Temiz hava soluyamıyoruz

Temiz hava soluyamıyoruz!

Birleşmiş Milletler (BM) Örgütü 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlediği zirvede, 5 Haziran tarihinin “Dünya Çevre Günü” olmasını oybirliği ile kabul etti. O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek için çalışmalar yapılıyor.
BM bu yıl Çevre gününde hava kirliliğine dikkat çekmek için #
BeatAirPollution (hava kirliliğini yen)
kampanyası başlattı. Sivil toplum kuruluşları hem dünyada hem de Türkiye’de artan hava kirliliğine dikkat çekerek
* dünya genelinde 10 kişiden 9’unun temiz hava soluyamadığını belirtiyor.
[Haber görseli]

Dünya genelinde hava kirliliğinin nedenlerinin başında kömür kullanımı geliyor. Bu yıl Dünya Çevre Günü’ne ev sahipliği yapan Çin’de hava kirliliği yüzünden insan yaşamı ortalama üç yıl kısalmış durumda.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (PM2.5 verilerini temel aldığı) raporuna göre,

  • Avrupa’nın havası en kirli 10 şehrinin 8’i Türkiye’de.

Greenpeace Akdeniz Projeler Sorumlusu Deniz Bayram,

“Dünyanın en ciddi çevre sorunlarından biri olan hava kirliliği salt bir çevre sorunu değil, aynı zamanda insanların yaşam süresini kısaltan, yaşam niteliğini düşüren bir tehdit.
Greenpeace Akdeniz’in de üyesi olduğu Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hazırladığı Kara Rapor’a göre;

  • Kirli hava Türkiye’de 2016-2018 arasında 52 bin kişinin erken ölümüne neden oldu. Bu, Türkiye’de trafik kazalarında yaşamını yitirenlerin 7 katı. Aynı yıllar arasında Türkiye’de 81 ilin yarısı kirli hava soludu.” diye konuştu.

‘Önlem alın’

TEMA Vakfı da Dünya Çevre Günü kapsamında, yaşamsal tehlikeleri giderek artan hava kirliliğine ve toplumda bu alanda yükselen duyarlığa dikkat çekerek, önlem alma konusunda çağrıda bulundu. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç,

Sevgi ve saygı ile. 05 Haziran 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

Işık Kansu : Salak mıyız biz?

Salak mıyız biz?

Işık Kansu
Cumhuriyet, 15.04.2017

Öyle mi? Olabilir bir şey mi bu?
Akla mantığa, tarihin akışına, insanlığın ve yurttaşlığımızın ulaştığı evreye uyar mı?
Kul muyuz, köle miyiz biz?  Daha da ötesi sıfır numara salak mıyız?
Değiliz, olmayacağız. Olmadığımızı, olmayacağımızı yarın sandık başında göstereceğiz.
*****
İzin yok
Bu halk: Namık Kemal’in, Tevfik Fikret’in şiirleri ile beslenen; mersiyeler yazan, Verlaine’den şiir çevirileri yapan…
Jean-Jacques Rousseau’dan Max Beer’e; Balzac’tan Maupassant’a, Ahmet Vefik Paşa’dan Evliya Çelebi’ye birçok yazarın yapıtını okuyan… Gazeteler, kitaplar çıkaran…
Büyük Taarruz’dan yalnızca birkaç gün önce Akşehir’de Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını bitiren… Ömrü boyunca elinden geçen kitapların sayısı 3
997’ye varan…
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in;
Topu topu iki şairin şiirlerini döne döne konuşmalarının arasına sıkıştıran,
üniversite diplomasının varlığı bile tartışmalı bir kişinin bencilliği yüzünden yıkılmasına
izin vermeyecektir.
*****
Afganistan’a doğru
Eğitim-İş’in, basında her nedense pek ilgi görmeyen Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine dayanarak yaptığı araştırma, laik-bilimsel eğitimden epey uzaklaştığımızı ortaya koyuyor :
=======================================================
– 2012-2013 eğitim – öğretim yılında 1.099 olan imam hatip ortaokulu sayısı geçen yıl 1961’e, bu yıl 2777’ye;
– 708 olan imam hatip lisesi sayısı ise geçen yıl 1149’a bu yıl ise 1408’e çıkmış.
– İmam hatip lisesi öğrenci sayısı 634 bin 406,
– imam hatip ortaokulu öğrenci sayısı ise 657 bin 20 olmuş.
– AKP iktidara geldiğinde 71 bin 100 olan imam hatip öğrencisi 1 milyon 291 bin 426’ya yükselmiş.
=======================================================
TÜRGEV’ci Bilal Erdoğan’ın “5 yılda 1 milyon imam hatipli” hedefi vardı ya…
İşte ona bir yılda ulaşma başarısını göstermişiz!
Bir önemli saptama daha: 2013-14 eğitim-öğretim yılında okullaşma oranı ilkokullarda %99.57 iken, bu yıl bu oran %98.13’e düşmüş.
Daha da önemlisi; 2013-14 eğitim-öğretim yılında %99.61 olarak gerçekleşen kız çocuklarının okullaşma oranı ise geçen yıl %98.90’a, bu yıl ise %98.19’a gerilemiş.

