÖKSAN : TELAŞLANAN SUÇLULAR

PAZAR’LIK

TELAŞLANAN SUÇLULAR

Ahmet GÖKSAN
ahmetgoksan45@gmail.com

“Neden kızıyor içerliyor bu adamlar? İleri sürdükleri idam tekliflerini kabul etmememizin mesulü olarak yalnız Anavatanı görüyorlar da ölüm sehpasına sürüklemek istediklerinin kendi kendine müdafaa çabalarının meşru bir hak olduğunu teslim etmekten neden kaçıyorlar?Matbalarının bir köşesine çekilip kalem yürütenler insan gibi yaşamak hakkını kendileri için helal, başkaları için haram olduğunun düşüncesi içindeyseler vereceğimiz cevap: ENOSİS’e karşı TAKSİM’dir. Kafalarında ‘ilhak’ ateşi yandıkça ‘Taksim’ ateşi, de Türklerin kalplerinde parlayacak ve biz bu düşünceden ancak hak ve adalet tecelli ettikten sonra vazgeçebiliriz. Hak ve adalet de müşterek bir devletin kurulmasıdır.” 1969, Dr. Fazıl KÜÇÜK 

Kamuoyu araştırmalarının ne işe yaradığı bazen sorgulanır bazen de üzerinde düşünmeye bile değer bulunmadığı için okunmuyor. Bazen araştırmanın taraflı olduğu yargısı duyurulan sonuçlara ilişkin olarak peşinen ortalara çıkıyor. Buna karşın bilim üreten az sayıdaki kurumun yaptığı araştırmalar ilgi çekiyor ve değerlendiriliyor. Geçtiğimiz günlerde Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin “Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması” nın 2017 yılı sonuçları açıklandı. Türkiye’nin dış politikada en büyük sorununun %44.2 ile terörle mücadele olduğu olgusu haklı olarak öne çıkıyor. Kıbrıs konusunun değerlendirmeye bile giremediğini üzülerek de olsa belirtmek istiyoruz.

Uzun yıllara dayanan uyuşmazlığın neden değerlendirme dışı kalmasının nedenlerini sizlerin değerlendirmelerinize bırakıyoruz. Zaman, zaman karşı tarafın yaptırdığı benzer araştırmalara baktığımızda sonucun öncelikleri arasında olduğuna tanık oluyoruz. Sitem etmeden darılmadan Kıbrıs konusunu irdelemeye tek kişi kalmış olsam bile değerlendirmeye devam edeceğimden kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini kaydetmek istiyorum.

Son olarak Cenevre’de yaşananlar karşı tarafın önde gideni Bay Nikos Anastasiyadis’in kabadayı tavrı ile masadan kalkışını bile kendi lehimize olacak şekilde değerlendiremediğimizin bilinmesini istiyoruz. O kalkıp gitti. Buna karşın bizleri suçlamadılar diyerek avunuyoruz. Bu olay üzerine kazandığımız sempatinin bile kısa süre sonra unutulduğu biliniyor.

Bu patırtı ve gürültü arasında son dönemde sıkça tartışılan Münhasır Ekonomik Bölge’de egemenlik konusunu Mendil Büyüklüğündeki ülkenin Başsavcı eskisi çarpıcı şekilde gündeme taşıdı. Başsavcı Bay Alekos Mihailidis haftalık Simerini gazetesinde yer alan açıklamasında, “Münhasır Ekonomik Bölge egemen değil. Münhasır Ekonomik Bölgemizin sınırları içeinde egemenliğimiz yoktur. Orası açık denizdir” diyordu.

Bay Başsavcı, konuya ilişkin olarak Rum medyası ve kamuoyunun yanlış anlamalara neden olan değerlendirmeler de bulunduğunu gözlemlediğini de söylüyordu. “Şu anda 12 mil olan karasularının (kıta sahanlığı) ötesinde, seyir, tatbikat veya herhangi başka bir şey yasak değildir. Türkiye’nin ‘dikkat edin engelleriz’ mesajları tehdittir. Buna karşın henüz engellenmedi. Özlü ihlal noktasına henüz varamadı” dedikten sonra Rum tarafında görmezden gelinen bu konunun çözümünün uluslararası hukuk olduğuna dikkat çekiyordu.

Crans Montana’daki konferansı Kıbrıs sorununu ve müzakere sürecini kritik bir dönemeç olarak niteliyordu. “Çöküş olması halinde BM bizim tarafa bile sorumluluk yükleyebilir. Konferans çökerse 2013’te başlayan çabanın sonu olacağı düşünülmelidir. Çöküş olursa bunun bizim tarafımızdan kaynaklanmamasına ve bizim tarafa sorumluluk yüklenmemesine özen göstermeliyiz.” diyordu. Eide’ye Anastasiyadis’in saldırmasını örtmek için yeni taktikler deneyeceklerinden kuşku duymuyoruz. Anastasiyadis’in saldırısını suçluların telaşı içinde olanların yaptıkları bir eylem olarak almak durumundayız.  