  • “Evet”lendiler mi de, Taliban Afganistan’ına döneri artık.
    *****
    TEMA gönüllüler arıyor

TEMA Vakfı, başta topraklarımız olmak üzere doğal varlıklarımızı koruma savaşımında
gönüllü olacak Ankaralı ilçe ve mahalle sorumluları arıyor. İstekliler, vakfın İç Anadolu
Bölge Koordinatörü Elif Özcan Güneri’nin elif.ozcan@tema.org.tr elektronik posta adresine
21 Nisan’a değin başvurabilirler.
=====================================

Evvvet… değerli Işık Kansu… Cumhuriyetimizin erken dönem efsane çocuk hekimi
Dr. Ceyhun Atıf Kansu‘nun hatırlı emaneti.. Ne hoş yazılar yazıyorsunuz siz Cumhuriyet’te!

Elbette salak değiliz ve bu gün, 16 Nisan 2017 günü Ulusumuzun sağduyulu çoooook
büyük bir bölümü, kendisine kurulan ANAYASA TUZAĞI‘na net olarak “HAYIR” diyecek.. Bu sonuç, hepimiz için “hayırlı” olacak.. Erdoğan ve AKP başta olmak üzere..
Çünkü gerçekten çooook yanlış ve ülkemiz için çoook zararlı, bize yakışmayan bir despotizme sürükleyebilir bu anayasa değişlikliği.. Bunca yetkiyle yoldan çıkmayacak insan olamaz!

Ne yazık ki kökü dışarıda, ülkemizde yazanı belirsiz bu 18 maddenin!.. Yurt dışında yazıldı!
Ve ne yazık ki Erdoğan’ın 17-25 Aralık yolsuzluğu başta olma üzere oğlunun, kendisinin,
kimi AKP’lilerin bulaştığı yasa dışı işler nedeniyle kendisini tüketmek (tasfiye etmek) üzere baskı – şantaj – tehdit ile önüne kondu.. Erdoğan tutsak alındı bir bakıma.. (Bu konuyu sitemizde daha önce yazmıştık, tıklayarak okuyabilirsiniz :
SARAYDA TUTSAK ERDOĞAN’a YARDIM ETMELİ..)

Dolayısıyla Erdoğan direnemedi ve yaşamının en ağır çaresizliği – ikilemi içinde bu diktatörlük anayasasını halka sundu.

  • Anaysa değişikliği onay alırsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan çok daha tehlikeli biçimlerde kullanılacak; ATEŞE ATILACAK kendisi de ülkemiz de!
  • İnanınız Erdoğan’ın bile gizli oylamada “HAYIR” vermesi çoooook olası.
  • Başbakan Binali beyin de, pek çok Bakan ve AKP milletvekilinin de “HAYIR” demesi
    çok makul..
    Nitekim 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “hayır” oyunu açıkça belli etti, Erdoğan’ın Kayseri mitingine çağrısına uymadı.. Önceki Başbakan A. Davutoğlu da Konya mitinginde “evet” oyu istemedi. Halkın seçimi ne olursa saygı duyacağını söyledi..

Uluslararası politik deyimle -ne yazık ki- artık Erdoğan “Lame duck” (topal ördek) tır..

  • Halkımız, aklıbaşında AKP’liler de dahil, bu çıkmazdan ülkemizi “HAYIR” oylarıyla çıkaracak!

    Raydan çıkarılmış Türkiye yönetimi böylelikle yoluna konabilecek, normalleşebilecek..
    Buna çoook gereksinimimiz var.. Sorunlarımız öylesine çok ve öylesine ağır ki..
    Asla TEK ADAM ile değil, ancak güçlü bir TBMM ile başedebiliriz bu ağır kuşatmayla..

Sevgi ve saygı ile. 16 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!


Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!

Dostlar,

Lüleburgaz’dan dostumuz Sn. Hakan DEDEOĞLU aşağıdaki çığlık mektubunu iletiyor.
İbretle okuyalım..

  • Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!

Önceki hafta, bu uyarıyı yapan Edirne Devlet Hastanesi uzmanlarından
Dr. Dilek Tuncer’in (öğrencimizdi..) Edirne Valisince görevden alınmasını
açıkça hukuk dışı bir zulüm – keyfilik – terör olarak ilan etmiş ve kınamıştık.
Dr. Tuncer’in derhal görevine iade edilmesini istemiştik. Nitekim öyle oldu
ve Sağlık Bakanlığı denetçisi Dr. Tuncer’i görevine iade etti.
(Edirne Valisi; kanser uyarısı yapan doktoru görevden aldı)

Şimdi ise tüm yaşamı Trakya’da (Lüleburgaz’da) geçen, Endüstri Mühendisi ve
çevre gönüllüsü – çalışanı, TEMA Vakfı eylemcisi dostumuz Hakan Dedeoğlu
acı gerçekleri yazıyor..

Mızrak çuvala sığar mı? Bu bağlamda çok sayıda bilimsel araştırma var elde.
Edirne valisi hışımla bir devlet memurunun üzerine gideceğine görevini yaparak Anayasa md. 56‘daki yükümünün gereğini yapsın! Halkla işbirliği yapsın. Anayasa md. 56’yı okusun. Orada çevreyi koruma ve geliştirmenin Devlete ve yurttaşa ortak hak ve ödev – yüküm olarak verildiğini görecektir. Yurttaş Dedeoğlu, Yurttaş Dr. Dilek Tuncer (Tucer) Anayasal görev – yükümlülük ve haklarını kullanıyorlar.

Tersini yapmaları istenmeyendir, Anayasal görevini savsaklamaktır.

3 hafta sonra 20-24 Ekim 2014 günlerinde Edirne’de yapacağımız 17. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi‘nde bu konuları konuşacağız. Kongre konusu “Çevre ve Halk Sağlığı” Edirne Valisini de, Kırklareli ve Tekirdağ valilerini de bekleriz. Bilimsel araştırmaların sonuçlarını dinlesinler ve durumun ne denli ciddi – ivedi olduğunu
bir kez daha görüp hemen gereğini yapsınlar dileriz..

1988 – 2004 arasında 16 yıl Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hizmet veren
bir öğretim üyesi olarak biz de yöre sorunlarını yakından biliyoruz. Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği’nde, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı olarak üniversitede
bu sorunlarla hep içiçe olmuştuk..

Sevgili Hakan Dedeoğlu arkadaşımızın ciddi uyarıları ve önerileri aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
02.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!

Hakan_Dedeoglu_Luleburgaz

 

 

Hakan Dedeoğlu

 

 

Ergene Nehri’nin doğduğu noktadan, denize döküldüğü noktaya kadarki
283 km’de yaşanan kirliliklere Edirne Valisi Şahin “dur” dedi! 

Doğduğu noktada, suyu içilebilir olan ve ergenlikdoğurganlık, üretkenlik gibi anlamlara gelen Ergene’nin, Tekirdağ İli itibarıyla zehirlemeye, yok etmeye başlaması çok ciddi bir sorundur. Ülkemizin belki de en kirli nehri olan Ergene, ilk önce Trakya’nın, sonra da Türkiye’nin sorunudur. Bir zamanlar bereket saçan Ergene, artık ölüm saçmaktadır.

Kanser hastaları ölümden uzak durabilmek için mücadelelerine her yeni günde, yeniden başlamaktalar. Edirne’de Trakya Üniversitesi, İstanbul’da ise Çapa ve
Cerrahpaşa’da hastalıklarına çare aramaktalar. Parası ve imkanı olan mücadelesine devam ederken, parası ve desteği olmayanlar ne yazık ki mücadeleyi sürdürememekteler. Sanıyorum bu yaşananları da bazı yöneticiler “kader” diye niteleyeceklerdir; ancak bizler bunu kabul edemeyiz. Tüm bu yaşananların sebebi açıktır: Genel ve yerel iktidarların sorumsuz tavrı ve çoğunluğun sessiz kalışı…

Bölgemizdeki sorunlar apaçık ortadayken, ‘Ergene Nehri’nin suyuyla yetişen ürünler kanser yapıyor’ diyen sorumluluk duygusu sahibi bir doktor geçen hafta Edirne Valisi tarafından görevinden alındı!