Bugüne değin yeterince öne çıkaramadığımız uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı öne çıkarmamız gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız…
11 Ağustos 2017, Ankara 

İlgilenenlere: ‘Yakın Dönem Kıbrıs tarihini yazdığım BİR DEMET YAŞAM 1-2. kitaplarımı ‘www.okumaodasi.com’ adresinden temin edebilirisiniz. AG.
=================================
Dostlar,,

Sn. Göksan’ın Kıbrıs sorunları ve tarihi konusunda uzmanlığı tartışma dışıdır. Bu yüzden, Son dönem Cenevre Kıbrıs ”görüşmelerinin” (gerçekte saldrılarının mı desek?!) gündemde olduğu dönemde O’nun uzmanlık birikimi çok  önemli. Sağolsun, kendisini bu ulusal davaya adamış bir insan :

  • ”Kıbrıs konusunu irdelemeye tek kişi kalmış olsam bile değerlendirmeye devam edeceğimden kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini kaydetmek istiyorum.” sözleri O’nun.

Doğrusu biz de Sayın Göksan gibi ”Bugüne değin yeterince öne çıkaramadığımız uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı öne çıkarmamız gerekiyor..” kanısındayız.  

Bu bağlamda atılacak adım da;
– Türkiye’nin hiç zaman yitirmeden Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmesi!

(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2017/07/25/soner-polat-kibrista-yeni-donem/
ve http://ahmetsaltik.net/2017/08/02/ahmet-goksan-gaspin-hakki/)

Saın Göksan’a teşekkürlerimizle.

Sevgi ve saygı ile. 13 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

6  ? *

Ahmet GÖKSAN : GASPIN HAKKI

PAZAR’LIK

GASPIN HAKKI

Ahmet GÖKSAN
ahmetgoksan45@gmail.com

“Rumların istediği, Türk halkına her türlü yaşama imkanını vermeyecek bir idare kurmaktır. Ufak, ufak zümrelere ayıracakları toplumu ekseriyet arasında ezmek, onları her türlü yaşam imkanlarından mahrum etmektir. Bu sakat ve tehlikeli yolda yürüyenlere de pek haklı olarak karşı taraf ne bugün ve ne de yarın itimat edemez, etmeyecektir. İtimatsızlık ve korku içinde kimsenin yaşamasına imkan yoktur. Kendi selametini ve emniyetini aramak daima tehlike içinde olana düşen bir vazifedir. Bu emniyet çarelerine başvuranlara, ‘Türkler ayrı yaşamak ayrı kalmak istiyorlar’ diye boğuk sesler çıkarmak hakkını nereden buluyorlar? Bütün ayrılığın gayrılığın bir numaralı adamları kendileridir.

Bir halk ki kendi evine gitmekten mahrumdur, bir halk ki emniyet ve selameti silahın ucundadır, bunun körü körüne düşman kucağına sığınak aramasına imkan ve ihtimal var mıdır?”
1969, 
Dr. Fazıl KÜÇÜK 

Crans – Montana’da yapılmış olan Kıbrıs müzakerelerinin beklentilere yanıt vermediği biliniyor. BM Genel Yazmanı’nın büyük savlarla katıldığı toplantılarda düşlediği sonucu alamadı. Bay Antonio Guterres’in yeni bir başlangıç için kolları sıvadığını kaydetmek istiyoruz. Ulaşılan bu sonucu diplomatik yaşamındaki başarısızlık olarak kabul ediyor olması görevde kalacağı süre içinde daha çok sayıda Kıbrıs müzakerelerini düzenleyeceğinin de habercisidir. Türkiye Kıbrıs’ın garantörü ülke olarak yapılan toplantının son toplantı olacağının hesabını yapıyordu. Buna karşın karşı tarafın uzlaşmazlığı nedeni ile amacına ulaşamadı.

Kıbrıs uyuşmazlığının dünya kamuoyuna çıkarıldığı günden başlayarak Türkiye sürekli olarak uzlaşmacı yaklaşımlar sergilemekten geri durmuyordu. Son toplantıları izleyen yabancı gözlemciler de Rum tarafının uzlaşmazlığına bizzat tanık oldular. Masadan ilk kez kalkan tarafın Rum tarafı olduğunu da gördüler. Bu durumda BM’nin artık iyi niyet sorumluluğunu bir köşeye bırakarak Türklerin haklılığını ısrarla belirtmesi gerekiyor. Aksi halde sadece buradan sempati topladığımız kanısı ile sevinir dururuz.