Neden sonra, Edirne Valisi Şahin, görevden uzaklaştırdığı Dr. Tucer’i görevine
iade ederken -etmek durumunda kalırken- görevden uzaklaştırmaya kansere ilişkin açıklamanın değil, açıklamanın izinsiz ve bilimselliği kanıtlanmamış verilere dayandırılarak yapılmasının yol açtığını ifade etti. Ergene ve Meriç sularıyla sulanan ürünlerde kimyasal atık maddelere rastlandığı yıllardan beri bölgede yapılan akademik çalışmalarla birçok kez kanıtlandı. Bu gerçek bir yana, Trakyalılar olarak, aslında Vali Bey’e teşekkür borçluyuz. Doktor Tucer’in görevini yapmasına müdahale ederek Ergene’nin yıllardan beri artarak devam eden sorununun gündeme gelmesini sağladı! Daha sonra baktı ki olay değişik ve müfettiş raporu farklı, geri adım attı ve doktoru tekrar görevine iade etti.

Bundan sonra, Vali Bey’in gelişmelerin tüm safhalarıyla ilgilenmesi ve bu konuda gösterdikleri duyarlığı her yönüyle devam ettirmesi ve görev sorumluluğu yerine getirerek halkın sorumlarını dikkate alması koşul olmuştur. Çünkü kamu görevlisinin sorumluluğu sorunların izlemcisi olmaktır, sorunları izleyenleri sindirmeye çalışmak olmamalıdır. Gerçeklerden kaçarak kurtulamayız. Ertelemek de çözüm olamaz. Trakya’da yaşananlar insanımızın yazgısı olmamalıdır. Siyaset, erkin tahakkümünde değil, halkın yararının peşinde olmalıdır.

Yaşanan gelişmelerin ardından, İpsala Çeltik Üreticileri Birliği de bir basın açıklaması yaparak yapılacak açıklamalarda çeltik üreticilerinin de durumlarının dikkate alınması gerektiğini ve herhangi bir bilimsel veriye dayalı olmaksızın gelişigüzel bir şekilde önüne gelen herkesin açıklama yapmasını uygun bulmadıklarını ifade etmişler. Sonrasında onlar da Dr. Dilek Tucer hakkında İpsala Cumhuriyet Başsavcılığı’na
suç duyurusunda bulunmuşlar.

Açıktır ki, paydaşlardan herhangi birinin zarar göreceği bir düzenlemeyi savunmak olanaklı değil. Ancak “pirincimizde sorun yok” diyerek sorumluluktan sıyrılmamız da maalesef olanaklı değildir. Görmekteyiz ki, bugün ülkemizde en kolay şey ölmek! Karşılaşılan sorunlar o denli çok ki insanlarımız çaresizlik içinde oradan oraya koşturuyorlar.

Gerçekler böyle ise tüm taraflara sormak durumundayım:

Trakya Üniversitesi Onkoloji Servisi’ndeki (Kanser tedavi merkezinde) hasta sayısı
her geçen gün neden artmaktadır? Bu konudaki sorumluluk kimlerindir?
Ayrıca Trakya’daki 3 İlden en çok kirliliği üreten Tekirdağ İli olduğuna göre;
Edirne Valisinin Ergene’deki kirlilik nedenlerini Kırklareli ve Tekirdağ valileri ile görüşmesi gerekmez mi? Sorunları görmek, çözmek ve sağlıklı şekle sokmak yöneticilerin görevleri değil midir? Gelinen noktada Ergene’nin kirlenme nedeni
ne yalnızca görevden alınan doktordur, ne bizleriz ne de tek başına şudur budur!

Trakya’daki kirlilik ortalama 40 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Trakya’da 1970’li yıllarda başlayan kirlilik, İktidarlar değişse de yanlış uygulamalar sonucunda bu noktaya ulaşmıştır. Bu şekilde sürerse sonuç daha da kötüye gidecektir. Trakya Üniversitesi’nde binlerce insanımıza kanser konusunda hizmet verilmekte olduğu bilinmektedir.
Sağlık Bakanı Edirneli (AS: Dr.Mehmet Müezzinoğlu) olduğundan, kendisinden beklentimiz açıktır. Bu konuda gerekli yatırımların hızla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İnsan yaşamında hiçbir konu sağlıktan daha önemli değildir.