Önümüzdeki dönemde görüşmelere yani bir başlangıç eğer yapılacaksa Eide’nin tutumu ve hazırlayacağı raporun önemli olacağını şimdiden belirtmek istiyoruz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının dünya kamuoyu önünde gösterdikleri iyi niyetin bu raporda belirtilmesi gerekiyor. Rum kesiminin uzlaşmaz tutumunun özellikle vurgulanmasını kaydetmek istiyoruz. Gelinen bu noktadan sonra BM’in Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda bu gelişmelerin ışığında yeni değerlendirme yapması kaçınılmazdır. Bildik yöntemlerle konunun çözülemeyeceğine bizzat Genel Yazman da tanık olmuştur. Adada çözüm olmazsa görevli Barış Gücü’nü çekerim dayatmalarının BM ilkelerine de aykırı olduğunu da belirtmek istiyoruz. Böyle bir yaklaşım ise çocukça bir yaklaşımdır.

Adanın çevresinde uluslararası alanda mendil büyüklüğündeki ülkenin ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgede Fransız Total şirketi hidrokarbon arama çalışmalarına başlamış bulunuyor. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, çalışmaları yerinde izlemek ve yetkililerle görüşmek üzere tozlu ayakları ile adaya geldi. Larnaka limanında demirli bulunan ülkesine ait savaş gemilerini de ziyaret etti. Türk Deniz Kuvvetlerinin de bölgede olduğunu kaydetmek istiyoruz.

Geçmiş yıllarda Kıbrıs Türklerinin yaşadıkları olumsuzlukları bir kenara koysak bile Fransa ile Rumların son yaptıkları çalışmaların Kıbrıs Türklerinin haklarının gaspı olduğunu da belirtmek istiyoruz. Uluslararası toplumun gözleri önünde yaşananlara seyirci kalınması kabul edilemez. En azından Espen Eide’nin hazırlamakta olduğu raporda bu konuya da yer vermesi gerekiyor. Aksi halde bilek gücü ile hak gaspı yapmaya devam ederler.

Kıbrıs Türkleri adına müzakerelere katılanların illa da anlaşacağız diyerek masaya oturmamaları gerekiyor. Toprak konusunda haritanın verilmiş olmasını vahim bir yanlışlık ve hata olarak görüyoruz. Arşivlerde ve Tapu Kadastro Dairesinin verilerine göre 337 245 dönüm Vakıf arazisi ile buna koşut 322 109 dönüm Sultan arazisi de yasa dışı yöntemlerle gasp edilmiştir. Bu malların toplamının 659 354 dönüm olduğu, bunun dışında kişilere ait Türk mallarının toplamının %33, Rum mallarının %67 olduğu araştırmayı yapan Harita Mühendisi Halil Giray tarafından belirlenmiştir.

 Bu arada Türkiye’nin ve Avrupa Konseyi‘nin istek ve destekleri ile kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’na yapılan başvurular sonrasında bedeli ödenerek Türk toprağı olan 16 bin dönüm arazinin de dikkate alınması gerekiyor.

Karşı tarafa verilen haritada %29 oranının neye göre ve nasıl ortalıklara çıkarıldığına
açıklık getirilmesi gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız.
28 Temmuz 2017  –  Ankara

İlgilenenlere: Yakın Dönem Kıbrıs tarihini yazdığım “BİR DEMET YAŞAM” 1. 2. kitaplarımı ‘www.okumaodasi.com’ adresinden temin edebilirsiniz.” AG
====================================
Dostlar,

Sayın Ahmet Göksan dostumuz Kıbrıs Türklerindendir ve Kıbrıs – KKTC davamızın (sorunu demesek!?) en soluklu, bilinçli ve yurtsever izleyicilerindendir, savunucularındandır. Konuya bütünüyle egemendir. O’nun yazılarını izlemek ve gerçekleri öğrenmek çok uygun olur.. Bu sitede epey yazısını yayımladık. Göksan dostumuz Uzun yıllar Kıbrıs Türk Derneği Başkanlığı yaptı, Ankara’daki Kıbrıs Evi‘ni yönetti. Salı günleri akşamları biz ulusalcılar orada konferanslar düzenler ve katılırdık. Sn. Prof. Dr. Anıl Çeçen düzenli Salı konferansları verirdi. Bunun öncesinde güncel konuları uzmanlar sunardı. Biz de bu zeminde epey konferans verdik..

Son birkaç yıldır bu olanağımız da yok ne yazık ve ne acı ki!
Niye acaba? Kim zorluyor ya da engelliyor?
Çok zor olmasa gerek bu sorunun yanıtı.. Tarihe not düşülüyor elbette..

Sevgi ve saygı ile. 02 Ağustos 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com