Konu, siyaset üstü olup insanımızın geleceği açısından çok önemlidir.Konu ile ilgili olarak daha 1999’da TEMA Vakfı bünyesinde Ergene Nehri’nin doğduğu noktadan başlayarak, Lüleburgaz’ın Ovacık Köyü’ne dek noter ve basın kuruluşları huzurunda
13 noktadan alınan toprak ve su örneğinin İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapılan analizler sonucunda nehir suyunun son derece kirli (hatta kirlinin ötesinde kötü durumda) olduğu kanıtlanmış ve bu durum basınla paylaşılmıştır.

Daha sonra TEMA Vakfı olarak, 2005 yılında, Lüleburgaz’ın içinden geçen dereden noter eşliğinde üç noktadan aldığımız su örneklerini İstanbul Teknik Üniversitesi’ne gönderdiğimizde çıkan olumsuz sonuç da yine ciddiye alınmamıştı.

“Ben gelirsem en iyisini yaparım” hamasi siyaseti ne yazık ki bölgeyi bu hale getirmiştir. Çözüm bulmak için dürüst ve içten olmak gerek şarttır. Yeter şart ise bunun için
belli bir bilgi birikimi ve kapasitenin bulunmasıdır.

Geçtiğimiz Mart ayında da HaberTürk TV’den İlknur Adalı ile birlikte Ergene Nehri’ndeki sorunlarla ilgili olarak, Çorlu Sağlık Mahallesi’nden ve sonrasında Uzunköprü’den aktardığımız görüntülerle sorunları yeniden gündeme taşımıştık.

Trakya’nın atardamarı olan Ergene’nin kirlilikle beraber toplardamara dönüşmüş hali, bölge insanının içinde bulunduğu durumu özetlemektedir. Topraktaki verimlilik
yok edilmekle, bununla birlikte, insanlarımız hızla ölmektedir. Bu, intiharın bir başka biçimidir.

Sanayileşmeyle birlikte Çerkezköy’den, Trakya’ya giren kirlilik Çorlu’ya, Muratlı’ya, Lüleburgaz’a doğru yayılmıştır. Yıllarca iş-aş konusunun yanlış anlaşıldığı artık açıktır. İstihdam yaratmak adına başlatılmış gibi gösterilen süreç, Trakya halkını yok eden bir şekle dönüşmüştür. Bugün yaşananlar ne yazık ki “İstanbul’un taşı toprağı altın” diyen zihniyetin neden olduğu sorunların uzantılarıdır. Öncelikle İstanbul’u yok edenler, gelinen noktada Trakya’yı bitirme yarışı içindedir.

Trakya’daki kirlilik algısını yönetenler geçmiş yıllarda olduğu gibi bu kez de farklı bir atak ile zaman kazanıyorlar ve bunu da ne yazık ki başarıyorlar! Buna engel olabilmek adına, ben, tüm tarafları bir bütün halinde hareket ederek bölge zenginliklerimize
sahip çıkmaya davet ediyorum. Bunlardan biri olan çeltik üretiminin önemi konusunda daha tutarlı stratejiler uygulamalı ve sorunu açıklık içinde halkımızla paylaşmalıyız. Trakya Üniversitesi’nin pirinç konusunda yaptığı inceleme sonuçlarını halkımızla paylaşması gerekir. Yerel pirinç üretiminin yerine ithalat yoluyla getirilen ürünlerin
kendi ürettiğimizden daha sağlıklı olduğunu da düşünmüyorum. Ancak kendi topraklarımıza sahip çıkmadığımız zaman bölge çıkarlarımızı korumak olanaklı olmayacaktır. Pancar üretiminde yaşanılan sorunlar pirinç üretiminde yaşanmamalıdır.

Trakya’nın topraklarını – sularını talan edenler, kirletenler ne yazık ki bizlerle birlikte değiller. Kirlettiği bu topraklarda oturmayanların bölge insanının sorunlarını algılama şansı olamaz! Bu yüzden bizim yaşadıklarımızı yaşamıyor ve bizleri
kesinlikle anlamıyorlar.

Ancak şu bilinmelidir ki; un temelli ürünler, pirinç ya da öbür birçok ürün açısından hepimiz aynı gemideyiz. Tüm bu sorunlarla yüzleşme zamanı gelmedi mi?
Geldi de geçiyor bile!

GELECEĞİNE SAHİP ÇIK!

Hakan Dedeoğlu  
LÜLEBURGAZ